Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SİYASET > Politik Gündem

Politik Gündem Güncel Politik Konuların Okunup Tartışıldığı Bölüm


SOL RADYO
Sol Radyo
Get the Flash Player to see this player.

BS Militanlarına Karşı Kürt Savaşçıları Ön Saflarda Yazımızı Okumak İçin Tıklayın

Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi
Mlkp şehitleri
Cevaplar
0
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
3401
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Bookmark and Share LinkBack Seçenekler Stil
Alt 05 Mart 2009, 13:41   #1
 
-- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
--
Okuyucu
Kullanıcı Profili
Üye No:
Mesajlar: n/a
Teşekkür Grafikleri
Standart Mlkp şehitleri

Erdal Balcı



Erdal Balcı
1976- 4 Kasım 1994

Erdal yoldaş, Malatyalı yoksul bir emekçi ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk okuldan sonra okuyamadı, çünkü ekmek kavgası, milyonlarca yaşıtı gibi O'nu da bekliyordu. İstanbul'a göç ettiklerinde elinde fırçasıyla genç bir boyacı ustası oldu ve ailesinin geçim yükünü omuzladı. Çok sayıda işte çalışan Erdal, tam bir proleter kişiliğe sahipti. Komünistlerle tanıştı, bilinçlendikçe kavgaya daha güçlü sarıldı.
Birlik Devrimi, Erdal yoldaşın yaşamında da bir devrim yarattı. Proletaryanın iktidar mücadelesindeki en büyük silahı olan komünist partisi, coğrafyamızda yetmiş yıl aradan sonra yeniden yaratılıyordu. Erdal yüzünü partiye, devrim ateşine döndü. Eylemlere ve çalışmalara tüm enerjisiyle katıldı. MLKP-K'nin ilanını emekçi semtlerinden biri olan Gülsuyu ve çevresinde yürütüyordu. Pankart asacaklardı ve tüm risklere rağmen eylemi gerçekleştirmede kararlıydılar. Zira haftalardır devam eden MLKP-K tanıtım kampanyası siyasi polisi deliye çevirmişti ve katiller kan istiyordu.
Pankartın asılacağı yer, Maltepe Esenkent'teki üstgeçitti. Eylem yerine geldiler, güvenliği aldılar. Pankart asılıyordu. O sırada ateş edilmeye başladı. Bir başka yerdeki bombalı pankartı indirmekten dönen katil polislerle karşılaşmışlardı. Kısa süreli bir çatışma yaşandı ve katiller sokak infazlarına bir yenisini daha eklediler. Böylece MLKP, Birlik Devrimi'nin ürünü olarak tarih sahnesine çıkışının ardından kısa bir süre sonra, 3 Kasım 1994'de kavga alanlarında ilk şehidini veriyordu.
Tüm engellemelere rağmen yoldaşları, ölümsüzlüğe yolculuğunda Erdal'ı yalnız bırakmadı ve O'nu türkülerle uğurladılar. Çünkü ölümünden bir kaç yıl önce yoldaşlarına "Şehit düşersem eğer, beni gözyaşlarıyla değil, türkülerle uğurlayın" demişti.
O, Birlik Devrimi'nin yeni bir formda yarattığı örgütün coşku ve atılımını kuşanmış, proleter bir parti neferiydi. Büyük bir davaya, büyük bir kavgaya Birlik Devrimi ve onun ürünü partiyle koyulurken, ilk ölümsüzler kervanına katılma onuru Erdal yoldaşın olmuştu. Bir köprüde durduğu yiğit ama mütevazı pankart nöbetinde, proleter kimliğine yakışır şekilde ölümsüzleşti. Erdal Balcı yoldaşın MLKP'nin ilk şehidi olarak ölümsüzleştiği Kasım ayı, "Şehitler ayı" olarak yazıldı tarihe ve yüreklerimize!..
Şimdi yaratılan her değerde ve kazanılan her zaferde 18 yaşındaki o genç ve yiğit devrimcinin emeği vardır. Binler, on binlere ve umudun ordusu devrime vardığında Erdal yoldaşa verilen sözler tutulmuş olacaktır. Ve O'nun için en güzel türkülerimizi o zaman söyleyeceğiz. Her pankart nöbetinde, her eylemde, her türküde Erdal yoldaşa olan sevgi ve bağlılığımız dile gelecek. Çünkü artık O, doğmakta olan bir umudun silahından fırlayan ilk kurşun olarak saplanmıştır düşmanın kokuşmuş gövdesine.

