Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > KÜLTÜR & SANAT & BİLİM & EĞİTİM > Şiirler

Şiirler Gerçek şiir hem isyandır, hem isyankar ! Gerçek ozansa militan bir sanatçı !


SOL RADYO
Sol Radyo
Get the Flash Player to see this player.


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi
Yılmaz Odabaşı Şiirleri
Cevaplar
36
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
15342
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Bookmark and Share LinkBack Seçenekler Stil
Alt 24 Temmuz 2007, 16:02   #1
 
malusalba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 08 Ekim 2007
Üye No: 3179
Mesajlar: 145
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
1 Mesaja Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 0 malusalba is on a distinguished road
Standart Bir Nehrin Tükenişi- Yılmaz Odabaşı

Hasretin kançanağı gözlerinde oturuyorsun;
seni soruyorum
hiçbir şey bilmiyorsun…

Hep bir çağlayan gibi senin sevdana aktım;
sen ise sularını kaçıran bir nehir gibi uzaktın...
Tükenişi bir aşkın,
bir nehrin tükenişine benzer.

Ne deniz olabildin,
ne nehir kalabildin...

Kendin ol, kendin ol…
Sen buysan başkası ol!
Buysan kederden öleceğim,
başkası olursan de kimi seveceğim?


/Ne Diyarbakır anladı beni ne de sen;
oysa ne çok sevdim ikinizi de bir bilsen.../
malusalba isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 24 Temmuz 2007, 16:04   #2
 
malusalba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 08 Ekim 2007
Üye No: 3179
Mesajlar: 145
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
1 Mesaja Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 0 malusalba is on a distinguished road
Standart İdris - Yılmaz Odabaşı

İçindeki çocuğu alıp kaç İdris,
bırak paslı hançerlerle parçalamayı uykularını.
İhanet torpil yapmaz, hasret ardına bakmaz;
kır kanlı bıçakları,
içindeki çocuğu alıp gel İdris!

Bir mavi için ağlama İdris,
itme şu duvarları,
gülümse, sütünü ver içindeki çocuğun.
Bilirim, mağlûbiyet
esrik gülüşler ardında paramparça bir perde;
yeter idris, vakur ol, onur var serde!

Anladım, vazgeçemezsin ondan, asla;
kardeşim, fazla alkol mevcut şimdi
damarlarındaki asil kanda.
Aldırma demiyorum sana;
aldırarak
aldırma.
İçindeki çocuğu şu kirli hayata uyandırma

İçindeki çocuğu alıp gel İdris,
coşkunu parlat ya da birkaç tek at,
küfürlerine tutunarak geç kaldırımlardan;
sonra bir kerhaneye git ve oturup ağla.
Kerhaneleri bütün dünyanın,
aşk kangrenlerinin yıkık çarşılarıdır...

Aldırma demiyorum sana;
aldırarak
aldırma;
içindeki çocuğu İdris, çocuğu uyandırma!

Ve yıllar geçer,
İdris’lerin kalplerindeki çocuklar daha ölüdür;
düşleri hâlâ terasta,
İdris’ler ise zemin katta kiracı oturur...
malusalba isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 24 Temmuz 2007, 16:09   #3
 
malusalba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 08 Ekim 2007
Üye No: 3179
Mesajlar: 145
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
1 Mesaja Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 0 malusalba is on a distinguished road
Standart Batman Garı - Yılmaz Odabaşı

Batman Garı
Döndüm lê gûle batman’a vardım.
Batman’dan diyarbekir’e bir bilet aldım.
Kara tren bozuldu silvan düzünde.
O yalan yollarda hasretle kaldım…

Batman garında altı donuk yüz...

Çığlık ve hınç böyle topraklar boyu;
gökyüzünde turnalar ve gri...
Ay ışığı geceyi ayartacak birazdan.
Batman garında altı donuk yüz...

Birinci yolcu soluksuz;

sanki ayazlarda yaralı bir geyik göğsü.

İkincisi sevdalı: ‘Sen beni bir kez olsun sevmedin/Habar saldım gecelerde gelmedin,’ gibi kahır yüz.

Üçüncüsü bir kadıne ki şakağında dolunay Dicle’nin.

Dördüncüsü tekmil temsili bakış, sanki kurşunlanmış bir türkü Tendürek dağla rında.

Beşincisi kandırılmış çocuklar gibi; yükü yatağı, kasketinde ter.

