Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SİYASET > Politik Gündem

Politik Gündem Güncel Politik Konuların Okunup Tartışıldığı Bölüm

SOL RADYO
Sol Radyo
Get the Flash Player to see this player.


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi İslamiyet’te eşitlik anlayışı
Cevaplar
11
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
3996
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Bookmark and Share LinkBack Seçenekler Stil
Alt 12 Mayıs 2009, 20:16   #1
 
-- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
--
Okuyucu
Kullanıcı Profili
Üye No:
Mesajlar: n/a
Teşekkür Grafikleri
Standart İslamiyet’te eşitlik anlayışı

İslamiyet’te eşitlik anlayışı

İslamiyet’te, diğer tek tanrılı dinler gibi “kul”luk vazifesiyle bütün Müslümanları Tanrı karşısında eşit görmektedir. Fakat “yaratan” karşısındaki bu eşitlik, “kullar”, insanlar arasındaki ekonomik, sosyal, sınıfsal ve cinsel eşitsizliği ortadan kaldırmıyor. Tersine, bütün bu eşitsizlikleri tanrısal dayanaklarla meşrulaştırıyor. Kur’an bu eşitsizlikleri meşru gören/ gösteren açık hükümler içermektedir.

Kur’an bütün tanrısal göndermelerine rağmen insan üretimidir. Yazıldığı koşulların siyasal, toplumsal, kültürel ve sınıfsal özelliklerini yansıtmaktadır. Kur’an’ın bütün zamanlar ve mekanlar için geçerli, evrensel ve biricik tanrısal adalet kaynağı olduğu iddialarına karşın, ortaya çıktığı koşulların ürünüdür ve çözüm gücü de ancak ve esas olarak o dönemin sorunları ölçüsünde tartışılabilir. Ayetlerin “indiği” yıllar boyunca değişiklikler, hatta birbiriyle çelişen hükümler taşıması da değişen siyasal koşul, ihtiyaç ve sorunlara uyarlama ihtiyacını yansıtır. Çok sınırlı bir mekânın, kısa zaman diliminin sorunları ölçeğinde bile değişime uğramak zorunda kalan Kur’an’ı; günümüzün çok boyutlu ve kapsamlı sosyal, siyasal ve toplumsal sorunlarının çözümü için temel almak, tanrıyı kıyamete zorlamakla eş değerdir. Kaldı ki “asr-ı saadet dönemi”in (Muhammed Peygamber ve dört halife dönemi) sorunlarına bile çözüm üretemeyen islamın, günümüzün sorunlarına çözüm olması beklenemez. Kur’an’ın eklektik yapısı ve İslami pragmatizm, aynı zaman da farklı açılardan ve perspektiflerle yorumlama imkanı da vermektedir.


İslamiyet’te eşitsizlik ve ayrımcılık öncelikle Müslümanlarla gayri Müslimler arasındadır. Hıristiyan ve Yahudileri, onlara “inen” kitapları hak dinler ve kitapları olarak kabul etmesine rağmen, ayrımcı ve dışlayıcı politika izlemiştir. Kur’an’da “Hak dini kendilerine din edinmeyen kimselerle, küçülerek kendi elleriyle cizye (gayri Müslimlerden alınan kelle vergisi/ haraçları) verinceye kadar savaşın” (Tevbe-29) denilmektedir. Başka bir dinden ya da dinsiz ise, kayıtsız koşulsuz İslamlaşmayı dayatmakta, kendisinden olmayanı “müşrik”, “kafir”, “batıl”, “fitne”, “sapkın” ilan etmektedir. “Fitne ortadan kalkıp din yalnızca Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın” (Bakara-193) demektedir. Bütün bu suçlayıcı nitelemeler gerektiğinde İslamiyet içi farklılıklarda da kullanılabilmektedir.
Kur’an’da, İslam’ın bir hoşgörü dini olduğunu savunanların sıklıkla başvurdukları, “Rabbin dileseydi yeryüzündekilerin hepsi iman ederdi, o halde iman etsinler diye insanları zorlama” (Yunus-99) şeklinde ayetler de bulunmaktadır. Kur’an’ın eklektik yapısıyla uyumlu bu türden ayetler, İslamiyet’in henüz güçsüz olduğu döneme aittir. Şeriatın ve Kur’an’ın gerçek özünü yansıtmaktan uzaktır. Bu yüzden İslamiyet güçlendiği koşullarda yerini; “…Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın bulduğunuz yerde öldürün ve hiç birini dost ve yardımcı edinmeyin” (Nisa-89) biçimindeki ayetlere bırakmıştır.