Ali Karahan



Ali Karahan
1965 -9 Nisan 1995
Proletaryanın kültürüyle yetişmiş devrimci ve mütevazı yaşamıyla örnek olan, hukuk cephesinin militan savunucularından, devrimci ve yurtseverlerin avukatı, parti işçisi Ali Karahan yoldaş, kavgaya sessizce girmiş, ama kendini ortaya koyuşu ve gelişimiyle gücü ve yankısı yüksek bir ses olmuştur. Bu nedenledir ki Ali yoldaş, başta Kürdistan illeri olmak üzere çalıştığı bütün yerlerde devrimci, yurtsever ve emekçiler üzerinde derin ve kalıcı izler bırakmıştır.
12 Eylül yıllarında ilk gençliğini yaşayan Ali, koşulların gerici ve tasfiyeci etkilerinin aksine bir tutum sergilemiştir. Kuşağının şanssızlığına ve yitirilmeye yüz tutmuş haline rağmen o, bilincini ve belleğini faşizme teslim etmez. Duyarlı ve dinamik bilinci onu okumaya, kavramaya ve bir nitelik oluşturmaya yöneltir. Ankara Hukuk Fakültesi'nde öğrenim gördüğü dönem, mücadele üzerindeki ölü toprağın atılmaya başladığı bir dönemdir. Daha o dönemde Ali yoldaş, devrimci savaşa hangi cepheden katılacağına dair bir karara varır: O, devrimin ve mücadelenin avukatı olacaktır. Devletin devrimci ve yurtsever harekete karşı kullandığı burjuva hukuk alanını devlete karşı bir silah ve devrimi savunmanın bir mevzisi haline getirmenin hazırlıklarına başlar. Bu dönemde burjuva devlet niteliğinin irdelendiği "anayasalar", "siyasi davalarda savunma" ve "ceza hukukunda savunma teknikleri" gibi konularda tezler hazırlayarak bunları kitle toplantılarının konusu haline getirir. Bu dönemdeki faaliyetleriyle düzenin kendisine sunduğu olanaklardan, küçük burjuva aydın özlemlerinden fiili ve düşünsel bir kopuş gerçekleştiren Ali yoldaş, artık devrimin avukatıdır.
Ankara'da başlayıp, asıl olarak Kürdistan'da devam eden mücadelesi tam bir devrim avukatı vasfına uygun olarak seyretmiştir. Önceden sağladığı akademik ve politik birikimi, kavganın günlük ve sıcak gerçekleriyle ustaca yoğurarak DGM salonlarını faşist yasalara dar edecek bir nitelik oluşturmuştur. Kürdistan'ın ağır koşullarında, her baskın ve operasyonda emniyetin, savcılığın yakasına yapışan, faşist katliamlar sonrası devrim şehitlerinin bedenlerini devletten almak için dişe diş savaşan O'dur. Devrimci değerleri cezaevinde, işkencede ve yaşamın her kesitinde korumuş ve o değerleri koruyanlara derin bir sevgiyle bağlanmıştır. Devrimin bilimselliği ve onu yaşamda hissetmenin romantizmi, Ali yoldaşın kişilik bütünlüğünü oluşturur.
9 Nisan 1995'te, gözaltında olduğu kabul edilmeyen bir yoldaşını faşizmin elinden almaya çalıştığı esnada geçirdiği kalp krizi sonucu şehit düşen Ali yoldaş bize, hukuk alanında nasıl parti militanı olunacağını gösterdi. Yeteneklerini ve erdemlerini olgun, gösterişsiz, ama etki gücü yüksek olarak partinin, işçi sınıfı ve emekçi yığınların hizmetine sokan Ali yoldaş, bir doğal kitle önderi özellikleriyle yüklüydü. Aydın komünist bir militan olarak daima kitlelerin önünde, ama onlara asla uzak olmayan Ali yoldaşın yaşamına rehber diye bakmak gerekir.
Ve biz hala ona bakıyoruz. Her baktığımızda yeni erdemlerin, yeni kazanımların kıvılcımlarını görüyoruz. Hukuk mücadelesini devrim mücadelesi ile kaynaştırarak, faşizmin mahkemelerine yoldaşlarının ve devrimcilerin mücadelesinin meşruluğunu taşıyan Ali Karahan yoldaş, devrimin avukatı olarak partili yüreklerde yaşamaya devam ediyor.

