Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SİYASET > Politik Gündem

Politik Gündem Güncel Politik Konuların Okunup Tartışıldığı Bölüm


SOL RADYO
Sol Radyo
Get the Flash Player to see this player.

BS Militanlarına Karşı Kürt Savaşçıları Ön Saflarda Yazımızı Okumak İçin Tıklayın

Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi UKKHT VE KÜRT TÜRK HALKLARININ MÜCADELE BİRLİĞİ
Cevaplar
0
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
331
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Bookmark and Share LinkBack Seçenekler Stil
Alt 30 Aralık 2010, 21:14   #1
 
Andrey Urallı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 24 Temmuz 2007
Üye No: 25986
Bulunduğu yer: /Leninist
Mesajlar: 541
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 1
11 Mesajına 21 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 Andrey Urallı is on a distinguished road
Standart UKKHT VE KÜRT TÜRK HALKLARININ MÜCADELE BİRLİĞİ

UKKHT VE KÜRT TÜRK HALKLARININ MÜCADELE BİRLİĞİ


Bu topraklarda iki ayrı ulus ve bunların yanında ulusal topluluklar da yaşamaktadır. Burada Kürt, Türk halklarının mücadele birliğinin ya da halkların mücadele birliğinin koşulu, ezilen bir ulus olan Kürt ulusunun ayrılma hakkının tanınmasıdır. Bu anlayışın temelinde, bu topraklarda yaşayan bütün uluslardan ve ulusal topluluklardan işçi ve emekçi yığınların her türlü baskı ve sömürüden kurtulması anlamına gelen toplumsal kurtuluş perspektifi vardır. Bu nedenle iki halkın mücadele birliği Kürt ulusu ve diğer ezilen ulusal toplulukların özgürlüğünü içerir.

Kürdistan, Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında parçalanıp paylaşılmış ve her bir parçası ayrı yarı ilhak ve işgal edilmiş bir ülkedir. Son yıllarda Güney Kürdistan’da yaşanan süreç, bu sorunun Irak tarafından işgal edilmiş olan bu parçada çözüldüğü anlamına gelmese de, birçok ulusal hak elde edilmiştir. Bu dört ülke tarafından işgal ve ilhak edilmiş Kürdistan’ın kurtuluşundan bahsetmek, Kürt ulusunun ayrılma hakkının teslim edilmesi, UKKTH’nin savunulması demektir. Kürt ulusunu ayrılma hakkı kayıtsız şartsız kabul edilip savunulmadan mücadele birliğinden bahsedilemez.

Kürdistan’da emekçi yığınlar, halk kitleleri UKH’nin politikaları temelinde, her ulusun doğal hakkı olan dilinin ve kültürel haklarının resmen kabul edilmesi için mücadele veriyor. Kendi anadillerinde konuşmak, eğitim görebilmek, çocuklarına, köylerine, beldelerine, yaşam alanlarına kendi anadillerinde isim koyabilmek, kendi dillerini ve kültürlerini geliştirmek her ulusun olduğu gibi Kürt ulusunun da en doğal hakkıdır. Ezilen bir ulus olan Kürt ulusu en doğal ve en temel hakkını elde edebilmek uğruna bugüne dek pek çok mücadele verdi. Pek çok bedel ödedi. Henüz bu kısmi kazanımları bile elde edemedi.

Ezilen ulus ve ulusal toplulukların inkârı üzerinde yükselen Türkiye kapitalist düzeni ve TC devleti, bugüne kadar bu kısmi talepler karşısında bile esnemedi. Kürt ulusunun en doğal haklarını talep etmesi karşısında yine baskı, zor, zindan yoluna başvurdu, bütün bir halkı aşağıladı.

Bugüne kadar verilen mücadeleler ve yaşananlardan çıkan sonuç şudur ki, UKH’nin girdiği bu politik yönelim sonuç alıcı bir yönelim değildir. Bugün, bir halkın kendi dilini kullanmasına bile tahammül edemeyecek kadar katı, kemikleşmiş, esneme yeteneğinden yoksun bir düzen var. Bu düzene karşı verilen bunca mücadelenin, ödenen bunca bedelin ortaya koyduğu sonuç; ezilen ulus ve ulusal toplulukların inkârı ve asimilasyonu üzerinde şekillenen bu faşist devlet yıkılıp, sermayenin egemenliğine son verilmeden Kürt ulusu ne özgürlüğüne kavuşabilir ne de tam hak eşitliğine sahip olabilir.