İslamiyet, Arap yarımadasında siyasal parçalanmışlık, toplumsal kaos, otorite boşluğu, kabile savaşları ve düşmanlıkları koşullarında 15-20 yıl gibi kısa bir zamanda, bölgenin egemen dini haline geldi. Bu otorite boşluğunu doldurarak siyasal parçalanmışlığı gidermiş ve bölgeyi merkezi siyasal bir yapıya kavuşturmuştur. Bu koşulların çelişkilerinin ve ihtiyaçlarının sonucu olarak da gelişmiştir. Yeni kurulan siyasal yapı/İslam devleti, “Cahiliye dönemi” olarak tanımlanan kabile aristokrasisine dayalı parçalı yapıyı birleştirirken; Tanrının yetkisini, dünyadaki mutlak temsilcisi olan Halifede somutlayarak, siyasal iktidarı da kutsallaştırmıştır. Birey ve toplum böylece yalnız Tanrıya “kulluk” etme göreviyle kalmıyor, aynı zamanda Halifede somutlaşan siyasal iktidar karşısında da iradesizleştiriliyor ve itaate zorlanıyordu.


. yüzyıl Arap toplumunun gelenek ve göreneklerini gözeten ve Arap egemen sınıflarının merkezileşme ve yayılma ihtiyacını karşılayan İslam devleti, o koşulların kölelik dahil sosyal, siyasal ve toplumsal eşitsizliklerini sürdürmüştür. Merkezi yapılanmayla köleci toplum düzeni yerini giderek feodal bir düzene bıraksa da, kölelik ilişkileri ortadan kalkmamıştır. Öyle ki, “dilediğine mülkü verir dilediğinden alırsın. Dilediğini şerefli, dilediğini zelil (düşkün, aşağılık) kılarsın.” (Al-i İmran- 26) gücünde ve makamında bulunan Tanrı, eşitsizlikleri de mutlaklaştırmaktadır. Bu, Kur’an’da “Allah’ın sizi birbirinize üstün kıldığı şeyleri arzu etmeyin” (Nisa-32) denilerek, insanlar eşitlik talep etmekten men edilmektedir. Kur’an’da insanlarla Allah’ın eşit olmayacağı, insanlar arasındaki eşitsizlikle anlatılmaktadır. “Hiç sizler, sahip olduğunuz kölelerin size verdiğimiz rızıklarla eşit suretle hak ve tasarruf sahibi olmasına razı olup, birbirinizi saydığınız gibi onları da sayar mısınız? O halde nasıl olur da kendinizi Allah’a ortak koşarsınız?” (Rum-28) diye sorularak köleler “sahip olunan”, yani mülk olarak görülmektedir. Ve yine “kölelerle kendilerine rızık verenler eşit olmaz.” (Nahl-75) Kur’an’ın eşitlik anlayışına göre.

“Dilediğini sebepsiz rızıklandıran”, “zengin eden sermaye veren” İslam’ın eşitlik ve adalet sağlaması düşünülemez. Sınıf farklılıkları, “Baksana insanların kimini kiminden nasıl üstün kılmışızdır. Elbette ahiret derece ve üstünlük bakımından daha büyüktür.” (Isra-21) denilerek savunulmaktadır. Dahası, “Ey Muhammed, onlar Rabbinin nimetlerini mi paylaştırıyorlar? Onların dünya hayatındaki geçimliklerini aralarında biz taksim ettik. Birbirilerine iş gördürsünler diye kimini ötekilere derecelerle üstün kıldık.” (Zuhruf-32) diyen bir eşitsizlik anlayışı söz konusudur.

Adalet bakımından da sosyal, sınıfsal ve cinsel eşitsizlik sürdürülmektedir. İslam hukuku (fıkıh) ve adalet anlayışı Müslümanlarla gayri Müslimlere ve “hak” dinden olmayan ve dinsizlere, kölelerle köle sahiplerine, yoksullarla mülk sahiplerine, kadınlarla erkeklere farklı farklı uygulanmaktadır. Mirasta, kısasta, cezada, toplumsal konumda bu eşitsiz hukuk ve adalet anlayışı sürdürülmektedir. Kur’an “hürün hür, kölenin köle ile, dişinin de dişi ile kısas edilmesini” (Bakara-178) emretmektedir. Kadını ikinci sınıf görür. Mahkemede tanıklığını geçerli saymaz. Ancak “erkek tanık eksikliği” durumunda “eğer iki erkek bulunmazsa, şahitlerden kendine güvendiğiniz bir erkek ve iki kadın tutun” (Bakara-282) der. Mirasta ise “erkeğe iki dişi hissesi”ni (Nisa-11) uygun görür. Dahası kadını aşağılar, erkeğe tabi kılar. “Allah’ın kimini kimine üstün kılmasından ötürü erkekler kadınlar üzerinde hakimdirler. İyi kadınlar, gönülden boyun eğenler ve Allah’ın korunmasını emrettiğini, kocasının bulunmadığı zamanda koruyandır. Serkeşlik etmelerinden endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihayet dövün.” (Nisa-34) demektedir.