Şengül Boran



Şengül Boran
23 Nisan 1974-3 Nisan 1995
Şengül yoldaş, 23 Nisan 1974'te Malatya-Akçadağ'da dünyaya geldi. Bu yiğit Kürt kızı, devrim ve sosyalizm mücadelesiyle henüz 14 yaşındayken tanıştı.
Örgütlü çalışmada ilk ciddi sorumluluğu Adana'nın Ceyhan ilçesinde üstlendi. Üniversite sınavlarında Adana'da bir fakülte kazandı. Yoldaşlarının bu kente gitmesine ihtiyaç olduğunu belirtmeleri üzerine buraya gitti. İlçedeki çalışmalarda kısa sürede öne çıktı. Ceyhan'da atılan tüm adımlarda onun belirleyici bir payı vardı. Bir süre sonra okulu bırakıp Adana'da faaliyet yürütmesi istendi. Tereddüt etmedi. Okul, aile gibi gerekçeler onun görevlerine tereddütsüzce koşmasına hiç engel olmadı. Davanın ihtiyaçlarını her şeyin üstünde tutardı. Duygularını mücadelenin ihtiyaçlarına göre belirlemeyi bilirdi. Yakınma, sızlanma, umutsuzluk, kendine dönme, ona yabancı özelliklerdi. Militanlığı, kabına sığmazlığı, engel tanımazlığı; statükoculuğu asma dinamizmi ve olağanüstü hassaslığıyla bir adim öne çıkıverdi.
Adana'da yoldaşları ona Dilek ismini verdiler. Yoğun polis takipleri asla moralini bozmadı. Emekçilerin, sempatizanların kapıları yüzüne kapandığında bunu olgunlukla karşılamayı bildi. Olanaksızlıklar azmini kırmadı. Şengül Yoldaş gittiği, barındığı emekçi evlerinde hemen saygınlık kazanır, büyük bir sevgiyle karşılanır, sözü dinlenirdi.
Militan bir eylemin ardından düşmanın eline geçtiğinde, işkencecileri inlerinde yendi, ifade vermeyi reddetti, tutsaklık günlerinde de ayni rahatlık ve özgüvenle hareket etti.
Adana'da had safhaya varan polis saldırıları, birinci ve ikinci dereceden yöneticilerin, ajanlaştırılan bir unsur tarafından deşifrasyonu sonucu bazı yoldaşlarıyla birlikte bir süre şehirden ayrılmak zorunda kaldı. Bu örgütsel tedbir bir dönem sonra kaldırıldı. Şengül Yoldaş yeniden Adana'da faaliyet yürütmekle görevlendirildi. O, tüm dezavantajlara, aranmasına, alandaki ilişki ağının adeta yıkılmış olusuna vb. aldırmadan tereddütsüzce nöbete koştu. Daha 19 yaşındayken Adana İl komitesi Üyeliği gibi bir sorumluluğu yüklendi.
Eksiklikleri üzerine sürekli kafa yoran, kendini eğitmeye, eleştirilerden öğrenmeye daima büyük önem veren Şengül yoldaş, kavga gerekli kıldığında da ağır görevlerin altına girmekten hiç korkmadı. Birlik sürecinin coşkulu emektarlarından biriydi. Yer aldığı platformlarda komünistlerin birliği görevinin inançlı bir neferi olarak boy verdi.
KGÖ'nün İstanbul İl Sekreterliği'ni yaptığı 6 aylık süreçte, yorulmak bilmezliği, coşkusu, ileri yürüme kararlılığı, yenilenme arzu ve çabası, içtenliği, özverisi, yoldaşça sıcaklığı ve moral gücüyle faaliyetlere çok şey kattı. Örgütsel atmosferin devrimciliğinin korunmasında, yoldaşça bağların en sıkı tarzda örülmesinde ve MLKP-K'nin gösterdiği hedeflere uygun bir kadro prototipi yaratılması yolunda kararlı ve uzlaşmaz bir mücadele yürüttü. Eleştirel devrimci yöntemi kullanmakta ve yoldaşça hassaslıkta örnek oldu. Partinin ve KGÖ'nün kararlarının yaşama geçirilmesinde ve birlik sürecinin önemli bir görevi olarak kaynaşmanın sağlanmasında yüksek bir irade ve çalışkanlık sergiledi.
Şengül yoldaş partinin geleceğine büyük bir güven besliyor ve kendisini yeni görevlere hazırlıyordu. Ateş hattında sürdürdüğü kavgaya daha büyük katkılarda bulunma hazırlığı için gittiği askeri eğitim kampında, elinde bir bomba patlaması sonucu, henüz 21 yaşındayken ölümsüzler kervanına katıldı.
KGÖ, 1997'deki I. Kongresinde onu, Özgür Evrim yoldaşla birlikte, kadro prototipi ilan etti.
O, devrimci romantizmi ve feda ruhunu cisimleştirdiği kişiliğiyle ölümsüzlüğe yürürken, her MLKP-K'lı ve her KGÖ'lü için bir savaş andı oldu.
Özgür Evrim Göçen



Özgür Evrim Göçen
15 Nisan 1976-2 Mayıs 1995
Özgür Evrim Göçen, 15 Nisan 1976'da Adıyaman'da doğdu. Kürt, Alevi ve emekçi bir ailenin çocuğuydu. Henüz 16 yaşındayken devrimci mücadele ile tanıştı.
Özgür yoldaş, devrimci mücadeleyle tanışmasından itibaren tercihlerini devrim ve sosyalizm kavgasının ihtiyaçlarına göre yaptı. 1993 yılında okumaya başladığı ODTÜ'yü de gençlik mücadelesinin bu önemli mevzisinde Komünist Gençlik Örgütü'nün bayrağını dalgalandırmak için seçti.
İnisiyatifiyle, kolektif etkin duruşuyla, önder özellikleriyle örnek olan Özgür, ODTÜ'de gelişen önemli mücadelerde başı çekti. Gorbaçov'un ODTÜ'de protestolarla karşılanması eyleminde Özgür'ün emeği vardı. "Duru bir gökyüzü için acıya katlananlar/Acıyı bir silah gibi saklamalı yüreğinde/Devrim ya ruhunuzdadır ya da hiçbir yerde" sözleri, onun kısa yaşamının özü oldu.
2 Mayıs 1995'te jandarma tarafından trafik kazası süsü verilerek katledildi. KGÖ, I. Kongresi'nde Sengül Boran ve Özgür Evrim Göçen'i genç komünist kadro prototipi ilan etti.

