Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SINIF MÜCADELESİ VE SOSYALİZM > Sosyalizm

Sosyalizm Sosyalizm hakkında herşey


SOL RADYO
Sol Radyo
Get the Flash Player to see this player.

BS Militanlarına Karşı Kürt Savaşçıları Ön Saflarda Yazımızı Okumak İçin Tıklayın

Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi
Sosyal Demokrasi Nedir ?
Cevaplar
0
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
3618
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Bookmark and Share LinkBack Seçenekler Stil
Alt 20 Temmuz 2007, 10:31   #1
 
Stalche - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Stalche
Okuyucu
Kullanıcı Profili
Üye No:
Mesajlar: n/a
Teşekkür Grafikleri
Standart Sosyal Demokrasi Nedir ?

Ülkemizde ve Dünya'da Sosyal Demokrasi


Ülkemizdeki "sosyal demokrasi"nin hem dünyadaki diğer örneklerden tarihsel farkı, ama hem de benzerliği vardır. Fark ne, benzerlik ne, somutlamak için biraz tarihi geçmişe değinmemiz gerekir tabii ki. Buna kısaca da olsa değinmemiz şu açıdan da gerekli sanırım: Tarihi açıdan sadece şunu belirtmemiz gerekir sanırım. Örneğin Sovyet Devrimi veya Lenin'in yaşamı anlatılırken sık sık Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi'nden sözedilir. Bu, henüz sosyalist literatürle yeni tanışan, sosyal demokratlığı sadece günmüzdeki anlamıyla anlayan birçok arkadaşın kafasında karışıklığa, sorulara yol açar. Mesela, "Lenin ilk önce sosyal demokrat mıydı, Marksist, Komünist değil miydi?" gibi sorular gelir.

Evet, tarihsel olarak anlamı değişen ve adeta tam tersine dönüşen bir kavramdır Sosyal Demokrasi.
Sosyal Demokrasi ismi, 1800'lü yılların ikinci yarısında işçi sınıfı partileri tarafından kullanılmıştır. Sosyal demokrat olarak nitelenen hareketlerin birçoğunun tarihsel geçmişinde, işçi sınıfı ve Marksizm ideolojisi vardır. CHP (veya onun devamı durumundaki partilerin) tarihinde ise, böyle bir başlangıç noktası veya böyle bir durak hiç olmamıştır.

Sosyal Demokrat partiler, uzun bir dönem boyunca işçi sınıfının çıkarlarını burjuvaziye karşı savunmakta etkili oldular. Ancak 1900'lerin başlarından itibaren özellikle de 1910'lu yıllarda bu partilerin önderlikleri, burjuvaziyle uzlaşmaya ve giderek burjuvazinin emperyalist politika ve çıkarlarını savunmaya yöneldiler. Böyle bir yönelime girmeyen Sosyal Demokrat Partiler ise (RSDİP gibi), bu süreç içinde isimlerini değiştirdiler.

İşçi sınıfının çıkarlarını savunarak tarih sahnesine çıkan Sosyal Demokrat partiler, "Marksizmle savaşma görevini üstlenen, devletle bütünleşmiş tekelci kapitalizmi sağlamlaştırma ve sürdürme amacını güden, işçi sınıfı üstündeki etkisini sürdürmek için de 'sosyal adalet' gibi oyalamalara girişen, reformizmle oportünizmi işçi sınıfını uyutmak için kullanan" partilere dönüştüler.


Ülkemiz burjuva siyaset sahnesindeki CHP ve benzeri "sol" partilerin rolü de aynıdır. Tarihsel olarak aynı geçmişe sahip olmasa da, ülkemizde sosyal demokrasi kavramını kullanan partiler, oligarşi adına işte bu rolü üstlendiler. Benzerlikleri de buradadır.