Bütün bu eşitsizliklerin vicdani gerekçelendirilmesi de ilginçtir; “Biz dilersek herkese hidayet verirdik, fakat cehennemi tamamen cin ve insanlarla dolduracağımıza dair benden söz çıkmıştır.” (Secde-13) biçimindeki bir vicdani tasarrufa sahiptir.


Görüleceği gibi Kur’an ve İslam’ın eşit ve adil olma, hoşgörü gibi bir sorunu yoktur. Tersine, sınıfsal, toplumsal, sosyal ve cinsel eşitsizliklerin kaynağı olarak Tanrı’yı göstermektedir. Tanrı insanların eşit olmasını istememiştir! İslamiyet, 7. yüzyıl Arap toplumunun sosyal ve sınıfsal gerçeklerini, eşitsizliklerini esas almış ve ‘evrensel’leştirmiştir. Ayrıca açık hükümlerden de anlaşılacağı gibi Kur’an Arap toplumuna indirilmiştir, Muhammed peygamber Arap toplumunun yola getirmesi için gönderilmiştir! Haliyle kavmiyatçıdır. “Ey kavmim, bana uyun size doğru yolu göstereyim” (Mümin-38) denilmektedir. Allah tarafından indirildiği varsayılan Kur’an’da, peygamberin bizzat kendisinin seslenmesi çelişkisi bir yana, doğrudan Arap kavmine seslenilmektedir.

İslamiyet Arap yarımadasındaki siyasi otorite boşluğunu gidermiş, güce ve egemenliğe dayalı, savaş ve kıyımlarla, boyun eğdirme ve itaatle “birlik” sağlamıştır. Buna rağmen eşit, adil, kardeşçe, hoşgörüye dayalı bir toplumsal düzen kuramamıştır. Bütün ilahi, Tanrısal göndermelere rağmen sorunlar dünyevi yoldan çözülmüştür. Bu yüzden İslamiyet, “asr-ı saadet dönemi”nin sorunlarına bile çözüm olamamış; hoşgörü, eşitlik ve siyasi katılım bakımından “Cahiliye devri”nin kabile aristokrasisine dayalı siyasi katılım düzeyini dahi aratır olmuştur.
Siyasal ayrılıklar ve çıkarlar kılıç zoruyla çözülmüştür. Daha Muhammed peygamberin ölüsü kaldırılmadan iktidar savaşı başlamış, Ali ve kimi ileri gelenler dışlanarak Ebu Bekir halife ilan edilmiştir. Devamında ise Ömer, bir oldu-bittiye getirilerek Ebu Bekir tarafından halife atanmıştır. Adalet sembolü olarak gösterilen Ömer, bir suikastle öldürülecektir. Ömer’in ölmeden atadığı 6 kişilik heyet (Şura) tarafından kılıç zoruyla Osman halife yapılıyor, Osman dönemi de ayyuka çıkan suistimaller sonucunda ayaklanan Müslüman halkın Osman’ı linç etmesi ve Yahudi mezarlığına atmasıyla sonuçlanıyor. Halife olması beklenen Ali’yi, başta Kureyş’ler olmak üzere iyice palazlanmış olan egemenlerin istememesiyle, iç savaş çıkacaktır. Peygamber eşlerinden Ayşe’nin, Ali’nin halifeliğine karşı başlattığı Deve Savaşı ve Muaviye’yi halife yapmak için Sıffın Savaşında onbinlerce Müslüman ölecektir. Ali’nin öldürülmesi ve Muaviye’nin halife olmasıyla asr-ı saadet dönemi sona erecektir. Devamında ise Peygamberin torunlarından Hasan zehirlenerek, Hüseyin ise yanındakilerle birlikte Kerbela’da vahşice öldürülecektir.


Asr-ı saadet döneminin saadeti, adaleti ve çözüm yöntemi budur. Eğer kılıç, katliam ve savaşlarla, boyun eğdirerek sağlanan “çözüm”, eşitlik ve adalet adına bir çözüm olarak görülmez ise; İslam’ın, asr-ı saadet dönemin sorunlarına dahi çözümler üretememiş olması, günümüzün çok yönlü, karmaşık siyasal ve ulusal sorunlarına bir çözüm çerçevesi olamayacağının en önemli kanıtıdır. Bu yüzden İslamiyet mezhep, tarikat, yorum vb. biçimlerde bölünmüş, “tek bir İslam olduğu, diğerlerinin cehennemlik olduğu” peygamberin Hadisinde belirtilmiş olmasına rağmen bölünme ve parçalanmaların önüne geçilememiştir.