Hasan Ocak



Hasan Ocak
13 Nisan 1965 -21 Mart/17 Mayıs 1995
Hasan Ocak yoldaş, bir dava adamı, yiğit bir eylemci, gününün yirmi dört saatinde devrimin havasını soluyan bir inanç ve irade sembolüydü. Partimizin kurucu üyesiydi. Birlik devrimimizin hemen ardından, 12-15 Mart 1995 tarihlerinde İstanbul'un Gazi semtinde bir faşist katliama tepki olarak patlak veren Gazi ayaklanmasını yönetenlerden biriydi. Bundan dolayı Gazi Komutanı unvanını aldı. Hasan yoldaş, bu ayaklanmanın ardından 21 Mart'ta siyasi polis tarafından kaçırılıp, ağır işkencelerden sonra, 26 Mart'ta telle boğularak katledildi. İşkencehanelerde ser verip sır vermeyen bu yiğit savaşçıyı katledenler, onu gözaltında kayıplara kattılar. Partimiz, yoldaşımızın ailesi ve başka kayıp yakınlarını da içine alan dişe diş bir mücadele sonucu Hasan yoldaşımızı bularak, 19 Mayıs 1995'te 10 bin kişinin katıldığı görkemli bir cenaze gösterisiyle Gazi'de uğurladı. Sevgili Gazi komutanımız, gülümseyen resimleriyle gözaltında kayıplara karşı yürütülen mücadelede bayraklaştı.
MLKP-K'nın yönetici kadrolarından olan Hasan yoldaşımız çok yönlü özelliklere sahip bir komünistti. O, gelecek toplumun insanıydı. Militanlık, adanmışlık, baş eğmezlik, sınır tanımaz özveri, yaratıcılık ve komünist duygunun egemen olduğu coşkulu bir ruh hali, O'nun özelliklerinden bazılarıdır.
Hasan Ocak yoldaş başladığı devrimci mücadelesinde kısa süre sonra işkencecilerin eline düştü. Gizli basım işinin başındaydı. Düşmanın susturduğunu sandığı illegal gazetenin yeni bir sayısıyla yakalandı. Dozu gittikçe artan ve iki hafta boyunca süren işkencelerde Hasan yoldaş, adından başka hiç bir şey söylemedi. Kuduran kontrgerillacı tim şefi kıvranıp durdu, ininde yenilmişti.
İşkencecilerle ikinci muharebesi aynı yılın sonbaharında olmuştu. Sorguda, kendisine "bir adam vermesi" için yalvaran işkenceci tim şefi Bayram Kartal'ı "adam mı, ben varım ya" diye yanıtlamak O'na hastı. İşkencelerin 17 gün sürdüğü bu geceli gündüzlü savaşta, işkenceciler onun daha da bilenmiş olduğunu gördüler. Bu savaşı da sevgili yoldaşımız kazandı.
‘88 sonlarından itibaren Hasan yine gizli baskı görevinin başındadır. Son derece disiplinli, türkü söyler gibi keyifle yapıyordu işini. Sık sık onarım sorunu çıkaran baskı aletlerini tamir etmeye uğraşıyor, illegal gazeteyi, bildiri ve kuşları zamanında yetiştirebilmek için olağan üstü bir gayret ve büyük bir şevkle çalışıyordu. Baskı yapamaz hale geldiğinde çaresiz kollarını kavuşturup oturmadı. Devlete ve burjuvaziye ait baskı aletleri ne güne duruyordu. Bir yolunu bulup, gece girdiği, gerekli malzemeleri taşıdığı düşman mekanlarında sabah saatlerine değin gazete, bildiri kuş basıyor, sonra ağır mı ağır çantalarını yüklenip yoldaşlarına iletiyordu. Yıllarca sürdürdü bu görevini. İllegal basım işini Hasan yoldaş kadar uzun süre yapan, onun kadar yayın ve materyal basan-taşıyan komünist ve devrimcilerin sayısı azdır.
İstanbul'da önem verilen bir alanının yönetici komitesinde büyük başarılar kazanan Hasan yoldaş, Birlik Kongresine delege seçimleri yapıldığında yoldaşlarının tüm oylarını alarak kongreye katıldı. Kongre'de mütevazı, çalışkan ve sempatik bir yoldaş olarak dikkat çekti. Güvenlik işinde görevlendirilen ekipte yer aldı. Kurucu üyesi olduğu MLKP-K'nın ilan edildiği saati-dakikayı kaydedecek denli heyecan ve mutluluk dolu olarak birliği onayladı. Birlikten sonra, Birlikle ortaya çıkan tüm imkanları en iyi, en akılcı ve en tam kullanan yoldaşlardan biriydi. Partiyi yaratma, devrim yangınını büyütme hedefine kilitlenmişti. Eleştiriyi tedavi edici bir silah olarak kullanmakta örnek tutumların sahibiydi.
O, öncünün kavga azminin, kararlılığının savaş gücünün ve boyu eğmezliğinin bir ifadesi olarak düştü toprağa. Şimdi göndere çekilmiş bir bayrak ve zafer andıdır. Sözümüz var Gazi Komutanına, iktidar bilincinin parıldadığı, tüm mücadele biçimlerinin ustaca kullanıldığı, devrimin siyasal ordusunu yaratmayı ve savaştırmayı mümkün kılacak bir yolda yürümekteyiz. Sloganlarımız, şarkılarımız ve silahlarımız susmak bilmeyecek. Zafere dek.
Hasan Albayrak