Yani egemen sınıfların demokrasi manevraları içinde yüklendikleri işlev itibarıyla bir paralellikleri vardır. Bu paralellik, halkın sola yönelmesinin bu partilere kanalize edilmesindedir. Sosyal Demokrasi'nin bu görünümü, Batı Avrupa'da yaklaşık yüzyıldır, ülkemizde ise 60'lardan bu yana yaşanılan tarihsel bir yanılgının da zemini olmuştur. Avrupa'da da, ülkemizde de, geniş kitleler aman sağ güçlenmesin diye, sosyal demokrasiye destek vermişlerdir. Sol sloganlar kullanan sosyal demokrasinin aldatıcı ve oyalayıcı işlevi de budur.


Sosyal Demokrasi'nin Yeni İşlevi :

Sosyal demokrasi'nin yeni işlevlerinden biri "marksizme karşı savaşmak"tı. Sosyal Demokrat partiler, 1951'de Sosyalist Enternasyonal adı altında birleştiler. Bu Sosyalist Enternasyonal'in en önemli işlevlerinden biri de "komünist fikirlerin gelişmesine engel olmak"tı. Öyle bir sosyalist enternasyonaldi ki bu, temel nitelikleri arasında "anti-komünist olmak" vardır. CHP de "ortanın solu" kavramını ilk kullanmaya başladığı zaman şu açıklamayı yapmıştı: "Ülke tam sola kayıyordu. Ortanın solunun gerekçesi tam sola gidişin önlenmesidir. Ortanın solu, ortanın çok soluna da çok sağına da bir duvardır." Ecevit her zaman "komünizmi önleyen hareket" olmakla övünmüştür.
Bu sözlerde sosyal demokrasinin özlü bir anlatımı vardır.

Ecevit'in sözündeki sosyal demokrasiye en genel anlamıyla bile sol bir anlam yüklemeye kalkışmak, oligarşinin onlarca yıllık sol çarpıtmacası ve aldatmacasına onay vermektir.
Bu ülkede CHP'nin, DSP'nin, SHP'nin ve onların başındaki kadroların yönetimlerinde sömürü, zulüm en küçük bir azalma olmaksızın devam etmiştir. Ama bunlar yok sayılıyor.

Eğer bu kesim, bu oyuna kimseyi ortak edemeseler, onların bu "sol ittifak, zeytin dalı" manevraları çok da etkili olamayabilir. Fakat böyle olmuyor. Bu ittifaklar her zaman Türkiye solunun çeşitli kesimlerinden de kendine yandaşlar bulabiliyor. Onyıllardır böyledir bu. Bir bakıyorsunuz TKP (80 öncesi), bir bakıyorsunuz ÖDP, bir bakıyorsunuz DEHAP, keza sosyalist aydınlar yeralıyor bu ittifaklar, projeler içinde. Türkiye solunun oligarşinin "sol"una yönelik tüm teşhir faaliyetlerini de etkisizleştiriyor bu ittifaklar. Devrimciler onların "sol" olmadığını anlatmaya çalışırken, onlar solu kullanarak kendilerini sol olarak pazarlama imkanı buluyorlar.

Bu yanılsamanın sürmesi, kuşkusuz halk kitlelerinin düzenden kopuşunu yavaşlatan bir rol oynuyor. Özellikle devrimci bir alternatifin öne çıkamadığı koşullarda, ezilenler "sol" olarak bu kesimlere yöneliyor. Sosyal demokrasi sorununu, sosyal demokrasinin ne olup olmadığının anlaşılmasını ve teşhirini işte bu olgu daha fazla gerekli hale getiriyor.