İslamiyet hem gündeme geldiği siyasal ve toplumsal koşullar, hem de din ve devleti bir görmesi, siyasal ilişkileri din referansıyla yürütmesi itibariyle siyasal bir dindir. İslamiyetin bu siyasal niteliği onu egemenlik ve iktidar ilişkilerinin dolaysız uzantısı kılmaktadır. Emevi devleti, iktidar mücadelesinin Emeviler lehine çözülmesinin ürünüdür. Genel olarak Arap kavmini temsil gücünden bile uzaktır. Abbasiler döneminde ise, öncelikle Abbasi hanedanının/ egemenlerinin çıkarlarını temsil etmekle birlikte, daha genel olarak Arap kavminin ve egemen sınıflarının temsili düzeyine ulaşmıştır. Fakat bütün bu süreçler boyunca İslamiyet ve Arap toplumu içinde, iç çatışmalar ve iktidar mücadelesi ve de Karmatiler, İsmaililer, Fatimiler biçiminde eşitlikçi toplumsal düzen arayışları eksik olmamıştır. İslamiyet’in ve İslam devletinin siyasal egemenlik alanları genişledikçe de, Arap/İslam anlayışına ve düşüncesine karşı, Fars İslamcılığı, Türk İslamcılığı gibi İslami yorumlar da gelişmiştir. Bu bazen mezhepler, bazen de yorumlar biçiminde olmuştur. Fars/Acemlerin İslam’ın Şii mezhebi/yorumuyla özdeşleşmesi bunun tipik bir örneğidir. Veya Türk egemen sınıflarının İslamiyet’i kabul ettikten sonra, uzun süre, eski pagan dönemi Şamanist din anlayışlarıyla İslam’ın değişik biçimlerde sentezine dayalı, tasavvufi bir İslam anlayışının gelişmesidir. Bu sentez, Türkmen, Yörük halk tabakalarında, göçebe boylarda çok daha belirgindir. İslam’ın Sünni yorumunun Osmanlı’da resmi din haline gelmesi bile, Fatih döneminde Gazali yorumunun benimsenmesinden sonra olmuştur.


Demek ki; İslamiyet siyasal ve toplumsal çıkarlara, değişen sorun ve ihtiyaçlara göre farklılaşmasının yanında, kavim ve kavim çıkarlarına göre de farklılaşmaktadır. Bu yalnızca İslamiyet için değil, Hristiyanlık ve diğer dinler için de geçerlidir. Slav halklarının Rus Ortodoks kilisesine bağlı olması, Anglo-Sakson İngilizlerin Anglikan Kilisesini kurması bunun tipik örnekleridir.
İslamiyetin orijinal kaynaklarının, Kur’an’ın ‘evrensel’ eşitlik yaklaşımı böyledir. Siyasal, sınıfsal ve kavmi bakımdan eşitlik olmadan toplumsal adalet sağlanamayacağı gibi, “kardeşlik” de sağlanamaz. Sebepsiz rızıklandıran, dilediğinden alıp dilediğine veren, birbirlerine iş gördürebilsinler diye sınıf farkları yaratan ve bunu meşrulaştıran, erkeği kadına üstün kılan, Müslüman olmayanı düşman gören eşitsizliklere ve adaletsizliğe dayalı Tanrı düzeninde, eşitliğe dayalı bir kardeşlik sağlanamaz.


Kaynak: Teoride Doğrultu Dergisi.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 12 Mayıs 2009, 22:10   #2
 
devrim yolunda - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyeliği durduruldu
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2008
Üye No: 7781
Mesajlar: 1.612
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 devrim yolunda is on a distinguished road
Standart Cevap: İslamiyet’te eşitlik anlayışı

Kuran'da bazı insanların yönetmek,bazı insanların ise yönetilmek için var olduğu belirtilir.Yani Kur'an göre eşitsizlik bir sorun değildir.Zekat eşitsizliğe karşı Kur'an'a göre en güzel en mantıklı çözümdür.Zenginin; fakiri,emekçiyi sömürmesinden ise bahsedilmez...
devrim yolunda isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12 Mayıs 2009, 23:14   #3
 
Gramsci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 09 Kasım 2008
Üye No: 14646
Mesajlar: 977
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
1 Mesaja Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 0 Gramsci is on a distinguished road
Standart Cevap: İslamiyet’te eşitlik anlayışı

verilen bilgilerin doğruluğu ortada ve fakat bunları tartışma pek anlamlı gelmıyor nedeni ise;

bundan 1400 yıl once yazılmış bir kitabın değerlendirilmesinin kriterleri neye göre yapacağız?kuran ı sömürü ilişkilerinin bir sebebi veya sonucu olarak görmek yerine toplumun sömürmek için kuran a veya başka bir dini kitaba ihtiyacı olmadığını söylemek yerinde olur.

sözgelimi semavi dinler arasında hümanist anlamda en gelişkin din "hristiyanlıktır" öyleki bu dinde tanrı bir kısmı ile insan formuna bürünmüştür.

isa "zenginin cennete girmesi devenin iğne deliğinden geçmesi kadar zordur "diyerek olayıda net olarak açıklamıştır.

