Orijinalini görmek için tıklayınız : Sevilen Şairlerden En Sevilen Şiirler- toplami burda
BU BİZİMKİ
yıkıcı bır ask bu,
yıkıyor mılletın ortasına
tutku yukunu.
bolucu bır aska,
ekmegı suyu boluyor
gunde uc ogun.
haın bır ask bu,
sızın eve hırsız gırer
onunkıne polıs.
yasadısı bır ask,
evlenmeyı
hıc mı hıc dusunmuyor.
soyguncu bır ask bu,
en sıradan ezgılerden
sevıncler devsırıyor.
kökü dısarıda bır ask
dante ıle beatrıce'ınkıne
fena oykunuyor.
ısgalcı bır ask bu,
samanlık sevısenın dıyor
baska bırsey demıyor.
1
Yetmiş iki gündür bir dolapta kilitliyim. Yalnızca anahtar
deliğinden hava giriyor ve ölü bir ışık sızıyor içeri. Yalnızlık
hiç de tanrısal değil, görkemli değil. O yalnızca geçmişle
gelecek, ölümle yaşam arasında kocaman bir karanlık nokta.
Geçmişi ve geleceği olmayan, ölümle yaşam arasında irinli bir
leke yalnızlık denilen. Şimdi ne varsa, anahtar deliğinden sızan
havayla ışıkta... (Farkına varsalar, kapatırlar mıydı onu da?)
Bütün belleğimdekileri yokettim. Elektrikli bir aygıtla yaktım,
jiletle kazıdım. Çığlıkların aralığından uçurdum hepsini, kül
edip savurdum.
Adımdan gayrısını bilmiyorum.
2
Zamanı yiyip bitirdi karanlık. Gece yoktu. Güneş çoktan
kömürleşmiş ve yeryüzü yapışkan bir karanlıkla örtülmüştü.
Yabanıl sesler geliyordu derinlerden ve karanlığı ince bir bıçak gibi
yırtıyordu. Saklayan kırbaç gibi... Acı duvarını aşan bu
sesler, madeni bir gürültüye dönüyor ve yerkabuğunu
zorluyordu artık. Sesim yoktu. Karanlığın karnında yitirdim
sesimi. Kör bir kuyuda unutulan Yusuf'tum belki. Ama
durmadan soruyorlardı. Tanrılar bilmiyordu sordukları şeyleri,
peygamberler büsbütün hain çıkmıştı. Ama yine de soruyorlar,
soruyorlar, soruyorlar...
Adımdan gayrısını bilmiyorum.
3
İki şeyi bilmek istiyorum. (Belki aynı şeyi iki kere bilmek
istiyordum.) Duvarların rengi neydi? Derimin rengi neydi?
Dokunuyorum duvarlara; parmak uçlarımla, avuçlarımla,
dilimle dokunuyorum. Duvarların bir rengi olmalı. Ama hiçbir
duvarcının, hiçbir ressamın bu rengi bildiğini sanmam. Adı
yoktu bu rengin, kimyası yoktu. Belki renksizliğin rengiydi bu.
Çürüyen bir bedenin kokusuydu duvarların rengi...
Adımdan gayrısını bilmiyorum.
4
Bir böcek gibi antenlerimi gezdiriyorum bedenimde. Anahtar
deliğinden sızan ölü ışıkta ellerime bakıyorum. Ellerim... Sanki
bir kadının memelerini hiç okşamamış, sicaklığını duymamış.
Ellerim... Her dizesi çığlık olan şiirleri hiç yaratmamış sanki. Ne
beyaz tenliyim artık, ne esmer, ne de kara... Cüzzamlının,
vebalının bir rengi vardır. İrinin bir rengi... Ölünün bile bir
rengi vardır ama derimin rengi yoktu. Belki çürüyen bir kentin
rengiydi bu. Çürüyen bir dünyanın...
Adımdan gayrısını bilmiyorum.
5
Killi, ayakları üzerinde duramayan bir yaratıktım artık.
Soyumun neye benzediğini unuttum. 'İnsana benziyorlardı'
diye duymuştum bir vakitler. Demek ki şimdi maymun
halkasında insanlık...
Adımdan gayrısını bilmiyorum.
6
Ağzımı anahtar deliğine dayayıp havayı emiyorum. Böcek
sokması gibi bir yanma duyuyorum boğazımda. Oysa kuru bir
yaprağı bile dalından düşürecek gibi değil bu esinti. Belki
çöle dönmüş toprağa tek yağmur damlasının düşüşü yalnızca.
Çamur gibi bir yağmur damlası... Ama toprak, bu damlayla
çatlatacak bağrındaki tohumu. Çöl, bütün vahalarını bu
damlayla yeşertecek... Genzim yanıyor. İnce bir kan şeridi
sızıyor dudaklarımdan. Kirli, sıcak ve simsiyah...
Adımdan gayrısını bilmiyorum.
7
Suyum, bir litrelik karton süt kutusu içinde. Yetmiş iki gündür
sakındığım ve hergün ancak bir kere dudaklarımı
değdirdiğim... Dilimi bir köpek gibi değdirdiğim. (Dilin suya
dokunuşu... Bir süngerin denizi yutuşu yani. Bir çölün seraba
kesilmesi bir an için.) Her gün ancak bir kere değdiriyorum
dudaklarımı suya. Dilimi kaçırıyorum artık. Sünger, bütün
vantuzlarını birden uzatmasın diye... Bataklıktaki suyun da bir
su yanı vardır. Çürüyen bir bedenin bile dayanılabilir
kokusuna. Kutuda kalan son bir yudum su, bu bile değildi
artık. Küstü, öldürdü kendini su...
Su çürüdü...
Adımdan gayrısını bilmiyorum
AHMET TELLİ
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin
Demeyeceksin işte
Yaşarsın çünkü
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki
Çok sevmeyeceksin mesela,
O daha az severse kırılırsın
Ve zaten genellikle O daha az sever seni,
Senin O'nu sevdiğinden
Çok sevmezsen, çok acımazsın
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu,
Kartvizitini...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin
Senin değillermiş gibi davranacaksın
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın
Çok eşyan olmayacak mesela evinde
Paldır küldür yürüyebileceksin
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatılarin gökyüzüyle birleştigi yerleri sahipleneceksin
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak
"O benim" diyeceksin
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın
Mesela turuncuya, ya da pembeye
Ya da cennete ait olacaksın
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmis gibi,
Hem de hep senin kalacakmıs gibi hayat
İlişik yasayacaksın
Ucundan tutarak...
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor][1].jpg
CAN YÜCEL
taylan3533
08-09-2007, 10:47
doğru söyle
çocuğum
beni mi seviyorsun?
yoksa *******ü mü?
dizelerinin şairi
Sub_Comandante_Che
09-09-2007, 21:04
11 YÜREĞE ADANAN 11 DÜNYA
Uzun ve uzatmalı yolculukların ardında, bayram torbalarında umutlarını saklayarak yola koyuldular.Söz çürüdü, göz yitik ve güz artık en uzak ve yabancı mevsimdi. Bir gülün sinesine yerleşen slogan gibi duruyordu orta yerinde hayatımızın. Sen gölgemizin üzerindeki kirleri temizledikçe sesinle yankılanıyor Ülkemin Dağları. Sen susarsan gıdıları sevilesi bebekler vurulacak yoldaşım unutma. Adına DELİLA MEYASER dediğimiz gölge artık bir VATAN’dır…
‘D’üşlerimle savaşıyorum artık
‘E’l değmemiş son adreslerdeyim ben
‘L’anetli bir coğrafyanın kaderiyle oynaşıyoruz
‘İ’smi sonradan zikr edilen bir sevdadır bizimkisi
‘L’alezar gibi duruyordu oysa ellerimiz
‘A’h yoldaşım gidişin bir hançerdir göğsümde…
MEYASER
Yüzünün çizgilerinde yarının izini sürüyordum.Hani bir şafak vakti rahatlığındaki görkemli suskunluk adına sana yalvardığım gibi. Sen hep en olmayacakları düşlüyordun diye şimdi bizden uzaksın.Ve sen en çok sevdanın yamacında karanfiller biriktirdiğin diye şimdi ağlamalarımıza kızıyorsun biliyorum. Sen tüm senfonilerin sonrasında okunan bir türküsün, sen yıkıntılar ardında kalmış bir temiz kimlik. Her kutsal türkü AVESTA’dır AMED dedir…
‘A’rtık ayrılıkların resmini yırtıyorum
‘V’urdumduymaz bir dünyanın kahrını çekiyorum
‘E’le değmemiş hikayeler adına omuzla sevdamı YOLDAŞIM
‘S’insice dolanan tirkülerin tarihi geçiyor
‘T’ut gölgemi ve boğazımdaki sloganlara yerleş yine
‘A’ynı göğün hazinesine dualar okuyacağız senle…
AMED.
Gecenin sırrını koynuna sakladığından bu yana, sonsuz bir göğün sınırlarını ifşa ediyorduk seninle. Sonra hiç adı konmamış bir ülkenin doruklarını sevdalanalı analar adını sancısız doğan çocuklarına verdiler. Gökkuşağına yeni isimler bulma arayışındaki sevecenliğinin merhametindeyim şimdi. Ve ne olur giderken yalnız bırakma umutlarımızı.FARQİN’de dalgalanıyor ANDOK’un depremsel adı…
‘A’ynaya yerleşmiş gülücüklerini seyr ediyorum
‘N’icesi seni bekler oldu şimdi uzak diyarlarda
‘D’ounun esmer tenli ve yaramaz çocuğu,
‘O’lmadık sloganlara sevdalanmayı öğrettin diye seviliyorsun
‘K’üskün bir mevsim var mıdır ceplerinde acaba???
FARQİN.
Yüzümün ardına saplanmış izi kirli bir dünyanın öcünü alacağız. Bir bildiğin vardı yola koyulurken biliyorum. Ölür ise ten ölür CANlar ölesi değil sözünü doğrulayanım. Karanlığın aciz kalmışlığını gölgenle selamlamasaydın belki söylenecek bir şey olurdu. Ama ateşi yakılmış bir sevdanın üzerine bile şiir yazabiliyordun. Ruhum ezgilerini bekler yoldaşım. Ve artık susmayacak sazımız ve silahımız. Seni YAKUTlar arasında sarmalayacağım AMED’in rahmine…
‘A’h nasıl da ifşa ediliyor sırlar bir bir
‘M’erhabası mahşere kalan bir hayattı yaşadığımız
‘E’n derin yalnızlığın içinde sen türkünü söylersin bilirim
‘D’ur yoldaşım sana verecek bir öpücüğüm kaldı bende…
AKDAĞ.
Bir dilin tüm kelimelerini topluyorum yine. Gri akşamlarda duruşunun ardındaki asaleti bilmeseydim, bu iğrençleşmiş kentte bileklerimi kesecektim. Titrek ve zavallı seslerin nasıl def edildiğini öğreniyorum senden. Uyruğu def edilmiş tüm çocuklar sana şiir taşıyor Yoldaşım. En son annemden duymuştum sözünü. Benim ülkemde her çocuk sabrıyla çıldırtır EYÜB’ü
‘E’n son biz sevmiştik belki bir karıncayı
‘R’uhlarını satanların korktuğu adresteydin sen
‘D’uruşunu ekle dünyama, yoruluyorum Yoldaşım
‘A’nlaşılan tüm serüvenler son bulmak üzere yine
‘L’imoni tadındaki öpücüğüne bakınıyorum yine…
SERKEFTIN.
İkiye bölünmüş bir ekmekten sızan koku gibi duruyordu bakışın. Sonrasında adına ÖZGÜRLÜK dediğimizin farkına vardık. Ve sen farkındalığın da ötesine yerleştin.
Ah şimdi sokakların kirlenmişliğini neyle paklayabilirim ki? Şimdi hangi kentle vaftiz edebilirim ismimi sensiz? Sonu gelecek bir bayramın düşünü beslediğin gün hikayemin orta yerine yerleşmişti yolculukların. Ülkemin en AZİZ yüzüsün artık Yoldaşım MUHAMMED…
‘E’zberi bozuldu diye günahkarların bu çağda
‘Ş’erlerinden uzaklaşıyordu tüm dualar
‘R’uhumun üzerini örtüyorsun gizeminle yine
‘E’vrenin suratına merhabayı çakıyorsun sen
‘F’ermanlara küfür edişin ondan…
CİLO.
Aşkın uzağındaki devrimlere yerleştiriyorum sonsuz haykırışını. Mevsimler vuruluyordu taammüden. Sözlerin bulut kokuyordu ve alkış tutuyorsun garip bir tarihin çıkınını. Yüzüne namlular çevrilirid acının menzilindeki menzilde. Hiçbir yasağı takmadın sen ve hiçbir yaranın inleyen yanını es geçmedin. Yolculuğa çıkmış rüzgarlar suçüstü yakalanıyordu elindeki bayraklara… Artık elleri NASIR tutmayacak ülkemin kızlarının ve AYDIN bir gelecek vaad edecek ismin…
‘İ’smi tarihe mal olmuş HALK’ıma benziyorsun
‘S’ensiz zor olacak biliyorum hayal kurmak
‘Y’ankısı ruhumuzu renklendirecek sesinin
‘A’dı HAWAR ile anılıyor yakamozun
‘N’erde vurulursan orası KABEM’dir artık…
BRUSK.
Toplayıp gidiyorsun acılarımız. Hangi tarihe dokunursan çocuklar orada secdeye durur. Sırtlayıp gittiğimiz öpücükler yasaklarla işgal ediliyor yine. Senin, yıldızlarımıza selamı çakan hikayelerin vardı ve ben sana dokunmanın sevabını yaşıyorum. Hangi uçurtmada saklıyorsun müjdeleri bilmiyorum ama yağmura mahkum mevsimleri saçlarına yerleştirdiğini biliyorum. Tanrıyla diyalogumuza yoldaşlık eder adın CEBRAİL yoldaşım…
‘R’uhumun sırlarını rehn ediyoruz ardından
‘O’lmayacak düşlerimizi seviyorsun
‘H’oşçakal diyenleri de vurdular bu çağda
‘A’namın suratına kapanıyor gökyüzü
‘T’utmasan düşeceğim kirpiklerinden yoldaşım…
DILPAK.
Doğadan beklediğin tüm resimler kısırlaşıyordu yoldaşım. Sen en çok tütün kokusunu severdin. Çocuklaşan devrimlerin sonrasında sırtaldığın kelimeler artık hüznümüze değiyor. En çok ruhumuzun inleyen yanlarını irdeliyorsun. Zil zurna bir esaretin şafağında bile biriktirdiğin sözler içimizi ferahlatıyor. Gözlerin burada DENİZ tadındarı biliyor musun?
‘A’h anne ajanslarda kurşunlanmış cesetler var
‘N’noktası olmayan bir romandır secdamız
‘D’olu dizgin koşuyor seklavi atı halkımın
‘O’rtasında duruyoruz cinayele dolu bir hayatın
‘K’ırgınlıklarımı seriyorum güneşin esmerliğine…
DENİZ.
Yanlış bir tarihle yazılmış kentin yalnızlığına dokunuyorsun sen. Sesime değen sesinin titrekliğiyle varıyorum izine. Notası yamalı tüm türküleri biriktiriyorsun bedeninde. Çocukluğumuzun patikalarındaki ketum sloganları seviyorsun hala. Kanı donmuş bir rüzgarı seyre çıkışını özlüyorum yoldaşım. Hangi sürgün sevimlidir ki? Oysa sen yanlış adresleri bile seviyordun. Resmiyeti olmayan bir başkaldırıdasın yine. Ve artık çocukların ADIBELLİ’dir tıpkı ZARİF(e) bakışın gibi…
‘R’uhumun dargınlığına bakmıyor cinayetler
‘O’lsundu derdin hep ‘BEN YANARIM’
‘Z’afer türkülerimiz şimdi hüzünlüdür.
‘A’l bayraklar gölgeni bekler Yoldaşım…
MARDİN.
Topladığın yarınları bize sunarken, tüm ayrılıkların tedbirsiz olduğunu anlatırdı göz bebeklerin. Sen susardın ve tüm kainat utanç duvarlarında sıkışırdı. Gölgemizin yabancı kaldığı mekanlarda senin varlığınla davet ediliyorduk ÖZGÜRLÜĞÜN sofrasına. Sen hangi koyağın başında kısa cümleler okusan, biz KOD adımıza seni yerleştiriyoruz…
‘X’weza zarokên nûh di afirîne
‘W’estîyabû pelên li ser dara
‘î’skender li berte amadeye HEVALO
‘N’îvîsên destê zaroka bi navê te di xemilîn
‘R’oj bûna te stêrke li ser singa cîhanê
‘E’z bi navê te di meşim di kolanên bênav de
‘J’êhatîya te dibe druşm di destê GEL’de…
BOTAN…
Halkımın 11 EVLADINI,11 GÜLÜNÜ,11 UMUDUNU,11 HASRETİNİ Işık ve Güneş Ülkesine yollarken Aziz Anıları Önünde Ta'zimle Eğiliyor, Anılarına Bağlılık Yemini Ediyorum...
not:ALINTIDIR
Börklüce
13-09-2007, 10:44
İşçi sınıfının ve ezilen halkların kurtuluş savaşçısıdır, Adalı!
12 Eylül'ün ilk idamıdır, Adalı!
O, Altındağ'ın altın saçlı çocuğu Dev-lis'li bir militandır.
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
Adalı Ve Ben
Adalı’nın alnına yazmışlar denizi
Sonra çizgi çizgi kesmişler,
Gömleğine dikmişler
Adalı’nın.
Adalı’nın kentte durumu yaman..
Gömleğim deniz diyor
Sorunca
Ama içki başına vuruyor, zaman zaman
Direniyor Adalı;
Tam kafayı bulunca
Ben sarhoş olmam
Benim her şeyim deniz diyor,
Boyuna adadan söz ediyor.
Takılıyorum,
Adalı diyorum, sevgilin de mi deniz
Sen ondan haber ver..
Susuyor dik dik bakıyor bana
Adalı beni sever,
Adalı bana küfür etmez..
Adalı diyorum boş ver
Bir başka yere diyorum gidip içelim bu gece..
İnsan sevdiği sürece
Uykusu gelmez.
Dalıyoruz bir gecenin içine..
Adalı bi sözümü iki etmez. Özdemir Asaf
Altındağlı Yoldaşa
-Necdet Adalı'ya-
gece kararır altındağ
sokaklar boşalır evler susar
ve sessizce kanar
kabuk bağlamış tüm yaralar
sen hep o köşede otururdun önceleri
lisenin karşısında yüksek yerde
oturup acıları içerdin
sanki azar azar hayatı içerdin
gece kanayan bir yaradır altındağ
bir ana ağlar basıp ellerini koynuna
çocuklar varamaz hiçbir şeyin ayırdına
masum uyurlar içerki odada
gece vakitsiz gelen bir ölüm haberidir altındağ
'Necdet bu sabaha karşı idam edildi
acısı hıncımız anısı onurumuzdur'
ve bir çingenenin onun ince boynuna taktığı iple
direnmenin resmini çizdi ülkemin göğsüne
şimdi sensiz söylüyoruz türkülerimizi
ve biliyoruz
yokluğun yakacak bir gün
eylül'ün sararmış yorgun yüzünü Bayram Balcı
HALA KOYNUMDA RESMİN
Sımsıcak konuşurdun konuşunca
ırmak gibi rüzgar gibi konuşurdun
yayla kokuşlu çiçekler açardı sanki
çiğdemler güller mor menevşeler açardı
Sımsıcak konuşurdun konuşunca
Hâlâ koynumda resmin
Dağları anlatırdın ve dostluğu
bir ceylan gibi sekerdi kelimeler
Sesini duymasam çölleşirdi dünya
dağlar yarılır ırmaklar kururdu
bulutlar çökerdi yüreğime
Hâlâ koynumda resmin
Gün akşam olur elinde kitaplar
ve bir demet çiçekle çıkıp gelirdin
bir kez bile unutmadın "merhaba" demeyi
ve en yanık türküleri nasıl da söylerdin
bir dostun vurulduğu gün
Hâlâ koynumda resmin
Kaç mevsim kırlara çıkıp
çiçekler topladık mezarlar için
Belki ürküttük tarla kuşlarını
belki kurdu kuşu ürküttük
ama aşkı ürkütmedik hiç
Hâlâ koynumda resmin
Ve hâlâ sımsıcak durur anılar
sımsıcak ve biraz boynu bükük
Ne varsa yaşanmış ve paylaşılmış
yasak bir kitap gibi durmaktadır
ve firari bir sevda gibi
Şimdi duvarlarda resmin
Ahmet Telli
GİDERSEN YIKILIR BU KENT
Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider
Bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında
Yanlış adresteydik, kimsesizdik belki
Sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar
Biz mi yalnızdık, durmadan yağmur yağardı
Üşür müydük nar çiçekleri ürperirken
Gidersen kim sular fesleğenleri
Kuşlar nereye sığınır akşam olunca
Sessizliği dinliyorum şimdi ve soluğunu
Sustuğun yerde bir şeyler kırılıyor
Bekleyiş diyorum caddelere, dalıp gidiyorsun
Adını yazıyorum bütün otobüs duraklarına
Öpüştüğümüz her yer adınla anılıyor
Birde seni ekliyorum susuşlarıma
Selamsız saygısız yürüyelim sokakları
Belki bizimle ışıklanır bütün varoşlar
Geriye mapushaneler kalır, paslı soğuklar
Adını bilmediğimiz dostlar kalır yalnız
Yüreğimize alırız onları, ısıtırız
Gardiyan olamayız kendi ömrümüze her akşam
Gidersen kar yağar avuçlarıma
Bir ceylan sessizliği olur burada aşklar
Fiyakalı ışıklar yanıyor reklam panolarında
Durmadan çoğalıyor faili meçhul cinayetler
Ve ölü kuşlar satılıyor bütün çiçekçilerde
Menekşeler nergisler yerine kuş ölüleri
Bir su sesi bir fesleğen kokusu şimdi uzak
Yangınları anımsatıyor genç ölülere artık
Bulvar kahvelerinde arabesk bir duman
Sis ve intihar çöküyor bütün birahanelere
Bu kentin künyesi bellidir artık ve susuşun
İsyan olur milyon kere, hiç bilmez miyim
Sokul yanıma sen, ellerin sımsıcak kalsın
Devriyeler basıyor karartılmış evleri yine
Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür
Bir tufan olurum sustuğun her yerde
Ahmet Telli
Ben seni öyle bir sevdim ki; Devrim oldu gözlerimde
Kışın soğuğunda hiç üşümedim
Güneşin yangınında hiç yanmadım
Çok tufanlar biçti yüreğim
İlahlar bile göz kırptı gece yağmurlarıyla döşüme
Çiçekler açarken ilham verdi deli gönlüme
Ben seni öyle bir sevdim ki; Devrim oldu gözlerimde
Sen varken içimde, saatlerin tik tak vuruşları sustu
Sen varken içimde, limanımdan kalkan vapurlar okyanuslarla buluştu
Sen varken içimde, Tanrı Tanrılığını unutup benim yoldaşım oldu
Ben seni öyle bir sevdim ki; Devrim oldu gözlerimde
Ben seni öyle bir sevdim ki;
Tatlı, tatlı bakan gözlerin, baktıkça yüreğime batıyor
Ben seni öyle bir sevdim ki;
Babil in asma bahçeleri gibi kalbimde aşkın olgunlaşıyor
Ben seni öyle bir sevdim ki;
Kemiklerimin ucundan ilahlarca için, için aşka çekilen iliğim
Anadolu topraklarında yanık sevdalarla gezinen şu bıçkın yüreğim
Hitit aşklarıyla, Selçuklu, Osmanlı sevdalarıyla kol kola dolaşıyor
Ben seni öyle bir sevdim ki; Devrim oldu gözlerimde
Ben seni öyle bir sevdim ki;
Gecenin gündüze her mevsimde hasret beklentisine
Ayı, yakan arsız güneşin suya düşen özlemi akis ine
Ben seni öyle bir sevdim ki;
Nehirlerin denizlere kıvrıla, kıvrıla akarken kavuşması hasretine
Toprağın her baharda aşık olduğu çiçeklerin köklerine sıkı sıkıya sarılması misaline
İşçi bir arının binlerce çiçekten toplayıp da kraliçesine ürettiği bal şerbetine
Ben seni öyle bir sevdim ki; Devrim oldu gözlerimde
Ben seni öyle bir sevdim ki;
Peşimden gece tükürürken uykuları boşadım gözlerimden senin şerefine
Ben seni öyle bir sevdim ki;
Sinek kuşlarının metre bölü saniyede kanatlarını her çırpış mesafesine
Ben seni öyle bir sevdim ki;
Kulaç, kulaç gömdüm parçalanmış yüreğimin içine
Ben seni öyle bir sevdim ki; Devrim oldu gözlerimde
Ben seni öyle bir sevdim ki;
Deprem oldu koptum dalımdan sarsıldı gönlüm yerinden
Ben seni öyle bir sevdim ki;
Sensiz alabora olup çıkamadım arşın yedi bin kat dibinden
Ben seni öyle bir sevdim ki;
Bir deli olup ta aklımı üşüttüm dudaklarının tenimde izi kalan öpücüklerinden
Ben seni öyle bir sevdim ki;
Öyle bir sevdim, öyle bir
Devrim oldu kalbimde
Bir sabahın kuşluk vaktinde devrimine yakalanıp ta uyandım
Ben senin devriminde yüz yıllardır aşka yasaklandım
Ben senin devriminde bir tek sana tutsak landım
Ben sana bir devrim sevdasıyla sevdalanıp, devrim olarak mayalandım,
Ve ben sana baharlarda toprağa düşen cemre gibi her gün yeniden
Yeniden en baştan sevdalandım
Ben seni öyle bir sevdim ki;
Öyle bir sevdim, öyle bir
DEVRİM OLDU KALBİMDE!
Kibar Tavasav
Devrim
Temiz kalan tek yerdir devrim
bütün bir yıl
kirlenen duvarda
ama görebilmek icin
asıldığı çividen indirilmelidir
yapraklari biten takvim
Zorbalara direnmektir devrim
bir çocuğun
annesinin çantasından aldığı paraları
altına gizlediğini
söylememiştir dövülen
hiçbir hali
İçinde yaşamaktır devrim
dikiş kutusunun
ve toplu iğneler gibi
bir arada olmayı gerektirir
karşı koyabilmek icin zulmüne
makas denilen patronun
Gece ışıklar arasında koşmaktır devrim
ateş böceklerini
yakalamak isteyen çocukların
peşine takılır gün gelir
yanıp sönen mavi ışıkları
polis arabalarının
Kağıt bir gemidir devrim
bütün gemiler
hurdaya çıksa da sonunda
taşıdığı özgürlük şiiriyle
batmadan yüzer nicedir
dünya sularında
Kim bilir kaç yunus görmüş
kaç DENİZ GEZMİŞ...
Sunay Akın
Devrim
Devrim yapacağım
Anasını satayım
Ülkemi de seni de değiştireceğim
Seni alın yazım
Ülkemi teline dokunulmamış sazım
Yapacağım
Anasını satayım
Devrim yapacağım
Seni karım
Ülkemi bacım yapacağım
Sana soyadımı
Ülkeme devrimci yanımı vereceğim
Sana can diyeceğim
Ülkeme derman vereceğim
Devrim yapacağım
Anasını satim
Seni ve
Ülkemi sonsuza kadar
Seveceğim.
Adulera Ayza
YOLUMUZ DEVRİM YOLUDUR
Bu davada kararlıyız
Yolumuz devrim yoludur
Darbe yemiş yaralıyız
Yolumuz devrim yoludur
Halkın kardeşliği olsun
Şu halkımız huzur bulsun
Yiğit olan katılsın gelsin
Yolumuz devrim yoludur
Daim halkın yanındayız
Halk nerede o yandayız
Irkçılık yok biz öndeyiz
Yolumuz devrim yoludur
Dileniz dilsiz hastamız
Nazım dır şair ustamız
Odur bu gönÜl postamız
Yolumuz devrim yoludur
Kızıldere kan emende
Denizler ipe gidende
Devrim bir şafak atan da
Yolumuz devrim yoludur
Pir Sultan zindanlarda
Sivas Maraş Corumlar da
Alev alev madımakta
Yolumuz devrim yoludur
Devrim var hey dostum asi gönlümde
Barikatlar koydum duvar setinde
Devrim var hey dostum asi gönlümde
Başkaldırıların nirengisinde
Devrim var hey dostum asi gönlümde
Kaşlarım çatılmış tüfek misali
Gözlerim çakılmış ağaçlar gibi
Aşka mücadele gönül derbisi
Devrim var hey dostum asi gönlümde
Uçan kuşlardan hep haber yollarım
Dağlara taşlara bayrak sallarım
Barışın yoluna adım atarım
Devrim var hey dostum asi gönlümde
Ucu keskin bıçak göğsümü çizse
Yıldıramaz beni önüme geçse
Ölümler gösterip birini seçse
Devrim var hey dostum asi gönlümde
Denizler tutulup asılsa bile
Üzerine suçlar atılsa bile
Ölmeden vücudum yakılsa bile
Devrim var hey dostum asi gönlümde
Yusuf Ziya Leblebici
Devrim Yapar Yüreğim
aşkın sihirli değneği
dokunur
feleğim şaşar
uçarım
ozan olurum
türküler bir daha güzel
çiçekler de
her olay daha anlamlı
ayrılışlar
hüzünlü
birleşmeler
coşkuyla
evren avuçlarımın içinde
tanrılaşırım kendi kendimce
devrim yapar yüreğim
(Kutup Yıldızı'ndan)
..........
..........
Turgay Usanmaz
Devrim
İhtiyaç sınırsızdır
sınırlarda kilitli
sınırın anahtarı
sınırsızdan kuvvetli
Devrim ki merdivendir
beşik, eşik, basamak
basamak üç, beş adım
adımlarsa yaşamak
Halil Pazarlı
Devrim Şarkıları
devrim şarkıları ezberletirdi babam
annemin gözleri şişerdi ağlamaktan
akşamları ağabeyim,
mermisi tükenmiş mavzerini yağlardı
ocak başında yarı uykulu yarı uyanık ederdik sabahı
hiç de yabancı gelmeyen postallar basardı kasabayı
değiştirirdi yolların coğrafyasını darağaçları
sarıklıların idam edildiği günlerde
Medine’ye hicret etmişti amcam
idam edilecekti yoksa
şairdi amcam
o da devrim şarkıları ezberletirdi çocuklarına
özgürlüğü zincire vurmuştu bir haydut
hürriyet alınmıştı insanların elinden
değiştirdiler ismini esaretin
sonra mağaralara gizlendi ilim
düğünler unutuldu
bayramsız büyüdü çocuklar
nice delikanlının uçurdular başını
zindan mesken sayıldı
yarım kaldı babamın ezberlettiği şarkılar
yarım kaldı lâiklik
yarım kaldı ihtilâl
Ahmet Aka
bu yazı makale bölümünde yayınlanmıştır.!
Sub_Comandante_Che
18-09-2007, 21:55
İŞKENCEDEN GELİYORUM
işkenceden geliyorum
sakın koşarak gel deme bana
koşarak gelemem küçüğüm sana
ayaklarım bıraktım prangalarda
işkenceden geliyorum
sakın sımsıkı sarıl deme bana
sımsıkı sarılamam küçüğüm sana
ellerimi unuttum askılarda
işkenceden geliyorum
sakın haykırarak çağırma beni
duyamam haykırışlarını küçüğüm senin
kulaklarımı yitirdim
dinmeyen çığlıklarda
işkenceden geliyorum
sakın dokunma bana
çarpılırsın voltajı bilinyen elektiriklerde
ve yanıp tutuşursun
Asıl Adalet
İnsanlarda tek sıcak kanun:
Üzümden şarap yapmaları,
kömürden ateş yapmaları,
öpücüklerden insan yapmalarıdır.
İnsanlarda tek zorlu kanun:
Savaşlara, yoksulluğa karşı
kendilerini ayakta tutmaları,
ölüme karşı yaşamalarıdır.
İnsanlarda tek güzel kanun:
Suyu ışık yapmaları,
düşü gerçek yapmaları,
düşmanı kardeş yapmalarıdır.
Hep var olan kanunlardır bunlar,
bir çocukcağzın ta yüreğinden başlar,
yayılır, genişler uzar gider
ta akla kadar
PAUL ELUARD
İMGESİ KENDİNDEN KALIN
orada
bizans
orada
topkapı ve surlar
ve rutubet, aslanım!
şimdiki zamanlarda aklım
geniş zamanlardaki
rehavet!
şiirdik bütün aşkşamları
seninle
saçından bir dal düştü
yüzünün en ıssız yerine yine sen
ve yine sizlik
sensiz artık bu şehir
faşistanbul!
Nisan 1994
yılmaz erdoğan
Sub_Comandante_Che
22-09-2007, 15:58
"Çocuğun Gördüğü Düştür Barış"
çocuğun gördüğü düştür barış,
annenin gördüğü düştür barış,
ağaçlar altında sevdalıların sevda sözleridir barış.
gözlerinin içinde uçsuz bucaksız bir gülümseme,
elinde yemiş dolu zembil
ve alnında ter tomurcukları,
-pencerede suyu soğutan testideki damlalar gibi-
akşamüstü eve dönen babadır barış..
dünyanın yüzünde yara izleri kapanırken,
ağaçlar diktiğimizde
havan mermilerinin kazdığı çukurlara,
yangının kavurduğu yüreklerde,
ilk tomurcuklarını açarken umut
ve ölüler kanlarının boşa gitmediğini bilerek
yana dönüp içerlemeksizin
uyuyabildiklerindedir barış..
barış yemek kokusudur tüten,
akşamleyin arabanın yolda durmasının
korkutmadığı,
kapı çalınmasının dost demek olduğu
ve pencereyi saat başı açmanın,
renklerinin uzaktaki çanlarıyla
gözlerimizin bayram etmesini
sağlayan gökyüzü
demek olduğu zamandır barış..
barış bir bardak sıcak süt ve bir
kitaptır uyanan çocuk önünde.
başaklar birbirlerine eğilip 'işte,
ışık,ışık,ışık!' dedikleri
ve ufuk çemberi ışıkla dolup taştığı
zamandır barış..
hapishaneler onarılıp kitaplıklar yapıldığı zaman,
eşikten eşiğe bir türkü yükseldiği
zaman geceleyin,
cumartesi akşamları mahalle berberinden çıkan yeni traş olmuş bir işçi gibi
baharda ay buluttan çıktığı zamandır barış..
geçmiş gün,
yitirilmiş gün olmadığı
sevinç yapraklarını akşamın içine salan kök
ve kazanılmış bir gün, hak edilen bir uyku olduğu zaman,
acıyı kovmak için zamanın dört bucağından
güneşin hemen ayakkabılarını
bağladığını duyduğun zamandır barış..
insanların sıkışan elleridir barış,
dünyanın masasındaki ekmektir,
gülümsemesidir annenin.
budur yalnızca.
başka bir şey değildir barış.
ve toprakta derin kırıklar açan,
sabahlar tek bir sözcük yazarlar:
barış
başka bir şey değildir barış..
dizelerimin rayları üzerinde
buğday ve güller yüklenmiş
geleceğe doğru yol alan trendir barış.
kardeşlerim,
barış iiçinde derin derin soluk alıyor
tüm dünya bütün düşleriyle.
verin elinizi kardeşlerim,
barış budur işte...
barış ışınlar demetidir yaz ovalarında,
iyilik alfabesidir tanın dizlerinde.
'kardeşim' dediğin,
'yarın kuracağız' dediğin zaman
kuracağız dediğimizi kurunca
türkü çağırdığımız zamandır barış..
Yannis RİTSOS
emek_ozgurluk
23-09-2007, 14:25
paylaşım için sağol yoldaş....
Sub_Comandante_Che
23-09-2007, 20:23
BENİ TARİHLE YARGILA
Titrek bir mum alevinin havaya bıraktığı bulanık bir is,
Ve göz gözü görmez bir sis değildik biz
Beni bilimle anla iki gözüm, felsefeyle anla,
Ve tarihle yargıla...
Bal değildir ölüm bana,
İdam gül değildir bana,
Geceler çok karanlık,
Gel düşümdeki sevgilim,
Ay ışığı yedir bana...
Ahh... Ben hasrete tutsağım,
Hasretler tutsak bana
Bıyığımdan gül sarkmaz,
Bıyık bırakmak yasak bana,
Mahpus bana, sus bana.
Yağlık ilmek boynuma...
Sevgili yerine
Koynuma idamlar alır, idamlar alır yatarım,
Ve sonra sabırla beklerim,
Bulutları çekersiniz üstümden,
Suçsuzluğumun yargılayıcılarını yargılarsınız,
Ve o güzel geleceği getirirsiniz bana...
Ölüm tanımaz işte o zaman sevgim,
Tırnaklarımı geçirip toprağın sırtına, doğrulurum,
Gözlerimde güneş koşar,
Ve çiçekler ekersiniz, çiçekler ekersiniz toprağıma...
Duygu bana, öykü bana,
Roman gibi her an bana
Hücremde yalnızım gel,
Gel düşümdeki sevgilim,
Soyunup hazırlan bana.
Biraz sonra asmaya götürecekler beni,
Biraz sonra dalımdan koparıp öldürecekler beni,
Hoşçakalın sevdiklerim;
Dört mevsim, yedi kıta, mavi gök...
Bütün doğa hoşçakalın...
Hoşçakalın sevdalılar,
Çocuklar, üniversiteliler, genç kızlar,
Sonsuz uzay, gezegenler ve yıldızlar,
Hoşçakalın...
Hoşçakalın senfoniler, oyun havaları,
Sevda türküleri ve şiirler.
Bildirilerimizin ve seslerimizin yankılandığı şehirler.
Dağlarında yürüdüğümüz toprak,
Yalınayak eylem adımlarıyla geçtiğimiz nehirler hoşçakalın...
Hoşçakalın ağız tatlarım;
Sıcak çorbam, çayım, sigaram...
Havalandırma sıram, banyo sıram, kelepçe sıram...
Parkamı, kazağımı, eldivenlerimi, ayakkabılarımı,
Ve kalemimi, ve saatimi,
Ve kavgamı bıraktığım sevgili dostlar
Hoşçakalın, hoşçakalın...
Dostum bana, sevdam bana,
Soluğunu geçir bana,
Uyku tutmuyor gözüm,
Anılar sıraya girdi.
Gel anne süt içir bana.
Hoşçakalın anılarımı bıraktığım insanlar,
Mutluluğu için dövüştüğüm insanlar,
Yedi bölge, dört deniz,
Yedi iklim, altmış yedi şehir,
Okullar, mahalleler, köprüler, tren yolları...
Deniz kıyıları, balıkçı motorları, takalar,
Asfalt yolu boyu dizilmiş fabrikalar,
Ve işçiler ve köylüler...
Hoşçakal ülkem
Hoşçakal anne, hoşçakal baba, kardeşim,
Hoşçakal sevgilim, hoşçakal dünya,
Hoşçakalın dünyanın bütün halkları,
Sınırlı olmayan mekâna,
Sınırlı olmayan zamana gidiyorum ben;
En sevda halimle, en yaşayan halimle,
Gidiyorum dostlarım,
Hoşçakalın, hoşçakalın...
Beni yaşamımla sorgula iki gözüm,
Beni yüreğimle, beni özümle,
Bilimle anla beni, felsefeyle anla beni,
Tarihle anla beni,
Ve öyle yargıla.
AHMET KAYA
Mutluluğu için dövüştüğüm insanlar...hoşçakalın
Bu şiir ahmet kayanın mı? şarkıyı biliyorum da sanki şiir nevzat çelik in diye hatırlıyorum.
Denizsima
31-10-2007, 22:50
Evet arkadaşlar bende şiiri Ahmet kaya yazmadı diye biliyordum.Şarkı olarak seslendirdiği konusu hem kesinde şiir konusunda tereddüte düştüm.
Daim halkın yanındayız
Halk nerede o yandayız
devrimci gençler
23-11-2007, 03:07
Diyorlar ki, Yenilmişiz...
Diyorlar ki, yenilmişiz.
Diyorlar ki, ölümü savunanlar, ölümü avuçlarında taşıyanlar, ölümü zehirli tohumlar gibi hayatımıza saçanlar kazanmış.
Reggiani, 'Kurtlar şehre indi' diyor şarkısında.
Biz, hayatı savunanlarız.
Biz, hayatı ölmeyi bilerek savunanlardanız.
Bahardır bizim müttefikimiz.
Ölümden korktuğumuzdan değil yaşadığımız, biz savaşmayı sevdiğimizden yaşarız.
Yaşamaktır savaşımız.
Bir nakış işler gibi, her ilmiğine kendimizden bir şey katarak yaşarız.
Diyorlar ki, yenilmişiz.
Diyorlar ki, sahipsiz ölülerimizin kanlıları zafer yürüyüşleriyle geliyorlarmış.
Diyorlar ki, dağılmış ordularımız.
Diyorlar ki, her cephede bir hüzün, her cephede bir yenilgi varmış.
Diyorum ki, yenilmedik.
Toy kısraklar gibi oynak bahar sabahları hayatımıza koşarken ne yenilmesi, bu çıldırmış erguvanlar her yana
dağılırken kim yenebilir bizi.
Şu gülümsemeleriniz.
Dilinizin ucuna geliveren şiirler.
Mırıldandığınız şarkılar.
Kır kahveleri, kıpır kıpır bir şeyler içinizde, taze ot kokuyor her yan, birisi size sizi sevdiğini söylemeye hazırlanıyor.
Kahkahalardan atlarımız, yapraklardan cephanemiz, neşeden ordularımızla yürürüz cepheye.
Ölümü taşıyanlara karşı hayatı biz yaşayarak savunuruz.
Onlar kalın parmaklannda ölümü taşıyorlar, sırtlarında öldürdüklerinin hayaletleri, her gülümsemeyi ezmek istiyorlar,
aşağılıyorlar aşklarınızı, zekice her nükteden nefret ediyorlar, hayat en büyük düşmanları.
Onlar öldürdükleriyle ölen ölüler.
Biz, hayatı savunanlarız.
Yaşayanlarız biz.
Işıklı sabahlar, çiçekli ağaçlar, tebessümler, kekik kokulan, deniz kıyıları, dudağımızın kenarında taşıdığımız öpüşmeler,
imalı şakalar, alnımızda hissettiğimiz ince rüzgâr, ihtiyar kayıkçının selamı, çırılçıplak yüzen Çingene çocukları,
bahar akşamlan bizim müttefiklerimiz.
Kalabalığız.
Güleriz biz, sevişiriz, çocukların başlarını okşarız, en oymalı ıslıklan biz çalar, en demli çayları biz içeriz.
Kaç pusudan geçtik, kaç çatışmadan çıktık.
Ne aşktan selamımızı kestik, ne sevişmelerden vazgeçtik.
Diyorlar ki, yenilmişiz.
Diyorum ki, yenilmedik.
Yaşamaktır zaferimiz.
Biz hayatın cesur yolcularıyız, bir yere varmak için değil yolculuğumuz, biz yolculuğu sevdiğimizden yoldayız.
Hayatın ölüleri onlar.
Hayatı öldürdüklerini sandıklarından sevinçle bağırıyorlar.
Hayatın yaşadığını göstermeliyiz onlara.
O buyurgan bakışlarının nasıl donuklaştığım, zafer yürüyüşlerinin nasıl dağıldığını, cinayetleriyle övünen seslerinin nasıl
titrediğini seyredin sonra.
Şimdi yaşamanın, hayatı yaşayarak savunmanın tam zamanı.
Gülmenin zamanı şimdi.
Kederleri, hüzünleri usulca koynunuza alıp saklayın.
Yenildiğimizi söyleyenlere kulak vermeyi bırakın.
Biz yenilmeyiz.
Biz ölür, asılır, hapse atılır, mahkemelerde yargılanır, işsiz kalır, işkence görür, kurşunlanır ama yenilmeyiz.
Hayatı savunanlarız biz.
Ölümden korktuğumuz için değil yaşadığımız, biz savaşmaktan hoşlandığımız için yaşarız.
Çilek reçeli kaynatmak da savaşımızın bir parçasıdır, bir türküye eşlik etmek de.
Baştan aşağı günah kesilmek de savaşımızın bir parçasıdır, bir yoksul için gözlerimizin dolması da.
Biz günah işlerken bile masum kalabilenlerdeniz.
Ölümle övünmedik çünkü biz, kimseyi öldürmedik, korkutmaya çalışmadık kimseyi, kadınların gözyaşlarında bizim bir payımız yok,
cinayet emirlerinin altında bizim adımız yazmıyor, katilleri insanların peşinden biz göndermedik.
Toprağı insandan daha kutsal bulmadık biz.
Güçlüye tapınmadık.
Sevdiklerimizi zaaflarıyla sevdik, zayıflıklarıyla sevdik.
Ne ağlamaktan korktuk, ne gülmekten.
Hayatı nakış işler gibi her ilmeğine kendimizden bir şey katarak yaşadık; hayatı güzel bulmadık, hayatı güzel yapmaya uğraştık.
Diyorlar ki, yenilmişiz.
Diyorum ki, yenilmedik.
Gülmeyi, şakalaşmayı, sevişmeyi bilenleriz, âşıkların karşısında başını eğip berduşlarla derileşenleriz.
Erguvanlar bizim için açar, deniz bizim için deniz kokar, güneş bizi selamlamak için her sabah gecenin içinden çıkıp gelir,
akşam yağmurlan bizim içindir.
Diyorlar ki, yenilmişiz.
Diyorlar ki, geliyorlarmış.
Diyorum ki, yenilmedik.
sosyalist_devrim
30-11-2007, 11:00
HAZİRANDA ÖLMEK ZOR
orhan kemal'in güzel anısına
işten çıktım
sokaktayım
elim yüzüm üstümbaşım gazete
sokakta tank paleti
sokakta düdük sesi
sokakta tomson
sokağa çıkmak yasak
sokaktayım
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
yaralı bir şahin olmuş yüreğim
uy anam anam
haziranda ölmek zor!
havada tüy
havada kuş
havada kuş soluğu kokusu
hava leylâk
ve tomurcuk kokuyor
ne anlar acılardan/güzel haziran
ne anlar güzel bahar!
kopuk bir kol sokakta
çırpınıp durur
çalışmışım onbeş saat
tükenmişim onbeş saat
acıkmışım yorulmuşum uykusamışım
anama sövmüş patron
ter döktüğüm gazetede
sıkmışım dişlerimi
ıslıkla söylemişim umutlarımı
susarak söylemişim
sıcak bir ev özlemişim
sıcak bir yemek
ve sıcacık bir yatakta
unutturan öpücükler
çıkmışım bir kavgadan
vurmuşum sokaklara
sokakta tank paleti
sokakta düdük sesi
sarı sarı yapraklarla birlikte sanki
dallarda insan iskeletleri
asacaklar aydemir'i
asacaklar gürcan'ı
belki başkalarını
pis bir ota değmiş gibi sızlıyor genzim
dökülüyor etlerim
sarı yapraklar gibi
asmak neyi kurtarır
sarı sarı yaprakları kuru dallara?
yolunmuş yaprakları
kırılmış dallarıyla
ne anlatır bir ağaç
hani rüzgâr
hani kuş
hani nerde rüzgârlı kuş sesleri?
asılmak sorun değil
asılmamak da değil
kimin kimi astığı
kimin kimi neden niçin astığı
budur işte asıl sorun!
sevdim gelin morunu
sevdim şiir morunu
moru sevdim tomurcukta
moru sevdim memede
ve öptüğüm dudakta
ama sevmedim, hayır
iğrendim insanoğlunun
yağlı ipte sallanan morluğundan!
neden böyle acılıyım
neden böyle ağrılı
neden niçin bu sokaklar böyle boş
niçin neden bu evler böyle dolu?
sokaklarla solur evler
sokaklarla atar nabzı
kentlerin
sokaksız kent
kentsiz ülke
kahkahanın yanıbaşı gözyaşı
işten çıktım
elim yüzüm üstümbaşım gazete
karanlıkta akan bir su
gibi vurdum kendimi caddelere
hava leylâk
ve tomurcuk kokusu
havada köryoluna
havada suçsuz günahsız
gitme korkusu
ah desem
eriyecek demirleri bu korkuluğun
oh desem
tutuşacak soluğum
asmak neyi kurtarır
öldürmek neyi
yaşatmaktır önemlisi
güzel yaşatmak
abeceden geçirmek kıracın çekirgesini
ekmeksiz yuvasız hekimsiz bırakmamak
ah yavrum
ah güzelim
canım benim / sevdiceğim
bitanem
kısa sürdü bu yolculuk
n'eylersin ki sonu yok!
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!
nerdeyim ben
nerdeyim ben
nerdeyim?
kimsiniz siz
kimsiniz siz
kimsiniz?
ne söyler bu radyolar
gazeteler ne yazar
kim ölmüş uzaklarda
göçen kim dünyamızdan?
asmak neyi kurtarır
öldürmek neyi?
yolunmuş yaprakları
ve kırılmış dallarıyla bir ağaç
söyler hangi güzelliği?
kökü burda
yüreğimde
yaprakları uzaklarda bir çınar
ıslık çala çala göçtü bir çınar
göçtü memet diye diye
şafak vakti bir çınar
silkeledi kuşlarını
güneşlerini:
«oğlum sana sesleniyorum işitiyor musun, memet,
memet!»
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
üstümbaşım elim yüzüm gazete
vurmuşum sokaklara
vurmuşum karanlığa
uy anam anam
haziranda ölmek zor!
bu acılar
bu ağrılar
bu yürek
neyi kimden esirgiyor bu buz gibi sokaklar
bu ağaçlar niçin böyle yapraksız
bu geceler niçin böyle insansız
bu insanlar niçin böyle yarınsız
bu niçinler niçin böyle yanıtsız?
kim bu korku
kim bu umut
ne adına
kim için?
«uyarına gelirse
tepemde bir de çınar»
demişti on yıl önce
demek ki on yıl sonra
demek ki sabah sabah
demek ki «manda gönü»
demek ki «şile bezi»
demek ki «yeşil biber»
bir de memet'in yüzü
bir de güzel istanbul
bir de «saman sarısı»
bir de özlem kırmızısı
demek ki göçtü usta
kaldı yürek sızısı
geride kalanlara
nerdeyim ben
nerdeyim?
kimsiniz siz
kimsiniz?
yıllar var ki ter içinde
taşıdım ben bu yükü
bıraktım acının alkışlarına
3 haziran '63'ü
bir kırmızı gül dalı
şimdi uzakta
bir kırmızı gül dalı
iğilmiş üzerine
yatıyor oralarda
bir eski gömütlükte
yatıyor usta
bir kırmızı gül dalı
iğilmiş üzerine
okşar yanan alnını
bir kırmızı gül dalı
nâzım ustanın
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
bir basın işçisiyim
elim yüzüm üstümbaşım gazete
geçsem de gölgesinden tankların tomsonların
şuramda bir çalıkuşu ötüyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!
Hasan Hüseyin ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor])
zeytin dalı
30-11-2007, 22:43
VE BURDA
Haykırır paleti tutuşan ressam, "melezim ben",
haykırırlar bana kovalanan hayvanlar, "melezim ben",
sızlanırlar gezgin şairler, "melezim ben",
tekrarlar her köşenin günlük acısında
rastladığım insan, "melezim ben"
ve altın kaplamalı tahtadan bir bakireyi okşayan
ölü bir ırkın gizemine varır bu:
"melezdir benden doğma bu acayip çocuk".
Melez değil miyim ben de bir yandan
çarpışmasında (birleşip, ayrılan)
aklımı karıştıran iki gücün,
o güçler ki ağaçta daha olgunlaşmadan
hapsolmuş meyvenin garip tadını
hissettiğinde beni çağıran.
Dönüyorum İspanyol Amerika'sının sınırına,
kıtayı saran bir geçmişi tatmaya.
Kayıp gitmektedir hatıra silinmez bir yumuşaklıkla
bir çan sesiyle ta uzakta.
Che GUEVARA
Çeviri : Adnan ÖZER- Vilma Kuyumcuyan
zeytin dalı
30-11-2007, 22:45
küçük bir dalgayım
Özgür mavinin tutsaklığında
Yaşam ışıltısı küçük bir dalgayım.
Masmavi gökyüzü ve deniz,
Bembeyaz bulutlar ve martılar,
Mavi beyaz bir rüyadayım.
Doğanın en saf ifadesiyim ben,
Güneş bile incitmeden geçer
Billur tenimden.
En sevdiğim oyun
Med-Cezir dir benim.
Oyun bozan dalgakıranları
Hiç sevmedim.
Bazen yarışırım dalgalarla
En önde varmak için karaya.
Sonra, oynarım çocuklarla,
Kurabilsinler diye yeniden
Kumdan kalelerini yıkarım.
En yakın dostlarım
Yunus balıkları
Onlar mavi yürekli barışın çocukları !.
Ah! Yoldaşlarım ,
Balinalar ve fok balıkları
Kapkara yürekliler öldürdüler onları !..
Bazen öfkelenirim böyle
Coşarım, taşarım,
Ben hep başına buyruk yaşarım.
Acıtmaz canımı , ne ağlar ne oltalar
Zıpkın yemiş bir balinanın gözyaşı kadar !.
Seviyorum
Bir sevgiliye bakar gibi
Bana sevgiyle bakanları.
Ölümsüzleştirip bu bakışı
Resmimi yapanları.
Seyrettiniz mi bir kumsaldan
Ufukta doğan güneşi,
Bulunmaz tabiatta
Bu tablonun bir eşi.
Ve saklarım her gece
Bir sır gibi içimde,batan güneşi .
Aslında gece , gündüzün ikiz kardeşi!.
Gün ışığı bir müjdedir yaşama
Her gecede bir sabah olduğunu
Müjdelemek için kainata .
Kim bilebilir benim kadar
Bir damlayı inci yapan gizemi.
Bilmeniz gereken sadece şudur :
Bu ne damlanın ne midyenin hüneri !.
Sadece inciler saklamaz
Denizin derinlikleri.
Ne zaman görsem akıtır gözyaşımı
Bitmemiş bir yolculuğun seyir defteri !.
Aslında deniz evrenin yüreğidir,
Deniz evrene sunulmuş
En büyük hazinedir.
Büyürken sordum kendime
Kaç kulaçta gidilir evrenin sonuna,
Yada binip bir deniz atına
Gitmeli mi dört nala ?
Dostluğu, liman fenerinin aydınlık gözlerinde
Heyecanı, Kolomp un sözlerinde
Umudu, karayı gören tayfanın yorgun sesinde
Hüznü, giden geminin ardından
Mendil sallayan sevgilinin yüzünde gördüm.
Deniz tuzunda buldum
Yaşamın tadını.
Ölüm meleği fırtına olup sallarken gemiyi
Genç kaptanın duasında işittim İsa’nın adını !.
Her fırtına bir şölendir;
Her fırtına hüzne gebedir.
Savrulmaktan yorulunca küçük bedenim
Zaman yorgunu sakin koylarda dinlenirim.
Dinlerim rüzgarın bestesini
Kimsesiz gecelerde.
Deniz bir beşik gibi sallarken beni
Yosunların kollarında
Bakarım gemilerin kılavuzu yıldızlara.
Ve her gece sarılıp uyurum
Bir deniz yıldızına.
Denize ait ne varsa ,
Işıltım da saklı.
Çok severim uçan balıklarla yarışmayı
Ve muson yağmurlarında ıslanmayı.
Evrenin yüreğinde
Küçük bir dalgayım,
Maviye aşık ,
Özgürlüğe tutsağım !..
Esat Selışık
sosyalist_devrim
05-12-2007, 12:54
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] tanya(zoe)
Arkada moskova ayaktaydı
beyaz sargılarında kan
200 milyon nufuslu bir tek insan
arkada moskova ayaktaydı
sukunetli ve emindi yaşamaktan
uçaksavarlarla ateş ediyor
ve
cebinde bir yaprağın kıvrılmış ucu
tiyatroya,sinamaya,konsere gidiyor
dinliyordu ştravs'ı ve çaykofski' yi top sesleri arasında
ve santranç oynuyordu siyah perdeleri inik camların arkasında
genç işçilerini ileriye,cepheye
genç tezgahlarını gerilere gönderdi
ihtiyar işçiler hurdadan çıkarıp ihtiyar tezgahları
saat gibi işlettiler
moskova barikatlar yapıyor,tank çukurları kazıyordu
ve puşkin' i dökme tunç mantosunun omuzlarında kar
ve ayakta,daldın
belkide yeni bir 'evgeni annegin' yazıyordu
ve kremlin' de çelik-adam
ve kremlin' de bolşevik
telaşa düşmeyen,şaşırmayan,tereddütsüz gözleri
ve pos bıyıklarıyla örtülü
yirminci yüzyılın en akıllı ağızlarından biri
Ve granit kabrinde Lenin.
Ve karların üstünde muzaffer gülümseyişi onun.
Düşman ulaştı Moskova kuzeyinde Yakroma'ya
ve güneyinde Tula şehrine.
Ve kasımın sonu
ve aralık ayının ilk günlerinde
harcamış bulunuyordu ihtiyatlarını
bütün cephe üzerinde.
Ve aralık ayının ilk günlerinde,
en nazik safhasındaydı durum.
Ve aralık ayının ilk günlerinde,
Petrişçevo'da Vereiya şehri dolaylarında,
kar gibi mavi bir gökyüzünün üzerinde
Alamanlar 18 yaşında bir kız astılar.
18 yaşındaki kızlar belki nişanlanır
astılar onu.
Moskova'dandı.
Gençti, partizandı.
Sevdi, anladı, inandı
ve geçti harekete.
İpin ucunda ince uzun boynundan sallanan çocuk
bütün azametiyle insandı.
Çevirir gibi yapraklarını "Harp ve Sulh" romanının
dolaştı karlı karanlıkta bir genç kızın elleri.
Kesildi Petrişçevo'da telefon telleri,
sonra Alaman ordusundan 17 beygirli bir ahır yandı.
Ertesi gün partizan yakalandı.
Yeni hedefin önünde yakalandı partizan,
birdenbire, kıskıvrak, arkadan.
Gökyüzü yıldızla,
yürek hızla,
bilek nabızla,
şişe benzinle dolu
ve kibrit çakılmak üzereydi.
Ve kibrit çakılamadı fakat.
Tabancaya davranmak istedi.
Çullandılar.
Alıp götürdüler.
Alıp getirdiler.
Odanın ortasında dimdik durdu partizan:
torbası omuzunda,
başında kürk şapkası, sırtında gocuk,
bacaklarında pamuklu külot pantolon ve keçe çizmeler.
Subaylar baktılar partizana yakından:
badem nasıl kabuğunun içindeyse
filiz gibi bir kızdı kürkün, keçenin ve pamuklunun içindeki.
Kaynıyor masada semaver.
Satrançlı örtüde bir tabanca, beş kayış kemer,
ve yeşil bir şişe konyak.
Tabakta domuz sucuğu ve ekmek artıkları.
Ev sahipleri mutfağa gönderildiler.
Lamba sönmüştü.
Ocağın ateşiyle kızılca karanlıktı mutfak.
Ve ezilmiş hamam böceği kokuyordu.
Ev sahipleri: bir çocuk, bir kadın, bir ihtiyar,
sokuldular birbirlerine:
dünyadan uzak
ıssız bir dağ başında kurda kuşa karşı yapyalnız kalmıştılar.
Sesler geldi bitişikten :
Soruyorlar:
"- Bilmiyorum," diyor.
Soruyorlar:
"- Hayır," diyor.
Soruyorlar:
"- Söylemem," diyor.
Soruyorlar :
"- Bilmiyorum," diyor, "- Hayır," diyor, "- Söylemem," diyor.
Ve yeryüzünde bu üç sözden başkasını unutan ses
sıhhatli bir çocuk teni gibi pürüzsüz
ve iki nokta arasındaki en kısa yol gibi düz.
Bir kayış sakladı bitişikte :
Partizan sustu.
Çıplak bir insan eti ses verdi.
Kayışlar şaklıyor arka arkaya.
Yılanlar güneşe doğru sıçrayıp düşerken ıslık çalıyorlar.
Genç bir Alaman subayı geldi mutfağa.
İskemleye çöktü.
Kapadı avuçlarıyla kulaklarını.
Ve gözleri sımsıkı yumulu
ve öylece kaldı orda kımıldamadan sorgunun sonuna kadar.
Kayışlar saklıyor bitişikte.
Saydılar ev sahipleri :
200...
Sorgu tekrar başladı :
Soruyorlar : "- Bilmiyorum," diyor,
Soruyorlar : "- Hayır," diyor,
Soruyorlar : "- Söylemem," diyor.
Ses kibirli
fakat artık pürüzsüz değil
kanayan bir yumruk gibi boğuktu.
Partizanı dışarı çıkardılar.
Başında kürk şapkası, sırtında gocuk,
bacaklarında pamuklu külot pantolon ve keçe çizmeler
yoktu.
Bir don bir gömlekti.
Beyaz, genç dişleriyle ısırılmaktan şişmiş dudakları.
Bacaklarında, boynunda, alnında kan.
Kolları iple bağlı arkadan,
çıplak ayakları karda,
iki yanda süngülüler,
yürüdü partizan.
Soktular partizanı Vasili Klulik'in izbasına.
Oturdu tahta sıranın üstüne.
Çatık bir dalgınlık içindeydi.
Su istedi.
Nöbetçi verdirmedi suyu.
Alaman askerleri geldiler.
Böcekler gibi üşüştüler başına,
çekiştirdiler, tartakladılar.
Birisi art arda kibrit yakıp tuttu altında çenesinin,
bir bıçkı sürttü sırtına bir başkası
dişli demir kanlanıncaya kadar.
Sonra gittiler uyumaya.
Nöbetçi süngünün ucunda çıkardı partizanı sokağa.
Mavi gözleri yuvarlak bir çocuk bakıyor camdan:
dünya buzların içinde,
karın altında yapyalnız sokak
yıldızların içinde.
Mavi gözleri yuvarlak
bir çocuk bakıyor camdan.
Gördüklerini unutacak,
büyüyecek, evlenecek,
ve bir yaz gecesinde
bir öğle uykusunda yahut
rüyasına girecek ansızın
karda yıldızlara basan çıplak ayakları bir genç kızın.
Karın altında bir uçtan bir uca
karın altında yapyalnız sokak.
Karın üstünde partizan:
ayakları çıplak,
kollan bağlı arkadan,
bir don bir gömlek,
yürüyor önünde süngünün
bir uçtan bir uca gidip gelerek.
Üşüdü nöbetçi, döndüler izbaya.
Isındı nöbetçi çıktılar.
Bu böyle sürdü saat 22'den ikiye kadar.
İkide nöbetçi değişti
ve artık partizan kımıldanmadan kaldı tahta sıranın üzerinde.
Partizan
18 yaşında.
Partizan
öldürüleceğini biliyor.
Ölmek ve öldürülmek:
hıncının kızıltısında belli belirsizdi bu fark.
Ve ölümden korkmayacak
ve keder duymayacak kadar sıhhatli ve gençti.
Bakıyor çıplak ayaklarına:
Şişmiştiler,
çatlayıp donmuştular kıpkırmızı.
Fakat partizan
dışındaydı acının.
Ve nasıl derisinin içindeyse
öyle içindeydi öfkesinin ve inancının.
Zaman zaman annesi geliyor aklına.
Mektep kitapları geliyor aklına.
Cilalı toprak bir çanak geliyor aklına
İliç'in resmi önünde duran
ve içinde masmavi çiçekler.
Çocukluğu geliyor aklına,
bu o kadar yakın ki
kısacık entarilerin renkleri bile
tutulacak gibi elle.
İlk hava bombardımanı geliyor aklına.
Cepheye giden işçi taburları geliyor aklına
sokaktan geçiyorlar şarkı söyleyerek
ve çocuklar koşuyor peşlerinden.
Zaman zaman bir tramvay durağı geliyor aklına;
annesiyle orda vedalaştılar.
Bir gençlik toplantısı geliyor aklına,
bu o kadar yakın ki
kırmızı örtülü masada su bardağı
ve kesik kesik konuşan kendi sesi bile
tutulacak gibi elle.
Ve artık durup dinlenmeden kendi sesi geliyor aklına:
düşmanın karşısında dimdik duran sesi,
Hayır, diyen,
Söylemem, diyen
ve düşmana hiçbir şeyi doğru söylememek için
kendi adını bile gizleyen.
ZOE'ydi adı,
ismim TANYA, dedi onlara.
(Tanya,
Bursa Cezaevi'nde karşımda resmin.
Bursa Cezaevi'nde.
Belki duymamışındır bile Bursa'nın adını.
Bursa'm yeşil ve yumuşak bir memlekettir.
Bursa Cezaevi'nde karşımda resmin.
Sene 1941 değil artık
sene 1945.
Moskova kapılarında değil artık
Berlin kapılarında dövüşüyor seninkiler,
bizimkiler,
bütün namuslu dünyanınkiler.
Tanya,
senin memleketini sevdiğin kadar
ben de seviyorum memleketimi,
Seni astılar memleketini sevdiğin için,
ben memleketimi sevdiğim için hapisteyim.
Ama ben yaşıyorum,
ama sen öldün.
Sen çoktan dünyada yoksun,
zaten ne kadar az kaldın orda :
on sekiz senecik.
Doyamadın güneşin sıcaklığına bile.
Tanya,
sen asılan partizan,
ben hapiste şair.
Sen kızım, sen yoldaşım.
Resminin üstüne eğiliyor başım:
kaşların incecik,
gözlerin badem gibi,
ama renklerini fotoğraftan anlamam mümkün değil.
Fakat yazıldığına göre
koyu kestaneymişler.
Bu renkte gözler çok çıkar benim memleketimde de.
Tanya,
saçların ne kadar kısa kesilmiş,
oğlum Memet'inkilerden farkı yok.
Alnın ne kadar geniş,
ay ışığı gibi,
rahatlık, ve rüya veriyor insanın içine.
Yüzün ince uzun,
kulakların büyücek biraz.
Henüz çocuk boynu boynun :
henüz hiçbir erkek kolu sarılmamış anlıyor insan.
Ve püsküllü bir şey sarkıyor yakandan:
süsünü sevsinler mini mini kadın.
Arkadaşları çağırdım, bakıyorlar resmine :
-Tanya,
senin yaşında bir kızım var.
-Tanya,
kız kardeşim senin yaşında.
-Tanya,
senin yaşında sevdiğim kız.
Bizim memleket sıcaktır
bizde kızlar tez kadınlaşır.
-Tanya,
senin yaşında kızlarla okulda, fabrikada, tarlada arkadaşız.
-Tanya,
sen öldün,
ne kadar namuslu insanlar öldürüldü ve öldürülmektedir,
ama ben,
yedi yıldır kavgada hayatımı tehlikeye koyamadan
hapiste de olsa bal gibi yaşıyorum.)
Sabah oldu Tanya'yı giydirdiler,
ama çizmeleri, şapkası, gocuğu yoktu,
iç etmişlerdi onları.
Torbasını getirdiler :
torbada benzin şişeleri, kibrit, kurşun, tuz, şeker.
Şişeleri boynuna astılar,
torbasını verdiler sırtına.
Göğsüne bir de yazı yazdılar :
"PARTİZAN".
Köyün alanına kuruldu darağacı.
Atlılar çekmiş kılıcı
halka olmuş piyade askeri.
Zorla seyre getirdiler köylüleri.
İki sandık üst üste,
iki makarna sandığı.
Sandıkların üstüne
yağlı urgan sallanır,
urganın ucu ilmik.
Partizan kaldırılıp çıkarıldı tahtına.
Partizan
kolları bağlı arkadan
durdu urganın altında dimdik.
Nazlı, uzun boynuna ilmiği geçirdiler.
Bir subay fotoğrafa meraklı,
bir subay, elinde makina : Kodak,
bir subay resim alacak.
Tanya seslendi kolhozlulara ilmiğinin içinden
"- Kardeşler, üzülmeyin.
Gün yiğitlik günüdür.
Soluk aldırmayın faşistlere,
yakın, yıkın, öldürün..."
Bir Alaman vurdu ağzına partizanın,
genç kızın beyaz, yumuk çenesine aktı kan.
Fakat askerlere dönüp devam etti partizan :
"- Biz iki yüz milyonuz.
İki yüz milyon asılır mı?
Gidebilirim ben.
Ama bizimkiler gelecekler.
Teslim olun, vakit varken..."
Kolhozlular ağlıyordu. Cellat çekti ipi.
Boğuluyor nazlı, boynu kuğu kuşunun.
Fakat dikildi ayaklarının ucunda partizan
ve hayata seslendi İNSAN:
"- Kardeşler
hoşça kalın.
Kardeşler
kavga sonuna kadar.
Duyuyorum nal seslerini
geliyor bizimkiler!"
Cellat bir tekme attı makarna sandıklarına.
Sandıklar yuvarlandılar.
Ve Tanya sallandı ipin ucunda
devrimci gençler
31-12-2007, 02:32
Yasak
Özgürlüğün geldiği gün;
O gün ölmek yasak
Yazmam Daha Aşk Şiiri
Oydu bir bakışta tanıdım onu
Kuşlar bakımından uçarı
Çocuk tutumuyla beklenmedik
Uzatmış ay aydınlık karanlığıma
Nerden uzatmışsa tenha boynunu
Dünyanın en güzel kadını oydu
Saçlarını tarasa baştan başa rumeli
Otursa ama hiç oturmaz ki
Kan kadını rüzgardı atların
Hep andım ne yaşanır olduğunu
En çok neresi mi ağzıydı elbet
Bütün duyarlıklara ayarlı
Öpüşlerin türlüsünden elhamra
Sınırsız denizinde çarşafların
Bir gider bir gelirdi işlek ağzı
Ah şimdi benim gözlerim
Bir ağlamaktı tutturmuş gidiyor
Bir kadın gömleği üstümde
Günün maviliği ondan
Gecenin horozu ondan
CEMAL SÜREYA...
ölü martı
06-01-2008, 23:14
harika..
'devrim doldu yüreğime'
:)
Zindandaki bir çocugun annesine mektubu
Merhaba canım annem nasılsın?
Kalbine dikkat et hastalanmasın.
Biliyorum sen hem bana,hem bu zulme yanarsın.
Sakın ola umudunu yitirme annem...
Bu mektubu sana çok gizli yazdım,onlara boyun eğsem yaşayamazdım
Karanlık koğuşta yapayalnızım,bu zulüm hep ben KÜRDÜM diyedir annem...
Buralarda hava sabahtan kararır,yatağı betondur yorganı kardır,
Bilmezler burda yatan bir yavru candır,durmadan canımı yakarlar annem...
Kelepçemin sesini duyuyormusun?
Çok sıktılar ana biliyormusun?
Bunlar insan değil anlıyormusun?
Beni öldürseler KÜRTLER tükenmez annem...
**NEDEN KÜRT DOĞDUN?** diye copları,
vururken görsen anam onları,
Dersin **yılanmı doğurmuş bunları**? Hiç farkları yoktur inanki annem...
Yapmayın annem üzülür diyorum,babam görse kahrından ölür diyorum,
Hesabınız elbet birgün görülür diyorum,
GELECEĞİN BİR GÜN GELECEĞİNİ bilmiyorlar annem...
İçinden gelen ses konuşuyorsa,
Nerede yavrum diye soruyorsa,
O an ciğerinde yanıp kavruluyorsa,
Bilki KÜRT doğduğu için bu yılanlar,
Daha doymadığın yavrunu katletti annem....
Sakın ağlama,sen üzülme annem,
Onlar bilmiyorlar,sen biliyorsunki;
Ölen bir KÜRT,doğan bin KÜRT demektir,
Onların copları,bizim yüreğimizin ateş topları var annem..
