Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SİYASET > Politik Gündem

Politik Gündem Güncel Politik Konuların Okunup Tartışıldığı Bölüm


SOL RADYO
Sol Radyo
Get the Flash Player to see this player.


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi Seçim Nabzı.İl İl Değerlendirme
Cevaplar
6
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
1588
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Bookmark and Share LinkBack Seçenekler Stil
Alt 18 Mart 2009, 19:46   #1
 
-. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
-.
Okuyucu
Kullanıcı Profili
Üye No:
Mesajlar: n/a
Teşekkür Grafikleri
Standart Seçim Nabzı.İl İl Değerlendirme


Diyarbakır'da seçim bitmiş gibi



Filiz Koçali ve Veysi Sarısözen'in izlenimleri

Diyarbakır'da DTP'nin önde olduğunu biliyorduk, ama doğrusu bu kadar olduğunun farkında değildik. Diyarbakır'da DTP dışındaki partiler seçim faaliyetlerini il, ilçe binalarından yürütüyorlar. DTP'nin asıl seçim faaliyeti ise seçim büroları üzerinden yürüyor. Aslında diğerleri seçim yarışında da yok. Oysa Diyarbakır'da 12 parti seçime giriyor. Sokakta rastgele sorduğumuz insanlar, DTP ve AKP dışında adayların ismini bile bilmiyor.


Oylar, kimliğe, hizmete, siyasete

Diyarbakır'da iki parti kalmış; AKP ve DTP. AKP'lilerin biraz morali bozuk. DTP'liler ise AKP'yi tabela partisi haline getirmekte kararlı olduklarını söylüyor

Diyarbakır'a kamuoyu araştırmalarının, mitinglerin bilgisiyle geldiğimiz için DTP'nin önde olduğunu biliyorduk ama doğrusu bu kadar olduğunun farkında değildik.

Diyarbakır'da DTP dışındaki partiler seçim faaliyetlerini il, ilçe binalarından yürütüyorlar. Buna da seçim faaliyeti denebilirse... DTP'nin asıl seçim faaliyeti ise seçim büroları üzerinden yürüyor. AKP'nin bir-iki seçim bürosu dışında, diğerlerinin bürosu yok. Aslında diğerleri seçim yarışında da yok. Oysa Diyarbakır'da 12 parti seçime giriyor. Sokakta rastgele sorduğumuz insanlar, DTP ve AKP dışında adayların ismini bile bilmiyor.

AKP'nin bir seçim arabasına rastladık, üzerinde 'Barış, Kardeşlik' vs. yazıyor.

MHP'nin binasında adayın fotoğrafının yanında 'Birlikte yöneteceğiz' sözleri yer alıyor. Ey Diyarbakır sen nelere kadirsin! Kutbettin Arzu'yu 'barış'tan, MHP'liyi 'birlikte yönetmekten' söz ettiriyorsun.

Sokaklarda DTP'nin hakimiyeti var.

Hem hizmet, hem siyaset

Burada tuhaf bir tartışma konusu var: Siyaset. Sanki seçimlere giren partiler, siyasi partiler değilmiş gibi Kutbettin Arzu, Osman Baydemir'i siyaset yapmakla suçluyor. Bir Diyarbakırlı diyor ki, 'Arzu AKP adayı olduğunu unutmuş, kendisini hala Diyarbakır Ticaret Odası Başkanı sanıyor.'

Büyükşehir Belediyesi'nin hizmetinden herkes memnun. AKP'ye oy vereceğini söyleyenler bile, Baydemir için 'çalmaz, çırpmaz' diyor, hizmetlerinin iyi olduğunu, su sorununu kökten çözdüğünü söylüyor: 'Aç musluğu iç suyu...'

Kutbettin Arzu'dan söz edene de hiç rastlamadık. AKP'ye oy verecek olan, oyunu Tayyip Erdoğan'a vereceğini söylüyor. Vermeyen de Erdoğan'a öfkelendiği için vermiyor. Dolayısıyla Kutbettin Arzu'nun 'siyaset' söz konusu olduğunda da, 'hizmet' söz konusu olduğunda da şansı yok.

Kutbettin Arzu'nun neden 'siyaset konuşmayalım' dediği belli. Çünkü burada AKP'nin siyasetine müthiş bir öfke var. Geçtiğimiz seçimlerde AKP'ye oy vermiş pek çok kişi bu seçimde oy vermeyeceğini açık açık ilan ediyor. O nedenle Arzu, AKP siyasetini savunup da rezil olmamak için, Baydemir'e 'Sen de siyaset yapma' diyor. Baydemir ise, DTP siyasetini göğsünü gere gere savunuyor.

'AKP fark ettirmeden çalışıyor'

Merkez ilçelerin hepsi, Bağlar, Yenişehir, Sur, Kayapınar DTP'li. İstanbul'da 'AKP, Sur ve Yenişehir'e yükleniyor' söylentisi dolaşıyordu. Biz de AKP'yi biraz olsun görebilmek için Sur ve Yenişehir'de dolaştık, oralarda da göze görünür bir faaliyeti yok.

'Nasıl çalışıyorlar' diye soruyoruz. 'Fark ettirmeden' çalışıyorlarmış. Ev ev dolaşıyorlarmış. Bir de tabii 'Valilik çalışıyor' diyorlar. Yani AKP gizli, Valilik açık çalışıyor Diyarbakır'da... Sanki Valilik devlet, AKP 'derin devlet'...

AKP'liler de DTP'ye emanet oy verecekmiş

Başı takkeli, ak sakallı bir imamla konuşmamız çok ilginç oldu. İsminin açıklamasını istemedi, hele resminin çekilmesini günahtır diyerek önledi. Söylediği şu: 'Ben AKP'liyim. Geçen seçimde DTP'liler bize emanet oy verdiler. Bu defa da ben oyumu emaneten DTP'ye vereceğim. Nasılsa bu mahalli seçimdir. AKP'nin Diyarbakır'da yenilmesi onu iktidardan etmez. Ama terbiye eder. Tayyip Erdoğan kardeşimin ağzı bozuldu çünkü... Düzeltsin, gelecek seçimde oyumu tekrar alır...'

'Yardımları alıyorlar, oy vermeyecekler'

Geçen seçimlerde AKP'nin dağıttığı yardımların halkın arasında bir kırılma, bir bölünme yarattığını gözlemlemiştik. Bu seçimlerde bu sorun aşılmış. Şimdi ne yardım almayanlar alanları kınıyor ne de yardım alanlar kendilerini oy vermek zorunda hissediyor.

Ev ev seçim çalışması yürütenler anlatıyorlar: 'Artık halkımız bu dağıtılan yardımların, yardım değil hak olduğunu anladı. Şimdi hem yardımı alacaklar hem de oy vermeyecekler.'

'Ahmet Türk'ün konuşması kesilince...'

Yine bize İstanbul'dan AKP'ye oy kazandırır gibi gözüken TRT 6, kimi kesimler üzerinde kısmen etkili olsa da, Ahmet Türk'ün Meclis'te Kürtçe konuşmasından sonra etkisini kaybetmiş.

Yine ev ev çalışma yürütenler anlatıyorlar: 'Başlangıçta, TRT 6'nın bir seçim yatırımı olduğunu söylediğimizde pek ikna olmayanlar, TRT 3 Ahmet Türk'ün konuşmasını kesince durumu anladılar.'

İki silah da geri tepti

Yani AKP'nin bu seçimdeki iki silahı, yardımlar ve TRT 6, Diyarbakır'da çok etkili olacağa benzemiyor. Kısacası, Diyarbakır'da ibre Baydemir'den ve DTP'den yana gözüküyor. Hem de kuvvetli bir biçimde.


Nesli tükenenlerin partisi: AKP

Diyarbakır'ın en yoksul mahallelerinden Gündoğan Mahallesi'ne geldik. DTP seçim merkezini arayıp bulduk. Kapıdan girdik.

DTP'liler, genci, ihtiyarıyla bir sobanın etrafında halka olmuş sohbet ediyorlardı. Selamlaştık. Bize yer gösterdiler. Oturduk. Bazıları avuçlarını sobaya doğru çevirmiş ısınıyor. Isınıyor ama, biz pek bir sıcaklık hissedemiyoruz. Elimi uzatıyorum. Isı artmıyor. Sonunda yanmamak için dikkatle şöyle bir dokunup, elimi çekiyorum. O da ne? Soba buz gibi...

DTP'liler gülüyor. 'Sanal ısınma mı?' diye soruyoruz. 'Hayır, diyorlar, Tayyip Erdoğan'a mesaj veriyoruz...'

'Nasıl bir mesaj bu?'

'Anlamlı bir mesaj' diyor muzip bir DTP'li genç. 'Yani diyoruz ki, senin kömürüne ihtiyacımız yoktur. Biz, yanmayan sobayla ısınmasını, kaynamayan aşla karın doyurmasını, olmayan buzdolabıyla ayran soğutmasını, verilmeyen çamaşır makinesiyle kentimizi kirleten zorbaların pisliklerini temizlemesini biliriz.'

Genç konuşmasını bitirdiğinde bir de ne görelim, biz de sobanın ateşinden kan ter içinde kalmamış mıyız? Özgürlüğün ateşi basbayağı sıcak oluyor.

Gencin biri konuşuyor: 'AKP bu seçimde olmasa da birkaç yıla kadar biter.'

Benim yüzüme anlamlı anlamlı bakarak konuşuyor:

'Bu AKP'liler genellikle bizlerin dedeleridir, yaşlanmışlardır, Allah gecinden versin, bunların nesli tükenmektedir. Birkaç yıla kalmaz, bu nesil tükenince AKP de tükenecektir.'

Etraftakiler gülüyor. Belli ki, beni de nesli tükenenler arasında görüyorlar. İçlerinden biri insafa geliyor:

'Sizin gibilere Allah uzun ömür versin hocam...'

'Sağol' diyoruz ve oradan ayrılıyoruz...

'Karıncadır göremezsin'

Sur Belediyesi 'Gazi Belediye'... Biz, Abdullah Demirbaş'ın da 'Şehit Belediye Başkanı' olduğunu sanıyorduk. Meğer değilmiş. Hükümetin İçişleri Bakanı onu halkın seçtiği yerden almış, görevine son vermiş, onun yerinde Fethullahçı olduğu söylenen Ahmet Aydın son günlere kadar oturmuş... Ama Abdullah Demirbaş hem yaşıyor hem de savaşıyormuş... Şimdi yeniden aday.

Sorduk: Üç gündür Diyarbakır'ı dolaşıyoruz, AKP adayı Kutbettin Arzu'yu bir türlü göremedik... Nerededir bu Arzu?

Aralarından biri yüksek sesle konuştu: 'Göremezsiniz, karıncadır, koca Diyarbakır'da kim bilir hangi deliğe girmiştir.'

Hep birlikte gülüyoruz. Konuşan devam ediyor: 'Ayıp değil mi, koskaca Başbakansın, Diyarbakır'a aday gösterdiğin adama karınca diyorsun. Onu hiç yerine koyuyorsun. Yazık...'

İstanbul'da 'atom karınca' dendiğinde anlaşılan başka, Diyarbakır'da 'atom karınca' dendiğinde anlaşılan başka oluyor. İstanbul'da dinleyenlerin aklına bir 'çizgi film kahramanı' gelirken, Diyarbakır'da bir gün bile çocuk çizgi filmi seyretmeden, taş atarak, panzerlerin önünde koşarak, dayak yiyerek, hatta satırla parçalanarak büyüyen Kürt insanı, 'atom matom' anlamıyor. Başbakan'ın kendi adayına karınca demesini, 'AKP'li bile olsa, Kürdü böcek yerine koyan ırkçı bir tutum' olarak görüyor...

'Rehavet ve ihanet'

Diyarbakır kendinden emin. Kimle konuştuysak, seçimleri kazanmaktan değil de, oyları arttırmaktan, daha hızlı olanlar da AKP'yi sandığa gömüp, barajın bile altına düşürmekten söz ediyor.

Çıta yüksek...

Çıta yüksek ama, o çıtayı aşmak için çalışmak gerekiyor.

Diyarbakır'da gözle görülür bir rehavet var. 'Nasılsa alacağız' rehaveti.

Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, bu duruma kafiyeli bir yanıt üretmiş: 'Seçimde rehavet, seçime ihanet' diyor...

Baydemir'le birlikte katıldığımız Gün TV programında Baydemir bu kafiyeli uyarının yanı sıra, gerginlikten medet uman, gerginliği fırsat bilip, kentteki binlerce polise ek, on bin polisi daha stratejik bir seçim bölgesine yığarak, onlara oy kullandırmak isteyen AKP'nin provokasyonlarına karşı da uyardı.

'Çocuklara para verip kendilerini taşlatıyorlar. Atılacak her taş, benim başımı yarar.'

Demek ki, Diyarbakır'da DTP'nin en büyük derdi 'rehavet' ve bir de 'provokasyon'...

'Sandık güvenliği' diye sorduğumuz zaman, yanıt çok açık: Gerekli önlemleri almışlar. Daha önemlisi, sandıklarda halkın oy namusuna el uzatılmasına karşı söylemleri çok kesin. Böyle bir teşebbüse Diyarbakırlının tepkisi öylesine sert olabilir ki, sandığı delip birkaç oy çalmak isteyenler, yaptıklarına pişman olurlar...