klise babaları ise bırakın malı mülkü-- giydiğiniz giysinin sizin olduğunu nereden çıkardınız ? gibi bize bile örnek olması gereken komünal paylaşımlar içerisindeydiler..ki örnekler dahada fazlalaştırılabilir.

dünya üzerinde 5000 küsür de din olduğunu düşünürsek bu birazda sosyal bir ihtiyaç olarak ortaya çıkan bir olgudur diyebiliriz.

marcel gauchet in "anlam borcu" adlı makalesinde özetlediği gibi; insanlar veya toplumlar sürekli bir borç yükü altındalar.daha doğar doğmaz borçlu hayatlarını en az borçla devretmek zorundalar.
bu borcuda yaratan bizleriz,neden mi? tabiki kendimizi anlamlandırmak için ,kendimizi değerli kılmak için..sonuçta kullukta diğer yaratıklar göze alındığında üstün bir nokta.yoksa neden durup dururken yasak elma yensin insanlığa çağlar boyu devrolacak bir borç yaratılsın?
Gramsci isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 13 Mayıs 2009, 10:45   #4
 
-- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
--
Okuyucu
Kullanıcı Profili
Üye No:
Mesajlar: n/a
Teşekkür Grafikleri
Standart Cevap: İslamiyet’te eşitlik anlayışı

Alıntı:
mustafaturker Nickli Üyeden Alıntı
verilen bilgilerin doğruluğu ortada ve fakat bunları tartışma pek anlamlı gelmıyor nedeni ise;

bundan 1400 yıl once yazılmış bir kitabın değerlendirilmesinin kriterleri neye göre yapacağız?kuran ı sömürü ilişkilerinin bir sebebi veya sonucu olarak görmek yerine toplumun sömürmek için kuran a veya başka bir dini kitaba ihtiyacı olmadığını söylemek yerinde olur.

sözgelimi semavi dinler arasında hümanist anlamda en gelişkin din "hristiyanlıktır" öyleki bu dinde tanrı bir kısmı ile insan formuna bürünmüştür.

isa "zenginin cennete girmesi devenin iğne deliğinden geçmesi kadar zordur "diyerek olayıda net olarak açıklamıştır.

klise babaları ise bırakın malı mülkü-- giydiğiniz giysinin sizin olduğunu nereden çıkardınız ? gibi bize bile örnek olması gereken komünal paylaşımlar içerisindeydiler..ki örnekler dahada fazlalaştırılabilir.

dünya üzerinde 5000 küsür de din olduğunu düşünürsek bu birazda sosyal bir ihtiyaç olarak ortaya çıkan bir olgudur diyebiliriz.

marcel gauchet in "anlam borcu" adlı makalesinde özetlediği gibi; insanlar veya toplumlar sürekli bir borç yükü altındalar.daha doğar doğmaz borçlu hayatlarını en az borçla devretmek zorundalar.
bu borcuda yaratan bizleriz,neden mi? tabiki kendimizi anlamlandırmak için ,kendimizi değerli kılmak için..sonuçta kullukta diğer yaratıklar göze alındığında üstün bir nokta.yoksa neden durup dururken yasak elma yensin insanlığa çağlar boyu devrolacak bir borç yaratılsın?

Mustafaturker , bilindiği gibi din kitleler üzerinde bugün büyük bir baskı kuruyor ve egemenler tarafından işçi sınıfı başta olmak üzere ezilenlerin sömürülmesinde bir araç olarak kullanılıyor ve özgürlük ve demokrasi taleplerinin önünde bir engel haline gelmiş bulunuyor.


Proleterya partisinin görevi dine karşı amansız bir savaş açmak ve zora dayalı yöntemler kullanmak değildir. Dinin kökenlerinde ve toplumlar üzerinde bu kadar büyük etki kurmasında tarihsel- derin sosyolojik etmenler vardır. Dini ortadan kaldırmak için baskı yapmak yerine dini ortaya çıkaran koşulların değişmesi , yani maddi üretim ilişkilerinin değişmesi gerekmektedir. Bunun için de bu yönde kitleleri aydınlatıcı yazılar yazmak ve tartıştırmak çok daha önemlidir.


Konu İslamiyet olunca bu daha da önemlidir, ben İslamiyet' in çok eşitlikçi olduğunu söyleyen ve kendisine solcuyum diyen insanlar gördüm. Çeşitli hadislerde, komşusu aç iken insanların tok yatamayacağı yönlü rivayetler bu konuda başlıca sunulan örneklerdir fakat Kuran ' da kadınları aşağılayan, onları ikinci sınıf cins olarak gösteren, sınıfsal eşitsizlikleri çözmek bir yana bunu meşrulaştıran birçok ayet bulunmaktadır. Bunları teşhir etmek çok önemli ve stratejik bir noktada duruyor.


Engels: Tanrıları korkular yarattı der. Gerçekten de aç kalma korkusu, ölme korkusu, yoksulluk ve insanların birşeylere asla sahip olamayacağını bilmesi, onların ölümden sonra başka bir dünya hayalleri kurmalarına yol açtı.