Burada artık şu soruyu sormak gerekiyor. Ezilen ve egemenlik altına alınmış, ülkesi işgal edilmiş ve ilhak edilmiş olan Kürt ulusu özgürlüğünü nasıl kazanabilir? Leninist Parti, bu sorunun cevabını programında şöyle veriyor:

1- Kürt ulusu, bağımsız devlet kurma da içinde, kendi geleceğini kendisi belirleme hakkına sahiptir.
2- Tüm ulusal topluluklar kendi geleceklerini kendi belirleme hakkına sahiptir.
3- Tüm ulusal ve ulusal toplulukların tam hak eşitliğinin sağlanması; resmi dil zorunluluğunun kaldırılması, şoven, ırkçı ve ulusal baskının tüm ideolojik biçimlerine karşı mücadele.”

Bugün bu topraklarda yaşayan Kürt ulusu ve diğer ulusal topluluklardan işçi sınıfı ve emekçi yığınlar, sınıfsal olarak ezilip sömürülmelerinin yanında bir de ulusal olarak baskı altında, egemenlik altında yaşıyor, ulusal olarak da ezilip aşağılanıyorlar. Kendi dillerini ve kültürlerini kullanmaları, geliştirmeleri, kendilerini kendi dilleriyle ifade etmeleri engelleniyor. Bundan daha da önemlisi, kendi gelecekleri, kendi kaderleri hakkında söz söyleme ve karar verme hakları da ellerinden alınmış durumda. Kendi ülkelerinde özgürce yaşamaları ve kendi kaderlerini kendilerinin belirlemesi yasak.

Türkiye tekelci kapitalizmi ve faşist devlet, aynı şekilde Türkiye işçi ve emekçileri de sınıfsal olarak baskı altında tutuyor, eziyor, sömürüyor. Bu topraklarda yaşayan bütün uluslardan işçi ve emekçileri ezen sömüren, aşağılayan, yaşam ve geçim araçlarından mahrum bırakarak onları yaşamdan kovan, yaşam alanlarının dışına iten, açlığa ve sefalete mahkûm eden aynı burjuva sınıf ve aynı faşist devlettir. Sermayeye dayalı bu düzen ve sermayenin egemenlik aygıtı bu faşist devlet var olduğu sürece ne Kürt, ne Türk ne de diğer ulusal topluluklardan işçi emekçi yığınların kendi istedikleri bir yaşamı kurmaları, özgür ve kardeşçe yaşamaları mümkün değil.

Bütün uluslardan işçi ve emekçilerin çıkarlarının karşısına dikilen, onları ezen, sömüren ve baskı altına alan sermayeye dayalı bu üretim sistemi ve faşist devlettir. Yani hem çıkarları hem de düşmanları ortaktır. Bu nedenle Kürt, Türk ve diğer ulusal topluluklardan işçi, emekçi yığınlar kendi istedikleri bir yaşamı kurmak, kendi geleceklerini kendi ellerine alabilmek, kendi tarihlerini kendi istedikleri gibi yapabilmek için birlikte mücadele vermek, bu mücadeleyi devrime kadar sürdürerek sermayenin ve burjuva sınıfın egemenliğine son vermek durumundadırlar. Bütün uluslardan işçilerin ve emekçi yığınların kurtuluşunu sağlamanın tek yolu budur.

Burada bir konunun altını çizmek gerekiyor. Burjuvazi, her yerde, emekle sermaye arasındaki temel çelişkinin açıkça görülmesini engellemek amacıyla hareket eder. Eğer işçi sınıfı ve emekçi yığınlar burjuva sınıfın egemenliğini ve sömürüsünü açıkça görüp, algılamış olsalardı, burjuvaziyi alaşağı etmek çok kolay olurdu. Ne var ki, kapitalist üretim biçimi işçi sınıfı ve emekçi yığınların önüne, kaynağını bu temel çelişkiden alan onlarca engel ve çelişki çıkarır.