şiir ersin ergün keleş'e ait.
mani_festo
21-02-2008, 21:28
Bir insan ömrünü neye vermeli
Harcanıp gidiyor ömür dediğin
Yolda kalan da bir yürüyende bir
Harcanıp gidiyor ömür dediğin
Yüreğim ürperir kapı çalınsa
Esmeyen yelimden hile sezerler
Künyeler kazınır demir sandıkta
Savrulup gidiyor ömür dediğin
Dışı eli yakar içi de seni
Sona eklenmeli sözün incesi
Ayrılık gününü kör dereleri
Bölünüp gidiyor nehir dediğin
Bir insan ömrünü neye vermeli
Para mı onur mu taş dikenli yol
Ağacın köküne inmek mi yoksa
Harcanıp gidiyor ömür dediğin
**Zülfü LİVANELİ**
(birde Hasret Gültekin in yorumundan dinlemenizi tavsiye ederim yoldaşlar:)...[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor])
Sisyphus
29-02-2008, 22:39
edip canseverin beğendiğim şiirlerinden biri..MENDİLİMDE KAN SESLERİHer yere yetişilirHiçbir şeye geç kalınmaz amaÇocuğum beni bağışlaAhmet Abi sen de bağışlaBoynu bükük duruyorsam eğerİçimden öyle geldiği için değilAma hiç değilAh güzel Ahmet abim benimİnsan yaşadığı yere benzerO yerin suyuna, o yerin toprağına benzerSuyunda yüzen balığaToprağını iten çiçeğeDağlarının, tepelerinin dumanlı eğimineKonyanın beyazAntebin kırmızı düzlüğüne benzerGöğüne benzer ki gözyaşları mavidirDenize benzer ki dalgalıdır bakışlarıEvlerine, sokaklarına, köşebaşlarınaÖylesine benzer kiVe avlularına(Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)Ve sözlerine (Yani bir cep aynası alım-satımına belki)Ve bir gün birinin adres sormasına benzerSorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüneCamcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasınaÖyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasınaMinibüslerine, gecekondularınaHasretine, yalanına benzerAnısı işsizliktirAcısı bilincidirBıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olanGülemiyorsun ya, gülmekBir halk gülüyorsa gülmektirNe kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet Abi.Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskidenDirseğin iskemleye dayalı-- Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben --Cıgara paketinde yazılar resimlerResimler: cezaevleriResimler: özlemResimler: eskidenberiVe bir kaşın yukarı kalkıkSevmen aceleDostluğun çabukBakıyorum da simdiO kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet AbiBiz eskiden seninleİstasyonları dolaşırdık bir birO zamanlar Malatya kokardı istasyonlarNazilli kokardıVe yağmurdan ıslandıkça Edirne postasıKıl gibi ince İstanbul yağmurunun altındaEsmer bir kadın sevmiş gibi olurdun senKadının ütülü patiskalardan bir teniUpuzun boynuKirpikleriVe sana Ahmet Abiuzaktan uzaktan domates peynir keserdi sankiSofranı kurardıElini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardıCezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdiÇocuklar doğururduVe o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibiO çocuklar büyüyecekO çocuklar büyüyecekO çocuklar...Bilmezlikten gelme Ahmet AbiUmudu dürtUmutsuzluğu yatıştırDiyeceğim şu kiYok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenlerOysa o kadar kullanışlı ki şimdiHayalsiz yaşıyoruz nerdeyseÇocuklar, kadınlar, erkeklerTrenler tıklım tıklımTrenler cepheye giden trenler gibiİşçilerAlmanya yolcusu işçilerKadınlarKimi yolcu, kimi gurbet bekçisiEllerinde bavullar, filelerKolonyalar, su şişeleri, paketlerOnlar ki, hepsiBir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenlerAh güzel Ahmet Abim benimGördün mü bakDağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlarVe dağılmış pazar yerlerine memleketGelmiyor içimden hüzünlenmek bileGelse deÖyle sürekli değilBir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzünO kadar çabukO kadar kısaİşte o kadar.Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanarDiş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanarMendilimde kan sesleri...Edip CANSEVER ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor])*ahmet abi, tam hatırlıyamıyorum ama erdal özün bir kitabında ahmet abinin devrimci bir balıkçı olduğu yazıyordu..kim olduğunu tam olarak bilen varsa yazsın!
kahrolsun faşizm tek yol devrim paylaşımın çok güzel tşk
Eziliyorlar,
Kadınlar eziliyor,
Her sene sadece 18 martta anılan,
Kadınlarımız,
Bizim diyerek sırtındaki top\'a ortak olmaya calıştıgımız,
Aç Kalmalarını bahane ederek,
Böbürlendiğimiz,
Yeri geldiğinde \' anamız \' olan,
genel de gelmeyen kadınlarımız,
Unutmadık dedikce karanlığa gönderdiğimiz,
O Kadınlarımız,
Hani bizim kadınlarımız,
Hatırlıyormusnuz,
Bu gün 19 Mart!
Çok uzakta değil,
Duyuyormusnuz,
yorganın altında duran haykırışlarını,
Görüyormusnuz?
yorganın altında kalan yüzleri,
Geciyor mu aklınızdan!
Neler hissettikleri,
Hatırladınız mı!?
İşte onlar,
Sanki sadece Canakkale\'de varmış gibi,
Duran, Boyun eğen, Ezilen,
İşte kadınlarımız Bizim kadınlarımız,
Eziliyorlar...
insanlar gider şarkıları kalır
şarkılar var uzun
yüzyıllar dolanır
şarkılar var kısa
söylendiği yerde kalır
şarkılar var benim şarkılarım
söyletmezler içimde kalır.
aziz nesin
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
Yunus Emre Şiirleri
Halil Kumova - Allah Sana Sundun Elim & Bugün Sohbet Bizüm Oldu & Bir
Garipsin Su Dünyada
Halil Kumova - Bir Gün Edesim Gelir & Girdim Askin Denizine & Hakdan
Inen Serbeti
Halil Kumova - Garip Garip Ötme Bülbül & Sol Cennetin Irmaklari
Halil Kumova - Gel Gör Beni Ask Neyledi & Gel Dosta Gidelim Gönül
Halil Kumova - Is Bu Vücüt Sehrine & Niderüz Hayat Suyun & Ol Dost
Bize Gelmez Ise
Halil Kumova - Sordum Sari Cicege & Cagirayim Mevlam Seni & Dertli Ne
Aglayip Gezersin
Halil Kumova - Söyle Garip Bencileyin & Bana Seni Gerek Seni
Halil Kumova - Tastin Yine Deli Gönül & Hak Calabim
İndir: ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor])
Karacaoğlan Şiirleri Halil Kumova - Bana Kara Diyen Dilber & Ala Gözlü Nazli Dilber
Halil Kumova - Basi Pare Pare Dumanli & Uyuma Deli Gönül
Halil Kumova - Degirmende Geldim & Cesit Cesit Baglamissin Basini &
Deli Gönül & Ilgit Ilgit Esen
Halil Kumova - Hecine Gönül & Güzel Ne Güzel Olmussun & Bir Dem
Sürelim
Halil Kumova - Kismet Olur Ben Bu Ilden & Kadir Mevlam Budur Son
Dilegim
Halil Kumova - Seherde Ugradim & Sana Dedim Alli Gelin & Ben Bu
Yerden
Gidersem.
Halil Kumova - Sunayi Deli Gönül & Su Yalan Dünyaya & Akca Kizlar &
Sana Dedim
Halil Kumova - Yandi Cukurova & Yeter Olsun & Ciktim Seyreledim
Nigdeyi Boru
Halil Kumova - Yesil Basli Gövel Ördek & Bir Yigit Gurbete Gitse &
Incecikten Bir Kar Yagar
İndir: ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor])
Nazım Hikmet Şiirleri
Nurseli Idiz - Asya-Afrika Yazarlarina
Nurseli Idiz - Beyazit Meydanindaki Ölüm
Nurseli Idiz - Bir Sehirde Tramvaylarla Yapilmis Gece Gezintileri
Üstüne
Nurseli Idiz - Bu Vatana Nasil Kiydilar
Nurseli Idiz - Cenaze Merasimim
Nurseli Idiz - Cinar Olsam Dinlesem Gölgesinde & Fasulye Gibi
Nurseli Idiz - Dünyayi Verelim Cocuklara
Nurseli Idiz - Durup Dururken
Nurseli Idiz - Geliyorum Siram & Hos Geldin Bebek
Nurseli Idiz - Giderayak
Nurseli Idiz - Gözlerimiz
Nurseli Idiz - Hasret
Nurseli Idiz - Her Günüm Mis Gibi Kokan Bir Kavun Dilimi
Nurseli Idiz - Iki Gözümün Bebegi & Üc Leylek Lokantasi
Nurseli Idiz - Mor Menekse Ac Dostlar Ve Altin Gözlü Cocuk
Nurseli Idiz - Nazima Saygi ( Fuat Saka )
Nurseli Idiz - Ölüm Düsüncesinden Soyundum
Nurseli Idiz - Otobiyografi
Nurseli Idiz - Sairin Bir Dakika Tembelligi
Nurseli Idiz - Sehir Aksam Ve Sen
Nurseli Idiz - Seni Düsünürüm
Nurseli Idiz - Severmisim Meger
Nurseli Idiz - Seviyorum Seni Ekmegi Tuza Banip Yer Gibi
Nurseli Idiz - Sirma Gibi Kizlar
Nurseli Idiz - Vera’nin Resmi
Nurseli Idiz - Veraya 2
Nurseli Idiz - Veraya
Nurseli Idiz - Yagmurun Altinda
Nurseli Idiz - Yarida Kalan Bir Bahar Yazisi
İndir: ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor])
StyLe__aLi
17-04-2008, 22:07
:che: VEDA ŞARKISI :poingt:
1.
Kayalıkta çakılı yelkenli
sana bırakıyorum veda şarkımı.
2.
Benim uzaklardaki ölümümün kanında tohumlanışı da
kayalar devranının altında değişken köklerle.
Yalnızlık! geçmişe özlem çiçeği canlıı duvarların.
Yalnızlık, yeryüzünde adanmış faniliğim.
3.
Taşımak istemiştim heybemde
yüreğinin gelip geçici tadını,
ama kaldı havaya çizilmiş kesin eğrilerle,
yadsıma oldu umudumun yiğitliğine.oman
Giderim hatıradan daha uzun yıllar boyu
kapalı yalnızlığıyla gezginin,
fakat havaya çizilmiş kesin eğri sanki bana döndü
ve bir işaret koydu pusula kaderime.
Sonu geldiğinde bütün gündelik işlerin
yol yapacağım bir geleceğim olmasa,
gelmiş olacağım bakışında canlanmaya
kaderimin sırıtan parçası olarak.
Gideceğim hatıradan daha uzun yollar boyunca
zincir halkaları gibi eklenen elvedalarla zamanın akışında.
4.
Dimdik hatıra sonunda düşmüş yola,
usanmış beni bir geçmişi olmadan izlemekten,
unutulmuş yol kıyısındaki bir ağaçta
Uzaklara gideceğim, hatıra
parçalanarak ölünceye yolun taşlarında,
ve devam edeceğim, içimde
hep o gezginin acısı, yüzümde gülümseyiş.
Bu dönenen bakış ve güç
büyülü bir matador mendilinde.
Alıkoydu kaygı duymaktan tüm çıkarlara,
hep yitiren bir çizgi oldu benim eğrim.
Ve bakmak istemedim seni görürüm diye
beni isteksizce davet etmeni
mutluluğumun pembe boyalı torerosu
Deniz seslenir bana sevecen elleriyle.
Çayırım -bir kıta-
Dümdüz yayılır, tatlı ve silinmezdir
alacakaranlıkta bir çan gibi.
5.
Bir sicil memuresi karşısında kurumlu bir doktor gibidir
kara bir mikroskopu gösteren bilim.
Sanat... sanat diye arzıendam eden şey
bir Leica'nın kısır mekaniğidir.
Acılar ve kaygılarla dolu bir yerli (ve tabii özlemleriyle
olup ta şimdi yiten için
ve onun dönüşünde arzu gönlünde),
coca, alkol ve açlığın aptalca gülümsemesiyle.
Üç kuruşa satılan cinsellik
-Amerika'da pek ucuz-
Boş çarşafların umursanmaz hatırası.
Guetamala bıraktın beni
bağrımda derin bir yarayla
ve de acılarını bana emzirme
ya da emme fırsatıyla,
kahreden bir hıçkırığın belirsiz duygusunda bulan kadını.
Kederleri teker teker birleştiren bir bağ var yine de:
uyanan insanın haykırışıdır o da.
6.
İşte bugün böyle titrek ellerle
belirsiz bir kayıta koyuyorum prizmamı.
Ağacın olgunluğunu tüketmeden
kasalanmış meyvanın garip tadıyla.
Çağırışını farkedemiyorum bazen
yaşlı, garip kanatlanmış kulemden,
fakat bazı günler var ki cinselliğin uyanışını hissediyor
ve bir öpücük dilenmeye dişiye gidiyorum
ve böylece beni arkadaş diye çağırmayanın
ruhunu hiçbir zaman öpemeyeceğimi anlıyorum...
Biliyorum ki tertemiz değerlerin kokusu
bereketli kanatlarla dolduracak beynimi,
Biliyorum ki hayata geçmesi mümkün olmayan
fikirleri barındırmak gibi zevkleri bırakacağım.
Biliyorum ki ölümüne çarpışma günü
halk çocukları benimle omuz omuza verecek,
halkın savaştığı amacın kesin zaferini
göremezsem eğer
fikri en yüksek geleceğe götürmek için
mücadele verdiğimdendir,
eski kabuğun tüylerini yolarken
doğan umudun kesinliğiyle biliyorum bunları.
TOMAS'LA VEDALAŞMA
Sanadır, kuşatılmış arkadaşım,
ak dağların berrak sularına,
batık gemi düşünün seni bağladığı yere
gider ayrılık şarkım.
Uyandım bugün
yelkenlerimde kanatlanma arzusuyla,
haberleşme mumları tutuyorum
duygusuz pusulanın gösterdiği
zaman limanına giderken gemi.
Dilimi rüzgara veriyorum
sözcüklerini gergin gergin tutmak,
taze acılarından bir şeyler alıp götürmek için
yaşamakta olduğun şaşkınlıkları paylaşmaya.
Yastığını yeşerten
bahar da yitti gitti.
Ayrılışımı kastetmiyorum,
artık yol almayan gemin için diyorum.
Anlıyorum seni kırık kanatlı kırlangıç,
isterdim Kastilya çeşmesine götürmek,
başa çıkabileceğin güçle donatmak.
Olaylara eğilmiş bir doktor olsam bile
onları değitiremiyor, ancak anlayabiliyorum.
Bununla birlikte sihirli bir çözümüm var,
Bolivya'da bir madende,
belki de Şili'de, Peru veya Meksika'da
ya da yıkılmış Sonora İmpataratorluğunda,
Afrika Brezilya'sının siyahi bir limanında ya da
belki de her noktada bir kelime
öğrendiğimi sanıyorum.
Bu çözüm çok basit,
etrafıyla ilgilenme, saldır tepeye.
Birleştir genç ellerini yaşlı kayayla,
günden güne ufak dalgalar halinde
kıpırdayan kırmızı mercanlara nabzını daya.
Günün birinde, hatıram ufuğun ötesinde
bir yelkenli olsam bile
ve senin hatıran belleğimde demirleyen
bir gemi olsa bile
geleceğe doğru neşeyle yürüyen
ufuktaki kızıl yoldaşları gördüğümde
şaşkınlıkla haykırmaya başlayacak kuşluk vakti.
O korkunç ve beyaz soğukkanlı kötüler
şaşkınlığa uğramış gece gibi gerisin geri dönecekler.
İşte o zaman, dört duvar arasında
solgun şair,
evrenin şarkıcısı olacaksın
ve sen bahtı kara, ince ruhlu, hasta şair
halkın güçlü şairi olacaksın.
İHTİYAR MARIA
Bir ayağın çukurda, ihtiyar Maria,
geldim seninle gerçekleri konuşmaya:
Bir tesbihin dizili acıları oldu hayatın
ne seven bir erkeğin oldu, ne sağlık, ne mal mülk,
ancak açlık vardı paylaşılan.
Geldim seninle umudundan konuşmaya,
kızının nasıl olduğunu bilmeden
kuzuladığı o üç ayrı umuttan da.
Sarı sabunla perdahlanmış ellerinin arasına al
bir çocuğunkini andıran bu erkek elini,
sertleşmiş nasırlarını ve kıvrılmış saf parmaklarını
doktor ellerimin yumuşak utancında ov.
Dinle, emekçi büyükanne,
inan gelen insana,
göremeyecek olsan da geleceğe inan.
Tüm bir hayat boyunca umudunu boşa çıkaran
acımasız Tanrıya da dua etme.
Yağlıkara okşayışlarının büyümesini görmek için
ölümden acımasını isteme;
gökler yeşil ve karanlık hüküm sürüyor sende,
her şeyden öte kızıl bir intikama sahip olacaksın,
şafağı yaşayacaklar torunlarının hepsi,
huzur içinde öl yaşlı mücadeleci.
Bir ayağın çukurda ihtiyar Maria,
o gideceğin günlerden biri
otuz kefen tasarımı
bakışlarıyla selamlayacaklar seni.
Bir ayağın çukurda, ihtiyar Maria,
suskun kalacak odanın duvarları
birleşince ölüm astımla
ve sevdaların boğazına dizilince.
Bronzdan dökülmüş üç okşama
(geceni hafifleten tek ışık)
açlıkla kuşanmış üç torun
her zaman bir gülümseme buldukları
yaşlı kıvrık parmaklarını özleyecekler.
Hepsi bu olacak, ihtiyar Maria.
Bir tesbihin dizili acıları oldu hayatın
ne seven bir erkeğin oldu, ne sağlık, ne mal mülk,
ancak açlık vardı paylaşılan,
geçti keder içinde hayatın, ihtiyar Maria.
Bulandırdığında gözbebeklerinin acısını
sonsuz dinlenmenin buyruğu,
ömür boyu angaryadaki ellerin
son şefkatli okşayışı içine çektiğinde
onları düşüneceksin... ve ağlayacaksın,
zavallı ihtiyar Maria.
Hayır, hayır yapma
bir hayat boyu umudunu boşa çıkaran
umursamaz Tanrı'ya kendini teslim etme,
ölümden aman dileme,
korkunç bir açlıkla kuşanmıştı hayatın,
sonunda kuşandı astımla.
Fakat bildirmek istiyorum ki sana
umutların kısık ve yiğit sesiyle
intikamların en kızılı ve yiğit olanıyla,
ideallerimin en doğru boyutuyla
yemin etmek istiyorum.
Sarı sabunla perdahlanmış ellerinin arasına al
bir çocuğunkini andıran bu erkek elini,
sertleşmiş nasırlarını ve kıvrılmış saf parmaklarını
doktor ellerimin yumuşak utancında ov.
Huzur içinde yat, ihtiyar Maria,
huzur içinde yat, ihtiyar mücadeleci,
şafağı yaşayacaklar torunlarının hepsi.
YEMİN EDİYORUM Kİ...
GÖLGELİ OTOPORTRE
Genç bir ülkeden, kökleri otlardan doğan,
(o kökler ki Amerika'nın öfkesini yadsıyan)
sizlere geliyorum, kuzeyli kardeşlerim.
Acılı haykırış, umutsuzluk ve inanç yüklü,
sizlere geliyorum, kuzeyli kardeşlerim.
Biz "homo sapiens"lerin geldiği yerden,
nice yol aldım göçebe ayinleriyle,
bir haç gibi taşıdığım astımımla
ve onun özüme yakışmayan mecazıyla.
Uzundu yol ve çok ağırdı dert
sürmektedir bende avare adımlarımın kokusu,
hala batık bir gemidir derinlerdeki özüm
-kurtarıcı kıyılar görünseler bile-
dalgalara karşı gönülsüz yüzüyorum
batık bir gemi oluşumu koruyarak.
Yalnızım acımasız geceye karşı
ve biletlerin bıraktığı kesin şeker tadına.
Avrupa çağırıyor beni yıllanmış şarabının sesiyle,
sarı etinin soluğuyla, müzedeki eserleriyle.
Yeni ülkelerin neşeli klarnet sesiyle
alıyorum karşıdan geniş etkisini
Lenin'in icra ettiği ve halkların söylediği
Marks ve Engels şarkılarının.
FİDEL'E ŞARKI
Haydi gidelim,
ateşli peygamberi şafağın,
gizli patikalardan ulaşalım
o yeşil timsahı kurtarmaya, aşkla sevdiğin.
Haydi gidelim,
isyankar ve marslı yıldızlarla dolu
cepheyle aşağılanmayı bozguna uğratarak
zafere erişmeye ya da ölümle buluşmaya yemin edelim.
Duyulduğunda ilk atış sesi ve uyandığında
çalılıklar bakirelere yaraşan bir şaşkınlıkla,
orada, yanıbaşında, olgun savaşçılar olarak,
bulacaksın bizi.
Saçıldığında sesin dört rüzgara doğru
adalet, ekmek, özgürlük, tarım reformu,
oradai yanıbaşında, aynı vurgularla,
bulacaksın bizi.
Ve yerini bulduğunda bunca emeğin sonunda
zalime karşı doğruluğun uğraşı,
orada, yanıbaşında, bekçilik edeeken mücadelenin sonuçlarına,
bulacaksın bizi.
Yaralı böğrünü yaladığı gün canavar
milliyetçi bir mızraktır onu orada vuran,
orada, yanıbaşında, gururlu yüreklerimizle,
bulacaksın bizi.
Sanma ki bozabilirler bütünlüğümüzü
rüşvetle kuşanmış yaldızlı bitler,
tek istediğim bir tüfek, mermiler ve bir siper.
Başka hiçbir şey.
Ve şayet engellerse yolumuzu demir,
Amerika tarihine geçen
gerillaların kemiklerini örtmek için
bir mendil isteriz Kübalıların gözyaşlarından.
Başka hiçbir şey.
VE BURDA
Haykırır paleti tutuşan ressam, melezim ben
haykırırlar bana kovalanan hayvanlar, melezim ben,
sızlanırlar gezgin şairler, melezim ben,
tekrarlar her köşenin günlük acısında
rastladığım insan, melezim ben
ve altın kaplamalı tahtadan bir bakireyi okşayan
ölü bir ırkın gizemine varır bu:
melezdir benden doğma bu acayip çocuk.
Melez değil miyim ben de bir yandan
çarpışmasında (birleşip, ayrılan)
aklımı karıştıran iki gücün,
o güçler ki ağaçta daha olgunlaşmadan
hapsolmuş meyvenin garip tadını
hissettiğinde beni çağıran.
Dönüyorum İspanyol Amerika'sının sınırına,
kıtayı saran bir geçmişi tatmaya.
Kayıp gitmektedir hatıra silinmez bir yumuşaklıkla
bir çan sesiyle ta uzakta.
AĞIL
Yaşayan bir şey kalmış taşlarında
ey yeşil şafakların kız kardeşi.
Gerçek mezarları şaşırtır
ellerinin sessizliği.
Rengarenk gözlüklerin türlü keyfiyle
sorumsuz kazma yaralar kalbini
ve yabancı turistin savurduğu aptalca oh
çarpar yüzüne gücendiren hakareti.
Ama canlı bir şey vardır.
Kütüklerden bir kucaklayış sunar orman sana
köklerini tırmalamaktayken merhamet.
Koca bir celep gösterir övendireyi
taht uğruna zaptettiği tapınakların orda,
ve sen ölmüyorsun hala.
Hangi güçtür seni ayakta tutan
yüzyılların ötesinden
gençlikte olduğu gibi canlı ve kıpır kıpır?
Hangi tanrı üfler gün sonunda
hayati soluğunu mezar taşlarında?
Tropiklerin tatlı güneşinden midir?
Sormalı niye Chichen-Itza'da olmaz? diye.
Ormanların neşeli öpücüğü
ya da kuşların nağmeli şarkısından mıdır?
Ve niye Quirigua'da daha derindir uykusu?
Dağların sarp kayalıkları arasında çarparak
çınlayan kaynağın yankısından mıdır?
İnkalar öldü, ne dersek diyelim
Ekim1917
21-04-2008, 00:45
Federico Garcia LORCA İspanyol şair, yazar ve ressamdır 1936'da iç savaş başladığında İspanya'da neredeyse aynı anda 15.000 kişinin öldürüldüğü faşist katliamda falanjistlerce kurşuna dizilerek katledildi. Ben çingene şiirlerini de severim ama özellikle Zülfü Livanelinin seslendirdiği ATLI şiirini çok severim sizlerle paylaşmak isterim:
ATLININ TÜRKÜSÜ
Kurtuba
Uzakta tek başına
Ay kocaman at kara
Torbamda zeytin kara
Bilirim de yolları
Varamam Kurtuba'ya
Ovadan geçtim yel geçtim
Ay kırmızı at kara
Ölüm gözler yolumu
Kurtuba surlarında
Yola baktım ama yol uzun
Canım atım yaman atım
Etme eyleme ölüm
Varmadan Kurtuba'ya
Kurtuba
Uzakta tek başına
Diğer Bazı Şiirleri:
ANIŞ
Ben ölünce
gömün gitarımla beni
kumlara.
Ben ölünce,
portakallarla
naneler arasına.
Ben ölünce
gömün isterseniz
rüzgâr gülüne.
Ölünce ben!
DÖVÜLEN ÇİNGENENİN ŞARKISI
Yirmi dört şamar!
Yirmi beş şamar!
Anacığım sarar beni
gece gümüş kâğıtlara.
Ah, yol muhafızı,
ah, yol muhafızı,
ne olur bir yudum su!
Balıklardan, kayıklardan,
ne olursun, bir yudumcuk!
Ah, muhafız komutanı,
ah, muhafız komutanı,
yan gelmişsin odanda!
Hani ipek mendiller,
kurulayım yüzümü!
ÖLÜ ÇOCUĞA GAZEL
Her akşam üzeri bir çocuk ölür,
her akşam üzeri Granada'da.
Her akşamüzeri yerleşir de su
dostlarıyla konuşur baş başa.
Yosundan kanatları var ölülerin.
Bulutlu yel ve duru yel yan yana
süzülen iki sülündür kuleler üstünde,
gündüzse yaralı bir oğlan.
Havada kalmazdı tek kırlangıç gölgesi
şarap mağarasında rastlayınca ben sana,
tek bulut kırıntısı kalmazdı yerde
sen ırmakta boğulup gittiğin zaman.
Yuvarladı vadi köpeklerle süsenlerini
bir su devi yıkılınca dağlara.
Gövden, ellerimin mor gölgesinde,
bir soğuk meleğiyle, kıyıda cansız yatan.
SEVİLLA NİNNİSİ
Deniz nedir bilmiyor
bu küçük kaplumbağa;
onu çingene doğurmuş,
atıvermiş sokağa.
Ya! denizi yok,
yo! denizi yok;
denizi yok,
salıvermişler sokağa.
Bu minnacık oğlanın
beşiği yok;
babacığı marangoz,
yapıverir bir tane.
Dostça Selamlar
Serap Kaya
21-04-2008, 06:14
Zülfü Livaneli ATLININ TÜRKÜSÜ
PgnM1ZKgG44
esradeniz
21-04-2008, 21:48
çok güzel
bir şiir
ŞİİR
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
TOPRAĞA DÜŞEN
Ona "Haydi
Savaşa dediler
Başkaca birşey
Söylemediler
Aldılar köyünden
Davulla zurnayla
Geride üç çocuk
Bir eş ve bir ana
Eline bir silah
Tutuşturdular
Ve karşılaştı
Düşman ordular
Vurulup düştü
İlk çatışmada
Göğsünde bir oyuk
Üç delik alnında
"Ey bu topraklar için
Toprağa düşen"
Bir karış toprağın
Var mıydı yaşarken?
Ataol BEHRAMOĞLU
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
HAPİSHANE ŞARKISI -5-
Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül, aldırma
Ağladığın duyulmasın,
Aldırma gönül, aldırma
Dışarda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar;
Seni bu sesler oyalar,
Aldırma gönül, aldırma
Görmesen bile denizi,
Yukarıya çevir gözü:
Deniz gibidir gökyüzü;
Aldırma gönül, aldırma
Dertlerin kalkınca şaha
Bir küfür yolla Allaha
Görecek günler var daha;
Aldırma gönül, aldırma
Kurşun ata ata biter
Yollar gide gide biter;
Ceza yata yata biter;
Aldırma gönül, aldırma
Sabahattin ALİ
YİRMİBİRİNCİ YÜZYILIN İNSANLARINA ŞİİRLER
Bir Eyüp sabrıyla bekledim
Sabahı olmayan gecelerde.
Gül dalları yerine demir çubuklar vardı
Münzevî-münzevî pencerelerde.
Öğrenme
istemem
bir Eyüp sabrı nedir
torunlarımın torunu.
Say ki dedelerin bir masal yaşadı
Say ki acılar masaldı,
Öttür ölümsüzlüğe doğru borunu!
HASAN İZZETTİN DİNAMO
BİR HAZİN HÜRRİYET
Satarsın gözlerinin dikkatini, ellerinin nurunu, bir lokma bile tatmadan
yoğurursun
bütün nimetlerin hamurunu.
Büyük hürriyetinle çalışırsın el kapısında, ananı ağlatanı
Karun etmek hürriyetiyle hürsün!
Sen doğar doğmaz dikilirler tepene,
işler ömrün boyunca durup dinlenmeden yalan
değirmenleri,
büyük hürriyetinle parmağın şakağında düşünürsün vicdan
hürriyetiyle hürsün!
Başın ensenden kesik gibi düşük,
kolların iki yanında upuzun,
büyük hürriyetinle dolaşıp durursun,
işsiz kalmak hürriyetiyle hürsün!
En yakın insanınmış gibi verirsin memleketini, günün birinde, mesela,
Amerika'ya ciro ederler onu seni de büyük hürriyetinle beraber,
hava üssü olmak hürriyetiyle hürsün!
Yapışır yakana kopası elleri Valstrit'in, günün birinde, diyelim ki,
Kore'ye gönderilebilirsin, büyük hürriyetinle bir çukura
doldurulabilirsin, meçhul asker olmak hürriyetiyle hürsün!
Bir alet, bir sayı, bir vesile gibi değil insan gibi yaşamalıyız dersin,
büyük hürriyetinle basarlar kelepçeyi,
yakalanmak, hapse girmek, hatta asılmak hürriyetinle
hürsün
Ne demir, ne tahta, ne tül perde var hayatında, hürriyeti seçmene lüzum yok
hürsün.
Bu hürriyet hazin şey yıldızların altında.
NAZIM HİKMET RAN (1951)
Geldimse bu dünyaya ne bulmuş dünya?
Gitsem de eğer kıymeti eksilmez ya !
Bir kimse çıkıp da anlatıp söylemedi
Gelmekte ve gitmekteki hikmet ne ola?
ÖMER HAYYAM
Sen yanmasan
Ben yanmasam
Biz yanmasak
nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa
NAZIM HİKMET
SULUSEPKEN ÜSTÜNE
Yanlış yolun karanlığından
Ateşli sözlerimle kandırıp
Düşmüş ruhunu kurtardığım zaman,
Derin bir azap duyarak
Seni saran ayıbı
Pişmanlık içinde lanetledin,
Unutkan vicdanını anılarınla cezalandırmak için,
Benden önce olanları
bir bir bana anlatırken.
Unutkan vicdanını anılarınla cezalandırmak için,
Benden önce olanları
Bir bir bana anlatırken,
Birdenbire yüzünü ellerinle kapadın;
Ruhundaki isyan sonunda
Utançla, dehşetle sarsılarak
Gözyaşlarına boğuldun...
N.A. Nekrasov
Cencere köylüleri geldi aklıma
O yapış yapış,
Susam toplayan
Araba lastiğinden ayakkabıları
(çoğunun)
Atının arpasına misafir
(çoğu)
Ve karısının koynuna,
hırsız bir kedi gibi sokulan
Ağzı arpacık soğanlı
burnu süpürge virajı
Yağmur yağmadığı vakit
Anasını kaybetmiş buzağı gibi
Öyle içten
Öyle gürültülü
Öyle kalbine
şap gibi çöken
-İşte böyle ağlayan-
Allah'ın bi zavallısı
Cencereliler geldi aklıma
(Sen çıkar aklımdan)
İREM DOST
DUVARA ASTIĞIM
Ölünceye kadar seni bekleyecekmiş,
sersem
ben seni beklerken ölmem ki...
beklersem...
ÖZDEMİR ASAF
Güzel olan sevgili değildir, sevgili olan güzeldir. (Tolstoy)
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
Canım, Sevdiğim, Yüreğim
Bu duvarlar yetmiyor bizi ayırmaya bilesin…
Bu parmaklıklar, bu demir kapılar, bu hava, inan…
Bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü,
Bazen bir serçe kadar güçsüzsem bir nedeni vardır…
Hangi zorluğu yenmemiş insanoğlu.
Hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi.
Güzel günler, zorlu duraklardan geçer sevdiğim.
Damla damla birikiyor insan.
Damla damla sevgili…
Bir gün akıp gideceğiz hayata…
Duvarlar yıkılacak, açılacak bütün kapılar bilesin.
Benim yüreğim sensin şimdi, seni vurur durur…
Ve yine damla damla çoğalıyorsun içimde.
YILMAZ GÜNEY
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
Ben, bir insan,
ben, Türk şairi komünist Nâzım Hikmet ben,
tepeden tırnağa iman,
tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibaret ben...
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
ALACAK
Yol kenarlarındaki
yağmur mazgallarını
kumbara sanıp
harçlığımı atardım
bu yüzden en cok
denizden alacaklıyım...
SUNAY AKIN
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
KARANFİLLİ ADAM
Seher karanlığında,
Projektörlerin ışığında,
Kurşuna dizilen beyaz karanfilli adamın
Fotoğrafı
Duruyor üstünde masamın.
Sağ eli
Tutuyor karanfili
Bir ışık parçası gibi Yunan denizinden.
Karanfilli adam
Ağır kara kaşlarının altından
Bakıyor cesur çocuk gözleriyle,
Hilesiz bakıyor.
Türküler ancak böylesine hilesizdir
Ve ancak komünistler
And içer böylesine hilesiz.
Dişleri bembeyaz:
Gülüyor Beloyannis.
Ve elindeki karanfil,
Bu yiğit,
Bu rezil
Günlerde
Söylediği sözlerden biri gibi insanlara...
Mahkemede çekildi bu fotoğraf.
İdam kararından sonra.
Nazım HİKMET (Moskova,26 Mayıs 1952)
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
O SÖZLER Kİ
O sözler ki acıdır
Mapusane avlularında
Demirli kırbaçlar gibi şaklar
O sözler ki sırasında
Çiçek açmış bir nar ağacıdır
Dağ ufkuna vuran deniz aydınlığı
Sırasında gizemli bıçaklar
O sözler ki
İmgelem sonsuzluğunun
Ateşten gülüdürler
Kelebek çarpıntılarıyla doğarlar ölürler
O sözler ki kalbimizin üstünde
Dolu bir tabanca gibi
Ölüp ölesiye taşırız
O sözler ki bir kere çıkmıştır ağzımızdan
Uğrunda asılırız
ATİLLA İLHAN
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
AYRILIK
İki rayı gibiyiz
bir tren yolunun
yakın olması
neyi değiştirir
son istasyonun.
SUNAY AKIN
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
LİLİMARLEN TÜRKÜSÜ
Önce dişlerimiz döküldü
Sonra saçlarımız
Ardından birer birer arkadaşlarımız
Şu canım dünyanın orta yerinde
Bir başına yapayalnız
Kırılmış kolumuz kanadımız
Tatlı canımızdan usanmışız.
Akşam olur mektuplar hasretlik söyler
Zagrep radyosunda Lilimarlen türküsü
Siperden sipere ateş tokuşturanlar
Karanlıkta dem tutan ishak kuşu.
Biz insanlar yemin ettik imanımız var
Özgürlük için özgürlük aşkına
Savulacak dönem
Savulacak düşman
Deprin cefasını çektik
Sefasını süreceğiz.
Akşam olur mektuplar hasretlik söyler
Zagrep radyosunda Lilimarlen türküsü
Dost ağlar karanfilim, dost ağlar karanfilim
Marş söylemeden ölmek bize yakışmaz.
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
Her satırı
Mendireğe dizili karabataklara benzeyen
Bir mektup bırakarak
balıkçı koyundan
sisler icinde uzaklaşan kayık gibi
bir sabah usulca ayrıldın
koynumdan
Bütün yolcularını
Boğaz köprüsünün çaldıgı
Araba vapurunun
boş seferleri
gibi yanlızca rüzgâr
gezinir sensiz
yüreğimde
Durgun bir sudur aslında deniz
ki çocukların acemi oltalarını denedikleri
kuytu bir iskelenin
tahtaları altına kazıdıgım
ayrılık siirini okudukca
dalgalanır...
Sunay Akın
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
BİRARAYA
Eşit olmadığı
söylenir insanların
aynı boyda olmayan
beş parmağı
gibi bir elin
*****
Oysa uzanır
nice yorgun
emekçinin dudağı
su dolu
avucuma
*****
Elimin
eşit olmayan
beş parmağının ucunu
getirince
biraraya...
SUNAY AKIN
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
LAVİNİA
Sana gitme demeyeceğim
üşüyorsun ceketimi al
günün en güzel saatleri bunlar
yanımda kal
Sana gitme demeyeceğim
gene de sen bilirsin
yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
incinirsin
Sana gitme demeyeceğim
ama gitme, lavinia
adını gizleyeceğim
sen de bilme, lavinia.
ÖZDEMİR ASAF
Eline emegine saglık yoldas...
hoş bir paylaşım..
dev-gençlik
10-05-2008, 08:26
:poingt:
Vurulmuşum
Vurulmuşum, dağların kuytuluk bir boğazında
Vakitlerden bir sabah namazında
Vurulmuşum, yatarım kanlı, upuzun
Kirvem hallarımı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil bu
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki
Vurulmuşum, dağların kuytuluk bir boğazında
Vurulmuşum, düşüm gecelerden de kara
Canımı alırlar ecelsiz, sığdıramam kitaplara
Vurulmuşum, düşü m gecelerden de kara
O SÖZLER Kİ
O sözler ki acıdır
Mapusane avlularında
Demirli kırbaçlar gibi şaklar
O sözler ki sırasında
Çiçek açmış bir nar ağacıdır
Dağ ufkuna vuran deniz aydınlığı
Sırasında gizemli bıçaklar
O sözler ki
İmgelem sonsuzluğunun
Ateşten gülüdürler
Kelebek çarpıntılarıyla doğarlar ölürler
O sözler ki kalbimizin üstünde
Dolu bir tabanca gibi
Olup ölesiye taşırız
O sözler ki bir kere çıkmıştır ağzımızdan
Uğrunda asılırız
Attila İlhan
**Delikanlım,
iyi bak yıldızlara.
Onları belki bir daha göremezsin.
Belki bir daha
yıldızların ışığında kollarını
ufuklar gibi açıp geremezsin
Delikanlım,
sen ki,ya bi köşe başında
Kaşından kan sızarak gebereceksin
Ya da bir devrimci gibi darağacında
can vereceksin.**
devrim yolcusu
13-05-2008, 01:32
Göründü memleketin iç yüzü,çöktüyse temel.
Simdilik harice karsi yüzümüz olsa dahi
Yüzümüz yok bakacak kabrine ecdâdimizin.
Tükürür zannederim çehremize, vatanin tarihi.Neyzen'in 1943'de yazdigi bir dörtlük. Güncelligini halen koruyor!
Felsefemde yok ötem,çünkü sirr-i vâhidim.
Cem-i kesrette yekûnen sifir-i mutlak olmusum.
Yoklugumla âsikârim,ehl-i beyt'e âidim.
Secdemin seklindeki ism-i Muhammed sâhidim. 1950
Kime sordumsa seni dogru cevap vermediler
Kimi alçak, kimi hirsiz, kimi deyus dediler.
Künyeni almak için partiye ettim telefon,
Bizdeki kayda göre, simdi o mebus dediler.
Rûy-i ikbal-i felek simdi Celâl'e döndü,
Yine bin kan akacak daire-i cevrinde.
Gest-i devlete mâdâm ki kapudan oldu,
Çok kürekler çeker evlad-i vatan, devrinde.
"Abdülhamit zamaninda müdde-i umumi Celâl'in Bahriye Nâziri olmasi nedeniyle yazilmistir."
Câh ü mevki,kari çok oldu gözümden düseli,
Bunlarin hiçligini ben bilerek ögrendim.
Simdi de kalmadi nakdin nazarimda kadri,
Kirli ellerde görünce,paradan igrendim.
Ayasofya, 1912
Gaybe imân edeyim derken akli m kaçti,
En nihayet gözümüzü Harb-i Umumi açti.
Toplarin sesleri kesmis idi Hakk'in sesini,
Koparip atti beser menzilesinin maskesini. 1914
Kimse ta'yib edemez biz kafa,göz yarsak da,
Dögüse,kavgaya var milletin elbet hakki,
Yatali bes senedir sade misir ekmegine,
Kalmadi halkimizin Hind horozundan farki! 1915
Ihtikârin basi bes yerde göründü, hem de
Dislerinde o gacirti daha hâlâ duruyor.
Kedinin yavrusuna verdigi bir fare gibi,
Tavcilarla su ahâliyi soyup bogduruyor. 1916
Anlasildi hal ü tavrindan Yahudi oldugun!
Vaz-i yed ettin cihanin garbina, hem sarkina.
Tilki bilmez, bilmis ol, âlemde dehrin bildigin,
Pek güvenme Kayser'im Bismark'ina, pis Markina!
Ankara,1916. Alman Imparatoru Kaiser'e hitaben.
Cebrâil'i,Incil'i, Kur'ani
Yakti atti bir alevin devrani.
Türk oglunun Istiklâl kürsüsünde
Okunuyor Çakir Efe fermani. 1925
Neyzen, Mustafa Kemal'e " Çakir Efe " dermis.
Gözünü aç daha meydan var iken,
Dizginin canbaz elinde Neyzen!
Girmedim ya kapisindan baktim,
Cennet'i at pazari sandim ben.
Ihtiyarlik ile gençlik diyerek,
Su ayati ikiye böldürme!
Ey büyükten de büyük Allahim,
Benden evvel .....imi öldürme! Beyoglu, 1934
Asrin yeni bir umdesi var, hak kapanindir.
Söz haykiranin, mantik ise sarlatanandir.
Geçmez ele bir pâye,kavuk sallamayinca,
Kürs-i liyakat pezevenk, pust olanindir! 1940
Hayliden hayli kalinlasti yobazlik yeniden,
Softalik zorlu anirti ile aldi yürüdü.
Kara bir kinle taassub pusudan çikti yine,
Yurdu sâhâne cehâlet yeni bastan bürüdü.
Kim demis kanun alinmistir ayaklar altina,
Böyle bir halin vukuunda hamiyyet çignenir.
Devleti yolsuz görenler halt eder bir beldede,
Kaldirim olmazsa kanun-i hükümet çignenir.
Hürriyet ve Itilaf Firkasi'nin kanuna aykiri bir harekette bulunmasi üzerine Babanzade Ismail Hakki, "Kanun çignendi,Kanun çignendi" diye bagirmistir.Bu Kit'a o vesileyle yazilmistir.
Kalmadi gizli kapakli deligi memleketin,
Çok sükür kizlarimiz hep anadan dogmaca dul,
Tutarim ben dilimi, kimseye sövmem ama,
Karsisinda susmaga bir tek yüz bul!
Firka,parti diye halkin bogazindan kisarak,
Milletin on senedir olmus idi mengenesi.
Kazdigi câh-i belaya yine kendi düstü,
Örsünü,kiskacini .......min Çingenesi. 1918
Halk arasinda Çingene oldugu sürülen Talât Pasa için yazilmistir.Talâat Pasa, anilarinda ailesinin geçmisiyle ilgili bilgi vererek bu iddiayi reddetmektedir.
Nasil olsa binecek üstüme Rum kardaslar,
Semerimle nalimi enseledi Osmanli.
Padisahim, yularim bari basimda kalsin,
Beni at zannederek gem takacak Yunanli! 1918
Yakisir sekline timsal-i fezayih dense,
Bir yikik eski kenef künküne benzer ense.
Koku aldikça kosar hirs ile mevtâ pesine,
Benzemistir yüzü sirtlan derisinden mesine.
"Softa","Yobaz","Hoca" gibi siirlerinde yerdigi tipleri konu alan bir dörtlük.
Kesb-i vüs'at edecek bahs-i necaset yeniden,
Darü'lHikmet bu iste gösterecek ehliyet,
Bu mesâlih alemânin ......tünün harci degil,
Vükelânin bokuna düsen zimâm-i devlet!
Darül-i Hikmet'i elestiren bir dörtlük. Fabrika yapti Sümerbank bez için,
Çok muazzam bir eser bu,laf degil!
Dil isinde "Ehl-i dil" tezden dedi,
Siçti Cafer, bez getirsin Basvekil. 1932
Basvekil Ismet Inönü'nün Sümerbank'a ait bir bez fabrikasinin açilisina katildigi günlerde, Dolmabahçe Sarayinda Birinci Türk Dil Kurultayi toplaniyor.Dörtlük,Prof.Ahmet Caferoglu'nun Kurultaydaki konusmasinin "resmi" dil ile bagdasmayisini ve bunun yarattigi hosnutsuzluk havasini konu aliyor. Boka düstü teresin da'vâsi.
Pezevenk bulmus iken bin sâhit,
Su kenef mahkemede kanunen
Valinin agzina .....ti Cahit!
Istanbul Valisi ile yazar Hüseyin Cahit Yalçin'in kalem tartismasi nedeniyle mahkemeye düsmesi ve davayi Hüseyin Cahit'in kazanmasi üzerine yazilmistir.
Kim demis bizde bir demokratik idare yoktur,
Ne demek,olmasa elbet disaridan aliriz.
Sir edip karne usulüyle o gümrük malini,
Karaborsaya veriri,biz bize benzer kaliriz.
zastalina
13-05-2008, 13:49
BU DA BİR ÖZGÜRLÜK ŞİİRİ
1944 yılındasın yanlışın yok,
Kıştı girdiğin, temmuz ortasındasın.
Emirle de olsa açıldı ya
İşte demir kapılar ardına kadar,
Dışardasın!
Tepende ne zamandır unuttuğun güneş,
Liman bildiğin gibi yerli yerinde
Hazır Karadeniz seferine şu vapur,
Şu mavna Haliç'ten geliyor.
Poyrazdır bir uçtan bir uca esen
Çekebilirsin ciğerlerine!
Bu ses fren gıcırtısıdır,
Durdu Beşiktaş tramvayı durakta.
Gidemezsin elinde değil;
Emrindesin insanı hiçe sayanların.
Bir liseli talebeyle vuruldu bileklerin
Kırk mahkumun sürüklediği zincire.
Tek suçunuz hür insanlar gibi konuşmak,
Kitaplar suç ortağınız!
1944 yılındasın yanlışın yok,
Doğrudur dağıldığı esir pazarlarının,
Tek forsa kalmadı kalyonlara çakılı,
Roma sirklerinde atılmıyor köleler
Aç aslanların ağzına,
Çoktan yerle bir ettiler Bastil'i
Kenar Mahalleliler.
Özgürlük şarkısıdır söylenen Volga boylarında.
Ne Taif'tesin, ne Magosa zindanında
Yalnız namı kalmıştır kaleme alanın
"Vatan kasidesi"ni.
Seviyoruz her zamandan fazla Fikret'i
Yeni anlaşıldı manası "Millet Şarkısı"nın,
Aynı "Sis"tir memleketin üzerindeki.
Bugün de vaktinde çıktı gazeteler
Geçti ilk sayfalara Beşiktaş cinayeti;
Ismarlama yazıları üstat kalemlerin
Taksim'deki ziyafetten resimler...
Çeyrek saat uzaktasın çok değil,
O meşhur Babıali'den.
Tek satır yok sayfalarda
Bu zincirleme tutsaklık üstüne.
Çekildi dış kapıdan demir sürgüler.
Tuttu süngülüler yolları
Topyekun himayesindeyiz zincilerin. (*)
---------------
(*) Almanlarla siyasi münasebetlerin kesildiği günlerde, cezaevini boşaltmak için vakitli vakitsiz koğuşlarımızdan çıkarılıyor, cezaevinin daracık bahçesine itile kakıla sokuluyorduk. Çift sıra dizilen mahkumların arasına uzun bir zincir uzatılıyor; birinci sıradakiler sağ, ikinci sıradakiler sol bileklerinden bağlı bu zincire vuruluyordu. Bu suretle birbirine bağlanmış kırk-altmış kişilik kafileler, süngülülerin denetimi altında sokaklardan geçirilerek teşhir ediliyordu. Disipline riayet etmeyenleri, cezaevi müdürünün vurmaya selahiyeti olduğu, günlük emir olarak okunmuştu. İşin en garip tarafı, bu zincilerme kafilelerin komutanları, tutuklu bulunan Turancı subaylardandı.
Rıfat Ilgaz, 1953
"Bütün Şiirleri" kitabı, Çınar yayınları, s. 155-156
adil_amed
17-05-2008, 23:30
özlenen ateş yakılmıştı sonunda
elden ele bütün dünyaya taşınmıştı
kıvılcım dansıydı gözlerdeki sevinç
kavga dağlarda bilinci kuşanmış
zindanlarda dirence sarılmıştı
ve haykıran dudaklar
her ihanet vakti çöl çöl yarılmıştı
bir ağıttır Ağrı'da Zilan deresiDersim'de Lac deresi bir kanlı şiir
oysa bir destandı Diyarbakır kalesi
ve Diyarbakır zindanında
ateşle sevişen 'dörtlerin gecesi'
ne ki zindan-ne ki tutsak olmak
ne ki kavga-ne ki dağlarda vurulmak
bir sehpada idam olmak ne ki
ihanet utancıyla yaşamak var ya hani
onursuzluğun lağım çukurunda yok olmak
üniformalı bir Dehak önünde durmak
ve beyninin içindekileri bir bir kusmak
sonra bir et yığınına dönüşüp kalmak
işte buydu Diyarbakır zindanında yaşamak
sesler ihanete dönüşürdü her gece
bir tas çorba-bir dilim ekmek uğruna
ihanetler acılara dönüşürdü kalleşçe
acılar hep türkülere vururdu kendini
etten ve kemikten insan olur mu
beyinsiz insan ayakta durur mu
aynı kavgaya gönlünü verenler
dostunu ihanet ile vurur mu
o zindan ki zincir sesidir şarkısı
her sözünde bir çığlık yükselir
her notasında bin öfke
her dizesinde bin isyan beslenir
isyan şiirlere
şiirler yüreklere seslenir
o zindan ki her yemek vakti
tutsak ağızları kanla süslenir
onur kaleleri yıkılırken birer birer
yüreklerde dal budak salar ihanetler
ve düşman kasetinde üç önder
beyinlerini kusarak düşmana sergiler
aynı anda sıradan bir nefer
hiç aldırmadan önderlerinin sesine
tutsaklık içinde özgürlüğü söyler
sus dostum sus-sözün yarıda kalsın
özgürlük dilinde kilitli kalsın
başlar eğilse de açılsın gözler
konuşan önderler geride kalsın
ne zaman umutsuzluk çökse direncin kıyısına
bir acı saplanır yüreğin tam ortasına
koğuşlar susar
parmaklıklar durur
ranzalarda küllenen umutlar ağlar
geriye doğru atılan her adım
yakılan ateş üstüne yağmur diye yağar
anlatılmaz bir destandır yaşanan
ne söze gelir ne saza
kırbaçlar sopalara ve zincirlere karışır
ölüler ayaklara dolanır geceleri
kanlı battaniyelere sarılır
her direnişte tabutlarla çıkılır dışarı
gözyaşları zılgıt seslerine katılır
elleri hep koynunda kalır kızların
anaların gözleri dikenli tellere takılır
bir acılı sessizlik sarar yürekleri
Dicle'nin suları susuzluğa çakılır
kale burçlarındaki akbabalara
ve üniformalar giyinmiş yeni Dehak'lara
yalnızca zindanın mazgallarından bakılır
bir adam çoğalır bir başına hücresinde
yüreği Kawa'dadır gözleri Babek'te
ateşler yanarken dağ doruklarında
ihanet zindan karanlığında kol gezmekte
Kawa'lara Babek'lere bir yandaş gerek
bu zindan karanlığına ateş gerek
çevrilen ihanet çarkını kırmak için
ölümü göğüsleyecek bir yoldaş gerek
bir anda yırtılır zindan karanlıkları
sessiz bir gürültüyle sarsılır duvarlar
patlar bir beyinde Newroz ışıkları
ey ateşin ve güneşin çocukları
hani bilincin sesi yüreklerimizde
gözlerimizde inancın sancakları nerede
bu gidişe dur demek gerekir bilirim
hücrede her saniyeyi bir yıl eylerim
bir ateş yaktık sönmesin diye hiçbir yerde
o ateş sönerse yaşamayı neylerim
bu yüzden üç kibrit ile Newroz günü
yüreğimi sizlere armağan eylerim
üç kibriti bayrak diye devralan
ki dağları delip dostlarına yol kılan
haykırdı ölüm haberini önde gidenin
özgürlüğü zindan karanlığında güneşliyenin
ey bu kavgaya gönül verenler
ses yerine sır verenler
serden geçip de sır vermeyenler
bu zindan karanlığı yırtılsın diye
bu ihanet duvarları yıkılsın diye
Newroz gecesi bir önder
ateşi bedeniyle zindanlara taşımıştır
ölürken bile hücresinde
bizlere kıştan baharı muştulamıştır
ateşi saraylara-kömürlerde değil
bir ışık uğruna yüreğinde yakmıştır
silinmiyordu gözlerden süzülen yaşlar
aksın diyordu herkes-aksın
ağlamayı unutmuş gözler ağlasın
gözyaşları alev alev harlansın
dudaklarda tutuşup dillerde şahlansın
ölen artık yüreklerde bir bayraktır
ihanet yolunda durulan bir duraktır
karanlıkta bir çingi ateş
körlere yol gösteren bir ışıktır
atılan zılgıtlar bir başkadır o gün
bir bayram günü ölümü sevmek
ölümsüzlüğe duyulan bir aşkadır o gün
dolaştı üç kibrit elden ele sessizce
hücreden hücreye
koğuştan koğuşa gizlice
konuşuldu uğrun uğrun
tartışıldı geceler boyu ince ince
zindandan dağlara vurdu şavkını
dağlardan en kalabalık kentlere
dallarda çiçeklere verdi rengini
nehirlerde en coşkulu köpüklere
dolaştı yurdunu boydan boya
sazda kırılmayan tel
dilde susmayan söz oldu türkülere
zindanda yürekler yine baskıda
eller bağlı-gövdeler askıda
üç kibritin ateşi sönsün istenir
inançlar ihanete dönsün istenir
düşünceler zincire
sevgiler prangaya vurulsun istenir
yüreklerde çağlayan özgürlük suyu
bulana bulana durulsun istenir
üniformalı bir Dehak'ın şahsında
zalimin zulmü kurulsun istenir
baskılar yetmezse itirafta bulunmalara
yapılan itiraflar dinletilir tutsaklara
işte biri-biri daha-biri daha
susardı bütün koğuşlar
dönerdi bir anda sessiz mezarlara
ve çığlık çığlığa o sessizlik
binlerce öfkeyi
binlerce isyanı doldururdu bakışlara
üç kibriti dörtlemek derdi bir ses
dört kibriti beslemek
ve ölümün isyan ateşleriyle düşlemek
bir koğuş vardı koğuşlar içinde
üç kibriti dörtleyenler yatardı içinde
dört yıldız gibiydiler yıldızlar içinde
teslimiyete gönül verilirken önlerinde
ateşi çoğaltarak yakmak gerek dediler
ölüme yaşamak diye bakmak gerek dediler
sönüyorsa yakılan ateşler birer birer
ateşi bedenlerde çoğaltmak gerek dediler
oturdular her gece diz dize
önce ölümü sevmeyi öğrendiler
ve ölümde ölümsüzlüğün rengini gördüler
karardan önce yurtlarında kalanlarını
çiçeklerinde açanları sordular
düş değildi yaşayıp gördükleri
sözlerini gelecek adına bir düş diye
dördü bir ağızdan hayra yordular
binlerce tutsak içinde
ve en kanlı kudurmuşluğunda vahşetin
ölüm cehenneminde bir cennet kurdular
havasızlık içinde veremler yaratılırken
gardiyan hakimler ve savcı çavuşlarla
her gece mahkemeler kurulurken
insanlar soyundurulup makatlar aranırken
hangi kuş konardı zindan penceresine
ve makatlara sigara takılıp yakılırken
insanlar dört ayak ile yürütülürken
hangi bayrak çekilirdi onur kalesine
üç kibriti yüreklerinde dörtleyenler
açlığın ve yoksulluğun kötülüğünü gördüler
ama hiçbirşeyin
boyun eğmekten daha kötü olmadığını
ve boyun eğenlerin
yarınlara kalmadığını bildiler
her kötülüğün daha kötüsünü tartışıp
gözlerinde bütün korkuları sildiler
binlerce baskıdan ve küfürden sonra
Newroz ateşi yakıp şiirler söylediler
o günün adını milat koyup
üç kibrit öncesi
ve üç kibrit sonrası dediler
ötsün diye yuvasında kuş
açsın diye kendi dalında çiçek
gördüler ki yepyeni kibritler gerek
ateş olup yanmaktaysa bütün gerçek
yanarken türkü söyleyen canlar gerek
ateşi kanıyla tutuşturanlar gerek
patladı zindanlarda yepyeni bir isyan seli
ölümdür sınayan insan yiğitliğini
ölümü bedenimizde boğmak gerek
ölümsüzlüğe varıp ölümlerde
dağlarda kır çiçeklerince çoğalmak gerek
ölümü gamzelerde çiçeklemek ve gülmek
gülmek ki yaşama bilenmek demek
ille de insan sıcağı kokarken koğuşlar
gülmek ki
kurumuş derelerde sellenmek demek
var git dostum var git
kendin al bu gece nöbeti
bu gece ölmek
sonsuz bir ölümsüzlüğe yürümek demek
aylardan mayıs ki dallar çiçektir
toprakta bereket ve doğada renktir
inançta güzellik ve zamanda gelecektir
dört yoldaş o gün baharın koynuna girdiler
ölümün alçaldığını gözleriyle gördüler
gömleklerini-kalemlerini ve saatlerini
anılsınlar diye sevdiklerine verdiler
ve dört ağızdan üç kibritin ışıklı sesini
gök gürültüsünü çıldırtarak gürlediler
bu ihanet girdabında boğulmadan
şahsımızda davamız son bulmadan
ve geriye dönüşler virüs gibi çoğalmadan
canımızla bu ihanet çarkına dur demeliyiz
onur bayraklarını göğsümüze dikmeliyiz
Kawa'nın örsüne koyup davamızı
yüreklerimizi körüklenen ateşlere sürmeliyiz
bu zindanda yolumuz aydınlıktır artık
üç kibriti dörtle çarpıp bu gece
bütün şehitlere konuk gitmeliyiz
saat dörtte canın etrafı dört duvar
duvarların ötesi mayıs gülleri ve bahar
analar ve bacılar ağlayacakmış ne çıkar
bu gece 'dörtlerin gecesi'
dört göğüste yar diye yalnızca ateş yanar
biri nöbet tutar-biri bildiri yazar
diğerleri dört kişilik bir ateş kurar
zindan sessiz-zindan canlı bir mezar
gökyüzünde bir anda dört yıldız kayar
bütün dostlar uykuda
dörtlerin gözlerinde yalnız ateş var
dimdik başlarla
emin ve kararlı bakışlarla
ihaneti durdurmak için ateşe yürüyorlar
dördü de yaşamaya sevdalı
özgürlüğe nişanlıydılar
tutsaklık kesmişti mutluluk yollarını
bu zindanda ölüme nikahlıydılar
bu ölüm ki özgürlüğün ilk adımı
tutsaklığın ve ihanetin kırılma anı
takvimde on yedi mayıs kalkar
on sekiz mayıs dörtlere bakar
dışarda güne hazırlanırken tomurcuklar
dört candan başka uykudadır bütün tutsaklar
dağ-taş ve zindan uykudadır
yalnızca dört özgürlük yolcusu
o gece ölüme hesap sormaktadır
yıllar boyu işkenceler içinde
ihanetler ve direnmeler içinde
beklediler-beklediler de gelmedi ölüm
tuttular yakasından koydular önlerine
konuş be ölüm-konuş dediler
biz büyürüz sen böyle küçüldükçe
seninle kavgamız insanlık tarihiyledir
Prometheus'tan Spartaküs'e
Bruna'dan Che Guewera'ya
Vr Kawa'dan bizlere dek ateş iledir
gel de bağdaş kur soframıza ey ölüm
senin alçaldığını görmek
özgürlük adına sunulan canlar iledir
zindan sessiz-zindan canlı bir mezar
dört can el ele bir demire sarıldılar
tinerler-neftle ve boyalar
zindanda dört can
kazan altında betona çakılmış birer çiviydiler
demirin beline sarılmış dört perçindiler
ve bir potada erimeye hazır cevherdiler
haykırdı üç kibrit yolunda önde giden
ateşi zindanlardan kentlere götüren
tamam mıyız
üç yerine dört kibrit çakıp cebinden
yaktı yüreğindeki korlanan ateşten
tutuşan ateş
patlayan tinerlerin ve neftlerin sesi
dokunmasın hiç kimse
bu gece dörtlerin özgürlük gecesi
dört bin yılda yazılmış bir destanın
güneş diliyle söylenmiş ilk hecesi
böyle tutuşur-böyle yanar ancak
uzay çağında bir zindan gecesi
bir havar yükseldi zindandan kırlara
dört ateşten dört kıvılcım düştü dağlara
dağlar tutuşup indi bağlara
dört ayrı ses yükseldi her ateşten
söndürmeyin ateşi
üfleyin korlara-üfleyin korlara
yak artık canlarla yakılan ateşleri
yak ki açılsın dünyanın körelmiş gözleri
yak ki yırtılsın geceler ışığınla
yak ki tarihi yeniden başlatsın
Kawa'nın-üç kibritin ve dörtlerin sözleri
yak ki yayılsın dünyaya
ateşin ve güneşin ölümsüz sesi
Adnan Yücel
Tüm Mayıs ayı Şehitlerini anıyor ve bize aydınlattıkları yolda zafere ulaşana kadar durmadan yürüyeceğime söz veriyorum.
ŞEHİD NAMIRIN !
İlk defa senliğime dair kırgınlığımdan yazıyorum sana…
hani aniden bana yüzünü dönüşün geliyor aklıma..
kurşunlanmak gibiydi kalbimden…
derin bir kılıç darbesiyle yüreğimi ezmek gibi…
uykusuzum ve mutsuz…
bilmeni istemiyorum bu gecede…
istediğimden değil satırlarıma düşen yaralı tarafım…
günlerdir tamamlamaya çalıştığım eksikliğini cümlelerdeki benle birleştirmeye çalışıyorum sadece…
ve seni koyacak yer yok şimdi sözcüklerde..
Kocaman kucaklar açsam özlemlerime, kim görür sarıldığım boşlukları..
arsızlığım var şimdi sana dair..
nedendir bilmediğim yarım kalmışlıklar gibi..
en tatlı yerinde bıraktığın pasta gibi derdi kardeşim….
Su gibiymiş oysa sevmek seni…ekmek gibi…
Ve seni sevmekle başlıyor hayat….
Her şey sen gibi…
Ben değil bekli sendeki yalnızlık ….
Bendeki yokluğun dipsiz bir kör karanlık sonu olmayan…
Hani yanımda olsan şimdi;
Uzunca sarılırdım boynuna…bırakmazdı ellerim ellerini.. kitlendiğim bakışlarına dalardı gözlerim..yaslardım başımı göğsüne, en uzun uykum olsun bu yanı başında isterdim..son gecem olsa razıyım bir kez daha dizinde…….
Hani yanımda olsan şimdi;
bana bakardın uzunca ,bilirim ..başımı düşürürdüm sora omzuna …utanırdım ,konuşamazdım ….öyle savunmasız bir hal kaplardı benliğimi….şiir gibi büyürdü sevdamız…
Hani yanımda olsan şimdi;
İlk ve son defa…nelerdi söylemek istenenler,nelerdi aklıma düşen …bir defacık seni görsem …. Susmalımı şimdi sözcükler….kırgınlığına demledin ya beni…bırakıp uzun uykulara daldı ya gözlerin..acıtıyor işte bu sensizlik…korkuyorum böylesinden…..ve biliyor musun ölmek gibi biraz….her defasında ölüp hayatta kalmak…..
Say ki sabahı yok bu gecenin…. Say ki ölüyorum ben…son nefesim olursa bu sensiz…bir defa yanımda durmadan..uzunca susmalı işte şimdi….özlemlere sarılmalı bu akşam…gözyaşları biriktirmeli avucunda…..
Kırıklığına ağlıyorum …..olurda bu gece ölürsem……..
Hani bir defa yanımda olsan…
miLitan_kız
25-05-2008, 12:41
gercek sevgiler hiç bir zaman bitmez bunu umutma yüreğim...
emeğine sağlık....
Biliyorum bu şiiri genç yaşta okumama rağmen yine aynı devam edecek hayat, ve ibre sekseni gösterdiğinde böyle serzenişte bulunacağım...
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor])
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor])
Anlar
eğer yeniden başlayabilseydim yaşama
ikincisinde daha çok hata yapardım
kusursuz olmaya çalışmaz sırtüstü yatardım
neşeli olurdum ilkinde olmadığım kadar
çok az şeyi ciddiyetle yapardım
temizlik sorun bile olmazdı asla
daha çok riske girerdim
seyahat ederdim daha fazla
daha çok güneş doğuşu izler
daha çok dağa tırmanır
daha çok nehirde yüzerdim
görmediğim bir çok yere giderdim
dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye
gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine
yaşamın her alanını gerçek ve verimli kılan
insanlardanım ben
yeniden başlayabilseydim eğer
yalnız mutlu anlarım olurdu
farkında mısınız bilmem
yaşam budur zaten
anlar sadece anlar
sizde anı yaşayın
hiç bir yere yanında termometre su
şemsiye ve paraşüt almadan
gitmeyen insanlardandım ben
yeniden başlayabilseydim eğer hiç bir şey taşımazdım
eğer yeniden başlayabilseydim
ilkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım
ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla
bilinmeyen yollar keşfeder güneşin tadına varır
çocuklarla oynardım bir şansım daha olsaydı eğer
ama işte 80 indeyim ve biliyorum
ölüyorum
JORGE LOİS BORGES
BEN İNSANDIM
yoktu hiçbir farkım
diğer kullarından tanrının
dokuz ay on gün ana rahminde kalan
doğan büyüyen,konuşan
yemek yiyen bir candım
yirmi yedisindeydim daha
henüz ömrüme doyamamış
gencecik bir fidandım
iyiye, güzele,yeniye,doğruya dost
kötüye,çirkine,eskiye,eğriye düşmandım
ben insandım!...
canımı aldılar ecelsiz
pırıl pırıl bir on sekiz mayıs günü
yoluna baş koyduğum ,vebalim,sevdalım
toprağına uzandım
saplandı yağlı kurşunlar,delikanlı bedenime
tepeden tırnağa kandım
ben cümle ezilenlerin sadık dostu
zulme,baskıya,sömürüye düşmandım.
bağımsızlık ve özgürlük kavgasında
en ön saflarındaydım mazlum halkımın
elde silah kahramanca savaştım.
yokluğuma kadeh tokuşturdu hain takımı
bilmediler ki ben söylenen türküde
yakılan ağıtta ve dinmeyen silah seslerinde
yaşayandım
ben insandım
ben işçilerin,ben köylülerin
ben bütün ezilenlerin muhteşem kini
ben sömürgeciliğe,emperyalizme
ve yerli gericiliğe karşı
şaha kalkan halkımın gür sesi
ben baştan başa isyandım.
ne beş meteliğe ırzını vermeye hazır bir hain
ne de yediği insan eti,
iştiği kan olmuş bir sultandım
ben insandım.
ben karadeniz de derya dibinde
balıklara yem edilen onbeş özge candım
ağrıydım ben,koçgiriydim,dersimdim,zilandım
günyüzü görmemiş bebeydim ben
süngülerin ucunda sallanandım
ben insandım
zulüm ve işkence dert ve kahır
unutulur belki de ben unutulmam
çünkü ben dilden dile dolaşan bir destandım
dağlardan,barikatlardan,düşmana kurşun sallayan
gerillanın göğsündeki nişandım
ben insandım
ben pençelerini ve iğrenç dişlerini
vücuduma geçiren sömürgecinin ağzındaki kandım
ben toplu imhalar,ben idam,ben sürgün
ben mecburi iskandım
elleri ve kolları birbirine bağlı
kirve,hısım ve akraba,kimileriyle akrandım
oracıkta benzin döktüler üstüme
küllerimiz birbirine karıştı
yüzbinlerle cayır cayır yanandım
benzerlerimdi katledenler beni
ama ben insandım
tarihtim ben;ezilenlerin horlananlarınn tarihi...
geçtim zulüm cenderesinden
kan kızıla boyandım
imparatorlar,sultanlar,cümle iblisler
yok etmek istediler beni
saldım toprağıma kökümü
bugüne dek dayandım
ben insandım
uçurdum kellesini dehak'ın
demirci kawa'ydım ben örse,çekiç sallayandım
eksilmedi bir daha hiç toprağımdan isyan ateşi
kızıl bir meşaleydim ben
bütün 21 martlarda dağların doruklarında yanandım
ben insandım
spartaküsle beraberdim roma arenalarında
ilk umudu
ilk gerillasıydım cihanın
efendilerine karşı ayaklanandım
1879 da pariste,rusya daydım ekim 1917 de
çin'de,kore'de,küba'da,vietnam'da
kızıl bayrağı taşıyandım
laos'ta, kamboçya'da,mozamik'te,angola'da
kan kusan mitralyözdüm ben!...
deştim karnının hainin,sömürgecinin
cepheden cepheye yankılandım
yurt sevgisinin iğrenç bir maske gibi
suratlarında taşıyanlar
canımı aldılar ecelsiz
ben bir militandım
savaşsız,sömürüsüz bir dünya içindi kavgam
henüz yirmiyedisindeyken ve
gencecik bir fidanken daha,
bağımsızlığın ve özgürlüğün kutsal özlemi uğruna,
al kanlara boyandım
ben insandım
ben bitmeyen kavga
ben bağımsızlağa susamış ülke
ben kurtuluşun gübrelenmiş toprağı
ben KÜRDİSTANDIM!...
Özgür Halk
ne alakası var burada bu başlığın?
silin lütfen.
bir alakası olması gerekmiyor beyenmiyor olabilirsiniz saygı duyuyorum ama bu tür birşey söyleyemezsiniz ki ben çok beyendi sizinle paylaşmak istedim beyenen böyle beyenir.
ölü martı
16-06-2008, 20:56
burda sadece sosyalizm başlıklı yazılar yazılıp konular açılmıyor arkadaşım sen öyle sandın heralde sevdiğin beğendiğin paylaşmak istediğin her türlü yazıyı paylaşabilirsin
şiirde güzelmiş..
Bu şiir Genç Umut bölümündeydi, o yüzden müdahale ettim. Yoksa gitsin istediği yere açsın, banane.
Taşımışsınız sağolun.
YıldızYumruk_Kavgada
20-06-2008, 11:52
YOL
Senki;
Zaferin türküsüne kattın aşkları
senki;
Devrim aşkıyla tutuşan
yüreklerimizin
mavi serinliğisin
senki;
saflarında militanların şafakla yarışıyor
ve bizki;
Asi nehirler gibi akıyoruz
Devrimci Yol'da
özgür şafaklara
senki;
Direncisin mavi umudumuzun
ve zaptedilemez bir isyansın
yoksul halkımızın
gözbebeklerinde
Revizyonist beyinler çökerken
Depremler kuşağı dünyamızda
İhanet ilanları büyürken
ve teslim bayrakları çekilirken
yeni dünya düzen(sizliğ)inde
senki;
yaralı bir ceylanın türküsünde
ve yoksul bir aç çocuğun
gözlerinde
umudu, direnci
ve özgürlüğü kucaklıyorsun
yıldızlı yumruğunla
Nice yılgınlığa inat
baharın sevdasında
hala direnir yangınlar
Yol'umuz yeni baharlara umut
ve Özgürlük
bir bedelse bayraklarda
sana andolsunki halkım
Devrimci Yol'umuzun
yıldız yumruklu kızıl bayrağı
sıkılmış bir yumruk gibi
inecek faşizmin tepesine
ve dalgalanacak emperyalizmin kalelerinde
Mutlu ŞAHİN
Devrİm Deyİp YÜrÜdÜĞÜn Bu Yol
Haksizlik Olunca Geldİ Yoluna
Ya Sen Bİr KariŞ Olan Bu Hayatta İkİ KariŞa Denk Gelseydİn
Ya BaŞka Bİr Hayatta HÜkÜm SÜrseydİn
KİM OLURDUN NASIL OLURDUN
EĞLİP BAKAR MIYDIN ALTINDA KALANLARA
O Zengİnlİkte Yİne Devrİm Dermİydİn
YÜreĞİnde Varsa Dİyen "derdİm"
Gelsİn...
BÖyledİr Devrİm
Her Hayatta Ayni Hayati YaŞamaktir
Ayni Ruhla Zengİnlİkte Fakİrlİkte...
Devrİm DedİĞİn Bu Yol
Haksizliklarla Çikti Yoluna
Ya Sen Bİr KariŞlik Bu Hayatta
İkİ KariŞa Denk Gelseydİn
BaŞka Bİr Hayatta Devran SÜrseydİn
OyuncaĞin Olmasaydi HİÇ Sazin EkmeĞİn
Yİnede Devrİm Dermİydİn
Varsa Haykiran YÜreĞİnden "derdİm"
Gelsİn
İŞte Devrİm
BÖyledİr Devrİm Ayni Ruhu TaŞimaktir
Hep Farkli Hayatlarda Bİle
Ayni Ruhla Zengİnlİkte Fakİrlİkte:90:
pardon,'seni seviyorum' diyen bir ses buradan geçti mi acaba?