Diyarbakırlının 'rehaveti' kimseyi heveslendirmesin.

O yüksek çıtayı aşmak için, köşesinde güç toplayan yüksek atlama şampiyonuna çok benziyor...


DİYARBAKIR'DAN İKİ ŞOFÖR

Vedat Taşdemir, 33 yaşında, Bingöllü

'Erdoğan'a oy vereceğim'

Kime oy vereceksiniz?

AKP'ye

Neden?

DTP siyaset yapıyor, biz hizmet bekliyoruz.

AKP belediyeleri başarılı mı? Siirt'te, Bingöl'de çok şikayetler var.

Doğru, Siirt'te aday iyi değil. Bingöl'de de milletvekilleri yiyor.

Hizmet diyorsunuz ama AKP'nin hizmeti ortada.

Ben Erdoğan'a oy vereceğim.

Baydemir iyi mi, Bingöl'dekiler gibi yiyor mu?

Yok yemiyor, iyi insan ama bölücü siyaset yapıyor. Ne gerek var siyasete?

AKP iyi belediyecilik yapmıyor ama sen yine AKP'ye oy vereceksin. Bu siyaset değil mi?

Valla ben Erdoğancıyım.

'Bizim parti, DTP'dir'

Şeyhmus (Soyadını yazmamızı istemedi), 45 yaşında, Diyarbakırlı

Burada seçimi kim alır?

Yüzde 50, yüzde 50.

Siz kime oy vereceksiniz?

Kararsızım.

Baydemir iyi başkan mı?

İyidir, çalışkandır.

İyiyse seçim niye ortada?

Başbakan'ın mitingi kalabalık diye söylüyorum.

Biz televizyonda izledik, kalabalık değildi.

Yağmur vardı, ondan.

Newrozlarda da yağmur oluyor ama kalabalık oluyor.

O bizim bayramımızdır. Siz yabancı değilsiniz galiba.

Değiliz, Günlük Gazetesi'ndeniz.

Televizyonda gördüm gazeteyi. Kusura bakmayın, bizim başımıza neler geldi, ticari taksiyiz, ekmek paramız. Siz de Polis Okulu'nun oraya gittiğiniz için şey sandım.

Kime oy vereceksiniz?

Bizim partiye.

Sizin parti hangisi?

Bizim parti DTP'dir.


'Geçen seçimde AKP'ye verdik, şimdi kendi partimize vereceğiz'

Geçtiğimiz seçimlerde AKP'ye oy vermiş iki yeni DTP'liyle konuşuyoruz. Ömer Dilek, AKP'nin kurucu üyelerinden. Korkut Özal'ın Genel Başkanlığı sırasında DP'nin Sur Belediye Başkan adayıymış. Geçtiğimiz seçimlerde de AKP'ye oy vermiş, AKP için çalışmış. Dilek, toptan gıda işiyle uğraşıyor. 100 hanelik ailesi varmış, 'Her birini 9-10 kişiden hesaplayın' diyor. Hepsi DTP'ye oy verecekmiş, dahası DTP için çalışacakmış:

'AKP, bu soruna çözüm getirecek diye oy verdim. Korkut Özal'la çalışmamın nedeni de buydu. Ama sistem partileri bizden aldığı oyla başımıza geliyor, sonra da başımıza kalıyor. Bizden artık yüzde 30, 40 da almasınlar. Bir tek oyumuzu onlara vermeyelim.'

'Damdan düşen, damdan düşeni anlar dedik'

Dilek, Erdoğan için 'Bizim dini duygularımıza hitap etti, 'Soruna çözüm getireceğim' dedi. Biz de 'Cumhuriyet tarafından dışlanan parti, damdan düşen damdan düşenin halini anlar' dedik. Oy verdik, çalıştık' diyor.

'Avrupa'da benden aldığı oyla konuşuyor'

Ömer Dilek'i en çok etkileyen şey, Erdoğan'ın Avrupa'da 'Kürtleri ben temsil ediyorum' demesiymiş. 'Benden aldığı oyla, 'Kürtleri ben temsil ediyorum' diyor, sonra da Kürtler için hiçbir şey yapmıyor. Bu benim çok gücüme gitti' diyor.


'Başbakan Diyarbakır'da 'Kürt sorunu', Ankara'da 'terör' diyor'

Mehmet Gündüz, emekli, 52 yaşında, 12 çocuğu var. Daha önceleri oyunu Anavatan Partisi'ne veriyormuş, geçen seçimde AKP'ye vermiş. Şimdi 'Allah'ın izniyle kendi partimiz bildiğimiz DTP'ye vereceğiz' diyor. Gündüz'ün kalabalık bir ailesi var. Ailesinin tümünü de ikna etmiş.

'İktidar partisi olduğu için, güçlü bir parti olduğu için oy verdik. Buraya geldi, milletin içinde bazı sözler sarf etti. 'Kürt sorunu benim sorunumdur, Türkiye'ye barış getireceğim' dedi. Hepimiz ailecek canla başla çalıştık. Analar ağlamasın, asker de, gerilla da ölmesin diye. Erdoğan sonra geri adım attı. Diyarbakır'da 'Kürt sorunu' diyor, Ankara'da 'terör' diyor. İkiyüzlü parti, burada başka, orada başka konuşuyor. Tezkereyi çıkardı, buraya cenazeler geldi, moralimiz bozuldu. Bir yandan televizyon açıyor, bir yandan Kürtçe yasak. Ceza veriyor. Bütün Kürtçe kanalları serbest bıraksın. Ahmet Türk'ün konuşmasını kestiklerinde konu komşu arasında itiraz eden de ikna oldu. Ahmet Türk'ü konuşturmayınca ben de çok sinirlendim. En demokratik parti DTP, en doğru yol DTP. Kürt sorununu da DTP çözer.'

GÜNLÜK GAZETESİ
  Alıntı ile Cevapla
Alt 18 Mart 2009, 19:47   #2
 
-. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
-.
Okuyucu
Kullanıcı Profili
Üye No:
Mesajlar: n/a
Teşekkür Grafikleri
Standart Cevap: Seçim Nabzı.İl İl Değerlendirme



Van hem hizmet hem barış istiyor


Seçim sonuçlarının en çok önemsendiği illerin başında Van geliyor. AKP'nin 2004 seçimlerinde kazandığı belediyeyi koruyup koruyamayacağı birçok kesim tarafından dikkatle izleniyor. DTP ile AKP arasında geçecek seçim yarışında belediyenin el değiştirmesi, sadece yerel bir anlam ifade etmeyecek, aynı zamanda bölgesel bir temsil tartışmasına da şekil verecek. Diyarbakır Belediyesi'ni DTP'den almak iddiası ile yerel seçimlere yüklenen iktidar partisinin artık bu yönde bir iddia ve beklentisinin kalmadığında herkes hemfikir. Seçimler yaklaştıkça tartışmanın odağına DTP'li belediyelerin AKP'ye geçmesi değil, tam tersine iktidar partisinin elindeki kimi belediyeleri başta DTP olmak üzere diğer partilere kaptırması yerleşiyor. Erzurum, Malatya gibi şehirlerde bile geçen seçimlerde elde ettiği başarıyı koruyamayacağı düşünülen AKP, Urfa, Kars seçimlerinde kendi seçtirdiği belediye başkanlarıyla da yarışmak zorunda kalıyor. Ağrı'da SP ve DTP, Iğdır'da MHP ve DTP belediyeyi kazanmaya en az AKP kadar yakın gözüküyor. Siirt seçimleri sembolik bir anlam ifade ediyor ve neredeyse AKP'nin kaybedeceğine kesin gözüyle bakılıyor. Bitlis gibi muhafazakar seçmenin en yoğun olduğu şehirlerde bile DTP seçim yarışının son kulvarına AKP'den önde giriyor.

Burhan Yenigün ısrarı

Bölge'de Diyarbakır'dan sonra en önemli merkez konumunda olan Van'da AKP'nin mevcut belediye başkanı ile seçime girmesi herkes için sürpriz olmuş. Başbakan'ın ilk açıkladığı belediye başkan adaylarından birisi olan Yenigün ismi başta AKP'liler olmak üzere herkesi şaşırtmış. Şehirde herkes, mevcut belediye başkanının yeniden aday yapılmasının, belediyenin DTP'ye teslim edilmek istendiği biçiminde yorumlanacağını ifade ediyor. 2004 yılında Erdoğan'ın kefil olarak destek istediği Burhan Yenigün, iktidar imkanlarının avantajlarını bile halka yansıtamamış, taşıyamamış. Şehri dolaştığınızda iktidar partisine ait bir belediye olduğuna inanmakta zorlanıyorsunuz. Özellikle yollar ve kaldırımlar çarşı merkezinde bile içler acısı vaziyette. Kenar mahalleleri ifade etmeye hacet yok. Ceketimi koysam kazanırım anlayışına Bölge'de en büyük tepkiyi Urfalılar verdi ama aslında bu durum en çok Van'da kendini hissettiriyor. Yeni bir adayla girilmesi durumunda çok daha büyük başarı elde edileceğine kesin gözüyle bakılırken mevcut belediye başkanında ısrar edilmesini 'tamamen duygusal' ilişkilere bağlıyor görüştüğümüz Vanlılar.

29 Mart'ta Çelik referandumu

Belediye yönetiminde Çelik Ailesi'nin etkisi konusunda bugüne kadar yazılıp çizilenler ortada ve hiçbir ciddi cevap verme ihtiyacı bile hissedilmemiş. Büyük ihalelerde aslan payının verildiği adreslere iz süren yerel medya, fotoğrafı bütün çıplaklığıyla Van halkının önüne koymuş her seferinde. Belediye hizmetlerinden alınan harç miktarlarının yüksekliği diğer şehirlerle kıyaslanmayacak boyutlarda. Rüşvet konusu artık neredeyse kanıksanmış ve olağan bir durum gibi konuşuluyor. Belediye borçları konusunda yapılan açıklamalar inandırıcılıktan uzak. Maaşlarını alamayan işçilerin eylemleri Türkiye kamuoyunda uzun süre konuşuldu. Bütün bunları bile bile Erdoğan'ın, Burhan Yenigün'ü yeniden aday göstermesi tümüyle Bakan Hüseyin Çelik'in ısrarına bağlanıyor. AKP içerisinde bile konuşulan rahatsızlıklar, itirazlar dikkate alınmamış gözüküyor aday belirleme sürecinde. Zaten seçim kampanyasını doğrudan Bakan Çelik'in yönetmesi de bu durumu gözler önüne seriyor. Siyasal hayatına başlamadan önceki mal varlığıyla bugün yakın akrabaları ile birlikte hükmettiği sermayeyi karşılaştırdığında durumu çok net biçimde okuyor Van halkı.

AKP kazanırsa Erdoğan mı yönetecek

Sadece Belediye Başkanı değil doğrudan Çelik Ailesi'nin de haklarında konuşulan iddialar bir izlenim yazısını aşacak boyutlarda. Bu durumun farkında olan AKP'liler seçim çalışmalarında Belediye Başkanı'ndan çok, doğrudan Erdoğan'a oy istiyorlar. Seçim panolarında Burhan Yenigün'den çok Erdoğan resimleri dikkat çekiyor. Tabii AKP'nin belediyeyi kaybetmesi durumunda faturanın kime kesileceğini tahmin etmek zor değil. Yerel seçimlerden sonra muhtemel bir kabine değişikliğinin gündeme gelmesi durumunda Van seçimleri Hüseyin Çelik'in siyasi kariyerini de belirleyecek nitelikte.

'İktidar partisine oy verirseniz daha çok hizmet alırsınız' söyleminin Van'da hiçbir inandırıcılığı olmayacağını bilen AKP'liler, burada da doğrudan kadınlara yönelik sosyal yardımlar üzerinden seçim kampanyalarını sürdürüyorlar. Ankara'dan belediyeye gönderilen kaynakların verimsiz ve şüpheli kullanımı ileriye dönük vaat ve taahhütleri anlamsız kılıyor. Geçmiş beş yılı değerlendiren herkes AKP'nin kazanması halinde, bu durumun bundan sonra da devam edeceğinin farkında.

SP ve CHP için kritik seçim

Bu seçimler bundan sonra ortaya çıkacak tablo açısından çok kritik bir önem taşıyor. Geçmiş yıllarda şehirde önemli oy almış partiler bu seçimlerde tümüyle silinirlerse bundan sonra toparlanmaları, iddia sahibi olmaları imkansız gözüküyor. DSP, MHP, CHP bu açıdan tam bir eşikteler. Ancak hepsinden önemlisi bu seçimde Saadet Partisi'nin alacağı oy miktarı. Numan Kurtulmuş yönetiminin partide söz sahibi olabilmesi için bu ilk sınav sembolik olarak büyük bir önem taşıyor. SP yönetimi AKP karşısında ciddiye alınabilecek oyu alma şansına en çok Bölge illerinde sahip. Van'da son anda SP'nin DTP'ye karşı AKP yanında saf tutacağı söylentileri dolaşsa da bu çok inandırıcı ve kolay gözükmüyor. Daha önce Refah Partisi döneminde belediyeyi de kazanmış bir geleneğin, bu seçimde alacağı oy, bundan sonra var olabilmesinin de göstergesi olacak. Dahası Ağrı, Van gibi şehirlerde SP'nin alacağı oy sadece Kurtulmuş yönetiminin rüştünü ispat etmesi açısından değil Bölge'de DTP'ye karşı tek alternatif olarak görülen AKP'nin konumunu tartışılır kılması açısından da anlamlı. Başta güvenlik görevlileri olmak üzere yerli halkın dışındaki seçmenlerin oylarını ne yönde kullanacağı da bundan sonraki göstergeler açısından belirleyici olacak.