Altıncısı ben; dağlı yaralar, yaralı dağlar gibi..

Batman treni bir feryat gibi gardan çıkıyor.

Terli akşam alacası trene vuruyor, tren yollara...
Ay öksüz bir geceden geçiyor ve biz, öksüz bir gecede ayın altından geçiyoruz...

Gecenin terli göğsünde bir deli türkü: “Ahmedê lê vayêê / Hesênê lê vayêê! ”Bu türkü... Bu ne türkü? Türkü değil, çığlık bu; göğünden koparılmış gibi mavinin...O mavi? Ulan o bizim mavi!

Mavide eşkıyalar da yitirmişler tüfeklerini...

Boş vagonlar yollara düşmüş batman düzünde.


Gecenin göğsünde bir deli türkü...

İşte Gevaş, uzaklarda yarasıyla susuyor, geride şark çıbanıyla Batman’ın göğsü, Silvan düzünde ateşler yanıyor...

Bir ihtiyar: “Biz ne doğmuşuk ki” diyor: “Ne ölek kardaş! ”

Batman treninde altı donuk yüz...
Çığlıklar oturmuş gözlerinde büyüyor…

O saat Sirkeci’de martılar, aç çocukları o uzak suların.

O saat Beyoğlu hınca hınç, Kızılay sersem!
O saat nasılsın Yalova feribotu, Buca dolmuşu, Üsküdar iskelesi?
O saat Bodrum kalesi daha sperm kokuyor...
Çingene çadırlarında çengi çalıyor...
O saat Köln’de bir mülteci sessizce hıçkırıyor...
O saat gecede son ****** bir türkü tutturmuş rüzgâra kaşı...
Bir adam Adana’nın bulvarında kusuyor...
O saat Artvin’de bir öğretmen gecikmiş düşlerini dövüyor…

O saat tarihin alnında ter, insanlık vahşetin gözlerine baka baka susuyor...


O saat gecede bir kahpe kurşun, Diyarbakır’ın göğsünde bir adam düşüyor!

“Boşuna çırpınma gökyüzü: Yurdum kadar ağlayamazsın…”

Yılmaz Odabaşı
malusalba isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 24 Temmuz 2007, 16:12   #4
 
malusalba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 08 Ekim 2007
Üye No: 3179
Mesajlar: 145
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
1 Mesaja Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 0 malusalba is on a distinguished road
Standart Bitme- Yılmaz Odabaşı


Bitme, bak, içtim, yürüdüm, kederlendim
Denize girdim, üşüdüm, sana geldim.

Düş bitmeden sen bitme.
Bitmeden sevgi gitme…

Bitme! Bak, koştum, savruldum, hep örselendim.
Cıgara ziftlendim, ille de seni sevdim.
Uzaklarda öyle çok kederlendim.

Günler bitmeden bitme.
Bitmeden hasret gitme…

Bu yangın geceler, bu intihar.
Gidersen paramparça yüreğimde ağıtlar!
Bu dolunay gecenin göğsünü yarar.
Benim göğsümde de sana geniş bir yer var.

Düş bitmeden sen bitme.
Bitmeden sevgi gitme...
Yılmaz Odabaşı
malusalba isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 24 Temmuz 2007, 16:14   #5
 
malusalba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 08 Ekim 2007
Üye No: 3179
Mesajlar: 145
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
1 Mesaja Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 0 malusalba is on a distinguished road
Standart Yılmaz Odabaşı Şiirleri

YILMAZ ODABAŞI

-
şair, yazar ve gazeteci-

1962
-Diyarbakır doğumlu. İzmir Hukuk Fakültesi’ndeki öğrenimini tamamlayamadı; 1980’de siyasal nedenlerle Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde bir yıl hapis yattı. Daha sonra İlaç firma-larında tıbbi mümessillik, kitapçılık ve Diyarbakır’da -1986-1994 yılları arası- Akajans Muhabirliği, UBA (Ulusal Basın Ajansı) Diyarbakır temsilciliği, Ortadoğu Haber Ajansı Haber Müdürlüğü, 2000’e Doğru dergisi Diyarbakır büro şefliği ve Türkish Daily News Gazetesi Güneydoğu temsilciliği yaptı. 1994 yılında gazeteciliği bırakarak Ankara’ya yerleşti.