Mesela hep bilinir, Alevi halkımız onyıllardır CHP'nin en büyük destekçisidir. Alevilere yönelik en büyük katliamların CHP iktidarları döneminde olması bile bu gerçeği fazla değiştirmemiştir. Keza sol, sosyalist aydınlar da onyıllardır kopamamıştır CHP'den. Bu kopamayışın gerekçesi de çoğu zaman "oylar bölünmesin, sağ güçlenmesin" gerekçesine dayandırılır.
Konuya hazırlık yaparken rastladığım bir değerlendirme, bu durumun hiç de ülkemize özgü olmadığını gösteriyordu. Sosyal demokrasi üzerine bir kitapta şöyle deniyor: "Bilimsel sosyalistlerin önemsiz bir azınlığı oluşturduğu ülkelerde, bilimsel toplumculuğu özümsemiş olan emekçiler bile, sosyal demokrat partilerin burjuva partilerine gerçek bir alternatif olduğunu düşünerek ve bilimsel sosyalist küçük partileri desteklemenin sosyal demokratları zayıflatıp, burjuva partilerini güçlendireceğinden korkarak, sosyal demokrat partileri desteklemeyi yeğ tutarlar." (V. Vassine, Bilimsel Sosyalizm ve Sosyal Demokrasi, Bilim Yayınları)

Kkısaca toparlamak istiyorum. Sosyal demokrat partiler, özellikle Avrupa'da uzun yıllar etkilerini sürdürebilmelerini "reformist" politikalarını belli dönemlerde uygulayabilmelerine borçludurlar. Emperyalist sömürünün ülkeye getirdiği artık değer ve köklü burjuva demokrasisi gelenekleri, oralarda buna imkan veren bir ortam oluşturmuştur. Ülkemizde sosyal demokrasinin benzer bir tarihsel geçmişi olmadığı gibi, benzer reformlar yapma imkanı da yoktur. Şöyle de diyebiliriz: Oligarşik sistem içinde "sosyal demokrasi" diye bir alternatif de yoktur aslında. Sosyal demokrasi, reformist etiketli partilerin kitleler lehine istedikleri reformları yapma koşulları da yoktur. Bu anlamda ülkemizdeki "sosyal demokrasi" daha fazla demagojik ve daha aldatıcı bir şekilde sahneye çıkmıştır hep.

Bakın bu nasıl bir durum çıkarmıştır bizim önümüze. Avrupa sosyal demokrat partileri, yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, uzun yıllar "Marksist" olduklarını, "işçi sınıfı partisi" olduklarını iddia etmeye devam etmişlerdir. Buna bağlı olarak da bu ülkelerin devrimcilerinin asıl mücadelesi, onların "Marksist" olmadığını kanıtlama doğrultusunda olmuştur. Bizde ise böyle bir sorun olmamıştır doğal olarak, çünkü ülkemizdeki "sosyal demokrasi" hiçbir dönem böyle iddialarda bulunmadı. Ama biz daha farklı bir sorunla karşılaştık; onların gerçek anlamda "sol" olmadığını anlatmak durumundayız. Halen de bu sorunla karşı karşıyayız. Çünkü oligarşi, kitlelerin ekonomide, siyasette tepkilerinin, hoşnutsuzluğunun yükseldiği her dönem, bu tepkileri eritebilecek "sol" görünümlü kanallar açacaktır. Bu CHP olur, SHP olur, "zeytin dalı, gökkuşağı" gibi görünümlerde olur, diğer reformist partiler aracılığıyla olur.


Sol ve sosyalizm üzerindeki tüm bu yanılgılara, çarpıtmalara son verecek asıl olgu, elbette halkın devrimci mücadelesinin gelişimidir. Halkın mücadelesi geliştikçe, kendini sol, sosyalist olarak tanımladığı halde düzene yakın duranların bir kısmı, halka ve halkın devrimci mücadelesine daha yakınlaşacak, bir kısmı ise iyice düzene yaklaşıp o sıfatları kullanamaz hale gelecektir. Yani bir ayrışma ve netleşme pratiğe bağlı olarak gerçekleşecektir. Bu ayrışma ve netleşmenin gerçekleşmesinde elbette bugünden sahte sol seçeneklere karşı yürüteceğimiz ideolojik mücadelenin de büyük payı olacaktır.

Yürüyüş Dergisi'nden özetlenerek alıntıdır.
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı


“Hukuk, iktidarın fahişesidir”
Şu Anki Zaman: 11:26.


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.1