DTP ve Bekir Kaya

DTP, şehirde adayını en son belirleyen parti olması ile de bu konuyu ne denli önemsediğini gösteriyor. Van Belediyesi'ni kazanmanın, Kürt sorununun çözüm süreci başta olmak üzere birçok ülke genelindeki gelişme üzerinde etkili olacağını tahmin etmek zor değil. DTP yönetimi bunun farkında ve bu seçimi kazanmanın ortaya çıkaracağı umut ve motivasyonu gayet açık biçimde görebiliyor. 8 Mart Kadınlar Günü gösterileri ve Ahmet Türk ile beraberindekileri karşılama konvoyunun büyük bir mitinge dönüşmüş olması kitlesel heyecan ve beklentiyi de gözler önüne seriyor. Newroz kutlamalarının da fiilen siyasal bir gövde gösterisine dönüşeceğini tahmin eden Van bürokrasisi, önce törenleri ortaklaştırma girişiminde bulunmuş, buna ilgi göremeyince alternatif tören hazırlıklarına başlamış.

2008 ve sonrasında kimi gösterilerde ortaya çıkan manzaranın yeniden yaşanmaması için valilik ve emniyet yetkilileri de daha dikkatli davranma ihtiyacı hissediyorlar. DTP yönetimi halka ve esnafa zarar verecek davranışlar konusunda peşinen tavır alıyor ve provokasyon niteliğindeki girişimlere karşı kitlesini uyarıyor.

29 Mart seçim güvenliği konusu DTP açısında büyük önem ifade ediyor. Daha önceki yıllarda yaşanmış olan sandık hileleri ve olası baskılara karşı güçlü bir organize olma ihtiyacı hissediyor.


Burhan Yenigün çalışma değil 'çalma' ekibi kurdu

Murat Dimen (Esnaf): Benim yeraltı çarşısında dükkanım var. 5 yıldır neredeyse her gün belediyeye uğradım. Yeraltı çarşı esnafının sorunları bir değil, iki değil hangi birini anlatayım. Özellikle kışın yağan kar ve yağmur suları olduğu gibi kapalı çarşı tavanından dükkanlarımıza akıyor. İçerde oturamaz duruma geldik ama belediye bir kere olsun 'Sizin derdiniz ne' dememiştir. Esnafa bu denli duyarsız kalan bir belediye halka hiç bakar mı, bakmaz. Kentte kanalizasyon başta olmak üzere, yol, su, temizlik adına ne ararsanız yok. 5 yılda bir arpa yol gitmeyen belediye adını hizmet yerine yolsuzluk, hırsızlık, yandaşçılık ve usulsuz yapılan ihalelerle duyurmuştur.

Zikri Dalgıç (İşletmeci):
Burhan Yenigün belediyeyi kendi yandaşları ve yakınlarına resmen peşkeş çektirmiş. Hırsızlık yapmayan bir belediye istiyoruz. Yoksulun, mağdurun hakkını yemeyen, ona kol kanat geren bir anlayışla hareket etmeli. Sen şu düşünceye sahipsin, sen şu kimliğe sahipsin diye yaklaşmak yerine kim ne olursa olsun eşit ve tarafsız yaklaşmalı. Öyle kömür, beyez eşya, gıda dağıtmakla halkı kandıran bir belediye olmamalı.

İbrahim Sungur (Emekli Öğretmen):
Van Belediyesi'nin 5 yıl içinde kısa, orta ve uzun vadede hiçbir hizmeti olmamıştır. Göreve başlayan her belediye başkanı çalışma ekibini kurar. Burhan Yenigün, çalışma değil 'Çalma' ekibini iyi kurmuş. Çocuk, kadın, gençlere yönelik projeler yapmalı. Spor kompleksleri, çocuk parkları yani sosyal projeleri olmalı. Turizme hazır hale getirilmeli. Şehir çöpünü enerjiye dönüştürecek projeler yapılmalı. Kentimiz gelmiş geçmiş birçok medeniyetlere başkentlik etmiş. Bu şehri en azından festivallerle dünyaya tanıtmalı. Van dünya ticaret ve inanç merkezi haline getirilmeli. Mesela Van İncikefal Balığı hiçbir yerde yok. Bu balık dünya piyasasına sürülmeli.

Mehmet Kaya (Mütahit):
Burhan Yenigün, 5 yıllık vaktini evinde uyuyarak geçirseydi daha iyi olurdu. Hırsızlıkla meşkul olup belediyeyi talan etmiştir. Belediye Başkanı koltuğundan başka satacak bir şeyi elinde kalmamıştır. Kağıt üzerinden ihaleler yapıp, faturalar kesmişler ama ortada ne ihale var ne de paralar. Kent felç durumda. Asfalt çalışmaları yaptık diyorlar. Kışın ortasında karda yapılan yol yamasının ömrü ne kadar olur. Hala bu belediyeye oy vereceklere şaşıyorum.

Kaya'nın işi hem kolay hem zor

Van halkı Kürt sorununun barışçıl çözümü ile etkin belediye hizmeti alma ihtiyacını birbirinden ayırt ederek ele almak istemiyor. Yani hem iyi bir belediye başkanı seçmek istiyor hem de ulusal sorunlara duyarlı bir siyasal tercih ortaya koymak istiyor. Daha önceki seçimlerde iktidar partisine tanınan kredinin iyi kullanılmadığının, önemli bir fırsatın kaçırıldığının herkes farkında.

DTP'nin Bölge'de alacağı oy ve kazandığı belediye sayısının önümüzdeki süreçte ortaya çıkacak muhtemel gelişmeler üzerindeki belirleyici rolünü bilerek sandığa gidecek Vanlılar. Çatışmaların devam etmesi ve çözümsüzlükte ısrar edilmesinin şehir yaşamını ne denli can yakıcı biçimde etkilediğini defalarca tecrübe etmiş bir psikoloji içerisindeler.

Yerel yönetimlerde verilecek sınavın ilk genel seçim üzerindeki etkisinin ağırlığını şimdiden hissetmek çok daha sorumlu davranmayı zorunlu kılıyor. DTP adayı Avukat Bekir Kaya, bunun farkında olduğunu söylemlerine, ilişkilerine yansıtan bir isim. DTP'li belediyelerin üzerindeki sorumluluğun belediyecilik yapmanın ötesinde bir anlam ifade ettiğini de biliyor, Van halkının kaliteli hizmet alma talebini de görüyor.

Özellikle şehirde kendisini çok açık biçimde hissettiren işsizlik sorununun çözümüne de katkı sunabilecek projelerden bahsediyor. Kentin kültür ve turizm imkanlarının daha etkin hale getirilmesi, altyapı hizmetleri, kadın sağlık merkezleri, büyük bir terminal ihtiyacı, sosyal hizmetler için belediye bünyesinde bir yapılanma, Van Gölü'ne yönelik çevre arıtma çalışmaları, gençlik ve spor merkezi eksikleri Kaya'nın gündemindeki öncelikli konular arasında yer alıyor.

Tabii bütün bunları yapabilmek için şeffaf, hesap verebilir, katılımcı, adil bir belediyecilik anlayışının zorunlu olduğunun da altını çiziyor.

Seçimleri kazanma ihtimali en yüksek aday konumundaki Kaya'nın işi hem çok kolay hem çok zor gözüküyor. Çok kolay çünkü, iktidar imkanlarına rağmen bu denli başarısız bir yönetimden sonra her çabayı Van halkı kolayca görecek ve DTP'nin başarı hanesine kaydedecek. Çok zor, çünkü belediye borçları başta olmak üzere nasıl bir yükün miras bırakılacağını bilen yok.

Aslında 29 Mart'ta DTP'nin seçimleri kazanma zorunluluğu karşısında her şey teferruat durumunda.

Günlük Gazetesi
  Alıntı ile Cevapla
Alt 18 Mart 2009, 19:48   #3
 
-. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
-.
Okuyucu
Kullanıcı Profili
Üye No:
Mesajlar: n/a
Teşekkür Grafikleri
Standart Cevap: Seçim Nabzı.İl İl Değerlendirme



Batman'da ha devlet ha AKP


Filiz Koçali - Veysi Sarısözen'in izlenimleri

Etrafta dolaşan 'Başbakan Diyarbakır'ı istiyorum diyor ama asıl Batman'a yükleniyorlar' sözünün etkisiyle Batman'a gidiyoruz. Batman'a nasıl yükleniyor diye soruyoruz. Aldığımız yanıt hep aynı: Valilik çok yardım dağıtıyor.

AKP, güya PKK'yi tasfiye etmek için DTP'ye, Hizbullah'ı tasfiye etmek için de Saadet'e karşı elindeki bütün imkanları kullanıyor. AKP tıpkı devlet gibi 'bölücülüğe ve irticaya karşı savaşıyor'... Aslında devlet de AKP gibi...

AKP Batman'da devlet gibi:'Bölücülüğe' ve 'irticaya' karşı

2007 seçimlerinde AKP ile DTP'nin neredeyse eşit oy almış olması Başbakan'ı umutlandırmış. Etrafta dolaşan 'Başbakan Diyarbakır'ı istiyorum diyor ama asıl Batman'a yükleniyorlar' sözünün etkisiyle Batman'a gidiyoruz. Tıpkı Diyarbakır'da olduğu gibi Batman'da da DTP dışındaki partiler seçim bürosu açmamışlar. AKP'nin tek seçim bürosunun önünde bir grup oturuyor. Önce sağa sola bu AKP ne yapıyor, nasıl çalışıyor? Batman'a nasıl yükleniyor diye soruyoruz. Aldığımız yanıt hep aynı: Valilik çok yardım dağıtıyor.

Batmanlı büyük düşünüyor

'Sen Batmansın Büyük Düşün'... AKP'nin sloganı bu... Batman'ın büyük düşünmesini isteyen AKP, Batmanlı'yı küçük görüyor... Valilikle işbirliği halinde vatandaşlara kömür, makarna, beyaz eşya dağıtıyor... Bir de çek meselesi var... 350 liralık çekle Batmanlı'nın oyunu satın almaya kalkışan AKP, şimdi kalkmış Batmanlı'ya 'büyük düşün' diyor. 350 liralık düşünce büyük olur mu?

Bir Batmanlı anlattı: 'Evimize geldiler. Elime 350 liralık çeki tutuşturdular. 350 lira azdır dedim. Şaşırdılar... Niye, diye sordular. Ben de onlara 'siz 'büyük düşün' demiyor musunuz, dedim, ben Batman'ım büyük düşünüyorum, 350 lira azdır diyorum...' AKP'liler bana kızdılar.

Çeki aldın mı? Diye sorduk. 'Tövbe ben almamışım, onlar buraya koymuş' diyerek, bıyığını, sakalını sıvazlayıp güldü...

Batmanlı gerçekten büyük düşünüyor...

Yardımlar alınabilir!

Valilik 2007 seçimlerinden hemen sonra dağıtımlara başlamış. Pek çok aileyi maaşa bağlamış. İki ayda bir verilen 100 lira birden bire ayda 350'ye çıkmış. Valilik yardımları tıpkı Diyarbakır'da olduğu gibi burada da, geçen seçimden farklı yorumlanıyor. Başbakan her ne kadar 'dinimizde sadaka var' dese de, halkın çoğunluğu dağıtılanların aslında hakkı olduğunun farkında. Tabii DTP'li olduğu bilinen ailelere çek, makarna, kömür verilmiyor ama DTP'ye oy verecek pek çok kişi bu defa dağıtılanları gönül rahatlığıyla alıyor ve aldıkları karşısında da kendisini oy vermek zorunda hissetmiyor.

Devletin adayı

CHP bir sigorta şirketini kullanıyor seçim merkezi olarak... Ne bir slogan, ne bir söz... Altı Ok ile CHP yazısı, hepsi o kadar. CHP teslim bayrağını çekmiş... Biz de yolda önümüze gelene soruyoruz:

'CHP'nin Batman Belediye Başkan adayı kimdir?' Bilen yok... 'MHP'nin Batman Belediye Başkan adayı kimdir?' Onu da bilen yok. Vatandaşlar düşünüyor, düşünüyor, 'Bilmiyoruz' diyorlar. Nihayet içlerinden birisi, 'Ben biliyorum' dedi.

'Kimdir?' diye sorduk. 'Kim olacak? CHP adayı Ziver Özdemir'dir. MHP adayı da, DP adayı da, ANAP adayı da Ziver Özdemir'dir... Burada böyledir, Ergenekon'un da adayı Ziver Özdemir'dir... Paşaların adayı da Ziver Özdemir'dir... Bu Ziver Özdemir, Batman'da devletin adayıdır...' Başımıza toplananlardan biri bunları dinledikten sonra şöyle dedi: 'Vah, öyleyse Kürtlüğüne yazıktır...'