- hayır bayan, görmedik
bir adam çıplak sesle şarkı söylüyor,
sesi üşeyecek diye çok korkuyorum
bir kadın limanda günah çıkartıyor,
günahları denizi kirletecek diye tedirgin oluyorum
tut(ma) beni gece
karanlığında şarkılara gebe kalıyorum
- pardon, 'seni özledim' diyen bir ses uğradı mı acaba buraya?
- hayır bayan, uğramadı
tutkularım çiçek verdi, kokusunu saldı
satamadım biriktirdiğim dağ özlemlerini
İsmet Teyze yaşasaydı söylerdi, anılarla nasıl başa çıkılacağını
herkes ölüyor, sevdaların öldüğü gibi
kandır(ma) sın beni şiirler,
yokluğumu isimlendirmeye gidiyorum
- pardon, 'kadınım' diyen bir ses bir not bıraktı mı acaba?
- hayır bayan, bırakmadı
cinayeti ellerim gördü
bir de yüreğim
gözlerim inanmaz yüze değmeyen bakışlara
beni rahmine al ve yeniden doğur anne
yanılgılarımın kapısını tekrar çalmayacağım
kuş tüyü vaatlerde kaybettim gerçeğimi
kandır(ıl) dığımı bırak unutayım
- pardon, 'sen benim elma şekerimsin' diyen bir ses sizde kaldı mı acaba?
- hayır bayan, kalmadı
yorgun turuncu açtı gözlerini,
geceye tutundu
kıskanmasın canım mavi, onu da unutmadı
sır küpüdür şehvet bedenimde,
kapıma dayan(ma) dı
bacaklarım mecalsiz artık aşk
sana kapıları açamayacağım diye korkuyorum
- pardon, 'artık bensiz bir yaşamın olsun' diyen bir ses ağladı mı acaba?
- hayır bayan, duymadık
kanım çekiliyor dostlar
ayrılıkların en dokunulmaz şahidiyim.
PELIN ONAY
Beni burada arama anne,
Kapıda adımı sorma.
Saçlarına yıldız düşmüş
Koparma anne,
Ağlama!
Kaç zamandır yüzüm tıraşlı,
Gözlerim şafak bekledim.
Uzarken ellerim
Kulağım kirişte
Ölümü özledim anne,
Yaşamak isterken delice.
Bugün görüş günü
Günlerden salı
Islak
Sarı bir yağmur
Ülkemin neresine bakarsa ay
Orada yitik bir anne ağlıyor
Sen aralıyorsun yağmuru
Acıdan sırılsıklam alnına siper edip elini
Sonra bir umut koşuyorsun
Yüreğin avcunda
Isırırken
Çırpıntı gözlerini
Ah verebilseydim keşke
Yüreği avcunda koşan
Herbir anneye
Tepeden tırnağa oğula
Ve kıza kesmiş
Bir ülkeyi armağan
Koşma anne
Birdenbire batacak olan
Düş denizinde yarattığın umut sandalıdır
Oysa benim için gece
Işık hızıyla koşan
Kısa ve soğuk bir zamandır
Bu yüzden boğuk seslerle geldiler bir şafak
Uykusuz
Yorgun
Ve korkak
Sanırım baytardı
Yüreğimin depreminde rihter ölçeği çatlarken
Ölebilir raporu veren beyaz önlüklü doktor
Boşver hipokrat amca
Üzülme ne olur
Sen de anne
Sen de üzülme
Hücremin dört bir köşesinde el ayak izlerimi
Ciğerlerimde yırtılan bir çığlıkla hazır beklediğim
Ve korkunç bir sabırla birbirine eklediğim
Korkak kahraman gecelerimi
Düşlerimle sınırsız
Diretmişliğimle genç
Şaşkınlığımla çocuk devrederken sıradakine
Usulca açılıverdi
Yanağımda tomurcuk
Pir sultan'ı düşün anne
Şeyh bedrettin'i
Börklüce'yi
Torlak kemal'i düşün anne
Hala kanaması nedendir faşizmin göğsünde
Utangaçlığı bile vuramadan yanaklarına yasının
Onsekizinde ölümüne pervasız yürüyen
İnce bilekli çıplak ayaklı tanya'nın
Deniz'i düşün anne
Her mayıs şafağında uzun
Uzun döverken darağaçlarını
Ve o şafaktan doğma
Onbir yaşını çiğneyip yürüyen çocukları
İnsanları düşün anne
Düşün ki yüreğin sallansın
Düşün ki o an
Güneşli güzel günlere inanan
Mutlu bir yusufçuk havalansın
Sıcak omuzlar değerken omzuma
Buz üstünde yürüdüm yıllar boyu
Bayraklar ve türkülerle
Kopunca memelerinden o mükemmel yaşama
Kurşunlar sıktılar alnıma
Açık alanlarda ağır
Kartalların konup kalktığı
Yalçın kayalardan biriydim
Ölüp dirildim yeniden
Güneşli güneşsiz akşamlarda
Mutlu yarınlar adına
Özgürlük adına ekmek adına
Üstüne vardım kuyruğu kanlı itlerin
Dirilip dönmesin diye hiroşimalar
Tahtadan atların boynuna çıplak
Ölümlerle yatmasın diye çocuklar
Aç gözlerle bakmasın diye çocuklar
Kardeşlik adına
Havadaki kuş denizdeki balık adına
Yürüdüm yıllar boyu
Dönüp bakmadım arkama
Iraktı gözlerim cok ırak
İzim kalır mı bilmem yürüdüğüm yolda
Kalsa da silinir gider
Yalnızca bir ağıt gibi çakılır
Ardımca gelenlere gözlerimi yaktığım yer
Tören adımlarıyla ölmek
Ne garip şey anne
Kanlı karanlık bir oyunda baş oyuncuyum
Bütün gözler üstümde
Sürüyor gecenin karnında şafağa bakan oyun
Masa üstünde üşüyen bir sigara
Yanında küçücük bir cam bardak
İçinde rengi bu gecenin
Cılız titrek bir kibrit
Kağıt kalem
Sandalye
Geride flu
Yağlı
Büküm büküm bir ip
Ve çingene kuralına uygun
Değişmez dekoru mudur
İdam mahkumunun
Kırılacak cammışım gibi davranıyorlar
Yüzlerinde zoraki çatılmış bir hüzün
Oysa birazdan boynumu kıracaklar
Pul pul dökülecek yaz sivası eylül'ün
Ben ölümü asıl az ötede titreyen
Çingenenin kara kıllı ellerinde gördüm
Anladım ki küllenen sigaradır
Soğuyan bir bardak çaydır benim ömrüm
Yani benim güzel annem
Alacaşafağında ülkemin
Yıldız uçurmak varken
Oturup yıldızlar içinde
Kendi buruk kanımı içtim
Ne garip duygu şu ölmek
Öptüğüm kızlar geliyor aklıma
Bir açıklaması vardır elbet
Giderken darağacına
Geride
Masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem
Bağışla beni güzel annem
Oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana
Elleri değsin istemedim
Gözleri değsin istemedim
Ağlayıp koklayacaktın
Belki bir ömür taşıyacaktın koynunda
Usul adımlarla yürüdüm ömrümü
Karşımda kurum kurum-laşan darağacı
(tarlakuşu korkmaz ki korkuluktan
ökse de olsa dört bir yanı)
Birdenbire acıdı boynum
Gelecekler var birbiri ardınca genç
Yakışıklı
Ne olur işçi kadınım
Az yumuşak dik
Şu kefenin yakasını
Yaşamak ağrısı asıldı boynuma
Oysa türkü tadında yaşamak isterdim
Çiçekleri kokmak ırmakları akmak
Yaz boyu çobanaldatanlara aldanmak
Su başlarında aylak sektirmek kavalımı
Sonra bir çocuğun afacan bacaklarında
Anavarca kayalıklarına tırmanmak isterdim
O güzel günleri görenler arasında
Bir soluk ben de yaşamak isterdim
Bir de luvr müzesinde seyretmek gizliden
Öperken siya-u jakond'u tebessümünden
İşte o an saçlarından yakalamak dolunayı
Bir de yirmibeş kilometreden görebilmek
Nazım'in gözleriyle pırıl pırıl moskova'yı
Ölmek ne garip şey anne
Bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı
Sedef kakmalı bir kutu içinde
Vermek isterdim çocukların ellerine
Sonra
Sonra benim güzel annem
Damdan düşer gibi
Vurulmak isterdim bir kıza
Künyemi okudular
Suçumuz malum
Gecenin kıyısında durmuşum
Kefenin cebi yok
Koynuma yıldız doldurmuşum
Koşun çocuklar çocuklar koşun
Sabah üstüme
Üstüme geliyor
Yanlış mı duydum yoksa
Erkenci bir horoz mu ötüyor
Keskin bir acı bilenmiş
Gitgide yaklaşıyor sonum
İri sözlerim yoktu söyleyecek
Usulca baktım yüzlerine
Bin yıllık iskeletleri çatırdayarak
Göçtü ayaklarının dibine
Korkutamadılar beni anne
Avlunun ortasında çatık bir kaş gibi duran
Darağacı
Bir zaman rüzgarda
Saçını tarayan telli kavak değil mi
Boynumdaki kemendi bir oğle sonu bükerken o kız
Sarı sıcak sevdasını düşünmedi mi
Söyle anne
O çingene
Bir çicek bahçesi kadar sıcak sokağımızdan
Bağıra çağıra geçen bohçacı kadını
Sevmedi mi çılgınca
Kurulmuş tuzaklar yok artık yolumda
İşkenceler zindanlar hücreler
Savunmak yok mutlu tok bir yaşamı
Açlık grevlerinde beynimi bir sıçan gibi kemiren
Mideme karşı
Kısacası
Bir çiçeği düşünürken ürpermek yok
Gülmek umut etmek özlemek
Ya da mektup beklemek
Gözleri yatırıp ıraklara
Ölmek ne garip şey anne
Artık duvarları kanatırcasına tırnağımla
Şaşkın umutlu şiirler yazamayacağım
Mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamayacağım
Baba olamayacağım örneğin
Toprak olmak ne garip şey anne
Ceplerimde el yerine balyoz taşırken
Korkunç bir merakla beklerken kurtuluş haberlerini
Ve yüreğimin ırmakları taştı
Taşacakken
Ölmek ne garip şey anne
Uçurumlar ki sende büyür
Dağdır ki sende göçer
Ben yaprak derim çiçek derim
Cam diplerinde açmış kanatlarını kozalak derim
Gül yanaklı çocuğa benzer
Yine de
Oğlunu yitirmek kimbilir
Ne garip şey anne
Beni burada arama anne
Kapıda adımı sorma
Saçlarına yıldız düşmüş
Koparma anne
Ağlama
Kırıldıysa düş evinin kapısı
Bütün kırık kapıların çağrılısıyım
Kızların yanaklarında çukurlaşan
Biten başlayan aşkların ortasındayım
Her kavgada ölen benim
Bayrak tutan çarpışan
Her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni
Özlem benim kavga benim aşk benim
Bekle beni anne
Bir sabah çıkagelirim
Bir sabah anna bir sabah
Acını süpürmek için açtığında kapını
Umarım kurtuluş haberleriyle dönmüş olur
Cam ve kekik kokuları içinde acı yüzlü çocuklar
O zaman nasıl indirilmişlerse şen şakrak
Öylece kalkar uykudan salterler
Dişleyip tükürmeden sigaralarını
Türkü tadında giyinirken işçiler
Bir sabah anna bir sabah
Acını süpürmek için açtığında kapını
Adı başka sesi başka nice yaşıtım
Koynunda çicekler
Çicekler içinde bir ülke getirirler
Başlarını koymak için yoğun dizine
Sen hazır tut dizini anne
O mükemmel güne
F tipi Cezaevleri İçin İtirazımdır
Sennur Sezer
Cezadır, insanı sevdiğinden ayırmak,
Kapatmak dört duvara.
İnsan sıcağı, dertleşecek yürek
Azaltır cezayı ama.
Çıkıp yürünecek alan kapalı,
Kapalı gökyüzü pencerelere.
Onurla beklemek kesilen süreyi,
Paylaşmak onurunu korumayı
Genişletir ufku.
İnsanı kendi sesine kapamak,
Kapamak yapayalnızlığına.
Azaltmak insanlığın bir yanını,
Düşü, yüreği, aklı koparmak.
Adı ne olursa olsun tek anlam taşır:
İşkence!
İşkence onura yönelik bir iş,
Ey elinde kalemi olan, ey karar gücü,
İşkence suçtur, ceza değil,
Hücre, işkencedir.
Ey karar gücü, ey eli kalemli bir dakika dur
Kapa göğe pencereni,
Sesini kapa sevdiklerinin.
Kapan kendi ayak sesine,
Bir gececik, bir gececik dene.
Hücreyi savunmadan önce
Dene ıssızda bir ot olmayı,
Akmayı bir dere nasıl çölde akarsa, dene.
Sonra konuş,
Sesin kalmışsa,
Bakabiliyorsan aynada yüzüne.
Aç Kapıyı Ben Geldim
Korka korka değil usul usul değil
Elim yüreğimde çarpa çarpa geldim
Aç kapıyı bak ne diyeceğim
Bir senin ellerinden bir senin gözlerinden
Dişlerinden dudaklarındanNergisler ocak ayında açtı
Kendimden bahsetmeyeceğim
Yediveren güllerden duvarlardan sarkan güllerden
Çocuklardan sabah erken okula giderlerken
Atlardan bahsedeceğimKan ter içinde atlardan
Aç kapıyı bak ne diyeceğim
Ne kadar küsülü çocuk varsa barıştırdım oynuyorlar
Tam kırk çeşit sarmaşık gül buldum penceremin dibinde açacak
Ekinleri dolu vurmadı çekirge gelmedi kurak olmadı
Yorgunum demiyeceğim bir evimiz olsa demiyeceğim
Yüreğim daralıyor demiyeceğim.
Bir baksan gözlerime başını çevirmeyeceksin
Yürüyüp gitmeyeceksin elini çekmeyeceksin
Bir baksan gözlerime
Dağda yakılmış ateşler göreceksin
Aç kapıyı kim geldi bak
Bak nasıl havalandı güvercin
Açmam diyemezsin artık
Aç.
Berin Taşan
Grachus Babeuf
20-07-2008, 10:06
GÖNÜL GERÇEK SOSYALİST İSTER..
Herkez huzursuz
Kalmamış sefa
Dost bildik seni getirdik başa
Menfaati bırak sahip çık halka
GÖNÜL GERÇEK SOSYALİST İSTER
Gittigimiz tüm kapılar kapandı yüze
Bu devran böyle gitmez gelirsin göze
Kayar ayagın kimse bakmaz senin yüze
GÖNÜL GERÇEK SOSYALİST İSTER
M.YILDIZ ' der yazıktır halka
Çekmişler zaten çekecekleri kadar cefa
Horlanmış sefa sürmemiş bu fukara
GÖNÜL GERÇEK PARTİLİ İSTER
GÖNÜL GERÇEK SOSYALİST İSTER.. M.YILDIZ 1994
.................................................. ......
Bu şiir ' i çok beyenirim yazarının babam olmasından degil...halkçı ve devrimci duygularla yazıldıgından ötürü...
miLitan_kız
21-07-2008, 19:38
Bir tebessüm yelkenlisi dudaklarndan gecer
Dinmeyen bir inanc rüzgari yüklerindeki
Kadere ve zulme bas egmemenin kinasi
Ellerinde dalgalaniyor kurtulusun atesi
Sabo'nun kizlari bu topraklarin karanfilidir
Ne masa gülü ne de lafazanlarin bülbülü
Sabo'nun kizlari devrimce mesale kadinlardir
O kadinlarin yangini hayati saracaktir
Onlarin karsisinda zulüm bir cukurdur
Ne ah ederler ne gözyasi dökerler
Asirlarin öfkesiyle dövüsür her biri
Onlar kavgada yücelirken zulüm cukurlasir
Vatanin kaderine baglidir kadinlarin hayati
Ki namus bilir kurtulus savasini Sabo'nun kizlari
Ve her cephede en önde umudu büyüten
"Cesaretiniz varsa gelin" diyen Sabo'dur her biri
Kibele bereket tanricasiydi bir zamanlar
Sofrasi yagma, topragi isgal gördügünden beri
Bu topraklarin kadinlari fedakarlik abidesidir
Ve Sabo'nun kizlari feda ruhunun karanfilidir
Zorbaliga karsi hodri meydan diyen
Ileri, hep ileri haykirisiyla taarruz eden
Bu topragin Adali kadinlaridir
Ve ne mutlu sana ey vatan
Böyle yigit kizlarin var
Böyle sosyalist kizlarin var
Böyle fedai kizlarin var
Ve onlar Sabo'nun kizlaridir
Sabo yasiyor, kizlari dövüsüyor...
Ve vatan kizlariyla özgürlesiyor...
Ümit Ilter
__________________
HÜRRİYET OTOBİYOGRAFİSİ
Dört mevsim
Ölüm haberleri savrulur radyolardan her saat başı
Sokak lambaları amansız bir bekleyiş içinde
Yırtılan alacakaranlığını kesiyor şehrin
Bense hayali bir tren istasyonunda
Kayıp gölgesini besliyorum doğmamış güneşin
Ve köprüler kuruyorum
Sınırların gönül bağından kopuk
Hürriyete açılan vagonlar kapısına...
ozan deniz SARITOP
OYSA ANLAMAK FASLINDAYIM
Egemen bir dünya maktalesinde
İlk aruz makamında fecrin
Kutsamış yedi kat arzı
Daha beklesem
Bir mavi rüyada
Ve daha beklesem
Karanlık
Bir gece uykusunda
İlk akla gelen kavramların
Kıyamet sabahında
İdam edilir ak güvercinler
Sussam da yine bir dem
Kara hükmün vebali
De artık
Nasıl kavramış tüm bildiklerimi aklın
Lağımlık
İlk çıldırası küfrü
Oysa anlamak faslındayım
Yankısı üzerimde ilk günah
Aç
Ve azgın
Bir kuşatma altında
Yığılır boş kovanların sesi...
ozan deniz SARITOP
EVİNAMIN (SEVGİLİ)
Ezım külilka dare
Ezım şeva evare
Ezım çensale lı benda te
Ez jı te pır hesdıkım EVİNAMIN
İro çıma roj tariye
İro çıma dılemın bı xewine
Tü hercar çavemıda
Tü hercar devemıda
Tü mina rıh canemıda
Ez jı te pır hesdıkım EVİNAMIN...
TÜRKÇESİ
Ağacın çiçek açan yaprağı benim
Geceyi bürüyen karanlık benim
Benim seni senelerden beri bekleyen
Ben seni susamışçasına seviyorum, ey SEVGİLİ
Güneşin yüzü, neden bügün dünyaya dönük
İçim, neden böyle figan ve hüsranla dolup taşıyor
Sen herzaman gözlerimdesin
Sen herzaman dilimdesin
Sen kan gibi damarlarımdasın
Ben seni susamışcasına seviyorum, ey SEVGİLİ...
ozan deniz SARITOP
Kızıl Rosa
24-07-2008, 00:25
MATEMATİK BİLGELİĞİ
I
Herşeyi özetleyip indirgedik imlere,
Kesin matematik imlerle artık Uslamlama.
Tanrı bir noktaysa eğer, silindir sayılamaz,
İnsan - üstü otururken, kafa üstü duramaz.
II
a Sevilense eğer ve b de Seven,
Öç tutarım gömleğimin on keresiylen
Ki a ile b toplandığında
Sevişen bir Çift çıkar ortaya.
III
Ölç çizgilerle Dünyanın dört yanını,
Yine de boşaltmazsın onun Canını.
a'yla b'yle kavgalar yatışsaydı eğer,
Ne işe yarardı Mahkemeler.
Karl Marks
gencumut62
24-07-2008, 13:47
6 Mayıs 1972
Üç genç özgür üç yürek
Ankara ya usul usul yağmur yağmak ta
Bir tek analar ağlamıyor gökyüzü de ağlıyor
Dar ağacında üç fidan…
Cezaevi parmaklıklar arkasında
Düşünüyorlar halen ülkenin geleceğini
Amerikan emperyalizminden kurtarmayı
Dar ağacı kurulmuş onları bekliyor
Alınan kararla dönüp arkalarına bakmadan
Parmaklar kalkıyor, kırılıyor kalemler
Ellerini kaldıranlar özgürlük duygusu olmayanlar
İdam kararını alıyorlar acımadan
Çünkü kararı alanlar ülke duygusu olmayanlar
Ve onlara yalakalık yapanlar.
Denizle Yusuf 25, Hüseyin ise 23 yaşında
Nasıl kıydılar.
Hele de ülkesi için mücadele verenlere
Yüreksizler kolay mı evlat yetiştirmek
O kadar kolay mı can almak
Alırsınız alırsınız sizin cellattan ne farkınız var
Farkınız biriniz kararı alıp diğeri yağlı urganı boğazlarına geçirmek
Dar ağacı hazır cellat bekliyor
Ama denizler cellada iş bırakmıyor
Geçiriyor boğazına yağlı urganı
İdam sehpasında taburelerini kendileri tekmeleyecek kadar cesurdular.
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan
Her 6 Mayıs’ta yeniden doğuyor. Bugün de bir doğum günü… Bugün günlerden 6 Mayıs, bugün günlerden Deniz, Yusuf, Hüseyin.
Her gecen gün biraz daha çoğalıyoruz
Çoğaldıkça biraz daha korkuyorlar…Devrim Şehitleri Ölümsüzdür. Deniz, Hüseyin, Yusuf Kavgamızda Yaşıyor
CAN WELAT
29-07-2008, 19:16
ANNEME
türkü gözlüm
annem anlatırdı
çocuktum o zamanlar
yalınayak koşardım daracık sokaklarda, nefes nefese koşardım.
yüreğim sığmazdı o sokaklara
güzel kadındı annem
bütün kadınlar gibi, güzel kadındı.
şiir gibi bir kadındı annem.
kekik kokuyordu elleri.
bazen ağlayarak anlatırdı,
bazen de hüzünlenerek...
şöyle başlardı;
'dağdan hawar sesleri geliyordu
hawar hawar...'
kıyamet gibi bir geceydi,
ne olduğunu anlamadan ağlıyordum.
sonra biri dedi;
O'nu vurmuşlar.
sonrasını hatırlamıyorum oğul...'
hiçbir zaman adını söylemedi bana.
saatlerce susardı
kimi vurdular anne?
sessiz kalırdı...
yıllar sonra tekrar anlattı.
"O'nu vurdular
ilk sevdiğimdi.
kanlar içinde getirmişler
kaytan bıyıklı, eli tüfekli.
(.........................)
aradan yıllar geçti,
annem nine olmuştu.
ama hala güzel kadındı
dudakları sadeydi
hiç ruj kullanmadı
uzun fistanı desenliydi
tek özelliği hızmasıydı.
ben gençtim,
okuldan geliyordum
bizim evden hawar sesleri...
annem baygın yatıyordu.
ben sersemleşmiştim
bir ara gözlerini açtı annem
başını bağlamıştı
yürek paralayan bir ağıt yakıyordu
bana sarıldı;
.........vurmuşlar. .........vurmuşlar
oğlumu vurmuşlar......
(annem
bu sevdayı tek başına yaşamayı seçmişti.
bunun sorumluluğunu taşıyacak kadar yürekliydi -bütün anneler gibi-
geceler bir sancı olup içine işlerdi, ama yüreğinin en güzel yerine oturttuğu o sevdayı düşündükçe içine yayılan sıcaklık alıp götürürdü tüm sancıları.
annem;
gidenlerin arkasında ağıt yakmamayı öğrenmişti.
ama bu başkaydı.
kimseyi onun kadar sevmemişti.)
ağabeyim...
yoldaşım....
heval hevalllllllllllll
..................
ağabeyim vurulduktan bir yıl sonra
annem beni dağa yolladı
.................
annem
geçmişim
geleceğim
bu günüm
Mezopotamyalı kadın
uçurdu yüreğinden bir güvercin
ekti avucundaki emeği...
ve sen
Anadolulu ana
sevgili emekçi
uçur sen de bir güvercin.
İzzet Eker
Siyasal eylemci ve komünizm yanlısı şair, romancı ve deneme yazarı. "Bugünkü Fransız ozanlarının en önemlilerinden biri diye biliniyor. Önceleri, Dada akımının öncüleri arasında sayılıyordu, sonradan Bréton, Eluard ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]), Soupaux ile birlikte bu yüzyılın en önemli şiir akımı olan Sürrealizm'in kurucularından biri oldu. Bugüne değin şiir, roman, eleştiri, deneme, çeviri olarak 61 kitap yayımladı.
Aragon'un ünü, öte yandan, İkinci Dünya Savaşında gizli karşı koyma hareketiyle daha bir büyümüştür. Le Paysan de Paris adlı romanı, gerçeküstücülüğün en güzel örneklerinden biri olarak gösterilmektedir.
Charles d'Orléans'dan, Victor Hugo'ya değin uzayan bir şiir çizgisini sürdürür gibidir Aragon.En önemli kitapları : Le traité du style, Les Cloches de Balé, Créve-Coeur, La Diane Française, Les Yeux d'Elsa, En Etrange Pays dans mon lui-même, Les Yeux et le Mémoire, Le Roman İnachevé'dir.
Aragon açık yazan ozanlardandır, birçok şiirleri bu yüzden şarkı haline getirilmiştir. Aragon, romancı olarak da ün yapmıştır. Çağdaş romanların arasında önemli bir yer tutar. Birkaç çevirisi de vardır."
onu böyle tanıtıyor İlhan Berk. Fransız Komünist Partisinden yoldaş Aragon modern Fransız şiirinin yaratıcısı aynı zamanda Nazım, Neruda gibi dava şairlerimizinde dostuydu.
en bilinen şiiri sevdiği kadın ve yoldaşı elsaya yazdığı şiirdir.
ELSA'NIN GÖZLERİ
Öyle derin ki gözlerin içmeye eğildim de
Bütün güneşleri pırıl pırıl orada gördüm
Orada bütün ümitsizleri bekleyen ölüm
Öyle derin ki herşeyi unuttum içlerinde
Uçsuz bir denizdir bulanır kuş gölgelerinde
Sonra birden güneş çıkar o bulanıklık geçer
Yaz meleklerinin eteklerinden bulutlar biçer
Göklerin en mavisi buğdayların üzerinde
Karanlık bulutları boşuna dağıtır rüzgâr
Göklerden aydındır gözlerin bir yaş belirince
Camın karılan yerindeki maviliğini de
Yağmur sonu semalarını da kıskandırırlar.
...............
Ben bu radiumu bir pekbilent taşından çıkardım
Benim de yandı parmaklarım memnu ateşinde
Bulup bulup yeniden kaybettiğim cennet ülke
Gözlerin Peru'mdur benim Golkond'um Hindistan'ım
Kâinat param parça oldu bir akşam üzeri
Her kurtulan ateş yaktı üstünde bir kayanın
Gördüm denizin üzerinde parlarken Elsa'nın
Gözleri Elsa'nın gözleri Elsa'nın gözleri.
GÖTÜRÜN BENİ
bu yol gider mi
tutsak cocukların ülkesine
söyleyin gider mi
cocukluğumun karasularına
götürün beni o adsız ülkeye
hani kızıla çalan özgürlüğe gebe
isimsiz ülkeye
siz beni tanımazsınız
yüreğimde harlanan ateşi bilmezsiniz
yasaklı tarihimi
yağmalanan kültürümü bilmezsiniz
duydunuzmu bilmem
ateşlerde yanan bedenleri
son solukta özgürlük haykırışlarını
çabuk götürün beni
özlemlerim solmaya başlamadan
umutlarım kurşunlanmadan
götürün beni nasırlı ellerin ülkesine
bağrı yanık anaların
kayıp cocukların ülkesine
götürün beni
kartalların gölgesinde özgürlüğü soluyacağım
arınacağım fıratın asi sularında
umutlarımı katacağım diclenin sularına
götürün beni
gençliğimin asi uçurumlarına
mayınlara takılan anılarıma
ve bölünmüş sevdalarıma
götürün beni zagroslarada özgür bir soluk olacağım.
28.07.07 isyann49
Not: Bir dostumun kendi yazdığı şiirdir.
D oğru gerçek neydi?
E ngel tanımayan mücadele
N e korkusuz baş koymuştuk bu yola
İ z bıraka bıraka yürüdük bu yoldan
Z ihinlere kazıdık isimlerimizi,mücadelemizi
Y ağmur bile silemedi topraktan izlerimizi
U mutla devam ettik yolumuza
S usturmaya çalıştılar direndik
U mutla devam ettik yolumuza
F ırsat tanımadık işbirlikçilere, emperyalistlere
H üzün verdik her adımda onlara
Ü stün kıldık mücadelemizi
S evdik sevdirdik aşkımızı
E ller yumruk oldu şaha kalktı
Y ollar çamurlu yollar bize kaldırım oldu
İ nceden anladık gideceğimizi
N edeni mücadelemizdi onurluyduk gülerek karşıladık ölümü
EZGİ ÇİTAK
(06.05.2008)
Bu Sabah Güneş Dogdu
Bu Sabah Bir Yigit Vururdu
Bu Akşam Güneş Battı
Bu Gün Bir Namert Kendini Sattı
Bilirmisin Yoldaş
Güneş Hep Dogar
Bu Zalimlerin Ettikleri Beni Bogar
ülkem Karanlık Gece Gibi
Kavga Yüregimde Güneş Gibi
Yüregim Kavgaya Atılacak Bir Satli Bomba
Bu Yürek Patlar Elbet
Ben ölürüm
Ben Dogarım
Vurmaklan Bitmeyiz
Biz Halkız Tükenmeyiz Ey ülkem Korkma Burakıp Gitmeyiz
Faşistleri Vurucagız
Sosyalizmi Kuracagız
Yazar Serdal Erdoğan
Sonsuza Dek
O tarihi günlerden bu yana
Yer etti içimize senin sevgin
Parladığı yerde yiğitlik güneşin
Ölüm bir çelenk kondurdu başına
O aydınlık durur hala
Yürekleri saran ışıltısıyla
Bağlıdır senin sevgili varlığına
Kumandan Che Guevara
Vuruyorsun tarihin içinden
Şanlı ve güçlü yumruğunla
Bütün Santa Clara düşüp yollara
Seni görmek isterken
O aydınlık durur hala
Yürekleri saran ışıltısıyla
Bağlıdır senin sevgili varlığına
Kumandan Che Guevara
Gelirsin bahar güneşiyle
Tutuşturduğun meltemle
Gelirsin bayrağımızı dikmeye
Ve bir ışık gülüşünde
O aydınlık durur hala
Yürekleri saran ışıltısıyla
Bağlıdır senin sevgili varlığına
Kumandan Che Guevara
Devrim aşkıyla yanan yüreğin
Götürür yeni bir hedefe seni
Orda bekler hep birileri
Kurtarsın diye güçlü ellerin
O aydınlık durur hala
Yürekleri saran ışıltısıyla
Bağlıdır senin sevgili varlığına
Kumandan Che Guevara
Yolundayız hiç durmadan
Birleşmiş seni izliyoruz
Fidel’le birlikte bak söylüyoruz:
Sonsuza dek ey Kumandan!
gerillaCHE
30-08-2008, 17:20
aşk herkesi kırar biraz,
eksilmesin acısı şükret.
varsın ağlasın dalda kiraz
herkes kendine sürgün biraz.
çocuk gülüşün dünden bir yara
aşk bize sıla.
günler gelir ve büyürüz elbet
aşk bize gurbet
ay ışığı dalgakıran
yarada tuz aşktan kalan.
ayışığı tende bıçak
giden sürgün kalan kaçak
aşk bize sıla
aşk bize gurbet.
kapansın yarası şu gecenin
ayrılıklar örtsün üstünü
kimim kimsemdir ah gözlerim
gidecek yeri yok kimsenin.
çocuk gülüşün...
Hasta Siempre
Aprendimos a quererte
Desde la historica altura
Donde el sol de tu bravura
Le puso cerco a la muerte
Aqui se queda la clara
La entraniable transparencia
De tu querida presencia
Comandante Che Guevara
Tu mano glorioso y fuerte
Sobre la historia dispara
Cuando todo Santa Clara
Se despierta para verte
Aqui se queda la clara
La entraniable transparencia
De tu querida presencia
Comandante Che Guevara
Vienes quemando la brisa
Con soles de primavera
Para plantar la bandera
Con la luz de tu sonrisa
Aqui se queda la clara
La entraniable transparencia
De tu querida presencia
Comandante Che Guevara
Tu amor revolucionario
Te conduce a nueva empresa
Donde esperan la firmeza
De tu brazo libertario
Aqui se queda la clara
La entraniable transparencia
De tu querida presencia
Comandante Che Guevara
Seguiremos adelante
Como junto a ti segimos
Y con Fidel te decimos
Hasta Siempre, Comandante
SPARTAKÜS
Hayat bir türküdür Spartaküs
Avutucudur geçicidir
Güneş tepeler üstünde yükselirken
Ve kıyıları döverken mor dalgalar
Hayat bir türküdür Spartaküs
Köylü kadınların küçük çocukların söylediği
Orda Trakya ovalarında
Özgürlük uçan kuşlara benzer
Ağaç yaprağına yağmur damlasına benzer
Varinia'nın gözyaşlarına Spartaküs
O Britanyalı köle kadının, o kır çiçeğinin
Bir gladyatörün acı gülüşüne benzer
Kanları torağa belenirken
Onlar dostluğu bilirler mi
Kardeşliği bilirler mi
Başkası için ölmeyi hiç
Onlar bilirler mi Spartaküs
Ayağa kalkınca Makedonya'nın
Lombardiya'nın taşı toprağı
Yaşlıları, hastaları, genç kızları
Özgürlük için saçları bayraklaşan
Onlar, Roma'nın uygar efendileri
Dövüşken horoz yetiştirir gibi
Avrupa'nın, Asya'nın, Afrika'nın
O, kölelikten başka hakkı olmayan
En güçlü insanlarını meydanlarda
Birbirine öldürtüp kahkahalarla gülen
Eğlenceye ve elmaslara çılgınca düşkün
Onlar, Roma'nın uygar efendileri
Frigya ovasında yetişen buğday
Acem ipeği, Mısır pamuğu
Besili sığırları Afrika'nın
Finike'nin sedir ağaçları
Ve genç kızları Normandiya'nın
Herşey, hattâ dalgalar, gökyüzü
Dağlar, esen yel ve gün ışığı
Güya bu efendiler içindi.
Köle doğmak boynunda bir zincirle
Sırtında bir kamçıyla
Yüreğinde bir damgayla Spartaküs
Uşaklık edeceğin saraylar yapmak
Geçemiyeceğin köprüler, sürüneceğin yollar
Çürüyeceğin zindanlar yapmak
Ve taşımak olmayan günahlarını sırtında
Doğduğun günden öldüğün güne kadar
Zincirleri kırmak güzeldir Spartaküs
Gökyüzü gibidir, yaşamak gibidir
Aşk gibidir
Çıkmak geceden güne
Zincirlerden öte uzundur dünya
Duvarlardan öte yaşamak geniştir
Besbelli sevginin en güzeli
Zincirleri kırmaktır yeryüzünde
Hiç unutabilir misin Spartaküs
Yüzünü Afrika'lı zencinin
Gözlerini unutabilir misin
Ancak bu denli sevebilir insan
Kılıç, kan ve Romalılar arasında bile
Gönlü böylesine sevgiyle taşan
Bu adam
Seni öldürmemek için kendi öldü
Sen o zaman vurulmuştun işte
Ölüm güzeldir böyle yaşamaktan
Bir Romalı yüreği gibi değil
Ezik bir köle yüreği gibi çiçek yetiştiren
Ak bulutların öptüğü
Makedonya dağlarından
Cins atlar büyüten, yapağı veren
Macar ovalarından
Çıkıp karlı Alp Dağlarını
Köle toprakları bir boydan bir boya aşan
Bir su gibi içip özgürlüğü
Mızrağının ucunda
Alınteri ve sevgi taşıyan
Kölelerin bayrağı Spartaküs
Sen ki o mermer saraylarda yaşıyan
Kan ve kemikler üstüne şanları kurulu
Parayla, döneklikle soylu olmuş kişilerin
Bilmediği bunca şeyi bilirdin
Sen ki bir çocuk için yaşamayı
Bir kadına gönül vermeyi
Eğilip toprağı öpmeyi bilirdin Spartaküs
«Biz kölelerin de bir tanrısı vardır..»
Bunu bilmiyordun işte
Çünkü kölelerin tanrısı yoktur
Yoksulluk kötüdür Spartaküs
Bilgisizlik kötüdür
Ama hiçbir şey boyun eğmekten
Daha kötü değildir
Sen de yenildin sonunda
Bir çarmıhta can verdin
Ama bir türkü gibi çağdan çağa
Erkekçe savaşmayı öğrettin insanlara
Adını öğrettin Spartaküs.
Kemal Burkay
EYLÜL AYI GELİNCE ...
Her yer toz toprak olur,
Rüzgarlar eser daha bir hızlı,
Yemyeşil bahar mevsimine inat,
Yapraklar sararır önce usul usul
Ve ardından yere dökülür çaresiz,
Geleceği karanlık yola koyulur
Eylül ayı gelince...
Kuşlar en içli ezgileriyle,
Ağıt yakarlar solan güllerin ardından,
Acılarını haykırırlar çekinmeksizin.
Ne anlayan olur hallerinden,
Ne birileri gelip tutar ellerini.
Defalarca ölürler batan güneşle,
Çırpınıp dururlar gün boyu umutsuz,
Eylül ayı gelince...
Veda türküleri söylenir, aşk istasyonlarında,
Ardı sıra ayrılıklar başlar sıra sıra.
Yarınlar koyu karanlık, kalpler yaralı,
Umutlar keder yüklü, darmadağın.
Damla damla yaşlar süzülür gözlerden,
Çaresizlikler filizlenir, ince ince
Mendiller ıslanır, gözler nemlenir,
Eylül ayı gelince...
Mehmet Ali Çıbıklı
O Eylül Günlerini Asla Unutmayacağız...
Kelebek Etkisi
02-09-2008, 21:58
Felluce
sana bir sır söyleyeceğim
aç yüreğini burası benim vatanım
ölmek de yaşamak da benim hakkım
ve en çok bundan dolayı
sana burasını cehennem
bana yine cennet vatan yapacağım
sana bir sır söyleyeceğim aç yüreğini
yaşadığın her an mahşer menzilimdesin
soluk aldığın her an mahşer menzilimdesin
burası benim vatanım camiler kenti felluce
ben bağımsız yaşarım
ben anasız yaşarım
ben babasız yaşarım
ben oğulsuz yaşarım
ben kızım olmadan yaşarım
ama vatansız yaşayamam
unutma benim öldüğüm yer vatanım
ya senin
ölmek ve öldürmek benim için onur
senin için utanç
senin için yüz karası
sana bir sır söyleyeceğim aç yüreğini
sen uyut dünya uyusun
sen uyut insanlık uyusun
ama ben uyanığım
ama ben direneceğim
işte kefenim bedenim
felluce içinde redif sesi var
bakın yüreğine acep nesi var
beni duymayana dostlar
hepten ahım var
sana bir sır söyleyeceğim aç yüreğini
mahşer menzilindesin
mahşer menzilindesin
sana bir sır söyleyeceğim aç yüreğini
bayram bağımsızlığımladır
namluya sürülmüş cesaret
kınından çıkmış öfkeler
çarpışıyor durmadan
çarpışıyor bizimkiler
ne ebu garip zindanı
ne guantanamo adası
ne f tipi hücreler
durduramaz bu savaşı
haykırıyor halkın onurlu sesi:
ya özgür vatan ya ölüm
yolu yok başka kurtuluşun
ya özgür vatan ya ölüm
kanımdır, canımdır yiğit felluce
baş eğmez işgalci emperyalizme
selam olsun, selam direnenlere
helal olsun, helal fedailere
söz: t. asi Balkar/ümit İlter
Gel Ey dağların rüzgarı
gel ne olur
yüreğimin misafiri ol bu gece
koy başını dizime usulca
anlat
çocuklarımdan bahset bana
düşerken toprağa dal dal
son defa çarparken yürek
gözlerinde bir vasiyet gibi yanan
umudu anlat bana
benimde oğullarım vardı o dağlarda
yırtıcı hayalleri vardı
zarif sevdaları vardı
ay ışığı gibi esrarlı gün ışığı gibi eşkere
söyle yoldaş oldun mu onlara
hani karayagız yaz gecelerinde
dans ederdi ya yıldızlar gökyüzünde
hani zemheride azgın fırtınalarında zagrosların
yanardı çürürdü ya bedenler
hani cesurdu
şövalyesiydi aşkın dağların delikanlısıydı hani
tanıdın mı oğlumu kalbimin yoldaşı rahmanı tanıdın mı
söyle
hani gülünce bahar akardı peşinden
ağaçlar çiçeğe dururdu
güneş gülümserdi sımsıcak
hani dört mevsim reyhan kokardı saçları
Fırat Dicle’ye Mem Zine'e kavuşurdu
sevdasında
yüreğimin sevgilisiydi hani
gördün mü Soroyu gördün mü gözümün ışığını oğlumu gördün mü söyle
bu gece Ey dağların rüzgarıııı
silme gözlerimin buğusunu
bırak karışsın geceye gözyaşlarım
bırak sızlasın bedenim
ellerim ağlasın bırak
paramparça yüreğimin sadece yoldaşı ol bu gece
yıldızsız aysız ekmeksiz gecelerde
sildin mi terini
ey dağların cananı söyle
sende sevdin mi onları benim sevdiğim gibi
senin yüreğinde titredi mi her eylemde
hani o yoldaş sohbetlerinde
ateş başında tütün mavisinde hani
o tarih kadar derin şuan kadar taze hasretimi
fısıldadın mı yüreklerine
söyledin mi onlara ahhh onları nasıl sevdiğimi
söyle bana dağların yoldaşı
son ikliminde ayrılığın
Urfa’da Dersim'de Kanicenge’de
son kez öptün mü gözlerini benim yerime
incitmedin değil mi
ağırdı yaraları biliyorsun
kanıyordu sıcaktı daha
sararken kollarınla söyle sızlatmadın yaralarını değil mi ?
Kelebek Etkisi
04-09-2008, 12:40
TARİH'İ KADİM
İşte, der, insanoğlunun geçmiş hayatı bu.
Ve başlar bize maval okumaya.
Ninniler uydurup uyutur bizi
dedelerimizin derin boşluklar içinde, uzun,
zifiri karanlık hayatından.
Gösterir bize evvel zamanı,
tek doğru, en güzel örnek, der.
Bakarsın gelecek günlerin farkı yok geçen geceden.
Senin tarih dediğin işte budur,
alnında altı bin yıllık buruşuklar
ve bir o kadar da kuşku.
Başı geçmişe bir düşe değer,
sürünür ayağı bomboş bir geleceğe,
bir deri bir kemik,
ayakta zorla durur.
Ben hiç tiksinmem ondan,
karşıma alırım onu arada bir,
anlat bakalım, derim, şu eskilerden.
Bir parça feylesofa benzer o,
bir parça sırtlana benzer,
berbat suratıyla da bir hortlağa.
Yoklar mezarını unutulmuş gecelerin,
başlar paslı, boğuk bir sesle
bir bir bana anlatmaya,
sırasıyle, ne olmuş ne bitmişse:
Hep yıkım üstüne yıkım,
acı üstüne acı!
Ne vakit geçse anlı şanlı bir ordu,
çöküverir ağır gölgesi bir bulutun,
kanlar yağar dört bir yana.
En başta bir kanlı bayrak.
Kanlı bir taç gelir arkasından.
Sonra araçlar sökün eder kan içinde:
Balta, topuz, yay, kılıç, mızrak,
mancınık, top, tüfek, sapan.
Arada, kanlı komutanlar ve savaş birlikleri.
En son alay alay esirler geçer.
Yenen bir kişiye yenilen on kişi,
çiğneyen haklı, yiğnenen hapı yuttu.
Yıkımlara, acılara alkış tut,
yüksekten bakanlar önünde eğil,
insafla birdir aşşağılık ve namussuzluk,
doğruluk lafta, yürekte değil,
iyilik ayaklarda, kötülük kucaklarda.
Bir gerçek var, tek bir gerçek:
Eli kolu bağlayan zincir.
Bir tek şey var sözü geçen: yumruk.
Hak güçlünün, kötünün yanı.
Uzun lafın kısası:
Ezmeyen ezilir!
Nerde bir şeref var, iğreti.
Nerde bir mutluluk var, yama.
Bir şeyin ne başına inan ne sonuna.
Din şehit ister, gökyüzü kurban.
Her yanda durmadan kan akacak,
durmadan her yanda kan!
İşte böyle inler, sayıklar o,
anlatır insanoğlunun bu belalı ömrü
ne yolda, nasıl sürdüğünü.
Bakarım iskeletin kanlar köpürür dişlek ağzında.
Duyarım sesinin titreyen kuyusunda
yankısını korkunç bir iniltinin,
ben de başlarım birdenbire titremeye,
toprak da tiksintiyle titremiş gibi gelir bana.
Savaşın gürültüsü, patırtısı, indir artık
indir bu acıklı sahnenin perdesini!
Dinsin sonu gelmeyen bu karışıklık!
Sen de, gelenekçi iskelet,
yazdığın kara yazılara bir son ver,
aydınlığa susadık biz, aydınlığa susadık.
Uzun karanlıklar içinde uyumak isteyen mi var?
Bizden iyi geceler onlara,
bizden onlara iyi uykular!
Kimsin, ey gölge, kendinden geçmiş,
koşuyorsun karanlıklara doğru?
Kanla oynamış gibisin,
kırmış geçirmişsin insanoğlunu.
Sen buna kahramanlık mı dedin?
Onun kökü kan ve hayvanlık be?
Şehirler çiğne, ordular dağıt,
kes, kopar, kır, sürükle,
ez, vur, yak ve yık.
Yalvarmalara yakarmalara boş ver,
gözyaşlarına iniltilere aldırma.
Ölümle, acıyla doldur geçtiğin yeri,
ne ekin ko, ne ot ko, ne yosun.
Sönsün evler, sürünsün insanlar orda burda,
kalmasın alt üst olmayan hiçbir yer,
mezar taşına dönsün her ocak,
damlar çöksün yetimlerin başına.
Bu ne alçaklık böyle bu ne namussuzluk!
Hey bana bak, başbuğ musun ne?
Yerin dibine bat, cakanla gösterişinle!
Her başarı bir yıkım bir mezarlık,
işte bir yavrucak yatıyor şurda,
ey cihangir, onu gör de utan!
Devril, bağımsızlığın eskimiş tahtı, devril,
nice acılar verdin bütün insanlara,
inim inim inlettin bütün insanları.
Parçalan, kararmış tac, tuz buz ol,
hep senin yüzünden yoksulluğu insanların.
Göz yaşından incilerin nerde hani?
Nasıl da yosun tutmuşlar, bi görsen!
Eski çağlar nasıl kanmış size?
Ey kan içen kargalar,
bütün karanlıklar sizinle dolu!
Artık yeter fikri susturduğunuz,
yerini hiç bir şey tutamaz bu dünyada
zincirsiz, kelepçesiz yaşamanın.
Hadi gidin tarih korusun sizi,
-haydutlara en iyi sığınaktır gece-,
gidin, yok olun siz de o mezarlıkta.
İşte müjdelerin en güzeli,
işte en gerçek özgürlük
düşümüzdeki gelecek çağlarda:
Ne savaş, ne savaşan, ne salgın,
ne saltanat, ne yoksulluk, ne ezen, ne ezilen,
ne yakınma, ne de zulmün kahrı,
ne tapılan, ne tapan,
ben benim, sen de sen!
Ey soyulan iskelet, kimse bilmeyecek o zaman,
kimse bilmeyecek senin sayıp döktüklerini,
savaş ne, karışıklık ne, zafer ne, anlaşma ne?
Belki duyulmadık bir öykü,
belki korkunç bir masal.
Çok sürmez köhne kitap,
fikri gömen sayfaların
bugün olmazsa yarın yırtılacak.
Ama kim yapacak dersin bu işi?
Bu öyle büyük, öyle kocaman bir devrim ki,
hangi güç kalkar, ben yaparım der?
Yerlerin ve göklerin sahibi mi?
Tamam, işte oldu şimdi!
Yeri göğü elinde tutan o kibirli,
o somurtkan ve dokunulmaz.
Bütün bu kavgalar onun yüzünden değil mi?
Gökyüzü, sen söyle,
yüzyıllarca sel gibi akan su,
- şimdi esrik bir ağzın türküsü,
kuru sesi zindandaki bir adamın,
iç açan bir söz ya da yakan bir söz şimdi,
bir geniş "oh!", bir derin "eyvah!",
bir yakarış, bir övgü,
Şimdi tüy gibi bir rüzgar,
Şimdi ağzın bir kasırga.
Dokunaklı bir yakınma şimdi,
sabredemeyen bir başa kakma,
bir titreme, bir çan sesi,
bir savaş davulunun gümbürtüsü,
için için ağlamasi çaresizliğin,
kahrın iyilikbilir kişnemesi,
bir söylev, apaçık, gürül gürül,
Şimdi utangaç ve hasta bir yalvarış,
bir rahatlık bir iç sıkıntısı,
Şimdi korkunç bir haykırma -
bütün bu karman çorman gürültü patırtıyla
inleyen boş kubbe, sen söyle!
Sen ki her sesi yankılayansın,
söyle, bu bir sürü boş çabalama içinde,
daha yukarlardaki şu tanrı katına
hangi sesin yankısı varabilmiş ki?
Hangi dua kabul olmuş bugüne dek?
Binlerim seni, göklerin tanrısı,
din ulularından dinlerim seni:
"Ne benzer var, ne noksanı,
canlı ve ölümsüz ve her şeye gücü yeten ve yüce.
Odur veren yiyeceği içeceği,
düşleri gerçek yapan o,
bilen, haberi olan, kahreden ve öç alan,
açık, kapalı her şeyi duyan ve anlayan,
el uzatan yoksullara ve çaresizlere,
her zaman her yerde bulunan ve her yeri gören..."
Seni böyle övüp duruyorlar işte.
Oysa senin en üstün özelliğin ne,
"Ortaksız" oluşun değil mi?
Kaç ortağın var şu bataklıkta, bir bak.
Topu ölümsüz ve her şeye gücü yeten ve kahreden.
Ve topu ortaksız ve tek.
Ve topunun buyruğu yasağı ve saltanatı var,
ve topunun yukarlarda bir gökyüzü.
Bütün ordan gelir yüreğe doğan.
Topunun güneşi, ayı, yıldızları var,
ve topunun görünmez bir tanrısı.
Topunun adanan bir cenneti var,
ve topunun bir varlığı, bir yokluğu,
ve topunun saygıdeğer bir peygamberi.
Ve topunun cennetinde körpecik güzel kızlar yaşar.
Ve topunun cehenneminde birer lokmadır insancıklar.
Tanrılar ne derse onu yapacak halk,
sabırla ve kahırla olacak iki büklüm.
Ama tanrılar ne derse onu yapacak.
İnanasım gelmiyor bunların hiçbirine.
"Ne bileyim?" diyor kime sorsam.
Hepsi bir kuruntu mu bunların yoksa?
Belki aldanmak yaşamanın bir gereği.
Belki de hepsi de doğrudur, kim bilir,
belki ben hiç bir şeyin farkında değilim,
karıştırmaktayım "yok" la "var" ı.
Kusurum ne? Kuşkuda olmak mı?
Kuşku koşmaktır aydınlıklara doğru.
İnsan aklıdır eninde sonunda gerçeği bulacak olan.
Belki de yok olacağız bir gün topumuz birden.
Kimbilir, öbür dünya belki de var.
Madem bu beden o ölümsüzün işi,
ne diye kıvranır durur bin türlü dert içinde?
Hadi diyelim aslımız toprak bizim,
sen gel onu kederden bir çamur yap.
- her yeri kanla, göz yaşıyla dolu -
insaf be, bu kadarı da olur mu?
Sen gel hem yoktan var et,
sonra da ettiğini boz, kötüle.
Hiç bir yaradandan ummam bunu:
Yaradan yok eder, ama perişan etmez!
En zorlu düşmanın işte, tanrı,
boğmak ister seni ulu katında,
çok iyi tanırsın sen o yılanı,
onun kızgın zehrinden bir vakitler bize
bir tadımlık vermiştin hani.
Kuşku! En zalim en güçlü düşman.
Bunu ya bildin ya koydun kafamıza,
ya da bilemedin işin nereye varacağını.
"şeytanlık, düzen, sapıklık" denen şey var ya,
bugün yerinden yurdundan edecek seni o.
Tapınağında ışıklarını söndürüyor,
elleriyle parçalıyor heykelini.
Sense, iler tutar yerin kalmamış,
göçüp gidiyorsun olanca gücünle.
Burçlarında yıkılmalar falan hani?
Nerde hani gümbürtüsü yıldırımlarının?
O kızgın soluğun hani nerde?
Ne cehennemlerinde bir kaynama var?
Ne büyük acını gören bir göz.
Ne de kulaklarda dokunaklı bir çınlama.
Oysa bir ufak parçası kopsa insanın,
bir sızlanma olur, duyulur bir ağlaşma.
Sen Yeryüzü ve Gökyüzü'nle göç gir de,
bir inilti bile duyulmasın ortalıkta.
Tam tersi, kahkahadan geçilmiyor.
Zaten yalana ağlasa ağlasa,
bir ikiyüzlüler ağlar,
bir de ahmaklar.
* Tarih-i Kadim: eski çağlar tarihi
Tevfik Fikret
Kelebek Etkisi
04-09-2008, 19:08
Bizim Caddelerimizde De
Açmaz
Açamaz
Deme
Hiç
Bir
Zaman
Bu
Nar
Çiçeği.
Açacaktır
Elbet
Bizim
Caddelerimizde de
Bayram
Olacak
Halkın
Üstüne
Böyle
Kalsa da
Faşist
Namlular
Namert
Ellerdir
En
Sonda
Bir
Bir
Kırılacak
--Enver Gökçe--
Akdeniz’de bir hayalet dolaşıyor
Bir İtalyan neferinin hayaleti.
Sırtında düğmeleri koparılmış ceketi,
Sırtında delik deşik, parça parça eti
Ve terli şakaklarında kan.
Korkarak
Boşluğa yuvarlanmaktan,
Gündüz güneşe sarılıp
Gece yıldızlara
Dolaşıyor Akdeniz’de bağıra bağıra.
Tanıyorum onu ben.
O, sağlığında bir kaçaktı;
Ve kurşuna dizilmeseydi eğer
Daha yıllarca yaşıyacaktı.
Tanıyorum onu ben.
O kaçtı Aduva’da cepheden,
Kaçtı yangından kaçan bir hayvan gibi.
Kaçtı ne bir fikir
ne bir dava
ne bir hak için.
Kaçtı sadece, ölmemek
yaşamak için.
Ölümü bilmiyordu.
Ne Hamlet’i okumuştu, ne Dante’den bir şiir.
Ve yoktu en ufak fikri
kitapların muamması ölüme dair.
Kurşuna dizilirken
birdenbire aklına gelen
bir düğün duasıokuyordu.
O, ölümden değil
ölmekten korkuyordu.
Her şeyden üstün
her şeyden önce
yaşamak istiyordu sadece.
Kadınlı
kadınsız,
tok
aç,
herhangi bir ağaç
bir kuş
bir bulut
Bir balık,
bir bardak su
bir avuç toprak
gibi yaşamak...
ve bu ölmemek
Sadece yaşamak isteyen kaçak
bir sabah bir çiçek
bir dalda açarken
dizildi kurşuna...
N.HİKMET
Lokman0047
06-09-2008, 19:25
GERİLLALARDAN ŞİİRLER
Özgürlüğün Mültecisiyim
BekLediqi Umut ettiqi
ben GERİLLANIN mücadelesiyim..
Mermileriyim,atesiyim.
BakısLarıyım...BakısLarı Ölüm'de Sacsa...
Ben GERİLLANIN haykırısıyım
HayKırısLarında,ÖzqürCe yaSam NedeNiyim..
Aç .Sussuz BıRaKılSamda SürqünLerde
YinEdE HalKımIN Sesiyim...
DaqLarda KanLar İcinDe UykuLarda Kalsam veya;
KeFenSiz Bir mezar Tasım Dahi Olsa
Ben YarıNın GÜNESİYİM...
**ÖZGÜRLÜGÜN MÜLTECİSİYİM**
ey özgürlük
ey özgürlük......
ey dağlar....
hadi gel!! şimdi vur beni kalbimin amed ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]) çarpan yanından..
gel gör ki yüreğimde işgal edilecek bir gecekondu bile kalmadı..
hadi gel vur...
gör ki sende yanasın..
tenim yurtsarken dörtler ateşini
amedde kara lastikle araba peşinde koşan çocukların çığlıklarını barındırım avuçlarımda..
göz bebeklerimin ardına saklarım şeyh said isyanı
surlarla çevirim etrafını...
yalnızlığıma tek kapı..korkusuzluguma dag kapı adını kazırım
bir Vedat düşer balıkçılar başına karanlıklar Aydın(lanır..
kalabalıklar taşlanır...
ben amede ağlarım..
amed ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]) vedat'a...
mardinkapı kan kokar Dicle suskun..Fırat üzgün...
ey tarih..
ey dünya...
hadi gel vur!!
acı çığlıklara prangalı geçmişimi/zi toprak kokan geçligimi/zi
gel gör ki sende utanasın..
ey amed ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor])!!
ey kara amed ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor])!!
isyanımı h/evsel/leştir..
özgürlüklerimi sakla şehitliğinde..
döneceğim amed ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor])..döneceğim.....
suskunlugumda saklı özgürlük..
SUSKUNLUGUMDA SAKLI ÖZGÜRLÜK......
Lokman0047
06-09-2008, 19:28
YAĞMUR
Yer ile yeksan, ıslak saçlı, kem gözlü
Kavim göçlerinden bu yana ağlayan
Ve durmadan cep kanyağı yakıcılığında
Ezgiler çalan, çaldırtan, yakalatan
Adı bende gizli bir kadındı İstanbul.
Şehre bir yağmur yağdı ben ağladım.
Sevilirken ayrılmak mı kaldı Bizans'tan
Yalan dolan yoktu gözlerde yalnızca ses
Verilmiş sözler birdi edilen yeminler sıfır
Eşyalar alındı fotoğraflar söküldü yerlerinden
Bir aşkın izlerini yok edecek
Başka bir aşk sipariş edildi yeniden
Bir şehre yağmur yağdı ben ağladım
Kim daha çok yalan söndürdü çay bardaklarında
Ve buğularda yitirilen kimin adıydı
Bir aşktan diğerine kaç saatte gidiliyordu
Soyulur muydu kabuğu hayatın
Yoksa tüm vitamini kabuğunda mıydı
Yağmur şehre bir yağdı ben ağladım
Ben giderken en çok seni götürdüm
Aklımın nakliyesiydi asıl yoran taşıyıcılar
Yardan düşmüştüm yaralarım yârdan armağandı
Kutsal kitabım da ziyan edilmiş sevgililer atlası
Bense sevmeyi beceremedim
Belki de sevilmeyi
Benim sevmeye engel evcil acılarım vardı
Ben yağmur ağladım bir şehre yağdı
Ben şehre ağladım bir yağmur yağdı
Ben bir ağladım şehre yağmur yağdı
Ben yağmur ağladım
YAŞAYABİLME İHTİMALİ
soğuk ve şehirlerarasıotobüslerde vazgeçtimçocuk olmaktanve beslenme çantamdaotlu peynir kokusuydu babam...
Ben seninle bir gün Veyselkarani'de haşlamayeme ihtimalini sevdim.İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında(Ankara'da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı ozaman) özlemeye başladım herkesi... Ve bu hasret öyleuzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladımsonra...Bizim Kemalettin Tuğcu'larımız vardı...Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı...Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılankahverengi sıralarda, solculuk oynamaya başladık...Ben doktoroluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla...Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordupütürlü duvarlara ve Türk Dil Kurumu'na inat birTürkçeyle... Ağbilerimizden öğrendik, Ş harfindenorak çekiç figürleri türetmeyi...Ankara'ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyorduhaber bültenleri...Oysa Ankara'da hiç sevişmedim ben.Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim...(Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonikdikenleri saymazsak...)Ankara'ya usul usul kurşun yağıyordu... Ve belli birsaatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haberbültenleri... Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim...Ve hiçbir mahkeme tutanağında geçmedi adım...Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydümsadece...Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde amasen yoktun... Ben, senin beni sevebilme ihtimaliniseviyordum, suni teneffüs saatlerinde... Okul servisiseni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğinegötürüyordu... Ben, senin benimle Tunalı HilmiCaddesine gelebilme ihtimalini seviyordum...Ben senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.Yaz sıcağı toprağa çekiyordu tenimin çatlamaya hazırgevrekliğini... Sonra otobüs oluyordumkırık yarık yolların çare bilmez sürgünü...Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum Muşovasının yalancı maviliğini... Otobüs oluyordum birsüre... Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordumyanağım otobüs camının garantisinde...Otobüs oluyordum... Bir ülkeden bir iç ülkeye...Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum...Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımınlistesinin... Korkuyordum... Sonra iniyordum otobüsten...Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun, ömrümünen kısa, ömrümün en çocuk, ömrümün en ihtiyar yolunukoşuyordum... Çünkü sonunda annem oluyordum babamkokuyordum sonunda...Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtimçocuk olmaktan...Ve beslenme çantamdaotlu peynir kokusuydu babam...Ben seninle birgün Van'daki bir kahvaltı salonunda...Ben seninle (sadece bilmek zorunda kalanların bildiği)bir yol üstü lokantasında...Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çaykıvamında bakan Doğubeyazıt'ın herhangi bir toprakdamında...Ben seninle herhangi bir insan elinin terlicoğrafyasında olma ihtimalini sevdim...Ben seninbeni sevebilme ihtimalini sevdim...
Kelebek Etkisi
07-09-2008, 14:58
Bakabilir misiniz hayata bir militanın gözleriyle; ya da anlatabilir misiniz hayatı onun sözleriyle...
Yaprak sarısı son baharlarda hüzünlü sevdaları vardı en az sizler kadar... Sevdası belki saksıdaki beyaz kardelen, belki cananında canından çok sevdiği yâri; ya da uğruna ölebileceği davası, kavgası olabilir. O zaten sevmek için yasar yasamak için öldürür...
Onun ne babasının doğum günü hediyesi olarak aldığı arabası; ne de denize nazir bir villası var. Sahip olduğu tek bir göz odada kavgasının yarınını, zaferini düşlediği yatağı, hüzün karası gecelerde sevdiğinin kara gözlerini anımsatan çayı ve çektiği her nefeste Dünya’nın tüm derdini içine attığı sigarası tek ayağı kırık masasının üzerinde duran kitapları, mum alevinde yazdığı şiirler ve duvarda asılı duran şiirlerinin ozanı bağlaması var…
Bazen hayatı bir yarasa misali yasadığını hisseder. Sizin için gündüz ne ise onun için gece odur. Sizin için kuş cıvıltıları içinde, yeşil ağaçların arasında gezmek ne kadar hoş ise onun için, şehrin dolunayın bile aydınlatamadığı sokaklarında dolaşmak o kadar hoştur...
Aslında o da sever gün ışığını, sever ama çıkmaz dışarı. Yüzündeki o sert mizacı atmadığı, atamadığı için. İnsanlar sorar birbirlerine Hiç mi gülmez bu adam. O da karmaşık duygular içerisindedir o an, acabalar cirit atar beyninde niye güler bu insanlar niye;hayat bu kadar acı, zulüm bu kadar aşina ve gözyaşları gerçekken neden güler bu insanlar ??? Sonra bütün acabalar birer birer yok olur, hepsi cevabini bulmuştur. Karar ortak ; ya bu gülüşler yalan yada ben !!!
Yalan olmayan tek şey ise her an ensesinde ölümün soğuk nefesi olsa gerek. Arka sokakları
kan kokan bu şehirde arkasından gelen her adamı, Azrail'in ayak sesleri sanır. Belindeki soğukluğu şakağında hissedeceğinden korkar ve sonra güler kendi kendine **nerden gelir böylesi duygular aklıma.**
Aklında sadece ölüm yok aslında. Üsküdar yanarken aranan adamı, radyoların söylediği, gazetelerin yazdığı; parkesiyle uğraşılan adamı düşünür. Bir de ülkesinin aydınlık yarınlarına olan hasretini. Bu hasreti bir nebze azaltmak için yakmaktadır kendini yakarken aydınlığının yarınlardaki aydınlığın yanında bir mum alevi kadar kaldığını. Kendisi gibi milyonlarca mum alevinin olduğunu da bilir...
Bildikleri yaşatmaktadır onu ve yasadıklarını bildiği için onun hazırladığı mutlak sonu da bilir. Bu sonu bile bile yasar, inadına yaşar; yaşarken de yazar:
Unutmak yok olmaktır; varolmaksa direnmek
Askla şiirle, türküyle ve bir militanın inadıyla direnmek
inadına haykırmaksa yasamak
ben varım sende varsan Biz varız...
Selam **ben**i **biz**de yok edebilenlere...
Oda yok edebilmek için beni bizde didinmiştir bir ömür ve bizde benden gayrı olan **sen**i bulduğu gibi sormuştur:
Bir militan olduğumu bilsen beni sever miydin?
Mahpuslara düştüğümü duysan beni arar mıydın?
Günde bin kez öldüğümü bilsen yine sever miydin?
Yaralanıp düştüğümü görsen yaram sarar mıydın?
Ne mahpuslara düştüğünde aranmış ne de yaralanıp düştüğünde yarası sarılmış. Sevilmemişti de. Sevilmediğini de anladı; korkusunu şakağında hissettiği vakit. Bitmişti iste son sigara ile birlikte **ben**i **biz**de yok etme umutları, ülkesinin aydınlık yarınlarının hayali ve masasının üstünde ki son şiiri:
Otogarda cinayet var,
Ne ambulans ne polis var,
Vuruldum düştüm yerlere,
Üzerime yağmakta kar...
Arkadaşlar gelmediler,
Sen gel sevdiğim,
Üzerime gazete örtün,
Uyuyacağım...
Uyudu, uyumadan önce silinden bir şahadet ve bir de su sözler döküldü:
şakağımdaki kansa, o benim gülüşümdür,
Namert sürünmektense, mertçe ölüşümdür...
Alıntı
Kelebek Etkisi
07-09-2008, 21:32
HEPİNİZİN OLSUN BU ŞİİR
rüzgâr etekli geçin çocuklar gözlerimden
geçin kısa pantolon boy boy oyun oyun
şakacıktan oyuncuktan olsun razıyım dünden
ba-ba deyin çığlık çığlığa önümde durun
pamuk ellerinizle boynuma tırmanın dizlerimden
karıştırın ceplerimi yüzünüzü sakalıma sürün
ağlamıyorum kokunuz kaçtı da gözlerime o yüzden
öpeyim gıdığınızı hadi katıla katıla gülün
ulaş barış evrim özlem gökçe devrim
güzelim adlarınız şimdiden tutmuş umutları
yapraklarca balıklarca kuşlara geçin tuzakları
aferin çocuklar size aferin bin aferin
kat kat katlanıyorsam acılara gıkım çıkmıyorsa
gövdemi serin bir dal gibi şafaklara salmışsam
ipten alıp zehir-zıkkım müebbetlere yatırmışsam
şair olmuşsam ekmekten ve aşktan yana
bir adım daha erkene almışsam yani ömrümü
bulutsuz yürüyün diyedir altında göğün
hadi öpün birbirinizi öpün bir daha öpün
ve alın artık ellerimden sizde büyüsün gülüm
Nevzat Çelik ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor])
Kelebek Etkisi
07-09-2008, 21:47
İtirazın İkinci Şartı
Çok olmadığımız kesin
çok olan tarafta değiliz
çok olan tarafta olmayacağız
Türkiye’de Kürt olacağız
Kürtlerde ermeni
Ermenilerde Süryani
gidip Almanya’da Türk olacağız
Hollanda’da surinamlı
Fransa’da Cezayirli
İran’da Azeri
Amerika’da zifiri zenci olacağız
çoğalan zenci de mutlaka Kızılderili
İsrail’de Filistinli
köpeğin karşısında kedi
kedinin karşısında kuş olacağız
kuşun karşısında börtü böcek
hakemler hep karşı takımı tutacak
ve biz hep yedi kişiyle tamamlayacağız maçı
çiçeklerden kamelya olacağız
az kolumuzun tarafında
solda olacağız
bu itirazın ilk şartı
solda da az olacağız
bu itirazın ilk şartı
solda da az olacağız
devrimi çoğaltırken çünkü
bir başka devrime hızla azalacağız
bu da itirazın ikinci şartı…
NEVZAT ÇELİK
Lokman0047
08-09-2008, 00:25
Ölü mü denir şimdi onlara
Durmuş kalpleri çoktan
Ölü mü denir şimdi onlara
Kımıldamıyor gözbebekleri
Ölü mü denir peki
En büyük limanlara demirlemiş
En büyük gemiler gibi
Kımıldamıyor gözbebekleri
Ölü mü denir şimdi onlara.
Suratları gergin
Suratları kararlı
Belli ki çok beklemişler
Kabuğundan çıkan bir portakal gibi gelen sabahı
Suratları gergin
Bir savaş alanına benziyor suratları
Dudakları nemli
Son defa kendi etini öpüp
Yani son defa gerçek bir insan etini
Hazla kapanmışlar öyle
Geçirmiyor gövdeleri soğuğu
Geçirmiyor sıcağı da
Ve ikiye ayrılmış bir nehir gibi bacakları
Akıyorlar sonsuza
Ölü mü denir şimdi onlara.
Kimse hüzünlü olmasın
Sırası değil huğunun daha
Bir gün bir şehrin alanında
Bir mermer yığınının gözlerine
Omuzlarına düşerse bir çınar yaprağı
Hüzünlensin yasayanlar o zaman
Sırası değil huğunun daha.
Öylesine sıkılmış ki yumrukları
İyice sıkılsın yumruklar
Saklansın diye bir armağan gibi bu katilik
Öylesine sıkılmış ki yumrukları
Kimse hüzünlü olmasın
Kimse hüzünlü olmasın diye
Sırası değil huğunun daha.
Unutulsun bir gövdeye duyulan hasret
Unutulsun bu alışılmış duyarlık
O kadar sade, o kadar kalabalık ki
Unutulmaya değer onların insan gövdeleri
Ve unutulmalı mutlaka
Dolsunlar diye yüreklere
Dolsunlar damarlara.
Ölü mü denir
Ölü mü denir şimdi onlara
EDİP CANSEVER
Kelebek Etkisi
08-09-2008, 15:13
Arkadaşlar bilginiz olsun istedim, bu yazı faşist sitelerinde de bulunur. Onlarda kendilerince yorumlarlar 'parkesiyle uğraşılan adamı'. Yazını yazarı belli değildir. Yani ben bulamadım bilen varsa ve yazarsa iyi olur;)
Lokman0047
12-09-2008, 09:34
NİHAT BEHRAM
Ölülerimiz...
Sesleri dünyamız kadar bilge.
Birazdan kalkacaklarmış gibi
uzanıp bir sipere
koyulaşan...
Ölülerimiz...
Bakışları
uçmaya hazırlanan bir kartal kadar çevik,
vurgunum
gizleyemem.
Sen bağrımı amansızca zorlayan siyahlık
unutma
öldürmekten daha kuvvetlidir ölebilmek.
Lokman0047
12-09-2008, 09:35
YİNE DE GÜLÜMSEYEREK
Ne sağnaklar görmüşüz, yarılan gökyüzünden alnımız
yıldırımlarla ağmış,
ne rüzgarlar çınlamış bağrımızda, coşkusundan kırılmış
kaburgamız,
dişlenip kayaları ne ateşler yakmışız, aşmışız ne zifir
uçurumlar,
yine de ürkütmeden öpmüşüz bir ceylanı gözlerinin
yaşından
incitmeden tutmuşuz ağzımızda yorulan kelebeği;
şimdi asmalardan korukların tadı silinmiş,
sesimizde sendeleyen bir keder,
uykusuzluk serin serin sızıyor acıyan tenimizden;
ziyanı yok, nasıl olsa gönlümüzde aşkın yeri çok derin.
Ne azgın canavarlar üstüne yürümüşüz bir demet
çiçek için,
neyimiz var neyimiz yok vermişiz bir narin dilek için,
yıllarını taş duvara örmüşüz ömrümüzün bir hırçın
yürek için;
şimdi çevremizde yosunlaşmış sessizlik,
yabanıyız gittiğimiz her şehrin, çiğdemsiz, kükremesiz,
kimsecikler sezmiyor boynumuzdan didişen örümceğin
zehrini;
ziyanı yok, nasıl olsa nabzımızda durulanır yaşamanın
iksiri.