1981’den 2005 yılına dek Türkiye ve yurtdışında çok sayıda dergi ve gazetede edebiyatın hemen her türünde yazdı. İlk şiir kitabı (Siste Kalabalıklar) 1985’te, ilk hikaye kitabı (Kül Aşklar) 1991’de yayınlandı. Şiirleri çeşitli dillere çevrildi; Irak’ın Duhok ve Almanya’nın Köln kentlerinde iki kitabı yayınlandı.Türkiye’de ise iki kitabı toplatıldı. Bugüne dek otuz kadar şiiri saygın müzik grupları ve besteciler tarafından yorumlandı. 1975-2000 yıllarını kapsayan Son Çey-
rek Yüzyıl Şiir Antolojisi
’ni derledi, kitaplarının yanı sıra kendi sesinden iki şiir albümü çıktı ve 1987-1999 yılları arası yazdıklarıyla çok sayıda ödül aldı;
  • 1987 TEMMUZ Dergisi -halk ödülleri-Şiir Yarışması Birincilik Ödülü,
  • 1988 TAYAD Hikaye Yarışması Üçüncülük Ödülü,
  • 1989 TAYAD Şiir Yarışması İkincilik Ödülü,
  • 1990 CAHİT SITKI TARANCI Şiir Ödülü,
  • 1992 Adana ALTIN KOZA Film Festivali Film Öyküsü Ödülü,
  • 1992 ÇANKAYA BELEDİYESİ Çocuk Yazını Yarışması üçüncülük Ödülü,
  • 1994 PETROL- İŞ SENDİKASI Şiir Yarışması İkincilik Ödülü,
  • 1994 ÇAĞDAŞ GAZETECİLER DERNEĞİ “Yılın Gazetecisi” Ödülü,
  • 1996 PEN/ ONAT KUTLAR Film Öyküsü Yarışması Özel Ödülü,
  • 1996 ADANA ALTIN KOZA Film Öyküsü Ödülü,
  • 1998 SABRİ ALTINEL Şiir Yarışması Birincilik Ödülü,
  • 1998 ve 1998 HUMAN RIGHT WATCH/ Hellman-Hammet “Baskıya
  • Karşı Cesaret” Ödülü, Nev York-ABD),
  • 1999 ORHON MURAT ARIBURNU Şiir Yarışması 10. yıl Ödülü,
  • 1999 İsveç P.E.N. Onur Üyeliği Ödülü.
2000 yılından itibaren ödüllere katılmadı, şiir seçici kurullarında yer almadı.1994-2000 yılları arasında yazdıkları ve söyledikleri için “Düşünce suçu” mahkumiyetleri nedeniyle değişik cezaevlerinde yatan Yılmaz Odabaşı’nın, şiirleri hakkında değişik üniversitelerde hazırlanıp onanan lisans tezlerinin yanı sıra, yaşam öyküsünü ve bibliyografyasını konu edinen ve Dr. Ömer Uluçay’ın kaleme aldığı “Asi ve Yalnız Yılmaz Odabaşı” adlı bir inceleme kitabı yayınlandı.

Bugüne dek 22 kitabı 114 kez yeniden basılan ve şiirin dışında edebiyatın farklı türlerinde de yayınlanmış yapıtları bulunan Yılmaz Odabaşı'nın kitapları 500 bin adet resmi satış grafiğine ulaşmıştır. Son olarak 2005 yılı sonunda yayınlanan "Sakla Yamalarını Kalbim" (Alkım Yay.) adlı seçilmiş şiirlerinden oluşan kitabı 50 bin adet basılmıştır.

2005'te -AB sponsorluğunda- İrlanda’da Munster Literature Centre adlı yayın merkezi tarafından bütün şiirlerinden oluşan bir derleme kitabı “Everything But You” adıyla İngilizceye çevrilerek İrlanda ve İngiltere’de, ”Feride” adlı kitabı da Çetin Toprak’ın çevirisiyle Kürtçe olarak yayınlandı.

Uluslararası birçok yazar ve gazeteci örgütünün üyesi olan Yılmaz Odabaşı, Türkiye’ de ise 2000 yılından beri hiçbir yazar örgütüne üye olmayıp, sadece Mesam ve Nazım Hikmet Vakfı’nın Yönetim Kurulu Üyesidir.