Gerçekten AKP adayı Ziver Özdemir kimdir? AKP'nin adayı Ziver Özdemir Hapisbini aşiretinden. Aşiretin yarısından fazlası DTP'yi destekliyor, Ziver Özdemir'in tuğla fabrikası var. Onun için, ancak fabrikada çalışanlar ya da iş imkanı sağlanacağını düşünenler seçim kampanyasını yürütüyormuş... AKP'nin teşkilat olarak görünür bir çalışması yok, AKP ne yapıyor diye sorunca, verilen cevap aynı. Valilik yardım dağıtıyor.

Valilik teminat verdi, ama...

Batman'da seçim yarışına DTP ve AKP dışında Saadet de katılıyor. Edindiğimiz izlenime göre, AKP bu amaçla her yola başvuruyor. AKP'nin 'sadaka' dağıtımı dışında, Batman'a seçim günü dışardan onbin polis getirerek, bunlara oy kullandırmayı da planladığı söyleniyor.

SP yerel örgütü önce aday göstermeyecekmiş, AKP'yi destekleyecekmiş ama son anda genel merkez müdahale etmiş aday göstermişler. AKP Batman adayı Hizbullah tabanına da oynuyor. Söylendiğine göre, Hizbullah tabanının çoğunluğu Saadet'e destek veriyor.

AKP'nin Batman'a yüklenmesinin nedenini araştırdık. İlk edindiğimiz bilgilere göre, AKP Batman'da tipik devlet partisi rolü oynuyor. Güya PKK'yi tasfiye etmek için DTP'ye, Hizbullah'ı tasfiye etmek için de Saadet'e karşı elindeki bütün imkanları kullanıyor. Politik çevreler 'tipik devlet refleksi' diye yorumluyorlar, onlara göre AKP tıpkı devlet gibi 'bölücülüğe ve irticaya karşı savaşıyor'... Aslında devlet de AKP gibi...

Bu arada Batman'a seçim günü onbin polis getirme oyunu ile ilgili olarak DTP Batman örgütü ve Belediye Başkan Adayı, Batman Valisi ile görüşmüş. 'Vilayetin rutin dışına çıkması durumunda buna sert tepki gösterileceği' ifade edilmiş. Vali, vilayetin hiçbir özel önleme başvurmayacağı konusunda teminat vermiş... Ama DTP'liler sandıktaki oylarına sahip çıkmak için bütün önlemleri alıyorlar...

Deneyimli Başkan, umutlu üye...

DTP Batman İl Başkanı Özcan Erden deneyimli bir 'seçim örgütçüsü'... 2002 yılında İstanbul 3. Bölge'de seçim çalışmalarının yürütülmesinde aktif rol oynadı. Batman kent merkezinde yaptığı basın açıklamasında, AKP'nin 'oyla değil, zorla' seçim kazanmak istediğini açıkladı. DTP İl Başkanı Özcan Erden geçen seçimlerde halkın AKP'den çözüm beklediğini, Şemdinli'den sonra ise AKP'den umudunu kestiğini söyledi. Seçimleri büyük bir farkla kazanacaklarından emin...

Bir DTP'li, İl Başkanı'nı doğrulayarak 'Hep seçim komisyonlarında çalıştım. 2002 ve 2004'de de hava iyiydi. Ama bu seçim daha da iyi. Kesinlikle 2004'deki oranı aşacağız' diye konuştu.

Ev ev dolaşarak seçim çalışması yapan DTP'liler de halkın AKP'ye çok tepkili olduğunu, AKP'ye verilen tüm emanet oyların geri geleceğini, bugüne kadar oy alamadıkları kesimlerin bile artık yüzünü DTP'ye döndürdüğünü söylüyorlar. Burada çok iyimser bir hava esiyor. Ve biz bu iyimserliğin abartma olmadığı izlenimini ediniyoruz.

'Çözeriz dediler 8 kişi verdik, çözmediler istifa ettirdik'

Cüneyt Kendo

Bizim aşirette gençler DTP'ye, yaşlılar SP'ye oy verirdi. Geçen seçimde AKP'ye oy verdik. Erdoğan 'Çözüm getireceğiz' dedi. 'Kürt sorununu biz çözeriz' dedi. AKP yönetimine 8 kişi verdik, oylarımızı da verdik. Şimdi yerimiz burası, milletimizin yanı. Aşiret büyükleri karar verdi, DTP için. Ru spi yani beyaz sakallı, tabii öyle beyaz sakalları yok ama aşiret büyüklerine öyle denir. Gençlerin, tabanın gözü zaten buradaydı. Şimdi DTP için çalışıyoruz. Üç seferdir bize haber gönderiyorlar. Kabul etmiyoruz. En son milletvekili haber göndermiş, kabul etmeseniz de geleceğim, diye.

AKP Kürt sorununu da çözmedi. Televizyon açtım diyor. Televizyon zaten vardı. Televizyonu kendine açtı. Halk artık uyanmış. Yüklü para dağıtıyor. Halkımız hakkı olan paradır. Önceden parayı aldılar, oy verdiler. Şimdi parayı alırlar, oy vermezler.

Çiftçilik de öldü, onların sayesinde. On yıl önce pamuk 1 milyondu, şimdi 600 kuruş. Bizim aşiret çiftçilik yapardı. Şimdi herkes işsiz kaldı.

Mustafa Seven (Gazeteci)

Sosyal Yardımlaşma Vakfı önceden ailelere iki ayda bir 100 lira verirdi, şimdi ayda 350 lira vermeye başladı. Okullara anket göndermişler, öğretmenler çocuklara dağıttı, aileler doldurdu. Neye ihtiyacınız var, diye soran anketler. Ardından bir anket formu daha geçti elimize. Orada da 'kime oy vereceksiniz, belediye seçimlerini AKP kazanırsa belediye başkanından talebiniz ne' gibi sorular var.

'Yardım almak için edilen yemin, yemin sayılmaz'

Abdurrahman Yüksel (Emekli İmam)

Bazı kişilere yardım karşılığında yemin ettirilip oy isteniyormuş. Yemin eden oy vermek zorunda mı?

O yemin, yemin sayılmaz. Birisi 'Hırsızlık yapacağım' diye yemin etse, hırsızlık yapmasa daha iyi değil mi? O kötülüğü yapmayacaksan, o yemin sayılmaz.

Oy verecek, kötülük yapmayacak ki?

Dini iyi bilen, doğru neredeyse oraya gider.

AKP Müslüman partiyim diyor.

Dinin dünyayla karıştırılmaması lazım. Din siyasete alet edilmez.

Sadaka dinimizde var diyorlar.

Var. Veriş şekli önemli. AKP gibi verilmez. Sadece Allah için, muhtaç olana verilir. Oy için verilmez. Bir elin verdiğini, diğer el duymaz.

Siz kime oy vereceksiniz?

Kendime. Bu soru sorulur mu? Bak buradayız işte. (O sırada, DTP binasındayız). Hatır için oy verilmez.

Peki seçimi kim kazanır?

Hak yükselir, haksızlık altta kalır. Bu sadece AKP için değil, kim olursa. Haksızlık altta kalır.


DTP BATMAN BELEDİYE BAŞKAN ADAYI NEJDET ATALAY
Batman'ı çok büyük bir oranla kazanacağız

Deniyor ki Başbakan 'Diyarbakır'ı istiyor ama asıl Batman'ı almak için uğraşıyorlar'. Doğru mu?

Doğru. DTP'den bir belediye almak istiyorlar ve 2007 Temmuz seçimlerinden beri de Batman'ı almak için çalışıyorlar. Ama onların tahminlerinin aksine burada çok büyük bir ivme yakaladık, çok büyük bir oranla seçimi kazanacağız. Batmanlılar bu söylentiden çok rahatsızlar. Bugüne kadar aldığımızdan da fazla oy alacağız.

Nasıl bu kadar eminsiniz?

Çünkü her gün halkla iç içeyiz. Arkadaşlarımız Batman'daki bütün evleri bir kez dolaştılar, şimdi ikinci kez dolaşıyorlar, yüz yüze görüşüyorlar. Benim her gittiğim sokak, mahalle kendiliğinden miting alanına dönüşüyor. Geçtiğimiz seçimde AKP'ye oy veren binlerce kişi şimdi DTP'ye oy vereceğini söylüyor.

Neden DTP'ye oy verecekler?

Herkes 'yanıldık' diyor. Halkın politik beklentileri öncelikli. Siyasal değerlendiriyorlar ve Kürt sorununun çözümünü istiyorlar. Tabii burada çok iyi belediyecilik yaptık biz. Benden önceki arkadaşlarım neredeyse bütün altyapı sorunlarını çözmüşler. Şimdi daha da geliştireceğiz. Hizmet anlamında da iyi çalışacağımızı biliyorlar.

AKP nasıl çalışıyor?

AKP devletin ayni, nakdi imkanlarından yararlanıyor. 22 Temmuz'da çalışmaya başlamışlar, şimdi daha da hızlandırdılar. Vali, garnizon komutanı, emniyet müdürü, milletvekilleri, bakanlar, herkes seferber olmuş. Bakanlar ev ev geziyorlar. Dışarıdan kadınlar getirmişler. 'Bu seçim siyasi seçim değil, hizmet seçimi, AKP hizmet edecek' diyorlarmış. Ama bu, halkın daha çok tepkisini çekiyor. Çünkü AKP'nin Bölge'deki tek muradının DTP şahsında Kürtleri mağlup etmek isteği olduğunu herkes biliyor artık. Toplumsal bir kaygılarının olmadığını görüyor halk ve öfke duyuyor.

Siz galiba en genç adaylardan birisiniz. Gençliğiniz dezavantaj değil mi?

31 yaşındayım. Belki ilk başta kuşku duyan olmuştur. Halk şimdi beni bağrına bastı. Gençler zaten arkadaşım, gençlik kendine güvenir. Benden büyük olanlara da 'Ben çocuklarınızın arkadaşıyım. Gençler bu topraklarda halkımız için çok büyük bedeller ödediler. Gençlere güvenin' diyorum. Onlar da bana hem güveniyorlar, hem de oğulları gibi seviyorlar. Tabii buradaki yerel televizyonlarda katıldığım programlarda projelerimizi anlatırken, önceki belediyecilik deneyimimi, konuyu çok iyi bildiğimi de herkes gördü.

Bizim de gördüğümüz Batman'da bir oy patlaması olacak gibi. Peki sandıklar nasıl korunacak?

Geçmiş seçimlerde sandıklarda pek çok oyun döndü. Biz Vali'yle görüştük. Kaygılarımızı ve kararlılığımızı ilettik. Sandık korumayla ilgili bizim de çok iyi bir çalışmamız var. Seçmen listeleri elimizde, seçmenleri tek tek dolaşıyor arkadaşlarımız, onların hangi sandıkta oy kullanacaklarını bildiriyor.


Bayrak yarışı

Batman'da Abdullah Akın görevi Hüseyin Kalkan'a devretti. Kalkan da şimdi Nejdet Atalay'a devredecek. Bu seçimlerde üçü bir arada çalışıyorlar. Yarışı kazanacakları kesin. DTP'de koltuk sorunu yok.

Günlük Gazetesi
  Alıntı ile Cevapla
Alt 18 Mart 2009, 19:51   #4
 
-. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
-.
Okuyucu
Kullanıcı Profili
Üye No:
Mesajlar: n/a
Teşekkür Grafikleri
Standart Cevap: Seçim Nabzı.İl İl Değerlendirme

SİİRT
Lawê derewîn carekê dixwe firawîn


F. Koçali - V. Sarısözen'in izlenimleri

Bugünlerde Siirt'te en çok kullanılan deyim bu. 'Yalancı genç bir defa bedava yemek yer' demekmiş. Bu Kürtçe özdeyişe bir başka Siirtli katkı yapıyor: 'Papaz her zaman pilav yemez, Siirtli de her zaman Kasımpaşalı'ya oy vermez...'

Yasaklı Tayyip Erdoğan'a Başbakanlık yolunu açan Mervan Gül şimdi Siirt'te yok. Kaçmış. Siirt'e girecek yüzü yok. Gelen paralar uçmuş gitmiş, belediyenin borcu 100 trilyonu geçmiş. Yollar çamur, su, çöp içinde.

'Siirt de tamam... Yola devam...'

Lawê derewin carekî dixwe firawîn... Bugünlerde Siirt'te en çok kullanılan deyim bu. 'Yalancı genç bir defa bedava yemek yer' demekmiş. Yani yalancı seni ancak bir kere kandırabilir. Siirtli, Erdoğan'ın kendilerini kandırdığını düşünüyor. Bu Kürtçe özdeyişe bir başka Siirtli katkı yapıyor: 'Papaz her zaman pilav yemez, Siirtli de her zaman Kasımpaşalı'ya oy vermez...' Yasaklı Erdoğan'ın Başbakan olma yolunu açan eski milletvekili Mervan Gül'e Başbakan borcunu onu belediye başkanı yaparak ödemiş. Mervan Gül şimdi Siirt'te yok. Kaçmış. Siirt'e girecek yüzü yok. Gelen paralar uçmuş gitmiş, belediyenin borcu 100 trilyonu geçmiş. Yollar çamur, su, çöp içinde.

Sorduk: Neden şu CHP'nin yolsuzluk hafiyesi Kemal Kılıçdaroğlu bu rezaletle ilgilenmiyor?