Ne güzel sevmişiz, ağzımızda mavi bir tat kekremiş,
ne sızılar sarmışız yumuşacık öpüşlerin çığlığını kuşanıp,
şafaklar tutuşkunu şarkılar yuvalanıp ne mintanlar yırtmışız,
şimdi usulcacık ürpersek kara gece uykumuz kaçacak
kadar delik
üstümüz çimensiz tepeler gibi bereketsiz, örtüsüz, serin;
ziyanı yok, nasıl olsa gönlümüzün çayırları ipekten,
bakışımız lekesiz.
Ne masalar düzmüşüz kıvrımları gümüş, kakmaları sedeften,
ne milyonlar yanından başeğmeden geçmişiz, huyumuz
değişmemiş,
hayatımız günbegün çarpışarak yaşanılan sırların ürünüdür;
şimdi kar altında avcumuz, avurdumuz ilaçsız,
ıssızlaşmış sabahlar, yoksunluk arsızlaşmış,
kaçışır yolumuzdan gölgesini de alıp o şaklabanlar
inildesek açlıktan;
ziyanı yok, nasıl olsa gönlümüzün dağı taşı altından.
Ne devlerle dalaşmış kanımızı göstermeden silmişiz.
ne kudurgan günlerde elimizi dost eline titremeden vermişiz,
bir ömür seğirtmişiz bir nefes beklemeden;
şimdi nice anışların dudağı üşüyen bir çocuk kadar uçuk,
nicesi elsıkışların sahtekar çıkmış.
- Bizi eşkiyalar soymamış abi
muhabbet yıkmış!
Nihat Behram
Lokman0047
12-09-2008, 09:36
YAŞADIKÇA
Ah benim aşkla beslediğim sevgilim
kalbimi zorlayan heyecanla sana
savaşın gitgide yaklaşan uğultusuyum
Günler
sazlarla çevrili göl kıyısında
suyun inanılmaz berraklığıyla çalkalanıp geçti
serçeler karla yıkadı tüylerini
taşların oyuklarına doluşan kertenkeleler
düşlerimde zamanla silikleşti
Bazan düşünmek acı veriyor bana
içimde yırtılarak uzaklaşan çayırları
Ah, benim aşkla beslediğim sevgilim
bütün güzel şarkıları sanki ben bestelemişim
üstelik merakla bakıyorum tanıdık her yüze
Çayırları düşün
anamdan emdiğim sütün tadı
yırtarak uzaklaşan çayırları
Artık tek afiş kan kokusu şehrin sokaklarında
gerisi düşmanın kurduğu pusu
kan kokusu diyorsam
ah, benim aşkla beslediğim sevgilim
kalbimi zorlayan heyecanla sana
savaşın gitgide yaklaşan uğultusuyum
Nihat Behram
Lokman0047
12-09-2008, 09:37
ÜÇ DAĞA AĞIT
Açlığın çıplaklığın acısı mı genişliyor dalları meyvaya çağıran rüzgâr mı
Dalgın bir kuşun ötüşünden sevdiğinin kalbine düşen âşık mı yağmuru emen toprak mı derinleşiyor
Yas mı tutmalıyım onurlu ölümehalkın gözlerini dolduran çizgilere umudu mu çağırmalıyım
Ah gidiyor işte gidiyor göz göre göresıcak titreyişi varlığını hayata adamışların gidiyor öfkenin haykırışları yasalarıyla gidiyor kahredişin zulmün ve iğrençliğin buyruklarıyla gidiyor toprağa düşen bakımsız yapraklar gibi değil azarlanmış çocukların kederiyle değil doğuşun ve sevmenin feryadıyla gidiyor ölümü donatan arkadaşlarım
Ah gidiyor işte gidiyor göz göre göre durutarak gündüzleri geceleri durutarak adanmışlığı, mertliği, yüceliği damıtıp sevdaların aneferi toprağa aşılamaya gidiyor arkadaşlarım
Bulutlar da hafif mi kar taneleri kadar özgürlüğün borcu mu ödeniyor yaralar mı açılıyor yoksulluğa ezilmişliğin isyanı mı sesleniyor
Ah gidiyor işte gidiyor göz göre görebirer rüzgâr uğultusu bırakarak yanan ateşeNihat BEHRAM ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor])
Lokman0047
12-09-2008, 09:40
SÜRGÜNUyandırın anamı
Söyleyin gidiyorum
Yolumu gözlemesin
Dönemem belki geri
Arkadaşlarım duysun
Kardeşim bunu bilsin
Söyleyin gidiyorum
Dönemem belki geri
Babama haber salın
Çiçekler onda kalsın
Sulasın günaşırı
Dönemem belki geri
Korulara söyleyin
Dağlara asmalara
Baygın çocukluğumun
Çınladığı kırlara
Söyleyin gidiyorum
Dönemem belki geri
Gelsinler anılarım
Uğurlasınlar beni
Sadece sevdiğime
Söylemeyin duymasın
O kadar körpe ki kalbi
Bilmiyor yitirmeyi
Söylemeyin bu akşam
Sevdiğim ağlamasın Nihat Behram
Lokman0047
12-09-2008, 09:42
HAPİSHANEDEKİ ARKADAŞIMA
ULAŞTIRILAMAYAN BİR NOT
Sevgili kardeşim:
Belli ki
gömleğinin yakasında kuruyan ter
bu bahar
tarlaların tozunu taşımayacak
kasketinin gölgesini
küçük üzümleri andıran gözlerini
bir selvi yaprağı gibi korumayacak
Sana
tomurcuklu bir dal yollamıştım
bir kaç kitap
bir kilo portakal
Ve
"dostları özlemle kucaklamayı unutma" dizesini
almadılar
geçen yaz-hatırlarsın-
ilk meyvasını veren bir fidandan
ham zerdaliler toplayıp
uzun yollar boyunca
esaret ve zafer üstüne
marşlar söylemiştik
yaşadığın günlerin hesabını soranlara
bildiğin marşları söylemeyi unutma
Lokman0047
12-09-2008, 09:42
DOĞDUM BAĞLANDIM SANA
Bütün düşlerde olduğu gibi
anamın yaslı çehresinde olduğu gibi
içimde bir şeyler birikiyor
Savaşarak pişirilen toprağı
kıvır kıvır işleyen güneş
yitip gitti sanılan
bir sesi iletiyor
(...eriklere, ardıçlara, dallarını
yosunların bürüdüğü selvilere,
koruda kaybolan tavşanla, kaynağa
biriken pervanelere,
uçsuz bucaksız maviliğine denizlerin,
bulutu evcilleşmeyen dağların görkemine,
serin çığ taneleriyle ağırlaşan hasat rüzgarına,
yaylaların büyüsü keskin ayaza...)
Memleketim
4
Kınından sıyrılıp
ışıldamak için sabırsızlanan bıçak
Habersiz duruyor
terkedilmiş çocuklar gibi
gözlerinde kıvılcım güzelliğinden
comandante_16
12-09-2008, 11:10
HAYKIR ACINI EY HALK
“haykır acını ey halk! başeğme haykır!
bir yol kavşağındasın ve ancak
yaraların haykırışlarla onarılır
bir yol kavşağındasın ve senin
değişmek için çırpınıyor kaderin
kuşan alnında biriken o kara teri
sırtında şakırdayan kırbacı kopar
soluk al ışıldat o mazlum yüreğini
bak korlaştı acıların, kozalandı
ey halk! parçala şu nankör suskunluğunu başkaldır artık
sevginin ve öfkenin uğultusunu
bağrına vura vura taşırken sana
karşılık gözetmiyor bu gencecik insanlar
ne barbarın tehdidi ne dişleri kıran elektirik
dalga dalga yayılan o rüzgarı durdurabilir
bu direniş senin için ey halk
bu çığlık senin kollarınla yıkılsın şu köhne dünya
ve coşkuyla yeniden kurulsun diye çınlatıyor hayatı
bir yol kavşağındasın fakat mutlaka değişecek kaderin
bunu bekliyor şu ıslak çukurlarda üşüyen çocuk
bunu bekliyor gözevleri kurutulmuş analar
bunu bekliyor zincirin oyduğu bilek
bunu bekliyor açlık, kuraklık, ılık ılık akan kan
bunun için en genç yerimizi ölümle tanıştırdık
kuşan kendini artık biraz da gövdeni yüreğinle kırbaçla
ey halk! haykır acını! bu kara dumanı dağıt”
Berlin
Bu gece Berlin denilen bir kadının koynundayım,
içinde bir yerlerde kılcal vazgeçişler mevcut.
Duvarları var damarlarına yakın, içinde onlarca prezervatif ölüsü
içinde birçok kamu alanlı genel ev iskeletleri...
Parmak araları var kaosa meyilli dar sokakları istinaden.
Ve Berlin; ben ne zaman senin omurga sokaklarında gezintiye çıksam,
bir işportacı,
herhangi bir çocuğun yarım kalmış uykusunu satar kaldırımlarının en ücra köşesinde...
Ki ne zaman o işportacıya doğru yürüsem; aralığın birinden zabıtalar çıkar,
işportacı kaçar, tezgahı kaçar
skeç son bulur.
Bu gece Berlin denilen bir kadının koynundayım,
kötü yola düşmüş sosyal terk edişler ve sonrası muammalara gebe birçok ölüm duyuyorum.
Siyah bir istasyonda, siyah bir geceyle, siyah bir tren bekleyen demiryolu fareleri
gecesiz, gündüzsüz, lejantsız, krokisiz, haritasız bir dünyaya devrimlerden bahsediyor.
che guevara, purosunu yakmış Küba'yı izliyor
deniz, kulağında rodrigo konçertosuyla Ankara toprak aldı emperyalistlerine devrimler yaşatıyor.
Bu gece Berlin denilen bir kadının koynundayım,
Tanrı'nın unuttuğu bir cinayetten artakalan ucuz bir sorgu gibi;
eski dilde adı intihar olan bir aşkı dürtüklüyorum...
Her ayrılık dolaylı bir cinayetse; bin cinayete maruz kaldım faşist bir kentin, sosyalist sokaklarında!
medusalar doğuruyor kadının biri ve medusalar tanrı olma kavgasında
biyopsi gerektirmeyecek kadar kirli bir metropolün en baba kahpesi
bu gece bir şehir magandasının rakı sofrasındaymış!
Meyhane doludizgin, dolubuhar ve camlarında kim
senin göremediği/n/ gece intiharları.
Gece;
bıkmış taklidi yapıp büsbütün inkâr ediyor tanrısını!
Bu gece Berlin denilen bir kadının koynundayım...
Ve ben, bu kadının uykularını lekeleyeceğim, küçük bir çocuğun kâbuslarından çaldığım karabasanlarla...
Karakollar öldürülecek bu gece,
ırzına geçilecek tüm karakol duvarlarının
suçlanacak tüm martılar
sırf
Berlin'i terk ettim diye...
Rahman Yıldız
hossohbetli
15-09-2008, 23:04
Bütün Bildiğim
bütün bildiğim şu:kuzgunlar ağzımı öpüyorlar,
damarlar arapsaçına dönmüş burada,
denizse kan denizi.
bütün bildiğim şu:eller uzanıyor,
gözlerim kapalı,kulaklarım kapalı,
çığlığımı geri çeviriyor gökyüzü.
bütün bildiğim şu:burun deliklerimden hayaller damlıyor
bize tur bindiriyor tazılar,deliler gülmekten katılıyor,
tıkırdayarak ayırıyor saat ölenleri.
bütün bildiğim şu:ayaklarım kederdir burada,
zambaklar kadar etmiyor sözcüklerim,pıhtılaşıyor şimdi:
kuzgunlar ağzımı öpüyorlar.
charles bukowski
hossohbetli
15-09-2008, 23:11
Kanayan tümcelerim adına!!!
Bir serzenişin anatomisi yankılandı tümcelerde...
Uzun sükutun ertesinde yeniden kanadı düşler masalların gizinde...
Yar(sız)lığın anaforuna kenetlenen
Bir zanlı dudağına düğümlenen bir ezgiyle geceyi yardı...
Bu bir ayrılığın kangren senfonisiydi...
Geceydi...
Ölüm her taraftan muzipliğini sarmalıyordu...
Bir düş kaşifiydi gizinde kendini arayan...
Ah prangalı çocuk ah...
Azapların karargahında düş aranırmı?
Sevgi düş ile anılırmı?
Yanlış bir öykünün çapağında kendini bulmuştu...
Yanlış öykü, yanlış başrol oyuncusu, yanlış zaman ve yanlış rol...
Tüm bunlar ölüme yetecekti kendince...
Oysa delicesine yaşamak isterdi düşleri...
Yıllar önce ölümün kıyısında dolaşmıştı...
Ölümün son yapacağı iyiliğin bir daha ölmemek olduğunu biliyordu...
Ölüm artık son iyiliğini yapmak üzere yola koyulmuştu...
İh(ti)maller faydasız bir yaşam nedeniydi...
Düşler yitirmişti kendini...
Masallarında ölü düşler birikiyordu...
Söylenmemiş sözler artık kanayacaktı...
Ölümle randevuya ramak kalmıştı...
Geç kalınmış figanın faydası son kullanma tarihini geçmişti... Düşlerinin başrol oyuncusu bir gizdüş kaşifiydi...
Düşünün vazgeçilmez kahramanıydı...
Tümcelerinin gizinde yaşayan hüzün perisiydi...
Vuslatı olmayan bir sevdanın ikinici tekil zanlısıydı...
Kendi kanamalarında kendine ağlayan bir arsızdı!!!
Acının melodramı sol yanında utancın senfonisiydi... Bulamadığı düş ölümün sahilinde maynaydı...
Sokaklar o kadar acımasız bir hissin içindeydi
Ki umut tarif edilmez bir adresti...
Kendinden habersiz girdiği kuyuda,
Düş sanısıyla urganını düşüşlere asmıştı...
Sanılar kanamaların yandaşı değilmiydi?
Ve ben, kendi içinde ikinci bir zanlı yaratan düş gezgini... Prangalının dizelerinden kendini analiz eden bir pesimist... Evrim geçirmiş bir şizofren...
Ölümün trajedisi dizelerimde haykırıyor...
Mürekkebin damlaları son demlerinde...
Artık düş kendinden bağımsız insanı sağır eden bir bilinmezlik senfonisi...
Ve ben sağırım...
Ve ben yüreğinden geçen bir gizdüş kaşifine ruhunu tembihlemiş eşkiyayım...
Gizdüşün bir tümcesine binlerce satır yazacak kadar acemi bir şairim...
Kendine (ya)saklanan bir mülteciyim...
Tümcelerimde bir militanın ihanet süsü virgülünü şaşırdı... Noktayı koyma vakti geldi...
Şiirlerim bedenimi yıkamak için yanan ateşte yanacak...
Kuytumda söylenmemiş sözlerin intiharı saklı...
Mürekkebime sır yüklemek adına kanadım...
Sırrım ifşa edildi...
Bilinmezliğin labirentinde giz olmak için sıradaydım
Şimdi sıra bende...
Ahmet Güneş
23.07.08
01.01
birnehirkiömrüm
22-09-2008, 15:17
**adımdan gayrısını bilmiyorum** su çürüdü isimli şiirin en vurucu dizesi. darbe yıllarında faşizmin zindanlarında, akla hayale gelmeyecek işkencelerle kendilerine sorulan sorulara devrimciler, isimlerindan başka bir şeyi bilmedikleri yanıtını verirlerdi, adlarından gayrısını bilmiyorlardı yani, söylemeyeceklerdi...
Kelebek Etkisi
23-09-2008, 17:00
KAVEL SENİ
Emek olmadan çalışmaz makine,
Paran çok diye dalmışsın zevkine,
İşçi acından ölmüş senin neyine,
Kavel seni Kavel yapan benim, hey benim.
Aşda işliyorum elli tane bakır,
Midem boş, cebim tam takır,
Sen çalıp hakkımı bankaya yatır.
Kavel seni Kavel yapan benim, hey benim.
Odun kömür yok çocuklar donuyor,
Senin fabrika gittikçe büyüyor,
İşçi arkadaşların yüzü gülmüyor,
Kavel seni Kavel yapan benim, hey benim.
Malında mülkünde gözüm olmuyor,
Emeğimin karşılığını, ver karnım doymuyor,
Çocuklar evde yokken bilmiyor,
Kavel seni Kavel yapan benim, hey benim.
Kavel çıktı greve,
İşçi gitmiyor eve,
Fabrikada bekliyor,
Yürekten seve seve
Kavel seni Kavel yapan benim, hey benim.
Bu şiir çok büyük ve etkili grevlerin yaşandığı KAVEL fabrikasında çalışan işçi -yoldaş- Ramazan GECENOĞLU tarafından grev çadırında yazılmıştır. Edebi yönü olmayabilir fakat dönemin çeşitli grevlerinde okunmuştur bu şiir.
Ekim1917
23-09-2008, 18:36
Bence harika bir şiir, Ramazan arkadaşımızın eline, yüreğine sağlık.
Ekim1917
birnehirkiömrüm
24-09-2008, 00:21
.:Pia:.
ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın
ellerini bir tutsam ölsem
böyle uzak seslenmese
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
otelleri bomboş bulmasam
içlenip buzlu bir kadeh gibi
buğulanıp buğulanıp durmasam
ne olur sabaha karşı rıhtımda
çocuklar pia'yi görseler
bana haber salsalar bilsem
içimi büsbütün yıldızlar basar
bir hançer gibi çıkıp giderdim
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
singapur yolunda demeseler
bana bunu yapmasalar yorgunum
üstelik parasızım pasaportsuzum
ne olur sabaha karşı rıhtımda
seslendiğini duysam pia'nın
sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
üşümüş ürpermiş soluk
ellerini tutabilsem pia'nın
ölsem eksiksiz ölürdüm.
.:Sana Ne Yaptılar:.
o sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi
bir bıçağın ağzında yürür gibiydin
demirlerin soğukluğu soluk dudaklarında
gözlerinde karanlığı dar hücrelerin
seni görür görmez özgürlüğümden utandım
söyle ne içersin, çay mı kahve mi
çok değişmişsin birden tanıyamadım.
saçların uzundu, omuzlarına akardı
gönlümüz şenlenirdi sarışınlığından
onlar mı kestiler, sen mi kısalttın
gülerdin, içimize aylar doğardı
görünmez dağların arkasından
eski gülümsemeni beyhude aradım
o sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi
çok değişmişsin birden tanıyamadım.
bir çay içer misin, yoksa kahve mi
kibritim yok, demek cigaraya başladın
ellerin de titriyor, bir şeyin mi var
böyle bir kız değildin sen eskiden
sana ne yaptılar, sana ne yaptılar?
kirpiklerin ıslanıyor durup dururken
o sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi
çok değişmişsin birden tanıyamadım
Kelebek Etkisi
25-09-2008, 15:30
Çok güzel şiirler ama yazarın adının "Attila İlhan" olması gerekli:)
ADI BARIŞ OLSUN
Çocuklar doğuyor her gün bir yerlerde.
Umut, özgür, barış ve devrim..
Renkleri burçak,
Gözleri çakmak çakmak…
Çocuklar ağlıyor her gün bir yerlerde..
Açlık, susuzluk,
Yokluk olmuş kaderleri,
Doğanın onlara sunduğu nimetlerden
Habersiz,
Kimsesiz ve çaresiz çocuklar.
Çocuklar oynuyor her gün bir yerlerde..
Oyun alanları olmuş mayın tarlaları,
misketleri mermi kovanlarına,
Palyaçoları kurşun askerlere.
Uçurtmaları,
Savaş uçaklarına terketmiş yerlerini.
Panzerler,
Ardı arkası kesilmeyen..
Bomba sesleri,
Tahrip ediyor minnacık yürekleri.
Ateş, duman ve kan..
Dört bir yanları.
Anaların acı çığlıkları!
Parçalıyor kulakları…
Çocuklar Ölüyor her gün bir yerlerde..
Dünya bi haber.
Kulaklarını tıkamış dünyayı yönetenler,
Duymamak için çığlıkları…
Kara bantlarla bağlamışlar gözlerini,
Görmemek için yaptıkları vahşeti…
Dünya hala bi haber!
Hala kararlı nutuklar.
Hala söylevlerinde barış var,
Öyleyse neden ölüyor çocuklar?
Bugün Dünya Barış Günü diyenler.…
Yitirdiklerimiz nerede?
Nerede kaldı 'Barış'?
Nerede gökkuşağı?
Neden hala bu vahşet?
Neden hala yağıyor bombalar?
Evet çocuklar ölüyor her gün,
Dünyanın dört bir yanında,
Ölenin adı Savaş’ da,
Barış mı oluyor yeni doğanın adı.
alıntıdır.
Merhaba, Rojbaş...
Sevgili Uğur bu sana ikinci mektubumdur...
Yine bir bayramda daha sensiziz affet beni...
Sevgili Uğur muhbiri çoğalmış yeşilimsi bir kaldırım, gazete mizanpajları üzerinde değiştirir piçler adını, telefonlar ediliyor sonbaharın döngecinde soytarılara. Köstebekler gibi kazıyorlar sarı-siyah sokakların üzerini, ağlıyor sekiz yüzyıllık adam, sulara değen uçurumlar kazınırken duvarları kurşunlanmış eski resimler solgun.
Sağ eli göğsünde, sol eli yukarıda... Aşk mı? Ertelendi hüzünlerin avlusunda... Kolay olmayacak tırmandıkları dağları anlatmak koparırken sessizliği çığlığı, çıldırdı silahlar ve kadınlar, mikrofonlar, polis sirenleri, gazetecilerin flaşları ve çocuklar, son protestocuları ülkenin, birlikte yürürler şehirlerin kaldırımlarında çığlıklarla...
Sevgili Uğur sokaklardan geliyorsun hızlı adımlarla... Taş, sapan, sopa, çocuk... Kelimeler kesiyor önünü, iki aç gözlü düşman bakmakta sana... Biri haksız yere savaş… Biri faşizm… Katlederken ana yurdunu oyuncağını alıp koşuyorsun, yer çekimi okşuyor oyuncağını... Eski bir cumhuriyetten kalma eski bir cesaretle yıldız işlemeli bir bayrağa iliştirirken sen hikâyelerini, hayal gücün ve sevecen düşüncelerinle öcünü almaya koşuyorsun faşist çoğunluğun...
Sevgili Uğur dışarısı kriz bir yel dağarcığı sabahın serin saatlerinde çaresiz bir başkaldırı öyküsü. Bir sürü sızıyor içeriden içinde de birkaç işçi yürüyor, çaresiz bir hikâyenin süzgecinden geçiyor bütün işçi baretleri. İstese birkaç devrim sıçrayacak küçük şeyler üzerinden kıyılarda ayaklanırken dalgalar. Çığlığımı bırakıp ardından gidiyorum sağanak bastıran yağmurun fabrika bacaları arasından...
Sevgili Uğur bizi hep kurşuna diziyorlar kahreden bir sabahın seherinde... Kavga mı aşk mı bu yoksa direnmek mi? Adımıza kurşunza dizilirken sen kızıltepe'nin sokaklarında ve başkaldırırken köle sprataküs haramilere... Saçlarının ıslaklığı yağmur gecesine devriliyor kirletilmiş sokaklar egemenlerin ellerinde ve eprik suların pis şehir geceleri... Bir çember çeviriyor eller, bir çemberin orta yerinde ateşler harlanıyor. Bir günah akşamı tut ellerini siyaha bürünen gecenin, tut elinden yoksul akşamın zilan aşkına sevgili uğur... Biz çok üşüdük kuşatılmış kaldırım taşlarında ve çığlığı örselenmiş bir gün batımında gir koluna yoksul yurdunun kırmak için zincirini esaretin... Ekle yüreğini bölük pörçük gecelere en suskun yanım bu..
Mavi erguvan kokusundaki özgür bayramlarda buluşmak dileğiyle mektubuma burada son verirken, lacivert geceler yoldaşın, mavi sabahlar umudun olsun... Gözlerinden, gözlerinden öpüyorum...
Selamlar...
[Mutlu Şahin.]
Seni aradım. abdullah oral şiiri
Seni aradım.
Umutlar tazelenirken yüreğimde.
Seni aradım,
Yaşamın kuytularında Boy verirken hayat.
Seni aradım,
Çocukluğum Karanlık gecelerin
Dehlizine gömülürken.
Seni aradım,
Fabrika köşelerinde,
Karpit, potas, yanık yağ
Kokularıyla dolarken bronşlarım.
Anahtarda, çekiçte
Kumpasta, mikrometrede,
Demiri delen çelikte-
Dönerken torna aynası
Sömürüden yana,
Akıp giden demir talaşlarına karışan
Alın terimde seni aradım.
Seni halklılığım linç olurken
Sanayi köşelerinde,
Alanlarda çığlık çığlığa.
Ekinde, tütünde, pamukta
Ve narenciye tarlasında
Kıpkırmızı narın çekirdeklerinde-
seni aradım.
Seni aradım.
Seni açlığa doyurulmuş bebelerin
Solmuş benizlerinde.
Seni yeni doğan bebelerin
Dünyaya açtığı gözlerinde,
Sömürürken Annesinin memelerini
Bebelerin damaklarında çatlayan dişlerde,
Seni aradım.
Seni gökyüzü ve yeryüzü arasında,
Karadeniz gibi çalkalanırken yüreğim,
Sahilleri kucaklayan dalgalarda
Çakıl taşlarında seni aradım.
Seni alev alev yanarken
Aynı gökyüzünün altında-
Sevdadan yana Kadınımın kollarında
Umutlar devşirirken yarınlara Seni aradım.
Nem rutubet kokan
Kondu muzun kuytu bir odasında,
Çocuk devrederken sırdaşıma, Seni aradım.
Seni özgürce akıp giden nehirlerde,
Alabalığın yüzgeçlerinde.
Seni fırtınalı gökyüzünde,
Uçuşan kırlangıçların kanadında.
Seni türkülerde, Seni şiirlerde,
Seni 1968ler de Ortadoğu yollarında.
İnsanca bir yaşam düşlediği için
Kurşunlanırken gençlerimiz,
Kan kusan namlulardan
Fırlayan mermilerde.
Seni 1972de dar ağaçlarında,
Seni yargısız infazlarda.
Seni 1977 yılında Şişli meydanında.
Seni Maraşta,
Seni Sivasta,
Seni Gazide,
Seni 1996 yılının Temmuz ayında
Ölüm oruçlarında.
Seni aradım..
Zulüm boy verirken demir parmakların arkasında,
Taş duvarlarla Paylaşırken acılarımı,Seni aradım.
Seni işkencelerde,
Ölümler düşerken gözlerime.
Açlığın kollarında seni aradım.
Ama sen hiç yoktun.
Ülkemden çok uzaklarda-
Ulaşamadığım bir sevdaydın,
Sen özgürlüktün.
Her zaman ülkeme yabancı kalan.
Sen özgürlüksün.
Uğruna sol yanlarımın Mahpuslarda kaldığı.
Sen özgürlüksün,
Dili yüreklenmiş serçeciğin yanı başında.
Sen özgürlüksün
Düşler savrulur yamaçlarından yaşamın-
tutunarak adına hürriyet aşkıyla.
Sen özgürlüksün
Soluğu kesilen yiğitlerimizin-
Dudaklarında adı kalan.
Sen özgürlüksün,
Sen özgürlük ..
Temmuz 1996
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor])
Karanlığı yırttılar usulca ve hissetmeden
Korkuyu korkuttukları
Yollar karmaşasında buldular
Kızgın değillerdi.
Susamış dudakları ve çatlamış ayakları
Çünkü sevdalıydılar onlar
Aşka, ölüme, kavgaya inanıyorlardı.
Bu yüzden ölümsüzlüğe
Bu yüzden diyorum.
Bitmedi hala kavgamız ve
Yürek vuruşlarımız!...
Bitmedi aşkımızın ölüm dansı.
Partiya Azadiya Jin a Kurdistan...PAJK.... pajk-online ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]) >>Faraşin>>
Lokman0047
08-10-2008, 13:20
İSYAN YÜREK İSTER!
kolay değil
zor da değil
ne şehirdeyim nede yeryüzü bana yakın
dokuna bildiğim her şey
ama her şey sensin san ki
ne denli güçlü eserse rüzgar
o denli kök salarım toprağa
tutunur gitmek istemem
acıları biz
sevdaları herkes çeksin
şehirler mutlu olsun diye yaratılmadı mı dağlar
koşup sığındığımızda
saklandığımızda
mutlu olsun şehirler diye....
gitmek mi?
her şey yeryüzü HEPİMİZİN...
görebildiğin en uzaktayım
duyabildiğin ses kadar yakın
bir o kadar yabancı
bir o kadar da yerliyim yalnızlığa
sen var ya
yani sen
içimdeki sen
bir ses versen...
şimdiki zamandayım
sevsen yanımda olur, beni anlardın
birlikte götürdüğün tüm umutlarımda
ölümü bıraktın bana
binlerce kez yaşam vardı oysa
her canlı bir dünyaydı evremde
bense korkulardayım..
hareket etmeyen, zincirlerinin farkına varamaz
ah bu esaret
beni sana
seni vatana bağlayan
bir lokma ekmek üzerine ki yeminlerim
seni sevdim ben.
o gün bugündür iflah olmaz aşk
dile sonsuzlukları getireyim
dile tüm umutları bir dua gibi
seller, yağmurlar gibi okuyayım.
sana sevgimden başka ne diyeyim?
bir çocuk sesidir isyan
yeni insana gebe ülkemde
bir bağırıştır
çığlıktır
yeniden yaratmak için yaşamı
köhnemiş ve loş bir yüzyıl yalnızlığındandır
yalvarış ve yakarışlarımız.
ama çocuk ağlamakları İSYAN sesleridir.
duysun diye dünya...
Alıntı:Yazarı belirtilmemişdir.
Şakaklara doğru masumca dağılmış kaşları, bakışlarında hüzünle öfkenin
karıştığı yeşil gözleri, küs dudakları, yalnız duruşu ile bir çocuğu
anımsatıyor bu isim bana, bir de yamaçlara birikmiş karları, dağlardaki mor
kayalıkları, ıssız mezraları ve ihanete uğramış insanları anımsatıyor.
Bu ismi duyduğumda ben bir Kürt oluyorum.
Horlanan, hırpalanan, bela yıldırımlarıyla vurulan bir ırkın çocuğuyum.
Kızıldeniz’i yaramayan bir Musa, çarmıhından inemeyen bir İsa, hicret
edemeyen bir Muhammed’im.
Çaresizim.
Öfkeliyim.
Yalnızım.
Bu ismi duyduğumda ben bir Kürdüm.
Kardelen çiçeği demek Berfin.
Ben, bu ismi duyduğumda bir türküyüm, bir ağıtım, dağbaşlarında bir kaval
sesiyim.
Boynubüküğüm biraz.
Kederliyim.
Hep ihanete uğradım, hep hain ben oldum.
Çocuklarımı öldürdüler, bana katil dediler.
Evi yakılan benim, sürgüne gönderilen benim, oğlunun ölü bedeni akşam vakti
bir kağnıyla getirilen benim.
Ne şarkı söylettiler, ne ağlamama izin verdiler.
Ben bir Kürdüm ve hep bir Kürtten başka bir şey olmamı istediler.
Çocuklarıma anamın adını koyamayanım ben.
Berfin, kardelen çiçeği demek.
Ve, ben bu ismi duyduğumda ben bir Kürt oluyorum.
Gene yasaklamışlar Berfin adını.
Yasalar, hükümet, parlamento, bunlar umurunda bile değil yasakçıların, bir
isimden korkup kendi yasalarını çiğniyorlar.
Berfin dedirtmiyorlar çocuklara.
Gizli efendiler onlar, yüzlerini saklıyorlar, kimliklerini gizliyorlar,
devletin derinlerinde dolaşıp kendi yasalarına ihanet ediyorlar, çocuklardan
korkuyorlar, türkülerden, çiçeklerden, renklerden, isimlerden korkuyorlar.
Benim kanımdan onlar ve beni utandırıyorlar.
Ben onlardan değilim artık.
Ben, çocukların ismini yasaklayanlardan değilim.
Ezenlerden değilim ben.
Ezilenlere katılıyorum.
Berfin dendiğinde ben bir Kürt oluyorum.
Ve, ben isyanı artık Türklerden bekliyorum.
Kürt çocuklarına Berfin denilmesini yasaklayanlara karşı çıkacak Türklerin
sesini duymak için bekliyorum.
Bir haksızlığa karşı çıkacak benim ırkımdan kimse yok mu?
Çocuğuna annesinin adını koyamamanın kederini ve öfkesini paylaşacak bir
Türk yok mu, yok mu benim kanımdan kimse haksızlığa karşı çıkacak?
Yok mu bu suskunluktan utanacak, ezenlerin arasında kendi künyesine
rastlamaktan rahatsızlık duyacak biri?
Berfin, kardelen çiçeği demek.
Çocuklara Berfin adının konmasını gene yasaklamışlar.
Kaç yıldır korkuyor bu insanlar bir kardelen çiçeğinden.
Kaç yıldır çocuklardan korkuyorlar.
Berfin adını duyduğumda ben bir Kürt oluyorum.
Kızıldeni’zi yaramayan bir Musa, çarmıhından inemeyen bir İsa, hicret
edemeyen bir Muhammed’im.
Ben, dağlarda bir Berfin’im.
Ve korkuyorum, korkusunu gördükçe korkakların.
Öfkeliyim.
Çaresizim.
Yalnızım.
ahmet altan
Lenin_Marx
16-10-2008, 17:02
Ey Kürt Gözler kör, Kulaklar sağır Diller lal olmuş.
Halkımız baskıya, yozlaştırılmaya, yoksuluğa mahkum edilmiş
herkesin gözünde dinmeyen yaş ve dilinde sesiz çığlıklar...
Ey kendine Kürdüm, diyenler;
Ey kendine insanım, ve insanca ve onurlu bir yaşam istiyenler!
Duy bu sesi, bu cığlığı bu feryadı
çünkü bu ses bin yılların haykırışıdır .
Bu ses atalarının sesidir.
Bu ses
Bu ses şeyh saidin sesidir
Bu ses seyit rizanın sesidir
Bu ses
Özgur özgürlüğü, barışı sevdası ile kanıyla toprağı sulayan
Binlerce genç gelin, erkek, çocuk ve yaşlı Kürd'ün sesidir.
Bu ses barışın ve insanım diyenın sesidir.
Bu ses namus ve serefini korumak için
uçurum kıyılarından kendini atlayarak
Binlerce gelinimizin sesidir.
Bu ses bin yılların haykırısıdır.
Bu ses karanlık güçlerin zulmu altında ilim ilim inleyen Mazlum Kürd'ün sesidir.
Ey Kürd!
Dinle bu çığlığı bu haykırışı!
Artık zamanı gelmedi mi?
Daha ne kadar bekleyeceksin?
Daha ne kadar bu uyku sürecek?
Daha ne kadar bu acılar sürecek?
Kulak ver bu sese bu çığlığa!
Daha ne bekliyorsun?
Daha kaç bin insanımızın postallar
ve
dipçikler altında ölmesine seyirci kalacaksın?
Ey kürd
Tükür yüzüne cellatın
tükür yüzüne bu lanetli kan emici yarasaların.
Ey kürd
barışın, huzurun, özgürlüğün buluştuğu yarınlara hep beraber yürü
Ey yiğit kürd evlatları
Amed, Şırnex, Dersim ve daha nice şehirler seni çağırıyor
özgürlük ve barış şiyarı ile
duy bu sesi duy bu sesi....!!!!!!
Şiirin politik gündemle ne alaksı var anlamadım:)
Özgürlükateşi
16-10-2008, 17:18
öncelikle paylaşım için teşkrler yoldaş ....yanlız forumdaki bu imza nedeniyile kıyamet kopmuş birçok yöneticimi banlanmıştı... "Şu anda fani hayata veda etmek üzereyim.Halkım için feda olduğuma pişman değilim. Yeter ki torunlarım düşmanlarıma karşı beni mahcup etmesinler."
not:benim için sorun yoktur amacım tartışma yaratmak değildir.isteyen istediği imzayı kullanabilir tabiki....sadece hatırlatıyım dedim..!
Lenin_Marx
16-10-2008, 17:59
Şiirin politik gündemle ne alaksı var anlamadım:)
Bölümün ismi kürt sorunu ve Yurtsever arkadaşlar en çok bu bölümü ziyaret ediyorlardır diye düşünerek açtım bu konuyu...Saygılarımla...
Lenin_Marx...
Lenin_Marx
16-10-2008, 18:01
öncelikle paylaşım için teşkrler yoldaş ....yanlız forumdaki bu imza nedeniyile kıyamet kopmuş birçok yöneticimi banlanmıştı... "Şu anda fani hayata veda etmek üzereyim.Halkım için feda olduğuma pişman değilim. Yeter ki torunlarım düşmanlarıma karşı beni mahcup etmesinler."
not:benim için sorun yoktur amacım tartışma yaratmak değildir.isteyen istediği imzayı kullanabilir tabiki....sadece hatırlatıyım dedim..!
İşçi hevalı bu imzayı kullandığı için acımasızca eleştirdikleri için bende tepki olarak imzamı değiştirdim...Ezilen Ulus Milliyetçiliği demokratik bir haktır...Saygılarımla...
Lenin_Marx...
devrim19
23-10-2008, 17:15
ZEYNEP
Ne kadar özenmiş yaradan sana
Ab-ı hayat oldun adeta cana
Bir damla umudun kafidir bana
Bu gönül sevgini ediyor talep
Sensizliği lügatten siliyor Zeynep
Biçareyim derbederim sarhoşum
Sevgine kahrına talip olmuşum
Derdime dermanı sende bulmuşum
Ruhuma hitap eden ne varsa hep
Her şeyi sende buluyor Zeynep
Hasta gönlü avutmak mümkün değil
Okyanusu kurutmak mümkün değil
Gül yüzünü unutmak mümkün değil
Sen oldun sanki varlığıma sebep
Aklım hep sende kalıyor Zeynep
Cemalini gördüğüm günden beri
Alev aldı içerim yangın yeri
Elinden içeyim en acı zehri
Tutuşup yanan yüreğime su serp
Bu yangın canımı alıyor Zeynep
Matlaştı hayatın renkleri soldu
Gözlerim başkasını görmez oldu
Deli gönül bahara ermez oldu
Eridikçe umudum kelep kelep
Gözlerim yaş ile doluyor Zeynep
Met cezir içinde buldum kendimi
Dalga dalga yıkamadım bendimi
Ak kağıda açar iken derdimi
Dona kaldı kalemimde mürekkep
Yazdığım yazılar soluyor Zeynep
Sanma ki bu sevda küllenir biter
Olmuşum mecnundan keremden beter
Gemileri yakarım gel de yeter
Mecnuna iki adım yoldur Halep
Aşk dediğin dağları deliyor Zeynep
Coşkun ARSLAN
Ateşinden Köz Bıraktın Geride
Çektin gittin veda bile etmeden
Perişan bir öz bıraktın geride
Sormayacağım sana nasıl, neden
Tutulmamış söz bıraktın geride
Dolaşmışsın ruhuma ilmek ilmek
Mümkünü geçmişi bir anda silmek
Umutlarımı yakıp erittin tek tek
Ateşinden köz bıraktın geride
Zavallıyım boynum büküktür benim
Hissiyatım kırık döküktür benim
Gözlerimden yaşlar dökülür benim
Aşka küskün yüz Bıraktın geride
Talihim yok imiş sevdadan yana
Kader böyle imiş ne diyim sana
Ne renk kaldı ne ses kaldı ne mana
Teli kırık saz bıraktın geride
Coşkun Arslan
Yokluğu Ecel Bana
Kaptırmışım gönlümü,
Güzel senin büyüne,
Seninle inanmışım,
Aşkın büyüklüğüne.
Hiçbir şeyin olmadı,
Senin kadar tesiri,
Gülüşünün hayranıydım,
Bakışının esiri.
Mevsim başka mevsim,
İklim başka iklimdi,
Yapraklar sarardı hep,
Güller kurudu şimdi.
Dünya gözümde sıfır,
Hayat sensiz anlamsız,
Yokluğun ecel bana,
Neylerim yapayalnız.
Duygularım yaralı,
Akıl ta dibe vurdu,
Ancak mahkûm bedenler,
Benim kadar mağdurdu.
Coşkun ARSLAN
Cesaretim Yoktur İlan-ı Aşka
________________________________________
Gülüşün başka güzel endamın başka
Cesaretim yoktur ilan-ı aşka
Halimden azıcık anlasan keşke
Sevdamı yürekte saklar dururum
Vurulmuşum sevmişim her halini
Haz verir kurmak senin hayalini
Resmetmişim o güzel cemalini
İkibir zihnimi yoklar dururum
Uykular rüyalar yarım yamalık
Mecalim kalmadı yoruldum artık
Geceler olsada zifiri karanlık
Gördüğüm düşleri aklar dururum
Aklımda sen varsın hep ruhumda sen
Sevincimde sen oldun korkumda sen
Anlatabil semde anlayabilsen
Lal olur bu dilim tekler dururum
Kırgınım dargınım sensiz hayata
Nasibmidir bilmem ermek vuslata
Zamanı iple çekerim adeta
Kavuşma gününü bekler dururum.
Coşkun Arslan
Lenin_Marx
25-10-2008, 18:09
Ben İnsandim
Yoktu hiçbir farkım
Diğer kullarından tanrının
Dokuz ay on gün
Ana rahminde kalan
Doğan, büyüyen, konuşan
Yemek yiyen bir candım
Yirmiyedisindeydim daha
Henüz ömrüne doymamış
Gencecik bir fidandım
iyiye, güzele, yeniye, doğruya dost
Kötüye, çirkine, eskiye, eğriye
düşmandım
Ben insandım!...
Canım aldılar ecelsiz
Pırıl pırıl bir onsekiz mayıs günü
Yoluna başkoyduğum
Vebalim, sevdalım
Toprağına uzandım
Saplandı yağlı kurşunlar delikanlı bedenime
Tepeden tırnağa kandım
Ben insandım
Ben cümle ezilenlerin sadık dostu
Zulme, baskıya, sömürüye düşmandım
Bağımsızlık ve özgürlük kavgasında
En ön saflarındaydım mazlum halkımın
Elde silah kahramanca savaştım
Yokluğuma kadeh tokuşturdu hain takımı
Bilmediler ki ben söylenen türküde
Yakılan ağıtta ve dinmeyen silah seslerinde yaşayandım
Ben insandım
Ben işçilerin, ben köylülerin
Ben bütün ezilenlerin muhteşem kini
Ben sömürgeciliğe, emperyalizme
Ve yerli gericiliğe karşı
Şaha kalkan halkımın gür sesi
Ben baştan başa isyandım
Ne beş meteliğe ırzını
Vermeye hazır bir hain
Ne de yediği insan eti, içtiği kan olmuş bir sultandım
Ben insandım
Ben Karadeniz'de derya dibinde
Balıklara yem edilen onbeş özge candım
Ağrıydım ben, Koçgiriydim
dersimdim, Zilandım
Günyüzü görmemiş bebeydim ben
Süngülerin ucunda sallanandım
Ben insandım
Zulüm ve işkence dert ve kahır unutulur belki de ben unutulmam
Çünkü ben dilden dile dolaşan bir destandım
Dağlardan, barikatlardan
Düşmana kurşun sallayan
Gerillanın göğsündeki nişandım
Ben insandım
Ben pençelerini ve iğrenç dişlerini
Vücuduma geçiren sömürgecinin ağzındaki kandım
Ben toplu imhalar, ben idam, ben sürgün
Ben mecburi iskandım
Elleri ve kolları birbirine bağlı
Kirve, hısım ve akraba
kimileriyle akrandım
Oracıkta benzin döktüler üstüme
Küllerimiz birbirine karıştı
Yüzbinlerle cayır cayır yanandım
Benzerlerimdi katledenler beni
Ama ben insandım
Tarihtim ben
Ezilenlerin, horlananların tarihi...
Geçtim zulüm cenderesinden
kan kızıla boyandım
İmparatorlar, sultanlar, cümle iblisler
Yok etmek istediler beni.
Saldım toprağıma kökümü,
Bugüne dek dayandım
Ben insandım
Uçurdum kellesini Dehak'ın
Demirci Kawaydım ben
Örse çekiç sallayandım
Eksilmedi bir daha hiç
Toprağımda isyan ateşi
kızıl bir meşaleydim ben
Bütün 21 Martlarda
Dağların doruklarında yanandım
Ben insandım
Spartaküsle beraberdim Roma arenalarında
İlk umudu
İlk gerillasıydım cihanın
Efendilerine karşı ayaklanandım
1879'da Paris'te, Rusya'daydım Ekim 1917'de
Çin'de, Kore'de, Küba'da, Vietnam'da
Kızıl bayrağı taşıyandım
Laos'ta, Kamboçya'da, mozambik'te, Angola'da
Kan kusan mitralyözdüm ben!...
Deştim karnının hainin, sömürgecinin
Cepheden, cepheye yankılandım
Yurt sevgisini iğrenç bir maske gibi
Suratlarında taşıyanlar
Canım aldılar ecelsiz
Ben bir Militandım
Savaşsız, sömürüsüz
Bir dünya içindi kavgam
Henüz yirmiyedisindeyken ve gencecik bir fidanken daha,
Bağımsızlığın ve özgürlüğün kutsal özlemi uğruna
Al kanlara boyandım
Ben insandım
Ben bitmeyen kavga
Ber bağımsızlığa susamış ülke
Ben kurtuluşun gübrelenmiş toprağı
Ben KÜRDISTANDIM!...
Lenin_Marx
25-10-2008, 21:10
Ağla güneydoğu ağla
Aksın gözyaşların karışsın Munzur Çayı'na
Can versin Botan'a,Fırat'a
Yitik mezraların pınarlarına bırak kanasın yaran...
Aksın kanın renk versin Ağrı Dağı'na
Munzur'a el versin,Dersim'e can
Şeyh Said'e,Bedrettin'e,Mazlum'a,kızın Zozan'a ağla
Ağla gözyaşların dolsun koynuna
Şilan'lara,Dilan'lara,Şeyh said'e can versin
Ağla güleceksin mutlak
Kapanacak yaran nasır tutacak
Munzur'un eteklerini newroz ççekleri saracak
Yeşerecek tutyalar konacak pencerene
Baharı müjdeleyen sığırcık kuşu
Sen Güneş'in doğuşunu ilk görensin
Seveceksin hak edeceksin kendini
Kendinle bütünleşerek karnındaki bebelere
Can vereceksin...birde kimlik...
Bütün bunların hepsini becereceksin
Eskimiş ama yırtılmamış olacak acıların
Yorgun ama ümitli olacaksın
Bir tarih yazacaksın
Ama kendi dilinle yazacaksın,okuyacaksın
Susturulmadan
Anladığın dilnde konuşacaksın,öldürülmeden
Sonra sırtını dayayacaksın bir ağıl duvarına
Gözlerini dikeceksin Şilan Mezrası'na
Düşüneceksin bütün herşeyi
Gözü yaşlı anaları
Analarının eteklerine var gücüyle tutunan çocukları
Yırtık pabuçları ile genç kızları
Yitik aşkları Mem'u Zin'i firari sevdaları
Bir an dalıp gideceksin o günlere
Gözlerin dolu dolu düşüneceksin kocanı,oğlunu
Ve bir çocuk sesiyle irkileceksin
Bir kaval sesiyle bütünleşecek
Beriwanları göreceksin
Boşaltılan yakılan köylerin dolup taştığını
Zozanların,mezraların yeşerdiğini göreceksin
Newroz'un,papatyanın,çoban çiçeğinin
Kokusunu hissedeceksin
Bir bayrakla bütünleşecek
Gülmeyi öğreneceksin
Alıntıdır.
Benim meskenim dağlardır
Başım dağ saçlarım kardır,
Deli rügarlarım vardır,
Ovalar bana çok dardır,
Benim meskenim dağlardır.
Şehirler bana bir tuzak,
İnsan sohbetleri yasak,
Uzak olun benden, uzak,
Benim meskenim dağlardır.
Kalbime benzer taşları,
Heybetli öter kuşları,
Göğe yakındır başları;
Benim meskenim dağlardır.
Yarimi ellere verin;
Sevdamı yellere verin;
Elleri bana gönderin:
Benim meskenim dağlardır.
Bir gün kadrim bilinirse,
İsmim ağza alınırsa,
Yerim soran bulunursa:
Benim meskenim dağlardır.
Sabahattin Ali
eflatungenc
02-11-2008, 13:11
ZEYNEP
Ne kadar özenmiş yaradan sana
Ab-ı hayat oldun adeta cana
Bir damla umudun kafidir bana
Bu gönül sevgini ediyor talep
Sensizliği lügatten siliyor Zeynep
Biçareyim derbederim sarhoşum
Sevgine kahrına talip olmuşum
Derdime dermanı sende bulmuşum
Ruhuma hitap eden ne varsa hep
Her şeyi sende buluyor Zeynep
Hasta gönlü avutmak mümkün değil
Okyanusu kurutmak mümkün değil
Gül yüzünü unutmak mümkün değil
Sen oldun sanki varlığıma sebep
Aklım hep sende kalıyor Zeynep
Cemalini gördüğüm günden beri
Alev aldı içerim yangın yeri
Elinden içeyim en acı zehri
Tutuşup yanan yüreğime su serp
Bu yangın canımı alıyor Zeynep
Matlaştı hayatın renkleri soldu
Gözlerim başkasını görmez oldu
Deli gönül bahara ermez oldu
Eridikçe umudum kelep kelep
Gözlerim yaş ile doluyor Zeynep
Met cezir içinde buldum kendimi
Dalga dalga yıkamadım bendimi
Ak kağıda açar iken derdimi
Dona kaldı kalemimde mürekkep
Yazdığım yazılar soluyor Zeynep
Sanma ki bu sevda küllenir biter
Olmuşum mecnundan keremden beter
Gemileri yakarım gel de yeter
Mecnuna iki adım yoldur Halep
Aşk dediğin dağları deliyor Zeynep
Coşkun ARSLAN
Ateşinden Köz Bıraktın Geride
Çektin gittin veda bile etmeden
Perişan bir öz bıraktın geride
Sormayacağım sana nasıl, neden
Tutulmamış söz bıraktın geride
Dolaşmışsın ruhuma ilmek ilmek
Mümkünü geçmişi bir anda silmek
Umutlarımı yakıp erittin tek tek
Ateşinden köz bıraktın geride
Zavallıyım boynum büküktür benim
Hissiyatım kırık döküktür benim
Gözlerimden yaşlar dökülür benim
Aşka küskün yüz Bıraktın geride
Talihim yok imiş sevdadan yana
Kader böyle imiş ne diyim sana
Ne renk kaldı ne ses kaldı ne mana
Teli kırık saz bıraktın geride
Coşkun Arslan
Yokluğu Ecel Bana
Kaptırmışım gönlümü,
Güzel senin büyüne,
Seninle inanmışım,
Aşkın büyüklüğüne.
Hiçbir şeyin olmadı,
Senin kadar tesiri,
Gülüşünün hayranıydım,
Bakışının esiri.
Mevsim başka mevsim,
İklim başka iklimdi,
Yapraklar sarardı hep,
Güller kurudu şimdi.
Dünya gözümde sıfır,
Hayat sensiz anlamsız,
Yokluğun ecel bana,
Neylerim yapayalnız.
Duygularım yaralı,
Akıl ta dibe vurdu,
Ancak mahkûm bedenler,
Benim kadar mağdurdu.
Coşkun ARSLAN
Cesaretim Yoktur İlan-ı Aşka
________________________________________
Gülüşün başka güzel endamın başka
Cesaretim yoktur ilan-ı aşka
Halimden azıcık anlasan keşke
Sevdamı yürekte saklar dururum
Vurulmuşum sevmişim her halini
Haz verir kurmak senin hayalini
Resmetmişim o güzel cemalini
İkibir zihnimi yoklar dururum
Uykular rüyalar yarım yamalık
Mecalim kalmadı yoruldum artık
Geceler olsada zifiri karanlık
Gördüğüm düşleri aklar dururum
Aklımda sen varsın hep ruhumda sen
Sevincimde sen oldun korkumda sen
Anlatabil semde anlayabilsen
Lal olur bu dilim tekler dururum
Kırgınım dargınım sensiz hayata
Nasibmidir bilmem ermek vuslata
Zamanı iple çekerim adeta
Kavuşma gününü bekler dururum.
Coşkun Arslan
zafer.53
13-11-2008, 18:17
UZUN BİR ADAM YA DA ŞİİRİN YELDEĞİRMENİ
TEMEL DEMİRER
“Biz ki zamanı tırnak içine alıp yaşadık
İsteğin bulanık kıyısında
Bundan değil midir ki bizim aşkımızda
Sürekli bir akşam hüznü vardır.” [1]
“Kalem aklın dilidir,” der Miguel de Cervantes; bütünüyle doğrudur; evet, evet tam da böyledir…
Bunun böyle olduğunun kanıtlarından birisi de İlhan Berk’tir…
Hani, “Her şiiri bir öncekini yıkarak, yıka yıka yazmak…/ Yazmak budur,” diyen O…
Mustafa Şerif Onaran’ın deyişiyle, “Sözün simyacısı bir ozan” olan Berk, nasıl ve nereye kadar anlatılabilir?
“Bir şairi anlatmak olası mıdır? Neyini anlatacaksın; ancak anlayabildiğini, ki sınırlıdır. Kapalı bir evrendir. Bir ömür tükenir, kimi yazıların tadını duymak için! Çoğu kez duyamazsın, yetmez zamanın,” diyen Oktay Akbal da aynı sıkıntıdan malûldür…
Bu durumda en iyisi O’nun dedikleriyle başlamak olacaktır.
DEDİKLERİ
“Dünya yazılmak için var... Cehennem bu işte!” diye haykırırdı; yaşı ilerlemiş olsa da “ihtiyarlıktan” korkmadan, ona boyun eğmeyerek…
Unutulmasın İlhan Berk’in ölümüne kadar aralıksız yazmayı sürdürmesi ihtiyarlık düşüncesinin şairde var olmadığındandır. “Bende ihtiyarlık düşüncesi varolmadı. Bugün ihtiyar olduğum bu dünyaya bakarken, dünyaya bugün gelmişim gibi düşünüyorum. Bu yüzden ihtiyarlık bir sayı, bir sözcük olmaktan öteye gitmiyor bende,” derdi…
Yalnız ihtiyarlık değil ölüm düşüncesi de şairin vaktini hiç ayırmadığı sözcüklerdendir neredeyse. “Öte yandan, ölüm de bende bir sözcükten öteye gitmemiştir. Ona da kapalıyım. Ağaç, kuş, ot, saç, göz gibi bir sözcük ölüm de. Bir kitabın bir sayfasıdır sanki. Bir fotoğrafın arabıdır ya da. Boş bir bardak...” derdi şairimiz…
“Şair olarak yaşamak kadar belalı bir şey olamaz yani. Dünyayı başka türlü göremiyorsun. Dünya önümde yazmak için oturmuş, onu bıraktığım zaman gidecekmiş gibi korkuyorum ben. Gerçekten dünyaya yazmak için gelmişim. Kimse beni zorlamadı, kimsenin de benden böyle bir şey istediği yok. Kendi kendimi görevlendirdim ben,” diyen İlhan Berk duraksamadan ekler:
“Şairlik büyük bir mutsuzluktur. Ben dünyayı yazmak istiyorum, böyle bir şey olabilir mi, diyorum. Dünyada ne varsa yazmak istiyorum. Bu, yaşamayı elimden alıyor, ne demek yani bütün dünyayı yazmak? Yani ben kendi başıma oturup herhangi bir kaktüse, zakkuma rahatça bakamıyorum. Şair böyle bir adam...”
Ve nihayet “Yazmak, önce kendimi, sonra da yeryüzünü var etmektir” diyordu. Yazmak, yaşama olayına sahip çıkmaktı onun için.
Onu en iyi anlatabilecek olan şey de bu satırlardır galiba…
Buradan İlhan Berk hakkında “denilenler”e de geçersek…
HAKKINDA DENİLENLER
O; Haydar Ergülen’e göre, “Hem Cumhuriyet dönemi şiirine tanıklık etti hem de pek çok kuşağa öncülük etti. 80 kuşağını etkileyen bir şairdi…”
Sonra da “Şiirimizin yel değirmeni (…) [ve] öldüğünde 90 küsur yaşında bir gençti,” diyor Haluk Şahin…
“Şiirin yel değirmeni” dedik; bu konuda Doğan Hızlan’ın saptamaları çok önemli; şöyle ki: “Çok az şair, yazdığı şiirin poetikasını onun kadar bilgiyle kurabilir. Niye yazdığının gerekçesi vardı. Esin perisinin dağınıklığına kendini kaptırmadan yazardı şiirini, rastlantının yeri yoktu.
Yeniliğe dair ne yapılmışsa, ne yapmışsa onu temellendiren şairlerdendi.
Şiirin, imge ustalığı olduğunu kanıtlamıştı. Bir buluşu, bir sözü şiir dünyasında yeni tartışmaları başlatır, yeni tatları şiir anlayışımıza katardı.
‘O hepimizi etkilemişti’ diyen Cemal Süreya, şairi şairce anlatır:
‘Yazının fena tutsağı.
Yeryüzünde her şey yazılmak için varmış gibi geliyor ona. Sözgelimi bardağa bardak olarak değil, yazılacak bir şey olarak bakıyor.’
Bir konuşmasında da şöyle demiş: ‘Şiirin gücünü hiçbir şeye değişemem. Şiir bana yetiyor’...”
Evet, herkesin malumu olduğu üzere, “Şiiri bütün bir cumhuriyet tarihine eşlik etmişti. Toplumcu gerçekçi olarak başladı, İkinci Yeni’yle beraber şiirin iç sorunlarına, insanın dünyayı duyuş ve algılayışına, ontolojik bir şiire yöneldi.”[2]
Yani “Şiirler yazdı hep! Dönem dönem başka biri oldu sanki! Gençliğimizde Whitman’cıydı, sonra Rene Char’cıydı! Öyle bir oluşum, bir değişim, ama hep kendi kalarak...
‘Ozan düzeltmek için yıkar. Yeryüzüne bakışında bu vardır hep. Bazı şiirlerde bir ulusun düşün tarihini bulabilirsiniz. Yazmak her şeyi aşka dönüştürmektir. Yazmak budur,’ derdi…”[3]
Bu çerçevede Orhan Kahyaoğlu için “İlhan Berk, Türkçe yazılan şiirin bir dil ve üslup kâşifidir. Sınırlarda özgürce gezinmekten hiç korkmaz. Ömrü boyunca, kendinin olan bir şiir haritası çizmeye çalışır. Ama, bu haritada sınırlar devamlı değişir, yenilenir. Şiirinin kaynakları sınırsızdır. Bu durum, şiirinde, yoğun bir riski beraberinde getirir. Ama o, risklerden hiç korkmaz. Hep imge kokusunun peşine takılmış, izini sürmüştür. Sonra, bir bakarsınız, ortaya bir öncekine hiç benzemeyen bir üslup çıkıverir. Bu şiirin kaynakları bitmek bilmez…
‘Onun için şair, şiirlerini, okuru için değil, hep kendisi için yazar. Kendi ruhundaki genişlik, kalabalık şiirine de yansır. Hiçbir zaman ‘tek bir şiir’ yazmaz. Evet, Anglosakson şiiri onun açık ilgi alanıdır…
‘Şair, 1950’lerin ortalarına kadar toplumsalcı bir şiir yazıyordu. Ama, ne Garip ne de 40 Kuşağı şairlerinin şiirine tam anlamıyla bağlanabilen bir şiirdi bu. Nâzım Hikmet’ten bu dönem etkilenmediğini söylemek imkânsız. Kentin kendi doğası, coğrafyasının yanında, ezilen insanların hayatı, duyarlığını farklı bir duygusallıkla şiirlerine taşımıştı. İlk şiir kitabı İstanbul yine de 1940’lı yılların en özgün toplumsalcı şiirini içinde barındırıyordu. 1955, şair ve şiirinin en önemli dönüşüm noktası oldu. İkinci Yeni Şiiri’nin yaratıcılarından biriydi artık. Şiirinde kökten bir dönüşüm gerçekleşmişti. Şairin Batı modernist şiirinden kıyasıya yararlandığı bir dönemdi bu. Köroğlu’dan Galile Denizi’ne kitaplarıyla büyük bir dönüşüm yaşamıştı. Ne söylediği kadar, nasıl söylediği de artık şiirinde çok önemliydi. Sözcüğün ve imgenin büyüsünü keşfetmişti. Şiiri, diğer İkinci Yeni’ciler gibi çok anlamlı, çağrışım yüklü şiirlerle doluydu…”[4]
Toparlarsak; Onun hakkında Arif Damar, “Toplumcu anlayışla şiir yazıyordu”; Ataol Behramoğlu, “Yenilikçi, öncü bir şiir serüvencisi”; Memet Fuat, “Sanki şiirin kırk türlü yazılabileceğini kanıtlamak için gelmişti”; Enver Ercan da, “Türkçenin ve şiirin bütün sokaklarında hiç çekinmeden, çocuksu bir bilgelikle dolaşıyordu. Bir arayış şairiydi,” derdi…
Ayrıca da “Cahit Sıtkı, ‘Her mısrada bir cigara yaktırıyorsun’; Behçet Necatigil, ‘Şirimizin uçbeyi’; Mehmet Fuat, ‘Elini sürdüğü şeyi şiire çeviriyor’ demişti onun için. Cemal Süreya’ya göre, ‘şair eleştirmendi’…”
Hasılı ‘İkinci Yeni’nin usta isimlerindendi…
Yani “İlhan Berk, şiirimizin önde gelen adlarından birisiydi...
Peki, şiir nedir?
Bana göre şiir yaşamdır!
Sözcüklerin evreninden yıldız kümeleridir, ırmaktır, aşktır, kavgadır, inattır, sevinçtir, tasadır...
Sözcüklerin sağanağından taşar, köpürür...
Sözcüklerin bilgesiydi İlhan Berk,” Hikmet Çetinkaya’nın satırlarına göre…
Ve nihayet İlhan Berk, şiirlerine, şiirleri ona benzerdi!
YAŞAM SERÜVENİ
Şiirleri kendisine, kendisi de şiirlerine benzeyen İlhan Berk’i 19 Ağustos’ta (2008) öğle saatlerinde Bodrum’da yitirdik…
Asıl adı Emrullah İlhan Birsen olan sanatçı, 1918’de Manisa’da doğdu.
“Şairin güçlüklerle geçen, tuhaf çocukluğu belleğinde önemli bir yer kaplar. Çocuk olma(ma)nın onun için ayrı bir anlamı vardır. ‘Sanki, çocuk olmamışım ben. (...) Öyle sanıyorum ki benim çocukluğum olmadı derken, babamı, bir onu düşünüyorum da böyle, diyorum.’
Berk, büyüdüğü evde babasını hiç görmez. Babası, o doğduğunda, çekip gitmiştir.
Sonraları genç İlhan Berk, babasının öldüğü haberini alınca hiçbir şey hissetmediğini söyleyecektir. İlhan Berk, babasının mezarı nerededir hiçbir zaman bilmemiştir. Sonraki yıllarda da ‘Bütün bir çocukluk çağı kapalı bir sandık gibi, bir kıyıya atılmış ve hiç açılmamıştı’ diye anar o yılları.
Şairin üç ağabeyi ve iki ablası vardır. Annesinin ise onun için yeri ayrıdır.
‘Annem dünya güzeliydi. Uzun boylu, incecik yüzlü, kâğıtlar gibi beyaz, duruydu. Nilüferler gibi de suskun gizemli.’ Çocukluğunun en belirgin anıları ise büyük ablası Huriye ile olanlardır. Huriye delidir. Yedi kişilik evlerinde tek başına bir odada kalan ablasıyla en çok iletişim kuransa İlhan Berk’tir.
Çocukluğunda ve daha sonraları hayatında etkisi olacak bir diğer kişiyse yanında çıraklık yaptığı dişçidir. Şair, onun teşvikiyle okur. Ustası bir köy öğretmeninden dördüncü sınıfa kadar okumuş gibi bir belge alıp, onu beşinci sınıfa yazdırır. İlkokulu, ortaokulu onun yardımıyla bitirir. Öğretmen okulunu bitirene kadar desteğini görür.
İlhan Berk, ilk şiirlerini ortaokulda yazar ve Manisa halkevi dergisinde yayımlatır. Berk, hiçbir zaman iyi bir öğrenci olduğunu düşünmez. Ama yazmak onun için bir tutkudur. Bu tutku ilkokulda başlar. O zamanlar bile yazmak Berk’i her şeyden, ailesinden, arkadaşlarından, dünyadan uzaklaştırır. Varsa yoksa şiirdir hayatı. İlk şiir kitabını on yedi yaşındayken 1935 yılında yayımlar.
1944 yılında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nün Fransızca Bölümü’nü bitirir. Berk üniversiteyi bitirdikten sonra öğretmenlik yapmaya başlar. Şair, hiçbir zaman iyi bir öğretmen olduğunu da düşünmez. Çünkü onun asıl işi şiirdir. Öğretmenlik yaptığı zamanlar hep açık havada ders yaptırır, sınıfı otların, çayırların üzerine yatırıp gökyüzünü baktırır. İlhan Berk’in yeni kitapları bu yıllarda bir bir yayımlanmaya başlar.
Berk 1953 yılına kadar çıkardığı kitaplar ile gerçekçi bir şair görüntüsü sergiler. 1953 yılında Yenilik dergisinde yayımladığı ‘Saint-Antoine’ın Güvercinleri’ şiiri ile daha sonraları İkinci Yeni adını alacak akımın habercisi olur. Ve sonunda ilhan Berk İkinci Yeni şiirinin en önemli isimlerinden biri ve savunucusu olur.
Ömrü boyunca yaşadığının bir belirtisi olarak yazar. Bu dünyada yaşadığının bilinmesini isteyen şairlerin başında gelir İlhan Berk. ‘Yazmak, bu anlamda, önce kendimi sonra da yeryüzünü varetmektedir. Yazmanın böyle bir anlamı var benim için. Bunun için
gökyüzü
kent
orman
saç
su
y harfi
deniz
birer sözcük değil, benim varolma edimlerimdir. (...) Açıklamak istediğim tek bir şey var: BEN.’
Şair 1970 yılında Ziraat Bankası’ndan emekli olunca eşiyle birlikte Bodrum’a yerleşir. Ölümüne kadar orada yaşar.”[5]
Dakka Üniversitesi (1987) ve Bursa Üniversitesi’nden (1988) fahri doktorluk unvanı alan Berk, ilk şiirlerini 1935’te ‘Güneşi Yakanların Selamı’ adı ile yayımladı, fakat İlhan Berk adını 1947’de yayımladığı ‘İstanbul Kitabı’yla duyurdu. ‘Günaydın Yeryüzü’ ve ‘Türkiye Şarkısı’ adlı kitaplarında Toplumcu Gerçekçi sanatın izlerini taşıyan şair, 1958’de yayımladığı ‘Galile Denizi’ ile şiirlerine İkinci Yeni şiir akımının doğrultusuna dümen kırmıştı.
Arthur Rimbaud, Ezra Pound, Rene Char, Stephane Mallerme’nin şiirlerini Türkçeye çeviren Berk, ‘Kül’ adlı kitabıyla ‘1979 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü’nü, ‘İstanbul Kitabı’yla ‘1980 Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü, ‘Deniz Eskisi’yle ‘1983 Yeditepe Şiir Armağanı’nı aldı ve ‘Güzel Irmak’ kitabıyla ‘Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü’nü Ferit Edgü ile paylaştı. İlk sergisini 1976’da açan Berk, elli yıllık resim birikimini 2006’da ******* Kültür Merkezi’nde 46 yapıtıyla açtığı sergide değerlendirdi.
DİZELERİ
Şiirlerine gelince…
Haşarı bir çocuk gibi meraklıydı; “Ve artık öğrenilecek bir şeydir yeryüzü/ Onun için her sabah bir gökbilimci gibi uyanır/ Yeryüzü yazılacaktır/ Ve bütün meşe ağaçları/ Bütün evler, sokaklar/ Subasmanları,” derdi…
‘Avluya Düşen Gölge’ kitabındaki ‘O Oluyor’daki kadar sevdalıydı ve “Bakıyor// bakmak/ birden/ o oluyor,” içtenliğiyle haykırırdı…
‘İstanbul’ şiirinde görüleceği üzere İlhan Berk’in bu kentle bir nefret/ sevda ilişkisi vardı: “Bu şehir aşktan değil şehvetten düşüp gebermeye hazır/ Genç orospular, ölü padişahlar, hastalar şehri rezil İstanbul…”
Hayata müteşekkirdi; ‘Güzel Irmak’ kitabındaki “Teşekkür” başlıklı şiirinde dillendirdiği üzere: “Evet hep açık gidip gelen ağzın içindi;
Gökyüzünün o huysuz maviliği içindi;
Elma kokan bir Türkçeyle konuştuğun içindi;
Ölümün sefil, kötü belleği içindi;
Her gün pazar kurulan o sokaklar içindi;
Saçında uykusu kaçmış çiçekler ıslattığın içindi;
Çocuklar okuldan dönüyormuş gibi sesin içindi;
İşte bütün ama bütün bunlar için sana teşekkür derim.”
“SONUÇ YERİNE”
En iyisi mi? İlhan Berk’i “Sonuç Yerine”, şiiriyle uğurlayalım:
“Zulmün her türlüsü/ Kötü kardeşler/ Hiçbiri/ İnsana göre değil/ Ağaç dikmek sabahları uyanmak iyi/ İyi hayvanlara bakmak çiçekleri sulamak/ Rahatsalar uyuyan insanların soluğunu dinlemek iyi/ İyi hürlüğü düşünmek/ Yaşamak onun için/ Bütün gün çalışmak onun için iyi/ Bütün çocukların uyuyuşu uyanışı iyi/ Zulmün her türlüsü kötü…”
12 Eylül 2008 09:38:43, Ankara.
N O T L A R
Güney Dergisi, No:46, Ekim-Kasım-Aralık 2008.
[1] İlhan Berk.
[2] “Kıraat”, Express, No:87, Eylül 2008, s.40.
[3] Oktay Akbal, “İlhan Berk İçin!”, Cumhuriyet, 2 Eylül 2008, s.2.
[4] Orhan Kahyaoğlu, “Ölümsüz Şiirin Ölümlü Şairine”, Radikal Kitap, Yıl:7, No:390, 5 Eylül 2008, s.6.
[5] Burcu Aktaş, “Şiirimiz, ‘Uç Beyi’ni Kaybetti”, Radikal, 29 Ağustos 2008, s.20.
dimitrov
18-11-2008, 22:42
M'AGAPAS?
Kanada romanını öğrendim,
benim kalemimden Külebi okuyan
Selanikli bir küçük kızdan.
Ortak paydamızdı dil bizim.
İki dilde oyunlar oynar,
bir üçüncüsünde konuşurduk.
Rumca öğretirdi bana,
ben ona Türkçe, becerebildiğimce.
Çekilir İngilizce sevişirdik sonra.
Yarım kaldı gerçi Rumcam ama,
tüm sevgi sözlerini öğrendim.
Geri kalanınıysa sözcüklerin
söylemek gelmiyor zaten içimden,
ne İngilizce, ne Türkçe,
ne de artık öğrenmeyeceğim herhangi bir dilde.
Roni MARGULIES
neanderthaL
18-11-2008, 23:14
Ellerine Sağlık Hewal
Venseremos_Mira
19-11-2008, 16:34
Yılmaz Erdoğanın en sevdiğim şiiridir..Benim için anlamıda oldukça büyüktür..
Eline sağlık ..
Ey özgürlük!
Okulda defterime
Sırama ağaçlara
Yazarım adını
Okunmuş yapraklara
Bembeyaz sayfalara
Yazarım adını
Yaldızlı imgelere
Toplara tüfeklere
Kralların tacına
En güzel gecelere
Günün ak ekmeğine
Yazarım adını
Tarlalara ve ufka
Kuşların kanadına
Gölgede değirmene yazarım
Uyanmış patikaya
Serilip giden yola
Hınca hınç meydanlara adını
Ey özgürlük!
Kapımın eşiğine
Kabıma kacağıma
İçimdeki aleve
Camları oyununa
Uyanık dudaklara
Yazarım adını
Yıkılmış evlerime
Sönmüş fenerlerime
Derdimin duvarına
Arzu duymaz yokluğa
Çırçıplak yalnızlığa
Yazarım adını
Geri gelen sağlığa
Geçen her tehlikeye
Yazarım ben adını,
yazarım
Bir sözün çoşkusuyla
Dönüyorum hayata
Senin için doğmuşum haykırmaya
Ey özgürlük!