Günümüzde kapitalizm bir kriz içerisine girmiş bulunuyor. Emperyalist tekeller birer birer çözülürken halkımız krizin faturasını ödemek zorunda bırakılıyor ve daha fazla yoksulluk ve daha fazla işsizlik payına düşüyor. Kapitalizmin krizi sosyalistler için büyük bir fırsattır. Bu noktada da din devreye giriyor ve insanların yoksullaşmasının bir kader olduğu veya Tanrı tarafından verilmiş bir ceza olduğu beyinlere işliyor. Yoksul kitleler dini ideolojiye daha fazla sarılıyorlar. Onlara sınıf bilinci vermek, proleteryanın ideolojisine eğilmelerini sağlamak için bu gerçek abartıya kaçmadan sürekli teşhir edilmeli ve kitleler aydınlatılmalıdır. Sosyalizmden sonraya erteleyici anlayış kesinlikle mahkum edilmelidir.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 13 Mayıs 2009, 12:06   #5
 
Ümid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 16 Ağustos 2007
Üye No: 1667
Mesajlar: 284
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 Ümid is on a distinguished road
Standart Cevap: İslamiyet’te eşitlik anlayışı

Alıntı:
Proleterya partisinin görevi dine karşı amansız bir savaş açmak ve zora dayalı yöntemler kullanmak değildir. Dinin kökenlerinde ve toplumlar üzerinde bu kadar büyük etki kurmasında tarihsel- derin sosyolojik etmenler vardır. Dini ortadan kaldırmak için baskı yapmak yerine dini ortaya çıkaran koşulların değişmesi , yani maddi üretim ilişkilerinin değişmesi gerekmektedir. Bunun için de bu yönde kitleleri aydınlatıcı yazılar yazmak ve tartıştırmak çok daha önemlidir.

Engels: Tanrıları korkular yarattı der. Gerçekten de aç kalma korkusu, ölme korkusu, yoksulluk ve insanların birşeylere asla sahip olamayacağını bilmesi, onların ölümden sonra başka bir dünya hayalleri kurmalarına yol açtı.

...proleteryanın ideolojisine eğilmelerini sağlamak için bu gerçek abartıya kaçmadan sürekli teşhir edilmeli ve kitleler aydınlatılmalıdır. Sosyalizmden sonraya erteleyici anlayış kesinlikle mahkum edilmelidir.
Engels, Marks'ın o ünlü ''din halkların afyonudur'' cümlesinden hemen önce yazdıklarını basit bir şekilde tarif etmiş. Lafı gelmişken özellikle biz gibi genç kuşakta bayağı bir etki bırakmış ''din halkların afyonudur'' cümlesi yerine keşke başka bir cümle kullansa idi, yazık ki bu cümle bir çokları tarafından yanlış anlaşılıyor. neyse...

Turan Dursun kitaplarında dini özellikle islamiyetin kutsal kitabı kuran-ı kerimi sıkı bir şekilde eleştiriyor. Tarihi veriler ile, mekansal zıtlıklar ile ve hatta kuranda geçen cümle yapıları ile... yapılanlar ile yapılmayanlar ile... Turan Dursun kuran-ı kerimi kitaplarında bitiriyor. Aklı selim herkes bu kitapları okuduktan sonra doğru yolu bulmalı ''allahsızlığa'' doğru en azından bir adım atmalı. Fakat olmuyor, neden?

İnsanı kendine, çevresine, emeğine, emeği ile yarattığına yabancılaştıran sistem, kişiyi ruhsuzlaştırır. Bir mezar taşı satıcısı işleri açılınca sevinir halbu ki üzülmesi gerektir, artık ruhu yok olmuştur. Basım yayında reklam sektörü kaynak israfıdır, fakat çalışanları ve patronu ile basım yayın sektörü kaynak israfına karşı o kadar ruhsuzdur ki işleri durgunlaşınca üzülürler.

Din, dünyanın ruhsuz insanlarına ruh mu oldu. Günlük acımasız yaşantının sonrasında sığınacak mabed mi oldu? Zalimin, gaddarın, ne yaptığını bilmez kendini kaybetmiş insanların umut kapısı mı oldu? Günde yüzlerce kişiyi ağlatan kişinin ağlama duvar mı oldu? Elleri kanlının elini yıkadığı kutsal çeşmesi mi oldu? Garip gurebanın karın doyurmaz ekmeği çorbası, zengin para babasının makarna üstüne serptiği italyan beivilia sosunun fitresi, zekatı, sadakası, iç rahatlatması kendini tatmin etmesi mi oldu?

Din işine de geldi bazılarının... dişlediği insan etini zemzem ile yıkayınca yavrusuna helal tavuk göğsü diye yedirdi. Beyazlardan seçmece iki parti kadın indirip sattı Trabzon'da ********, ''sünnettir sevaptır, ticaretin 1oo de 1oo 'ü helaldir'' dedi.