Neredeyse hep bir ağızdan yanıtladılar: İlgilenmez. Çünkü Kılıçdaroğlu da, Baykal da, Bahçeli de, hepsi Siirt'te AKP'lidir.

DTP seçim bürosunun önündeki otobüs durağında toplanıyoruz. Bir Siirtli gülerek şöyle anlatıyor: 'Hani siyasetçilerin halka palavradan söz vermeleriyle alay etmek için söylenir ya: 'Ey Siirtliler, seçilirsem şehrinize deniz getireceğim...' Tam öyle oldu... Mervan efendi gördüğünüz gibi buraya deniz getirmiş. Şu gördüğünüz durak değil iskele, ve şu da otobüs değil vapur...' Herkes gülüyor...

Siirt'te kağıt üzerinde 10 parti seçime giriyor. Seçim pusulalarında adları var ama Siirt'te kendileri yok. Neden diye sorduğumuzda biri şu yanıtı veriyor: 'Seçim günü hepsi DTP'ye karşı AKP'de birleşir. Genel seçimlerde 800 olan MHP oyu yerel seçimlerde 40'a düşmüştü.'

AKP'nin söyleyecek bir sözü kalmamış Siirt'te. Bu yüzden de Başbakan boş meydana konuşmuş. Şimdiki aday Kasım Ceylan daha önce MHP'den, SHP'den ve bağımsız aday olmuş. Şimdi AKP adayı. Anlatılan şu: MHP'den aday olduğunda tefecilerden borç almış, ama MHP barajı aşamayınca seçilememiş. Sonra o borç katlanmış. Borç verenlerden birisi de AKP milletvekiliymiş. Şimdi bu milletvekili kendi parasını kurtarmak için 'rant kapısıdır' diye belediyenin başına Kasım Ceylan'ı aday yapmış. Ceylan'ın adaylığının açıklandığı basın toplantısında gazeteciler sormuşlar: 'Belediyenin çok borcu var, sizin de çok borcunuz var, nasıl ödeyeceksiniz?' Ceylan uzunca bir süre sustuktan sonra 'Belediyenin borcuyla, benimkini karıştırmayın' diye yanıt vermiş.

Yaşlı bir Siirtli kadına Ceylan'ı sorduk: 'Ceylandır, yakında o da kimbilir nereye sıçrar' dedi.

Siirt'in nüfusu Araplar ve Kürtlerden oluşuyor. Araplar bugüne kadar genellikle bir parti etrafında yoğunlaşmışlar. Bu kez ilk defa sınırlı da olsa DTP'ye oy vermeyi düşünenler de var. Bir kısmının da sandığa gitmeyeceği söyleniyor.

Burada bir zamanlar devletin 'Şırnak Cumhuriyeti' adını verdiği ilde yaptıklarının aynısının Siirt'te uygulandığı anlatılıyor. Gerçekten de 'Gençlik ve Halkların Kardeşliği' adı verilen seçim bürosunun açılışı sırasında ağır devlet baskısına biz de tanık olduk. Polis şefi, açık bir şekilde DTP kitlesini provoke etmeye çalıştı. Ellerinde gaz silahlarıyla robokoplar terör estirdi. Alanın bütün çıkış noktaları panzerlerle kesildi. Ancak, özellikle kadınların zılgıtları ve ardından da Osman Özçelik'in, Selim Sadak'ın ve Kongra Gel Başkanı Zübeyir Aydar'ın babası Abdurrahman Aydar'ın konuşmaları, polisin yaratmak istediği terörü dağıttı. Kazanan yine özgürlükçüler oldu. Şu sıralar tanınan DTP'li gençlere günde en az üç kez kimlik kontrolü yapılıyor. Gençlik Meclisi'nin beş üyesi şu anda tutuklu.

Ama moraller yerinde. Kararlılık en yüksek noktada. Yani deniyor ki: 'Siirt de tamam... Yola devam...'

Barıştıran ve birleştiren aday: Selim Sadak

Selim Sadak'la konuşuyoruz. O bize heyecanla Siirt'te yapacağı hizmetleri anlatıyor. Bir ara nasıl oluyorsa, söz kan davalarından açılıyor.

Selim Sadak, birkaç sözcükle, 'Bu güne kadar 71 kan davası olayını barışla sonuçlandırdım' diyor. Ortalama üç insanın can verdiği aileler arası öldürme olaylarında yaklaşık 200 insan can vermiş. Bir o kadar insan ömrünü cezaevlerinde tüketmiş. Muhtemelen yüzlerce ve yüzlerce çocuk öksüz kalmış, bir o kadarı babalarını uzun yıllar ancak cezaevi parmaklıkları arasında görebilmiş. Kadınlar kan davalarının en büyük ve acılı yüklerini sırtlarında taşımış.

İşte Selim Sadak, 71 kan davası olayında aileleri birbiriyle barıştırmış... Nasıl başarıyorsun diye sorduğumuz zaman 'Konuşuyorum' diyor. Ailelerin yaşlı kadınlarıyla, onları ikna edene kadar konuşuyormuş. Onlar ikna olunca, aileler arasında barışma süreci başlıyormuş.

Selim Sadak'ın adı Kürt toplumunda 'düşmanları barıştırdığı' için çok derin bir saygıya yol açmış. Bugün Kürt coğrafyasında ve hatta Kürt göçünün yaşandığı metropollerde yüzlerce ve yüzlerce insan, onlarca aile barış içinde yaşıyorsa, o ailelerin evlatları kör bir intikamcılığın kurbanları olmuyor, barış içinde çalışıyorlarsa, bunu Selim Sadak'a borçlular.

Şimdi Siirt Selim Sadak'ın bu barışçılığının, bu birleştiriciliğinin, bu kardeşleştiriciliğinin beklentisi içinde. Bajarîler, Gundîler, Koçerler, Dêmanîler, Botîler, Xerzîler, Kürtlerle Araplar, Selim Sadak'ın barıştıran, birleştiren, kardeşleştiren hizmetlerini bekliyorlar.

Şu işe bakın: Devletin 'bölücüdür' diye, TBMM'den zorla çıkartıp, on yıl zindanda yatırdığı Selim Sadak, şimdi Siirt'in barışı için Belediye Başkanlığına talip oldu. Halk 29 Mart günü Selim Sadak'ı barışçı ve birleştirici Başkan olarak seçtiği zaman, onu on yıl zindanda yatıranlar bir kere daha mahkum olacaklar, Selim Sadak halkın vicdanında bir kere daha aklanacak...

Ve Sadak'ın düşü şu: Türkiye'nin barış yürüyüşünü Siirt'ten başlatmak...

Solculara müjde: İşte Siirt'in Chavez'i

Bizim solcular Türkiye dışındaki efsanevi 'gerillayı' severler. Atlantik ötesindeki Chavez'e bayılırlar. 'Yerli gerillayı' küçümserler. Ve en ilginci, 29 Mart'tan bir gün sonra, Siirt'te Selim Sadak'ın tıpkı bir Chavez gibi yepyeni bir yerel yönetim alternatifi yaratacağını söylesek bize inanmazlar. Onlara müjdeyi verelim: Her türlü bürokratik biçimciliği bir yana atmış, gözü pek, korkusuz, içi halk sevgisiyle dolu bizim Chavezimiz Siirt'te özgür yerel yönetimden, demokratik özerkliğe doğru yürüyor. Geçtiğimiz gün yapılan bir Seçim Bürosu açılışında, 'İktidardan yana olmayan belediyeye para yok' diyen AKP'nin Adalet Bakanı'na meydan okudu: 'Sen dedi, Siirt'in hak ettiği ödeneklerden bir kuruş bile kesemezsin, dünya iktidarınızın başına yıkılır... Ve sizin bize vereceğiniz paralarla, AKP'li belediye on kilometrelik yol yapıyorsa, biz burada aynı parayla yüz kilometre yol yapacağız... Bunun sırrı burada... Halkta, özellikle gençlikte... Onlar belediyenin gönüllü işçileri, emekçileri olacak. Omuzlarında kazma, kürek, alın terlerini Siirt için toprağa akıtacak... Siirt için Türkiye'nin her yerinden gönüllü gençler seferber olacak... Bizim farkımız budur.' Sadak gençlere seslendi: Uyumak yok, çalışmak var... 30 Mart gününe hazır olun...'

Daha şimdiden, Siirt sokaklarında gençlerin marşlarının ve türkülerinin şenlikli gürültüsü ve yüzlerce ve yüzlerce gönüllünün kararlı ayak sesleri duyulmaya başladı... Siirt belli ki yeniden inşa edilecek...

Ey metropollerin insanları, solcuları, demokratları! Siz de bu bayrama katılın...

Siirt'te bir gazete dağıtıcısı

Yandaki resimdeki, özgür basının isimsiz kahramanlarından... Ona Sofi diyorlar. Asıl adı Mehmet Altay. Yetmişine merdiven dayamış. Tam on yıldır gazetelerimizi dağıtıyor. Çok zulüm görmüş. İşkencelerden geçmiş. Hapislerde yatmış. Yılmamış. Onun yaşındakiler çoktan emekli olmuşlar. O, AKP belediyesinin çamurlu sokaklarında her gün koltuğunun altında Günlük ve Azadiya Welat, insanlara aydınlık taşıyor. Allah uzun ömürler versin Sofi baba...

Dağın başı aydınlık, Siirt içi bataklık

Siirt'teki kirliliği, düzensizliği, ihmali, yani yolsuzluğun bütün bu uğursuz sonuçlarını gördükten sonra, Siirt Milletvekili Osman Özçelik'le birlikte, Merkez'e bağlı Gökçebağ beldesine gidiyoruz. Belde Belediye Başkanı Seyfettin Aydın arabayı kullanıyor. Belde'nin adı 'inkar ve imha' kurbanı. Aslı Ciwanika, yani Gençler... 2500 nüfuslu bu belde DTP'li belediye tarafından pırıl pırıl yapılmış. Üstelik İller Bankası'ndan gelen para ancak personel giderlerini karşılamaya yettiği halde. Kürt coğrafyasında DTP'liler sihirbaz gibi, olmayan imkanları yaratıyorlar.

Ciwanika'ya yolsuzluk giremiyor, pırıl pırıl sokaklarını çamur kaplamıyor... Bir de, bu beldeye Milli Eğitim Bakanı uğramıyor... 'Neden uğrasın?' diyeceksiniz. Doğal olarak MEB'nin beldeye uğraması gerek. Çünkü Hüseyin Çelik bu beldeden. AKP'li Bakan kendi topraklarına çoktan yabancı olmuş.

Belediye Başkanı'na gelince... Babadan kalma arsasını gördük. Boş. Yani kendine villa dikmemiş. Lojmanda oturuyor.

Ve bu seçimde aday da olmamış. Neden diye sorunca, sıkılarak açıkladı: 'İki aile arasına geçende kan girdi, mağdurlardan bir kardeşimizi aday gösterdik, acıyı dindirmese de, barış için adım attık...' Dağ başında eskiden katır geçmeyen döşenmiş yollardan tüm beldeyi otomobille dolaştık.

Siirt'te ise karşıdan karşıya neredeyse kayıkla geçeceğiz... Siirt'le Gökçebağ'ı karşılaştırın, AKP ile DTP farkını hemen anlarsınız...

İki Siirtli Arap seçmen ve bir eski CHP'li: Oyumuz DTP'ye

Hikmet Danış (Hem muhtar hem de berberlik yapıyor): Dedemden kalma buralıyım. AKP'ye Kürtler de Araplar da oy verdi. Siirt'in halini görüyorsunuz. Kararsız, memnun olmayan, oy verip pişman olan çok. Şimdi o yüzden bir suskunluk var. Başbakan Siirt'ten çıktı, iktidar Siirt'te dediler onun için oy verdiler. Belediye başkanı onlardan olsun dediler. Sandığa gitmeyen çok olur. DTP'nin kitlesi gider. Ben DTP'ye vereceğim. Benim çevremde ilk defa DTP'ye verecek çok insan var.

Nurettin Yürek (Emekli Memur): 14 seçim gördüm ben Siirt'te. Bana inan DTP alacak bu seçimi. Erdoğan buradan evli. Buradan milletvekili seçildi. Üniversite dedi yok, yatırım dedi yok. Suyumuz bile kesildi. Erdoğan'a asla oy vermem. En dürüst, en şerefli, ayrım yapmadan herkese eşit davranan DTP. Bizim aile 8 nüfus. Bir tek kızım AKP'ye verecek. Ben de ona baskı yapmam, geri kalan 7 oy DTP'ye. Biz buranın eskisiyiz. Çok eşim dostum var. İlk defa Araplardan Kürt partisi diye bilinen bir partiye oy verecekler var.

Kamil Teymur (İnşaatçı): Biz hep CHP'ye çalıştık. Çünkü aday akrabamdı. Şimdi akrabam da olsa çalışmam. Oy vermem. Bu seçimde Kürtlerin var olduğunu göstermemiz lazım. DTP dışında hiçbir partiye oy vermem. Başım şimdi dimdik. Önceden bu seçim bürolarına gelmek isterdim, gelemezdim. Şimdi bir ay inşaata gitmeyeceğim seçim için çalışıyorum. Öyle çok kişi var, akşam eve giderken bir torba yiyecek götüremez ama işini gücünü bırakıp gelip burada çalışır. AKP bana oy verin diye para veriyor. Biz oyumuzu da paramızı da DTP'ye vereceğiz. DTP'nin Meclis'e girmesi bize çok güven verdi.