Hasan Albayrak
1978 -1 Mayıs 1996
Hasan Albayrak 1 Mayıs ‘96'da vurulduğunda, henüz 20 yaşlarında gencecik bir parti neferiydi. Birlik devrimi O'nun harcını karmıştı: Her şey devrim için ilkesi yaşamını, can bedeli üstlendiği görevini yapmaya yöneltti. Birliğin O'nda yarattığı coşkuyu, heyecanı, arkadaşlarına, ailesine, Tuzla deri işçilerine taşıdı. Partinin olduğu her yerde O vardı. Partiye dair her türlü iş, artık O'na aitti. Birliğin coşkusuyla, ‘95'in devrimci ruhuyla parti saflarına katılan, umudu, geleceği parti bilen yüzlerce parti neferinden biriydi. Tuzla'daki işçiliği parti işçiliğinde vücut buldu.
‘96 1 Mayıs'ı kimilerine göre bir mahşer günüydü ve İstanbul'un göbeğini Kadıköy'ü soksak sokak kuşatıyordu. Polis barikatı, panzer sirenleri, coplar, kalkanlar çaresizdi. Devrimci 1 Mayıs, devrimci kalacaktı. ‘77 1 Mayıs'ında panzere, kurşuna siper bedenler, 100 bin yürek ‘96 devrimci atılımını boğmaya çalışanlara karşı yine oradaydı.
Ancak ne ölüm, ne kurşun...Tek gerçek, tek tarihsel görev: Pankart alana sokulacak. Polis alana girmek isteyen ilk grubun üzerine ateş açtı. Bir Hasan'ımız daha düştü. Elinde, ne koşulda olursa olsun alana sokmaya yemin ettiği partinin, partisinin pankartı vardı. Kanı daha soğumadan, yine bir pankarta sarıldı. Huzurlu bir gülümseyiş vardı yüzünde.
Sıra neferliği Hasan'ın yaşamında ve ölümünde somutlaşıyordu. Mütevazı yaşamı, mütevazı ama bir o kadar da militan ve tarihsel değeri olan bir ölümle sonlandı. Devrimin gerçekliği, savaşın yalınlığıyla örtüşen ölümdü bu.
Şimdi Hasan Albayrak yoldaşı O'nunla birlikte şehit düşen iki siper yoldaşıyla beraber tarih defterine yazdık. ‘96 1 Mayıs'ını onların adıyla anıyoruz. Tüm şehitlerimizin olduğu gibi Hasan yoldaşın da yaşamı ve mücadelesi, bayrağı kendisinden sonra taşıyacak olanlara bir mesajdır. Kavganın bütün kesitlerinde bu mesajı yeniden keşfetmek geride kalanların boyun borcudur.

Hüseyin Demircioğlu



Hüseyin Demircioğlu
1960-25 Temmuz 1996
"En önde çarpışan ben olmalıyım. Fedakarlıkta ve can fedalıkta sıranın başında yer almalı, yapamayacağım bir işi asla başkasından istememeliyim.''
Hüseyin yoldaşımıza ait bu sözler, onun komünist ve önder kişiliğinin özetidir. Onun şahsında MLKP'de önderlik anlayışının ve yoldaşlık duygularının ifadesidir. Sınıf mücadelesinin her alanında en önlerde savaştı o. Devrim ve sosyalizm davasını en önlerde çarpışarak savundu. Hiç tereddütsüz ölümü kucakladı. Haklı olarak partimizde "devrimin öğretmeni" unvanını aldı.
Hüseyin Demircioğlu yoldaş, 1960 yılında Bingöl'ün Kığı ilçesinin Sütlüce köyünde yoksul bir Kürt ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Devrimci düşüncelerle lise yıllarında tanışır. Daha o yıllarda ailesi ve çevresinde sevilen, ağırbaşlı, çalışkan ve kavgacı kişiliğiyle tanınır. Okuldaki boykot, işgal ve gösterilerde hep o vardır. Bu kavgacı kişiliği daha sonra şehit oluşuna kadarki yaşamına da yansır.
1976 yılında katıldığı devrimci mücadelesini bütün yaşamı boyunca kesintisiz sürdürdü.
Komünist bir militan olarak, mücadelede sebat, kararlılık ve yaratıcılık özellikleriyle öne çıktı. 1981'de İstanbul'da gözaltına alınarak 45 gün ağır işkencelerden geçti. Alemdağ, Sultanahmet ve Sağmalcılar Hapishanelerinde kaldı. ‘87'de tahliye olduktan sonra duraksamadan mücadelesini sürdürdü. Önder ve yönetici kişiliği, örgütçülüğü, disiplinliliği, teorik ve siyasal sorunlara ilgisi, okuma ve araştırma, yapamayacağı hiçbir işi başkasından istememe gibi özellikleri, onu, sürekli yoldaşlarıyla omuz omuza kavganın içinde ve en önünde kıldı. Komünistlerin birliği tartışmalarına aktif, partinin inşasına özveriyle katılan bir komünistti.
1995 yılında gerçekleştirilen MLKP 1. (Parti ve Birlik) Konferansı'ndan sonra MK üyesi ve İl Komitesi Sekreteri olarak, parti çalışmalarının ağır darbeler aldığı ve zayıfladığı başkent Ankara'da görev aldı. Kısa zamanda partiyi daha üst bir düzeyde örgütlemeyi başarmıştı. ‘96 Mart-Mayıs sürecinin yoğun hazırlıkları içerisindeyken, düşmanın 6 Mart ‘96'da partimize karşı gerçekleştirdiği bir operasyonda tekrar tutsak düştü. Düşmanın yoğun, öldüresiye işkencelerine karşın, partimize, devrime ve sosyalizme bağlılığın gereği olarak komünist direniş geleneğini sürdürdü.
‘96 yılında faşist Türk devletinin zindanlara yönelik saldırısı olan F Tipi tecrit cezaevleri uygulamasına karşı cezaevlerinde geliştirilen Ölüm Orucu Direnişi'nin birinci ekibinde yer aldı. O, devrimci inanç, kararlılık ve feda ruhuyla donanmış, önder bir komünist olarak, yoldaşlarının en önünde çarpışan olmayı bir kez daha pratiğe geçirerek, komünist feda ruhu geleneğini büyüttü. Cezaevinde ölüm orucu sırasında bile yoldaşlarının eğitimi ile ilgilendi. Yoldaşları cezaevinde onun bıraktığı mirası Hüseyin DEMİRCİOĞLU Akademisi diye adlandırdılar. Ölümle yüzyüzeyken bile yoldaşlarına ve partiye olan bağlılığını şu sözlerle ifade ediyordu: "Bizler devrimin ve partinin onurunu burada koruyacağız". Hüseyin yoldaşı, 24 Temmuz 1996'da Ölüm Orucu direnişinin 67. gününde şehit verdik. Canını feda ettiği devrim ve sosyalizm davasını mutlaka zaferle taçlandıraracağız. Onun taşıdığı kızıl bayrak, bugün daha yükseklerde dalgalanmaktadır.
Ali Haydar Göçer