Yılmaz Odabaşı, 1991’den beri yazmaktan başka bir iş tutmuyor. Edebiyatın yanı sıra fotoğrafçılık ve resimle ilgile-niyor, bu alanlarda da yapıtlar veriyor.
malusalba isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 24 Temmuz 2007, 16:20   #6
 
malusalba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 08 Ekim 2007
Üye No: 3179
Mesajlar: 145
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
1 Mesaja Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 0 malusalba is on a distinguished road
Standart Yüzünü Aradım, Geçtim


(Yitirdiğin her şeyde kazandığın bir şey var; kazandığın her şeyde biraz yitirdiklerin. Bu yüzden birileri hep ısınıp dururken dinmez üşümelerin...)

Ben de benim olmayan şeylerle varım; benim olan zaten benimse, olmayan şeylerle... Varsam, buradaysam belki de onlar için... yüzün için belki de, yüzün nerede?
Birbirini tekrarlayan günlerin yaslı boğuntusunda nedir aradıkları insanların? Bu koşuşturmada, bin telaşla… Herkes birileriyle bir mutluluk düşü kuruyor; o düşle ıslanıyor, o düşle uyuyup uyanıyorlar; sonra düşleri de yakıyor günler.Bu kez yeni bir düş daha kuruyorlar; sonra bir daha, bir daha! Bütün düşleri yakıyor günler...Yaşam yanıltmanın, insanlar yanılmanın ustası oldukça yine yeni düşler deniyor ve deneniyorlar...
İşte her düşün peşine bir şarkıyı takıyorlar. düş gidiyor, peşisıra şarkı da. Birden
paramparça oluşunu görüyorlar düşlerin. Her düşle bir şarkıyı yakıyorlar...Şar-
kılar yakıyorlar, şarkılar onları yakıyor sonra...

/İnsan,
insanın diyalektiğine tükürüyor; insanı yakıyorlar! /

Bunları düşünüyorum ve akıp gidiyor günler siyah beyaz resimler hırçınlığında. Sormuştun ya, işte her şey ortada, her şey! Önce kuşları vurdular orada, paramparça parçaları bir yana; bir bir savruldu yangınların ortasına kanatları da! Soluk soluğa dışarıdayım, seni buldum... Seni buldum ya, bu kez seni vurdular orada, seni...Her şey sürdü yine, her şey! Baktım ki daha durmuş uzayın rengini demliyor asalak dünya. Baktım ki dağlar ve güller yine akraba; daha bembeyaz uyurken kadınlar o esmer uykularda. Oysa seni vurmuşlardı, seni, orada!

Sonra gelip geçen her sabahla öyle susadım ki yüzüne yokluğunda... Yüzünü özledim, yüzünü, anlasana! “Anlasana” diye yazdım ve üç nokta koydum yanına, ama boşuna, boşuna; “boşuna! ” diye yazdım ve kalkıp dışarı çıktım. saat 0.5’i birkaç dakika ve bir miktar saniye geçiyordu; ağaran günün teninden sağanak dökülüyordu.Yüzünü aradım...

Yüzünü aradım: Kalan kuşlar sen bu kentteymişsin gibi uçuyorlardı. İnsanlar kalabalık ve kabarıktı; silahları ellerine, tetikleri parmaklarına göre seçiyorlardı.
Uçaklar pike yaparken bu kentin göklerinde, bak dedim, bakacak bir göğümüz bile kalmadı işte! Yüzünü aradım gökyüzünde...

Yüzünü aradım: Sabahın tenine birer birer dağılırken işçiler; yüzünü aradım rastgele atılırken kahve önlerine iskemleler. Günler siyah beyaz resimler hırçınlığında ve ben burada, bir eski çağ enkazında...Kızlar, boyanıp kuşanıp kız kıza dans ederken düğünlerde, yüzünü aradım, kendi olan yüzünü düğünlerde... Sonra gelinler korkularını atmışlardı eşiklere; yorgunluktu sonrası işte, yüzünü aradım gelinlerde...

Yüzünü aradım, geçtim...

Geçtim: Şarkıları paramparça görmekten, bu satırları yazmaktan geçtim! Oysa hep kalemimle değil, bir gün kanımla kıpkızıl yazmak istedikleri vardı benim de; onları henüz yazmamış olmaktan geçtim... Çalışma masamdan kalkarak elimdeki fincanı duvara çarpıp paramparça etmekten geçtim...