********

Din, dini insan zihnine yediren maddi koşulların ortadan yokolması ile beraber mevcudiyetini yitirecektir, insan bilincinde... Merdiven altından geçmek uğursuzluktur derler. Günümüzde uğursuzluk ya işten atılmak yada para kaybetmektir. İşten atılmayı da parayıda ortadan kaldırın uğursuzlukta ortadan kalksın merdiven altından geçme batılıda ortadan kalksın.

İnsan, uzun komünist yürüyüşünde kendi mücadelesi ile yaratacağı insan toplumunda dini ne zor ile ne baskı ile hatta tartışarak bile tarihe gömmeyecek, insan olma yolunda iken insanlar insanın özü dünyaya hakim olacak, kendine yabancı tüm sefil ruhlar buharlaşacak.

*********

Din gerçekte kendiliğinden değil insanın haklı mücadelesi sonucunda mecburiyetten yok olacak. Dini yaratan insanı yabancılaştıran koşullar yitip gittiğinden, insana yabancı kurumlar da tarihe karışacak, insana yabancı inançlar da düşüncelerde...

O halde dine karşı savaş, insanın insan olma yolu ile barışıdır.
Dine karşı savaş insanın kendisi ile barışıdır.
Dine karşı savaş düzene karşı savaştır.
Ümid isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 13 Mayıs 2009, 15:06   #6
 
ParTiGiaNo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 09 Temmuz 2008
Üye No: 10360
Mesajlar: 107
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 1
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 ParTiGiaNo is on a distinguished road
Standart Cevap: İslamiyet’te eşitlik anlayışı

Yoldaşın dediği gibi emekçi hakkında hiç bir laf geçmez zenginlik üzerine kurulmuş tamamen sermayeye odaklı bir söümürü sistemi insanlarımız o kadar kanmışki içinden çıkamıyor ayrıyeten kuran her fakirin şanslı olduğunu zenginlere göre cennete gitme şansının daha çok oluduğuna kanaat getirerek insanlarımızı kandırmakta ve ezmekte kaldıki bu düşüncenin neresi eşitlik çi bu kitabın ve dini sistemin ne kadar doğru ne kadar haklı olduğunu gösterir.Zaten bu dinler örneğin hac örneği gibi insanları bu gibi metalara inandırmakta ve bunları putlaştırıp insanlara sunmakta bu yolla sermayesisine sermaye katmakta elbette bu sadece islamiyette değil ortaya çıkmış bütün dinlerin ne amaçla kurulduğunu göstermekte hepsi tekele uygun olarak hareket eden sömürü sistemi ortaya çıkarmıştır ve bu yolla yani insan üretimi kitaplarla insanları hipnoze etmiştir.Baskın kul psikolojisini bu kitap ve mirasçılarıyla insanlara dayatmıştır.Bunu yaparak emekçinin hiç bir hak sahibi olmadığıını tersine hak sahibinin ona anlatılmış tanrının sahibi olduğunu istediğine istediğini verme hakkı vermiştir ki zaten burda tanrının ne kadar eşitsiz bir masal ürünü olduğu görülüyor istediğini yapabilen birini zengin birini fakirleştirebilen,birini cennette hurilerin olduğu sapkın bir yere gönderip birini alevlerin içine atar ama her zman bilesinizki tanrı insan ları ateşe bile atsa bir yandan her zaman kulunu sever ve sevmektedir tabi.Eşitlik diyoruz hele hele bunu islamiyette arıyoruz ne yazık daha dünyaya yeni gelen kadına belirli misyonlar yükletilir ve aktarılır kul olma yolunda.Öyle eşitlik çi bir kitap ki cennete giden erkeğe beraber olacağı kadını seçme hakkı verir fakat ne yazıkki kadına değil seçme hakkı cennette bile erkeğe olan kulluk görevi aktarılır yine sömürülür.Anlayacağınız din deyince 2 defa düşünmemiz gerekir çünki din dünya da bizi sürekli sömüren sürekli kul psikolojisini dayatan pis bir masallar bütünüdür...
ParTiGiaNo isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14 Mayıs 2009, 00:04   #7
 
Gramsci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 09 Kasım 2008
Üye No: 14646
Mesajlar: 977
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
1 Mesaja Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 0 Gramsci is on a distinguished road
Standart Cevap: İslamiyet’te eşitlik anlayışı

Dini korkuların yarattığı bir tez dir .Forumdaki filmler bölümünde Zeitgeist adlı belseldede bahsi geçen dini yaratan "minnettarlık" tır.

Güneşten korkulduğu için ,onları aç bıraktığı için değil,aksine tamda hayat verdiği için tapılmıştır.