Ali Haydar Göçer
1971-7 Ağustos 1996
Ali Haydar Göçer yoldaş, 1971'de Dersim'in Nazmiye ilçesinde dünyaya geldi. Beş kardeşi vardı. Küçük yaşlardayken ailesi çocuklarını okutmak için İstanbul'a taşındı. Ali Haydar bir yandan okula gidiyor, diğer yandan da çalışıyor, okul çıkışlarında boyacılık yapıyordu. Okumayı çok istemesine rağmen, ekonomik sıkıntılar bu emekçi ailenin yakasını bırakmadı ve lise birinci sınıfta okulu bırakmak zorunda kaldı.
Olgun ve ölçülü tavırları, mütevazı ve sade yaşamı, disiplini ve çalışkanlığıyla mahallede, fabrikada, herkesin sevdiği, saygı duyduğu bir insandı.
Devrimci mücadeleyle işçilik yaşamı esnasında tanıştı.
Ali Haydar yoldaş, MLKP kurucu üyesi ve Kızıl Müfreze komutanıydı.
Adanmış bir devrimci, partimizin gelişip güçlenmesi ve bir savaş örgütü olarak kendi tarihsel rolünü oynaması için sorumluluk bilincini en üst düzeyde yasayan bir yoldaştı.
Kızıl Müfrezelerin düşmana yönelik saldırılarında Ali Haydar yoldaş daima en önde yer alarak savaşçılığın en iyi örneklerini verdi. Kızıl Müfreze'nin bütün saldırılarında, varoş barikatlarında, direnişlerde Ali Haydar yoldaş vardı. O savaşçılığı, militanlığı ve disipliniyle örnek teşkil eden bir parti üyesiydi.
Şehit düştüğü çatışmada da, feda ruhunun, daima en önde savaşma pratiğinin, militanlığının en ileri örneğini verdi. Nasıl yaşadıysa, öyle düştü savaşta.
7 Ağustos 1996'da komuta ettiği Müfreze birliği, İstanbul'un Bahçelievler ilçesinde, Mahmutbey'de polis pususuna düştü. Yoldaşlarına geri çekilme talimatı veren Ali Haydar yoldaş, çatışmada yaralı olarak esir düştü. 8 Ağustos günü doktorların, yakınları ve yoldaşlarına durumunun iyi olduğu bilgisini vermesine rağmen, aynı çatışmada yaralanan polisin ölmesinin ardından onun intikamını almak isteyen işkenceciler, kaldırıldığı hastanede tedavi edilmesine engel oldu ve 9 Ağustos günü yoldaşımıza yaralıyken işkence yaparak katletti.
Mahallesinde herkes tarafından sevilen, ve çocukluk arkadaşlarınca, "Onun ölene dek devrimci olacağı belliydi" diye tarif edilen Ali Haydar yoldaşın hem en önde savaşıp hem bir sıra neferi olma, kahramanca bir yaşamın destansılığında, mütevazı ve yalın bir emekçi yaşamı sürdürme onuru, emekçi kahramanlığı yolumuzu aydınlatıyor

Erkut Direkçi



Erkut Direkçi
26 Ocak 1973-12 Aralık 1997
Erkut Direkçi, 26 Ocak 1973'de Ankara'da doğdu. Devrim ve sosyalizm mücadelesi ile 1989'da tanıştı.
Erkut, güleryüzlülügü, devrimci iyimserliği, insanlarla kolaylıkla sıcak bağlar kurma özelliği ile öne çıkan bir genç komünistti. Önemli bir yönü de, çok yönlülüğü, edebiyattan bilime dek yaşamın bir çok alanına ilgi duyması ve üretimlerde bulunması idi. Bu niteliği ile tektipleştirilmeye çalışılan gençlik kitlelerine örnek olan bir devrimciydi.
Erkut, devrimde, devrimci yaşamda ısrarıyla öne çıktı. "Izdırap ayları" olarak bahsettiği, partiyle bağlarının koptuğu dönemlerde, tek başına parti gibi çalıştı.
Yaşamın çeşitli alanlarıyla devrimci tarzda ilişkilenmesini bildi. Altı Nokta Körler Derneği'nde devrimci muhalefeti örgütledi. Erkut, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde okurken, öğrenci gençlik mücadelesinde önder özellikleriyle göze çarpıyordu.
Erkut yoldaş, 1995'deki Türk-İş mitinginde gözaltına alınarak, başı dik çıktığı 15 günlük işkenceli sorguların ardından tutsak düştü.
96 Ölüm Oruçları sürecinde, Süresiz Açlık Grevi esnasında kanser hastalığına yakalandı. Ağır hastalığına rağmen tahliye edilmeyerek tedavi olması engellendi. Tahliye olduğunda ise hastalığı oldukça ilerlemişti. Tedavi amacıyla yurtdışına çıkan Erkut, mücadelesine orada da devam etti. hastalığı karşısında gösterdiği direngenlik, doktorlarını bile şaşırttı.
Erkut yoldaş tedavi gördüğü Avrupa'da 12 Aralık 1997'de ölümsüzleşti.