Geçtim: Sabahla birlikte kaynayan çorba kazanlarının kokularından, yol boyu uykularını alamamış köpeklerin korkularından; siyah ışıklardan, çoğalan çocuklardan, azalan ağaçlardan, arabesk feryatlardan ve ucuz umutlardan...
“İyiyim, sağol, sen nasılsın”lı merhabalardan; ağır ağır yayılan çöp kokularından, farlarını kapamayı unutmuş taşıtlardan, feodal şatolardan ve yasalara yelkovanlık yapıp, kendinin saniyesi bile olamayanlardan…
Hızla kirlenen bir dünyadan hızla geçtim...

Geçtim: Sensizliğin tahriş olmuş sızılarından, eksoz homurtularından, cami avlularından, düşleri iğdiş ******lardan, yasadışı iş yapan yasa memrularından ve ellerini çaldırmış ellerime bakmaktan geçtim; sensizliğe inanmamaktan...
Baktım, sis kaplamıştı kenti; dağılsa sanki bir..k varmış gibi! Sisleri yarıp geçtim... Yoktun, kendimden geçtim; kızdım, dağıttım, sana küfürler ettim...
Bir bilsen sana ne güzel küfürler ettim; yoksa kederden geberecektim…Gök-
yüzü her şeyi ağır ağır izledi; gökyüzünün renginden geçtim...

Sonra yeni kuşlar üşüştü gökyüzüne. bir sevindim, bir sevindim; gökyüzü yüzlerce kanattı işte! ama sen, sen orada bir serçe gibi üşüyor muydun yine?
Üşüyordun ve bunu biliyordum; çünkü her şey ortada, her şey! Bak, kimin temiz bir göğü varsa kirletip bırakmışlar avuçlarına; bu yüzden insanlar elleri ceplerde çıkıyorlar sabahlara. Coşkular deprem, sevinçler sıtma...
Söyle senin yüzün nerede, yüzün? Nerede başlar bir aşk ve biter, nerede? Nerelere gömerim seni ben, nerelerde ölürsün oysa sen! Nerede, yüzün nerede?

Sonra çıkıp bu kentin uğultusuna çarpıyorum; bu kent de uğultusunu bana çarpıyor, çarpışıyoruz, kimseler görmüyor... Bir sorudur: “Kurtarıcılar işgalci olabilir mi? Ya da işgalciler kurtarıcı? ”Bir de oturup yüreklerden damlayan terin hesabını tutuyorum... Hesabını, kimselerin bilmediği bahçelerin dudağında kanayan uzak güllerin. sevgiye bütün misillemelerin, gecelerin, seslerin, kederlerin... Karacadağlı bir çocuğun kan çıbanının, Şemdinlili bir ağıdın, Kasrik’ten esen poyrazın, Peru’da bir balıkçının ve Botan’da yakılan köy evlerinin...Öyle acı ki her şey unutmak istiyorum... Kendimi bir menekşenin rengine, bir gülüşe k(atıp) unutmak! Unutma düşüncesini bile unutmak...

Yitirmiştim o aşkın kimliğini, hükümsüzdü... Hükümsüze hükümlü bir aşkı unutmak istiyorum...Ve asker çocukları, mapus çocukları, ayyaş babalara sitemsiz çocukları, yitirilmiş çocuklukları...Uçarı bir çocukluğu yitirmiş benim de yüzüm; yüzüm, zamansız ihtilallerde. iİtilalleri tutun, çocuklar erken yaşlanmasınlar! Yaraları tutun, güçleri öpüştürün, gökyüzünü dönüştürün; yoksa ölünür alnında günün! Ölmeleri hani sessiz, hani genç, unutmak istiyorum...Eski
yoldaşların gözbebeklerinde kanayan bir düşün düşüşünü unutmak!
Unutmasam, ben de kalemimi kendim için kıracağım...

Biz kapkara gecelerin göğünde küçük, ak noktalardık; bir düşünün, ne aklıklar gizler gece; ne aklıklar öyle susar gecede, ama öyle öyle çok gecedir ki gece, aklığımızı büsbütün örtecek kadar...
örtülüşünü
usulca
aklığımızın,
unutmak istiyorum...
İşte bundan coşkuyu sevmiyorum artık öyle kabara köpüre nehirler gibi; siz orada kalabalık kalın, sağolun, yalnızlık iyi, yalnızlık iyi...