İşçi sınıfı ve tüm ezilenler bu sorunları çöze çöze, bu engelleri aşa aşa ilerlerler. İşçi sınıfı ve tüm ezilenlerin, sömürülenlerin ortak düşmanı olan sermayeye dayalı bu kapitalist düzen, bütün çıplaklığıyla açıktan görülüp algılansaydı, ezilen, aşağılanan, sömürülen, ulusal, ekonomik ve başka biçimlerde baskı altına alınan işçi ve emekçi kitleler, onu bir çırpıda alaşağı eder, kendi geleceklerini kendi ellerine alırlardı. Burjuvazi, bunu engellemek için, her yerde, toplumun asıl değiştirici ve dönüştürücü gücü olan işçi sınıfının ve diğer emekçi yığınların dikkatini başka başka yönlere çekmeye çalışır; devrimin toplumsal güçlerini bölmek, parçalara ayırmak ve böylelikle karşıtını zayıflatarak kendi egemenliğini ve sömürüsünü sürdürmek için çeşitli yöntemlere başvurur. Onlar arasına dinsel, ulusal çelişkiler sokarak parçalamaya yönelir. Binlerce yoldan bölüp parçalamayı başardığı emekçi yığınları, devrim güçlerini birbirine düşürmeye, etnik ya da dinsel çatışmalarla devrimi güçten düşürüp yenmeye çalışır. Bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da burjuvazi bu çabalarını sürdürecektir.

Sermaye sınıfı, Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta olduğu gibi, yıllardır mezhep ayrımcılığını kullandı, bundan sonra da kullanacaktır. Rahip Santoro cinayeti, Hrant Dink suikasti, Malatya-Zirve Yayınevi katliamı, sinagog baskınları gibi onlarca olaydan açıkça görüleceği gibi dinsel-etnik ayrımcılığa oynadı, bundan sonra da oynayacaktır. Son dönemde gündeme getirip oynadığı bu tür oyunlarda etnik ayrımcılık daha çok öne çıkıyor. Sadece Kürtlere, Ermenilere karşı ayrımcılık ve düşmanlık geliştirmekle kalmıyor fakat aynı zamanda diğer ulusal topluluk halklarına karşı da aynı yöntemlere başvuruyor. Bunun bir örneği Romanlara yapılanlardır. Ama bütün bunların içinde en tehlikeli olanı, Kürt ve Türk halklarını birbirine düşürmeye oynamalarıdır. Her biri Hitler’in propaganda bakanı Göbels’e açık ara fark atan tekelci faşist medya eliyle olsun, ırkçı faşist güruhlar eliyle olsun resmi ya da sivil faşist çetelerle olsun, “Türk halkının duyarlılığı” denilerek Bayramiç, İnegöl, Dörtyol gibi, Kürt halkının zorunlu göçler nedeniyle gelip yerleştiği bölgelerde Kürt halkına yöneltilen faşist saldırganlık, bu oyunun nasıl sahneye konduğunu, konmaya çalışıldığını gösteriyor. Aynı şekilde Türkiye’deki pek çok kentte, üniversiteye okumaya gelen Kürt gençlerine yapılan ırkçı, şoven saldırılar da bu oyunun bir parçasıdır. Pek çok kentte, polisin yönlendirmesiyle tezgâhlanan Kürtlere ya da Türkiyeli devrimcilere, ilericilere yapılan linç saldırıları da bu oyunun bir parçasıdır.

Burada hemen belirtelim. “Türk halkının duyarlılığı” diye, “vatansever duygular” diye adlandırdıkları şey egemen sınıfın, sermaye sınıfının duyarlılığından başka bir şey değildir. Egemen sınıf, her zaman kendi korkularını, kendi endişelerini, kendi beklentilerini, kendi egemenliğinin koşullarını topluma ait şeylermiş gibi sunmaya büyük önem verir. Böylelikle sermaye sınıfı, ezen ulusun duygularını kışkırtarak halkları birbirine düşman etmeye çalışır, birbirlerini boğazlamasına zemin hazırlar.