Süleyman Yeter



Süleyman Yeter
1962 -7 Mart 1999
Süleyman Yeter, 1962 yılında Erzincan'ın Refahiye ilçesinde başlayan yaşam yolculuğunu bir işçi önderi olarak tamamladığında tarihler 7 Mart 1999'u gösteriyordu. Hayatını işçi sınıfının kurtuluş mücadelesiyle birleştirdiğinde yaşı henüz on altıydı. Yoksul, Kürt ve Alevi bir ailenin çocuğuydu ve babasını küçük yaşlarda kaybetmişti. Lise öğrenimini tamamlamak üzere, 1970'li yılların ortalarında İstanbul'a geldiğinde orada onu hızla yükselen devrimci mücadele bekliyordu.
Lise yıllarından sonra genç ve sosyalist bir işçi olarak fabrikalarda çalışmaya başladı. İşçilerle kısa zamanda kaynaştı ve onları daha yakından tanımaya başladı. Sosyalist kimliğiyle doğal özelliklerini birleştirmesi, onu bir işçi önderi durumuna getiren en önemli etkendi. Durmadan öğrendi, araştırdı, inceledi ve kendini her seferinde yeniden üretti. 1970'lerin doludizgin mücadele yılları sona erip yerini 1980'lerin yenilgi ve ihanet dolu yıllarına bıraktığında Süleyman Yeter'i ayakta tutan, mücadelesinden vazgeçirmeyen başlıca nedenler de bunlardı.
1980 yılı sonrası bir çok fabrikada çalışan Süleyman Yeter, işçi sınıfına sonsuz bir güven duyuyordu. Petrol-İş Sendikası'nın çalışmalarına aktif olarak katılıyor, mücadelenin yine en ön saflarında yerini alıyordu. Bulunduğu her alan bir tartışma ve öğrenme platformuydu. Eleştireldi, ama yıkıcı değildi. Hoşgörülüydü, ama uzlaşmacı değildi. Sorunlara çözüm üretmede son derece yapıcı ve verimliydi. 1980'li yılların sonlarına doğru kurulan Devrimci Sendikal İşçi Muhalefeti'nin (DSİM), örgütleyicileri arasında yer aldı. 3 Ocak 1991 genel grevine katılan Shaup Lorenz işçilerinin en önünde Süleyman Yeter vardı.
Sınıfın kurtuluş mücadelesinin, devrimci-komünist bir partiden geçtiğini çok iyi biliyordu. 1990'lı yılların ortaları, komünistlerin birlik devrimine tanıklık ederken, Süleyman Yeter de komünist bir işçi önderi olarak bu atılımın en önünde yer aldı. Artık görevleri daha da çoğalmıştı. Daha profesyonel bir mücadele yürütmesi gerekiyordu. 1995 yılında Parti tarihinin ilk "İşçi Konferansı"nın düşünsel ve pratik mimarlarından birisi oldu.
1997 yılı Şubat ayında gözaltına alındığında, işkencehanedeki kolektif direnişin de bir parçası oldu. Proletarya davasına bağlılığını işkencehanede de gösterdi. Cezaevinden çıktığında, çok daha donanımlı olarak yeniden işe koyuldu. DİSK'e bağlı Limter-İş'te eğitim uzmanı olarak çalışmaya başladı. Bir yandan sendikanın işkolu barajını aşması için çalışırken, bir yandan da işçilerin birliğini sağlamak için yoğun çaba harcadı.
Süleyman Yeter, tüm bu çalışmalarıyla hem sermayenin hem de sendika patronlarının korkulu rüyası oldu. 5 Mart 1999'da bir kez daha gözaltına alındı, 7 Mart günü, işkenceyle katledildiğinde, işçi sınıfı davasına ve yoldaşlarına olan bağlılığını, son kez, bu defa işkencecilerin yüzüne haykırdı. İşkencede karşısına çıkan komplocu MİT elemanına verdiği "Parti seni er geç açığa çıkartacak" yanıtı, onun pürüzsüz inancının, duru bilincinin, partiye, sınıfa ve sosyalizme olan güveninin, kısaca 39 yıllık dolu dolu yaşamının küçük, ama anlamlı bir özeti gibiydi.
Süleyman Yeter, komünist bir işçi önderiydi. Özgürlük düşünün onurlu taşıyıcısıydı. Sömürgeciliğe karşı Kürtçe bir isyan çağrısıydı. Sınırsız, sınıfsız, sömürüsüz bir dünya için mücadele etti ve emeğin onurlu bayrağını usulcacık bizlere devretti.