Yalnızdım, üşüyordum ey özlem! Beni bir gün bu özlem öldürecekti. Ölecektim bir gün erken, belki kederden… Yakın o gün! beni yakın, savrulup aksın külle- rim dicle nehrinden...
Akıp geçerken günler siyah beyaz resimler hırçınlığında, sormuştum ya, işte her şey ortada, her şey!
Ben ölürüm; dağlar ve güller yine akraba.../


Artık gün doğunca bütün darağaçlarını kursunlar, kursunlar, kur-sun-laar! Her şey bu kadar güzelken, böyle bir yanıyla sığ yaşanana, boğulana, savrulana, kirlenene dalkavukluk, çirkinliğe figüranlık etmekten bık-tıııııııım!

Ya kuşlar? Sahi, ne demek ister kalan kuşlar?
Yılmaz Odabaşı
malusalba isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 24 Temmuz 2007, 16:30   #7
 
malusalba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 08 Ekim 2007
Üye No: 3179
Mesajlar: 145
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
1 Mesaja Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 0 malusalba is on a distinguished road
Standart Feride

k(adın) : feride
uyruğu: dünya;
dinin yok, dilin var
ve sonrasını ben bilirim

aynı yağmurlardan kaçarken bir saçağa düştük önce;
sonra gece; avluda bir kırık dal dursa üşür feride
tarihini düşünmedim, düşünmedim, ama tenimiz tanışır
ama tenimiz tanışır önce
ve terimiz...
o benim avradım olur gecelerce, günlerce;
sonrasını...sonrasını ben bilirim...

geceye yağmur inerdi işte böyle sicim gibi, ipince
giderek soğuyan dünyamıza kanat vururken kuşlar
ve hüzünle şaşırırken yolunu yitik yıldızlar,
feride, bir destan gibi yürüdü ömrünü
akmaya yaraşırken sular...

sonra sular sulara, günler günlere vururdu ve hayat onuda,
beni de hem ne kötü vurudu; hayvan gibi vururdu hayat,
küfür gibi, namlu gibi vururdu...sonra feride geceler boyu
uyurdu.ileride unutulmuş bir allah kendini doyururdu
ve susunca feride, yeryüzü boğulurdu...
yeryüzü yüreğimdi biraz da, kurudu... kurudu...

ben onu dilsiz ve dipsiz biçimlerden çaldım kimselere
kimselere bırakmam

öpüşlere sararım, gidişlere sorarım
kimselere...kimselere bırakmam!
feride başak kokar, esmer başak
gözlerini hep s(aklar) utanırken
sonrasını...
sonrasını ben bilirim.
günler turşu kıvamındaydı; şarkı söyler, rüzgar giyerdik akşamları.masamızda hep
ucu karanfil dururdu; yaralamızı sarardık, sorardık ihtilal dönüşleri, infazlara
sayardık...

kadınlar ve erkekler kendi aybaşlarındaydı: gelinler su başlarında,
şöförler direksiyon, gerillar silah başındaydı.bitmezdi tükürdüğüm savaşlarda 'a
poletleri büyük beyni küçük'generallerin! ******lar sızardı gecenin yırtmacından
yırtmaçların tenine küfür dolardı
ve küfür yazardı gazeteler
geceler küfür kokardı/ alkol ve sperm
günlerin yaslı yüzünde kirli kan
ve peçeteler...

peçetelerde günler turşu kıvamındaydı
faşizim kıvamında işkenceler
bir uzun yol şöförü yolları
yolları feride'yi andığım gibi anardı
geceye devriyeler dolardı

ne o
kimliksizmiydik?
feride hınca hınç grevdedir tek tip insan pazarlarında;
dağlara atarım, bulutlara katarım onu kimselere
kimselere bırakmam!

kül gecelerinden çalarken onu ateşlerin içinden
bastım bağrıma üzüm suyu damıtır gibi
sarar gibi ağrısını ışık kanatlı bir güvercinin

dirildim, diriltim onu kimselere bırakmam
kimselere!

sonra tenini tutkuladım avuçlarımda
mühürledim dudaklarını ateş kızıllığında
kattım onu yasak şarkılarıma, kitaplarıma
feride'yi şiir saydım biraz da...
nisan'ın kızıdır feride; bundandır nisan güneşi sinmiştir tenine ve kokusu
otların, kırlangıçların...
dağları uyutur koynunda kavgalara gidince; sonra aşk olur,
kadın olur bana gelince...ki aşkın saati, gömleği, takvimi yoktur; uçarı bir rüzgar
gibidir ansızın ne yana
dönse yüzümü ufka çeviririm.
sonrasını...sonrasını ben bilirim...