Bir 'Dini Hasbihal'

Seyda Molla Muhyiddin... İri yarı, heyecanlı bir din alimi. Babası da din alimi. Kendisi babasından 12 ilimlerden fetva verme icazeti almış... Medrese'de Arapça öğrenmiş...

Laiklik için ne diyorsunuz?

Asıl laikliği Hz. Muhammed (SAV) tatbik etti. Dinde zorlama yoktur. Herkes kendi itikadını yaşamalıdır. Dini siyasetin aleti yapmak haramdır. Hangi partiden olursak olalım, din hepimizin ortak dinidir.

Seçim sonuçlarını nasıl görüyorsunuz?

30 Mart'ta AKP 'hayat-ı müstakire', yani cansız hale gelecek. Çünkü Hadis-i Şerif'te 'Bir akrep Müslüman'ı iki kere sokmaz' deniyor. 22 Temmuz'da akrep Müslüman'ı soktu. 29 Mart'ta sokmayacak.

AKP'liler çekle nakit 'yardım' yapıyorlar. Sonra evdeki kadınlara Kuran'a el bastırıp AKP'ye oy vereceğine dair yemin ettiriyorlar. Bu dinen caiz midir?

Haşa... Bu rüşvet sayılır. Veren de, alan da günah işler. Lanetlenir. Haramdır. Ancak hiçbir çaresi kalmayan Müslüman açlıktan ölecek durumdaysa, nasıl dağda domuz yediğinde günaha girmezse, ekmek karşılığı yalan yere Kuran'a el basıp yemin eden Müslüman kişi de o yeminin gereğini yerine getirmezse günaha girmiş olmaz.

Yani muhterem hocaefendi, çaresiz kalıp da 'AKP'ye oy vereceğine yemin eden' kişi, bu yemini çocukları ya da yakınları, ya da kendisi ölmesin diye etmişse, o yemini tutmayıp, AKP'ye oy vermediği zaman günaha girmiş sayılmaz mı?

El cevap: Sayılmaz...

Kürtçe konuştuğu için Selim Sadak hakkında üst üste dava açılıyor. Sizce bir dili yasaklamak İslam'a göre caiz midir?

El cevap: Haşa, Kuran da denmiştir ki, sizi ayrı ayrı dillerle yarattık, Allah'ın verdiği dili inkar haramdır...

O halde 'tek dil' demek de haramdır.

Haramdır.

Bediüzzaman Said-i Kürdi'nin Risalelerinden Kürt ve Kürdistan sözcüklerini çıkartarak tahrifat yapan Fethullah Gülen'in yaptığına ne denir?

Münafıklık denir.

Günlük Gazetesi
  Alıntı ile Cevapla
Alt 18 Mart 2009, 19:51   #5
 
-. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
-.
Okuyucu
Kullanıcı Profili
Üye No:
Mesajlar: n/a
Teşekkür Grafikleri
Standart Cevap: Seçim Nabzı.İl İl Değerlendirme

Bitlis'te en güvenilir aday DTP'nin adayı


F. Koçali ve V. Sarısözen'in izlenimleri

Bugüne kadar hiçbir yerel yönetim hizmeti görmeyen Bitlislileri, Saadet Partisi'nin iki dönem Belediye Başkanlığı yapan adayının ikna etmesi zor. Şimdiki belediye AKP'li. AKP adayının da bu kadar kötü yönetimden sonra, söyleyecek çok sözü kalmamış. DTP Adayı Şefik Beyaz ise hem 'Herkesin Başkan'ı olacağım' sözüyle, hem de Bitlis'e dair projeleriyle Bitlis'in en güvenilir adayı.

Bitlis Beyaz'la kazanacak

Bugüne kadar hiçbir yerel yönetim hizmeti görmeyen Bitlisliyi Saadet Partisi'nin iki dönem belediye başkanlığı yapan adayının ikna etmesi zor. Şimdiki belediye AKP'li. AKP adayının da bu kadar kötü yönetimden sonra, söyleyecek çok sözü kalmamış. DTP Adayı Şefik Beyaz ise hem 'herkesin Başkan'ı olacağım' sözüyle, hem de Bitlis'e dair projeleriyle Bitlis'in en güvenilir adayı olmuş

Bitlis, seçime giren 7 partinin bayraklarıyla ve adayların posterleriyle donatılmış. Bir de binalarda Tayyip Erdoğan'ın büyük boy posterleri asılı ama Bitlis'te seçim sohbetleri daha çok hizmetle ilgili. Bitlisli böyle yapmakta haklı. Çünkü Bitlis, tarihinde doğru düzgün hizmet görmemiş. Bunun üstüne bir de tütün üreticisinin yaşadığı sorunlar eklenince, Bitlisli artık laf değil, hizmet istiyor.

Durum böyle olunca, Saadet Partisi'nin iki dönem belediye başkanlığı yapan adayının Bitlisliyi ikna etmesi zor. Şimdiki belediye AKP'li. AKP adayının da bu kadar kötü yönetimden sonra, söyleyecek çok sözü kalmamış. AKP adayı 'Biz iktidar partisiyiz, projelerimiz Ankara'dan dönmez' diyor ama Bitlisli de soruyor: 'Bu dönem iktidarda değil miydiniz? Hiçbir hizmet yapmadığınız gibi, belediyeyi borç batağına sürüklediniz.' DTP Adayı Şefik Beyaz ise hem 'herkesin Başkan'ı olacağım' sözüyle, hem de Bitlis'e dair projeleriyle Bitlis'in en güvenilir adayı olmuş.

İlk defa DTP'ye oy vereceğini söyleyen bir esnaf, 'Şefik Beyaz kazanırsa, Beyaz kazanmış olmayacak, Bitlis kazanacak' diyor. DTP'liler bu seçimlerde hemen hemen tüm seçmene ulaşmayı hedefliyor. Çünkü bugüne kadar ilgi görmedikleri çevrelerin de ilgisi DTP'nin üzerinde. Bunun en önemli nedeni Diyarbakır... Bitlis'te adeta bir Diyarbakır rüzgarı esiyor. Bitlisliler sağlık gibi kimi hizmetlerden yararlanmak için Diyarbakır'a gitmek zorunda kalıyorlar. Diyarbakır'ın temizliği, özellikle de su sorununun çözülmüş olması Bitlisliye haklı olarak şu soruyu sorduruyor: 'Diyarbakır, Batman DTP'nin. Siirt, Bitlis ve Muş ise AKP'nin. Hani iktidar partisi belediyede daha iyi hizmet verirdi?'

Bugün seçim olsa DTP kazanır

Bugün seçim olsa ne olur? Bu sorunun yanıtı herkes tarafından çok net veriliyor: 'DTP kazanır.' AKP'li meclis üyelerinden biri umudunu diğer partilerden gelecek oylara bağlamış: 'DTP söz konusu olunca diğer partiler bizim etrafımızda kilitlenir' diyor. DTP'nin Bitlis'te oyunu arttırdığı kesin. Bitlis'in pek çok ilçesinde ve beldesinde de iddialı çalışma yürütüyor ama Tatvan ve Güroymak banko gözüküyor.

AKP'nin karnesi

Tekel tütün işletmesi kapatıldı. 1200 işçi atıldı. Yol, Su, Elektrik İdaresi özelleştirildi. Yeni patronlar işçi atarak işletmeyi daralttı.

Maden Tetkik Arama Enstitüsü'nü Malatya'ya taşıdı, Bitlis'tekiler işsiz. Telekom özelleştirilmesi sonunda 200 işçiden geriye 60 kişi kaldı. 140'ı işsiz. İran'dan mazot ticareti, alternatif gösterilmeden yasaklandı.

Tekel'in tütün alımları sınırlandı, üretilen tütünün yüzde altmışı üreticinin elinde kaldı. Bitlis Bitlis olalı, böyle zulüm görmedi...

Bitlis Merkez Tütün Üreticileri Birliği Başkanı Mehmet Can Demir, şöyle dedi: 'AKP hükümeti IMF programı nedeniyle tütün üretimini sınırlamak için Tekel'in tütün alım kotasını önce 400 kiloya, şimdi de 200 kiloya düşürdü. Bu sene 12 bin 500 üreticiden 200'er kilo tütün alacak. Bu durumda üretilen tütünün yarıdan fazlası üreticinin elinde kalacak.'

Ceket giyen eşek!

Vahit Kiler, Bitlis AKP Milletvekili. Bitlisliler bu çok zengin vekile çok öfkeli. Öfkenin ilginç nedenlerinden birisi şu: Mazot ticaretini imkansız kılan Meclis Komisyonu'nda AKP adına üyeydi ve hiçbir alternatif hazırlamadan bu yasağı getirerek, Bitlisli kamyoncuların ekmeğiyle oynadı. Tepkiler öyle ki, Bitlis Ticaret ve Sanayi Odası, başkanlık seçiminde içinde pek çok AKP'linin de bulunduğu delegeler, ona büyük ders vermişler. Vahit Kiler bu seçimde 21 oy alırken, onun karşısına aday olarak çıkan Davut Tezcan 400 oyla seçilmiş.

Kiler'e tepkinin bir nedeni de şu: Söylendiğine göre, 'Ben eşeğe ceketimi giydirip göndersem, Bitlis'te seçimi alır' demiş. Bu yakışıksız söz büyük tepki toplamış. Şimdi Bitlisliler 'Utan, utan, diyorlar, Bitlis Belediye Başkan adayı Fehmi Alaydın senin adayın, ona da mı ceketini giydirip, buraya gönderdin?'

Kiler Bitlis'in Erdoğanı'ymış!

Tarım Bakanı Mehdi Eker Bitlisli. Nereden geldiyse, Bitlis'e yüzlerce kişilik, konvoyla girdi. Toplam beşyüz kişilik bir kalabalık, bunların katılımıyla oluştu. Derken, bir vatandaş kendisine soru sormaya kalktı. Bakan 'hınk demiş, Başbakan'ın burnundan düşmüş', vatandaşa 'artistlik yapma' diye bağırdı. Tarım Bakanı, 'artistlik' mesleğini, her gün numara yapan AKP siyasetçiliği sanmış.

Bakan'ın Bitlis gezisindeki fiyaskodan sonra, biz DTP'nin Bitlis'teki oy patlamasına ikna olduğumuz için, bir de gidip, bu durumu AKP Belediye Başkan Adayı'yla konuşarak teyit etmeye karar verdik.

AKP adayı, Fehmi Alaydın, bizi yanıltmadı. 'Mehdi Eker'in karşılanması nasıldı?' sorumuza, tereddütlü bir yanıt verdi: 'Fena değildi... Çok hazırlık yapmamıştık. Ama bir hafta önce yaptığımız büro açılışımız güzeldi.' Belli ki, AKP örgütü tütün üretimini baltalayan Tarım Bakanı'na öfkeli. Alaydın da bunu itiraf ediyor.

AKP'nin Bitlis'te durumu zor. Fehmi Alaydın'a 'Seçimi kim kazanır' diye sorduğumuz zaman, Alaydın şöyle muğlak ve şüpheci bir yanıt veriyor: 'Bitlis çok farklı bir yer, seçime on gün kala gelin, ben size kimin kazanacağını söylerim.'

AKP adayı, seçimden 17 gün önce, kimin kazanacağını kestiremez durumda. Alaydın DTP'nin belediyeciliği yapamayacağını iddia ediyor. Biz de ona bir yandan Diyarbakır'ı örnek veriyoruz, diğer yandan da Bitlis'te AKP'li belediyenin şu son beş yılda neden hiçbir şey yapamadığını soruyoruz. Alaydın kabul ediyor: 'Evet hizmette sıkıntı var.'

Alaydın'a, 'Sizin için Vahit Kiler'in adayı deniyor, bu bir dezavantaj değil mi?' diye soruyoruz. O, 'Kiler'in adayı olmaktan gurur duyduğunu' söylüyor. Hatta daha da ileri gidiyor, 'Kiler Bitlis'in Erdoğanı'dır' diyor. Elbette biz, Kiler'e ait 'eşeğe ceketimi giydirsem de seçilir' sözlerini terbiye icabı hatırlatmıyoruz.

Alaydın'a genel siyasi konularda sorular da yönetiyoruz. Örneğin 'Ergenekon'la ilgili Bitlis'te sıkıntınız var mı?' dediğimizde, Alaydın, bu konuya girmekten kaçınıyor. 'Sıkıntımız yok' diyor. AKP'li adayın Bitlis'te Ergenekon gibi bir davası belli ki yok. Oysa bütün Bitlisliler, Ergenekoncuların Bitlis'te işlediği bütün faili meçhul cinayetleri biliyor. Çünkü ölenler onların yakınları...

AKP adayına her şeye rağmen 'başarılar' dileyerek ayrılıyoruz.

Bitlis yolu ve Veysel Karani

Siirt'ten Bitlis'e doğru yola koyuluyoruz. Arabayı süren arkadaş, 1994 yılında bu yolda korucuların açtığı ateşle yaralanmış. Bölge'yi çok iyi biliyor. Bu yolda acılı bir tarih var.

Yalnız tarihi değil, bu yol aslında yol değil. AKP hükümeti Siirt-Bitlis yolunu yıllardır sözde genişletiyor. Yol, artık yol olmaktan çıkmış. Askeri zırhlı araçlar, TIR'lar, yolu çamur deryasına çevirmiş.