Burjuvazi dünyanın pek çok bölgesinde ve değişik zamanlarda pek çok kez yaptığı gibi, kendi egemenliğini tehlikede gördüğünde, iç savaşı, karşıt sınıflar arasında yaşanan bu en amansız savaşı kaybedeceğini gördüğü zaman, bu çatışmaları başka biçimlerde, halklar arasındaki etnik, kör çatışmalara dönüştürmekten, halkların birbirini boğazlamasına dönüştürmekten kaçınmaz.

40 yıldan beri süren bu uzun iç savaşı kazanamayan Türk tekelci sermayesi, iyice sarsılan egemenliğini daha sağlam olarak yeniden kurabilmek, elinden kaçırdığı inisiyatifi yeniden eline geçirmek için pek çok yola başvuruyor. Bir yandan devrim güçlerini zayıflatmak amacıyla halkları birbirine düşürmeye çalışırken, bir yandan da reform umutları yaratmaya çalışıyor, ufak tefek tavizler, güdük reformlarla egemenliğini ayakta tutmaya çalışıyor, zaman kazanmaya çalışıyor.

Sermayenin amacına ulaşmak için gündeme getirdiği bütün planlarının önündeki en ciddi engel olarak nesnel koşullar bulunuyor. Ekonomik yaşamın kendisi bütün uluslardan ve ulusal topluluklardan işçi ve emekçileri sürekli olarak birbirlerine yakınlaştırıp kaynaştırıyor. Aynı fabrikalarda ve aynı işyerlerinde birlikte çalışan değişik uluslardan işçi ve emekçiler, aynı koşullarda çalışıyor, aynı burjuvalar tarafından aynı biçimde ezilip sömürülüyorlar. Ekonomik yaşamın kendisi işçi ve emekçi kitlelerin çıkarlarını ortaklaştırdığı gibi onları ortak düşmanları olan burjuva sınıfa karşı mücadelelerinde de ortaklaştırıyor.

Bütün bu süreçte yaşananlara bakıp da şovenizmin yaygınlığından egemenliğinden başka bir şey göremeyenler, burjuvazinin propagandasının baskısı altında kalanlardır. Burada asıl görev de devrimci komünistlere düşmektedir. Türkiye işçi sınıfı ve emekçi kitleleri arasında burjuva propagandanın etkisini kırmak için ısrarla ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı anlatılmalı, propaganda edilmeli, savunmalıdır. Burada UKKTH, Kürt ulusunun ayrılma hakkı demektir, bu hakkı özgür iradesiyle istediği gibi kullanması demektir. Kürt ulusu, ayrılma hakkını ayrılıktan yana mı yoksa birlikten yana mı kullanacağına sadece ve sadece kendisi karar verecektir. Bu kararı bir başkasına sormadan, kendi özgür iradesiyle kullanacak olan Kürt halkıdır.

Uzun süren mücadeleler sonunda, bugün gelinen aşamada Kürt ulusal hareketinin de kabul ettiği, savunduğu bir durum var: Kürt halkı, “birlikte yaşam” diyor. Bu olumlu bir gelişme, olumlu bir durum. Ancak bu durum, ezen ulusun devrimci ve komünistlerinin görevini daha da önemli kılıyor. Bu görev, Türkiyeli devrimcilerin ve komünistlerin ısrarla, inatla Kürt ulusunun ayrılma hakkını, ayrılıp ayrı devlet kurma hakkını savunmalarıdır.

Halkların mücadele birliğinin ve birleşik devrimin temel koşulu budur.


Anasayfa
__________________
"Devrimci eylemi başlatmadan önce, devrimci düşüncelerin kitlelerin büyük çoğunluğu arasında üstünlük kazanmasını bekleyen kişiler, asla devrimci olamazlar. Çünkü böyle bir devrimci ile bir latifundiya sahibi, zengin bir burjuva arasında ne fark vardır? Hiçbir fark yoktur! Ve gerçek devrimciyi sahte devrimciden ayıran şey, esas olarak şudur; biri kitleleri harekete geçirmeye çalışır, öteki ise harekete geçirmeden önce kitlelerin bir bilince sahip olmasını bekler." Fidel CASTRO
Andrey Urallı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı


“Hukuk, iktidarın fahişesidir”
Şu Anki Zaman: 23:35.


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.1