feride tütünü türküye banarda içier
yüğreğinde bir tufan negatifleri
ölümden gelmiş, kollarıma yakışmış
bırakamam kimselere
k i m s e l e r e!

feride şiir huyludur, gül kokuludur
gül kokuludur gözleri ile gözlerime dokunur

dokunur

vaay!
o aşklar ki hayatın teninde sonrasız bir oyundu
dağıtınca bir yangının alanında süngüler
birileri anlatmaya koyuldu

'(...) bu gün kimse konuşmuyor(eski söylediklerini yinelemeyenlerden başka) , çünkü
dünyayı sürükleyen kör ve sağır güçler, öğütleri, haber vermeleri, yalvarıp
yakarmalarıdinleyeceğe benzemiyor.şu son yıllarda gördüğüm bizde bir şey kırdı.bu
şey, insanın güvenidir; o güven ki, insanlığın dilini konuştukmu bir başkasından
insanca karşılık göreceğimize inandırır bizi(...) insanlar arasında sürüp giden uzun
diyalog bitti'...
-a.camus-

(herkesin bir feridesi vardır bilmezmiyim
herkesin bir ayakkabısı gibi birde şarkısı
herkesin bir kimsesi vardır bilmezmiyim
bir de kimsesizliği..)

gözlerimle gözlerime dokunuyosun
bir bilsen o an gözlerim oluyosun
kaçalım, beni gören sen sanacak

görüyormusun dağlara dokunuyor insanlar
giderek dağlaşıyorlar
görüyormusun adınla başlıyor her şey
karın eriyişi, yağmurun dirilişi
özlemenin ilk harfi, gücün hecelenişi

adınla!
adınla her şey: şarabın dökülüşü, sesmin eskimeyişi...
ben ise sana abanıyorum
büsbütün aşk kesiyorum...

yenile yenile bana abanıyosun sende
ateş kesiyor dudakların
saçların iri bir tutumak oloyor bu yangın yerlerinde

ben nereye gitsem biraz senden gelirim
ardımdan kuşlar ve uykular gelir...

feride
ey yaar!

gelip bana çıkıyor bu kent
ben kentlere çıkıyorum
kentler kent olmadı feride
bir türkü tutturup açabilmeliyim anlımı
gecelerinde

güne koşerken çocuklar güne erkenden
ya deniz yada dağ kokmalı yolları

çocuklar çocuk olmalı
aç bakmalı sevgiye
çocuklar bazen bir ülkedir
gözleri gök(yüzünde)

ter ve güneş kokarken işçiler evlerinde
herkes gibi olmalı, adı gibi
yoksa sonumuz olur feride
utanır rüzgarlar hakedilmiş iklimlere

çarşılarda kalabalık yürüyor
sanki topyekün bir ülke toprağın şiddetinde
ansızın o kalabalık soluyor'faili meçhul'lerde "
malusalba isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 13 Eylül 2007, 11:36   #8
 
malusalba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 08 Ekim 2007
Üye No: 3179
Mesajlar: 145
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
1 Mesaja Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 0 malusalba is on a distinguished road
Standart

Aşkın Bilançosu
I
Gidersin; yağmurlarda kırık kalır mızrabım.
Gidersin; ardından dilsiz bir ihanet gider.
Gidersin, her şey gider.
Gidersin, kalbimde bir tabur ayaklanır,
ilgilenmez ordular, hükümetler…

Gidersin; işte rezil bir an’dır bu;
yazdıkça silinen sözcükler gibidir hayat.
Gidersin; bir hazin dramdır bu!

/Kanmadım aynalara sana kandığım kadar,
içimde bir boşluk sana yandığım kadar…/

II
Bugün hasretin kırlarında dolaştım;
senin adınla, aşkın adıyla
savrulup aktım o ırmaklardan.
Irmakları çöllerle, çölleri denizlerle,
denizleri düşlerle buluşturdum,
sustum kaldım sonra günleri savuşturdum...