Biz Bitlis'ten önce Veysel Karani Hz.'nin türbesini ziyaret etmek ve DTP seçim bürosundakileri gazetemiz adına selamlamak istiyoruz. Büroyu ziyaretimizin üzerinden beş-on dakika geçmeden, sanki bizim gelişimizi öğrenmişler gibi bir zırhlı araç hışımla, Veysel Karani Hz. Türbesi'nin kapısına dayanıyor. Ardından iki cemse dolusu jandarma... İnançlı insanlar için bu mübarek ziyaret yerindeki manzara utanç verici.

Ve AKP'liler, bu türbenin çevresinde en küçük bir düzenleme bile yapmamışlar...

AKP'nin hem yol, hem de türbe hizmetlerindeki hezimetini görerek, Bitlis yoluna koyuluyoruz.

AKP erişemediği Diyarbakır'a mundar diyor

Bitlis'te dolaşıyoruz, AKP'liler DTP için ne diyor, ne gibi suçlamalarda bulunuyor diye sorduğumuz zaman, istisnasız herkes şunu söylüyor: 'AKP'lilerin en büyük suçlaması şu: Eğer DTP belediyeyi alırsa, Bitlis'i Diyarbakır gibi yapacak... Kepenkleri kapattıracak, arabaları yaktıracak...' AKP'liler bu suçlamayı yaptıktan sonra 'DTP'ye oy vermeyin' diyorlar. Biz bir grup DTP'liye yanaştık. Sorduk: 'Belediye'yi kazanırsanız, Bitlis'i Diyarbakır gibi yapacak mısınız?'

'Evet' diyor, DTP'li: 'Keşke yapabilsek. Diyarbakır Ortadoğu'nun en gelişmiş kenti. Biz Bitlis Belediyesi'ni aldıktan sonra, Osman Baydemir'i örnek alacağız. Hayata geçirdiği projeleri Bitlis'te de uygulayacağız. Bizim başkanımız Şefik Beyaz, Bitlis'i Diyarbakır'ın düzeyine yükseltmek için çalışacak'.

'Peki Bitlis böyle modern bir kent olduktan sonra kepenkleri indireceğiniz, arabaları yakacağınız söyleniyor...' Bir genç atılıyor: 'Boş konuşuyorlar! Kepenkleri kapattırmak, araba yakmak için belediye ne işe yarar ki... Kepenkleri Belediye Zabıtaları mı kapattırıyor? Araba yakanlar benzini belediyeden mi alıyor? Bu işlerin belediyeyle filan ilgisi yok. Yapacak olanlar, belediye olsa da yaparlar, olmasa da yaparlar...'

Bu konuşmaların ardından DTP İl Örgütü binasına gidiyoruz. Orada Bitlis Milletvekili Mehmet Nezir Karabaş'a rastlıyoruz. Sıcağı sıcağına AKP'nin Bitlis'teki en büyük iddiası hakkında ne düşündüğünü soruyoruz. 'Belediyeyi kazandığınız zaman kepenkleri kapattıracak mısınız?'

Gülüyor. 'Bunlar 2007 seçimlerinde de aynı iddiaları ortaya attılar. DTP'liler milletvekilliğini alınca 'Şöyle, böyle yapacaklar' diye atıp tuttular. AKP'lilere soruyoruz: Bırakın esnafın protesto için özgür iradesi ve kararıyla birkaç saatliğine kepenk kapatmasıyla uğraşmayı... Siz hükümetinize bakın. Kriz aldı başını gidiyor. Türkiye'de kepenkler öyle birkaç saatine değil, sonsuza kadar kapanıyor. Esnaf iflas ediyor. Hem sonra bizi kepenk kapatmakla suçlayan şu AKP'ye bakın. Biz kepenk kapattırmıyoruz, ama siz Tekel Fabrikası'nı kapattırıyorsunuz. 1200 işçiyi işten attırıyorsunuz. Köylünün tütününü elinde, elini de böğründe bıraktırıyorsunuz.'

AKP'nin Bitlis'teki en büyük iddiası böylece komik bir hale geliyor. Ve AKP DTP'ye karşı iddiasız kalıyor...

Bitlis'te kaynak sıkıntımız yok

DTP Bitlis Belediye Başkan Adayı Şefik Beyaz, Bitlisli. İmam Hatip Lisesi'ni ve İlahiyat Fakültesi'ni bitirmiş. Bir süre Almanya'da yaşamış. Arapça, Farsça, Almanca biliyor.

Şefik Beyaz, Bitlis'in birikmiş birçok sorunu olduğuna vurgu yaparak, 'Çözülemeyecek sorunun olmadığına inanıyoruz' diyor ve ekliyor: 'Seçime Demokratik Toplum Partisi olarak giriyoruz. Ancak kazandığımızda Bitlis Belediye Başkanı olarak halkımızın karşısına çıkacağız. Amacımız hiçbir ayrım gözetmeden Bitlis'e hizmet olacaktır.'

Beyaz'a AKP yöneticilerinin söylediklerini iletiyoruz: Siz iktidar partisi değilsiniz. Kaynak nereden bulacaksınız?

'İller Bankası'ndan gelen payımızı kimse kesemez. Eğer bize kendi ülkemizde ayrımcılık yapılır ve projelerimize para verilmezse biz kaynak buluruz. Biz Demokratik Toplum Partisi olarak yurtdışından en fazla kaynak sağlayan partilerden biriyiz. Yapacağımız yatırımlarda asla kaynak sıkıntısı yaşamayacağız' diyor.

Beyaz, öncelikli projelerini şöyle sıralıyor: 'Su, çöp ve kanalizasyon sorunlarını çözeceğiz. Türkiye'nin su kaynağı en çok il olan Bitlis'te su sorunu yaşanması düşündürücüdür. Bitlis'te sosyal aktivitelerde 40-50 yıl öncesine kadar Bölge'deki en iyi yerler arasındaydık. Ancak ekonomik çöküntüler sosyal alanların da yok olmasına neden oldu. Bu konuda elimizde bulunan projeleri hayata geçirerek, ilk 2 yıl içinde bin kişiye istihdam sağlayacağımızı taahhüt ediyorum. Bitlisli seçmen sorunlar arasında Bitlis'in kültürel sorunlarını unutmuş. Eğer 30 Mart sabahı bu göreve gelirsek, temel sorunları çözmenin yanı sıra ilk işimiz Bitlis'e bir kültür merkezi yapmak olacaktır.'


'Tek bir Milli Görüşçü oy AKP'ye gitmeyecek'

Bitlis'te kimileri diyor ki: 'SP, DTP'nin kazanmaması için son anda oylarını AKP'ye yöneltecek.' Biz de bunu sormak için kalkıp Saadet Seçim Bürosu'na gittik, onların başkan adayıyla görüştük.

Yaşar Buhan, 'Böyle düşünenler Milli Görüşü tanımıyor' diyor. 'Biz nerede olursa olsun, tek bir oyumuz olsa bile, onu Milli Görüşe veririz. Bitlis'te tek bir Milli Görüşçü oy AKP'ye gitmeyecek...'

Buhan, özellikle 'Milli Görüş' kavramını kullanıyor. O bu kararlı tutumunu seçimleri kendi partilerinin kazanacağı iddiasına dayandırıyor. 'Biz AKP'yle DTP'yi üst üste koyup onları ikiye katlayacağız' diyor. 'O kadar da değil' desek bile, aday, görüşünde ısrar ediyor. 'Birinci biziz, ikinci DTP, sonra AKP' diyor.

Yaşar Buhan'a Erbakan'ı deviren 28 Şubat darbesinden hareketle Ergenekon'u soruyoruz. Anlaşılmaz bir şekilde, 'Bitlis'te Ergenekon yok, burada insanlar birbirleriyle akraba, hatta kişiler önemli, partiler değil' diyor. Nedense Ergenekon konusunda açık konuşmuyor.

Konuyu daha da derinleştiriyoruz: AKP Batı'da sivil hükümet, burada devlet, MGK Türkiye'de nasıl tehdit algısı olarak 'bölücülük ve irticayı' görüyorsa, AKP de Bitlis'te DTP'yi 'bölücü', Saadet'i 'irticacı' olarak görüyor, buna ne diyorsunuz dediğimizde Yaşar Buhan, saati soruyor ve görüşme de böylece sona eriyor.

Yaşar Buhan'la konuşmamızdan aklımızda kalan en önemli sözlerden birisi de şu: 'AKP'nin Kur'an üzerine yemin ettirerek seçmeni AKP'ye oy vermeye zorlaması günahtır... Biz Saadet olarak hiç kimseyi böyle yemine zorlamayız, bunu günah sayarız...'

Günlük Gazetesi
  Alıntı ile Cevapla
Alt 18 Mart 2009, 19:52   #6
 
-. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
-.
Okuyucu
Kullanıcı Profili
Üye No:
Mesajlar: n/a
Teşekkür Grafikleri
Standart Cevap: Seçim Nabzı.İl İl Değerlendirme

Muş'ta su Nimet'tir


F. Koçali ve V. Sarısözen'in izlenimleri

Günde iki saat su. İnanılır gibi değil ama sağı solu su, dağları kar olan Muş'ta su, günde sadece iki saat akıyor. İşte Muşlunun da en çok bu ağrına gidiyor. Oysa Başbakan Erdoğan, geçen seçimlerde Muş'a gelmiş ve kefil olmuş: Su sorununu çözeceğiz demiş. Başbakan kefil olmuş ama yok çözülmemiş. Bu kadar da değil. Kanalizasyon, 80 bin nüfuslu Muş'ta ancak 20 bin kişiye yetebilecek düzeyde. Ve kanalizasyon hiçbir arıtma olmadan Muş'a can veren Karasu ve Murat'a akıyor.

Bu kadarı bile AKP'nin 'DTP'ye oy vermeyin, devletten yardım alamaz, Muş'a hizmet veremez' sözlerini çürütüyor. Çünkü Muş'ta Belediye Başkanı AKP'li Necmettin Dede. AKP; eski DYP'li emniyetçiyi, adı Susurluk ve Ergenekon'la anılmasına, bunca başarısızlığına rağmen yine onu aday göstermiş. Dolayısıyla AKP'nin Muş'ta özel bir propagandası yok, doğrusu söyleyecek sözü de yok. Sosyal Yardımlaşma Vakfı yardımları ve valiliğin faaliyetleri AKP'nin seçim faaliyeti olmuş. Bir de DTP'ye yönelik faaliyetleri var. Kendilerini anlatmak yerine, yalan propagandayla seçmenin DTP'ye oy vermemesi için uğraşıyorlar.

Muş'ta Saadet Partisi'nin çalışmaları da fark ediliyor. SP adayı Tahsin Demirel Muş'ta tanınan bir sima.

DTP'nin Muş Belediye Başkan Adayı Nimet Sezgin ise, söyledikleriyle güven veriyor. Bir de tabii, bu bölgede artık hemen herkesin gördüğü, bildiği, DTP'li belediyelerin, özellikle de Diyarbakır'ın başarısı Nimet Sezgin'in en büyük referansı. Seçmen, Nimet Sezgin'in su sorununu çözeceğinden emin. Bu avantajların yanı sıra, DTP'liler bugüne kadar yeterince ilişki kuramadıkları çevrelerle, ailelerle ilişki kurabilmiş. Kısacası, tıpkı Bitlis'te olduğu gibi Muş'ta da en yaygın cümle şu: Bugün seçim olsa DTP kazanır.

Muş'un belli başlı aileleri bugüne kadar genellikle adaylıklara göre belli partilerin etrafında toparlanmışlar. Aileler 'aşiret' olarak değil, 'aile' olarak tanımlanmayı tercih ediyorlar. Zafer Çağlayan Muş'a geldiğinde aşiretleri AKP etrafında birleşmeye çağırdı. DTP Adayı Nimet Sezgin'in çağrısı ise şu: 'Biz bütün Muşluları, Muş'un geleceğinde birleşmeye çağırıyoruz.' Sezgin, 'Herhangi bir ailenin adayı değilim. Bütün ailelerden yoğun bir ilgi görüyorum' diyor.

Bu yoğun ilginin arkasındaki en önemli etken, Muş'un en önemli yarası, su. Suyla ilgili, pek çok hikaye anlatılıyor, bir espri yapılıyor ama en çok da öfke duyuluyor. Muşlu, tıpkı Diyarbakır gibi Muş'un da su sorununun çözülmesini istiyor. Bunun için de Nimet Sezgin'e güveniyor. Durumu iyice anlatabilmek için, yaşlı bir Muşlu kadının sözünü başlığa uygun gördük: Muş'ta su, Nimet'tir.

Bakan'ı akrabaları bile karşılamadı

Başbakan'ın bile verdiği sözü tutmaması nedeniyle Muşlular artık verilen sözlere inanmıyor. Nitekim Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan'ın 'Kalkınma hamlesi Muş'tan başlatılacak' sözleri hiç yankı bulmadı. Çağlayan'la aynı günlerde Muş'taydık. Şehre geldiğini hissetmedik bile. Muşlu olan Bakan'a özel bir karşılama töreni örgütlenmesine rağmen ancak 150 kişi karşılamış. 'Akrabaları bile gitmemiş' deniyor. Muş'taki 'yandaş medya' Bakan'ın karşılama töreninden söz etmiyor bile ama onun kahvaltılı basın toplantısında söylediği, daha doğrusu söylemediği sözleri manşetten 'Çağlayan Muş'ta önemli açıklamalarda bulundu' sözleriyle verdi.