P. Eluard
by___devrimci
22-11-2008, 11:36
Ne ararsın allah ile aramda
Sen kimsin ki orucumu sorarsın
Hakikaten gözün yoksa haramda
Bası açığa ne diye türban sorarsın
Rakı şarap içiyorsam sanane
Yoksa kimseye zararım içerim
İkimizden gelsek kıldan köprüye
Ben dürüstsem sarhoşkende geçerim
Esir iken mümkün müdür ibadet ....
Yatıp kalkıp *******e dua et
Senin gibi dürzülerin yüzünden
Dininden de soğuyacak bu millet
İşgaldeki hali sakın unutma
*******e dil uzatma sebepsiz
Sen anandan gene çıkardın ammaaa...
Baban kimdi belimezdin serefsiz...!!!!
İntifada
22-11-2008, 13:02
Bu şiir Neyzen Tevfik'in değil dostum. Emekli bir polis memuru bunun telif haklarını aldı. Her gördüğün hiciv Neyzen Tevfik'in değil yani.
Sevgilerle...
Serhat Suat
22-11-2008, 17:44
ey ıssız sokak
kahrını kim çeker
köhne kapı
paslı pencere
pirinç karyola
çıkarken
son yolculuğa?
…
fotoğrafın
dayarsa sırtını
yaşlı vazoya
kim sırıtır
sana?
…
çengel iğneli
yalana kanıp
çeker mi
kahrını
söğüt dalına
çıkan?
...
ödül mü?
yok sana
ey sırıtan!
Ömer Akşahan
Serhat Suat
22-11-2008, 17:52
Hoşçakal hiç olmamış olan
belki olup da her daim yok olayı seçen
en büyük deprem de sarsmamış olsan da
en hafif artçıda yıkmayı başaran.
yerinden söküp alarak
bir kalbim olduğunu anımsatan
ritmini bozsan da
çoğu zaman denk düşmese de
nefsine nefesim
nefesimde sesin
sesinde nefessizliğim
ki bunca uzayıp gider bendeki çaresizliğin
çoktan tozu bile kalmamış heyecanlarımı hatırlatıp
üşümediğim halde iç titreten
ki bir zaman sonra ne karın ne ayazın
kar etmediği
sadece yalnızlığın koyduğu alçak bir dünyayla tanıştıran.
sözünden dönmemek diye bir şey olmadığını
gerektiğinde her kavşak bizim edalarıyla
çok da ani “u dönüşleri” yapılabileceğini öğreten
benimseten
ezberleten…
hayatımdaki antibiyotikleşmesin
alışkanlık yapmadan bırakılması gereken…
Yasemin Arslan
Serhat Suat
22-11-2008, 19:12
’gelme’ desem gelir misin
ya ’ sevme’ desem
bir tüccarsız elmayım ki alırsan
kovulabilirsin
market cennetlerinden
Alev boranlarından geçerken, kavruk
yanım sıra uçma desem
böyle tatlı bakma desem
---terli, ürkek avuçlarındaki güvercin--
tokalaşma, sarılma, sevişme, paylaşma !
bir parfümsüz elmayım ki bir yeşil
bir çelimsiz elmayım ki bir ekşi
bir ödünsüz elmayım ki bir kızıl
kovulabilirsin
vizyon cennetlerinden
Desem ki dağlıyım
yaslar boyunca yaslı
ve coşkunum baharımca
desem ki narlıyım
büyüyorum çağlardan beri
özlemlerin Hıdırellezlerinde
türkülü halaylı ağıtlı marşlı
İlyas’ımla Hızır’ımın bin yıllık dostluğunda
senfoni resim kamera şarkı ve harmandalı
’ gelme ’ lerin anlamını devirir misin
desem ki sevdalıyım
sevgileri hakeden her şeye
toprağına, ırmağına, dağına
gök yüzlü , yâr yüzlü, dost yüzlüsüyle
insanoğlu insanına
"o namussuz ve aşağılık
gülünç şeyler dışında"
Tehlikeli bir elmayım
görüyorsun ya
"köküm başımda" üstelik
anacıklı ayaklarım gurbette
’ gelme ’ diyorum şimdi
’ sevme ’ . . .
Mayıs 2000
Sabahattin Ali Tayır
Serhat Suat
22-11-2008, 19:22
Seni ilk gördüğümde
Solgun bir gül gibiydin masada
Kollarını yana açmış dünyayı kucaklıyordun
Ah! Aslında kendine kapanıyordun
Doğrusu, şiir olmayı oturuşunla bile hak ediyordun
Senin yanıtların
Senden başka herkesin soruları vardı bardaklarda
Bunca karmaşanın ortasına bir de ben geldim
Kıvırcıktım, delirmiştim.
Elimde karanfilim, cebimde eskimiş kartpostal aşklar
Fala baktık doğum günlerinden
Her şey değişti bir fincanlık yolda:
Şimdi şiir olmayı hak eden bir aşksın sen
An sürer bütün kader değiştirmeler
Bir mil kayıverir, bir tren ray değiştirir, bir zincir çıkar yerinden
Hayat cilveli bir sevgilidir
Seni armağan veren hayat elbet kıskanç değildir:
Şiir olmayı hak eden aşksın sen.
Geçmiş buruklukları silerek
Gideceğini bilerek
Sorular üretmeden
Kara çıkarmadan hayatın yüzünü
Armağanı kabul etmek gerek
Her yolun bittiği yerde noktadan açılan iki nokta, arandıkça bulunmayan bulununca bilinen, gizli anahtar açık mektup, kullanılmamış kurşun kalem yeni suluboya kutusu, son soru ilk yanıt, usuldan davul vuruşu gitarın bam teli, sekseğin ilk adımı satrancın son hamlesi, kalbin gizemi ve şiir olmayı hak eden aşktın sen
Nasıl kolundan çekip götürdüysem onca yıl geriye seni
Çerçeveye nasıl yerleştirdiysem resmini
Kalbimin kanadında uçurduğum gibi yollara
Yüreğime öyle işledim ismini
On yıl ilerledik üç arpa boyu yolda:
Şimdi şiir olmayı hak eden bir aşksın sen.
Çok eski kuralları var hayatlarımızın
Kırgından artakalan yarım yamalak yanıtlarımız
Sokaklarda öpüşürken bize soru sormamaları gibiydi bütün yaşadıklarımız
Gözlüklü bir çocuktun sen başında güvercinler uçuşuyordu
Biri kalktı avucuma kondu
Gözünden öptüğüm gibi yola saldım ben seni:
Çünkü şiir olmayı hak eden bir aşktın sen.
Ama Ankara’nın sokaklarında iki ses kaldı bu öyküden
Kulağa değil kalbe söylenmiştir. Öyle bilinir:
- Seni seviyorum
- Seni seviyorum
Bunun için, bunun için, bir de bunun için:
Şiir olmayı hak eden bir aşksın sen.
Mayıs-1998
Arzu Çur
Serhat Suat
22-11-2008, 20:13
Bir kere oyuna başlamamaktı tek kural
Bir kere suya iddianame yazmamaktı…
Suyolları testi kırıklarıyla dolu…
Ve su işleri hep şaka yollu…
Susuz Yaz hâlâ yazın en güzel anımsatıcısı…
Su narsistlerin manifestosu…
Bir kere oyuna başlamamaktı tek kural
Bir kere ateşe göz vermemekti…
Düştüğü yerler cürümü kadar anılır…
Ve ateş insanlığın en büyük utancı olur…
Ateş tanrıların en büyük silahı…
Bir kere oyuna başlamamaktı tek kural
Bir kere generallere tutsak düşmemekti…
Her general postalı kadar yer kaplar,
Hiç sorgusuz girebilirler her şiire, öyküye…
Genlerinden bellidir general olacak çocuk…
Bir halkın genleriyle oynamak için…
Bir kitabı yakmak için…
Gökten üç icat düştü,
Ki biri hala düşmekte…
Biri ateş,
Biri su,
Biri general…
Kitapların üç düşmanı oldu…
Ateşler
Sular
ve
Generaller…
Volkan İpek
by___devrimci
23-11-2008, 00:24
valla dostum neyzen tevfikin şiirleri yazınca öle çıktı bnde çok beğendim koydum o zaman neyzen tevfiki siliyorum
KIZILDERE SENİ UNUTURSAM!...
Akın YILMAZ
Kızıldere
Seni unutursam...
Kardeş boyunlar urganda
Yaşam dediğin;
Firari düşler serüveni...
Parçalanır bir kuytuda.
Kayıtsız sokakların rahminden çıkmışsa hele..
Gencecik ölür, doğar gencecik,
Taylan diye bir çocuk
sırtından vurulduğunda,
Vatan diye bir sevda türküsü
Dudakları kanar,
Her okuyuşunda.
Yaban otu haydutça kapladığında toprağı,
-toprak... kanamadan kabarır mı?-
Eli ayağı üryan bir çocuk,
Kara teninde çıbanlarla
deri kemik kuruduğunda...
Barut kokusunda karanfilcedir vatan yazgısı
Makinada ve sabanda alınteri......karanfilcedir.
Eli kitaplı bir cürette parlar.
Vatan yazgısı hüküm olur yasadışı teksir kağıtlarında,
Proleter bir cürette silahlanır.
Künyesi eylemdir artık
Ve her kurşun sıkılışında dağlanan,
bir tek düşman değil,
biraz inkar, biraz yalan, biraz ihanettir.
Ve çatışmada çarpışan,
Anadolu'nun dört bir yanında atan
milyonlarca yürektir.
Her ablukada cenge tutuşan,
O durdurulmaz gücüyle akıp gelen,
ve bizim yüzümüze gülen
gelecektir.
Künyesi eylemdir artık.
Ve her gerillanın katli,
düşman mevzilerinde patlayan bombadır.
Ve her karışından bu toprağın,
acılı ve atmaya yakın şafak gibi sancılı
her karışından
talebe eşkiyalara yakılan türküler filizlenir.
Kızıldere
Seni unutursam..
Sosyalist Barikat ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor])
korçekin
25-11-2008, 20:47
kızıldere için şiir yazmak çok güzel ama hayatın içinde pratikle şiirler yazmak gerek düş olmaktan çıkmak için yaşasın devrim
korçekin
25-11-2008, 20:47
genç düş dk cıların mı
genç düş dk cıların mı
Hayır. GENÇ DÜŞ hiç bir gelenekten değildir.GENÇ DÜŞ hiç bir kurumada bağlı değildir.
İçinde her gelenekten bulunmaktadır.
by___devrimci
26-11-2008, 17:14
Baharlar yazlar geçer sonbahar gelir;
Ömrümün yaprakları dökülür bir bir;
Şarap iç, gam yeme, bak ne demiş bilge:
Dünya dertleri zehir, şarap panzehir.
Şarap beden gücüdür, can gücüdür bana;
Çözülmedik ne sırları çözdürür bana;
İstemem dünyayı ahreti şarap varken:
Bir damlası iki dünyadan yeğdir bana.
Kendi çarkını döndürmeye bak döndükçe dünya;
Keyfinin tahtına çık kadehle dudak dudağa;
Tanrının umrunda mı senin günahın sevabın:
Sen kendi muradını kendi güzelinde ara.
:clap2:
Kizilofke_62
27-11-2008, 00:07
Bu şiir elinde olan varmı ?
KEMAL BURKAY
ŞAİR-YAZAR-GAZETECİ VE SİYASETÇİ
Şiiri, kimliği, hayatı,sanatsal ve siyasal faaliyetleri ile topraklarımızın ve Kürt Halkı'nın yetiştirdiği en bilge insanlardan biri olan Şair Kemal Burkay'ı, bir biyografisini yayınlayarak bilmeyen insanlarımıza tanıtmak, bilenlerimize yeniden hatırlatmak ve kendisine olan vefa borcumuzu bir nebze olsun ödeyebilmek maksadıyla bu grubu kurduk arkadaşlar.
Değerli Kürt Büyüğü, siyasetçi,araştırmacı-yazar,gazeteci ve şair gibi sıfatların hepsini layığıyla ve fazlasıyla hakeden Kemal Burkay'a saygıyla hepinizi grubumuza üye olmaya ve üye bulmaya davet ediyorum.Yaşayan en büyük Kürt şairlerinden biri olan Kemal Burkay'ın şiiri, hepimizi, içinde serinlemek ve nefes almak isteyeceğimiz derin bir ormana -engin bir denize davet ediyor....
Kemal Burkay'ın Em ne bin ketine adlı şiiri; Koma Denge Azadi ve Grup Yorum tarafından ayrı ayrı bestelenmiş ve yorumlanmıştır.Ayrıca Nilüfer Akbal'ın raye-yol adlı albümünde de Keçikek bi çawen wek cihan adlı bir şiiri yorumlanmıştır.Yine kendisine ait bir şiir olan Fedi de Koma Denge Azadi tarafından bestelenmiş ve aynı adı taşıyan bir albümde okunmuştur.Şilk Köyü'nde; anlatılanlara göre, köylüye sinema filmi göstermek için evin duvarını beyaz toprakla badana yaparak sinema filmi oynatmaya çalışmıştır.
G U L U M S E
Hadi gulumse bulutlar gitsin
isciler iyi calissin, gulumse
Yoksa ben nasil yenilenirim
Belki sehre bir film gelir
Bir guzel orman olur yazilarda
iklim degisir, Akdeniz olur, gulumse.
Sazlarim vardi, irmaklarim vardi cok
Cakil taslarim vardi benim
Ama sen baskasin anliyor musun
Tut ki karnim acikti, anneme kustum
Tum sehir bana kuskun
Bir kedim bile yok anliyor musun
iklim degisir, Akdeniz olur, gulumse
KEMAL BURKAY
.................................................. ...............
DERSİM
Bir eski öyküdür bileceksiniz
Masallardan kalmistir Dersim
Ülkemin ortasinda gizli
Yanik bir türküdür Dersim
Yil otuz sekizdi daglarda
Iri ceviz agaçlari ve atim vardi
Belki bir gökyüzü savasçisiydim
Bir arpa ekmegi kadar sicakti
Topragim, karim ve çocuklarim
Oysa soguk bir kustur
Parildar süngü
Bana niçin uzaksin düsündün mü
Kurda kusa dostlugumu düsündün mü?
Bu sularda ölüm bile güzel
Sen hiç kursunlarin anlamini düsündün mü
Yil otuz sekizdi daglarda
Iri ceviz agaçlari ve atim vardi
Günes ve sular ülkesinde orda
Orda ki eski bir öyküdür Dersim
Kemal Burkay
........................................
Mamak Türküsü
Geldiğimizde otlar yemyeşildi,
ve kuzeydeydi güneş.
Kömür deposu boşaldı işte,
Mamak'a sonbahar geldi.
Güneş altında tutsaklar
Geçen sınbahara bakıyorlar
Şirin mi şirin gecekondu evleri,
Samsun asfaltında otomobiller,
Ne güzeldir,yollarda olmak şimdi.
Kemal Burkay
......................................
maviyarinlar
28-11-2008, 22:27
çok güzel bir şiir
alintimidir bu yoksa size mi ait ?
hiwaRoni
29-11-2008, 01:56
Bu şiir elinde olan varmı ?
buyur BURDAN ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]) indirebilirsin
Şiir Ercan İntaş'a ait kendisi Dicle Üniversitesi'nde öğrenci yanlış anımsamıyorsam
Karakol tutanaklarında isyandır adım
Cellat suratlara aşina bir bela
Faili belirgin bir cinayetim
Lice’de illegal bir yürüyüş
Silvan’da sokağa çıkmaktan firariyim
Beni AMED’de vurun
Ape Musa’ yı vurduğunuz yerde,
Vedat aydınla yan yana gömün.
Yollara döşenmiş bir barikat
Alevlerimden çoğalan bir cehennemim
Tutsaklığa direnen bir slogan
Özgürlüğe yürüyen eylemim
Beşiri’de ayrık bir vadi
Sason’da Golan tepeleriyim
Beni batman’ da vurun
Hasankeyf’te sulara gömün
Üstüme barajlar kurun..
Yurdu olmayan bir sürgün
Dağları yakılmış bir kaçağım
Sabahına doğamayan gün
Ölüm kokan bir mayın tarlasıyım
Gabar’da yandıkça çoğalan
Bir palamut ağacı
Bagok’ta sırlarımı barındıran
Antik bir mağarayım
Beni Nusaybin’de vurun
Bir panzer ezsin yüreğimi
Bedenimden bir köprü kurun..
Renklerini çiçekte soluyan bir imge
Dilinde yasak bir türküyüm
Özünde kalmış bir mimoza
Sevgi büyüten bir bahçeyim
Çağlayanında zafer akıtan Dicle
Öfkesinde iklimler kuşatan Cudi’yim
Beni Cizre’de vurun
Mem û Zin’e bir hikaye götüreyim
Gözlerimi celladımın gözlerinde göreyim
Dikenli tellerde yarası kalmış,
Karmaşık bir örgüyüm
Sansüre takılmış dağlı bir öykü
Sınır boylarında bir gece dürbünüyüm
Beni Kızıltepe’de vurun
On iki yaşında, on üç kurşun yiyen
Uğur’un yüreğindeki çocuk olayım
İçinize gizliden sızmış bir ambargoyum
Ekmeğim ,suyum, azığım
Kırışık ellerde sarılmış
Kaçak bir cigarayım
Laç deresinde kurşuna dizilmiş
Toplu cesetlerle gömüleyim
Pülümür’de kendi tohumuna öten keklik
Tahâr vadisinde pusuya yatmış bir avcıyım
Beni dersimde vurun
Munzur suyunda yıkayın
Seyit Rıza’ya selam durayım
Bir Newroz ateşiyim
Kendi közümden alevleniyorum
Bir yürüyüş marşıyım
Sadece kendime besteyim
Ey ölüm,
Gel..! Beni istediğin yerde vur
Sahipsiz bir ceset olayım
Kanım aksın saatlerce..
Failimin gözlerinde ki
Nefretten doğayım
Vurun beni…
Alıntı.
TİKKO_Gerilla
30-11-2008, 00:33
Ne ölümden korkar, ne işkenceden
İşçi köylü ordusunun erleri.
Ölümü gözüne alır önceden,
İşçi köylü ordusunun erleri.
Halk uğruna kurban gider serleri
İşçi köylü ordusunun erleri.
Silahları eksik olmaz belinden
Türküleri asla düşmez dilinden
Yürüyorlar İbrahim'in yolundan
İşçi köylü ordusunun erleri.
Halk uğruna kurban gider serleri
İşçi köylü ordusunun erleri.
Durmadan savaşır, gezer dağ dere
Namlu yağlar, kurşun sürer mavzere
Sürdürür savaşı kırdan şehire
İşçi köylü ordusunun erleri.
Halk uğruna kurban gider serleri
İşçi köylü ordusunun erleri.
Korkusuzca çemberleri yararlar
Ağadan patrondan hesap sorarlar
İktidarı parça parça kurarlar
İşçi köylü ordusunun erleri.
Halk uğruna kurban gider serleri
İşçi köylü ordusunun erleri...
[ıtürkü bar devrimcilerine
bi devrimcinin öncelikli görevdir türkü barlarda örgütlenmek...
Devrim her rakı şişesinin kapağının altında yatmaktadır.
Devrimci her bir dubleden sonra şaha kalmaktadır.
Devrim şişenin sonuyla gelmektedir.
Devrim küçücük türkü barlrda çekilen yoldaş nidalarıyla süslenmektedir.
Deniz koydum adını daha bi güzel gelmektedir barda.
Zılgıt çeke bilenin ruhunun şad olması demktir devrim.
Devrim devrim ismi koyulanlarda anılmaldır.
Devrim olmasa türkü barların hali ne olurdu zırvasıdır devrim.
Devrim şark köşesinde oturmak che yada yılmaz güneyden konuşmaktır devrim.
Pembe devrimi kalınca sarılan esrarda aramaktır devrim.
Devrim bi ütopya dildir.
Devrim adisyona yazılan rakamla yaşanır.
Devrim ertesi sabah uyandığınızda tekrar türkü barlrda devrim yapmayı gerektirir.
Hiç şüpesiz tek yol devrim tek yol türkü bardır...has devrimciler için!
Kürt yüreğinde sakla beni
________________________________________
Yaşamı ve insanları sevmekten vazgeçmek üzereyken
yüreğimle örtüşen o insan yüreğini sevdim ben
yalancılığın ve yıkıcılığın orta yerinde
aldanmışlığımın ve yalnızlığımın kör kuyularında ölümle randevulaşırken
o yalansız ve çıkarsız yüreğine tutundum ben
her şeyi kirletilmiş bir ülkede gökyüzü hangi aşkın esin kaynağıdır
ay mı, güneş mi, yıldızlar mı eşlik eder yalan aşklara
aşklar ki artık yalnızlığın uçurumunda büyümeye çalışan kırık bir daldır
yalancılığın yalnızlığında yeşermeye çalışan bir dal ki, yalandır
bu hayata, böylesi aşklara fazla geldiğimi biliyorum
düşlerim bileklerimden aktıkça yavaş yavaş ölüyorum
yorgun ve yaralı yüreğimin karşılığı yok
çıkmaz ve çıkarsız sokaklarda kayboluşuma üzülme
beni bağışla ve ağlama
yüreğinde sakla beni
yaralı bir coğrafyanın yağmalanmış yüreğisin
sen hala kanayan ilk gençliğim ağıt gibi acılı garip ömrümsün
hoyratça yırtılan bir haritanın çığlık gibi acılı ağıtısın
sen kirpikleri kendine kanayan
ve yüreği acılar arası bir asma köprü olan
yaralı ve yalnız Dersim kızısın
sen yüreğime onurla yakıştırdığım onca acının en güzelisin
yağmalanmış yüreğimde kök salan en onurlu en güzel Kürt kızısın
o masum
o mahzun
o mazlum
o en güzel Kürt yüreğinde sakla beni.
Mahmut ayaz
eflatungenc
09-12-2008, 15:45
Candan Ötesin
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
Lügat lar manayı yitirir sende.
Umudum, ışığım, cennetim benim.
Nasıl ki denize yürür ırmaklar,
Hep sana olacak hicretim benim.
Bir sana ram oldum, bir sana vurgun,
Yüreğim yaralı, bedenim yorgun,
Umudum tükenip biterse bir gün.
Silinir aynada suretim benim.
Gul tutan ellerim kaniyor sanki
Icim alev alev yaniyor sanki,
Yaradan sabrimi siniyor sanki
Kalmadi takatim kuvvetim benim.
İdrak et ARSLAN ın bitkin halinden,
Candan ötesin yar vazgeçmem senden.
Emrine amade olmuşum dünden,
Başkası olamaz kısmetim benim.
Coşkun ARSLAN
2008–12–07
Kelebek Etkisi
13-12-2008, 18:05
Aptal siyasetinizden sıkıldığımız için,
Yarattıklarınızdan utanmayıp rahatça uyuyabildiğiniz için,
Korkularınızı silah ve üniformayla örtmeye çalıştığınız için,
İkiyüzlü olmayı siyasi zekâ sandığınız için,
Gözümüzün içine baka baka yalan söyleyebildiğiniz için,
Çalmaktan bıkmayıp daha fazla dediğiniz için,
Emeğimizi sömürmeyi olağan gibi göstermeye çalıştığınız için,
Ordularınızla cinayet işlemeye “savaştır” demeye kalkıştığınız için,
Bizleri baskıyla durdurabileceğinizi sandığınız için,
En hassas duyguları çıkarlarınıza alet ettiğiniz için,
Halkları birbirine düşman ettiğiniz için,
Hayallerimize tecavüz etmeye kalkıştığınız için,
Siz koca götünüzü daha da büyütürken birileri açlıktan öldüğü için,
…
Uykularınızı kaçırmak için,
Kıçınıza en güçlüsünden bir tekme patlatmak için,
Hakkımızı almaya yeminli olduğumuz için,
Aklın, sevginin gücüne inandığımız için,
Halkların kardeşliği için,
Nefretimiz sizin silahlarınızdan güçlü olduğu için,
Korkmayı, sizleri tanıdıktan sonra unuttuğumuz için,
…
İSYAN…
RÜZGAR SAVAŞ
16-01-2009, 18:07
sen bahardın uzak yollardan gelen
yanında güneşi getiren
yüreğimde sen vardın
soğuk ve yağmurlu kış akşamlarında
sen vardın
sen bahar dın
kavgadan uzakta yüreğim sevgiden
uzakta
seni bekledi halkım
o montsuz yoksul çocuk
bekledi seni
umutsuzluğa düşmedi
elleri kapkara olmuş
boyacı çocuk bekledi seni
çünkü sen bahardın
ve gelecektin ülkemin topraklarına
güneşinle yakacaktın
ovaları dağları
yakmayı zalim e bırakmayacaktın
senin ellerinle yakacaktık geceleri
sen mahir din deniz din ibo ydun
yoksul halkımın yüreğinde ki
asi çocuk
ve sen baharsın ve geleceksin
unutma o kürt çocuk inanıyor sana
-
umudu büyütüyoruz geleceğiz .
*isyan *
RÜZGAR SAVAŞ
17-01-2009, 15:03
sefaletin içinde
bir gül açtı
hani şu
yoksul sokağın çocuklarına ait
güneşsiz baharlarda
tek bir gül açardı
ve kardelen çiçeklerinin
olmadığı günlerde
bu bir sefaletti
dört duvar lı
koğuşumda pencereden
sokağa akşam bakışlarımda
sefaletin içinde
yetiştirdiğim bir güldü
ziyaret günümde
o çocuğa vermek isterdim
gecekondu sunda
sefaletin içinde büyütsün isterdim
yağmursuz geceler de
ay a baktığım zamanlarda
sularken aklıma gelirdi
bazen
sana bakmak istediğim günlerde
sefaletin içinde
bir gül yetişti
-İSYAN-
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]) [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]) [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor])
Kelebek Etkisi
19-01-2009, 21:03
Eylemlerin başında "Çocuklar" imzasıyla yayımlanan anonim şiirde Yunanlı çocuklar anne babalarına şöyle seslendiler:
UNUTTUNUZ
Bizi desteklemenizi bekliyorduk,
Bir defa da olsa, sizin bizi gururlandırmanızı bekliyorduk
Boşuna
Yalancı hayat yaşıyorsunuz, boynunuzu eğdiniz,
Donunuzu indirdiniz ve öleceğiniz günü bekliyorsunuz
Hayaliniz yok, sevdalanamıyorsunuz,
Yaratmıyorsunuz
Yalnız alıp satıyorsunuz
Her yerde maddiyat
Sevgi hiçbir yerde, hiçbir yerde gerçek
Ana babalar nerede? Sanatçılar nerede?
Neden dışarı çıkıp bizi korumuyorlar?
Bizi öldürüyorlar
Yardım edin
Çocuklar…
Devrimin Sesi
20-01-2009, 13:53
PARTİ BİZİZ
Nedir parti?
Bir telefon mu, arka odalarda çalan?
Kimdir parti?
Düşüncesi gizli, karaları bilinmez biri mi?
Parti biziz
Sen, ben, hepimiz.
Parti senin içinde, kardeş,
parti kafandaki düşünce.
Sen nerde oturursan orası onun evi.
Nerde sana saldırırlarsa odur karşı koyan orda.
Odur gösteren bize gideceğimiz yolu.
İzleriz onu biz de senin gibi .
Bulamazsın doğru yolu, bizsiz yürüme.
Yolların en çıkılmazıdır bizsiz giden yol.
Bizden kopma sakın, kardeş!
Belki biz yanılırız, belki sesin haklı.
Öyleyse kopma bizden!
Kafandan şunu çıkarma, kardeş:
Dolambaçlı yoldan daha iyidir kestirme yol.
Bilirsen eğer sen bu yolu,
bilir, de göstermezsen bize,
neye yarar bilgin senin!
Bilge kişi ol,
ama yan yana ol bizimle,
paylaş bizimle bilgini!
Kopma bizden, kardeş,
bizden uzaklaşma
Bertolt Brecht
Devrimin Sesi
21-01-2009, 11:35
İhsani Sırlıoğlu (Âşık İhsani) ile söyleşi
Türkiye'de halk ozanı denince ilk akla gelen isimlerden birisiniz. Birçok kitabınız yayınlandı, sizinle birçok kez röportajlar yapıldı. Fakat ben yine de sizden yayınlanacak kitapta kalıcı olması için yaşam öykünüzü yine sizin ağzınızdan ayrıntılarıyla almak isterim.
Türkiye'de sosyalist harekette yer almış bir ozanımızsınız, niçin sosyalizmi seçtiniz? Kendinizi niçin sosyalizme yakın buldunuz da türlü zorluklara karşın bu düşünceyi hala savunuyorsunuz? Türkiye'nin yönetimden kaynaklanan sorunlarını şiirlerinizle, eylemlerinizle çok çarpıcı şekilde yansıtmaya, dile getirmeye çalıştınız. Sizce temel sorun neydi ve nedir?
Babam Diyarbakır'da öldüğünde ben 3 yaşındaydım. Dul ve yoksul anamın boynuna bir hükümlüye takılan zincirler gibi takılakalmışım. Diyarbakır'da o ara kıtlık da vardı. Kim / kimsesizlik, yok / yokluk... Anamın beline boynunu bir iyice bükmüştü... Buna karşın anam zaman zaman, Muş / Varto'lu Seyit Mehmet Baba'nın kızı olduğunu söyler söyler övünürdü... Altı yaşıma basmıştım. Anamın kendisi şöyle dursun, beni bile besleyemiyordu. Bu nedenle açlıktan ölmeyim diye beni bilmediğim köylere, adamlara gönderdiydi. İşte bu nedenle, çok istediğim halde okula gidemedim. Günler, aylar, yıllar geçip gidiyordu. Çalışıyor, eziliyor, büyüyordum. Çalıştığım köyler, adamlar Alevi değildi. 17 yaşıma basmıştım. Erzurum'da benim gibi birini tanıdım. Adana'ya gidecekti. Atladık trene vardık Adana'ya. İş miş aradık hak getire... İş bulamayınca Mersin'den bir vapura atlayıp İzmir... İstanbul'a vardık.. ve... Büyükçekmece / Mimarsinan Köyü'nde bir iş bulup çalıştık. İki yıl yer altından kömür kazıp çıkardık. Maden ocağı kapanınca İstanbul / Topkapı dışındaki kara lastik fabrikalarında çalıştım. Bu arada beni askere alıp, Erzurum'a gönderdiler. Askerlik dönüşü elime bir saz geçirip tellerine vurdum... vurdum... şiirciklerimi oluşturdum. Diyarbakır'da on dolayında Alevi köyü vardı. Halen de var. Dedeler gelir saz çalar söyler giderlerdi. Dede olayını çocukluğumda duymuş, görmüştüm. Yaşadığım çeşitli olumsuzluklardan dolayı sazı tek başıma çaldım. Çaldım, çaldım az da olsa birşeyler öğrendim. Kendimi Anadolu deryasına attım. Dolaştım çaldım, dolaştım. Bir ara yolum Ege'ye, Manisa'ya düştü. Ünlü Manisa Tarzanı'yla tanışıp yanında bir ay kadar kaldıktan sonra Uşak'a vardım. Saza sarılırken kafamızda Güllüşah adlı bir kız adı katılmıştı. Ona aşıkmışım gibi türkülerimi onun adına yapıyordum. Onun adını söylüyordum. Uşak'ta birkaç gün kaldım. Bir ara mapusane müdürü aldı beni evine götürdü. Bir iyice karnımı doyurduktan sonra, sana Güllüşah kızı bulduk, dedi. Kızı aldı bana gösterdi. Kız güzeldi ama kafamdaki Güllüşah'a benzemiyordu. Baskı yapıldı. Kızı nikahlayıp hemen saz öğrettim ve.. Güllüşah adını ona verdim, Anadolu'ya attık kendimizi. Yıl 1957 idi. Olduk Aşık İhsani ve Güllüşah. Halk hemen bizi tuttu, ilgi üstüne ilgi gösterdiler... Bunu duyan, Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun, Tahir ile Zühre kitaplarını çıkaran kitapçılar bizi, geldi aldı ve ilk ilk kitabımız çıktı, Aşık İhsani ve Güllüşah...1958'de Ankara Radyosu, Yurttan Sesler şefi Muzaffer Sarısözen bizi de programa aldı. Çarşamba günleri Güllüşah'la karşılıklı saz çalıp türküler söyleyince halkın ilgisini daha çok çektik. Bu arada Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes ile tanıştırıldık. Uzun zaman gürüştük. Onlara şu türküyü söyledik:
Hey ağalar bahtiyarız mesuduz
Evvel Allah sonra Demokrat Parti
Her köşesi cennet oldu yurdumuz
Evvelallah sonra Demokrat Parti
Nice istasyonlar nice garajlar
Nice fabrikalar nice barajlar
Yapıldı düz oldu keskin virajlar
Evvelallah sonra Demokrat Parti
Sırılsıklam cahildik. Ama sazımızı türkülerimizi sürdürüyorduk. 27 Mayıs 1960 darbesi yapıldı, askerler geldi, kaldı. Bir ara Ankara Radyosu'nun üst katında, üçüncü tiyatro salonunda, Türk Ocakları'nın 51. yıldönümü töreni yapıl-dı. 27 Mayıs'ın Başbakanı Fahri Özdilek ve kordiplaması (büyükelçiler, konsoloslar) ve ötekiler vardı. Sanatçılar geç kalınca beni aradı buldu sahneye çıkardılar. Saçım sırtımı, sakalım göğsümü dövüyordu. Kendime öz bir biçimde bir urba giyiniktim, ayakta saz çalıyordum o zaman. İlk, yeni yaptığım türkümle girdim.Türkümü okurken Başbakan ayağa kalktı ve tüm gücüyle bağırdı: "Atın şu komünisti oradan.. " Tabii kordiploması şaşkın.. Ne olduğunu öğrenmeye çalışırken ben karakolda...Yaklaşık bir yıl sonraydı. Türkiye'nin dışırıya tanıtılması için kısa metrajlı bir film yapılacaktı. Filmin yapımı Fransızlar'a verilmişti. Yönetmen beni, Güllüşah, küçük oğlumuz Garip'i aldı, Ürgüp Peribacalarına gidildi. Film yapıldı ve bu film Avrupa'da beş ödül aldı. 1962'de milletvekilleri maaşlarını artırmaya kalkıştı. Duyunca hemen yanıma birkaç halk ve halk ozanını aldım, parlementonun içine kadar gidip protesto ettik, maaşları geri aldırdık..
Bu arada Belçika Kültür Bakanı Türkiye'ye geldi. Kültür Bakanımızla görüşürken oradaydım ve kendisini bizim fakirhaneye davet ettim. Ertesi günü akşamı 25 kişi çıktı yemeğe geldiler... Bakanın adı Artur Olot'tu. Adam ülkesine gidince ünlü dergilerdinde şu başlıkları okuduk; "Türkiye'de üç şey ilgimi çekti. Bir, her kesimin *******'e sarıldığını, 2. Parlementoda eski cumhurbaşkanı Celal Bayar'a af teraneleri. 3. Saçı sakalı gibi up / uzun görüşlü Aşık İhsani... " Türkiye İşçi Partisi kurulmuştu. İşçim, köylüm, açlık falan diyorlardı. Ben de bunları şiire döktüm. İlk yazdığım devrimci şiirim şu oldu; "Korkuyorlar, korkacaklar, korksunlar / Geliyoruz, geleceğiz, yakındır" ve öteki devrimci şiirlerim peş peşe oluştu.Bu şiirleri yazarken cehaletim sürüyordu, ama yazıyordum. Bıçak kemikte... Nazlı.. Ağasız dünya...... derken "Ağalı Dünya" adlı kitabım çıktı. Ve eski dostlar düşman oldu, yeni dostlar edindim. Çetin Altan Milliyet'teydi. Birkaç şiirimi almış yayınlamıştı. Ağalı Dünya durmadan bitiyor, ben durmadan matbaalara gidiyor yenisini çıkarıyordum. Böylesi bir günde, hanım şairlerden Sennur Sezer beni aldı İstanbul dışına çıkardı. Geziyorduk. Sennur bir ara, bak İhsani, Çetin Altan burada oturuyor. Gel istersen gidelim, dedi. Akşamdı. Vardık. Çetin rakı içiyordu. Bir kadeh bana da verdi ve haydi sıhhatine derken ben kadehimi az aşağı indirip tokuşturunca Çetin atıldı "kimsin ulan, Sovyetler Birliği'nden gelmişsin değil mi, bizi denetlemeye geldin, hadi konuş... " Çetin Altan sonraları benim için çok yazdı. Yazdıklarım görülmemiş şiirlerdi. Edebiyat piyasası alak-bullak olmuştu. Cahil, köyden gelmiş, okul yüzü görmemiş birinin bu şiirleri, Ağalı Dünya'yı yazdığına inanmadılar. Yüzüme karşı, bu şiirleri, kitabı sana Sovyetler Birliği'nden gönderdiler, deyip deyip duruyorlardı. Böylesini hiç görmemişlerdi. Hele bir halk ozanınından hiç....
Galata Köprüsü'nde Ağalı Dünya'yı yüz kuruşa satıyorduk. Bir akşam üstü kadının biri yanıma yaklaştı; "Pertev Naili Hoca seninle görüşmek istiyor" deyince tası tarağı toplayıp yola çıktık. Pertev Naili Hoca adını, Anadolu'da öğretmenlerden duymuştum. Türkiye'nin tek "halkçılık kürsüsü" profesörüydü. Vardık ki ne görelim, tüm edebiyatçılar tıklım tıklım salonu doldurmuş, Hoca'yı ortalarına almışlardı. Hoca'nın elini öptük. Sonra da Hoca, İhsani, bize bir iki türkü söyler misin, deyince saza sarıldım, başladım söylemeye... Türkünün bitiminde, Pertev Hoca edebiyatçılara döndü, evet İhsani bir halk ozanıdır, der demez ordakilerin tümü birden ooh dedi, rahatladılar. Evet. Benim gibi cahil birinin görülmemiş bir biçimde devrimci kitap ve şiirler yazmasına inanmak istemiyorlardı. Bu nedenle Halkçılık kürsüsü profesörü Pertev Naili Boratav'ı Paris'ten getirdi. Benim Sovyetler Birliği'nden mi geldiğimi ve normal bir halk ozanı mı olduğumu öğrenmek istediler. Bunların tüm belgeleri bendedir. 1960'tan 1977'ye kadar bana pasaport vermediler. Ecevit o zamanlar başbakan ve dostum olduğu halde bana pasaport verilmedi. 1977'lerde bir yolunu bulup Almanya'ya attım kendimi, halk geceleri ve televizyonlara çıktım. Bu arada Belçika ve öteki ülkeler de bana el uzattı, halk gecelerine ve televizyonlara çıkardılar beni. O ara Avrupa'dan üç de şiir ödülü aldım. İlk okuduğum kitap Fuzuli'nin "Saadete Ermişlerin Bahçesi" isimli kitabıdır. Bugüne kadar 24 kitabım yayınlandı. İkisi yabancı dillere çevrildi. Ağalı Dünya ve Beyaz Köle. Taşplak, 45'lık plak, longpley ve kasetlerim epey çıktı. Longpleylerimden biri ABD'de biri de, SSCB'de çıktı.
Eşitlik, özgürlük, tam bağımsızlık, laiklik, demokrasi, hakça bölüşüm diyorsunuz her konuşmanızda, eserlerinizde. Bu kavramlar için Türkiye'de bu kavramları savunduğunu iddia edenlerin gerekli mücadele verdiğine inanıyor musunuz?
Hayır. İnanmıyorum. Herkes üzerine düşen görevi yapmış olsa sorunlar daha da azalacaktır. Zaten temel sorun da orada yatıyor zaten.
Halk ozanı kimdir, halk ozanlığı nedir?
Halk ozanı halkın yanında olandır. Yani halkın görmeyen gözü, duymayan kulağı, söylemeyen dilidir. Yani halk bir derya, halk ozanı bir balıktır. Dahası, halk kır çiçekleri, halk ozanı bir arıdır. Bir de şöyle diyelim halk ozanı, derin ve karanlık kuyulara atılan halkını kartal pençeleriyle çıkarıp ap-aydınlığa götürendir. Halk ozanının okulu yoktur. Halk, derdini belasını sevincini söyletmek için ozanını yaratmıştır. Halk varoldukça ozanı da olacaktır.
Alevilik Bektaşilik için neler söyleyeceksiniz?
Alevilik vazgeçilmez bir güzelliktir, sevgidir, barıştır, dostluktur, kardeşliktir ve de zengin bir kültürdür. Çocukluğumdan bugüne yüce Alevi halkının itildiğini, kovulduğunu, dövüldüğünü, öldürüldüğünü, yakıldığını hep duydum, gördüm. Hükümetler bu ‘Yezitliğin', bu işkenceceliğin, bu yobaz faşist kırıntılarının yaptığı katliama "dur" demediler. Üstelik göz yumdular yıkılasıcalar. Yüce Alevilik oluştu oluşalı hep öyle oldu. İşte, tarihlere beyinlere kapkara bir leke olarak giren Kerbela kana doymayan ‘Yezit kırıntıları' daha sonra katliamlarına devam ettiler. Kedinin ciğere yetişemediği gibi yüce Aleviliğin kültür hazinesini yaratan şairlere, yazarlara ve Ali'yi sevenlere murdardır, deyip çivili sopalarla, satırlarla, ateşlerle saldırdılar. Bu yezit faşist kırıntıları, yüce Alevilik mertebesini, sırılsıklam cahil kalıp yetişemediklerinden, murdar dediler. Biz ne yaptık? Yapabildiklerimizi yaptık. İhanetlerini, yezitliklerini, katliamlarını saza söze döküp, beyinlere, tarihlere, işledik. Başka ne yapabilirdik ki; onların hükümeti, onların polisi, jandarması olunca. İmam Ali, İranlıların abarttıkları gibi, durmadan savaşan, kan döken bir katil değildir. İmam Ali iyilik, kültür sever bir bilim adamıdır. Sürekli halktan, haktan yana çıktığı için ona (hak) denilmiş bir beyin hazinesidir. İşte size Ali'nin bir deyimi, "her şey bir şeydir, cahil hiçbir şeydir. " Bu deyim İmam Ali'nin kim olduğunu göstermiyor mu? Halk ozanının okulu yoktur. Halk, derdini-belasını, söyletmek için halk ozanını yaratmış, içinden çıkarıp önüne katmıştır.
Halk ozanı halkın duyan kulağı, gören gözü, söyleyen dilidir. Halk bir derya, halk ozanı balıktır. Yani, halk kır çiçekleri, halk ozanı arıdır. Türkiye'de halk ozanının özgürlüğü yoktur. Ancak, geçmişteki halk ozanları deha şiirleri yazmış, gizlemiştir. Sonraları elden ele okunmuş, bana kadar gelmiştir. İşte, büyük Alevilik Kültürü'nü yaratan bu şairlerdir. Türkiye'nin tek kültürü Alevi Kültürü'dür. Çünkü, davul zurna Pakistan'dan, ut, darbuka, cümbüş Araplar'dan, gitar İspanya'dan, keman İtalya'dan... Ötekiler şurdan burdan geldi Türkiye'ye. Alevilik ise bir yoldur. Kültür yolu hazinesidir. Ve de erişilmez, bu topraklara özgü bir kültürdür. 1979'da, Türkiye'ye göre dünyanın dibi olan Avusturalya Kıtası'na gittiydim, çağrılmıştım. Baktım ki ne göreyim. Bir parça ekmek karşılığı, Alevi halkı Avusturalya'ya da gitmiş.
Ekmek Leyla oldu bre dostlarım / Mecnun oldum ardı sıra gezerim
Dostlara hasret türküleri söyledim. Sonra da dertlerini belalarını hasretlerini, oturup bir kitap yazdım; "Beyaz Köle" yazarken Pülümürlü Hıdır geldi, sordum: "Buraya geldiğinde ilk işin ne oldu?" deyince, "Ölü babamı aramak oldu. " dedi. Anlamadım, deyince yeniden girdi: "Ben çocukken, köyde babam öldüğünde, komşular ağız birlik, babamın öte dünyaya vardığını dedilerdi. Ee burası dünyanın ötesi olduğuna göre babamı neden aramayak ki. " İşte yüce Aleviliğin yeni bir kültürel yanı daha: Bektaşi mizahı... Bu olayı Cumhuriyet, ve başka gazeteler de yazdı. Avustralya'nın, Türkiye'ye göre dünyanın dibi olduğunu anlatan harika bir deyim. Aleviliğin bir dehasıdır bu.
Türkiye'de halk ozanlarının temel sorunları nelerdir?
Halk ozanı ekonomik gücü ve özgürlüğü olmayan bir kültür adamıdır.
En çok sevdiğiniz, beraber olduğunuz, dost olduğunuz diğer ozanlar, yazarlar kimlerdir?
Halkının sömürülmesine karşı çıkan tüm ozanları, yazarları, çizerleri seviyorum.
Söyleşi: 1999
Eserleri
Aşık İhsani'nin Hayat Hikayesi ve Şiirleri (1960).
Ağalı Dünya (1964); Yazacağım (1966); Bakalım Hele (1967)
Ozan Dolu Anadolu (Gezi, 1974); Vur Ağanın Başına (1975)
Beyaz Köle (1985), Düş Değil Bu (2000).
Şiirlerinden seçmeler
Bilmece
Tam otuz keredir evlendim bana
Her gelen kız giden dulu arattı
Genç aldım yaşlıyı boşadım yine
Her gelen kız giden dulu arattı
İstemem geleni göklerden inse
Bayramlar ederim gidenim dönse
Talihim mi böyle bilmem nedense
Her gelen kız giden dulu arattı
Tersine gelene yoldaş oldum ben
Gelen güzel gelen taze gelen şen
Gelen ömür fakat bunlara rağmen
Her gelen kız giden dulu arattı
İhsani’yem fazla gelmişken dünkü
Yetmez gibi çıktı geldi bugünkü
İstemem bir daha gelmesin çünkü
Her gelen kız giden dulu arattı
(Her gelen kız yeni yıldır / giden de eski yazılar)
Yetişin
Yetişin heyy arkadaşlar yetişin
Memleketi zulüm aldı yetişin
Zulmün arkasına geçen deyyuslar
Tepemizde fazla kaldı yetişin
Politik cambazlar sarıldı dine
Derviş Vahdetiler hortladı yine
Demokrasi denen yerin dibine
Faşizm kökünü saldı yetişin
Güveni müveni kalmadı canın
Haddi-hesabı yok dökülen kanın
İktidar partisi anayasanın
Kitabını yere çaldı yetişin
Ayaklar altında çiğnendi haklar
Sorumlu kürsüde gerçeği saklar
Arpası irice gelen uşaklar
Birer kuduz köpek oldu yetişin
Geliyor
Geliyor heyyy bire dostlar geliyor
Koca halkım kalka kalka geliyor
Yıkılası zorbalığın üstüne
Her bir yandan aka aka geliyor
Yivli hançer gibi sıyrılmış kından
Ne ölüm korkusu ne de bir zından
Ortaçağın kahpe karanlığından
Kurun gibi çıka çıka geliyor
Poyraz yemiş sarı siyah yüzüyle
Her cümlesi küfür dolu sözüyle
Çanağından çıkmış iki gözüyle
Aç toprağa baka baka geliyor
Köylüsü kentlisi ederek toyu
Bir elinde kitap birinde oyu
Kendisinden olmayanı yol boyu
Ateşleyip yaka yaka geliyor
Vakti gelmiş durmaz olmuş yuvada
Bir ayağı dağda biri ovada
Sağları rüzgarda eli havada
Yumruğunu sıka sıka geliyor
Namaz Kaldı
Mehmet asgariden aylık alıyor
Altı nüfus ve kirada kalıyor
Mehmet ya evliya ya ad çalıyor
Çiftetelli oynamaya az kaldı
Her şeye zam geldi bir namaz kaldı
Tok olanlar yedi daha tok oldu
Hırsız daha hırsız dönek çok oldu
Orta direk vardı tümden yok oldu
Çiftetelli oynamaya az kaldı
Her şeye zam geldi bir namaz kaldı
Muhalefet geri meri esiyor
İktidar-miktidar hava basıyor
Borçlar gırtlağa dayandı kesiyor
Çiftetelli oynamaya az kaldı
Her şeye zam geldi bir namaz kaldı
Oğluma
Sana oğlum demem hayatta çiğsen
İstemem başına altın taç giysen
Yetiştirip iki ağaç diktiysen
İşte o zaman benim oğlumsun
Zalimin önünde boyun eğmezsen
Yoksulun malını çalıp yemezsen
Ben İslamım o gavurdur demezsen
İşte o zaman benim oğlumsun
İhsani’yem benim idi giden dün
Yarınlar senindir iyice düşün
İnsan olduğunu öğrendiğin gün
İşte o zaman benim oğlumsun
Düş mü
Dün gece düşümde gördüm dostlarım
Dersimliler birden bire yürüdü
Kimi eşeğini kimi kazını
Tepe bayır süre süre yürüdü
Kiminin sıkılmış nasırlı eli
Kiminin kimine dayalı beli
Afyon’dan Ağrı’dan bir insan seli
Kaya kaya dere dere yürüdü
Kiminin sırtında baltası çulu
Kiminin dağlara çevrili yolu
Samsunlu İzmirli tüm Anadolu
Bölge bölge sıra sıra yürüdü
Kimisi yaşlıca kimisi ergen
Kimi dev yapılı azimli girgen
Kiminin uyy babo elinde dirgen
Bıyığını bura bura yürüdü
Tok davul sesleri güm dedi yer yer
Herkesin alnında şapır şapır ter
Kiminin ağzında yeni bir haber
Ötekine vere vere yürüdü
Kimisi sarılı çıplak bir taya
Kimisi göğsünü eylemiş kaya
Koca halkım bir aydınlık bulmaya
Karanlığa vura vura yürüdü
Sivaslı Küçük Bir Kızın Dramı (Bu şiir ödül almıştır)
Anam Gül komuş adımı
Hani neden gülmüyom ben
Şu insanlar sanki diken
Bunu doğru bulmuyom ben
Sabah erkence kalkıyom
Uykusuz yola çıkıyom
Elin işine bakıyom
Bi dakka boş kalmıyom ben
Babam kız git çalış diyo
Anam buna alış diyo
Sonra da gel gülüş diyo
Çok istiyom ölmüyom ben
Ne bi yeni pabıç giyom
Ne bi lokma datlı yiyom
Kaç oldu hastayım diyom
Bi gün eyi olmuyom ben
Ne okuyom ne yazıyom
Ne oynuyom ne geziyom
Bazı herkese kızıyom
Ne olacam bilmiyom ben
Balta
Odun kırıcıydı adı İlyas’tı
Yanaştım yanına yüzünü astı
İşin nasıl dedim bir küfür bastı
Arkasından baltasını biledi
Bana bak arkadaş dedim dedi ne
Dedim sen bir vatandaşsın dedi he
Dedim kanun var dedi çekil be
Arkasından baltasını biledi
Dedim ilin nere senin dedi Van
Dedim çoluk çocuk dedi sekiz can
Dedim düzelecek dedi ne zaman
Arkasından baltasını biledi
Dedim yoksulluğun ocağı söne
Açıldı gözleri atıldı öne
Dedim dur bakalım dedi ne güne
Arkasından baltasını biledi
Savaş Alanı
Vurulmuştu nefes nefes uyandı
Ölenlerden arta kalan tek candı
Çabaladı dizlerine ayandı
Kalktı kalktı kalktı çaresiz
İmkan bulsa uçacaktı yurduna
Yem olmadan dağ başının kurduna
Bir geleni varmış gibi ardına
Baktı baktı baktı çaresiz
Çömeldim yanına kaldık tek teke
Bir şeyler diyordu can çeke çeke
Aldığı yaradan kan leke leke
Aktı aktı aktı çaresiz
İçten bir titreme almıştı onu
Çıkmıyor kısıktı sesinin tonu
Akbabalar dönüyordu boynunu
Büktü büktü büktü çaresiz
Bırakmıştı elindeki işini
Yavrusunu yuvasını eşini
Varan Azrail’e karşı dişini
Sıktı sıktı sıktı çaresiz
Silahların parladığı o her an
Çukur çukur yanıyordu koca han
Böyle cinayetten insanlık çoktan
Bıktı bıktı bıktı çaresiz
Sivas Olayı
Bak ne etti Sivas bize
Yetiş İmam Alim yetiş
Kan göl oldu çıktı dize
Yetiş İmam Alim yetiş
Yüreğime doldu ateş
Hain yezit yıktı yaktı
Hükümet uzaktan baktı
Yeter insan kanı aktı
Yetiş İmam Alim yetiş
Yüreğime doldu ateş
Edibe Sulari çöktü
Akarsu boynunu büktü
Pirsultan göz yaşı döktü
Yetiş İmam Alim yetiş
Yüreğime doldu ateş
Eller gider iken aya
Biz düştük lanet belaya
Sivas döndü Kerbelaya
Yetiş İmam Alim yetiş
Yüreğime doldu ateş
Toprağa Ne Ektiysem
Ne ektiysem onu biçtim
Şu üç dönümlük tarlaya
Elma ektim pekmez içtim
Şu üç dönümlük tarladan
Bir dönüme sevgi ektim
Çevresine barış diktim
Kucaklar dolusu çektim
Şu üç dönümlük tarladan
Bir dönüme hızlı daldım
Bir yılda dört ürün aldım
Altın buldum elmas buldum
Şu üç dönümlük tarladan
Bir dönümü kırmızı nar
Biri pamuk biri pancar
Fındığım var zeytinim var
Şu üç dönümlük tarladan
Bir dönümü kara üzüm
Üzüm benim iki gözüm
Portakala güldü yüzüm
Şu üç dönümlük tarladan
Bir dönümü benim yurdum
Yurduma bir okul kurdum
Gül kokladım bal yoğurdum
Şu üç dönümlük tarladan
Bir dönüme yağmur verdim
Yağmura bol güneş serdim
Oğlanı kızı everdim
Şu üç dönümlük tarladan
Çekecek
Memlekette gezinirken yitirdim
Kim bulduysa versin çekeceğimi
Çekeceksiz ben kendimi bitirdim
Kim bulduysa versin çekeceğimi
Zengin değil yoksula kötü baksın
Kitap değil onu faşistler yaksın
Aydın değil savcı mapusa tıksın
Kim bulduysa versin çekeceğimi
Patron değil işçiye kazık atmaz
Ağa değil köylüyü alıp satmaz
Meclis değil enflasyonu yaratmaz
Kim bulduysa versin çekeceğimi
Siyasetçi değil yalan söylemez
Öksüzün hakkını yemeyi bilmez
Devlet bankasını talan eylemez
Kim bulduysa versin çekeceğimi
Pahalılık değil yürüsün öne
Hayalici değil köşeyi döne
Başbakan değildir balonu söne
Kim bulduysa versin çekeceğimi
Zından
Türkiye’de bir zından var
Havası ağır mı ağır
Kapısının tanrısı yok
Dıvarı sağır mı sağır
Türkiye’de bir zından var
Oy anam oyy beni beni
Tahta kurusundan önce
Zındancılar yiyer mi
Türkiye’de bir zından var
Konuşamaz hep susarsın
“Yaşasın özgürlük” dersen
vurulursun kan kusarsın
Türkiye’de zındanlar var
Zındanları yıkmak gerek
Ortacağın katranından
Temizlenip çıkmak gerek
Yazacağım
Yazacağım bu can tende
Durana dek yazacağım
Eşitsizlik zincirini
Kırana dek yazacağım
Günüm çıkasıya dardan
Haber gelesiye yardan
Vurguncuyu şahdamarından
Vurana dek yazacağım
Ağalığın çöküşünü
Gür suların akışını
Fakirliğin kalkışını
Görene dek yazacağım
Sorumluyum ben çağımdan
Düz ovamdan dik dağımdan
Sömürgeyi toprağımdan
Sürene dek yazacağım
Halkım uyanmasın diye
Gerçekler gizlenir niye
Anayasa’m raftan köye
Girene dek yazacağım
Dost
Bin düşman öldürmektense
Dostum bir dost kazan bir dost
Düşman öldürmekle bitmez
Dostum bir dost kazan bir dost
Aç gözlerin güne baksın
Gün gecene ışık yaksın
Dostun yoksa sen de yoksun
Dostum bir dost kazan bir dost
Şu gavur şu İslam deme
Deyip insan hakkı yeme
Sorunların küme küme
Dostum bir dost kazan bir dost
Bir dost bir dost ile gelir
Gele gele yığın olur
Düşmanın o zaman ölür
Dostum bir dost kazan bir dost
Yola Yola
Yabancı dost yerli düşman yürüdü
Tepemize kol kola ha kol kola
Oturup durmanın zamanı değil
Haber versin kul kula ha kul kula
Baltalara dirgenlere değelim
Vuruşalım kara günü dövelim
Bu yurt baştan başa bizim diyelim
Direnelim bel bele ha bel bele
Çekelim keskince kinleri kından
Zalime gününü edelim zindan
Ben bir yandan sen bir yandan her yandan
Verişelim el ele ha el ele
İhsani günümüz gitmesin boşa
Vuralım yezidi sürelim dışa
Biz gelelim biz kalalım baş başa
Kardeş kardeş yol yola ha yol yola
Bekle Beni
Bekle beni Güneydoğu seninle
Dola dola geliyorum hazır ol
Yer altı-yerüstü değerlerini
Bula bula geliyorum hazır ol
Sende doğdum ben anlarım dilinden
İlaç yaptım saçlarıma kilinden
Seni kahpe karanlığın elinden
Ala ala geliyorum hazır ol
Umutlarım çiçek açtı yarına
İhaneti komam sende barına
Ak suları kara topraklarına
Sala sala geliyorum hazır ol
Hayalimde teknik düşümde bilim
Yapılar yapmada ustadır elim
Ellerin yurdunda kalır değilim
Sıla sıla geliyorum hazır ol
İşlesin makinem eylesin karı
Dişlesin insanım dalında narı
Yolum çukur yolum yokuş bunları
Bile bile geliyorum hazır ol
Ağasız Dünya
Anacım be akşam eve dönünce
Neden hep ağlıyor gülsen olma mı
Köyde bana “piç” diyorlar ne dimek
Birinden öğrenip gelsen olma mı
Bu gün Abuzıt’ın süslü memedi
Gördüydüm elinde ağ ekmek yedi
Bi ısırık istediydim vermedi
Versin deyi haber salsan olma mı
Okula komadı bizi kel ağa
Odunu yoğumuş iletti dağa
Taş kestiydi basamıyom toprağa
Ayağıma babıç alsan olma mı
Tahsildar tefeci hökümet ganun
Dam su inek eşşek hepsi mi onun
Öyle isem şu dünyada ağanın
Olmadığı biyer bulsan olma mı
Mor Yaşmaklım
Mor yaşmaklım bahar geldi
Haydi sen de eserek gel
Bahçe bahçe kucak kucak
Lale sümbül keserek gel
Kopar ayrılık bağını
Sevda yaşasın çağını
Kavuşmanın bayrağını
Daldan dala asarak gel
İhsani’yem sokaklar dar
Ayağın incinmesin yar
Yollarda gözlerim var
Üzerine basarak gel
Devrimin Sesi
22-01-2009, 22:30
İnanç, sabır, kararlılık mirastır bize.
Devraldık biz silahları, ellerinizden.
Bileniyor halkın hıncı kanla, ölümle.
Tutuşur yürekler isyan ateşimizle.
6 Mayıs, 6 Mayıs sabaha doğru,
Üç yoldaşım can veriyor darağacında.
Kitap elde, silah belde yürüyoruz şimdi biz.
Her 6 Mayıs'ta doğar binlerce Deniz.
Bize önderlik ediyor T-D-K-P'miz!
Kör Aşık
ögrencidayanismasi
23-01-2009, 14:27
gerçekten çok güzel tebrik ederim..
advaşirey karvuşaloy kerdiley vaz
andırvay lafyuvaş
et yu vay şet lentulday ley
şayn yu kof fit
endurget faylayft yu veyt
paryoşa...
paryoşa paryoşa
tendır kaftıvol opliyuş vanadey
hefitişipiyl lona gay vona yuş
paryoşa...
paryoşa
krambıl yuveşay ada doy dada dey
yundey fileft veyç ada du didi dey
paryoşa...
paryoşa
paryoşa
anlamazlar garip dilimi
çözemezler beni ben yapan beni
aşklar vardır herşeyi anlatır
herşey melodiler yumağıdır
tanrıdan gelir mavi gücüm
şarkılardaki ölümcül büyüm
aşklar vardır beni anlatır
herşey sevgiler sunağıdır
paryoşa...
paryoşa
paryoşa
götür beni eski bir şarkıda uyuyan
güzel muraşka'ya...
paryoşa
paryoşa beni hiç bırakma
al yanına...
paryoşa aşkı getir bana
dudaklarımla doyurdum
mavilere boyadım onu
paryoşa...
paryoşa
'uyuyo muraşka'
Düş Sokağı Sakinleri'nin "hayali kadın" olarak nitelendirdiği Paryoşa üzerine yazılan bir şarkı. Dinlediğim ve gitarla çalıp söylediğim zaman "benim de bir Paryoşa'm var" dediğim çok güzel bir eser. Çok zaman "yok böyle bir beste" dediğim, benimde bir "Düş Sokağı Sakini" olduğumu hissettiğim ve aynı varoluşlara kafa tuttuğum doyulmaz bir şarkı.
Şarkı sözleri bölümü olmadığı için şiirler bölümünde yayınlamak istedim.
Rakı name (Necip Mirkelamoğlu)
içmesini bilene zevk-ü sefadır rakı,
içmeyi bilmeyene cevr-ü cefadır rakı.
bir münasip miktarı muhabbet anahtarı,
kaçırırsan ayarı, cana ezadır rakı.
ne dert kalır ne keder, içeni mes’ut eder,
içebilirsen eğer, ruha ciladır rakı.
ham arvahsan yanaşma, arifsen ondan şaşma,
iç amma haddi aşma, ferahfezadır rakı,
yarattığı ahengi, ne saz verir ne çengi,
terbiyenin mihengi dense sezadır rakı.
ehli kemal olana, zevkle hemhal olana,
sohbette tad bulana, yar-ı vefadır rakı.
misten ala kokusu, ana sütü gibi su,
şu ki sözün doğrusu, müstesna mâdır rakı.
dost bezminde sohbette, neş’e-i muhabbette,
her manevi lezzette, bir vasıtadır rakı.
nükte, cinas anlayan, ahengi bezme uyan,
içip zırvalamayan, işte onadır rakı.
adab-i erkanı var, zamanı mekanı var,
kimin ki iz’anı var, ona şifadır rakı.
Unutmam 18 Mayısı
18 Mayısı unutmam
Unutmam 18 Mayısı
İşçinin köylünün kurtuluş
Ordusu,Devrimci erleriz.
Ölümlerle yeniden doğan
Ölmeyen devrimci erleriz.
Bir vücut, bir yumruk ve bir baş,
Bağımsızlığa kadar savaş;
Önderimiz İbrahim yoldaş
Korkmayan devrimci erleriz.
Unutmam 18 Mayısı,
18 Mayısı unutmam
Ali Haydar yıldızımızı
Vuranlar korkutamaz bizi.
Vuruldukça arttırdık hızı,
Durmayan devrimci erleriz
18 Mayısı unutmam,
unutmam 18 Mayısı
Bağımsızlık gelene dek,
Ellerden düşmeyecek tüfenk
İbo, Haydar, Muharrem çiçek
Solmayan devrimci erleriz.
Dev_Esk92
30-01-2009, 18:34
Asla emperyalizme tutsak olmayacağımıza,
• Emperyalizmin yerli iş birlikçilerine asla ödün
vermeyeceğimize,
• İktidar koltukları uğruna ilkelerimizden ve ideolojimizden
taviz vermeyeceğimize,
• Faşizme ve faşizmi kurumsallaştırmak isteyenlere
yurdu dar edeceğimize,
• Oligarşinin ve kurumlarının haklımızın üzerniden uygulamaya
çalıştığı sömürü düzenine son vereceğimize,
• Teokrasiyi getirmeye çalışan şeriatçılara karşı ve kesin
ve keskin mücadelemize devam edeceğimize,
• Şartlar ne olursa olsun kendi ikbalimiz ve hırslarımızın
uğruna partimize zarar vermeyeceğimize,
• Hangi makamda olursak olalım en kutsal görevin parti
neferliği olduğnu asla unutmayacağımıza,
Onurlu bir partinin, onurlu ve
devrimci gençleri olarak and içeriz...
Devrimin Sesi
30-01-2009, 20:52
Evet oğlum bu şarkıyı bende biliyorum, evde her gün en az 10 defa çalıp söylediğin şarkı bu değil mi? Söylediğinde "bu ne oğlum, daha anlaşılır bir şeyler çal-söyle" dediğim şarkı :) Aferin...Sanatla uğraşman beni sevindiriyor...
:)
DSS en sevdiğim, en severek dinlediğim gruptur. Yıllardır aynı şarkılarını tekrar tekrar dinlerim, hala bıkmadım :) Fakat bu şarkısına hiç rastlamamıştım, Limewire'dan arattım fakat bulamadım. Acaba bulmama yardımcı olabilir misin İhtilal'in Oğlu ? :)
Buraya ekleyebilirim şarkıyı. Yada bana özel mesaj ile mail'inizi yollayın msn'den ulaştırayım...
komunistgundem
01-02-2009, 15:35
Yaşamı tanımak,yarını sevmektir
Gökyüzünü uzanan eller gibi
Umutlarımızla, yarınlarımıza
Kızıl bir dünya kuracağız derdin hep
Yarınlar bizim
Sınıfsız sömürüsüz bir dünya bizim
Kazanacağız bir gün derdin
Şimdi yanımızda olmasanda
Sesin hep kulaklarımızda
Sen öğrettin bize
Yaşamı sevmeyi, faşizme karşı mücadele etmeyi
Emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı bağımsızlık savası vermeyi
sen öğrettin bize
fabrikada, sokakta, grevde, alanda
direnmeyi
Şimdi gözlerin götürüyor
bizi yarınlara mavi gözlerin
mavi gözlerin aydınlatıyor yolumuzu
bu çelik aldığı suyu unutmadı,
unutmayacak
ama özlüyoruz seni
Önder Kaypakkaya yoldaş.
18 Mayıs 2005
------------------------------------
MAYIS
Güneşli ve güzel günler gelir mayıs'ta
Biter sürgünler, acılar
Sevgi dolar yüreklere
Ağaçlar dallanır, çiçekler açar
Sevdayı buluruz, mayıs'ın her bir gününde....
Her günü bir başka hüzün
Bir başka anlamlı.
Çoğu kez çiçeklerimiz soldu,hüzünlendik
Ama bir başka aydır mayıs ayı
Çiçeklerimiz solsada
Nilüferlerimiz açtı, gözleri ışık saçtı
Bir Umut daha doğdu,
Sevgi dolu yüreklerin üstüne,
Bir Umut daha
Bir Umut daha
Bir Nilüfer daha....
Bir baka severim mayıs ayını,
Bir başka doğar güneş, mayıs ayında
Her gününü bir başka yaşamalı.
Hüznünü, acısını, sevdasını, umudunu,
sürgününü ve yaşamını,
Sevdadır mayısın bir başka adı..!
---------------------------------------------
Kaypakkaya'ya
Yürürsün karanlığın üstüne
sarı saçlarını okşayarak
ve yüreğinin derinliklerinde hissedersin
Devrimin yalın yüzünü ,
ve seslenirsin
işte bu Devrim
işte bu Komünizm
Mavi gözlerin süzülür karanlığın ardından
gecenin sessizliğinde
bir çığlık ,ardından bir çığlık daha
"Kurtuluş Yok Tek Başına ya hep Beraber ya Hiç Birimiz.."
Senin gözlerin aydınlatır, devrimin yolunu
Gözlerinden alırız ışığımızı
senin direncinle direniriz
seninle sır vermeyiz ser veririz İBOM..
Kavgayı direnci Dersimi tanırız seninle
Ali Haydarla yürürüz vartinik te
Sizden aldığımız o şanlı bayrağı
Sizlere yakışır bir şekilde
Dikeceğiz Mücadelemiz ile
Sen rahat uyu sarı saçlı mavi gözlü yoldaşım
sen rahat uyu
şimdi senin yerine biz varız senden aldığımız güçle
Dirençle Kavgayla…!
20 Ekim 2008
--------------------------------------------------------
Devrimcilere
Ölümü denir şimdi size!
Kimi Vartinik’de
Kimi Kızıldere’de
Bedenlerini koydular faşizme karşı,
Kimi Diyarbakır işkence hanelerinde
Kimi altı mayıs idamlarda
Haykırdı bağımsız Türkiye diye
Ölümü denir şimdi size,
Selamlıyoruz sizi dağların doruklarından
Selamlıyoruz alanlardan ,
Barikatlardan ,Fabrikadan ,Tarladan
Sığdıramam sizleri sayfalara
Mayısın kanlı günü
Bir kez daha döndü Hazirana
17 canımızı uğurladık gökyüzüne
Ölümü denir şimdi size
Kimi ölüm oruçlarında
120 canım
Kurtuluşa dek sürecek kavgamız
İnançlıyız haklıyız Onurlu özgür bağımsız ülkeyi
Kurana dek sürecek kavgamız
Ölümü denir şimdi bize
Nice DENİZ
Nice MAHİR
Nice İBRAHİM
Ve niceleri yanımızdayken.
Bunlar ŞİİR'lerin bir kısmı diğerlerini [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]) den ulaşmanız mümkündür.
ŞİİR'ler KEMAL DOĞAN Yoldaş'a aittir!
ADANA-GENCUMUT
03-02-2009, 23:05
12 MART
Oniki Mart Paşaları
Sermayenin Uşakları
Kızıl derenin Kanları
Yanınıza kalmayacak
Faik Türün ve Elverdi
Halkın direk hainleri
Astılar Yusuf Denizi
Cevahirler Durmayacak
Cevahire kıyanları
Halkımızı soyanları
İbrahim e Kıyanları
Toprak bile Almayacak
Beyler deresi savası
Yoldaşlar Öncü savası
Kurtuluşa kadar savaş
Mahirlerin tek şiarı
Parti cephe birlikleri
İnletecek yer gökleri
Devrimci Yolun güçleri
Kızıl bayrak sallayacak
2
HEPİMİZ BİRER MAHİRİZ
Birde çoğuz çokta biriz
Ne eveliz ne ahiriz
Hepimiz birer Mahiriz
Kanımıza kan isteriz
Enişte emmi dayımız
Artar eksilmez sayımız
Gülsün diye Hüdayimiz
Kanımıza kan isteriz
Köyün evleri tezekten
Faşistler çıksın tuzaktan
Alp kursun sıkar uzaktan
Kanımıza kan isteriz
Kursun sığmaz kemerime
Kan damlıyor ciğerime
Dokunmayın Ömerime
Kanımıza kan isteriz
&&&&&&
Yasla doldu dağım tasım
Devrim yolundadır başım
Vuruldu kazım yoldaşım
Kanımıza kan isteriz
Kızıldere doymaz kana
Kan yakışır mert olana
Faşistler kıydı Cihana
Kanımıza kan isteriz
Her biri birer aslandı
Kursunlar cana dayandı
Nİihatım kana boyandı
Kanımıza kan isteriz
Kızıldereyi sardılar
Bomba kurşun yağdırdılar
Ahmedimide vurdular
Kanımıza Kan isteriz
Kızıldere akmayacak
Kavga burada durmayacak
Dökülen kanlar sorulacak
Kanımıza kan isteriz
-------------------------------------------------------
3
HUSEYIN CEVAHIR
Burası İstanbul Maltepe
Cevahir vuruldu kahbece
Eylemi yadiğar bizlere
Kalacak Cevahir Yoldaşım
Yıl 1971 haziran
Vuruldu çok değerli Militan
Oligarşiye Korkuyu salan
Dersimli Cevahir yoldaşım
Etrafı alındı kordona
Sımsıkı sarıldı tomsana
Sırtını dayadı Cayana
Dersimli Cevahir yoldasım
BU MEYDANDA CENGİMİZ VAR
Bu meydanda cengimiz var
Er olan meydana gelsin
Faşistlere hıncımız var
Devrimciler safa gelsin
Son sözümüz söylenmedi
Kavga yeni başlayacak
Bir devrimci ölse bile
Milyonlar var savaşacak
DEV-GENÇ MARŞI
Hey Dev-Genç’li, Hey Dev-Genç’li
Savaş vakti yaklaştı
Al silahı vur beline
Emperyalizme karşı
Deniz, İbo, Mahir Çayan
Devrim için öldüler
Devrimciler ölür ama
Devrimler durmaz sürer
BİZLER HALKIMIZIN ÖZGÜRLÜK IŞIĞIYIZ
[Yürüyüş ve 1 mayıs]
Bizler halkımızın
Özgürlük Işığıyız
Vurmakla tükenmeyen
Mahirlerin kanıyız hey
Mahir Hüseyin UlaşıI
Bir daha anmak için
Yürüyelim yoldaşlar
Faşizmi ezmek için hey
Devrim bayrağını
Göklere yükseltelim
Bugün Barış Günüdür
Birleşelim Yoldaşlar hey
Zafer bizim yoldaşlar
Bunu böyle bilelim
Devrim günüdür bugün
Savaşmanın günüdür
GÜN DOĞDU 4
Gün doğdu hep uyandık
Siperlere dayandık
Bağımsızlık uğruna da
Alkanlara boyandık
Yolumuz devrim yolu
Gelin kardeşler gelin
Yurdumuzu Faşist sarmış
Vurun kardeşler vurun
İşçi köylü hep hazırız
Bozuk düzene karşı
Halk savaşı vereceğiz
Emperyalizme karşı
ANKARANIN TAŞINA BAK
Ankara'nın taşına bak
Gözlerimin yaşına bak
Düşman bizi esir almış
Şu düzenin işine bak
Ankara'nın taştır yolu
Düşman sarmış sağı solu
Sen gösterdin halk savaşı
Devrim için doğru yolu
Zulüm bir gün duracaktır
Halk zinciri kıracaktır
İşçi köylü yoksul halkım
İktidarı alacaktır.