/Ne ses ne nefes ne de bu rüzgâr bağışlar seni;
simsiyah gecelerde budanırken ah ömrüm,
dönüp sırtını giderken kimler karşılar seni? /



III
Sen olmayınca sesin de yoktu, gözlerin de;
bu yüzden odama resmini yaptım,
ve söküp kalbimi yanına astım.
Sensiz kalan yılları da ben buruşturdum.
Kalbim hasretinde asılı kaldı,
yetim kalmış anıları ben tokuşturdum…

IV
Daha bu solgun günlerde aşk,
yaşanır
sözde!
Kalp,
yitik bedende;
yağmur değil, sanki efkâr yağıyor kente…
Yağıyor ömrüme, senin yerine!

/Kanmadım aynalara sana kandığım kadar,
içimde bir boşluk sana yandığım kadar…/
Yılmaz Odabaşı
malusalba isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 13 Eylül 2007, 11:37   #9
 
malusalba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 08 Ekim 2007
Üye No: 3179
Mesajlar: 145
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
1 Mesaja Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 0 malusalba is on a distinguished road
Standart

Bir Liseli Silüeti
Hayat hattında acemi tayfalardık.
Ne avunduk sevinç müsveddeleriyle;
aşktan ikmale kaldık...

Bak her sabah bağıran yeni sabaha,
artık iklimler değişmiş, kuşlar da gitmiş,
tenimde eski ateş, gözlerimde fer bitmiş;
heybetli dağlar arasında
göğümde yıldız yitmiş...

Sen
hâlâ
anılarımın
en
beyaz
yanısın.
Sen, buğulu bir camın ardından izlediğim hayatın
yarısısın...
Sen, sağanakla gelen sabahlarda çok eski…
Çok eski bir şarkının adısın.


Daha adamlar şehirlere otomobillerle,
geceler anılarla birlikte gelir.
Silûetin giderek uzaklaşır, düşler de kilitlenir
ve efkârım bir yaralı ayrılıktan beslenir.

Kimse bilmez,
yıllar yılı hep aynı beyazla gezmek nedendi?
Olsun,
yirmi yıl seni özleyerek yaşlanmak da güzeldi!

Çünkü sen, buğulu bir camın ardından izlediğim hayatın
yarısısın...
Sen sağanakla gelen sabahlarda çok eski…
Çok eski bir şarkının adısın.
Yılmaz Odabaşı
malusalba isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 13 Eylül 2007, 11:38   #10
 
malusalba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 08 Ekim 2007
Üye No: 3179
Mesajlar: 145
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
1 Mesaja Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 0 malusalba is on a distinguished road
Standart

Ey Hayat
E y h a y a t, s e n ş a v k ı s u l a r d a b i r d o l u n a y s ı n.
A s l ı n d a y o k u m b e n b u o y u n d a,
ö m r ü m b e n i y o k s a y s ı n…

Yaşam bir ıstaka;
gelir vurur ömrünün coşkusuna.
Hani tutulur dilin,
konuşamazsın…

Tırmandıkça yücelir dağlar.
Sen mağlupsun sen ıssız
ve kalbinde kuşların gömütlüğü;
tutunamazsın!

Eloğlu sevdalardan dem tutar,
aşk büyütür yıldızlardan;
senin ise düşlerin yasak,
dokunamazsın...


Birini sevmişsindir geçen yıllarda.
Açık bir yara gibidir hâlâ.
Hâlâ ne çok özlersin onu,
ağlayamazsın…

Yolunda köprüler çürür.
Sesin, sessizlik sanki bir uğultuda.
Savurur hayat kül eyler seni,
doğrulamazsın!

Yapayalnız bir ünlemsin
dünyayı ıslatan şu yağmurlarda.
Her şey çeker ve iter,
anlatamazsın...






Yaşam bir ıstaka,
gelir vurur işte ömrünün coşkusuna.
Sesinde çığlıklar boğulur ama,
bağıramazsın…

Sonra vakt erişir, toprak gülümser sana;
upuzun bir ömrün ortasında
ne hayata ne ölüme
yakışamazsın…

Yazdırmalısın mezar taşına:
Ey hayat, sen şavkı sularda bir dolunaysın,
aslında hiç olmadım ben bu oyunda
ömrüm beni yok saysın…
Yılmaz Odabaşı
malusalba isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 2 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 2 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı


“Hukuk, iktidarın fahişesidir”
Şu Anki Zaman: 04:08.


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.1