Zaten bu tapınma olayı form değiştirmeyip bu halini almasa idi.Güneşe tapınmak gücümüze gitmezdi,neden mi çünkü hayat veriyor

ayrıca ikinci bir tez de dini korku veya minnettarlık gibi hisler değil ,EVRENİ ANLAMLANDIRMA, KOSMOSU TANIMA aktivitesi şekillendirmiştir.

burada takımyıldızlar öne çıkmış eski mısır (orion takım yıldızına),mithrasçılar (perseus takımyıldızına) vs tapmışlardır...

yani gökküredeki olayları dikkatlice takip etmişler güneş yokken bile ışık saçan (ki ışık yılı hesaplamaları bilgileri dahilindedir) yıldızlar onları derınden etkılemiştir.Burada ilksel bilim olan ASTRONOMİ doğmuştur...Eğer din varsa kendini bu ilksel bilime boçludur.Yada bugün bilim varsa bunda kendini cosmosta anlamlandırmak isteyen kişilerin etkisi vardır.
yani din sömürü ilişkileri bile mevzu bahis değilken ,,,varken ama mevzu-bahis değilken vardı.bir anlam içinde toplum içinde idi.topluma bağlı idi.

bugüne gelindiğinde ise yığınlar din kullanılarak kontrol ediliyor,en azından dikkat ve çabaları bir noktada sönümlendiriliyor.

o zaman ne yapmak lazım?dine dinin içinden vurmak lazım kanımca sömürü ilişkileri üzerinde bir eleştiri ile ancak kendi kendimize yazarız burda,ama dışardaki adam sana tanrı demokrat olmak zorundamı?derse ne diyeceğiz

teşekkürler
Gramsci isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14 Mayıs 2009, 00:11   #8
 
flywithme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyeliği durduruldu
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 13 Nisan 2009
Üye No: 20524
Mesajlar: 172
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 flywithme is on a distinguished road
Standart Cevap: İslamiyet’te eşitlik anlayışı

islamiyet su zamanki durumunda ataerkiyi yeniden tureten ve kadını birey olarak gormeyen bi din bence
flywithme isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14 Mayıs 2009, 00:22   #9
 
devrimcigenclik07 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyeliği durduruldu
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 29 Nisan 2009
Üye No: 21150
Mesajlar: 25
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 devrimcigenclik07 is on a distinguished road
Standart Cevap: İslamiyet’te eşitlik anlayışı

din kişiyle tanrı arasında bişeydir.kimsenin dinini yargılamak veya bir dini yargılamak bana yanlış geliyor.her kişi istediğine inanır istediği şeye inanır.din bazı insanlar tarafından kullanılıp insanları sömürdüğü doğrudur.fakat madem herkes eşit herkes özgür buna karışılmamalı.ne zaman din ülkeyi aşırı tehlikeye düşürür ozaman söylediklerinizde haklı olabilirsiniz.ama şu anda tehlike yok bence.en azından 1900 yıllarında ki tehlike yok.bana göre herkes dışarı taşımaması şartıyla istediği ibadeti yapar.dini tehtit olarak görenlere ise söyleyeceğim şey dinden önce abd emperyalizmi vardır.bana göre öncelikli düşman budur.
devrimcigenclik07 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 17 Mayıs 2009, 14:28   #10
 
Gramsci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 09 Kasım 2008
Üye No: 14646
Mesajlar: 977
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
1 Mesaja Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 0 Gramsci is on a distinguished road
Standart Cevap: İslamiyet’te eşitlik anlayışı

bu arada erkut direkçi arkadaş benim yazma sebebim dinin kaynağı üzerine idi,onun dışında dinin kullanımı üzerine sana katılmamak elde değil,
bu konu hakkında kant ;

"Aydınlanma için özgürlükten başka bir şey gerekmez;ve bunun için gerekli olan özgürlük de özgürlüklerin en zararsız olanıdır:Aklı her yönüyle ve her bakımdan çekinmeden kitlenin önünde apaçık olarak kullanmak özgürlüğü.

Ne varki,her yandan : "Düşünmeyin!Aklınızı kullamayın!diye bağırdıklarını işitiyorum.Subay,"Düşünme,eğitimini yap!" Maliyeci,"Düşünme,vergini öde",Din adamı "Düşünme,inan!"diyorlar,

Kant,din bakımından ergin olmayışı ve/ya da dinsel bağlılığı ," herşeyden daha çok tehlikeli ,zararlı ve onur kırıcı..." bulmaktadır.

Server tanilli ise"....Her alanda insan aklının çabalarının genel tablosunu çizen eser ,....insanın ,aklıyla dini ,politikayı ve ahlakı denetleyerek boş inançlardan kendisini kurtarabilirse,dünyayı değiştirmede nasıl yetenekli olabileceğini göstermek ister.
Gramsci isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı


“Hukuk, iktidarın fahişesidir”
Şu Anki Zaman: 04:39.


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.1