JANDARMA
Ay ışığı Jandarmanın
Süngüsünü yakıyor
Mahpus yoldaş pencereden
Jandarmaya bakıyor
Diyor ki o, jandarma sen
Kardeşim sin köylümsün
Kırlarımda salgın gezen
Köyden geldin belki dün
Jandarma biz sosyalistiz
Dostuz yalnız biz sana
Kurtuluşun bizimledir
Ellini uzatsana
Jandarma sen ah bilsen
Sana ne is verdiler
Belki bir gün zabit sana
Köylünü kurşunlatır
Jandarma biz sosyalistiz
Dostuz yalnız biz sana
Kurtuluşun bizimledir
Ellini uzatsana
Anan ,karın,çocukların
Köyünde aç kaldılar
Ne hükümet el uzatır
Ne ağadan medet var
Jandarma biz sosyalistiz
Dostuz yalnız biz sana
Kurtuluşun bizimledir
Ellini uzatsana
5
NURHAK
Dört bir yana haber salsam,
Öldü desem İnan'ımı
Dağlar bana geri verin
Kadir'imi, Sinan'ımı
Jandarma kurşunu çaldı
Canımı, tenimden aldı
Nurhak'a abide kaldı
Dağlar aldı selamımı
Nurhak sana güneş doğmaz
Uçan kuşlar yuva kurmaz
Dökülen kan yerde kalmaz
Soracağız hesabını
Böyle kalır sanma devran
Yola devam eder kervan
Öldü Sinan, doğdu Taylan
Omuzladı silahını
----------------------------------
6
MEZARLARDAN CIKTILAR
Mezarlardan cıktılar
Bayram benim neyime
Çekip Mahiri vurdular
Kan damlar yüreğime
İşte Mahir şehit oldu
Bayram benim neyime
Patronların gönlü oldu
Kan damlar yüreğime
Bitsin artık kara zülüm
Bayram benim neyime
Hep bize mi bunca ölüm
Kan damlar yüreğime
Ezilip duruyoruz
Bayram benim neyime
İktidara yürüyoruz
Gül damlar Yüreğime
-----------------------------
KIZILDERE
Oy dere Kızıldere
Böyle akışın nere
Bizde hal mı bıraktın
Sana can vere vere
Dere bizim deremiz
Suyu alın terimiz
Söyle nedendir dere
Vurulur geçlerimiz
Dere böyle durulmaz
Gence kurşun vurulmaz
Sanma zalim olandan
Birgün hesap sorulmaz
--------------------------
7
KAN AKIYOR KIZIL DERE
Demiri toz ederler loy
Kan serperler gökyüzüne
Seviyi yoz ederler loy
Kül ekerler kör gözüne
Benim sevdam muratsız loy
Ölüm düşmüş döşegime
Tomson bile kar etmiyor
Şu susmayan yüreğime
Sevdik sevdik severiz loy
Orak çekiç döveriz loy
Ana avrat söveriz loy
Malı cana böleriz
Bu pusuyu biz kurduk loy
Ölüm ördük fabrikada
Namusa hesap soralım loy
Kan akıyor Kızıldere
Ne ağlarsın behey kardaş
Güneş gebe bu yerlere
Dağda şafak ağarsın da
Yürüyelim şehirlere
İŞÇİ YÜRÜYOR BAŞTAN
Geliyoruz zincirleri kıra kıra hey …!
Burjuvazinin kafasına vura vura hey …!
Geliyoruz zincirleri kıra kıra hey …!
Faşistlerin kafasına vura vura hey …!
İşçi yürüyor baştan
Fabrika dağdan taştan
Galiptir her savaştan
Geliyoruz zincirleri kıra kıra hey …!
Burjuvazinin kafasına vura vura hey …!
Geliyoruz zincirleri kıra kıra hey …!
Faşistlerin kafasına vura vura hey …!
İşçi-köylü elele
Engel boştur bu sele
Amele ırgat köle
Geliyoruz zincirleri kıra kıra hey …!
Burjuvazinin kafasına vura vura hey …!
Geliyoruz zincirleri kıra kıra hey …!
Faşistlerin kafasına vura vura hey …!
Emekçiyiz güçlüyüz
Kavgada inançlıyız
Faşizme hep hınçlıyız
Geliyoruz zincirleri kıra kıra hey …!
Burjuvazinin kafasına vura vura hey …!
Geliyoruz zincirleri kıra kıra hey …!
Faşistlerin kafasına vura vura hey …!
Geliyoruz zincirleri kıra kıra hey …!
Burjuvazinin kafasına vura vura hey …!
Geliyoruz zincirleri kıra kıra hey …!
Faşistlerin kafasına vura vura hey …!
İşçi yürüyor baştan
Fabrika dağdan taştan
Galiptir her savaştan
UNUTMA BİZİ
Hayin tuzaklarda kan uykularda
Vurulduk ey halkım unutma bizi!
İşkenceler için tahta çarmıha
Gerildik ey halkım unutma bizi!
Zulüm sığmaz iken köye şehire
Bize mezar oldu kan Kızıldere
Yavuklu yerine çıplak mavzere
Sarıldık ey halkım unutma bizi!
Her seher vaktinde tan atışında
Kızıl güller açtı dağlar başında
Faşist namluların her kurşununda
Dirildik ey halkım unutma bizi!
MAHİRİ GÖRDÜM
Hüseyin cevahirle
Mahiri gördüm Mahiri
Elinde mavzeriyle
Ulaşı gördüm Ulaşı
Mahiri gördüm çağında
Kızıl GÜL vardı Bağrında
Yoksul halklarının yanında
Cihanı gördüm Cihanı
Mahiri gördüm vurulmus
Gömleği kana boyanmıs
Kendini Halka adamış
Ömeri gördüm Ömeri
Denizi gördüm Sefada
Korku yok gözünde asla
Kurtuluşa giden yolda
DEV-GENCİ gördüm DEV-GENCİ
BİNBAŞI ERNOSTO
Binbaşı Ernosto ölmedi daha
Dünya halklarına bin selam olsun
Ezilen halklara bin selam olsun
Erneto ya bin selam olsun
Ernesto yoldaşa bin selam olsun
Kızıl yıldızı da parlar alnında
Ernesto ya bin selam olsun
Ernesto yoldaşa bin selam olsun
Dünya halklarına bin selam olsun
Emperyalist güçler Ortadoguda
Filistin Türkiye ve Kürdistanda
Kovulacak Puştlar güneş doğmadan
Dünya halklarına bin selam olsun
Ernesto ya bin selam olsun
Ernesto yoldaşa bin selam olsun
Dünya halklarına bin selam olsun
Kesintisiz devrim yolu açıktır
Engebeli, dolambaçlı ve sarptır
Devrimciye görev devrim yapmaktır
Ezilen halklara bin selam olsun
Devrim için savaşmayana bizler
Devrimci demeyiz, bunu bilsinler
Oportünist deriz, bunu bilsinler
Revizyonist deriz, bunu bilsinler
Bunu böyle söyler bizim önderler
Ernestonun yolu halksavasıdır
Halklar için savasana bin selam
Sızlere selam var dünya halkları
Türkiyenin usta Mahir Çayandan
VENCEREMOS
Yırtıyor Fırtına sessizliği
Ufuktan bir güneş doğuyor
Gecekondulardan geliyor halk
Tüm Şili türküler(şarkılar) söylüyor
Venceremos, Venceremos!
Kıralım zincirlerimizi.
Venceremos, Venceremos!
Zulme ve yoksulluğa paydos.
Şili'de halk bugün savaşıyor
Cesaret ve halkın gücüyle.
Kahrolsun halkın katili cunta
Yaşasın "Unitad Popular"!
&&&&&&&&
Venceremos, Venceremos!
Kıralım zincirlerimizi.
Venceremos, Venceremos!
Zulme ve yoksulluğa paydos.
Geçmişe ağlamak fayda vermez,
Gelecek, mutlak sosyalizim,
Yarını bugünden kuracaksın
O senin tarihin olacak.
Venceremos, Venceremos!
Kıralım zincirlerimizi.
Venceremos, Venceremos!
Zulme ve yoksulluğa paydos!
HELE ULAŞ A
Hele Ulaş'a Ulaş'a
Ulaş benzerdi güneşe
Ulaş gardaş can veriyor
Yüreğim düştü ateşe.
Ulaş'ın elinde mavzer
Mavzeri türküye benzer,
Bizimkiler böyle ölür
Böyle ölür bizimkiler
Tohumlar düştü toprağa
Dokundu yeşil yaprağa
Kurban olam kurban olam
Seni yaratan toprağa.
10
HELE ULAŞA ULAŞ A
Hele ulasa ulasa
Ulas benzedı gunese
ULAS gardas can verıyor
Yuregım düstü ateşe
Vurma MEMO vurma
Onlar gardasındır
Denız mahır ulas can yoldasındır
Onları vuranlar senı somurendır
Vurma memo vurma
Ulasın elınde mavzer
Mavzerı türküye benzer
Bizimkiler boyle olur bizimkiler
Böyle ölur bizimkiler
&&&&&&&
Vurma MEMO vurma
Onlar gardasındır
Denız mahır ulas can yoldasındır
Onları vuranlar senı somurendır
Vurma memo vurma
Tohumlar düştü toprağa
Dokundu yeşil yaprağa
Kurban olam kurban olam
Seni yaratan toprağa
Vurma MEMO vurma
Onlar gardasındır
Denız Mahır Ulas can yoldasındır
Onları vuranlar senı sömürendır
Vurma memo vurma
-------------------------------------------
ALİ HAYDAR
Vartinik burası mirik mezrası
Kan içinde yatar Ali haydarım
Kömün önü olmuş bir kan deryası
Uzanmış yatıyor Ali haydarım
Uzun ince boyu kıvırcık saçı
Halkını sevmektir onun tek sucu
Ali Haydar ölmez ağlama bacı
Milyon milyon doğar Ali haydarım
Korkusu yok idi patron ağadan
Ağalara korku dağlardan
O bir tohum idi düştü topraktan
Filiz filiz büyür Ali Haydarım
Haykırır sesinde halkının sesini
Halk sevgisi dolu göğüs nefesi
Karanlıkta halkın bir meşalesi
Pırıl pırıl yanar Ali Haydarım
Kulak verdi işci köylü derdine
Ölümü bir görev saydı kendine
Devrim cephesinde sığmaz bendine
Bir sel gibi coşar Ali haydarım
-----------------------------------------------------------------------
11
AVUSTURYA İŞÇİ MARŞI
Hayat denilen kavgaya girdik
Çelik adımlarla yürüyoruz
Biz bu karanlık yolun sonunda
Doğacak güneşi görüyoruz
Dağları aşıyor, bak yakınlaşıyor
Kızıl yıldız zafer kuşu
Bu bir rüya değil,
Bu bir hülya değil, yıldızıdır kurtuluşun
Kara deryalarda bir fenersin,
Senin ışığında yürüyoruz.
Biz bu karanlık yolun sonunda
Doğacak güneşi görüyoruz
Fabrikalarda biz,
Tarlalarda biziz, biziz hayatı yaratan
Din farkı bilmeyiz,
Dil farkı bilmeyiz, sanki doğduk bir anadan
&&&&&&&&
Anamız amele sınıfıdır,
Yurdumuz bütün cihandır bizim
Hazırlandık son kanlı kavgaya
Başta bayrağımız Leninizm
Bayrağını yükselt,
Daha daha yükselt,
Yükselt bayrağı yukarı
Bu güne vuralım,
Yarını kuralım,
Kaldıralım sınıfları
Fabrikalarda biz,
Tarlalarda biziz,
Biziz hayatı yaratan
Din farkı bilmeyiz,
Dil farkı bilmeyiz,
Sanki doğduk bir anadan
12
ENTERNASYONAL
Müzik: Pierre Degeyter (1888)
Uyan artık uykudan uyan
Zulme karşı hıncımız volkan
Yıkalım bu köhne düzeni
Uyan esirler dünyası
Bu ölüm-dirim kavgası
Biz başka alem isteriz
Bizi hiçe sayanlar bilsin
Bundan sonra herşey biziz
Bu kavga en sonuncu kavgamızdır artık
Enternasyonalle kurtulur insanlık
Tanrı, patron, bey, ağa, sultan
Bizleri kurtaracak olan
İsyan ateşini körükle
Nasıl bizleri kurtarır
Kendi kollarımızdır
Zulmü rüzgarlara savur
Kollarının bütün gücüyle
Tavı gelen demire vur
&&&&&&&&&&&
Bu kavga en sonuncu kavgamızdır artık
Enternasyonalle kurtulur insanlık
Hem fabrikalar, hem de toprak
Tufeyliye tanımayız hak
Cellatların döktüğü kan
Her şey emekçinin malı
Her şey emeğin olmalı
Bir gün onları boğacak
Bu kan denizinin ufkundan
Kızıl bir güneş doğacak
Bu kavga en sonuncu kavgamızdır artık
Enternasyonalle kurtulur insanlık
ŞARKIŞLA
Şarkışla'ya düşürmesin oy oy!
Allah sevdiği kulunu oy
Gemerek'te çevirmişler
Deniz Gezmiş'in yolunu
Gece Elmalı'da kalmış oy oy!
Hamamcı Ali'yi sormuş oy
Uzatmalı itin biri
Yusuf'u gaflette vurmuş
Yaşa Türk ordusu yaşa vay vay!
Dünya şaştı böyle işe oy
Ordu madalya göndermiş
Yusuf'u vuran çavuşa
Olayıdım yar olayıdım oy oy!
Okur yazar olayıdım oy
Deniz mahkemeye düşmüş
Avukatı ben olaydım
-----------------------------
DOSTA SİLAH
Dosta silah düşmana Kin
Yaşasın kurtuluş parti cephesi
Oliğarşi dikta da kim
Yaşasın Kurtuluş Parti Cephesi
Alan Fabrikayı tarlayı
Veren işci ve de köylüye
Vuran oligarşi diktayı
Yaşasın Kurtuluş Parti cephesi
Öncüden selam parti cepheye
Yükseltmek için bayrağı daha
İleri Yoldaşlar ileri daha
Yaşasın Kurtuluş Parti cephesi
Parti cephesi birden düşmemeli
İleri yoldaşlar daha ileri
Halkın öncüleri dönmez geri
Yaşasın Kurtuluş Parti cephesi
KARLI YOLDA
İ..kaypakkayaya
Yürüyorum karlı yolda
Yalınayak yayayım ben
İşkence yıpratmaz beni
Çünki kaypak kayayım ben
Ağlama anam ağlama
Çok çalıştım bos durmadım
Gurur duy sen anacığım
Ser verdimde Sır vermedim
Faşizmin cellatları
Çektiler tırnaklarımı
Uzun zaman işkencede
Kestiler parmaklarımı
Ağlama anam ağlama
Çok çalıştım bos durmadım
Gurur duy sen anacığım
Ser verdimde Sır vermedim
Şu dersimin dağlarında
Arayıp sordular beni
İntihar etti dediler
Kursuna dizdiler beni
Ağlama anam ağlama
Çok çalıştım bos durmadım
Gurur duy sen anacığım
Ser verdimde Sır vermedim
14
BEYLER DERESİ
Malatya da çırpınırdı makine
Sürü nasıl girdi girsin ekine
Herkes silahını alsın eline
Oy Battal Battal Oy battal Battal
Adıyaman yolu kana boyandı
Faşist kurşunları cana dayandı
Tam Tekin vuruldu Silahı aldı
Oy Battal Battal Oy battal Battal
Nurhakın üstünü duman bürümüş
Mahirlerde devrim için yürüdü
Yiğitlerde devrim için yürüdü
Oy Battal Battal Oy battal Battal
1 MAYIS MARŞI
Günlerin bugün getirdiği
Baskı, zulüm ve kandır
Ancak bu böyle gitmez
Sömürü devam etmez
Yepyeni bir hayat gelir
Bizde ve tüm ülkelerde
1 Mayıs 1 Mayıs
İşçinin, emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda
İlerleyen halkın bayramı
Yepyeni bir güneş doğar
Dağların doruklarında
Mutlu bir hayat filizlenir
Kavganın ufuklarında
Yurdumun mutlu günleri
Mutlak gelen gündedir
&&&&&&&&&
1 Mayıs 1 Mayıs
İşçinin, emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda
İlerleyen halkın bayramı
Vermeyin insana izin
Kanması ve susması için
Hakkını alması için
Kitleyi bilinçlendirin
Bizlerin ellerindedir
Gelen ışıklı günler
Gün gelir gün gelir
Zorbalar kalmaz gider
Devrimin şanlı yolunda
Bir kağıt gibi savrulur gider
15
6 MAYIS 3 DARAĞACI
Zamani
O gün erken doğdu kıpkızıl güneş
Altı mayıs günü üç darağacı
Dağların başında tutuştu ateş
Altı mayıs günü üç darağacı
Toplandı katiller okundu ferman
Dalgalandı Deniz, kükredi Arslan
Çoktan bu ölüme hazırdı İnan
Altı mayıs günü üç darağacı
Çorak topraklarda tohum saçtılar
Ne korktular ne kavgadan kaçtılar
Gülerek ölüme kucak açtılar
Altı mayıs günü üç darağacı
Son bir defa haykırdılar dünyaya
Devam edin devam edin kavgaya
Cellat tekmeyle vurdu sehpaya
Altı mayıs günü üç darağacı
Zamaniyim kırılacak bu çarklar
Zulüm yok olacak kurtulur halklar
Asırlar geçsede anılacaklar
Altı mayıs günü üç darağacı
16
16 HAZİRAN
Onaltı Haziran yüzbin işçi yürüdü
Onaltı Haziran yüzbin işçi yürüdü
Heyyy...
Onaltı Haziran genel direniş
Burjuvaziye, tüm sömürüye
Nasırlı ellerin yumruğu bugün
Onaltı Haziran işçi eylem birliği
Onaltı Haziran işçi eylem birliği
Heyyy...
Onaltı Haziran genel direniş
Burjuvaziye, tüm sömürüye
Nasırlı ellerin yumruğu bugün
Onaltı Haziran emperyalizme karşı
Onaltı Haziran emperyalizme karşı
Heyyy...
Onaltı Haziran genel direniş
Burjuvaziye, tüm sömürüye
Nasırlı ellerin yumruğu bugün
PARTİZAN
Kıtlıkta ve soğuklarda
Şehirde ve tarlalarda
Lenin’in çağrısı gelince
Ayaklandı partizan
Beyazların elinde kalan
Son kıyıya varmak için
Dağlardan ve ovalardan
İlerledi partizan
Kan ve can bedelidir bu zafer
Dokuzyüzonyedilerde
Karlarda ve fırtınada
Kurtardı Sovyeti
Beyaz orduyu yenerek
Ezerek zalimleri
Bitirdiler bu savaşı
Denizin kıyısında
EYLEM GÜZELİ 17
SÖZ: İNÖNÜ ALPAT
BESTE: SEVİNÇ ERATALAY
Yüce ölümler yaşadık gülümseyerek
Yürek direttik barikatlarda
Gözlerini aradık sevgilinin
Eylem seslerimiz yankılandı dağlarda
Sevgilim eylem güzelim benim
Yitik bir ülkeyi kurmayı değil
Yeniden kurulacak bir ülkeyi
Aşkla örmeye benzer devrimci olmak
Hükümlü sohbetlerde adın yazılsın
Varsın dağlı desinler ardından
Yüreğinde direncin baharın yeşert
Yıkılsın içindeki yılgınlığın ateşi.
İşte zamanı geldi ayrılmanın
Susma bir gerilla gibi dimdik an beni
Çiçeğim yıldızlaşan yumruğum benim
Direnç gülü oldun sen gökyüzünde.
ÇAW BELLA
İste bir sabah uyandığımda
Çav bela çav bela çav bela çav çav çav
Elleri bağlanmış umduğum yurdumun
Her yanı işgal altında
Sen ey partizan beni de götür
Cav bela cav bela cav bela cav cav cav
Beni de götür dağlarınıza
Dayanamam tutsaklığa
Eğer ölürsem ben partizanca
Cav bela cav bela cav bela cav cav cav
Sen gömmelisin
Ellerinle beni ellerinle toprağıma
Güneş doğacak açacak çıçek
Cav bela cav bela cav bela cav cav cav
Gelip gecen ler diyecek merhaba
Merhaba ey güzel çiçek
GREV
Hakkını ara sor da gel
Çadırları kurda gel
Düğün olsun grevler
Davullara vur da gel
Dalga dalga büyü gel
Grev grev yürü gel
Kavgadan kaçmak olmaz
Yüreğini alda gel
Hakkını ara sor da gel
Çadırları kurda gel
Düğün olsun grevler
Davullara vurda gel
Dalga dalga büyü gel
Grev grev yürü gel
Kavgadan kaçmak olmaz
Yüreğini alda gel
DAĞDAN GELEN ÖLÜ BİZİM 18
Şahturna
Tokat Niksar ellerinde,
Köyden gelen ölü bizim
Silah kını ellerinde
Köyden gelen ölü bizim
Ömer Ayna, Mahir Çayan
Kan içinde Kazım Sinan
Uyan artık köylüm uyan
Köyden gelen ölü bizim
Çuhan yoktur giydin aba
Ölüyü taşır araba
İşçi köylü ırgat baba
Köyden gelen ölü bizim
Cihan Tekin, Nihat Yılmaz
Kardaş düzen böyle kalmaz
Ölmeyince devrim olmaz
Ölmeyince yurt kurtulmaz
Dağdan gelen ölü bizim
Köylülere güvendiler
Kahbece ne vuruldular
Kağnılara sarıldılar
Köyden gelen olu bizim
Kızıldere, Kızıldere
Açtığın kapanmaz yara
Öküzlere vura vura
Dağdan gelen ölü bizim
&&&&&&&&&&&
İşçi köylü yürü hakta
Devrimin ordusu halkta
Düşman ölüsü uçakta
Dağdan gelen ölü bizim
İki İngiliz bir Kanada
Onlar yandı orada
Şah Turnayım dünya sana
Dağdan gelen ölü bizim.
19
AĞLAMA
Zamani
Bak arkadaş madem girdin savaşa
Bin yara alsanda yine ağlama
Bir çember içinde tutarlar taşa
Esir düşşen bile bile yine ağlama
Denizde bir filo karşına cıkar
İçi düşman dolu hep sana bakar
Fetih fet edecek barutluk kokar
Gözüne kan dolsa dolsa yine ağlama
Zamaniyim bir düzenli sazım var
Dinle dostum sana cokça sözüm var
Bize müjde Deniz Mahir nazım var
Ölene Martin yok yok sakın ağlama
Dostum ağlama
İŞÇİ BİRLİK CEPHESİ
İnsan insan olduğundan
Acıkan karnı doymalıdır
Boş laflarla karın doymaz
Yiyecek ekmek olmalıdır
Marş sol'ki üç
Marş sol'ki üç
Arkadaş yerini bil
İşçinin sınıf cephesine gir
Çünkü sende bir işçisin.
İnsan insan olduğundan
Ezmekten ezilmekten nefret eder
Ne altında köle ister
Ne üstünde efendiye boyun eğer
Marş sol'ki üç
Marş sol'ki üç
Arkadaş yerini bil
İşçinin sınıf cephesine gir
Çünkü sende bir işçisin
İşçi işçi olduğundan
Başkası onu kurtaramaz
Çünkü işçileri kurtaracak olan
İşçiden başkası olamaz
Marş sol'ki üç
Marş sol'ki üç
Arkadaş yerini bil
İşçinin sınıf cephesine gir
Çünkü sende bir işçisin.
Bertolt BRECHT
20
İŞÇİ HALAYI
Fabrikaya gireriz
İşimizi biliriz
Sınıf savaşı için
Canımızı veririz
Geliyor işçi alayı
Devrimciler çeksin bayrağı
Sermayenin gücünü
Emperyalist zulmünü
Yıkacağız mutlaka
Halk iktidarı günü
Geliyor işçi alayı
Devrimciler çeksin bayrağı
Çalışsın fabrikalar
Sürülsün hep tarlalar
İşçi-köylü önünde
Sosyalist bir düzen var
Geliyor işçi alayı
Devrimciler çeksin bayrağı.
KANA KAN GEREKTİR UMUT KANDADIR
Bir seher vaktinde yola çıkalım
Od verip konakları yıkalım
Münkir düzenini kökten yıkalım
Kana kan gerektir umut kandadır.
Taylan yumruğunu sıksında gelsin
Battal silahını kapsında gelsin
Kuseyri bayrağı alsında gelsin
Kana kan gerektir umut kandadır
Açıp göğsümüzü kalkan edelim
Çekip silahları alkan edelim
O al bayrakları yelken edelim
Kana kan gerektir umut kandadır
Cantekin der gari bitsin çilemiz
Aksın çoşkun sularımız selimiz
Ergeç alınacak bizim öcümüz
Kana kan gerektir umut kandadır.
YETMİŞBİR SICAĞINDA
Yetmişbir sıcağında, canım Nurhak dağında
Üç gerilla vurulmuş son Mayıs sabahında
Mayıs'ın kanlı günü Haziran'a dönüyor
Dağda isyan ateşi alev alev yanıyor
Omzumuzda mavzerler dağlarda adım adım
Maltepe'de çarpışıyor yiğit iki Adalım
Adalılar türkü söyler susar faşist namlular
Cevahir'im de vurulmuş çarpışın gerillalar
Ölüm geldi dayandı savaşan yiğitlere
Mahir'im yaralandı son bir kez baktı Cevahire
Adalının türküsü düşmeyecek dillerden
Geliyor Adalılar sarp yamaçlı yollardan
21
EMPERYALİST DUVARI
ZAMANİ
Emperyalist duvarını
Aştık daha aşacağız
Domuzlara birer kazık
Çaktık daha çakacağız
Der Zamani ey vatandaş
Haykır sesin duysun dağ taş
Biz bu vatan icin savaş
Yaptık daha yapacağız
Haydı haydı yapacagız
ZAMANİ
Vur devrimci gardaş
Vurki alınsın tüm emeklerin
Vurki öğrensin sen kımsin nesin
SOSYALIZM geldi diyen gür sesin
Vur vur vur
Yürüyelim hep bir yoldan
Türkü söylelim hep bir dilden
Bayrağımız kızıl kandan
Zafer olsun sosyal yoldan
İşçi köylü birleşmeli
Umut bizdedir umut bizdedir
Bir sefer vaktinde yola çıkalım
Sömürücüler düzenini kökten yıkalım
Elbet aydınlığa çıkar yolumuz
Yiğit haykırmalı gardaş umut bizdedir.
22
SABAHIN SEFERİNDE KURŞUN SESİNDE
Sabah seferinde kursun sesinde
Kızıl kana boyandı beyler deresi
Vuruldu yiğitler ses verdi dağlar
Tazelendi yürekler yiğit yarası
Faşistler saldırıyor yurt severlere
Mahir Hüseyin ulasa gidenlere
Onları koruyan patron kopeklere
Kızıl bayrağımızı açıp gidelim
Haykır Ferhat haykır ezilen halkını
Hergün zulüm baskın baskın akıtırlar kanı
Bekleriz hangi günü hangi zamanı
Yürüyelim yıkılsın faşist kalesi
Ağanın zulmünden patron düzeninden
Emeğim kurtulsun esir zincirden
Sınıfsız bir toplum için emperyalizmden
Katil amerika deyip gidelim
&&&&&&&&
Demiri dövenin,Toprak işleyenin
İşci Köylü Gençlik birleşelim
Sömürüsüz sınırsız bir dünya için
Ağa patron düzenine sooon verelim
Masasız sandelyesiz başa geçelİm
Kan emiyorlar hergün iktidar senin
İnsan eti yiyip kan içenlere
Yüreğini koyda öyle gidelim
Fabrika tarlalar emeğin olacak
Patron ağa hep güçsüz kalacak
Işkencecilerden hesap sorulacak
Halk mahkemelerı kurup gidelim
23
AMERİKA KATİL
Defol git benim yurdumdan
Amerika katil Katil katil
Yıllardır Bizi bitirdin
Amerika katil katil katil
Kurt diye yutturur kuzu
Katil düştü kurdu kuzu
Dünyanın en namusuzu
Amerika katil katil
Devleti devlete çatan
İt gibi pusuda yatan
Kan döktürüp silah satan
Amerika katil katil katil
Japonyayı yiyen velet
Dünyada tek nedamet
İki yüzlü kahbe millet
Amerika katil katil katil
&&&&&&&&
İnsanın alçak sarısı
Küstü dünyanın yarısı
Vietnamın pis karısı
Amerika katil katil katil
Bunca milletlere yazık
Sömürülmüş bağrı ezik
Seni seven kanı bozuk
Amerika katil katil katil
Mahsuni der türk milleti
Cıksın gitsin elin iti
Demedimmi bunlar kötü
Amerika katil katil katil
Mahsuni Şerif
24
BİRLİK ÇAĞRISI
Emekci gardaşlar canım yoldalar
Gelin hep birlik olalım diyorum
Tüm dünya halkları ezilen başlar
Kula kulluk artık bitsin diyorum
Emperyalizmle yerli ortağı
Patronların zülmü ağa batağı
Gittikce bozulan düzenin çarkı
Halkın gücü ile yıkalım diyorum
Haydı haydi işci gardaşım
Haydı haydı köylu yoldaşım
Cephede yigitce vuruşuyorsun
Bakıp türküleri hep coşuyorsun
Ne alta ezil ne baş istiyorsun
Savaş bizim toprak halkın diyorum
Haydı haydı işci gardasım
Haydı haydı koylu yoldasım
&&&&&&&
Sen doğulu gardaş yiğit bası sarılı
Halkların komalı dört yanın karanlık
Al kitabı öğren mavzere sarıl
Bizde doğan güneşi görüyoruz
Haydı haydı ıscı gardasım
Haydı haydı köylu yoldasım
Haykırır yiğitler Ferhat gardasımdır
Deniz Mahir Ulaş can yoldaşımdır
Onları vuranlar seni sömürendir
Bizde olanları biliyoruz
Haydı haydi işçi gardasım
Haydı haydi köylü yoldasım
BİZDEN SELAM OLSUN 25
Bizden selam olsun faşist beylere
Alın yasa değil yargılasınlar yarğılasınlar
Devrim için halka zülüm edenlerin
Hesapları yakın bunu bilsinler
Ne samın doları ne yobazın sözü
Artık uyutamaz kimseler bizi
Kovacağız sömürücü arsızı
Hesapları yakın bunu bilsinler
Söyler Ferhat bizi biz emekciler
Kursuna dizilir yurtsever gençler
Eninde sonunda alınacak öcler
Hesapları yakın bunu bilsinler
MALATYADA ÇIRPINIRDI MAKİNA
Beyler deresi
Malatyada çırpınırdı makina
Sürü nasıl girdi girsin ekine
Herkes silahını alsın eline
Oy battal battal oy battal
Adıyaman yolu kana boyandı
Faşist kurşunları cana dayandı
Tam TEKİN Vuruldu silahı aldı
Oy battal battal oy battal battal
Nurhakın üstüne duman bürümüş
Hüseyinde devrim için yürüdü
Yiğitlerde devrim için yürüdü
Oy battal battal oy battal battal
HALKIMI GETİR YOLDAŞ
Mahiri getir yoldaş
Mavzere sarıl yoldaş
Muhtarın evindeymiş
Kursunu getir yoldaş
Bacanın üstündeydi
Haykırıyordu,[Halkın suskun ]sesi
Devrim cephesinin yenilmez neferi
Yürüyor bizimle MAHİR yoldaş
Karanlık bastı zülüm
Ateş yağıyor ölüm
3 kordon sarılmışlar
Halkımı getir yoldaş
ERTUGRUL AĞIDI 26
Gökte bulut yan yan gider
Yaralarından kan gider
Töresi batası dünya
Kahpe kalır şahan gider
Ortadoğunun dumanı
Jandarma bilmez amanı
Ertuğrul'a düğün ettik
Ot biçim, orak zamanı
Ortadoğunun yolları
Gide gide kavuşuyor
Ertuğrulu vuran faşist
Albaylarla konuşuyor
Osman seni Osman seni
Yoz yetirmiş ustan seni
Vururlar mı arkasından
Sizde "arkadaş" diyeni
Halkın bağrından biçtiler
Birer birer hepimizi
Başarmadan ölmek yoktu
Böylem'ettik kavlimizi
Hasına canım hasına
Haber salın babasına
Okulda bir yiğit ölmüş
Kuşlar dönüyor yasına
&&&&&&&&&&
Yavan yerdi yavan değil
Sabırlıydı söven değil
Hayata tümüyle tutkun
Bir şey seçip seven değil
Kapılara faşist gelmiş
Var mı demiş, sor mu demiş
Ankaranın kanlıları
Ertuğrulu vur mu demiş
Salihliden çağrılıyor
Kazma kürek deriliyor
Düğününe varacakken
Ölüsüne varılıyor
Yumasalar yumasalar
Yol üstüne komasalar
Bilen olur bilmez olur
Garip öldü demeseler
Doğruya yiğit doğruya
Canavar girdi sürüye
Ölür mü yiğit olanlar
ERTUĞRUL benzer diriye
Ertuğrul Ağıdı
Gökte bulut yan yan gider
Yaralarından kan gider
Töresi batası dünya
Kahpe kalır şahan gider
Ortadoğunun dumanı
Jandarma bilmez amanı
Ertuğrul'a düğün ettik
Ot biçim, orak zamanı
Ortadoğunun yolları
Gide gide kavuşuyor
Ertuğrulu vuran faşist
Albaylarla konuşuyor
Osman seni Osman seni
Yoz yetirmiş ustan seni
Vururlar mı arkasından
Sizde "arkadaş" diyeni
Halkın bağrından biçtiler
Birer birer hepimizi
Başarmadan ölmek yoktu
Böylem'ettik kavlimizi
Hasına canım hasına
Haber salın babasına
Okulda bir yiğit ölmüş
Kuşlar dönüyor yasına
Yavan yerdi yavan değil
Sabırlıydı söven değil
Hayata tümüyle tutkun
Bir şey seçip seven değil
Kapılara faşist gelmiş
Var mı demiş, sor mu demiş
Ankaranın kanlıları
Ertuğrulu vur mu demiş
Salihliden çağrılıyor
Kazma kürek deriliyor
Düğününe varacakken
Ölüsüne varılıyor
Yumasalar yumasalar
Yol üstüne komasalar
Bilen olur bilmez olur
Garip öldü demeseler
Doğruya yiğit doğruya
Canavar girdi sürüye
Ölür mü yiğit olanlar
ERTUĞRUL benzer diriye.
27
VEDAT DEMİRCİOĞLU MARŞI
Bir sabah uykusunda
Polisi saldırttılar
Demircioğlu Vedat'ı
Coplarla öldürdüler
Coplarla yumruklarla
Vurdular öldürdüler
Gencecik çocuklardı
Belki siz de gördünüz
Ellerinde pankartlar
Yolda gidiyorlardı
Özgürlük istiyorlar
Özgürlük diyorlardı
Ellerinde pankartlar
Özgürlük diyorlardı
&&&&&&
Altıncı filo derler
Belki siz de gördünüz
Kıbrısta karşımıza
Çıktılar durdurdular
Boğazda karşımıza
Çıktılar öldürdüler
Boğazda karşımıza
Çıktılar öldürdüler
Kurtuluş savaşında
Belki siz de gördünüz
Demircioğlu bir değil
Halkımız gibi çoğul
Geliyor çağıl çağıl
Geliyor çağıl çağıl
CEPHE
İktidarı için halkın
Türküsü için makinaların
Gülyüzü için toprağın
Sürüldü namluya mermi
İktidarı için halkın
Halkın Devrimci Öncüleri
Sürüldü namluya mermi gibi
Yakıyor Öncü Savaşı
Kırda ve şehirde ilk ateşi
Yaklaşıyor Halk Savaşı
Yürüdü namluda mermi
İktidarı için hakın
Halkın Devrimci Öncüleri
Yürüdü namluda mermi gibi
28
GERİLLALAR
Hem partizan hem kumandan
Doğan günde MAHİR ÇAYAN
Kızıldere duman duman
Yanar devrim diye diye
Gerillalar vurdu dağa
Dağ yarıldı boydan boya
Faşist cellat girdi köye
Dayan İLKER AKMAN dayan
Gökte uçan faşist kazlar
Beylerderesini izler
Nişan nişan hedef gözler
Dayan ZİYA GÜNEŞ dayan
Malatya'dan kalkan ordu
Beylerderesi'ne kondu
Kuru dere kana doydu
Dayan HASAN BASRİ dayan
Evin önü bahçe bağlar
Arkasında sıra dağlar
Gerillalar fitil bağlar
Dayan YÜKSEL ERİŞ dayan
KAVGA SESLERİ GELİYOR
Kavga sesleri geliyor
Köylerden ve şehirlerden
Sosyalizm ilerliyor
Bugün esir yarın her şey hey hey
Bugün esir yarın herşey
Adımlar sarsıyor yeri
Gidiyoruz kurmak için
Biz Sosyalist Türkiye'yi
Bugün esir yarın herşey hey hey
Bugün esir yarın herşey
Bayrağımızdaki şiar
Traktör, toprak köylünündür
Fabrikalar işçilerindir
Bugün esir yarın her şey hey hey
Aydınlar ve köylüler
Rehberimiz işçilerdir
Dev-Gencte'de dolsun saflar
Bugün esir yarın her şey hey hey
Bugün esir yarın her şey
SAVAŞA KATIL ARTIK
Emperyalizmi kovmaya and içtik
Biz devrimcilerden korksun iktidar
Vedat, Taylan, Battal, Kuseyri'miz var
Devrimciler ölür, devrimler yaşar.
Hey yurtsever savaşa katıl
Bağımsızlık için savaşımız var.
Yürüyün işçiler, köylüler, gençler.
Yürüyün ezilen, horlanan halklar
29
ŞİŞLİ MEYDANINDA
Şişli meydanında Üç kız
Biri Çiğdem Biri Nerğiz
Vuruldular güpe gündüz
Sorarlar birğün sorarlar
Sabahın bir sahibi var
Sorarlar birgün sorarlar
Biter bu dertler acılar
Sararlar birgün sararlar
1977 Unutulmaz Yılın adı
Bir Mayıs Bayramı idi
Sorarlar birğün sorarlar
Sabahın bir sahibi var
Sorarlar birgün sorarlar
Biter bu dertler acılar
Sararlar birgün sararlar
Beşyüz Bin Emekçi vardık
Taksim Meydanına girdik
Böyle bir İstanbul gördük
Sorarlar birğün sorarlar
Sabahın bir sahibi var
Sorarlar birgün sorarlar
Biter bu dertler acılar
Sararlar birgün sararlar
GELKİ ŞAFAK !!!
Karanlıklar içinden
Şafakla gel günle gel
Kan ve barut içinden
Dirençle gel Kinle gel
Gel gülüm gel,gel gülüm gel
Gelki geceler çatlasın
Gelki şafaklar tutuşşun
Bizim olsun alınterimiz heyy
Yağmur sele dönende
Derelerden açta gel
Biz kavgaya girende
Sevdalara düşte gel
Gel gülüm gel,gel gülüm gel
Gelki geceler çatlasın
Gelki şafaklar tutuşşun
Bizim olsun alınterimiz heyy
Doluşunca alanlar
Şehirde gel kırda gel
Haykırınca zindanlar
Zincirleri kırda gel
BİLİYORUZ 30
İhsani
Korkuyorlar korkacaklar korksunlar
Geliyoruz gelecegiz yakındır
Kim nerede ne işliyor hepsini
Biliyoruz bilecegiz yakındır
Bölüşmüşler memleketin malını
Bekliyoruz gelsin hele yarını
Elimizin nasır balyozlarını
Başlarına vuracagız yakındır
Din alıp satmaya vermişler hızı
Hele şu ağalık başlıca sızı
Zorlanıp alınan haklarımızı
Fitil fitil alacagız yakındır
Ac ölürüz tok yaşarlar bu neden
Yıkılsın bu hale hükümet eden
Şura dogu şura batı demeden
Güvercinler salacagız yakındır
Eridi yokuşlar yöneldik düze
Boşuna bu çaba bu engel bize
İşci köylü kendi meclisimize
Biz kendimiz dolacagız yakındır
DÜZENBAZLAR
Düzenbazlar eylediler devleti
Talan var ha beyler talan var talan
Demokrasi türküleri söylenir
Yalan var ha beyler yalan var yalan
Onun asıl sahıbine tek haber
Vermeden sattılar vatanı yer yer
Bır hiç ıken iki yılda milyoner
Olan var ha beyler olan var olan
Böyle dost basına bu gidislere
Milletin sırtından kol gere gere
İssizlıkten her gün bin kere
Ölen var ha beyler ölen var ölen
Başkaları çıkıp giderken aya
Biz hala beklerız yosun tutmaya
Bu gidişi taa kökünden yıkmaya
Gelen var beyler gelen var gelen
HALAYA KATIN BENİ
Omuzdan tutun beni
Halaya katın beni
Düşersem bu kavga oy
Dosta anlatın beni
Deloy loy loy deloy loy
Hıncım sevdanın hıncı
Sevdam mavzerde sancı
Alnında al güneşler
Düşen yiğit kaçıncı
Deloy loy loy deloy loy
Sevdam sevdana karşı
Sevdam mavzere karşı
Gel şahanım dağlara oy
Dosta düşmana karşı
Deloy loy loy deloy loy
YETMİŞBİR SICAĞINDA 31
Yetmişbir sıcağında, canım Nurhak dağında
Üç gerilla vurulmuş son Mayıs sabahında
Mayıs'ın kanlı günü Haziran'a dönüyor
Dağda isyan ateşi alev alev yanıyor
Omzumuzda mavzerler dağlarda adım adım
Maltepe'de çarpışıyor yiğit Cevahirim
Cevahirim türkü söyler susar faşist namlular
Mahirim de vurulmuş çarpışın gerillalar
Ölüm geldi dayandı savaşan yiğitlere
Mahir'im yaralandı son bir kez baktı Cevahire
Halkımızın türküsü düşmeyecek dillerden
Geliyor gerillalar sarp yamaçlı yollardan
18 MAYISI UNUTMAM
Selam olsun apaydınlık günlere
Kazma ile kürekle yürüyenlere
Selam olsun halk için ölenlere
Silah elde toprağa düşenlere bin selam
18 Mayısı unutmam
Unutmam 18 Mayısı
İşçinin köylünün kurtuluş ordusu
Devrimci erleri
Ölümlerle yeniden doğar
Ölmeyen devrimci erleri
Bir vücut, bir yumruk ve bir baş
Bağımsızlığa kadar savaş
Önderimiz İbrahim yoldaş
Korkmayan devrimci erleri
Unutmam 18 Mayısı, 18 Mayısı unutmam
Ali Haydar yıldızımızı vuranlar
Korkutamazlar bizi
Vuruldukça artırdık hızı
Durmayan devrimci erleri
18 Mayısı unutmam, unutmam 18 Mayısı
Bağımsızlık gelene dek
Ellerden düşmeyecek tüfek
İbo, Haydar, Muharrem çiçek
Solmayan devrimci erleri
32
BENIM KABEM İNSANDIR
Benim kabem insandır
Hele nenni nenni dost nenni
Kuranda kurtaranda
Hele nenni nenni dost nenni
İnsan oğlu insandır
Hele nenni nenni dost nenni
Benim kabem sevidir
Hele nenni nenni dost nenni
Kuranda kurtaranda
Hele nenni nenni dost neni
Sevili insanlardır
Hele nenni nenni dost nenni
Benim kabem emektir
Hele nenni nenni dost nenni
Kuranda kurtaranda
Hele nenni nenni dost nenni
Emekcı insanlardır
Hele nenni nenni dost nenni
&&&&&&&
Benim kabem dünyadır
Hele nenni nenni dost nenni
Kuranda kurtaranda
Hele nenni nenni dost nenni
Dünyayı insanlardır
Hele nenni nenni dost nenni
Ellerın kabesi var
Benim kabem insandır
Kuranda kurtaranda
Emekcı insanlardır
DENİZ OLUNMALI
Denizin üstünde alabulut
Yüzünde gümüş gemi
İçinde sarı balık
Dibinde mavi yosun
Kıyıda bir çıplak adam
Durmuş düşünür,durmuş düşünür
Bulut mu olsam, gemimi yoksa
Yosun mu olsam balık mı yoksa
Ne o. Ne o Ne o deniz olunmalı oğlum
Bulutuyla gemisiyle balığıyla yosunuyla
Bulutuyla gemisiyle deniz olunmalı oğlum
33
YİGİDİM ASLANIM
Su sılanın ufak tefek yolları
Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri
Tepeden tırnağa şirin gibiydin
Yiğidim aslanım burada yatıyor
Ne adam öldürdün ne cana kıydın
Ekmek kadar temiz su gibi aydın
Hiç kimse duymadan hüküm verdiniz
Yiğidim aslanım burada yatıyor
Mezarlar arasında harman olurmu
On üc yıl hapisden derman kalırmı
Azrail aç susuz canımı alırmı
Yiğidim aslanım burada yatıyor
UĞURLAR OLSUN
Bir pazar sabahıydı
Ankara kar altında
Zemheri ayazıydı
Yaz güneşi koynunda
Ucuz can pazarıydı
Kalemim düştü kana
Zalimler pusudaydı
Bedenim paramparça
Çevirdim anahtarı
Apansız bir ölüme
Şarapnel parçaları
Saplandı ciğerime
Ucuz can pazarıydı
Kan doldu gözlerime
İsimsiz korkuları
Katmadım yüreğime
Bembeyaz doğruları
Yaşadım ölümüne
Uğur'lar olsun Uğur'lar olsun
Hüzünlü bulutlar yoldaşın olsun
Bir keskin kalem, bir kırık gözlük
Yürekli yiğitlere hatıran olsun
EGE DENİZİ KARARINCA 34
Ege denizi kararınca
Dağlar uykuya dalar
Yine sessiz ovalarda
İsyan ateşi yanar
Kızıl yıldız parlayacak
Emekçinin kalbinde
Kazma kürek patlayacak
Faşistlerin kafasında
Tarlalardan çıkanlarla
Fabrikadan çıkanlar
Yemin ettik biz devrimciler
Faşizmi yıkmaya
Varlığımız feda olsun
Bu uğurda savaşa
Yemin ettik biz emekçiler
Sosyalizmi kurmaya
DEVRİM MARŞI
Türkiye dağlarında çiçekler açar
Devrimci halk ordusu ateşler saçar
Devrimci demek inanmış demek
Kendini halkına adamış demek
Filistin’de döğüşen de
Nurhak’da döğüşen de kardaşımızdır
Yeni Vietnamlardır şiarımız
Dünya halkları kavgaya girer
Emperyalizm kağıttan kaplandır
AMERİKA DİKTATÖR
Tüm dünyanın diktatörü
Caş Bush Amerika
İnsanlığın zarı-zoru
Şaş Buch Amerika
Halklar ayaklanır durmaz
Ülkesini size vermez
Kirli savaş böyle sürmez
Baş Bush amerika
Tanklı toplu coni’n ile
Defol kaltak donun ile
Kan gözyaşı hanın ile
Yaş Bush Amerika
İşbirlikçi iktidarlar
Kanı dolara pazarlar
ŞahTurna susmaz yazarlar
Caş Bush amerika
35
SAVCI BEY
Savcı bey bu halkın temsilcisiysen
Bırakın bizleri halk yargılasın
Halka düşman bir sınıfın malısın
Suçlu kim suçsuz kim halk yargılasın
Jandarma zulmünde inleyen canlar
Kaçakçı değildir kurşunlananlar
Aç yatıp aç kalkar bunca insanlar
Suçlu kim suçsuz kim halk yargılasın
HALKIN DİLİYİM
Ben ne hırsız ne düzenbaz,ne katil
Ne polis şefi,nede valiyim
Ben beni bileli derman arayan
Milletim derdi ile doluyum
Sen savcı bey suçlu ara onu bul
Ben kendi çağımda çoğu kula kul
Çoğu sakat çoğu yetim çoğu dul
Olanların sairiyim diliyim
Halkın diliyim
----------------------------------
GELİN SAVAŞA SAVAŞA
Gelin dostlar birleşelim
Haydin savaşa savaşa
Eylemlerle hürleşelim
Gelin savaşa savaşa
Kavgamızı sürdürelim
Yolumuzdan dönmeyelim
Ese dosta bildirelim
Gelin savaşa savaşa
Gardaş yakala küregi
Yoldas sıkı tut yüreği
Dikelim devrim direği
Gelin savaşa savaşa
Faşist düzen eli kara
Halkımızdan güç alarak
Savaş bayrağını çekerek
Gelin savaşa savaşa
Kadın erkek demeyelim
Daha daha güçlenelim
Olüm hos geldin diyelim
Haydin savaşa savaşa
Ayşe Fato Nalar Uc an
Olcay Sirin İlkay Gülhem
Şahturnayım size kurban
Haydin savaşa savaşa
Şahturna
36
İŞCİ SINIFI ÖRGÜTLEN
Vur ağaya vur patrona
İşçi sınıfı örgütlen
Umutla yürü yarına
İsçi sınıfı örgütlen
Uçak yapan el senindir
Yürüdüğün yol senindir
Kopan bacak kol senindir
İsçi sınıfı örgütlen
Fabrika tarım işçisi
Harekettir başarısı
Yürümektir aşaması
İsçi sınıfı örgütlen
Köylülerle birlesin
Aydınlarla bilimlesin
Bu savaş senin savasın
İsçi sınıfı örgütlen
Kazma kürek al eline
Düş sosyalizm yoluna
Kul olma faşışt dölüne
İsçi sınıfı örgütlen
Şahturnayım haykırırsın
Isçı koylu durma dersin
Dünyanın zaferi sensin
İsçi sınıfı örgütlen
Şahturna
GÜNEŞi TESLIM ALALIM
Yürüyelim arkadaş lar
Güneşi teslim alalım
Bırleselim yoldaşlarım
Güneşi teslim alalım
Aydınlığa yürüyelim
Hareket etsin yıldızlar
Yürürüsün gelin ler kızlar
Yasamak bizim dır dostlar
Güneşi teslim alalım
Karalıkları yenelim
Aydın bir yol çizelim
İşçi köylü yürüyelim
Güneşi teslim alalım
Sah turnayım yürü dizi dizi
Bitsin bu karanlık rezil
Sabah olsun kızıl kızıl
Güneşi teslim alalım
Sahturna
6 MAYIS
Nursani
Daha görmek istemıyom
6 mayıs senı senı
Nıce denızlerı yiyon
6 Mayıs senı senı
Gelsek senınle dızdıze
Gelsek omuz omuza
Elınden hedıye bıze
6 Mayıs senı senı
Der Nursani ben yayayım
Her gectikce de anarım
Senı yas gunu sayarım
6 Mayıs senı senı
YÜRÜYELİM DOSTLAR
Dağ taş orman hep ayaklanmış
İçimizi sarmış savaş havası
Yürüyüşe çıkmış dağlar
Bizde yürüyelim dostlar
Başlar dimdik yolumuz açık
Gözümüz ilerde davamız büyük
Kanımız ateşle kaynar
Bizde yürüyelim dostlar
Çoşkun ırmak seli gibiyiz
Güneşimiz doğmuş yüreğimize
ŞİİRLER
DAYANIŞMA
Haydi unutmayalım
Nereden biz gücü alırız
Hem açken hem de tokken
Haydi unutmayalım
Bu dayanışmayı
İşçileri tüm dünyanın
Bir amaçta birleşsin
Dünyadaki nimetleri
Hep beraber paylaşsın
Haydi unutmayalım
Nereden biz gücü alırız
Hem açken hem de tokken
Haydi unutmayalım
Bu dayanışmayı
&&&&&&&&&
Zenci, beyaz, sarı, esmer
Birleşen özgür olur
Kendileri konuşsalar
Halklar hemen dost olur
Haydi unutmayalım
Nereden biz gücü alırız
Hem açken, hem de tokken
Haydi unutmayalım
Bu dayanışmayı
İşçileri tüm dünyanın
Birlikten kuvvet doğar
Senin kızıl birliklerin
Her türlü zulmü boğar.
Haydi unutmayalım
Soruyu somut soralım
Hem açken, hem de tokken
Bu dünya kimin dünyası?
Gelecek kimindir?
Bertolt BRECHT
KARDEŞLERİM
Onlar istiyorlarki
Çift agızlı baltalarıyla
Yuvarlansın kafalarımız önüne yarın
O kara gömlekleri beyaz kordonlu
Golf pantolonlu
Kadroların ….
KARDEŞLERİM
Onlara sokakta rastlarsanız eğer
Ölümü görmüş gibi çevirin başınızı
Kirpiksiz sarı gözler gözünüze bakarken
Arkadan sırtınıza bir
bıçak girebilir.
Onlar istiyorlarki
Kara topragın kalbi durana kadar
Bir pazarda kelepir bir mal gibi satalım
Kafamızın ışıgını,gücümüzü kolumuzu
Kadınlarımızı karşılarında oynatalım.
Ve dumanlanmaya başlayınca
Gözümüzün bakışı
Yavaşlayınca
Damarlarımızda kanın akısı
Karaya vurmus balıklar gibi
Köprü altlarında yatalım…
&&&&&&&&&
KARDEŞLERİM
Onlara elleriniz dokunmussa eğer
Yedi tas su dökün ellerinize
Yırtarak bayramlık gömlegimi ben
Peşkir yaparım size
Biz
Ayrı dillerde aynı sarkıyı okuyanlar,
Biz
Aynı yastıkta yatar gibi
Toprağa başlarını yan yana koyanlar,
Biz
Yüzümüzün derisi koyu acık yanmış diye
Saclarımız ayrı ayrı boyanmış diye
Barsaklarımızı birbirimizin avucuna dökerek
Birbirimizin gırtlagını dişimizle sökerek
Gebereceğiz..
Ve kadrolar parlatarak
Kara gömleklerinin beyaz pantolonlarını
Gömecekler kadife koltuklara
Golf pantolonlarını
&&&&&&&&
KARDEŞLERİM
Onların adına benziyorsa adınız eğer
Adınız değiştirin
Vebanın girdigi kapıdan girin
Onların evine atmayın ayak..
Onlar istiyorlarki cift agızlı baltalarıyla
Yuvarlansın kafalarımız önüne yarın
O kara gömlekleri beyaz kordonlu
Golf pantolonlu
Kadroların…
Nazım hİkmet
AYAĞA KALKIN EFENDİLER
Behey kaburgalarında ateş bir yürek yerine
İdare lambası yanan adam
Behey armut satar gibi
Sanatı okkayla satan san ‘atkar !
Ettigin kar kalmıyacak yanına
Soksanda kafanı dükkanına
Dükkanını yedi kat yerin dibine soksan ;
Yine atesimiz seni
Yağlı saclarından tutuşturarak
Bir türbe mumu gibi damla damla eritecek
Çek elini sanatın yakasından
Çek
Bıyıkları pomadalı ahenginiz
Süzüyor gözlerini hala
Koydu cıylak yıkanan Leyla ya karşı
Fakat bugün
Agzımızdaki ateş borularla
Calınıyor yeni san’ atın marşı
Yeter artık yenicamitıraşı
Yeter
AYAĞA kalkın efendiler…
O DUVAR
O duvar
O duvarınız vız gelir bize vız
Bizim kuvvetimizdeki hız ,
Ne bir din adamının dumanlı vaadinden,
Nede bir hülyanın gönlü yakışındandır
O yalnız
Tarihin o durdurulmaz akışındandır
Bize karsı koyanlar
Karşı koymus demektir
Maddede hareketin
Yürüyen cemiyetin
Ezeli kanunlarına,
Sükun yok,hareket var
Bugün yarına cıkar
Yarın bugünü yıkar
Ve durmadan akar akar
&&&&&&&&
Biz bugünün kahramanı,
Yarının münadisiyiz.
Bu durmadan akan yıkıp yapan akışın
Çizgilenmis sesiyiz
Biz
Adımlarını tarihin akısına uyduran
Temelleri çöken emperyalizme vuran
Yarını kuranlarız
O Duvar
o duvarınız
vız gelir bize vız
NAZIM HİKMET
VATAN HAİNİ
Nazım hikmet vatan hainligine devam ediyor
Amerikan emperyalizmin yarı sömürgesiyiz dedi
Hikmet
Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hala
Bir Ankara gazetesinde cıktı bunlar üc sütün üstünekapkara
Haykıran puntularla,
Bir Ankara gazetesinde, fotografı yanında Amiral
Vilyamson
66 santimetre kare gülüyor,ağzı kulaklarında,
Amerikan amirali
Amerika bütcemize 120 milyon hibe etti 120 milyon lira
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz
Dedi hikmet
Nazım hikmet vatan hainligine devam ediyor
&&&&&&&&
Evet vatan hainiyim,siz vatanseversiniz,
Siz yurtseversiniz ben yurt hainiyim,ben vatan hainiyim
VATAN ciftliklerinizse,
Kasalarınızın ve çek defterlerizin içindekilerse
Vatan,
Vatan soşe boylarında gebermekse açlıktan,vatan sogukta it gibi titreme
Ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
Fabrikalarınızda al kanımız içmekse vatan
Vatan tırnaklarıysa ağalarınızın
Vatan mızraklı ilmihalse
Vatan,polis copuysa
Ödeneklerinizse ,maaşlarınızsa vatan
Vatan amerikan üstleri,amerikan bombası
Amerikan donanması topuysa
Vatan kurtulmamaksa kokmuş karanlığınızdan
Ben vatan hainiyim
Yazın kapkara puntularla 9 sütüna manset
Nazım hikmet vatan hainligine devam edıyor
Nazım Hikmet Ran
Vatan Haini
Bütün kirlenmelere
Kapattıkça kapılarımızı
Alıcılarımızdan girdiler
Odamızın sıcaklığına.
Önce kültürlerimizi yozlaştırdılar
Sonra çaldılar duygularımızı.
Gün geçtik çe
Kendi maymununu yarattı sermaye
Haber dediler
Pisliklerini döktüler eteklerinden.
Kim kiminle yatmış
Kimin şeyi kimin neresinde
Piç ettiler yaşamı
Piç ettiler serpilip gelişen hayatı.
Şimdi
Medya maymunlarının
Salyalı dudaklarından
Hortumlanan kanı dökülmekte
Emekçi halkımın.
&&&&&&&
İki bacak arasına asılmış sevda.
Yoksulluğun-utancı.
yarınlarımızın-
Bekareti satılmakta otel odalarında.
Şose boylarında aç kadın
Doyurabilmek için bebesini
Sarkık memelerini okşatmakta
Yüzünü yitiren insana
Fabrika kapılarında
Makina lar dan değersiz
Kendi mezarını kazmakta emekçi
Kul edilmiş insanlık kula
Nazım Hikmet vatan hainliğine
Devam ediyor hala
Abdullah Oral
BEYAZIT MEYDANINDAKİ ÖLÜ
Bir ölü yatıyor
Ondukuz yaşında bir delikanlı
Gündüzleri güneşte
Geceleri yıldızlar altında
İstanbul'da Beyazıt meydanında
Bir ölü yatıyor
Ders kitabı bir elinde
Bir elinde başlamadan biten rüyası
Bindokuzyüzaltmış yılı Nisan'ında
İstanbul'da Beyazıt meydanında.
Bir ölü yatıyor
Vurdular
Kurşun yarası
Kızıl bir karanfil açmış alnında
İstanbul'da Beyazıt meydanında.
Bir ölü yatacak
Toprağa şıp şıp damlayacak kanı
Silahlı milletim hürriyet türküleriyle gelip
Zaptedene kadar büyük meydanı.
Nazım HİKMET
KEREM GİBİ
Hava kurşun gibi ağır,
Bağır
bağır
bağırıyorum.
Koşun
kurşun
erit-
meye
çağırıyorum...
O, diyor ki bana:
-Sen kendi sesinle kül olursun hey! Kerem
gibi
yana
yana..."Deeeert
çok,
hem dert yok".
&&&&&&&&&
Yüreklerin
kulakları
sağır...
Hava kurşun gibi ağır
Ben diyorum ki ona:
-Kül olayım Kerem
gibi
yana
yana...Ben yanmasam
sen yanmasan
biz yanmasak
Nasıl
çıkar
karanlıklar
aydınlığa...
Hava toprak gibi gebe.
Hava kurşun gibi ağır.
Bağır
bağır
bağırıyorum.
Koşun
kurşun
eritmeye
çağırıyorum...
Nazım HİKMET
TÜRKİYE İŞÇİ SINIFINA SELAM
Nazım Hikmet
Türkiye işçi sınıfına selam,
Selam yaratana
Tohumların tohumuna,
serpilip gelişene selam!
Bütün yemişler dallarınızdadır!
Beklenen günler, güzel günler ellerinizdedir,
Haklı günler, büyük günler,
Gündüzlerinde sömürülmeyen,
gecelerinde aç yatılmayan
Ekmek, gül ve hürriyet günleri,
Türkiye işçi sınıfına selam!
Meydanlarda hasretimizi haykıranlara,
Toprağa, kitaba, işe hasretliğimizi,
Hasretimizi, ayyıldız esir bayrağımıza,
Düşmanı yenecek işçi sınıfımıza selam!
Paranın padişahlığını,
Karanlığın yobazın
Ve yabancının roketini yenecek işçi sınıfına
selam
Türkiye işçi sınıfına selam!
Selam yaratana.
EN COK DA ŞİMDİ DENİZ (6 Mayıs anısına)
Nasıl da delirtmiştin yüreğimi
Dalga dalga büyümüştün deniz
Dev gibi iri bellemiştim
Nerden bileyim Dev-genc i
Ne bileyim devrimci genci
İyi biri bilmiş…
İyi bellemiştim
Sevmiştim seni
Bir de bağımsızlık tutkunu sevmiştim
Haramiler ürküyordu ya
Büyülü gücünü sevmiştim
Beklediğimiz sendin
Sen oldun tanrılara adanan
Şimdi yoksun
Öyle zor ki nefes almak
Can kafeste
Gözyaşı boğuyor beni
Hasretliğim bir tutam nefes
Sen gideli soluksuz yatıyor Beyazıt
Ses yok çağlayan’dan
Toprak kayıyor oysa
Vatan kayıyor altımdan
&&&&&&
Affet beni çocuk
Bana bir söz söyle
Bir sözcük
Sesini duyar gibiyim aslında
İlk sözün gibi diyeceklerin
Yine diren
Bağımsızlık bedel ister
Ekmek aş, emek ister
Ölümüne direnmek ister vatan
Beklediğimiz sendin
Sen oldun
Bir mayıs sabahımıza kanayan
Sen oldun yine
Altı mayıslarda özlenen
Esat Korkmaz
ÖZĞÜRLÜK TUTKUSU
bir kuytuda
bir köhne yerdeydi ilk adımı
karanlıktı her yer
karanlıkta başlayacaktı çaresiz
kurtlar sofrasında kavgası
zar zordu beslenmesi
kanatlanmıştı nasılsa kelebek
küf kokuyordu her yanı
çürümüş her şey
sıkılmıştı
kısacık ömre bir tutku
bir uzun koşu
koşuya çekiyordu
özgürlük kanatları
yem yeşil vadiydi tutkusu
binbir çiçek açsındı
binbir fikirli
&&&&&&&
bir rüya bulaşmıştı
ölümüne özgürlüktü sevdası
güneşe uzanan akında olmalıydı
rüyasıydı yol’culuk
kışkırtmıştı kanatları
bir mahir çarpardı yüreği
uçmaktı doğası
uçmaktı kavgası
özgürlüğünü yaşamaktı
tanrılar uyanmış
tanrılar tutmuştu subaşını
kan kusan pervaneler sarmıştı dereyi
ölüm yankılanıyordu vadi
bir kelebek kanamıştı
kelebekler
Mahir'ler kanamıştı tarihe
ondan beridir ki
kan akar yıllar yılı kızıldere
Esat Korkmaz
BİR DÜŞÜNSENE
bir düşünsene
sen yoksan
hiçbir şeyin olmadığını
üstümüzde bir gökyüzü
altımızda yeşilin tonlarını bezemiş toprak
dağlara yaslanmış ufkun da yok
orman da
deniz de olmaz
düşünsene
malın mülkün olmadığını
ne mal mülk derdi ne yokluk
ne açlık ne de açgözlülük
ne servet ne de sefalet var
insanlar kardeş
kardeşçe paylaşmışız dünyayı
insanlar barışık
bir başka dünya kurmuşuz
yeryüzüne inşa etmişiz cenneti
bilmişiz
bizden sonra cennetin olmadığını
burada yaşamışız cenneti
burada gömmüşüz cehennemi
cehennem yok yani altımızda
&&&&&&&&
düşünsene
yeni bir dünya kurmuşuz
ülkelerin olmadığı
hatta sınırların kalktığı bir hayal yaşıyor
uğruna ölünecek
uğruna Öldürecek bir şeyin olmadığını
düşünsene
beni bana
beni insana yabancılaştıran
ırkçıların ırkı
öteki de yok yani aramızda
nifakı eken yok
yani din de yok elbet
düşünsene
gelmişiz
yaşamışız yaşamı tadında
bir iz bırakıp tarihe
sessizce uğurlanmışız
ama biz ölümü öldürmüşüz.
düşün de
isterlerse hayalci bilsinler seni
Esat Korkmaz
YOLDAŞLAMA
Sen benim yoldaşımsın
Ak bir karanfil değdi
İkimizin alnına
1945 Hiroşima sına gidip
beraber ağladık.
Geleceğe uzanıp
Ruhu dansa kalkmış bir halkın
Uzattığı şarabı içtik
Yoldaşımsın sen benim
Zamanla göz göze geldigimizde
“Şimdi” yi yaşıyor varlıgımız.
Gözlerimizi kacırmadık
Hiçbir gercekten
Balkonumuza düşen ateş böceğini de
Konu ettik kendimize
Yaşımızı soranlara
“1917” Ekim kestiler göbek
bağımızı”
diyesim geliyor
gerci okadar yaşlı değiliz.
Ama.
Şu sosyalim yokmu
Olacaksak,onun cocuğu olalım
Diyorum…
ÇANAKKALE GEÇİLDİ…..
Gitti emeğin memed ölümüne direndin
Kol bacak feda ettin onbinlerce can verdin
Ateş kusan gemiye yüreğinle tabyaydın
İşgalciyi dost tuttuk Çanakkale neyine
Bilim rehber dediler düşünen mihrak çıktı
Cüppe sarık takiyye hurafemi de yıktı
Nazar muskası taşı boşver medeniyeti
Din iman sana yeter Çanakkale neyine
Çalacak yüzün olsun tükenmez deniz devlet
Adamına iş olsun neye gerek liyakat
Üretenden al götür pay etmesi eziyet
Çalışmadan da övün Çanakkale neyine
Yaradan işin bilir aç bırakmaz kulunu
Köşe dönmekte ne var Sen de bul bir yolunu
Oyuna çomak sokar iflah etme Sol’unu
Bağımsızlık da neymiş Çanakkale neyine
&&&&&&&
Haraç mezat satışı temaşayla seyreyle
Fabrikan mı kapandı Tevekülle sabreyle
Vatansız kalsan bile yaşıyorsan şükreyle
Fırsat varken sende sat Çanakkale neyine
Takdiri ilahi mi iş bilenden baş bulduk
Memleket açık Pazar hırsıza kardaş olduk
Ar damarı çatladı insanımsı taş olduk
İşbirlikçi tayfayla Çanakkale neyine
Esat Korkmaz
Vatanı için Çanakkale'de can veren onbinlerce Memed'in Ruhlarıyla alay edercesine bir yandan kahramanlık nutukları atarken,diğer taraftan Ülkesini Silahsız kuvvetlerin işgaline sunan... Ülkeyi açık pazar haline getiren riyakarlara....Ve yeniden ortaçağın karanlığına özendirilerek uyutulanlara atfedilmiştir...
DÜZEN DENEN İNSAAT
Kırlarda
****ek oynayan bir ceylanı
Tabakta az pişmiş
Biftek gibi gören
Bir burjuvazi için
Bir aparattır
Fabrika işçisi
Bir çapa kadar
Değeri vardır köylünün
Kadınlar
Mutfakta aşcı
Banyoda çamaşır makinesi
Yatakda dişidir sadece
Gençlik
Düzeni koruduğu oranda
Gelecektir
&&&&&
Böyle dizer tuğlalarını
Düzen denen inşaatın
Mimarı
Ve üstüne,kalın bir
Vatandaşlık sıvası çeker
Bu nedenle
Kadının erkek kadar
Köylünün kentli kadar
Her insanın
Bir değeri kadar
Eşit olduğu
Kardeşlik diyarına geçerken
Burjuvanın,sadece
Düzen denen inşaatını değil
Hayallerini de yıkacağız…
SEVĞİLİ YOLDAŞ
Sen sevgili yoldaş;
Sen simdi
Kübada siirsel bir ezgi,
Kürdistanda ateşi kavrayıp
Serhatlaşan yürek,
Kolombiyada bir dağ koyağında
Omzunda umuduyla
Gerillanın içtiği su,
Irakta sönmeye yüz tutmuş umut
Gelecek kuşakların tarih sayfasındaki
Güzel bir yapraksın.
Sen sevgili yoldaş
Sen
Gecenin karanlığında
Yıldızlarla valse kalkmış
Yorulmak bilmeyen bir aysın
Sen nice insanlarla tanınmış
Nice insanın hayat kaynağı
………bir okyanussun
&&&&&
sen
uyuşturulmak istenen beyinlerin ilacını taşıyan bir doktor
durdurulmak istenen kalbimizin taze kanısın
ne yaparlarsa yapsınlar;
ne seni
nede seni sen yapan değerlerini
yok edemeyecekler
çünki o değerlerdir yaşam sebebimiz,
çünki o değerler içindir savaşımız
bu savaş insanlığın savasıdır
bu savaş sonuna kadar sürecek
kimi vakit düştük
kimi vakit azaldık
kimi vakit yenildik
ama dedikya;
bu bir savaş..
biz “yenilmiş ordular iyi ögrenir”bilinciyle savaşacağız
ve biliyoruzki;
bu savaşda nicelerimiz daha düsecek
ama göz kapaklarımızı zorlamayağız akan yaşlara karşı
&&&&&&
yüreğimizden nice parçalar kopacak
ama bu savaş bitmeyecek
çünki daha fazla acı çekilmesin
daha fazla insan ölmesin
daha fazla göz yaşı akmasın
diyedir mücadelemiz.
Olması gereken içindir
Eşit ve özgür
Mutlu ve üretken
Bir insanlık içindir mücadelemiz.
Onun için yoldaş;
Malzememiz insan ..
Umut insanda
Bu savaşı biz kazanacağız
Başka çare yok.
Umut yaren
YOL
Senki;
Zaferin türküsüne kattın aşkları
senki;
Devrim aşkıyla tutuşan
yüreklerimizin
mavi serinliğisin
senki;
saflarında militanların şafakla yarışıyor
ve bizki;
Asi nehirler gibi akıyoruz
Devrimci Yol'da
özgür şafaklara
senki;
Direncisin mavi umudumuzun
ve zaptedilemez bir isyansın
yoksul halkımızın
gözbebeklerinde
Revizyonist beyinler çökerken
Depremler kuşağı dünyamızda
İhanet ilanları büyürken
ve teslim bayrakları çekilirken
yeni dünya düzen(sizliğ)inde
senki;
yaralı bir ceylanın türküsünde
ve yoksul bir aç çocuğun
gözlerinde
umudu, direnci
ve özgürlüğü kucaklıyorsun
yıldızlı yumruğunla
Nice yılgınlığa inat
baharın sevdasında
hala direnir yangınlar
Yol'umuz yeni baharlara umut
ve Özgürlük
bir bedelse bayraklarda
sana andolsunki halkım
Devrimci Yol'umuzun
yıldız yumruklu kızıl bayrağı
sıkılmış bir yumruk gibi
inecek faşizmin tepesine
ve dalgalanacak emperyalizmin kalelerinde
Mutlu ŞAHİN
Yıllardan Kapitalizm
Yıllardan kapitalizm
Bir patlamayla uyandı çocuk
Daldı derinine uykuların
Parçalanmış bedeni görünmedi
Teknolojinin son harikası olan uçağın ekranında
Yeşildi ekran...