DTP ADAYI NİMET SEZGİN:
Ayrımcılık yapmadan hizmet yapacağız

Öğretmen olan ve Eğitim Sen Muş Şubesi Başkanlığı yapan Nimet Sezgin, Muş'a hizmet için görevinden istifa etmiş. Muş'un en geri kalmış 5 ilden biri olduğunu söylüyor. Tarım ve hayvancılık potansiyeline rağmen, her ikisinin de geriletilmiş olmasına dikkat çekiyor. '80 yıldır bize ne verdiler? Halkımızı aç, yoksul bıraktılar. Bugün Türkiye'nin en geri kalmış, en fakir iliysek, bizi yönetenlerin bunda çok büyük günahı vardır?' diyor.

Nimet Sezgin için iki nokta çok önemli. Ayrımcılık yapmamak, hizmet yapmak. 'Çünkü' diyor Nimet Sezgin: 'Bizim için insan esastır.' İnsanı esas aldıkları için de yurttaşların kimliklerine, görüşlerine bakmadan hizmet edeceklerini söylüyor ve ekliyor: 'Hemşerilerimizi ayırmaya çalışanlara, insanlarımızı ötekileştirenlere çok ciddi tepki göstereceğiz. Hiç kimsenin, diğerinden bir üstünlüğü olmayacak. Bize oy verenle vermeyen eşit olacak. Hemşerilerimin hiçbir şeyi unutmayacağını biliyorum. Söylediklerimizle, yaptıklarımızla halkımızın yanında olacağız. Kimse bizim dönemimizde, kendini dışlanmış hissetmeyecek. Herkese eşitlik temelinde yaklaşacak; herkesi kucaklayacağız. DTP ayrımcı değil, birleştirici olacak; tüketen değil, üreten olacak; konuşan değil, iş yapan olacak. Koltuk insanı değil, halkın insanı olacak. Hemşerilerim DTP Belediyesi'nin farkını görecek.'

Sezgin'e halkın su sorununun çözülmesi beklentisini aktarıyoruz: 'Elbette önceliğimiz, su ve kanalizasyon olacak. Belediyelerimizin bu konudaki deneyimleri çok önemli. Bakın İstanbul'da, Ankara'da, Muş'ta yani AKP'nin iktidarda olduğu yerlerde su sorunu var ama Diyarbakır'da yok. Ankara su konusunda otuz gün sonrasının hesabını yapamıyor, Diyarbakır'da ise 30 yılın hesabı çoktan yapılmış. Muşlu hemşehrilerim merak etmesin, 30 Mart'la birlikte halk iktidara gelecek ve halk için çalışacak.'

DTP ilçe ve beldelerde de iddialı

DTP Muş'un ilçelerinde ve beldelerinde de iddialı bir çalışma sürdürüyor. Varto, Malazgirt, Bulanık banko gözüküyor. Korkut'ta da sürpriz yapabileceği söyleniyor. 20 beldenin en az yarısını DTP'nin kazanacağı kesin diyorlar. Muş'un merkezinde genel siyaset pek tartışılmıyor. Ama ilden ilçelere, ilçelerden beldelere, beldelerden köylere gittikçe siyasetin dozu artıyormuş.

Bütün ilçe ve beldeleri gezmemiz mümkün olmadı ama Muş'un tek kadın adayı DTP Varto Belediye Başkan Adayı Gülşen Değer'in çalışmalarını izlemek üzere Varto'ya gittik. Varto'da DTP'li eski Belediye Başkanı Demir Çelik çok seviliyor. Demir Çelik'in çalışma arkadaşı olan Gülşen Değer, aynı zamanda hem belediyecilik bilgisi açısından hem de kadın olması nedeniyle çok ilgi görüyor.

Biz Varto'da ilçe binasındayken herkes ilgiyle Roj TV'yi izlemeye başladı. Yurtdışında yaşayan Kürtlerin katıldığı bir programdı bu. Vartolular da konuştu ve hepsi DTP'ye desteğini açıkladı. Varto'daki AKP adayının köylüleri de, adaya adaylıktan çekilme çağrısında bulundu.

Yurtdışında yaşayan çok sayıda Vartolu, Gülşen Değer'e desteğini açıklamış zaten. Değer, belediye başkanı seçildikten sonra, geçmiş dönemde yaptıkları hizmetlere yenilerini ekleyeceğini ve kadınlarla birlikte kadınlara özel projelere de imza atacaklarını söylüyor.

'Susurlukçu ve susuzlukçu' bir aday

AKP'nin batıda hükümet, doğuda devlet oluşunun en iyi kanıtlarından birisi de, AKP'nin Muş Belediye Başkan Adayı Necmettin Dede. Muşlular Dede'den bıkmış, usanmış. Anlatıyorlar: 'Ağar Susurluk/Ergenekon Terör Örgütü davasından yargılanıyor, ama burada Ağar'ın en yakın adamı Necmettin Dede, bir kere daha AKP adına Belediye Başkanlığı koltuğuna oturmaya çalışıyor.'

Necmettin Dede eski DYP'li. Ağar'ın yakını. Hakkında Ergenekon yanlısı olduğuna dair halk arasında yaygın bir söylenti olduğunu saptıyoruz. Bazı AKP'liler, 'Biz bu seçimi, Necmettin Dede yüzünden kaybedeceğiz' diyorlar. Nedenini yaşlı bir Muşluya sorduğumuzda yüzünde şakacı bir ifade beliriyor: 'Bu Dede, hem Susurlukçu, hem de susuzlukçu...' Yana yakıla şikayet ediyor. 'Dede yüzünden iş yapamaz olduk' diyor. Muslukçuymuş. Anlatıyor: 'Muş'ta sular günde iki saat akıyor. Vatandaş musluklarını yalnız bu iki saatte kullanıyor. Su olmayınca musluk da yıpranmıyor. Öyle olunca musluk tamirine de ihtiyaç kalmıyor...' Muşlular da bütün Kürtler gibi her türlü zorluğu alaya almayı başarabiliyor.

AKP Adayı Necmettin Dede'nin karnesi

Sokakta kime sorsanız Necmettin Dede'den şikayetçi. AKP'ye oy vereceğini söyleyenler bile durumdan memnun değil.

Kendisi inançlıymış gibi yapıyor, duyduk, Marmaris'te içkili yer işletiyormuş. Sadece içmiyor, satıyor da.

Kendisinin başka şehirlerde işyerleri var. Muş'a çivi çakmadı. Ailesini bile getirmedi Muş'a.

Burada 84 müteahhidi mahkemeye verdi. Buradaki inşaata çok zarar verdi.

O kendi vatandaşından korkuyor. Kapısının önünde polis var.

Muş ondan bir hayır görmedi.

Ben Dede'ye değil, Erdoğan'a oy vereceğim. Bir kere vatandaşa kaba saba konuşuyor. Belediyede işim olsa bile onun yüzünden gitmiyorum.

Başgardiyan, tutuklular ve Baro Başkanı

DTP seçim bürosundayız. Aydın Yalçın'la tanışıyoruz. 'Emek hareketindenim' diyor. Yargı Sen'liymiş. Günlük Gazetesi'nden söz edince seviniyor.

'Ben Yüksel'i tanıyorum, diyor, Muş Cezaevi'nde kalmıştı...'

'Sen de mi tutukluydun?'

'Hayır, ben cezaevinde gardiyandım. Yükseller, Barış Grubu olarak dağdan indikten sonra tutuklanıp, Muş E Tipi'ne kondular.'

Gözleri dalıyor: 'Onlardan İsmet Baycan ne yazık ki kalpten vefat etti. Şehit sayılır. Neyse ki Yüksel'i sağ salim tahliye ettik...'

Ağzımız bir karış açık kalıyor. Biz şaşkınlıktan Aydın Yalçın'a bakarken, yan tarafta oturan bir genç kadını da işaret ediyor:

'Rojda Kaya'nın da gardiyanıydım.'

Rojda iki kez tutuklanmış, Muş E Tipi Cezaevi'nde kalmış. Dört ayını gazetede Veysi Sarısözen'le aynı 'ortak köşeyi' paylaşan Yüksel Genç'le geçirmiş. Cezaevinin gardiyanı Aydın Yalçın'la şimdi yan yana.

Biz 'vay canına' filan diyemeden Naif Erol da konuşuyor: 'Benim de gardiyanımdı Aydın Yalçın!'

Şaşkınlık, artık gülüşmelere dönüşüyor. Biz gülerken, bir DTP İl Yöneticisi, 'Bu da eski Baro Başkanı ve arkadaşların avukatı' diyerek bizi Sait Sever'le tanıştırıyor. Sait Sever, 2004 yerel seçimlerinde DTP'den Muş Belediye Başkan Adayı olarak seçimlere katılmış.

Böylece takım tamamlanıyor: Tutuklular, gardiyan, avukat... Ve biz. Yani onların yaşadıklarını haberleştiren gazetenin yazarları...

Bunun üzerine hep birlikte bir 'Cezaevi hatırası' resmi çektiriyoruz.

Resim işi bitince Aydın Yalçın bize bir seçim broşürü veriyor. Ne görelim? Meğer eski gardiyan Aydın Yalçın İl Genel Meclis üyeliğine DTP'den aday olmuş. Kampanyasını da aralarında eski tutukluların da bulunduğu arkadaşları yürütüyor.

DTP Muş'ta gerçekten de tam bir çoğulcu parti. 'Tutuklu' ile 'gardiyan'ın aynı partide omuz omuza vermesi Kürt toplumundaki birliğin simgesi haline dönüşüyor. Kürdü Kürde zulüm ettirme dönemi kapanıyor.

'Tek dil demek küfürdür'

AKP'nin Ankaralı, İstanbullu, Konyalı, Kasımpaşalı yöneticileri, Fırat'ın batısında Müslümanlık iddiasında kendilerini 'rakipsiz' saymaya alışmışlar. Ama işler Fırat'ın doğusunda öyle değil. Bölge'de yaptığımız gezi boyunca DTP seçim bürolarında onlarca din alimiyle, meleyle, imamla karşılaşıyoruz.

Muş'ta da Mele Ali Yıldız'la tanıştık. Tanışır tanışmaz da sorduk: 'Batıda Hanefilerde böyle Ali ismine rastlanmaz. Senin adın neden Ali?'

Mele Ali Yıldız, Şafi mezhebinden Müslümanların Hz. Ali'ye izafeten yaygın bir şekilde Ali ismini aldıklarını anlatıyor bize. Sonra şöyle diyor: 'Hz. Ali'nin şehit edilmesinden sonra, Araplar İslamı hukuklaştırdılar. Hz. Muhammed'in zamanındaki Müslümanlığı kaldırdılar.'

Biz, bir gün önce medyada yayınlanan Abdullah Öcalan'ın 'İslam iktidarlaştırıldı' sözünü hatırlatıyoruz. Onaylıyor. Öyle olmuştur diyor. 'Araplar İslamı krallaştırdı, Osmanlı sultanlaştırdı, Kürtler de ağalıktı, şeyhlikti Müslümanlığı ortadan kaldırdı. Hz. Muhammed (SAV) sonrasının has Müslümanlığı iki şahsiyet tarafından yaşatıldı, birisi Selahaddin-i Eyyubi, diğeri ise Abdurrahman İbni Avf...'

Ve Mele Ali Yıldız, Tayyip Erdoğan'a sert eleştirilerde bulunuyor: 'Erdoğan 'ılımlı Müslümanım' diyor. Müslümanlığın 'ılımlısı' olmaz, 'ılımlı Müslümanım' diyen Müslüman değildir.' Bu tezini de Maide Suresi'nin 23. Ayeti'ne dayandırıyor.

Mele Ali Yıldız, bu İslami düşünceleri yüzünden ağır baskılara uğramış. İşkencelerden geçirilmiş. Hapis yatmış. 'Hayvanların, atların bile kimliği var günümüzde. Ama Kürtlerin kimliği yok. Allahtan utansınlar' diyor. O da 'tek dil' demenin küfür olduğunu bildiriyor. Kur'an üzerine menfaat karşılığı yemin ettirenlerin Müslüman olmadığını, zalim olduğunu belirtiyor. Zalimin zoruyla edilen yeminin yemin olmadığını anlatıyor.

Mele Ali Yıldız'a uzun ömürler dileyip, yanından ayrılıyoruz.

Günlük Gazetesi
  Alıntı ile Cevapla
Alt 19 Mart 2009, 01:05   #7
 
mahsun egit - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 01 Aralık 2008
Üye No: 15681
Mesajlar: 356
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
1 Mesaja Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 0 mahsun egit is on a distinguished road
Standart Cevap: Seçim Nabzı.İl İl Değerlendirme

amed hakkında seçim yorumu bile yapılamz bu bölge savaş hükümetleri hep tabela partisi olmuştır bi amedli olarak akp adına burda şuan sadece valilik çalışıyor dtp açık farkla alır ümidimiz diğer kürdisatn şehirleri için
mahsun egit isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı


“Hukuk, iktidarın fahişesidir”
Şu Anki Zaman: 22:33.


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.1