Yeşildi kan kuyusundan fırlayan
gözleri,
Gözlerimiz...
Adımız yok...
Muhasebe defterlerinin kurşun harfleriyiz,
Hesap makinelerinin anlamsız sayıları.
Sadece
Etimiz meze canavar sofralarına
Ve küpedir korkunun tıkadığı
kulaklara
İlmek ilmek örülen hayat
Bir anda nasıl da ayrılır gövdesinden
Yuvarlanan kimin başı,
Çırpınan bu kol kimin.
Oysa bu baş, bu kol her şeyi
yeşetendi.
Tarlada nasırlaşmış ellerle güneşi eken,
Madende alnının sıcağını kömüre içiren,
Fabrikada yağsız beden makine gibi işleyendi.
Şimdi daha iyi anlıyorum,
Emeğe karşı bu savaşlar.
Yıkımdır yüreğinde insanlığımın
Ve biz hangi yıla girersek girelim
Değişmedikçe düzen
Hala
Yıllardan kapitalizm!
Özgür Irmak
buraya ekleyebilirmisin İhtilalin Oğlu ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]) ?
buraya ekleyebilirmisin İhtilalin Oğlu ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]) ?
RapidShare: Easy Filehosting ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor])
Buyur dostum...İyi dinlemeler...
RapidShare: Easy Filehosting ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor])
Buyur dostum...İyi dinlemeler...
Teşekürler yoldaş bende dinleyeyim çoz güzel bir parçaya benziyor. Keşke benimde bir paryoşam olsa fakat bir gitarım bile yok :)
Teşekürler yoldaş bende dinleyeyim çoz güzel bir parçaya benziyor. Keşke benimde bir paryoşam olsa fakat bir gitarım bile yok :)
Herkesin bir Paryoşa'sı olduğuna inanıyorum ben.Herkesin yalnızca düşlerinde bir kadını veya erkeği vardır.Yalnızca düşlerinde ve hayallerinde yaşayan Paryoşa, dünyanın en mutlu ve bazen en mutsuz, umutsuz bir insan yapıyor benliği.Ben şahsen bundan memnunum :) Paryoşa'ma dokunamasamda, saçlarını okşayıp ona şarkılar söyleyemesemde, onunla martılar ağlarken sevişemesemde hayallerimdeki kadına aşığım; Paryoşa'ma...
Gitar konusu ise, gitar almak istiyorsan sana yardımcı olabilirim.Yani uygun fiyata ayarlayabilirim.Öğretebilirim de.Kursa gitmene gerek yok.Ben altı yıldır çalıyorum son dört yıldır internetinde yardımıyla daha çok geliştirdim.Hiç ama hiç zor değil yalnızca sabır isteyen bir iş...
Hoşçakal
Teşekürler ihtilalin oğlu yardım teklifin için hele bir ayarlayım kendimi :) Benimde bir paryoşam var hayalimdeki kadın o aslında onun var olduğun bilmek ve ulaşamamkta başka bir eziyet aslında bazende hoş bakış açısı önemli yoldaş.
hossohbetli
11-02-2009, 22:03
Ölümü Ektim Randevu Yerinde
Beklemekten Ağaç Olsun
Zembereği boşalmış sözcüklerin
Akreple yelkovan öpüşüyor onikide
Bütün ziller vaktinde vuruyor,
tembellik edip gitmeyeceğim
Kusura bakma ölüm
Bugün de gecikeceğim
Sessizlik çökmüş kentin sokaklarına
Martılar uykuya dalmış
Kar bütün izlerini örtmeye hazır
Randevularımıza sadığımdır sektirmem saatini ama bu sefer tembelliğim tuttu, ölüm daha çok beklersin beni…
Şimdi kış ölümün vaktidir derler ve tecrübelerimden bilirim kışın ölene söverler.
Kusura bakma ölüm
ben ardımdan sövdürmem.
Bu randevuya asla gelmem.
Bu şiirin içinden tren de geçebilir
Uçak da
Vapur da
Bütün teknolojik ölüm aletleri de
ama hiç birine binmeyeceğim
Kusura bakma ölüm
gelmeyeceğim
***
Gelecek öyle uçsuz bucaksız duruyor ki
Ve ben ne olacağını merak ederken
hani filmin en güzel sahnesinde
sinemadan çıkar gibi
hayattan çıkıp gidemem
Kusura bakma ölüm
Adın çok soğuk gelemem
Bunca mazeretim varken
yaşama dair,
ölümü aklımdan bile geçirmem
Seviyorum seni hayat
tüm kötü sürprizlerini de..
Erol ZAVAR
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor])
Fotoğraf : Marc Riboud
OY YARÊ
Oy yarê oy hevalê
Stêrkan şevên tarî,hêvya dılên sari
Nabinım tü jımın duri
Jı bo hêvina azadiye
Şin buye ser zegrosi
Derket jor nayê xwarê
Oy yarê oy hevalê
Ciwanî e'mrêm kanê,hêvîyên dilim kanê
Xeîdîn çû ma naynê
Azadîya vê jînê jimin hate dizînê
Zaroktîya min kanê
Oy yarê oy hevalê
Liser li çavêm dotên,dilû cîgeram sotên
Xewn û xeyalêm fırotın
Me dîsa serî hilda,li nav xwîna xwe jînda
Tovê jîyanê evîn da
OY YARİM
Oy yarim, oy arkadaşım
Karanlık gecenin yıldızı, soğuk kalplerin umudu
Göremiyorum,benden uzaksın
Özgürlük umudu için
Yeşermiş Zagrosun üstünde
Yukarı çıktı, gelmez aşağı artık
Oy yarim oy arkadaşım
Gençlik ömrüm nerde,gönlümün umudu nerde
Küstüler dönmemek üzere gittiler
Yaşam özgürlüğüm benden çalındı
Çocukluğum nerde..
Oy yarim oy arkadaşım
Gözlerimi çıkardılar,gönlümü,cigerimi yaktılar
Hayal ve düşlerimi sattılar
Biz yine baş kaldırdık,kanımızda yaşadık
Yaşam sevdasını filizledik
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
Açılsın Kapılar Şaha Gidelim
Hızır paşa bizi berdar etmeden
Açılsın kapılar Şaha Gidelim
Siyaset günleri gelip yetmeden
Açılsın kapılar şaha gidelim
Gönül çıkmak ister, şahın köşküne
Can boyanmak ister, Ali müşküne
Pirim Ali on ik'imam aşkına
Açılsın kapılar şaha gidelim
Her nereye gitsem, yolum dumandır
Bizi böyle kılan, ahd-ü amandır
Zincir boynum sıktı hayli zamandır
Açılsın kapılar şaha gidelim
Yaz selleri gibi akar çağlarım
Hançer aldım, ciğerciğim dağlarım
Garip kaldım, şu arada ağlarım
Açılsın kapılar şaha gidelim
Ilgın ılgın eser seher yelleri
Yare selam eylen urum erleri
Bize peyik geldi, şah bülbülleri
Açılsın kapılar şaha gidelim
PİR SULTAN'ım eydür mürvetli şah'ım
Yaram baş verdi, sızlar ciğergahım
Arşa direk direk olmuştur ahım
Açılsın kapılar şaha gidelim
pirsultan abdal
Geçti Dost Kervanı
Şu karşı yaylada göç katar katar
Bir güzel sevdası gözümde tüter
Bu ayrılık bize ölümden beter
Geçti dost kervanı eyleme beni
Şu benim sevdiğim başta oturur
Bir güzelin derdi beni bitirir
Bu ayrılık bize ölüm getirir
Geçti dost kervanı eyleme beni
Pir Sultan Abdal'ım kalkın aşalım
Aşıp yüce dağı engin düşelim
Çok nimetin yedik helallaşalım
Geçti dost kervanı eyleme
pirsultan abdal
Koca Başli Koca Kadi
Koca başli koca kadi
Sende hiç din iman var mi
Harami helali yedi
Sende hiç din iman var mi
Fetva verir yalan yulan
Domuz gibi dagi dolan
Sirtina vururum palan
Senin gibi hayvan var mi
Iman eder amel etmez
Hakk'in buyruguna gitmez
Kadilar yaş yere yatmaz
Hiç böyle bir şeytan var mi
Pir Sultan'im zatlarimiz
Gerçektir şöhretlerimiz
Haram yemez itlerimiz
Bu sözümde yalan var mi
Pirsultan abdal
Pazarlik mi Olur
Ilgit ilgit esen seher yelleri
Dogru gelir dogru gider mi yar yar
Hakkin emri ile çürüyen canlar
Verdigi ikrarda durur mu yar yar
Pazarlik mi olur adil dükkanda
Neylim muhabbetim yar kaldi sende
Bu divan olmazsa ulu divanda
Dost benim sualimi verir mi yar yar
Bahçemde açilmiş yar gonca güller
Gülün figanindan sefil bülbüller
Aşiktan maşuga da sarilan kollar
Bin yil yerde yatsa çürür mü yar yar
ABDAL PIR SULTAN'im gönlü zar olan
Döner mi sözünden gerçek er olan
Senin gibi ahti sadik yar olan
Verdigi ikrardan döner mi yar yar
Pirsultan abdal
DÜNYANIN ÜSTÜNDE KURULU DIREK
Dünyanin üzerinde kurulu direk
Emek sayilmadan, sizlar bu yürek
Bu düzeni kim kurmus bizler de bilek
Söyle canim söyle dinlesin canlar
Ocaga koymuslar köse tasini
Hakk kollasin gerçeklerin isini
Bir gun agridirlar senin basini
Söyle canim söyle dinlesin canlar
Pir Sultan Abdal'im farz eylesinler
Yola gelmeyenden edilmez minnet
Cümlenin muradi dünyada cennet
Söyle canim söyle dinlesin canlar
pirsultan abdal
Koyun beni Hak askina yanayim
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Yolumdan dönüp mahrum mu kalayim
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Benim pirim gayet ulu kisidir
Yediler ulusu, kirklar esidir
Oniki imamin server basidir
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Kadilar müftüler fetva yazarsa
Iste kemend, iste boynum asarsa
Iste hançer, iste kellem keserse
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Ulu mahser günü olur divan kurulur
Suçlu, suçsuz gelir anda derilir
Piri olmayanlar anda bilinir
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Pir Sultan'im arsa çikar ünümüz
O da bizim ulumuzdur pirimiz
Hakka teslim olsun garip canimiz
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
PIR SULTAN ABDAL
Uyur iken uyardilar
Diriye saydilar bizi
Koyun olduk ses anladik
Sürüye saydilar bizi
Halimizi hal eyledik
Yolumuzu yol eyledik
Her çiçekten bal eyledik
Ariya saydilar bizi
Hakk'in yoluna dizildik
Dost defterine yazildik
Bal olduk serbet ezildik
Doluya saydilar bizi
Pir Sultan Abdal'im sunda
Çok keramet var insanda
O cihanda bu cihanda
Veliye saydilar bizi
PIR SULTAN ABDAL
Gelin Canlar Bir Olalım
Gelin canlar bir olalım
Münkire kılıç çalalım
Hüseyn'in kanın alalım
Tevekkeltü teâlallah
Özü öze bağlayalım
Sular gibi çağlayalım
Bir yürüyüş eyleyelim
Tevekkeltü teâlallah
Açalım kızıl sancağı
Geçsin Yezid'lerin çağı
Elimizde aşk bıçağı
Tevekkeltü teâlallah
Mervan soyunu vuralım
Hüseyn'in kanın soralım
Padişahın öldürelim
Tevekkeltü teâlallah
Pir Sultan'ım geldi cûşa
Münkirlerin akli şaşa
Takdir olan gelir başa
Tevekkeltü teâlallah
pirsultan abdal
Bende bu yayladan şaha giderim
Karşıdan görünen ne güzel yayla
Bir dem süremedin giderim böyle
Ala gözlü pirim sen himmet eyle
Ben de bu yayladan şaha giderim
Eğer göverüben bostan olursam
Şu halkın diline destan olursam
Kara toprak senden üstün olursam
Ben de bu yayladan şaha giderim
Bir bölük turnaya sökün dediler
Yürekteki derdi dökün dediler
Yayladan ötesi yakın dediler
Ben de bu yayladan şaha giderim
Dost elinden dolu içmiş deliyim
Üstü kan köpüklü meşe seliyim
Ben bir yol oğluyum yol sefiliyim
Ben de bu yayladan şaha giderim
Alınmış abdestim aldırırlarsa
Kılınmış namazın kıldırırlarsa
Sizde şah diyeni öldürürlerse
Ben de bu yayladan şaha giderim
Pir Sultan Abdal´ım dünya durulmaz
Gitti giden ömür geri dönülmez
Gözlerim de şah yolundan ayrılmaz
Ben de bu yayladan şaha gider
Dostun bir gülü yaralar beni
Şu Kanlı Zalımın Ettiyi İşler
Garip Bülbül Gibi Beni Zareyler
Yağmur Gibi Yağar Taşlar Başıma
İllede Dostun Bir Fiskesi Yaralar Beni Beni Beni
Can Beni Beni Beni Dost Beni Beni Beni
Dar Günümde Dustum Düşmanı Beli Oldu
Bir Derdim Var İdi Şimdi El Oldu
Ecel Fermanı Boymuna Takıldı
Gerek Vura Gerek Asa lar Beni Beni Beni
Can Beni Beni Beni Dost Beni Beni Beni
Pir Sultan Abdalım Can Göye Almaz
Haktan Emir Olmasa ı Rahmet Yağmaz
Şu Ellerin Taşı Bana Hiç Degmez
İllede Dostun Bir Tek Gülü Yaralar Beni Beni
Can Beni Beni Beni Dost Beni Beni Beni.
Varıp yoldaş olma sen uğursuza
Komşu olma namussuza arsıza
Sabah selâmını verme pîrsize
Adamın başına belâ getirir
Muhib yolldaş olma kalleş yâr ile
O yâr da durmadı bir ikrar ile
Sakın sohbet etme münkir kör ile
Altının adını pula getirir
PİR SULTAN ABDAL'ım derdim ziyade
İçilirmi yârsız yad ile bade
Yâr odur ahrette şefaat ede
Sadık yâr insanı yola getirir.
Bin Cefalar Etsen Almam Üstüme
Bin cefâlar etsen almam üstüme
Gayet şirin geldi dillerin dostum
Varıp yad ellere meyil verirsen
Kış ola bağlana yolların dostum
İlâhi onmaya yardan ayıran
Bahçede bülbüller ötüyor uyan
Kula gölge olsa Allah’a ayan
Senden ayrılalı gülmedim dostum
Pir Sultan Abdal’ım gülüm dermişler
Bu şirin canıma nasıl kıymışlar
İster isem dünya malın vermişler
Sensiz dünya malın neylerim dostum
NASIL YAR DİYEYİM
Nasıl yar diyeyim ben böyle yare
Mecnun edip çöle saldıktan sonra
Alemin bağında bülbüller öter
Giden benim gülüm solduktan sonra
Coşkun sular gibi çağlamayan yar
Gönlünü gönlüme bağlamayan yar
Benim şu halime ağlamayan yar
Daha ağlamasın öldükten sonra
PİR SULTAN ABDAL'ım sürem bu yolu
İnsanın kamili olmuşam kulu
İster yağmur yağsın isterse dolu
Gidem ben ummana daldıktan sonra
Kul Olayım Kalem Tutan Eline
Kul olayım kalem tutan eline
Kâtip ahvalimi şah'a böyle yaz
Şekerler ezeyim şirin diline
Kâtip ahvalimi şah'a böyle yaz
Allahı seversen kâtip böyle yaz
Dün ü gün ol şah'a eylerim niyaz
Umarım yıkılır şu kanlı Sivas
Kâtip ahvalimi şah'a böyle yaz
Sivas illerinde sazım çalınır
Çamlı beller bölük bölük bölünür
Ben dosttan ayrıldım bağrım delinir
Kâtip ahvalimi şah'a böyle yaz
Münafıkın her dediği oluyor
Gül benzimiz sararuban soluyor
Gidi Mervan sâd oluban gülüyor
Kâtip ahvalimi şah'a böyle yaz
Pir Sultan Abdal'ım ey Hızır Paşa
Gör ki neler gelir sağ olan başa
Hasret koydu bizi kavim kardaşa
Kâtip ahvalimi şah'a böyle yaz
pirsultan abdal
Sunam
Sabahtan cemalin seyran eyledim
Gönüller perişan elinden sunam
Nice bekleyeyim gurbet illerde
Hiç bilir yok mudur halinden sunam
Tıyg-ı gamzelerin müşk ü bü kokmaz
Yar ala gözlerin hışım ile bakmaz
Cemalin görene cennet gerekmez
Güneş midir doğdu yüzünlen sunam
Kemahlar giyinip zünhar bağlanmaz
Eser seher yeli teli ırganmaz
Sen gidelden deli gönül eğlenmez
Bir bergüzar versen telinden sunam
Sen seher yelisin gider gelmezsin
Gelirsen de bana baki kalmazsın
Seni uçuranlar murad almasın
Seni kim uçurdu gölünden sunam
Pir Sultan Abdal der cemalin güzel
Aradım bulamadım bir haber yazar
Şimdi senin ismin cenneti gezer
Kalma bizim için yolundan sunam
Pir Sultan Abdal
ötme bülbül
Ötme bülbül ötme şen değil bağım
Dost senin derdinden ben yana yana
Tükendi fitilim eridi yağım
Dost senin derdinden ben yana yana
Deryadan bölünmüş sellere döndüm
Ateşi kararmış küllere döndüm
Vakitsiz açılmış güllere döndüm
Dost senin derdinden ben yana yana
Haberin duyarsın peyikler ile
Yaramı sarsınlar şehidler ile
Kırk yıl dağda gezdim geyikler ile
Dost senin derdinden ben yana yana
Abdal Pir Sultan'ım, doldum eksildim
Yemeden içmeden sudan kesildim
Zülfün kemendine kondum asıldım
Dost senin derdinden ben yana yana
pirsultan abdal
Nefes
Güzel aşık cevrimizi
Çekemezsin demedimmi
Bu bir rıza lokmasıdır
Yiyemezsin demedimmi
Yemeyenler kalır naçar
Gözlerinden kanlar saçar
Bu bir demdir gelir geçer
Duyamazsın demedimmi
Pir sultan ALİ şahımız
Hakka ulaşır ahımız
Oniki imam katarımız
Uyamazsın demedimmi
pirsultan abdal
Pir Sultanın fikirleri dönemi için çok ilerici ve aydındır bence. Avrupadaki, ayni asırda yaşamıs olan bağzı düşünürlere arasında dağlar kadar fark var bence.
Ey benim divane gönlüm,
Dağlara düştüm yalınız.
Bu cefayı kendi özüm,
Pek mail gördüm yalınız.
Dağlar var dağlardan yüce,
Dağ mı dayanır bu güce?
Derdimi üç gün, üç gece,
Söylerim bitmez yalınız.
Şah'ın ayağına varsam,
Hayırlı gülbengin alsam.
Kızılırmağa gark olsam,
Çağlasam aksam yalınız.
Şah'ımız ırmağı aktır,
Lezzeti şekerden çoktur.
Bir Allah'tan büyük yoktur,
Hak dedim durdum yalınız.
Pir Sultanım, ey erenler,
Erine niyaz edenler.
Üçler, kırklar ve yediler,
Mürvete geldim yalınız.
Pir Sultan Abdal
anti_dühring
01-03-2009, 16:46
Hezar nehsed heştê heşt bû/Kurdperweran reş girêdan
Nûçe a reş zû belav bû/Dost û yaran reş girêdan!
…
Eman eman, eman eman/Helebçe girt mij û dûman
Pênc hezar Kurd cangorî bûn/Birîndaran nedît derman!..’
Türkçesi:
Bin dokuz yüz sek sen sekizdi/Kara bağladı Kürtseverler
Kara haber tez yayıldı/Kara bağladı dost ve yarenler
…
Aman aman, aman aman/Halepçe’de sis ve duman
Beş bin Kürt feda oldu/Yaralılar bulmadı derman!..
komunistgundem
01-03-2009, 21:43
Kul Sefili / İSTANBUL’DAN BOLU’YA ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor])
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor])
(Devrimci dost Kemal Doğan’a)
Bolu’dan ses verir devrimci yürek
İstanbul’dan selam Kemal Doğan’a
Devrime ulaşmak onda ki erek
İstanbul’dan selam Kemal Doğan’a
Halkına adanmış yürekli bir can
Özüne öz katmış Kaypakkaya’dan
Halkını sevene neyler ki zindan
İstanbul’dan selam Kemal Doğan’a
İşte böyle gerçek olursa insan
Dostluğu da mutlak olacak candan
Başkaldıran gönlümde ki isyandan
İstanbul’dan selam Kemal Doğan’a
Devrimci olanda olmaz ki yeis
İnsana sevgidir içindeki his
Yarınlarımıza güzel havadis
İstanbul’dan selam Kemal Doğan’a
Riyakar insandır hakkımız çalan
İnsan sevgisini ettiler talan
İnsanlık adına sosyalist olan
İstanbul’dan selam Kemal Doğan’a
Kul sefilin yanlışı yok kelamda
Tanısa da onu sanal alemde
Bugün değil yaşam boyu her demde
İstanbul’dan selam Kemal Doğan’a
01.03.2009
ALİ TURALI / KUL SEFİLİ
Kemal Doğan'dan not : Sevgili dost , güzel insan yüreğinin güzelliğini anlatmak yetmez.Hasan Kıyafet, Aşık İhsani ve Rasim Öz çok güzel anlatmış.Bu Şiirinle beni mutlu kıldın , teşekkürlerimi iletiyorum.Devrimci Selam ve sevgilerimle..
Baran Yılmaz
04-03-2009, 15:09
Erdogan'in Davosta hakli olmasi gördügü muameleyi temizlemez !!!
Sadece başbakan degil başbakan gibilerdir Türkiye ye bu muameleyi adim başi yaşatanlar.
Evet Türkiye başbakani olsaydin o muameleyi görmezdin kabile başkani degilim derken seni küçük bir carsafli kabile başkani olmaktan kurtarmaz.
Gazzede katliama ugrayanlar için öldürmeyi iyi biliyorsunuz derken kendi ülkende öldürülen Kürt insanlarinin sorumlulugunu başka yerde aramak başkasini degil kendisini aldatmaktir.
Çocuk kadin demeden ayni muameleyi yapin derken inançli birine perez gibileri çikar bu muameleyi yapar !
Kahramanliga mi meraklisin önce kendi ülkende kahraman ol önce Ülkede ki Kürt sorununu bitir faili meçhul cinayetlerin faillerini bul ve yargila...
Havadan ve planli kahramanligin Ülkede yaşamini yitiren gençlerinin kahramanligindan daha büyük olamaz...
Kendi ülkesindeki Kürt sorununu çözmeyip binlerce insanin yaşamini yitirmesine sebebpcilerin bir başka ülkenin sorununu hiç bir zaman çözmekte müdavim olamazlar
Gazzeyi bombalayan pilotlar Konya da egitim alirken Israille bütün anlaşmalari iptal etmezken davosta Gazzede ölen insanlar için paneli terketmen seni hakli çikartmaz..
Insan yaşaminin degeri ve hakki maşallahlar ve inşallahlarla engelenmedikten sonra hatalari ve yanlişlara gözleri kapamak böylesi muamelelere maruz kalmak zor degildir...
Evet Türkiye başbakani olmak o muameleyi görmek ve paneli terketmek degildir.
Kabile başkani degilim derken seni küçük bir türbanli kabile başkani olmaktan kurtarmaz.
----------------
Düşünüyorum
sözlerimi
kelimelerimi
arıyorum
aklımı terkeden
ballı kelimeleri
nereye gittiler
hangi siyah dibli
kavanoz dünyayi
aklamaya gittiler
oturup düşünüyorum
düşünecek
o kadar çok şey
var ki
aç insanlar
aç çocuklar
tok olmalıydı
cellatların tüccarların
çöplerini karıştırmadan
bebeler
cennet kokmalıydı
kan kan kokuyor bebeler
düşünüyorum
düşünecek
o kadar çok şey var ki
sıra bana gelmiyor
kargalar da
beni düşünüyor
düşünüyorum
aklımı
terkedecek sözler
yine olacak
kargalar da
beni düşünecek
-------
Ax lo Donkîşot
Ax lo Donkîşot!
Ku tu xwe bihesibînî mirovek,
Di cîyê bikevî nava şerek
Derxî vêxî (pêxî, lêxî) niftek
Bişewitînî berdî agir û pêtek
Ax lo Donkîşot!
Te bişanda xeberek,
Şewqa wan a tar beyderî,
Xencerê wanên ser berjêrî
Min ji te ra bianîya fermandaran
Van fermandarên xwîn vexwaran
Niha dem dema te ye, dem eve
Dixwazî bigrî, dixwayî bikene
Wexwe şereba derd danê.
Ah be Donkışot
Ah be Donkişot!
adam yerine sayıp
savaşacağına,
bir kibrit çakıp
çatır çatır yaksaydın.
Ah be Donkişot!
haber salsaydın ya,
şapkaları manşet
süngüleri düşmüş
komutanlar getirseydim sana
bu komutanlar kan içer
bu komutanların elinde darağacı
şimdi senin zamanın
ister gül ister ağla
yudumla derdalan şarabı.
Çeviri: Kazım Özdemir
-----
Ülkem de
Ülkemde
en iyi ölü kürdüm
yüreği güvercin tedirginliğinde
bir ermeniyim
hiçbirşeyden
habersiz uyutulmuş
3 maymunu izleyen ülkemde
bir garib türküm
kardeşliği insanlığı
en iyi ölü haliyle
aksini de
insanlığın şakağına
kurşun atan
fesatı yalanı hırsızlığı yazdı
dikenli harmanda
sarı bir başak
simit satar çocuklar
yetmezse eve hasat
ülkem de
çöp içinde yaşar
çöpteki ekmegide
yer aç çocuklar
one minute
eskortunuzla
unutulmuş
sizin olmayan
ordaki bizim köyden
çocukları doktora
yetiştirebilirmiyiz
one minute
vilalarınız
gemicikleriniz
kiloyla altınlarınız
keseniz ne zaman dolar
aç çocuklara sıra ne zaman gelir
tanrıya dava açacağım
neden en iyi ölüyüm
torpilin çok güzel
kurşunlarla dans
neden cehennem
başımın tacı
DÜNYALI kimliğim
afrikada zenci
çinde sarı benizli
ortadoğuda
rulet`e terkedilmiş çocuk
bir evi vardır
nehir kıyısında
kıvrıl ak yatağına
çekinme
yoktur nehir de yılan
yolculuk denize
Hatice Ener
-----------------------
Şair Hatice Ener yakın bir zaman da foruma üye olacaktır. Fikir alışverişimizi zenginleştireceğini inanıyorum. Mevcut üretim ilişkilerinin boyunduruğundaki 'sanat' faaliyetine karşı toplumsal gerçekliğe vurgu yapan sanatçılarımıza ihtiyacımız olduğu kanısındayım
mücadeleyle;
FRaNKPaiS
Hatice Ener
06-03-2009, 23:09
Tanrı ve İnsan
Dünya ve doğa hariç her şey insan eli yapımıdır (Bilim maddenin varoluşu CERN deneyi) insan aklının gelişimiyle insan kendisi yaratmıştır yapmistir.
Adem ve Hawa yaratıldığında bize iletilen ikisi de çıplaktı insan doğasındaki üşüme soğuk ve utanma hissiyle ikisi de kendisini bir asma yaprağıyla örtünmeye calıştılar.
İnsan doğasında terbiye ahlak utanma çekinme gibi en doğal haller varken sadece bugün değil insanlik tarihi boyunca birileri kendilerini kurtarıcı akıllı gördü ve insan doğasında olan değerleri emir yapıp uygulama noktasına getirdi !.
İnsan aklının gelişimiyle beraber kumaşı bunun takibinde elbiseyi yaptılar soğuk ve bedeni koruma adına.
İnsan düşünmeseydi aklı olmasaydı bu gün hayvan alemi gibi çıplak olacaktı tabi bütün bedeni mumya gibi çarsafla sarıp sarmalamakta bundan çıkar sağlayanların amaç hizmeti olduğu unutulmamalı.
Onlar kafalarinda yarattilar tanriyi ; ben sen o siz onlar niye gökyüzünde arariz !!!
cevabi zor zor olabilir fakat degil ;nasil ki demokrasi diyorlar ve fasizme insan katliamina dönüstürüyorlarsa din de öyledir...kanunlar yasalar nasil demokraside fasizme katliama dönüyorsa dinde de emirler insan katliamina dönüyor.
Din bugün insanı en çok zorlayan olgudur.İnanmayan tanrının olmadığını savunan insan için ateist deniliyor.İnanan cennete inanmayan cehenneme.
Başka cennet cehennem yoktur şu an insanın yaşadığıdır cennet cehennem.O emir yapanlar cenneti köle durumunda olanlar cehennemi yaşıyor yaşatılıyor.
İnsanın ilk var olduğu zamanda din yoktu peygamber Muhammed ve İsa yoktu, o halde Adem ve Hawa ilk insanlar da ateistti !
Bu gün ve o zaman insanlar için emir yapanlar o ilk insanın günah ölçüsünü şimdiki insan için günah dedikleri şeyleri hangi günah ölçüsüyle karsilaştiracaklar !!!
Hatice Ener
Kelebek Etkisi
06-03-2009, 23:20
Başıfati Nic Olurduk
Gerillalar Olmasaydı
Bir Yerine Bin Ölürdük
Gerillalar Olmasaydı
Asker Polis Önün Ardın
Bilinmezdi Nere Yurdun
Anılmazdı Adı KÜRDÜN
Gerillalar Olmasaydı
Tartışmalar Uzak Halktan
Boğulup Biterdik Çoktan
Mucize Beklerdik Gökten
Gerillar Olmasaydı
Emekçi'yim Avazımın
Aktı Aman Özümün
Teli Kopardı Sazımın
Gerillar Olmasaydı
Bu da Kürt kardeşlerime benden bir hediye olsun... Keşke Kürt adı savaşsız, kansız kazanılsaydı ama faşist devlete isminizi bile kansız kabul ettiremiyorsunuz:(
grupYORUM
07-03-2009, 01:09
ZAFERİ GÖREN GÖZBEBEKLERİMİZ
Yoldaşlar!
Biliyoruz
doyasıya özgürlükler için
halkın onurunu kendi onurumuz bilerek
Umutsuzluğu kurşuna dizip
adaleti bayrak yaparak
yaşamı tadında bırakıp
ölümü destanlaştırarak
öncümüz oldunuz
öncülerimiz kızıl karanfillerimizdir
öncülerimiz zaferi gören göz bebeklerimizdir
Yoldaşlar!
Aydınlığa yürüyoruz
yolumuz uzun, yolumuz zor
engelleri aşa aşa, durmadan, yorulmadan
Ellerimizde karanlıkları yırtan ışığımızla yürüyoruz
Bu uğurda belki de en güzel çağlarda kucaklayacağız ölümü
Ama biliyoruz ki,
Umut geleceğe yol alıyor
çatlatıyor kıraç toprakları
razı olmuyor fırtınaya borana
inadına büyüyor fidanlarımız
inadına açıyor dağlarda, karlarda, şehirlerde
silah silah vuruşkan topraklarda
sokak sokak çatışıyor kahramanlarımız
yangınlara kesiyor ülkem
acılardan damıtıp
umuda kattığımız
kavgamız
kuşatıyor varoşları...
'Boğazımızı kesecekler'
korkuyor alçaklar
adaletten
halkın adaletinden
korkuyorlar!
Korksunlar.
Korkuları büyüdükçe
Gömülecekler bataklıklarına
Halkın umudu SPB'lerimizle
soracağız hesabı
ve özgürlüğe yürüyeceğiz
İşte! Geliyoruz
sokakları inleterek, dağları taşları sarsarak
Cephe'yle vurarak geliyoruz
Parti'mizin öncülüğünde
Önderliğimizin gücüyle
gerillanın adaletiyle
şehitlerimizin özlemleriyle geliyoruz.
İKTİDARA YÜRÜYORUZ!
BEKLEDİM GÖRÜŞÜME
Merhaba anne,
bugün daha sevinçliyim
neden mi?
Çünkü seni bekliyordum görüşüme
bu sabah daha erken uyanmıştım
bugün daha güzel elbiselerimi giymiştim
saçımı tarayıp, tıraş olmuştum
aşağıya inip, boyanmış
ayakkabılarımı ayağıma geçirmiştim
sonra çıkmıştım avluya
bir o yana bir bu yana
yavaş ama uzun bir volta atmıştım
bir an durup
baştan aşağı süzmüştüm kendimi
peh be demiştim kendi kendime
ne kadar da seviyormuşum annemi
ne de çok özlemişim, mırıldanarak
bütün bu şıklık senin için demiştim
evet anne
bugün seni bekledim görüşüme
ama sen gelmedin
Neden anne? Neden gelmedin görüşüme?..
Sevgiye yokluk engel olur mu ki?
Seven, sahiplenmekten korkar mı ki?
Korku, sevgiden üstün gelirse
Analık hakkı sende kalır mı ki?
Serhat Suat
07-03-2009, 10:27
Şiir Ercan İntaş'a ait kendisi Dicle Üniversitesi'nde öğrenci yanlış anımsamıyorsam
Ercan Hewal Amedde yaşıyor,Öğretmen kendisi ama Öğretmenliği bırakmış,aynı zamanda müzisyendir kendisi, yıllar önce tanışmıştım kendisiyle...
Serhat Suat
07-03-2009, 10:35
Bu Şarkı Devrim Yiğitlerine Adandı
Kiralık tabancalar ateşlendi ansızın
Daha dün gibiydi, gencecik döküldüler
Aralı dudaklarında bir mutlu gülümseyiş vardı
Çizgi çizgi özgürlüktü parıldayan yüzlerinde.
Gel bir bak, ta yakından
Daha dün gibiydi, ansızın vuruldular
Belki yirmi tetikti belki daha çok
Namlular utanmıştı insanlar değil
Namlular şaşkındı, bitkindi çaresiz.
Düştüler toprağa özgürce, korkusuz
Kurşun sesi değildi bir sevdalı gülüştü
Düştüler dimdik, özgürce, yalın
Öldüler ama çoğaldılar ölümsüz.
Gel bir bak yakından şu yiğitlere
Daha dün gibiydi acımasız devrildiler
Kan bir kara görüntüydü göğüslerinde
Ölüm çirkindi onlar güzelleştirdiler.
Yeniden yaratmak sesini orduların
Ufuklardan çizgi çizgi büyüyen
Savaşları çoğaltmak yüce düzen adına
Uykular bir daha kaçmasın diye
Sömürülmesin diye şu çocuk eller.
Gözyaşları yaraşmaz o ölülere
Onlar için en soylu örtüler gerek
Gerelim hıncımızı alev alev yeniden
Devrim şarkılarından haykıralım onlara.
Ölmediler onlar, ölmezler ki
Bu yadsınmaz gerçeği bilmedi satılmışlar
Onlar bir atardamardı halkların yüreğinde
Gecelerde yıldız yıldız tutuşan.
Unutma söz etmek yok gözyaşlarından
Yaylar şimdi daha güçle gerildi
Yarın adına göğüs göğüs kuşandık gecede
Gecede en yenilmez güç bizde gönendi
Ölüler koştular ordu ordu dağlardan
Ölüler ansızın içimizde dirildi.
Luis NIETO (Perulu şair)
Kelebek Etkisi
07-03-2009, 13:10
bu tam olarak bir şiir değil. Emekçi ozanımızın söylediği bir şarkıdır. melodiside sözleri kadar güzeldir.
dostlarim
09-03-2009, 09:33
buyur BURDAN ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]) indirebilirsin
bu site erro diyor başaka yokmu
Hatice Ener
11-03-2009, 13:06
Ezberle degil aklinla yol al !
TİKKO_Gerilla
12-03-2009, 13:49
Bir de şu taraftan bakalım;
Bir insan tek başına yaşarken kendine yazılı kurallar koymaz herhalde.Toplumlar geliştikçe ve büyüdükçe kendine özgü değer yargıları gelişir.Yasaklar gelecekle veya geçmişle kıyaslanamaz o anki insanın durumuna ve niteliğine göre ele alınır.
"İnsan doğasında terbiye ahlak utanma çekinme gibi en doğal haller varken..."
İnsanların doğal yapıları böyleyken neden bu davranışların ve huyların zıtları yok?İnsanın maneviyatında bu davranışlar ve haller varsa bunun madde etrafında ortaya çıktığı söylenemez.Peki bunu doğuşta insanın içinde olmasının nedeni nedir?
"İnsanın ilk var olduğu zamanda din yoktu peygamber Muhammed ve İsa yoktu, o halde Adem ve Hawa ilk insanlar da ateistti !"
Ateist peygamberlere inanmayan değil Tanrıya inanmayana denir.Teisttir desen belki olabilirdi.
"Bu gün ve o zaman insanlar için emir yapanlar o ilk insanın günah ölçüsünü şimdiki insan için günah dedikleri şeyleri hangi günah ölçüsüyle karsilaştiracaklar !!!"
Geçmişte olan yasak ve yanlışları bugünün yasak ve yanlışlarıyla nasıl kıyaslamıyorsak konjöktüre göre de günah anlayışı da değişir.
İNATÇI-KOMÜNİST
12-03-2009, 19:57
Guzê Yena Dayê Berbena
Serê Koy De Cencê Ma Kiste
Hala Şimê Lacê Me Teyrawo
Zimistanu Pukeleka Way
Khilê Marê Kilamu Vana
Vana Bextê Bêkeşiya Ma
Sêwê Ma Ser Biye Tingê Tariye
Zimistanu Pukeleka Way
....
Rüzgar geliyor anne ağlıyor
Dağda gençlerimiz öldürülmüş
Hele gidelim oğlum içinde mi
Kıştır tipi var..
Anne bize türkü söylüyor
Bizim bahtımız kimsesizliğimiz
Gece bizim üzerimizde kapkaranlık oldu
Kıştır tiipi var..
( çeviri YAnliş olabilir...affola.. )
:peace:
Hatice Ener
12-03-2009, 22:21
*En büyük özgürlük özgürlük kurallari, bir insanin özgülügüdür ki eger bunu cevresine ve topluma dagitir ve yayarsa özgürlük eylemi yerine ulasmistir.
Kiyaslama her zaman olabilir olmalidir yasanan ve gecmiste yanlis bir seyin tekrarini önlemek icin.
*Tabiki ahlak terbiye saygi sevgi degerleri insanin ruhunda vardir maddesinde degil beraber dogar cevrede gelisen olaylarla bunlar etkilenir ve ne yazikki kötü cirkin siddet karsit hareketleri tavirlari olusur.
*Insan her zaman bir yaratici aradi ilk insanlar atese puta tapti bu peygamberler zamanina peygamberler gelene olusana olusturulana kadardi.
Insana tanriyi ileten peygamberlerdir dolayisiyla insan tanri var olana kadar ateistti !!!
*daha aciklayici olabilmesi icin söyle diyeyim ilk insanin günahlari yokmuydu bu günahlarin ölcüsünü yada cezalarini kim verdi !!!
Kelebek Etkisi
13-03-2009, 23:26
Duraktaki Işık / Hasan Hüseyin Korkmazgil
gelişimiz götü mumlu mektupla olmadı bu dünyaya
gidişimiz bando davul olmayacak elbet
geldik
açmasa olmayacak çiçekler gibi
direndik
zincirini çürüten mahkumlar gibi
bekledik bir yerlerden çıkıp gelecek diye
gelecek de gözyaşımız dinecek diye
kirimiz pasımız yunacak diye
karnımız adam gibi doyacak diye
haksızın damına koyacak diye
gelmedin ulan
gelmedin ulan
gelmedin
gardiyan ettin bizi bu gecelere
yavrum hasan hüseyin
övünmeyi şişinmeyi biryana bırak
neyini tattın oğlum
neresine dokundun şu ellerinlet
amam oldu mu ağzın
burnun tamam oldu mu
tamam mı kulakların
doydu mu bir yerlerin yavrum hasan hüseyin
öptün mü güzel oğlum, güzel güzel kızları ağızlarından
okşadın mı has bahçede harika memelerini
içtin mi içkilerin heyheylisini
yıldızları topladığın oldu mu geceleri
gemilere bindin mi oğlum hasan hüseyin
uçaklara bindin mifüzelere bindin minusaybin'i geçtin mi oğlum hasan hüseyin
övünmeyi şişinmeyi biryana bırak
kaç kundura kaç gömlekkaç ekmek kaç sigara
bir çubuk sazan balığı ölü çaylardan
ve bir deli dilenci öğle ezanlarında
ne senet verdi kimse bizene de bastık sözleşmeye kalıbımızı
ey feşmekan oğlu falan feştekiz
kalacaksın şu kadar yıl yapacaksın şunu
bunu yiyeceksin şunu
şunu göreceksin onu bunu
sonra da ey benim canım efendim yaprak düşer gibi daldan
ey feşmekan oğlu falan feştekiz
geldik
hemen gidecek gibi
kaldık
bir şey diyecek gibi
dedik mi demedik mizincirde yatanlardan
yatacaklardan belli
öyle bir kargaşada açtık ki gözlerimizi
soygun çalar vurgun oynar
otuzun tadı nedirtadı nedir
kırka merdiven dayamanın
meyvalardan neye benzer elliden öte
kaç beş köşelidir yetmişbeşlerde dünya
80ende ne görünür kadın bacakları insanın gözüne
80enden öte giden yolda ne yandan doğar güneş
öpüşmek tuzlu mudur ekşi midir kekre midir yoksa
belalı bir uçurum mu dönüp geriye bakmak
ne soracak vakit bulduk
ne de bir söyleyen çıktı
yaşadık yetmiş yaşın bütün sığlıklarını daha onbeşimizde
y
aşadık otuzbeşte onbeşin
o buğulu
o bulanık
o delicoş düşlerini
uzandıkça uzaklaştı bizden o yüklü dallar
kıyılar kaçtı ellerimizden biz çırpındıkça
bir yer ki medet umar insan ölümden
çek ipini öylesi yaşamanın
yüz yıl da yaşasan değmez bir boka
bin yıl yaşasan
arkası boş
belki de en güzeli
en yiğitçesi
denize dalar gibi dalmak kavgaya
anılarda yaşamak
alın ulan kavat oğlu kavatlar
alın ulan deyyus oğlu deyyuslar
alın da düşün yola
Kelebek Etkisi
13-03-2009, 23:45
Işıklarla Oynamayın / Hasan Hüseyin Korkmazgil
başımı döndürüp bakamıyorum
nasıl kaldı gerilerde onca yıl
karanlık bir gömüklüğü düşte geçmiş gibiyim
tatmadığım bir içkiyi bir a
kşam afrikasal bir törende içmiş gibiyim
birdenbire kan yağmurlu bir bulut
birdenbire kan kokulu bir duman
şaşkınlıktan gemileri yakmış gibiyim
ışıklarla oynamayın/dedim ben size
yararı yok karanlıkta sürek avının
dedim ben size
yanlış kalemlere kayar elleri yazıcıların tutanaklar yanlış yazar
dedim ben size karanlığı az kullanın/kirliler kokar birgün
birgün yanar bu ışıklar sırıtır suratlarınız
kirlilere sığınmayın/dedim ben size
yararı yok oynaşmanın törensel aklıklarda
kaçın kaçabilirseniz uzak sulara
ışıklarla oynamayın/dedim ben size
Serhat Suat
20-03-2009, 17:26
Umudun eyleme birleştiği türküdür Newroz
Yakılan ateş ezgidir kardeşliğe
Gözlerine bakmalı göğün
Tutabilmeli ellerini umudun
Tutunabilmeli göğün gölgesine
Huzura inat Başkaldırabilmeli ırkçılığa
Baş eğmemeli faşizme
Esmerdi düşlerimiz
Yalancıydı gülüşlerimiz
Tanığıydık İntiharların
Emanetti öfkemiz ağrı dağına
Gidebilmek;
Düşebilmek sonsuzluk yollarına
Umuda yürüyebilmek
Ve sonra;
Yok olabilmek
Ve bulmak kendini yaşamın köhne yalnızlığında
Sahipsiz kıyılarında
Özgürlüklere susamış bedenlerimiz
Ekmeğe muhtaç ölüm döşeklerinde gözlerimiz
Kemirdiğimiz dişlerimizin kan lekeleri dudağımızda
Direncimize öfkeli sevdamız yüreğimizde
Sevişmek yasak,öpüşmek karakolluk
Ve Şimdi;
Kendimiz girmedik bu günaha
İntihar süsü vermedik bedenimize
Hüzünlere biz boğmadık düşlerimizi
Yarınların kaygısını biz taşımadık yüreğimize
Her bağıra taş olmayı biz istemedik
Biz bırakmadık karanfilleri okjizensiz
Şimdi;
Eylüllerin yorgunuyuz
Newrozların yorgunuyuz
Şiyar
Newroz kutlu olsun!
Newroz piroz be!
Hellycone
28-03-2009, 08:25
MEZOPOTAMYA Ben Mezopotamya !...
Asya'nın nazlı kızı.
Bereketin, bolluğun ve sevdaların diyarı...
Sevgi ve kin,
Öfke ve hırs,
Savaş ve barış bende anlamlandı.
Bende vücut buldu ruh,
Tarih benimle başladı...
Özgürlük göbek adımdır,
Dağlarımda ve ovalarımda,
Zümrüt yeşilinde
Ve güneşin sihirli renklerinde,
Rüzgarın o karşı konulmaz,
Muhteşem ritminde bir kısrak olur,
Fırat'la yarışır,
Dicle'de dinginleşirim..
Nemrut'ta kara kartalın kanatlarında
Tanrılara meydan okurum...
Eridu'da Gılgameş olur, Enkidu'yu ehlileştiririm,
Hammurabi olur 282 ile düzen getiririm...
Tanrıça İştar benimle aşık atamaz,
Çünkü özgürlük ve sevdanın pınarı benim..
Çünkü ben Mezopotamya'yım
Asya'nın nazlı ve biricik kızı...
Güneş;
Önce
Ve en güzel bende doğar.
Yayılır çekinmeden,
Çırılçıplak dolanır gün boyu
Ovalarımda, dağlarımda...
Kah bir kelebeğin kanadında,
Kah yeni doğan bir kuzunun yanıbaşında,
Bazen tohuma duran bir çiçeğin tomurcuğunda
Bazen de İzlo'nun doruklarında akşamı getirir...
Vedalaşırken batımda,
Mor gecede ayın en güzel yüzüne emanet eder beni,
Ertesi günde buluşmanın sevgi ve coşkusuyla...
Çünkü ben Mezopotamya'yım
Güneşin ve ayın maşuku...
İnsanlarım mert ve sevecen,
Çünkü benim suyumu içtiler,
Ekmeklerinde, sevgiyle büyüttüğüm başaklarım
Ayranlarında, sütümle beslediğim,
Mis kokulu otlarımın tadı var...
Çünkü onlar benim çocuklarım,
Ruhları bende bedenlendi...
Özgür, mağrur ve sevgi dolu....
Zamansız zamanlar,
Dokunulmamış zaman aralıkları,
Çağlar ötesi kültürler,
Atlar ve atlılar,
Diller ve dinler,
Gelenek ve renklerle,
Çocuklarımın içindeki evrenim ben.
Tıpkı;
Güneşin etrafında dönen dünya gibi,
Etrafımda sevgiyle, coşkuyla dönerler.
Geçmiş ve geleceği,
O an yaşatırım onlara,
Geçmiş ve geleceğe saplanmadan...
Ateş ve su;
Benim şahitliğimde evlendi,
Ateş sunakları,
İlk ve en önce,
Benim için yakıldı.
Gündüzlerin gündüz,
Gecelerin gece olduğu,
Uçsuz bucaksız,
Bir sığınak oldum çocuklarıma...
Kıl çadırlarda,
Yaşama yön veren rituellerde,
Hep baş köşede oldum;
Mırra;
Ateşin, suyun
Ve çocuklarımın
Hediyesi oldu bana.
Çünkü;
Yiğitlik,
Ahde vefa,
Barış ve hoşgörü,
Toprağıma ve insanıma verdiğim mayamdır...
Çünkü, Ben Mezopotamya'yım,
Asya'nın mağrur ve anaç kızı...
En iyi bağbozumları bende olur,
En iyi şarabı, en tatlı şırayı ben veririm
Belki de bundandır,
Benim topraklarımda aşk,
Sevmek ve sevilmek,
Şarap tadında olur...
Bundan değilmi ki;
Babil Kralı Nabukodonosor,
Sevdası için Mardin'den Şamran'larla
Şıra akıttı yüzlerce mil aşağılara,
Bundan değilmi ki,
İskender Zınnar'a ;
Prenses Fahriyye ve Ravza cennet bahçelere,
Şad Buhari Mardin'e yerleşir..
Timur, Kustus, Antonius ve daha nicesi,
Bu sevdanın peşinde topraklarıma kan bulaştırdılar...
İhanet ektiler topraklarıma;
Kelepçe vurdular çocuklarımın gözyaşlarına...
Dağlarımda ağaç bırakmadılar, çıplak kaldım,
Utanırım..ele güne karşı,
Utanırım.. aya, güneşe karşı
Çünkü ben Mezopotamya'yım,
Asya'nın nazlı ve özgür kızı...
İbrahim bende doğdu,
Sin Mabedinde aya ve yıldızlara yakarırken doğruyu buldu...
Zarathustra, Mani ve Yezidiliğe ben ilham oldum,
İlk Hıristiyanlara ben kucak açtım
Lorna ve Anastisiupolis ile, İslam'ın yolunu ben açtım
Dermetinan'da Hacı Kemal,
Kosar'da Hoca İhsan, Selman-i Pak ve niceleri İslam dediler;
Moşe Bar Kifo, Hanna Dolabani;
Hammara'da, Deyru'z Zafaran'da, Mor Mihail'de Mesih demediler mi?
Ekmeğim, suyum ve güneşim hepsine yetmedi mi?
Yetmedi mi? Zeytinim incirim ve narım...
Utanırım anamdan, kardeşlerimden, çocuklarımdan
Utanırım güneşten, aydan ve rüzgardan...
Utanırım, aç yatan bebelerden, dedelerden,
Utanırım, el kapısında iş dilenen civanlardan,
İçtiği suya pislik bulaşmış analardan, babalardan utanırım..
Çünkü ben Mezopotamya'yım
Asya'nın nazlı ve mağrur kızı...
Hatice Ener
29-03-2009, 01:08
Sosyalizm insanlıktır toplumun özgür eşit emeğinin geri döndüğü sınıfsız toplumdur...
Kapitalizm ve faşizm sınıfı yaratmıştır kapitalizm sınıf ve ideolijden beslenir.Bu ideolojiler dünya tarihi boyunca hep var olmuştur.İnsan ınançları ve değerlerı bu ideolojılerde kullanılarak toplum bölünme aşamasına getirilmiştir.
Bu ilk insanın vahşi doğaya karşı güç kazanmak istemesi sonucu doğmuştur.Hırs ve güçten doğan belli bir sınıf oluşturan bu güç zaman aşımıyla faşizm ve kapitalizme dönüştürülmüştür.
Kapitalizmin beslendigi ilk kaynak güçtür.Ilk insana bakın dinazorlara karşı taştan silah yaparak kendisini korudu.
Şimdiki kapitalist ve fasist yönetimlere bakıyoruz zayif ezilen toplumlar yine kendisini güce silaha karşı taşla eylemle karşı çıkarak koruyor !.Bunu dünyanın bir çok gelişmemiş faşist kapitalist ülkelerin baskısında kalan ülkelerde görebiliriz.
Sosyalizmi topluma yerleştirmek için ilk hedef insanlık vicdan sevgi değerlerinin topluma geri kazandırılmasıdır.Bu değerler sadece sosyalist toplumda sosyalizmde vardır.
Çünkü kapitalizm ve faşiszm toplumu bu değerlerden yoksun bırakmıştır yok etmiştir bu değerleri insanlıktan güç kullanarak çalmıştır.8 saatlik çalışmadan sonra hala kirasını ödeyemeyen emekçi karşı güce eylem yaparak durur bu en vazgeçilmez hakkıdır...Faşizmde kapitalizmde ideoloji toplumu böler bunun ismi partidir.Her parti kendi toplumunu oluşturur ve bu toplumlar ister istemez karşı karşıya gelir.Bu karşı karşıya gelme kapitalizme güç kazandırır onların istediği budur insanları oyalamak bölmek kendi üst sınıflarının refahı gücü için.
İnsanlığın vicdanın sevginin bittiği eşitsizligin olduğu toplumda suç oluşur bu suçu dolayısıyla faşist ve kapitalist devlet yaratır hiç kimse durup dururken suç işleyemez varsa bir suçlu faşist kapitalist devletin icratında vardır.
Devleti toplum oluşturur bu devlet topluma hizmet etmekle yükümlüdür.Toplumun emeğinin geri dönmemesi toplumdaki insanı suça eğilimli yapar. Emeğini arayan suç işlemiş konumuna getirilir.
Bu da zaten devletin faydalandığı bir güçtür suç işlettir suçlu yaratır ceza verir topluma gözdağı korku olarak geri döndürülür.
Her yönden eşit paylaşım emeğin emekçiye geri dönmesi toplumda huzurun sağlanmasının yolu toplumun güce karşı duruşundan geçer bunun adı sosyalizmdir.
Sosyalizm halkın emeğinin hakkının eşitliğinin geri dönmesidir bunun yanında en değerli olgular insanlık vicdan sevginin geri dönüşüdür bunlar faşizm ve kapitalizm tarafindan yavaş yavaş yok edilmiştir.
Sosyalizm ve komunizm; insanın varoluş emeğine özgürlügüne doğal yapısına yasa ve kanun gölgesinde değil insanlık vicdan sevgi degerlerine saygının olduğu eşit paylaşımın olduğu, her insanın eşit olduğu insana sevgi insanlık vicdan şiyarının esit seviyede olduğu partidir.
Çok iyi biliyoruz ki kapitalizm ve faşizmde insanlık sevgi vicdan yoktur onlarda sadece silah ölüm vardır.Topluma bu vicdansızlığı güçle silahla ölümle tehtidle kabul ettiriyorlar.O halde insan toplum sosyalizm insanlık denilen şiyarda toplanmalıdır, bu birliktelikte sosyalizmde eşitlik özgürlük emeğin halka geri dönüşü vardır.
Hatice Ener
İlledeBahar...
29-03-2009, 17:26
Ateist peygamberlere inanmayan değil Tanrıya inanmayana denir.Teisttir desen belki olabilirdi.
Kuran-ı Kerim'den benim bildiğim kadarıyla Allaha inanıcaksan peygamberlere ve diğer kutsal kitaplarada inanıcaksın yani ona inanıyorum buna inanmıyorum o var bu yok deme gibi bir şansın yok..
TİKKO_Gerilla
30-03-2009, 16:06
Teizm ilahi dinlerin dışında bir inanma şeklidir.Umarım açıklayıcı olmuştur.
Hellycone
30-03-2009, 19:37
her zaman dendiği gibi ; din, iktidar için bir araç, para için bir kaynak, savaş için güzel bir sebepdir. İnsanlar varoluşlarından itibaren bilimsel olarak açıklayamadıkları , esrarengiz gördükleri şeylere tapmışlardır Hatice arkadaşın dediği gibi. Bir şeylere tapma ihtiyacı insanlarda her zaman vardı. taşa , toprağa , ateşe , öküze , puta vb. tapmışlardır başta. Güneşe tapmışlardır , bilimsel olarak ne olduğu anlaşılıncada başka bir şeylere tapma ihtiyacı duymuştur. Ve şu anda insanların kafasında yarattıkları Tanrı ya tapmışlardır. Acizliğin ta kendisidir . Zor durumda kalınca allahım yardım et , gece gündüz dua et, yat kalk s.ç ellerini aç. zırvala. İnsan rahatlığa uyuşukluğa tembeliiğe , aklını kullanamamaya yöneltiliyor. Düşünve ve araştırma yetenekleri köreliyor. Nede olsa tanrı yardım eder size ,sen yat kalk , aç oğlunu tanrı doyuyrur , ona bakar.
iki namaz kıl yanında mezesinide verir.
Bilim adamları tanrının yokoluşunu yavaş yavaş ilerletiyorlar.
Bakalım bundan sonra nelere tapacağız.
Uzaylılar olması gerek herhalde.
MustafaSuphi
03-04-2009, 21:07
Teizm ilahi dinlerin dışında bir inanma şeklidir.Umarım açıklayıcı olmuştur.
Yanlışınız Var.
Teizm Değil Deizm ilahi dinlerin dışında bir inanma şeklidir.
Ama genellikle ateizme geçişin ilk evrelerinden olmustur tanrı ya olan inancın azalmasıyla insanlar ya deist ya agnostikligi seçer ( tıpkı darwin gibi o ilk başta agnostikligi seçmişti)bu zaman zarfı araştırma zamanıdır.İnsanlar önyargılarını kırdıktan sonra enson ateist olurlar.Bana Göre dahada araştırmaya devam ederlerse dünyanın en saglam ideolojisi olan materyalizmi keşfetmeleride uzun sürmez.Diyaklektikte oldugu gibi herşey birbirine bağlıdır habire habire sonunu bulmaya çalışırlar sonuda materyalizmdir.İlk insanlar ne yazıkki klasik ****fizik düşünüş içinde bulunduklarından tanrıyı yarattılar eee o zamana bakıncada insanların bir anda diyaklektikçi olmalarını bekleyemeyiz haliyle ama zamanın yunan aristoklarından heraklitos diyaklektigin ilk adımını zamanında atmıştı.İnsanlar çok büyük aşamalarla gelişimlerle bir yerlere gelmişler nitekim kısaca özetlemeye kalksak 2 cümleden fazlası çıkmaz ama yaşamak başka...
Hem söylemeden edemiyecem bir elma yemeyle bu kadar büyük ceza verilirmiymiş yahu.İyiki Karpuz yememişler o zaman mazallah allah ademle havvayı venüse yollardı :haha:.
Hellycone
04-04-2009, 11:08
Youtubede videosunu yapmışlardı.
Ordan biliyorum bu şiiri
Gayet güzel bir şiir
michelle
05-04-2009, 15:59
Belki değmedi elleri bir güzelin ellerine,
Kendini kaptıralı memleket sevdasına.
Ağlamazdı.. Bizim Deniz. Korkmazdı.
Sivas'ta bakardı güneşe,
Kayseride sayardı yıldızları.
Korkmazdı Bizim Deniz.. Cesurdu.
Sinesinde kurşun yarası,
Elinde cigarası.
Bir gün vurdular prangayı..
Hapsettiler koğuşlara.
Eziyetlerden geçti,
Kapatıldı karanlığa.
Oysa aydınlıktı düşünceleri,
Devrim yolunda.. Memleket uğruna.
Ağlamazdı Bizim Deniz. Korkmazdı.
Karanlık bir gecede astılar Deniz'i
İdam sehpasına çıkarken bile metindi.
Üstelik daha gençti, ensizdi.
Başı dik ağır ağır yürüdü ipe
Ve son nefesinde bile haykırdı gerçeği.
Herkez bilir ki korkmadı Deniz,
Elleri titremedi.
Arz ederim ki yoktu dünyada eşi.
O ki ihtilalci yenilikçi, bilirkişi! .
michelle
05-04-2009, 16:02
Deniz..ruhun hep bizimle..İliklerimize kadar hep seninle düşüncelerinle doluyuz..Bir sabah sessizce koparsalarda seni bizden sen rahat ol ruhun hep bizimle..bu yolda hep beraber..arkadaşlar bu arada yazmış olduğum bu şiir Özdemir Recep'e aittir.Onada teşekkürlerimizi sunuyoruz.
fearcaptain
08-04-2009, 12:09
Kime sorsam deniz diyor
Senin mirasını yiyor
Ama inan deniz yoldaş
Gittiğin yoldan gitmiyor
Kimliğinden korkar olmuş
Tarihine düşman olmuş
Özgürlüğe giden yolda
Şerh ile kol kola girmiş
"Uyan deniz yoldaş uyan
Kaldır başını bir bak karşıyakadan bizim yakaya doğru
Bak da gör senin adına yola çıkanları
Hatırlat deniz o yılları
Hatırlat tam bağımsız Türkiye için Samsun-Ankara yürüyüşünü
Anlat gemilerin boğazda denize dökülüşünü
Ve Nazım'ı hatırlat deniz kurtuluş savaşı destanını yazan
toprağa, kitaba ve ay yıldızlı esir bayrağımıza hasretini haykıran o büyük ozan'ı hatırlat
Kavgayı, direnci anlat, barları mesken tutanlara, tükür yüzlerine
Denizlerin hırçın dalgalarından korkan tatlı su balıklarının,
ellerinde içki kadehleriyle sana ağıtlar yakan soytarıların,
Türküyle, kürtüyle, lazıyla, çerkeziyle akdenize bir kısrakbaşı gibi uzanan bu memleket bizimdir yoldaş,
Bir kez daha göster okyanus ötesindeki halkların ortak düşmanını,
ve hatırlat her milletten şehitlerin yattığı "Çanakkale"yi
hatırlat ki yeniden kuralım bağımsız Türkiye'yi "
Denize döktüklerinden
Medet umanlar var artık
Bağımsız Türkiye demek
Eskilerde kaldı yazık
68 lerin ruhu
Neredesin çık gel haydi
Doğusuyla batısıyla
Yürü deniz, deniz şimdi
komunistgundem
15-04-2009, 10:20
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor])
Ali Haydar Demirci / Kemal
Dönüyor dünya
Sanki,
Hiç durmayacakmış gibi dönüyor
Yüz yıllardır
bize öyle söylediler inandık
kim bilir, belki, bu da yalandır
ama bir gerçek var
afrika’da bir aslan dolaşıyor
tıpkı bolu dağların da dolaştığı gibi
kemalin
bir aslan dolaşıyor
Afrika’da
kemal, sıkı çocuk
yüreği sevgi dolu
elinde bir nilüfer çiçeği açmış
kemalin
ve bir gerçek daha var üstat
geceleri kemal
bir yıldıza bakıyor
bursa da ali haydar’ın baktığı yıldıza
yüzyıllardır
özetleyelim öyleyse
dünya yalandır
yıldızlarsa gerçek.
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor])
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor])
Kul Sefili / İstanbul'dan, Bolu'ya !
Bolu’dan ses verir devrimci yürek
İstanbul’dan selam Kemal Doğan’a
Devrime ulaşmak onda ki erek
İstanbul’dan selam Kemal Doğan’a
Halkına adanmış yürekli bir can
Özüne öz katmış Kaypakkaya’dan
Halkını sevene neyler ki zindan
İstanbul’dan selam Kemal Doğan’a
İşte böyle gerçek olursa insan
Dostluğu da mutlak olacak candan
Başkaldıran gönlümde ki isyandan
İstanbul’dan selam Kemal Doğan’a
Devrimci olanda olmaz ki yeis
İnsana sevgidir içindeki his
Yarınlarımıza güzel havadis
İstanbul’dan selam Kemal Doğan’a
Riyakar insandır hakkımız çalan
İnsan sevgisini ettiler talan
İnsanlık adına sosyalist olan
İstanbul’dan selam Kemal Doğan’a
Kul sefilin yanlışı yok kelamda
Tanısa da onu sanal alemde
Bugün değil yaşam boyu her demde
İstanbul’dan selam Kemal Doğan’a
01.03.2009
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor])
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] g
KİTLELER ANLAMIYOR
Yazarla okurun
arasında
aracılar durur,
ve aracının
zevki
en ortalamadır.
Aracılar ordusunun
bu ortalama zevkinden
hem eleştiri
hem düzelti
binlercedir.
Sen
ne dersen
de
Aracı gene
bildiğini
okur:
"Ben
başka
bir insanım.
Nadson'un
şiirlerini
şimdiki gibi anımsıyorum...
İşçiler
kısa dizeleri
sevmiyor.
Ama Aseyev
aracılara
hâlâ sövüyor.
Ya noktalama imleri?
Bir nokta
sanki bir ben.
Siz
nokta ekerek
şiirleri süslüyorsunuz.
Yoldaş Mayakovski,
yambla yazsaydınız,
size her dize için
yirmi kuruş fazla öderdim."
Eleştirmen
on milyonların
bu iki temsilcisinin
yanından geçerken duygulandı.
Hiç bir ayrıcalıkları yoktur
et ve kemik...
İnsan insandır!
Ama akşam oturup
çay içerken övünür durur:
"Ben
bu işçi sınıfını
iyi tanırım.
Suskunluğunun
nedenini bilir
ruhunu okurum.
Ne bozulur,
ne umutsuzluğa düşer.
Böyle bir sınıftan
kim okunabilir?
Yalnızca Gogol,
yalnızca klasikler.
Köylüler mi?
onlar da aynı,
hiç bir ayrımı yok.
Şimdiki gibi anımsıyorum.
İlkyazdı, yazlıktaydı..."
Bizdeki yazarların
böyle boşboğazları
kitlelerin
sık sık
beynini bulandırıyor.
Ve devrim öncesinin
söz
fırça
ve keski sanatının
bir sürü örnekleri dolaşıp duruyor
ve aydın yetenekler
kitlelere akıyor.
Düşler,
güller
ve gitar sesleri.
Ben korkudan benzi uçmuş
yazarlardan
yoksul şiirlerinden
yakınmayı
artık bırakmalarını
rica ediyorum.
O böyle
birkaç
bayatlamış masalı,
saatlerce anlatır
açıklar,
bu umutsuz aydın
her şeyde bir kusur bulur:
"İşçiler ve köylüler
sizi anlamıyorlar" der.
Yazar
suçlu suçlu
boynunu büker.
Ama bu
en etkili eleştirmen
köylüyü
ilk kez
savaştan önce,
yazlıkta
et
alırken gördü.
İşçileriyse,
bundan daha az.
İkisini birlikte
bir su baskınında
tesadüfen gördü.
Bir köprüden
çevreye,
taşan sulara,
yüzen buzlara
bakıyorlardı.
Çünkü yönetici sınıf
artık sanattan da
en az sizin kadar
anlıyor
Sen kitlelere
yüksek kültürü
götür!
Böylesini ve benzerlerini.
Size de,
bana da,
köylülere de,
işçilere de
iyi kitap gerekli,
çünkü iyi kitap
anlaşılır.
VLADİMİR MAYAKOVSKİ
Çeviren : Mehmet ÖZATA
.................................................. .............................
Nadson, Semyon Yakovleviç: Rus burjuva ozanı.
Aseyev, Nikolay Nikolayeviç: Sovyet ozanı.
Yamb: Bir kısa ve bir uzun heceden oluşan bir uyak.
Serin sulu bulaqlardan bulaqlardan
Yeşil yarpax budaqlardan budaqlardan
Lale rengli yanaqlardan
Bal süzülen dudaqlardan
Size salam, size salam getirmişem
Qatar qatar durnalardan
Yeşil başlı sonalardan
Azerbaycan diyarından
Qöroğlu'nun nigarından
Size salam, size salam getirmişem
Qoç Nebi'nin hecerinden
Setter Xan'ın hünerinden
Şehriyar’ın şeherinden
Ay ulduzlu seherinden
Size salam, size salam getirmişem
Göl Hezer'in qenarından
Gözel odlar diyarından
Savalanın vugarından
Qöroğlu'nun nigarından
Size salam, size salam getirmişem
Gehremanlar emeğinden
Anamın qan üreğinden
Han çobanın çöreğinden
Yeşil yamın çiçeğinden
Size salam, size salam getirmişem
Yaşıl dağlar deresinden
Ovuç qesen beresinden
Qeqliqlerin feresinden
Çalhan ineg qeresinden
Size salam, size salam getirmişem
Yurdumun saz avazından
Sarı telli got azından
Gecelerin ayazından
Möhnet çeqen arazından
Size salam, size salam getirmişem
Azerbaycan dağ daşından
Şeheng qimi sırdaşından
Yaman günün gardaşından
Gorxut Dedemin yaşından
Size salam, size salam getirmişem
İllerdir üzüne hesret qaldığım
Doğma gardaşımdan aralıyam men
Goy dost da bilsin düşmen de bilsin
Hele ölmemişem yaralıyam men
Harda alnı açıx insan görseniz
Harda üreghlerde isyan görseniz
Harda meqtepten çoq zından görseniz
Bilin o yerliyem oralıyam men
Çoxtandır toy bayram görmeyib obam
Xermende özge için iş görür yabam
Setter Xan'dır atam, Babek'tir vöten
İndi bildiniz mi, haralıyam men
Sen gız verdin mende aldım
Evlenende a qaynana
Qeşqe seni daş doğaydın
Onu doğanda a qaynana
Deyir bele sabah erqenden gaxıram
Soğuyu da ben yaxıram
Ölüsünden de qorxuram
O qaxanda a qaynana
Papbaz vurur papağıma
Papax geçir qulağıma
Bir baxasan qaşmağıma
O gelende a qaynana
Qaynana qarnın cırıla
Qaynata belin qırıla
Menim de gözüm qörola
Bunu alanda a qaynana
Hesen Pervane olacam
Hayıfımı ondan alacam
Ayığım altına salacam
O ölende a qaynana
Evin yıxıla qaynana
Gözün qörola qaynana
Hesên Pervane
Uğur Kaymaz
24-04-2009, 11:16
Benim Adım Uğur Kaymaz
Benim adım Uğur kaymaz
Aldanmayın soyadıma
Siz dalmışken bu dünyanın zevklerine
Bir akşam karanlığında vurdular beni
Kaydım bir yıldız misali
O malum karanlık deryaya
Yaşım henüz on ikiydi
Ama polis amcalar terörist deyip
Aldılar ömrümü vicdanlarını yoksayıp
O 13 kurşunu küçük bedenime sığdırıp
Halbuki benimde vardı hayallerim
Kendimce bu hayattan isteklerim
Ama şimdi...
Şimdi annem de ağlıyordur
Resmime bakıp bakıp
O acı kürtçe ağıtları yakıp
Ya kardeşlerim
Onlar ne yapacak
Ne erken kalkıp çizgi film izleyecek
Ne de geç saatlere kadar
Hiçbir zaman doyamadığımız oyunlarımız olacak
Artık okula da gidemeyeceğim
Hiçbir yoklamada geçmeyecek adım
Belki boş kalmayacak kahverengi sıram
Ama artık Uğur kaymaz olmayacak
Benim adım Uğur kaymaz
Yaşım henüz oniki
Kızıltepe'de doğup,Kızıltepe'de ölüyorum
Ardımdan geliyor babam öldürülüp
Ah polis amcalar
Bitirdiniz taze hayallerimi
Umutsuz bıraktınız anamı, yaşlı ninemi
Ve de ne olduğunu anlamayan
Üç küçük aslan kardeşimi
Elveda diyorum düşlerime
Elveda diyorum çocuksu aşklarıma
Ve de beni seven herkese
Kusura bakmayın isterdim boynunuza sarılıp elveda demek
Ama mümkün olmadı bunları yapabilmek....
Yunus Ülker
Bu dağlar ucabaş, ucabaş dağlar
Qanlı çexmeler yol açabilmez
Bu dağın ceylani özge yoxçunun
Özge yoxçunun oxuna gelmez
Yaylada obada, obada çoban
Çobanın ağzında ince bir tüteq
Söyleyin igitler çeqen qan teri
Bisütun dağında igit Ferxad'ın
Yurdunun çiçegi êsrinin gözdesi
Alagöz Şirin'i getirir cana
Aqşamlarda her guş goşun min dastan
Dost olsun her elden ezilen insan
(Var olsun bizim yoldaş Qürdistan) -orjinali böyledir bu marşın-
Bu dağlar gocabaş elleri ucabaş
Qanlıya bir dost bizlere kardaş
Ey yanar odlarla birlixte yanın
Birlixte yanın vefalı yoldaş
Axan qızıl düzen axan güleceq
Bu uldızlar yere baxan güleceq
Bol olsun helgimin eqtiği bostan
Dost olsun her elden ezilen insan
(Var olsun bizim yoldaş Qürdistan)
Gollari bağlanan esir bir insan
Tutxun aqşamlarda ağlamaz gülmez
Sovyet Azerbaycan Milli Marşı
goşun min dastan - bin destan yazar
ucabaş - yüce baş
tüteq - kaval
çexme - çizme
yoxçu - okçu, avcı. İran Azerbaycanı'nda bu şekilde kullanılır.
bisütun dağı - Ferhat’ın Şirin’in aşkı için -zannedersem- külüngü ile deldiği dağ diye söylenir bizim orada. İran’da Hamadan tarafında. Sütunsuz anlamını taşır.
igit - yiğit
êsirin - asrın, çağın, dönemin.
od - ateş
ulduz - yıldız
Kürdistan - burada geçen Kürdistan Mahabad'dır aslında. İran'da SSCB tarafından kurulan -yalnızca 45 gün ayakta kalabilen- Kürdistan.
KAVGASI OLMAYANIN ŞİİRİ DE YOKTUR!
Emektar Daktilo Şiir Bülteni, kaos ve yozluk içindeki şiir camiasının üstüne kızıl bir yumruk gibi insin diye çıkartılmak istenmiştir. Şeyh-mürit yaltaklanmaları ve ahbap-çavuş ilişkileriyle ve el altından takas edilen sahte ödüller eşliğinde, kimi dergi ve yayınevlerinin “bizim çocuk” dedikleri kapıkulu şair(!)lerinin “şiir piyasasına” pazarlandığı bir ortamda, edebiyatın hiçbir güç odağına yaslanmadan, hatta bu çirkefe devrimci bilincimiz ve insan olmanın onuru ile kafa tutarak buradayız.
Şiir camiasının yoz yapısı da kendi güdük üretimini beraberinde getirmektedir ve nicelik olarak dergilerde anlam’ı ve sahici insanı şiirden dışlayan post-modernist şiir başat duruma gelmiştir. Eklektik olarak sürrealizm, dadaizm, letrizm gibi akımların etkilerini içinde barındıran post-modernist şiir anlayışı, şiiri sözcük ve harf oyunlarına indirgeyen, öteki’lerle empati kurmayı ve bunu yansıtmayı önemsemeyen ve dolayısıyla da okur tarafından özdeşlik kurul(a)mayan, hayatın şair öznenin bilincinden dönüştürelerek yansıtılmadığı, ancak şairin içsel bunalımlarının şımarıkça dışavurumundan öteye geçmeyen küstah, bencil ve ahlaksız bir metinsel oyundur.
Post-modernistlerden başka arkaik dizge kurma düşüyle yanıp tutuşan , Osmanlıca’yı hortlatma derdindeki gerici şairler ve diğer yandan diyalektik gereği değişim ve dönüşüm sürecinde şiirin bugün geldiği noktada, biçimsel açıdan imge-yoğun bir şiir anlayışının artık gerek-şart olduğunu ıskalayan ve hâla 70lerdeki sloganvari şiir anlayışını aşamamış kaba toplumcu şairler yer almaktadır.
Biz ise “biçimde imgeci içerikte sosyalist” olan İmgeci Toplumcu Şiir Anlayışını savunmaktayız ve poetik bir kavgamız var tüm postmodernistlerle, gerici şairlerle ve kaba toplumcularla. Evet kavgamız var edebiyatın tüm güç odaklarıyla, tüm şiir şeyhleriyle ve onların müritleriyle. Kavgamız var Cihangir’den ötede bir Türkiye’den bihaber, kendi içsel bunalımlarını, sözcük ve harf oyunlarıyla şiir diye şaklabanca kusan küçük burjuva şairleriyle. Kavgamız var tüm kirli şiir klikleri ve klanlarıyla. Kavgamız var İstanbul Şiir Dükâlığı’yla. Kavgamız var şiiri küçük konformist beklentilerin aracı olarak rakının yanına meze yapanlarla…Kavgamız var, çünkü KAVGASI OLMAYANIN ŞİİRİ DE YOKTUR!
Emektar Daktilo Şiir Bülteni Editörü
Serkan Engin
Emektar Daktilo Dergisi ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor])
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]
Ateisttanrıyım
11-05-2009, 13:02
******Mehdî Haber Ajansı******
**************************
Şeytan'da sevmedi onları?
Birisi Muhammed birisi Ali?
Birde var iki kuzucukları?
Birisi Hasan birisi Hüseyin?
Birde var ki;
Kıyametin evvelinin evveli?
Muhammed ile Ali'nin öz torunları?
Hasan ile Hüseyinin öz evlatları?
Hatice ile Fatımanın öz yari?
Allah'ın yeryüzündeki gölgesi,kulu ve halifesi?
Ümmet-i Muhammedin en hayırlısı?
Meryemoğlu İsa'nın ardında namaz kılacağı İmam-ı zaman?
Yer ve gök ehlinin kendisinden razı olacağı?
Sürüngenlerin,balıkların ve kuşların anını ve şanını yüceltip tesbih edecekleri KRAL-I MUKADDES?
BİSMİLLAH-İ HÛ
**ŞAH MUHAMMED EL MEHDİ HAN SAHİB-İ ZAMAN**
İNŞAALLAH-Û TEALA VE İNŞAALLAH-Û EKBER...
================================================== ========
...Ete kemiğe büründüm Mehdî diye göründüm?
...Mü'min kim? Münafık kim? cihat cephesinde olur malum?
...20 milyonluk Yahudi toplumu dünyaya kök söktürürken 20 milyonluk Aleviye neden dünya kök söktürüyor? oysa ki,Yahudilerin davası batıl Alevilerin ki ise; HAKTIR?
Zikr-i Hakikatimizdir...
______________________
Baki Gerçekler Demine Hu Dost Allah Eyvallah...
Gerçeğe Hu Mü'mine Ya Ali Ya Mehdi Sahib-i zaman...
boran-firtinasi
25-05-2009, 19:33
GÜLE SEVDALI
sevmek,sevda..!!
seviyorum seni hemde çoook
sevmek nedir sence
neden seviyorsun..?
sevmek ele geçirmekmi
yoksa karşılıksız vermekmi..?
ben sevdimmi tam severim
nasıl yani her engeli aşarmısın..?
ailen karşı çıkınca şaşarmısın
sevmek,sevda
yüzünü görmediği insanlar için
ölüme yatanlara derim ben sevdalı
sana,bana,ona halka sevdalı
güle sevdalı
umuda sevdalı
ferhata şirine derim ben sevdalı
bırak kandırmayalım kendimizi
aldatmayalım sevdalanmak isteyenleri
seninkisi 'seni seviyorum seni seviyorum'
zoru görünce özür dilerim
ben tereddütsüz yürüyenlere derim sevdalı
gülsümana,ümmüye,cananana,zehraya
o yüzden çocukların adıdır onlar
seveceksek onlar gibi sevelim
yoksa sevdayla oyun olmaz
sevemiyeceksek adam gibi
bırak hiç başlamasın yalancı sevdamız
seveceksek 122 can gibi
umuda sevdalı
güle sevdalı
04-24-2009
bondakal
26-05-2009, 11:47
sanırımcok uzun oldugu icin kimse sonuna kadar gelip yorumyapmamış
paylaşımın için sagol
PARTİZAN-İBO
10-06-2009, 08:35
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor])
CENNET TOPRAĞIM KÜRDİSTANIM
Hani bahar gelecekti dağlarımıza?
Hani yeniden mutlu olacaktık?
Yemyeşil bayırlarda ülke özlemimizi giderecektik?
Ülke tadında sevdalar yaşayacaktık?
Nerde kaldı baharlar?
Gelmiyor mu bahçemize?
Yeminler mi etmeli bağlılığına?
Yoksa bedeller mi vermeli uğruna?
Ne İsa durdurur artık bizi!
Ne Musa kesebilir yolumuzu asasıyla!
Verildi onca bedel özgürlük yolunda!
Aldılar canımızı aldılar hunharca!
Yine de bıkmadık hep özlemini çektik!
Ayrı kaldık yine de durmadık
Özlemiyle çarptı yüreğimiz
Beklentileri vardı ülkemin bizden
Artık olmasın diyordu namertlik
Olmasın artık hayinlik
Yetmezmi diyor kardeş kanı
Yetmezmi diyor yok ettiniz insanı
Belki mahşer kavuşturur bizi
Vatanım dediğim kutsal topraklarda
Bekliyorum mahşeri kalabalığını dünyanın
Bekliyorum güzelim dağlarında
Bekliyorum cennet toprağım Kürdistan'ımda
Nurhak erdal...
Muhammed Bahçeci kod adı Hidar Ferat.
Aynı zamanda Rojaciwan Gençlik sitesinin ''lawikemetini'' rumuzlu emekçisi ve yöneticisi.
5 Şubat 2009'da Güney Kürdistan'na TSK tarafından yapılan hava saldırısında şehid düştü.
Başta kendisi olmak üzere bütün şehidlerimizin önünde saygıyla eğiliyoruz.
Şehid Namirin...!
PARTİZAN-İBO
11-06-2009, 09:58
BU SEVDAYI KALDIRAMAZSIN
Git güzelim
Git kendi yoluna
Ayrı dünyaların insanlarıyız
Sevda ayrılık tanımaz desen de
Haklısın haklı olsan da
Ne yazık ki haklılıklar bir şeyler ifade edemiyor
Anlatamıyor günümüz dünyasında
Sen beni sevemezsin
Çünkü ;
Ben Çeçenistanlıyım
Ben Filistinliyim
Sen bu sevdayı kaldıramazsın
Çünkü ben Halepçeliyim
Ben Şırnaklıyım
Ve ben Ağrılıyım
Çok yücedir sevdam
Sen bana aşık olamazsın güzelim
Ben herhangi bir zenciyim
Bir çeçenim bir arabım
Bir türküm bir kürdüm
Sen bu sevdayı kaldıramazsın
Sen bu aşkı yaşayamazsın
Git yoluna güzelim
Acılarıma dua edemezsin
Dindiremezsin ağıtlarımı
Ben bir aleviyim dersimde
Ben bir şiiyim ırakta
Ve ben bir suniyim afganistanda
Sen beni kutsayamazsın
Sana aşık olmak isterdim
Frekanslarımız farklı güzelim
Yıldızlarımızı kaydırdılar
Bir seher vakti
Uçurum uçurum
Ağlattılar hislerimizi
Kıydılar güzelim
03 07 2007
alıntıdır.
bora kara
13-06-2009, 01:55
SEVGİLİ, YOLDAŞ OLUNCA; VERİCİLİK KARANFİLLEŞİR
Yer: Yunanistan
Yıl: 1951
Adı: Niko Beloyanni
Suçu: Halkının özgürlüğü ve ülkesinin bağımsızlığı için
savaşmak.
İşkenceli hücrelerde on ay
Ve duruşmalarda üç hafta
Ayakta dimdik duran Beloyanni’ye
Söz sırası gelir.
Duruşma,
Geceyarısından sonra saat ikide başlatılır.
Beloyanni yargılanıyordur.
Tüm Yunanistan uyanır.
Angola’nın yüreği hızlı hızlı çarpar.
Savaş halindeki Kore’nin boğazı düğümlenir.
Tüm Balkanlar,
eşini pencerede kaygılı gözlerle bekleyen
Bir kadına dönüşür.
Beloyanni,
“Ben, devrimcinin zor,tehlikeli,
yokluklar içindeki hayatını yeğledim” der.
Konuşma uzar.
Vakit ilerler.
Bir bardak su ister.
Ama, su içmesine izin vermezler.
“olsun” der.
Ve konuşmasını sürdürür.
Konuşmanın sonunda
Yerine oturmaya giderken,
Sevgilisi Elli
Ona kırmızı bir karanfil uzatır.
Beloyanni, karanfili alır
Dudaklarına değdirir ve gülümser.
Dünyada hangi dudaklar
Böyle bir öpücükle ödüllendirilmiş;
Dünyada hangi susuzluk
Bu kadar güzel karşılanmış olabilir ki?
Bu, şanslı bir ağızdır.
Bu,devrimciliktir.
Bu, ödüllerin en büyüğünün
Aşkın en mükemmelinin
Devrimcilikte içkin olduğunun
Göstergesidir.
Bu göstergeyi tanımayanlar,
Küçülür.
Bu göstergeyle yarışa kalkışanlar,
Geri düşer.
Tapon ilişkileri
Üçüncü sınıf yaşam senaryolarını
Kendine yakışık görenler
Yollarını ayırabilirler.
Bizler,
Karanfili öperek susuzluğu giderenlerin
Safında yer almaya
Devam edeceğiz.
Biz devrimciyiz.
Güzelliklerin, insanlık bahçesinde
Karanfilleşerek çoğaldığı;
İnsanların, birbirinin üzerine basarak değil,
El ele tutuşarak
Karanfillere uzandığı dünya
Bizim dünyamızdır.
Bizim reflekslerimiz
Sahip olduğumuz değerlerin meyvalarıdır.
Biz, hiçbir gelişme karşısında
Tavırsız kalamayız.
Dallarımızdan üretkenlik fıçkırmalıdır.
Bize refleks yitimi
Bize tepkisizlik
Bize kısırlık yakışmaz.
Yoldaşlarımız,
Bir yangını haber verir gibi “fırlamalı”
Bir yarayı pansuman eder gibi titizlenmelidir.
Biz, doktor değiliz.
Bizim de yaralarımız var.
Ama biz devrimciyiz.
Tüm duyarlık göstergelerinden
Tüm sanatçı inceliklerinden
Öte bir tanımlamadır bu.
Ne mutlu,
Yaşamı devrimcileştirerek yol alanlara.
Ne mutlu, bir sevgilinin elinde karanfilleşen vericiliği
Hakkedenlere...
Baloyanni;
Yaşamın her anını
Bir şiir gibi dokuyan,
Mücadelede ozanlaşan bir devrimciydi.
Elli’yle el ele yürümeyi çok istediğinde
“Ama önemi yok, başkaları yürüyecek yerimize” diyordu.
O, Yunan halkının
Çiçek açan yanıydı.
Onu koparmak istediler...
Heyecanları kurşuna dizilen,
Özlemleri çalınan Yunan halkı;
Onun şahsında direniyor,
Onu ayakta alkışlıyordu.
İşlerinin zor olduğunu anlayan
Cellat sürüsü,
Taktik değiştirdi.
Casusluk iddiasıyla yeniden yargıladılar.
Beloyanni, bu kez de
Halkın koynuna en çok yakışan
Şafak gibiydi.
Direndi, haykırdı, yargıladı;
Ama,
Karanlıkla bir an olsun uzlaşmadı.
O sırada, Nazım Hikmet de
Uluslararasılaşmış yoldaşlık elini uzattı
“... her şafak vakti kalbim
Yunanistan’da kurşuna diziliyor.”
dedi ve idamı engellemek istedi.
Olmadı...
Niko Beloyanni’yi
30 Mart 1952’de kurşuna dizdiler.
Aradan kırksekiz yıl geçti.
Miras bıraktığı karanfilin rengi
Hâlâ kıpkırmızı...
Ve hâlâ Yunanistan’da
Sabahın sahipleri
Her şafak vaktinde
Kızıllığın ortasında
Beloyanni’yi gülümserken görürler.
Devrimci Hareket dergisinden alınmıştır.Sayı 1 Temmuz 2000
Kelebek Etkisi
26-06-2009, 12:43
Çikolata rengi bombalar koyacaksın toprağın üstüne. Çocuklar, kendilerine yakışır bir ölümle ölecekler; oyun oynarken! Kapkara gözlerinde kocaman bir tebessüm. Uçaklar büyük bir gürültüyle üslerine dönecekler. Akşam, puşt bir ifadeyle kameraların karşısına geçecek ve ölenler için kibarca özür dileyecek bay başkan...
Kimsenin sesi çıkmayacak!
Her gün, başka bir düğün evinde yaşanan mutluluğu paramparça edip, üzerine ölüm saçacaksın. Çocuklar kurtulacaklar uzun yaşayarak görecekleri dertlerden; hepsini topluca bir mezara dolduracaksın. Artık, ne geçim sıkıntısı kalacak evlenecek gençlerin, ne de olup biteni anlatacak görgü tanığı; geride kimseyi sağ bırakmayacaksın.
Kimsenin sesi çıkmayacak!
Tam teçhizatlı askerlerin olacak; uzun menzilli silahlarla vuracaksın. Hızla giden bir araba, sokakta koşan genç bir adam, slogan atarak yürüyen topluluk, pratik çözümler bulup hepsini havaya uçuracaksın. Çakal sürüsü gibi birlikte gezecek, gece yarısı kapıları kırarak gireceksin içeri. Ani baskın yapacak; masum insanların ellerini arkadan bağlayıp, kafasına çuval geçirecek ve aşağılık cümlelerle konuşacaksın....
Kimsenin sesi çıkmayacak !
İçerisinde köpekler dolaşan hapishanelerin olacak; fotoğrafta, gülümseyerek bakacak kadar eğitimli ve her emre itaat edecek kadar çok köpek. İçeriye alınanlardan bir daha haber çıkmayacak.
Kimsenin sesi çıkmayacak!
Kahkahalarla fırlattığın bir tek bombayla iki yüz elli bin kişiyi aynı anda öldüreceksin. On binlerce kadının ırzına geçip, yüz binlerce insanı sakat bırakacaksın. Dünyanın istediğin her yerinde ölüm mangaları kurup yüz binlerce kişiyi işkenceden geçirecek, bir o kadar kişiyi de gözünü kırpmadan öldüreceksin.
Kimsenin sesi çıkmayacak!
Yarım milyon çocuğu bir gün içinde katledip, bir o kadar çocuğu da yetim bırakacaksın!
Kimsenin sesi çıkmayacak!
Gözyaşı sel olmuş akarken, agıtlar yürekleri yakarken, hergün binlerce ocak sönerken G-8'in şerefsiz liderleri seni haklı bulacak!
Kimsenin sesi çıkmayacak!
Kişi başına en az beş bomba düşecek saldırdığın yerlerde. Herkesin ayağını denk alması için vahşeti bütün televizyonlardan seyrettireceksin dünyanın geri kalanına.
Kimsenin sesi çıkmayacak!
Yüz yıldan daha az olmayacak sürgünler; bir nesil yolda doğup, yolda ölecek. Geniş mezarlar kazacaksın toplu öldürülenler için ama bir kurşuna iki can sığacak kadar küçük olmalı bedenleri. Üzerindeki üniforma gibi yakışmalı öldürmelerin. Adın Moskof mezalimine çıksın senin.
Kimsenin sesi çıkmayacak!
Gözleri bağlı olacak esirlerin, kafalarını darmadağın ederken katillerinin yüzünü görmeyecek hiçbir esir. Almanya'daki soykırıma karşı çıkacak, bin beterini Filistin'de yapacaksın.
Kimsenin sesi çıkmayacak!
Duvarın köşesinde babasının kucağına sığınan on iki yaşındaki çocuğun tam göğsüne nişan alacaksın. Babasının kollarında can çekişirken çocuk, bütün dünyaya göstereceksin ne demekmiş insanca savaş! Buldozerlerle girmelisin evlerin kapılarından, mülteci kamplarına düzenlediğin operasyonla gelmeli ölüm. Taş atan çocuklar için top atan tanklar bulundurmalısın; ördüğün on beş metrelik duvarın arkasında görünmez nasıl olsa zulmün. İnsanlık, seni anlayışla karşılayacak!
Kimsenin sesi çıkmayacak!
Bir centilmen tarzı içerisinde ve bütün zamanların en kahpe şekliyle, daima arkadan vuracaksın. Sinsice! Kahpece!
Öldürdün mü işte böyle öldüreceksin!
İşlenecek bir karış toprağı, içecek bir yudum suyu olan her coğrafyanın senin olması için kongre kararları, meclis kararları çıkaracak, oturduğu toprağına içtiği suyuna göz koyduğun insanları zalimce, hunharca ama mutlaka YASAL olarak öldüreceksin!
VE KİMSENİN SESİ ÇIKMAYACAK..!"
Yazarı belli değil.
Proletarya.
26-06-2009, 19:17
Direnç Çiçeği
Yarım kalan hiçbir yolculuk yok bu yaşamda
Birbirine Karıştırılan hiçbir boyut yok
Onbeş yaş nedir ki
Yılların sözle çizilen anlamında
Ya bir duygu selidir aralıksız
Ya da bir inanç fırtınası yüreğin
Dirence açılan gençlik koylarında
Bir devrin sembolü diyorlar şimdi adına
Toprağa ölüm düştükten sonra Hiroşima’da
Tüm bitkilerden önce yeşeren bir açelya
Şimdi Kadıköy-Rıhtım’da
Neyi çağrıştırıyor sana
Sen söyle ey direnç çiçeği-neyi
Liseli bir kız iken / saçlarında rüzgarlar
Cevizli tekelinde / ellerinde yarınlar
Elleri utandırır
Gözündeki söz senin / içindeki öz senin
Bir köpük onur uğruna kuruyan ırmaklar
Ve gelenek denizlerinde ezgilenen ışıklar
Henüz dile gelmedi
İstanbul’u ezen suskunluğunda senin
Gazetelerde resimlerinle dolarken sayfalar
Nedense söyleşilerde yalnızca
Beyin hücrelerine yöneltiliyor sorular
Sense ölüm rengine inat
Tan maviliğince susuyorsun
Yalnızca geçmişin
Gelecekteki ölümsüz sesini yanıtlıyorsun
Hani çok çok övmekten korktuğun
O bin renkli açelyanın inançlı sesini
Yanıtlıyorsun-gülümsüyorsun-susuyorsun
Bağrıdaki besteler / yüzündeki ezgiler
Dile gelmez sözlerin / bilinmez ki ne söyler
Dilleri utandırır
Gözündeki söz senin / içindeki öz senin
Ey ovaların ateş ateş çölleştiği yerde
Toprağın ırmak ırmak yüreklenişi sen
Yarınlara selamını iletsin diye adın
Damarlarına bağlanan yaşamı
Ölümü kucaklarken ellerinle kopardın
Kurtarmak için enginlerin anlamını
Gökyüzünü yere indirdiğinden beri
Ya da silmek için bir damlanın yüzünü
Bir okyanusun kucağına bastığından beri
Ve bıçak sırtı bir dönem uğruna
Bütün zamanı omuzlarına aldığından beri
Adın bir açelyadır artık senin
Koynuna ölüm düşürülen bütün topraklarda
Bir açelya
Askıda falakada / her mevsimde dört açan
Hücrede zindanlarda / güneşsiz ışık saçan
Günleri utandırır
Gözündeki söz senin / içindeki öz senin
Yepyeni sözcükler yeşeriyor şimdi
Alnının ışıklı yamaçlarında
Yüreğini içmek gerek duymak için
Soluğunu solumak gerek
Her dalıp gidişinde bin şiir çıkarıyor belki gözlerin
Yaşama gözlerinle dalmak gerek
Bir devrin sembolü diyorlar şimdi adına
Dolar dolar gözlerin / varılmaz ki gizine
Bir damlası bile / dökülmez ki yüzüne
Selleri utandırır
Gözündeki söz senin / içindeki öz senin
Adnan Yücel
84 ölüm orucu gazisi aysel zehir için yazılan şiir.....
Aysel Zehir
4 kisinin ölümlüyle sonuclanan 84 ölüm oruclarindan.68 gün ölüm orucuna katilir,metris cezaevinden.18 yasinda olan gencecik insandi, tikb militani,
paylasim icin sagol
havin
Proletarya.
26-06-2009, 21:14
[/URL][url][Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] 3f6737cd8f189531f55035ae9a627417464 ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] 3f6737cd8f189531f55035ae9a627417464)
Grup Yorum - Direnç Çiçeği
Kelebek Etkisi
02-07-2009, 18:05
Mayıslar Karanfil Olmalı!
Sus ağustos böceği
Bir sevişmeyi ele verdi itirafçı
Duymadın mı?
Bir aşk suçüstü yakalandı
Bir çığlık kaburgaya saplandı
Bir kulak zarı yırtıldı
Bir akciğer kan topladı...
Bir karanfil
Nezarette solmakta
Soğudu
Üşüdü
Mor ve katılaşmıştır
Bir ifade tutanağı
Ketum
Ve
'imzadan imtina'
Bir adam
Ele vermemiştir
Aşığını...
Bir Mayıs sabahı gün ışımadan ve kızıl bir karanfil takmalı yakamıza. Mayıs ayı karanfile kesmeli kıpkırmızı. Birinden, otuzbirine kadar.
Ve sokaklar ve alanlar bizim olmalı. İsyana, sevince, umuda kesmeli sokak.
Birinde emeğin onuruyla çıkılmalı, altısında Deniz'le, Yusuf'la, Hüseyin'le öfke olmalı. Onsekizinde İbrahim'le direnmenin adı, otuzbirinde, Sinan'la, Kadir'le, Alparslan'la isyanın adı olmalı Mayıs.
Yeniden başlamalı, Mayısa. Her şeye yeniden...
Geride bıraktığımız bütün mayısları toplayarak, ama hiçbirine benzemeyerek, değişerek ve değiştirerek başlamalı.
Çürümüş ne varsa geride bırakarak, kirlenmiş ne varsa üzerimizden kazıyıp atarak. Başka bir hayatın çocukları olmanın onuruyla başlamalı, Mayısa
Bütün sokaklar Taksim'e çıkmalı, bütün alanlar Taksim olmalı. Sonra; binlerce Deniz olup akmalı binlerce Sinan...
Otuz yıldır havanda su dövenlere bakmadan, devrimciliği geçim kaynağı olarak görenleri takmadan, akşam rakı masasında devrim yapıp sabah besmeleyle dükkan açanları takmadan, etiketi değil, devrimin kendisi olup çıkmalı Mayısa.
Zor mu? Değil. Bugün yaşanılan iki yüzlülükten, onursuz ve teslim olmuş bir hayatı sürdürmeye çalışmaktan daha zor değil.
Umutları, belirsiz bir geleceğe erteleyerek bugünü doğru yaşayamazsınız. Belki vicdanımızı rahatlatır bir süre. Ama bugünü değiştirmeye yarını kurmaya yetmez.
Sokağa içimizi dökmek için çıkmamalı, kendimizi ve sokağı değiştirebilmek için çıkmalıyız artık. İşimizi, ekmeğimizi, sevdalarımızı kirletenlerden, çalanlardan, hayatlarımızı geri almalıyız. Göstermeliyiz, görmeliler, "o güzel insanlar, o güzel atlara binip gitmediler" bu topraklardan. Buradalar, bu sokakta, bu alanlarda.
Yeter diyebilmeliyiz artık. Yeter!
1 Mayıs '77'yi yaşadı bu ülke. Deniz, Yusuf, Hüseyin darağacında son sözlerini değil, tamamlanmasını istedikleri şarkılarını söylediler. Kadir, Sinan, Alpaslan boşuna ölmedi Nurhak'ta.
Geriye sadece anıları mı kaldı? Ya kavga, ya direnmenin onuru? Yoldaşlığın, dayanışmanın, insan olabilmenin güzelliği? Mayıslar boşa yaşandı diyebilir misiniz? Boşa mı yaşandı?
Ruhu öldürülmüş, ruhunu satmış bezirganlardan, gözlerindeki ışığı yitirmiş, teslim olmuşlardan bu sorunun cevabını beklemeyin. Bu soruyu onlara da sormayın zaten, anlamazlar. Verilebilecek bir cevapları da yoktur. Kendinize sorun bu soruyu. Ve sonra, 1 Mayıs'a bakın, 6 Mayıs'a bakın ve 18 Mayıs'a, 31 Mayıs'a. Verilmiş cevaplar bulacaksınız.
Ya çürümenin, -mideniz ne kadar kaldırıyorsa- bu düzene eklemlenerek teslim olmanın yanında olacaksınız ya da aynı cevabı daha güçlü bir biçimde haykıracaksınız; "biz, bize dayattığınız bu kokuşmuş hayatı red ediyoruz. Bir başka hayat var, insanca yaşanacak, kardeşçe paylaşılacak!"
Böyle başlamalı Mayısa. Hüzne değil, umuda, isyana kesmeli Mayıs. On iki ayın adı olmalı Mayıs.
Ve Mayısın adı öfke olmalı, direnmek olmalı, isyan olmalı.
Ekmek olmalı, sevda olmalı, yoldaşlık olmalı.
Taktınız mı kızıl karanfilleri yakanıza, saçlarınıza?
Yere düşürmeyin, mayıs kızıl bir karanfil olmalı.
Devrim olmalı, Devrim olmalı, Devrim olmalı...
İSMAİL HAKKI
Nagulnov
20-07-2009, 16:42
PANTOLONLU BULUT
Pelteleşmiş beyninizde
kirden parlayan bir kanepede yan gelip yatan semiz bir uşak gibi
hayal kuran düşüncenizi,
kanlı bir yürek parçasıyla tedirgin edeceğim,
dalga geçeceğim, geberesiye küstah ve zehir dilli.
Tek bir ak saç yok ruhumda,
yaşlılığın çıtkırıldımlığı yok onda!
Dünyayı bozguna uğratarak sesimin gücüyle
yürüyorum - yakışıklı,
yirmi iki yaşında.
Çıtkırıldımlar!
Kemana yatırırsınız aşkı siz.
Kabalar, onu trampete yükler.
Fakat, tersyüz edebilir misiniz, kendinizi benim gibi,
Öyle ki, dudaklar kalsın ortada, salt dudaklar!
Çık da gel konuk odasından
gel de bir adam tanı,
kibirli, patiskadan ve melek soylu memur karısı.
Sen ki dudaklar çevirirsin aynı kayıtsızlıkla,
bir aşçı kadın nasıl çevirirse yemek kitabının sayfalarını...
İster misiniz
ten kudurtsun beni,
- ve gök gibi, renk değiştirerek ansızın -
ister misiniz
öylesine yumuşayım, sevecen olayım ki öylesine
hani, erkek değil de, pantolonlu bir bulut desinler bu!
İnanmıyorum çiçekli Nice diye bir yerin var olduğuna!
Benimle göklere çıkarılacaktır yeniden
hastane gibi bayatlamış erkekler,
ve atasözleri gibi yıpranmış kadınlar da..
Vladimir MAYAKOVSKI
gunessoy
30-07-2009, 13:52
sen bana bakma
ben senin baktığın yerde olurum
özdemir asaf..
Özgürlük
Ne anlar deniz kokulu martı?
Kanatları yıldız tozuna bulanmış,
Ayakları, katmer katmer yakamoz…
Bir eli yağda, bir eli balda…
Özgürlüğü, öteki kuşa sormalı...
F tipi kafesinin penceresinden,
Gökyüzüne bakan…
Kırık kanatlarıyla, düşünde bulut toplar.
Rüzgârı kovalar, yorgun ayakları.
Hep onun suçudur, yağmur, dolu, kar…
Güneşe kurulmuş merdiven bulursunuz;
Altından o çıkar.
Tek bir martı soluğu uğruna,
Koskoca ömrü harcar.
Konya, 1 Ağustos 2009
Ayşe Korkmaz
-Alıntıdır-
oyuncakci
05-11-2009, 02:38
Bu dağlar ucabaş, ucabaş dağlar
Qanlı çexmeler yol açabilmez
Bu dağın ceylani özge yoxçunun
Özge yoxçunun oxuna gelmez
Yaylada obada, obada çoban
Çobanın ağzında ince bir tüteq
Söyleyin igitler çeqen qan teri
Bisütun dağında igit Ferxad'ın
Yurdunun çiçegi êsrinin gözdesi
Alagöz Şirin'i getirir cana
Aqşamlarda her guş goşun min dastan
Dost olsun her elden ezilen insan
(Var olsun bizim yoldaş Qürdistan) -orjinali böyledir bu marşın-
Bu dağlar gocabaş elleri ucabaş
Qanlıya bir dost bizlere kardaş
Ey yanar odlarla birlixte yanın
Birlixte yanın vefalı yoldaş
Axan qızıl düzen axan güleceq
Bu uldızlar yere baxan güleceq
Bol olsun helgimin eqtiği bostan
Dost olsun her elden ezilen insan
(Var olsun bizim yoldaş Qürdistan)
Gollari bağlanan esir bir insan
Tutxun aqşamlarda ağlamaz gülmez
Sovyet Azerbaycan Milli Marşı
goşun min dastan - bin destan yazar
ucabaş - yüce baş
tüteq - kaval
çexme - çizme
yoxçu - okçu, avcı. İran Azerbaycanı'nda bu şekilde kullanılır.
bisütun dağı - Ferhat’ın Şirin’in aşkı için -zannedersem- külüngü ile deldiği dağ diye söylenir bizim orada. İran’da Hamadan tarafında. Sütunsuz anlamını taşır.
igit - yiğit
êsirin - asrın, çağın, dönemin.
od - ateş
ulduz - yıldız
Kürdistan - burada geçen Kürdistan Mahabad'dır aslında. İran'da SSCB tarafından kurulan -yalnızca 45 gün ayakta kalabilen- Kürdistan.
Kafkas kardeş merhabalar.
Ben yukarıda sözlerini yazdığın ve daha önce Kutup Yıldızı'nın seslendirdiği şarkıyı yıllar başka bir sanatçıdan dinlemiş idim. Piyanodan başka bir enstrüman yoktu tek bir kişi söylüyordu. Benim tahminim Raşid Behbudov'tu şarkıyı seslendiren.
Sende bu şarkının bahsettiğim -ki sanırım orjinal- yorumu hakkında daha detaylı bilgi var mıdır? Şarkının o hali var mıdır? Var ise benimle paylaşabilir misin?
Sevgiler...
Vladiovostok
05-12-2009, 19:30
BULUT
Dinmiş tufanın son bulutu!
Bir sen gezinirsin açık mavi gökte.
Senindir, kimsesiz, neşesiz gölge.
Sevinç dolu günü, bir tek sen üzersin.
Az önce çepeçevrede sarmıştın gökyüzünü,
Şimşek de seni sarıverdi dehşetle.
Sen ise saçtın gizemli gürlemeni,
Ve açgözlü toprağa yağmur içirdin.
Yeter, defol! İşin bitti artık.
Toprak tazelendi, tufan da kaçtı buralardan.
Ve işte rüzgar da yaprakçıkları okşarken,
Kovuyor seni şu huzurlu göklerden.
***
Tüm arzularımı yaşadım ben
Hayallerime de soğudum artık
Sadece acılarım kaldı içimde
Meyveleri kalbimdeki boşluğun.
Hayın kaderin fırtınaları altında
Soldu güller açan taç yaprağım da
Yaşıyorum hüzünlü ve yalnız
Ve gelir mi sonum diye bekliyorum.
İşte böyle, sonbahar soğuklarına yenik
Fırtınanın kış ıslığı duyuluyor gibi
Çıplak dalda tek başına
Titremekte geç kalmış bir yaprak!
Aleksandr Sergeyeviç Puşkin
Ta spartaküsten bize miras kalan sevda uğrunadır
Dağların doruklarında tüketilen zaman
Dayamış omzuna silahını
Bilinmez ne düşünür
Kimbilir neresinde sevdanın
Sevişirken gözleri çoban yıldızıyla
Henüz namlusu soğumamış
Nöbetçi partizan
Mavi çocuksu gülüşlerini
Partizan romanlarını
Özgürlük türkülerini
Bizlere bırakıp gittin
Küsme bana mavi gülüşlüm
Umut yüklü baharım terkedip gitme
Sonra sabahı ve güneşi, şairi ve ozanı kıskanırım
Onlar ki dünya kurulalı terketmediler birbirlerini
İki gözüm, can yoldaşım
Duydum ki dağların doruklarında kızıl güller sofrasındasın
Oturmuşsun tarihin en güzel yerine
Asırların açlığını doyurmaktasın
Ne mutlu sana partizan
Gözlerim gözlerinden olduysa
Usulca kapandıysa
Sevmenin yeryüzünde cenneti kurma kavgasının
Tatlı yorgunluğudur
Gözlerime kapanan
Metropolde filizlenir
Dağların doruklarında
Gelişimsel birer çiçeğim
Özlemim, hasretim, yüreğim
Ne mutlu sana partizan
UMUT ALTINÇAĞ
Komünist Devrim
12-01-2010, 22:28
Ben Deliyim
Ben deliyim…
Yorgun ve yalnızım kaldırımlara misafirim...
Gecenin gözleri üzerimde.
Denizin ortasında küçük bir
adayım, yüzme bilmem…
Yüreğimi bir yere bırakmışım, bıraktığım yerden çok uzaklardayım. Kapıları kapatmışım üstüme,
sürgüleri beynime çekmişim.
Hey
sabreden derviş banada sabretmeyi öğretsene.
Ben deliyim, ama çok şey bilirim.
Renkler ve zevkler hiçbir şey ifade etmez bana...
Sonların başladığı yerden, başlangıçların son bulduğu yere gidiyorum.
Kara bir tren gibiyim yani, bir istasyondan bir
istasyona, hep aynı raylar üzerindeyim...
Ben deliyim…
Yağmurun yağması benim için romantik değildir,
ben kurşun yağmurlarını bilirim.
Benim güneşim batmaz,
dünyam dönmez,
ayım hep mehtap halindedir,
rüzgârlarım doğudan eser...
Kadehime doldurduğum hüzünle sarhoş olurum,
mezem ise bir dilim umut...
Ezbere bilirim yaşamayı,
yaşarken savaşmayı…
Ben deliyim…
Benim mevsimim değişmez sadece bahardır,
kuşlardan sadece güvercini bilirim,
yüreğim kanatlarıyla beraber çarpar.
İnsanlardan yalnız çocukları severim,
onları da büyüyünceye kadar..
Ben deliyim…
Benim tanrım yoktur..
Bir çift göze bir güler yüze taparım..
bulmacaya benzerim..
kimi zaman soldan sağa bir nota,
kimi zaman yukardan aşağıya eski mısırda bir tanrıyım...
Bağıra bağıra şarkılar söylerim,
sessiz sessiz şiirler yazarım.
Bilmediğim yerlerin,
tanımadığım kişilerin resimlerini çizerim.
Ben deliyim...
Kendimle sohbet eder,
kendi kendime gülerim.
Telefon kulübeleriyle kavga ederim.
Asfaltın siyahında kaybolup,
düşüncelere dalarım.
Çıkmaz sokaklarda kendimi ararım,
bir de güzel hayaller kurarım.
Sonra hayallerimle beraber suya düşerim.
Ben deliyim…
Çayım sekiz şekerlidir,
sigara üstüne sigara yakarım.
Parayı sevmem ama para için çalışırım.
Çalışırken annemi düşünürüm ağlarım..
Alnımın teri gözyaşlarıma karışır...
Babamın otobüsüyle geçmişe yolculuk yaparım..
Ninemin masallarıyla ,
annemin radyodan ezberlediği sanat müziği şarkılarını hiç bıkmadan defalarca dinlerim..
Dört yaşında aşık olduğumu,
ablamla vardiyalı kullandığımız çadır bezinden çantayla okula başladığımı görürüm..
sonra babamın
başımı hiç dayamadığım omuzlarında uykuya dalarım..
Rüyalar görürüm uyandığımda hiçbirini hatırlayamadığım...
Ben deliyim…
Güzel bir yaşam benim için anlam taşımaz,
ben köyleri ve yürekleri yakılmış insanlar görürüm.
kimsenin düşmanı değilim kimseye dost olmadım..
Ben yabancıyım bana..
söyleyemediğim düşüncelerim vardır..
her akşam ayrı bir meydanda
******* heykelinin karşısında,
olmayan aklımı darağacına asar ipini çekerim....
Ben deliyim..
Ben buralara ait değilim.
Dağları sırt sırta vermiş bir ülkem,
surlarla çevrili bir şehrim,
on ikiden sonra volta attığım caddelerim
kızıl sakallı bir dayım birde sarı saçlı yarim var benim..
Ben deliyim...
Çizilmiş sınırları reddetmişim.
ben Hakkaride düşen çığ,
Şırnakta kömür yatağıyım,
Eskişehirde tabut hücre
Nevşehirde pari bacalarıyım..
Maraşta katliam
Marmariste orman yangınıyım.
Tuncelide ozanların sazı
Erzurum yaylasında çoban kavalıyım
Diyarbakırlı yedi kardeş burcu
Derikte zeytin ağacıyım
Almanyada yıkılmış bir duvar
Amerikada bağımsızlık heykeliyim
Fransada yıllanmış bir şarap
İngilterede özgürlük meydanıyım
Somalide aç bir çocuk
Hollandada bir gram kokainim,
Irakta mülteci kampı
İran da rejim muhalifi bir demokratım,
Brezilyada görkemli bir festival,
Suriye ile Lübnan arasında beka vadisiyim
Kürdistanda teslim ol çağrılarına ateşle karşılık veren bir militanım sırtımdan vurulmuşum bedenim dört parça..
direniş koltuk değneğim..
alnımdaki üç renkli bayrağı göğsümün kafesinde özgürlük türküsü öten yaralı kuşla dalgalandırırım..
Ölüm kurşun olup yağar üstüme,
binlerce kez öldürülmüş ama ölmemişim.
ben sıratın cambazı,
doğal bir felaket,
sosyal bir belayım..
ben deliyim..
Duygularım hep sansüre uğramış,
bir fahişenin hayatı gibi yalancıdır gözyaşlarım...
iplerim inceldiği yerden koptu kopacak
Ve Ufacık bir bakış boğazımı düğümlendiririr.
kimi özlediğimi bilmeden hasretin en yoğun halini yaşarım.
ahh İçimden dağıtmak gelir,
dağıtamam ya,
kendimi dağıtırım.
Gözlerimin kahverengisi gitgide koyulaşır,
insanlarınki kankırmızılaşır.
Bakamam kimsenin yüzüne,
sevgiye muhtaç bir yavruya
dönerim...
Kalbim titrer,
ben deliyim..
susturucu takılmış bir silah,
saati durmuş bir bombayım..
haykırırım ama duyuramam sesimi...
Yine de sardığım tütünde,
yaktığım cigarada bulurum
mutluluğu...
dumanı sehrimin üstüne iner efkarım ağlamamaya yemin etmiş gözlerim,
Ben deliyim..
Unutulmuş bir hatıra
Sonu dramla biten üç bölümlük bir komedi dizisiyim
çorbama kinimi doğrar,
öfkemi kaşıklarım.
Zehir kokan bir gül biter dudaklarımın arasından,
başımı göğe kaldırırıp bakışlarımı civileyip gökyüzüne seni seyrederim,
sonra bir bidon gökkuşağı döküp üstüne yakarım seni
külünle birlikte zamana savrulurum.
Ben deliyim...
Zülfüm her gece ihanetler rıhtımında ciğerinin üzerinde sevdasını kurşuna dizer..
geceyi ikiye bölerim bir parcasına gece yarısı derim
öbür parçasına yürek yarısı..
Şafaktansa bir parca aydınlık koparıp ekmeğime sürer.
üstüne demli bir kuş cıvıltısı içerim..
sonra hayatın adını yalan koyarım...
Ben yüreklerde ünlem,
Kafalarda soru işaretiyim.
Ben deliyim...
Bağrı taşlarla dolu bir toprak parçasıyım.
Bir uçtan bir uca kurumuşum.
Karınca yuvaları ve ayak izleriyle süslüdür tenim...
Kar yağar üşür,
güneş vurur kavrulurum.
Kimisi tükürür, kimisi öper;
tükürene mezar, öpene lalezâr olurum..
Ben nehirlerin yatağı,
Dağların mekanı,
Şeytanın babasıyım..
Ben deliyim...
Mutluluğu uzaktan seyrederken,
cebimde küçük umutlar biriktiririm,
gözlerimin kapının eşiğine duvardaki fotoğraflara takıldıgı saatlerde kendimi paramparca olmuslugun,
tükenmişliğin koynunda bulurum.
İşte o zaman hayat acı kahve tadı verir,
hep içime atarım,
ama,
kendimi içine atacak yer bulamam.
Anlamayana az gelirim,
anlayana çok...
Ne yarınlar birşey bekler benden,
Ne de ben birşey beklerim yarınlardan...
ERCAN İNTAŞ
.SosyaList
13-01-2010, 15:45
Yanlışınız Var.
Teizm Değil Deizm ilahi dinlerin dışında bir inanma şeklidir.
Ama genellikle ateizme geçişin ilk evrelerinden olmustur tanrı ya olan inancın azalmasıyla insanlar ya deist ya agnostikligi seçer ( tıpkı darwin gibi o ilk başta agnostikligi seçmişti)bu zaman zarfı araştırma zamanıdır.İnsanlar önyargılarını kırdıktan sonra enson ateist olurlar.Bana Göre dahada araştırmaya devam ederlerse dünyanın en saglam ideolojisi olan materyalizmi keşfetmeleride uzun sürmez.Diyaklektikte oldugu gibi herşey birbirine bağlıdır habire habire sonunu bulmaya çalışırlar sonuda materyalizmdir.İlk insanlar ne yazıkki klasik ****fizik düşünüş içinde bulunduklarından tanrıyı yarattılar eee o zamana bakıncada insanların bir anda diyaklektikçi olmalarını bekleyemeyiz haliyle ama zamanın yunan aristoklarından heraklitos diyaklektigin ilk adımını zamanında atmıştı.İnsanlar çok büyük aşamalarla gelişimlerle bir yerlere gelmişler nitekim kısaca özetlemeye kalksak 2 cümleden fazlası çıkmaz ama yaşamak başka...
Hem söylemeden edemiyecem bir elma yemeyle bu kadar büyük ceza verilirmiymiş yahu.İyiki Karpuz yememişler o zaman mazallah allah ademle havvayı venüse yollardı :haha:.
* orada konu elma , armut yenilip yenilmemesi değil . allah ın emirlerine karşı geleni cezalandırmak . elma yenilip yenilmemesi araç.
Mîr Penaber
13-01-2010, 16:40
aşksız geçen günleri düşmeli ömürlerden
akşamın buğulu yorğunluğunda
gözlerinin ormanındayım yine
bir suzinak şarkıya kurulmuş bütün saatler
günlerdir peşim sıra susmak bilmiyor
ertelenmiş hüzünler dolaşıyor ayaklarıma
kantlanıp uçuyor bütün sevinçler
bu şehrin en tenha yeri kalbimdir şimdi
en güzel yeri çiçekçileri
bir demet nergiz aldım sana getiremedim
bugün newroz'du, oturdum hevalno'yu dinledim
tenimde bir ateş yandı günboyu
biliyorum seni sevmek yeni yalnızlıklardır
uzayıp giden bir çığlık, ince bir sızıdır
yoksa ömrünce borçlu kalırım aşka
seviyorum, seviyorum başka seçeneğim yok
yedeğimde yeni acılarım var, öderim diyetini
yeni yazgılar bulurum belki, şiirlere vururum kendimi
başımı kitaplara yaslarım
toplarım şarkılardan yasadışı aşkları sürerim alanlar
seviyorum
başka seçeneğim yok
yeter sınama beni.
.
Hicri İzgören
Bahtiyar
07-03-2010, 17:39
bêbextiyé
piye mê tu oca dê zê jü koi merdayna xo bêpine
zê roca payızi zê varısé amnani ama şi omrê tu
qê khem nêbiye iştiriyane to ra xesreta to ocara
vana kê daa bêveso welêbıro bêqediro nu welat
e kê mano bewayır bêberbe serba bêbextiya mê
piye mê tu oca dê zê jü koi merdayna xo bêpine
kırmanciya xo bêpine ha gola dersima bêwayıré
ware xo bêpine veri koi dé hega u marabayna xo
xovıramekê tu anca koe muzır ra xızıré xo bêpine
veng u vac çino kê bêberbe serba bêbextiya mê
piye mê tu ocadê zê jü koi merdayna xo bêpine
tu zê tikma rezé tu zê koi berzi bêpine oca dê
milcıkane bırr bêpine cemé xo mezela qalki xo
e kê rıznaa seré sıma çe xo çe cirane xo bêpine
vılé xo çewtmeké zeré menci serba bêbextiya mê
piye mê tu oca dê zê jü koi merdayna xo bêpine
Mehmet Çetin
papa_smurf
15-05-2010, 01:08
Enver Gökçe'den Dayan Ha Yıkılma şiirini buraya aktarmayı beceremedim:) adını yazmış olalım bari :)
Dost Dost İlle Kavga
Ben berceste mısraı buldum
Hey ömrümce söylerim
Gözden, gezden, arpacıktan olsun
Hey ömrümce söylerim!
Bizsiz Ilgaz'ın çam ormanları güzel değildir.
Hayda günlerim hayda
Sırtını düşmana verdikçe
Murat dagları güzel değildir,
Dost dost ille kavga!
Biz olmasak gökyüzü, biz olmasak üzüm,
Biz olmasak üzüm göz, kömür göz, ela göz;
Biz olmasak göz ile kaş, öpücük, nar içi dudak;
Biz olmasak ray, dönen tekerlek, yıkanan buğday,
Ayın onbeşi;
Biz olmasak Taşova'nın tütünü, Kütahya'nın çinisi,
Yani bizsiz
Anne dizi, kardeş dizi, yar dizi
Güzel değildir.
Gel günlerim gel de dol
Gel Aydınlım İzmirlim,
Gel aslanım Mamak'tan
Erzincan'dan Kemah'tan
Düşmanlar selam ister
Gözden, gezden, arpacıktan!
Adana'nın pamuğu dokumada;
Diyarbakır, Afyon, Kütahya fabrikada
Ümit işkencede mahzun
Tenim, ayaklarım uryan
Ekmek işkencede mahzun
Ve Divrik'in demiri arabada
İşçi-köylü ve işçi birarada
Söyle türküler yadigarı kardeş
Söyle ağrılar yadigarı kardeş
Neden alınterleri
Nimetler, haklar haram oldu sana
Gel gunlerim gel de dol
Gel Aydınlım İzmirlim
Gel aslanım Mamak'tan
Erzincan'dan, Kemah'tan
Düşmanlar selam ister
Gözden, gezden, arpacıktan
Sana selam olsun
Hürriyetlerin meçhul olduğu dünya
Canım Türkiye,
Memleketimiz!
Calısşn halklarıyla ümmi
Calışan halklarıyla garip,
Irgadı, esnafı, madencisi, iptidai aletleri
Kadınları, erkekleri, hapishaneleri;
Başı boş suları, dumanlı vadileri, yoz topraklarıyla,
İşşizleri, realist şairleri, mücahitleri,
Sokak şarkısı, keten helvası,
Akşam Haberleri satanlarıyla memleketim
Sana selam olsun
Sürgünler, mahkumlar, hastalar
Alacağın olsun
Seni İstanbul seni
Seni Bursa, Çankırı, Malatya,
Sizlere selam olsun üniversiteler!
Öğretmenleri alınmış kürsüler,
Öğretmenler
Sizlere selam olsun
Hürriyeti yazan eller, dizen eller
Sizlere selam olsun makineler
Entertipler, rotatifler, bobinler
Bu gülünç, aşağılık,
Namussuz şeyler dışında,
Sana selam olsun
Zincirin zulmün kar etmediği,
Kırbacın kar etmediği
Büyük tahammül!
Gel günlerim gel de dol!
Gel Aydınlım, İzmirlim,
Gel aslanım Mamak'tan
Erzincan'dan, Kemah'tan
Düşmanlar selam ister
Gözden, gezden, arpacıktan
Enver Gökçe
D-Tigris
12-07-2010, 19:28
'' Bir şiirde, bir satır saklayabilir başka bir satırı
Nasıl ki bir kavşakta bit tren belki örter bir treni
.....
Aşkta, başka bir sitem saklayabilir bir sistem
ve küçük bir serzenişte , koskoca bir şikayet gizlidir belki
Bir adaletsizlik bir başkasını saklayabilir
-bir sömürgeci bir başkaısnı
Bangır bangır bir kırmızı üniforma bir tane , bir tane daha ! ''
-Kennth Koch-
Göğsünde aç kartalların, atmacaların yarıştığı
tenha bir atlastan geldim.
Kıyamda,kıyamette namluların kuytu dağlarla öpüştüğü
bir atlastan.
Yılları, yolları, yaşları yok
gurbet yüzlü adamlardan,
sur diplerinde bıçaklanan aşklardan...
Yaşamı hiç bilmeden ölümü ezberleyen,
badem gözlü,sıtmalı çocuklardan;
yazgısı uçurum çocuklardan...
Zafir Dicle'de ve asi Fırat'ta,
sıska keleklerde, kıl çadırlarda
güneşe sataşan adamlardan...
Mendillerde, halaylarda
gülüşleri kundaklanan hayatlardan;
yazgısı uçurum hayatlardan...
Darmadağın yılları hüzne satılmış,
burunları hızmalı, şarkıları figan,
doğurgan ve mübarek kadınlardan;
yazgısı uçurum kadınlarından...
Orada şarkılara akar katran,
akar kan...
Orada ihlal ve iflah olmaz vatan !
Tarih susarken günahları,
bıçak sırtında yaşanmış o ah'ları
ve aysız karanlıkları dağ başlarında...
Nicesi aylaklığa bağışlanmış, sefil ;
ölüme, açlığa sefil.
Kiminin ergen bıyıklarında aşk taslakları...
Ya kederiydik kendimizin, ya bir halkın kederi;
ya şakağı ya şafağı bir halkın
namlular çarmıhında !
Çünkü yok satıyorsa hayat,
çok satıyordur erk,çok tüfek;
yok satıyorsa nehirlerimizde şafağın ilk ışıkları,
çok satıyordur şiddet,nefret, aşiret...
İşte sürüldü şarjöre mermi,indi emniyet,
katıldı otuz bine bir daha
yağmurlu bir sokakta delik deşik bir ceset.
Yaşasaydı kendinin kederi olacaktı,
yaşasaydı belki bir gün torunlarıyla
dolunaylı gecelerde yıldızlar sayacaktı...
Kenger toplarken ellerine diken batan çocuklar,
bilmezlerdi gözleri bağlanıp kurşunlanan bir aşkın
hazin bir ünlem bırakacağı hayata...
Bilmezlerdi bütün melodramların yalan olduğunu
çekirdek çitlenen eski yazlık sinemalarda.
Onlar hala gülümsüyorlar buğulu bir atlastan.
Anıları damlıyor fotoğraflardan...
Biz de geçtik o dağlanan ağıtlardan.
Biz de göçtük kirden, pasaktan,
ve hıncın ışıltısından.
Yakılmış köylerden,kesilmiş kulaklardan,
o kanlı ayinlerden,perişan ormanlardan;
biz de geçtik o murdar hayatlardan...
Herkes gidecek elbet bu yavşak zamanlardan;
bu kan revan, bu iğfal akşamlardan...
Herkes gidecek !
/ V e a n t o l s u n k i ,
h i ç b i r k u r ş u n ,h i ç b i r ç e l i k ,
h i ç b i r t o p r a k v e h i ç b i r v a t a n ,
d a h a k u t s a l d e ğ i l d i r i n s a n d a n ! /
YILMAZ ODABAŞI
Dostlar; "İçeride duruyoruz
merminin namluda durduğu gibi
sessiz sakin ama
heran patlamaya hazır!" dizesi kimin ve hangi şiirin bilgilendirirseniz sevinirim. Şimdiden teşekkürler.
yasa-k dışı
20-04-2011, 18:10
Yağmur çiseliyor,
Serez'in esnaf çarşısında
yağmur çiseliyor.
korkak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi.
Yağmur çiseliyor,
beyaz ve çıplak mürtet ayaklarının
ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi.
Yağmur çiseliyor,
Serez'in esnaf çarşısında,
bir bakırcı dükkanının karşısında
Bedreddin'im bir ağaca asılı.
Yağmur çiseliyor,
Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
Ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin
çırılçıplak etidir.
Yağmur çiseliyor,
Serez çarşısı dilsiz,
Serez çarşısı kör.
Havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü
Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.
Yağmur çiseliyor.
Nazım Hikmet
KOBA2052
20-04-2011, 18:35
BU ABLUKA DAĞILACAK…
Duru düşlediğim şu gökyüzünü,
Kara kara bulutlar nakışlıyorsa,
Umutların kuşatılmasın,
Acılarımın gözbebeği…
Bak! Bahar nasıl da hoyrat,
Dağlar nasıl da açmış kollarını,
Görkemli bir ana kucağı gibi,
Kasırgalı vuruşlara hazır,
Nasıl da yükseliyor gökyüzüne…
Davran hele,
Acılarımın gözbebeği,
Senin sesin yenilgi tanımaz,
Bu abluka dağılacak…
Hıdır ASLAN
D. 1958 Hozat, Tunceli - Ö. 25 Ekim 1984, Burdur
UNUTMADIK..!
''Kavgası olmayanın ,şiiri de yoktur''(2704/2009-Orak kardeşimin yazısından)
mutevekkil
21-04-2011, 01:19
AYNI GÖĞÜN EZGİSİ
Abdülselam
Daha aşksız ve kitapsız
lisede
ipince
esmer yürekli bir oğlan
Bu yağmur nerden gelir:
Sular bulanır
Bu çığlık nasıl büyür:
Yürek daralır
Bu kavga ne de bıçkın
Meydan aranır
Aranır Abdülselam
Bilmez bir oğlan
Diyarbakır'ın göğsünde terli bir akşam
Daralan sokaklarda bir yaşamı çaldılar
Abdülselam kardeşimi arkasından vurdular
...
Koştum kan mevsimine erken sarıldım
Bir kanlı geçitte vuruldum kaldım.
YILMAZ ODABAŞI
yasa-k dışı
25-04-2011, 00:39
ONUR DA AĞLAR
Gözlerinin pınarında
Bir bulut,
Boşandı boşanacak
... Nerdeyse.
Aklımdan geçenleri
Okuyorsun su gibi.
Dünya gördü
Bizi boğazladılar...
Tutma gözyaşlarını
Onur da ağlar...
Bırak yıkansın gökyüzü,
Lacivert, yeşil, altın
Işıkları günbatının.
İşte şafaktayız gene
Çırılçıplak
Ve mavi.
İşte sanki dağ yeli
Ve işte sanki meltem...
Kimse toz konduramaz
Kesip attığımız tırnağa bile.
Sen en güzel kızısın
Bütün galaksilerin
Bense tözüyüm artık
Akkor tözüyüm
Prometheus'u yakan
Kara sevdanın...
Ne alnımızda bir ayıp
Ne koltuk altında
Saklı haçımız
Biz bu halkı sevdik
Ve bu ülkeyi.
İşte bağışlanmaz
Korkunç suçumuz...
Ahmed ARİF
Günler Perişan yırtarak geçiyor kalbimizden
hayatı da törpüleyen zaman
şuramızda birşey var
acıya benzer
umuda benzer
böyle günlerde herşey
hem acıya, hem umuda benzer
gün ölümle başlatıyor hayatı
her şafak taze bir ölünün üstünde doğuyor
her sabah ölümü anlatıyor gazeteler
sol köşede ölümü kutsallaştıran bir fotoğraf
yeni bir cinayetin rontgenini çıkartıyor gövdeme
beynim sabırla keskin
iğdişliyor haber bültenlerini, yorumları, sahte ölüm ilanlarını
bizim ilanlarımız çoktan verilmiştir
gelirsede bilinir nerden ve nasıl
böyle ölümün yücedir adı
ha kanağacı canım, ha gelincik tarlası
çünkü ölümün kanıdır besleyen
bir başka baharın tohumlarını
şuramızda birşey var
bizi onduran birşey
acıya saran
umudu kuşatan
kalbim: kalbim mi desem
var kalbim :yaşayan ben
hayatla, ölümle, cinayetle
gazetelerle, radyolarla, eski üniversitelilerle
eski prof hocalarla
yaşayan ben :geç mi kaldık/ kabul edemem
ah benim sevgili annem
oğlun da elbet yurtseverden
birgün bırakır da sizi yüzüstü
yüzüstü değil :elbette bizüstü
bırakırda kötü sarmaşıkları, yaban güllerini
bırakır da sekizyüzlük hırtları,şunları bunları
giriverir senin sıcacık kucağına
yani hem sana karşı, hem senin için
giriverir o yanılmaz tarihçinin yaprağına
ölüm mü dedin annem
ölüm senin gibi güzel annelerin
senin gibi güzel çocuklar feda etmiş
o tarih atlasında
bir kırmızı gül olur ancak
koksun diye çocukların bahçesi
şuramızda, tam şuramızda
kanserli bir virüs gibi kanımıza karışsa da
bizi yaşatan
günler perişan
Arkadaş Zekai Özger ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor])
NATAŞA
1.
Nasıl ki
Bir ana ceylan
Vurulmuş yavrusuna
İçten yanıyorsa
Ve nasıl ki
Teksas'lı bir kız
Almanya'da öleni
İstanbul'da arıyorsa
İşte öylesine..
Beyaz yeleli
Bir atın sırtında
Gece demeden
Gündüz demeden
Durmadan dinlenmeden
Koşarak
Azgın denizlerdeki
Kudurmuş dalgalar gibi
Coşarak
Kokladığın her çiçeği
Yaprak yaprak
Bastığın her adım toprağı
Parmak parmak
Dolaşarak
Bir gün ben de seni aramaya çıkacağım Nataşa!
Seni kaybettiğim dünyada
Bulmak istemiyorum
Geçtiğim yollardaki bütün aynaları
Ters kapattım
O her köşe başında
Tüm insanlardan sakladığım
Hatıralardan
Birer yıldız yaptım
Ve onları
Bilmediğim bir dünyanın
Göklerine astım
Tut ki
Yirmialtıncı asırda
Merih'te
Yahut
Otuzsekizinci asırda
Uranus'ta
Yahut
Zaman adlı çizginin
Bir x noktasında
O her köşe başından
Çekip çıkardığım
Ellerimle göklerine
Pençe pençe
Yıldızlara astığım
Dünyadayız.
Orada
Ne meyhane tezgahlarında
Mumlar gibi yanıp tutuşunların
Gönül yarası
Ne yalın ayak başı kabak
Sokakta dilenenlerin
Ekmek davası
Ve ne de
Kana susamış insanların
Ölüm kavgası..
Her köşe başında bir çeşme
Her çeşmeden
Oluk oluk akan sular
Ve suların başında
Hep bir ağızdan
İpek bir yumak sarar gibi
Türkü söyleyen kızlar..
Ne Neron
Ne Sezar
Ne Hitler
Ne Mussolini
Ne Hiroşima
Na-ta-şa......
Dokuz gezegenin
Onuncusu
Kardeş kavgasının
En sonuncusu
Öylesine bir dünya ki bu
Ne İsa'nın oniki havarisi
Ne Muhammed'in dört halifesi
Çözemedi
Çözemedi
Bunun ne demek
Olduğunu..
2.
Tüm ışıkları söndürdüler
Birer birer
Tüm çeşmelere
Kilit vurdular
Güneşi hapsettiler
Ve seni
Yıldızların karanlığında
Yaşamaya
Tutsak ettiler.
Sen ki
Burjuva züppeleri nezdinde
Salonları süsleyen
Bir gül
Ve proleter sınıfından
Bir emekçisin
İstesen
Senin için
Sönen mumlar birer birer
Yanabilir
Kilit vurulmuş çeşmeler
Gürül gürül
Akabilir
Akvaryumlu meyhanelerde
Zümrüt yeşili gözlerine
Şiirler okunur
Ve Adalar'da
Türküler yakılır
Altın saçlarına
Ben
Jandarma dipçiklerinin
Meydanlarında şaha kalktığı
Sokakları
Barut ve ölüm kokularının
Sardığı
Bir sonbahar akşamında
Üç kurşun sesiyle doğdum.
Senin için
Doktor-hastabakıcı
Ebe-hemşire
Yahut suyla ekmek
Ne ise
Benim için
Sehpa ve ölüm
Barut ve ateş
Yahut kavga
O'dur
Ve kavgasız geçen günlerimin neşesi yoktur.
Yasamızda
Akvaryumlu meyhanelerde
Zümrüt yeşili gözlerine
Türkü yakmak yok
Biz çoktan erittik
Yüreklerimizin çelik potasında
Sütün bacaklı kızların
Gözbebeklerini
Yasamızda
Kilit vurulmuş
Yasak kapıları
Kırmak yok
Açmak var
Suları
Gürül gürül
Akıtmak var
Ve tüm insanları
İnsanca yaşatmak var.
Yasamızda
Kan
Barut
Ateş
Ölüm
Yok
Olmayacak
Özgürlük ve kardeşlik var.
Ve düşün ki
Seni
Yıldızların karanlığında
Yaşamaya tutsak ettiler
Ve sen
Siyahın ne kadar siyah
Beyazın ne kadar beyaz
Olduğunu
Görmeden öleceksin
Oysa ki ben
Güneş aydınlığını gördüm
Güneşin hapsedildiği yeri biliyorum.
Hazır ol
Ordu ordu
Bölük bölük
Teker teker
Geliyorum.
Bu
Ne benim sana
Tepeden inme bir emrim
Ve ne de
Ayaklarına kapanıp ağladığım
Bir yalvarışımdır
Bu
Eğilmez başların
Bükülmez bileklerin
Yani tarihin
Durdurulmaz emridir.
Ne günlere duruyorsun arkadaş
Yürü kalk olanca hızınla yürü
Bıçak geldi ta kemiğe dayandı
Karınla oğlunla kızınla yürü
Sözüm sana işçi kardeş bak dinle
Gün bugündür yürü zaman seninle
Ayağından kesilirsen elinle
Olmazsa dişinle dizinle yürü.
Aşık İhsani ([Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor]şık İhsani)
-Yılmaz Güney-
10-05-2011, 20:53
Arkadaş
Bir kıvılcım düşer önce,
Büyür yavaş yavaş,
Bir bakarsın volkan olmuş, yanmışsın arkadaş...
Dolduramaz boşluğunu ne ana, ne kardaş,
Bu en güzel, bu en sıcak duygudur arkadaş...
Ortak olmak her sevince, her derde kedere,
Ve yürümek ömürboyu,
Beraberce el ele...
Olmasın hiç,
O ta içten gülen gözlerde yaş,
bir gün yollarımız ayrılsa bile arkadaş...
Yılmaz Güney
bora kara
11-05-2011, 01:11
YÜRÜDÜKÇE ÖĞRENMENİN ŞARKISI Yürüdükçe öğreniyorum ayaklarımızın da konuştuğunu
yürüdükçe sorular sorduğunu, yankılar bıraktığını ardında
öğreniyorum gök ne uçsuz bucaksız,
ne göründüğü kadar mavi
bulut değil rüzgârın taşıdığı bir tek,
vakti gösteren saat değil
yürüdükçe öğreniyorum, kendiliğinden ışımıyor sabah bile
Söylendiği yerde kalmıyor söz, durmadan ilerliyor alevi
- içinde bir yürek varsa bir sözün,
içinde bir alev varsa yüreğin -
bir alan bir başka alanın, bir kent bir başka kentin
yürüdükçe katıyor sınırlarına kendi sabırsız genişliğini
Yürüdükçe öğreniyorum, elimize neyi alırsak alalım
- bir somun parçası, aşınmış bir çift ayakkabı, bir bayrak -
yeni bir dili konuşuyor tutup kaldırdıkça havaya
öğreniyorum bir kıvılcıma yol verdiğini parmaklarımızın
neyi tutarsak tutalım ellerimizin her biri bir şalter
Kemal Özer
RomantiKomunist
22-06-2011, 18:41
Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?
Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?
Victor Hugo
kemal_recber
09-08-2011, 10:12
SOSYALİZM
Sosyalizm,
yani şu demek ki, dayı kızı,
sosyalizm,
senin anlayacağın yani,
el kapısının yokluğu değil de
imkansızlığı.
ekmeğimizde tuz,
kitabımızda söz,
ocağımızda ateş oluşu hürriyetin,
yahut, başkası yel de,
sen yaprakmışsın gibi titrememek,
bunun tersi yahut...
sosyalizm,
devirmek dağları elbirliğiyle,
ama elimizin öz biçimi,
öz sıcaklığını yitirmeden.
yahut, mesela,
sevgilimizin bizden ne şan, ne para,
vefadan başka bişey beklemeyişi...
sosyalizm,
yani yurttaş ödevi sayılması bahtiyarlığın,
yahut, mesela,
-bu seni ilgilendirmez henüz-
esefsiz,
güvenle,
emniyetle,
gölgeli bir bahçeye girer gibi
girebilmek usulcacık ihtiyarlığa,
ve hepsinden önemlisi,
çocukların ama bütün çocukların,
kırmızı elmalar gibi gülüşü...
"NAZIM HİKMET"
KIZILRUZGAR
09-02-2012, 17:41
''Yüreğimdeki yerin
faşitlerinden sırtıma yediğim copların izi kadar derin
Sana tutulduğum an İse
askerlerin köyü bastığı O an gibi zamansız ve Habersizdi
Oysaki ben sana kollarımdaki kelepçeler kadar bağlıydım''
Nefretim ve kinim
çocuklar
Bu açlık vebasını
yaşatanlara
Emperyalist efendilere
Yani sizin dilinizce
"zenginlere" çocuklar
Kinim de, inancım da büyüyor
Gül yüzünüzde
güllerin açacağı
Doyduğunuz
gönlünüzce
O dünyayı mutlaka
ama mutlaka
kuracağımıza
İnanın çocuklar
Açlığınız kadar
açlığım kadar
doğru söylediğim
O dünyayı kuracağız! __Yüreğinize sağlık güzel şiir dostlukla
RomantiKomunist
20-02-2012, 20:58
Delilik şüphesiz aptallıktan iyidir.Delilik var olmuş bir zekânın yok oluşudur; aptallık, var olmamış bir zekânın var olmamağa devam edişidir.Deliliğin hiç olmazsa mazisi şanlı. Aptallığın şerefli bir tarihi bile yok.
Peyami SAFA
Bende Kendi halimce Pir Sultanım
İftirayla büktü ODTÜ boynumu
Ululardan gelir yasam be hâkim
Ana avrat bilmez diyor hayâsız
Nasıl derim bırak desin be hâkim
Sevenlere düşman insan kalır mı?
Edep erkân bilmez namus bilir mi?
Aşkın dili dini ırkı olur mu?
Bunlar insanlığa hasım be hâkim
Güçsüzün boynunu vuruyor güçlü
Anadolu gibi yanı yom içli
İnfaz et beni ki aklansın suçlu
Kökümü topraktan kesin be hâkim
Bu dert susar isem beni öldürür
Susmaz isen yargıç gülüm soldurur
İçimdeki çocuk yasta çıldırır
Dertler içten bağlar yosun be hâkim
Ozan Vurguni bir garip ozanım
Sofulara göre helaldir kanım
Bende kendi halimce, Pir sultanım
Asmakla tükenmen asın be hakim ….
Abdullah Oral
onur kaçar
16-09-2012, 20:17
müzmin umut
Dedemin mirası işçiliğimdir
Ninemin gençliğini getirdim derin köklerden
Bir kucak oğul benzetmesi getirdi göbel teniyle tazeciğim
Kuşlarla haber saldı anneme senin için de sevecek torunlarını
Ak düşen saçlarını göndermiş sana Güliş’in gözleriyle,
on iki taneden ikisi eksik.
Niye seçtin beni bunca çocuk içinde
yaşarım karın tokluğu şairliğimi
Senin yastığın da ırak Romanya, bir cıgara içimi uzaksın
Decadent: hem de başlangıç oluş
sen büyük insanlardan muskalar biriktirip
Beşiğine bırak, neşeli bir umut büyüt
Aaa benim torunsuzum
Aaa benim huzursuzum
İçine mutluluk dolduracak tümcelerim yok
Beni bağışla
Cenap ONUR
mayıs. 2012
Şair İşçidir
Bağırırlar şaire:
'Bir de torna tezgâhı başında göreydik seni.
Şiir de ne?
Boş iş.
Çalışmak, harcınız değil demek ki...'
Doğrusu
bizler için de
en yüce değerdir çalışmak.
Ve kendimi
bir fabrika saymaktayım ben de.
Ve eğer
bacam yoksa
İşim daha zor demektir bu.
Bilirim
hoşlanmazsınız boş lâftan
kütük yontarsınız kan ter içinde,
Fakat
bizim işimiz farklı mı sanırsınız bundan:
Kütükten kafaları yontarız biz de.
Ve hiç kuşkusuz
saygıdeğer bir iştir balık avlamak
çekip çıkarmak ağı.
Ve doyum olmaz tadına
balıkla doluysa hele.
Fakat
daha da saygıdeğerdir şairin işi
balık değil, canlı insan yakalamadayız çünkü.
Ve doğrusu
işlerin en zorlusu
yanıp kavrularak demir ocağının ağzında
su vermektir kızgın demire.
Fakat kim
aylak olduğumuzu söyleyerek
sitem edebilir bize;
Beyinleri perdahlıyorsak eğer
dilimizin eğesiyle...
Kim daha üstün, şair mi?
yoksa insanlara
Pratik yarar sağlayan teknisyen mi?
İkisi de.
Yürek de bir motordur çünkü
ve ruh, onun çalıştırıcısı.
Eşitiz bizler
şairler ve teknisyenler.
Vücut ve ruh emekçileriyiz
aynı kavganın içinde
Ve ancak ortak emeğimizle
bezeriz evreni
marşlarımızı gümbürdeterek
Haydi!
laf fırtınalarından
ayıralım kendimizi
bir dalgakıranla.
İş başına!
Canlı ve yepyeni bir çalışmadır bu.
Ve ağzıkalabalık söylevci takımı
değirmene yollansın dosdoğru!
Unculuğa!
Değirmen taşı döndürmeye laf suyuyla!
Vladimir Vladimiroviç Mayakovski
vBulletin v3.8.6, Copyright ©2000-2013, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0