Erol İspir



Erol İspir
1 Temmuz 1999
Kürdistan-Elbistan doğumlu olan Erol İspir yoldaşımız, 1 Temmuz 1999'da Almanya'nın Köln kentinde Türk faşistleri tarafından katledildi. Yoksul bir Kürt ailesinin oğlu olan Erol, faşizme, sömürgeciliğe, yoksulluğa karşı mücadele etmek için partimizin saflarında yerini aldı. Kürdistan'dan Almanya'ya göç eden Erol, burada da politik mülteci olarak mücadeleye omuz verdi. Emekçi özellikleriyle tanınan ve sevilen biri olarak, Köln kentinde bulunan bir göçmen kitle örgütünde çalıştı. 1 Temmuz günü, çalıştığı dernek lokalinde akşam yalnız kaldığı sırada Türk faşist çetelerinin derneğe yaptığı bir saldırıda bıçaklanarak katledildi. 33 yaşında katledilen Erol İspir yoldaşımızın naaşı, Köln'den Bonn havaalanına uzanan görkemli bir tören ve hesap sorma andıyla Kürdistan'a gönderildi.
Aynur Karaman



Aynur Karaman
29 Ocak 1980 - 17 Ağustos 1999

Aynur Karaman, 29 Ocak 1980 tarihinde doğdu. Lise yıllarında Komünist Genclik Örgütü (KGÖ) ile tanıştı. Hızlı gelişen, fedakar ve mütavazi bir genç komünist olarak MLKP/KGÖ saflarında devrimci mücadelesini sürdürürken, 17 Ağustos 1999'da otuz bin emekçinin yaşamına son veren Marmara depreminde yaşamını yitirdi. Kapitalizmin neden olduğu felaket karşısında burjuva devlet ve onun hükümeti sessiz ve aciz kaldı. Göçük altında kalan on binlerce emekçi ölüme terk edildi. Bölgenin deprem bölgesi olduğu binlerce sayfalık raporlarla sabitken hic bir önlem almayan devlet, depremde evlerini, ailelerini kaybeden, sakat kalan yüzbinlerce emekçinin de en asgari taleplerini bile karşılamadı.
Burjuva devletin ve düzenin işçi ve emekçilere felaket, ölüm ve yıkımdan başka bir şey veremeyeceğinin kanıtı olarak akıllara kazınan Marmara depremi, Aynur yoldaşı da partiyle sosyalizme yürürken henüz 19 yaşında aramızdan aldı. Yoldaşımız, mücadelemizde yaşayacaktır.

Abuzer Çat



Abuzer Çat
1968 -26 Eylül 1999
Malatya'nın Haçova köyünde 1968 yılında dünyaya gelen Abuzer ÇAT, emekçi bir ailenin çocuğuydu. Çok zor şartlar altında orta öğrenimini tamamladı. Hacettepe Psikoloji bölümünde okuyan ve bu bölümden mezun olan yoldaşımız Abuzer ÇAT, bu yıllarda mücadele içinde giderek daha aktifleşen bir biçimde yer alır.
15 Ekim 1995'te gözaltına alınıp ağır işkencelerden geçirildi ve bu gözaltı sonrası serbest bırakıldı. Ancak 6 Mart 1996'daki gözaltısı, onun için uzun bir tutsaklık döneminin de başlangıcıydı.
21 Mart'ta Ulucanlar Hapishanesi'ne gönderildi. 1996 Ölüm Orucu direnişinde o da ölüm orucu gönüllüsüydü. Devlet, F tiplerini yaşama geçirmek için, 26 Eylül 1999'da Ankara Ulucanlar Cezaevi'ne yapacağı saldırıda katledeceği tutsakları daha önceden tespit etmişti. Yani kim öldürüleceği belliydi. Koğuşlarda başlatılan ve hapishanenin hamamında devam eden saldırıda 10 devrimci tutsak vahşice katledildi.
Bu katliamda şehit olan Abuzer yoldaş, devrimci disiplini ve zindan yaşamında hızlı gelişimiyle her devrimciye örnek olabilecek bir prototipti. Ulucanlar zindan çarpışmasında, partimizin temsilcisi, sıra neferi, sosyalizm mücadelesine kendini adayan, komünizm bayrağını yükseklerde dalgalandıran Abuzer Çat yoldaşı, Parti, MK kararıyla MLKP onur üyesi yapmıştır.
Abuzer yoldaş, günlük yaşamı örgütlemede disiplin ve iradesiyle örnekti. En sorunlu işler onunla yoluna girerdi. Gerek insanlarla sohbetlerinde olsun, gerekse yoldaşlarıyla tartışmalarda olsun Abuzer, her zaman karşısındakinin insani özelliklerini alır ve konuşmalarını ona göre şekillendirirdi. Karşısındakini dinleyerek anlamaya, tüm bilgi ve becerisini karşısındakinin problemini birlikte aşmaya harcardı. Konu ne olursa olsun, onun karşısında anlamını yitirir, konuşması ve olaylara yaklaşımı karşısında problemler eriyip giderdi.
Abuzer yoldaş, yaşamı diyalektik materyalist açıdan yorumlamasını ve onu yaşamda teorize etmesini bilen bir yoldaşımızdı. Olaylara insani yaklaşımın yaşamdaki tüm çelişkileri gidereceğine inanıyordu ve yaşama geçirmeye çalışıyordu. Yaşamı eleştirel kavramasını, kime ne öğreteceğini, kimden ne öğreneceğini bilen ve kendini mücadelede öyle konumlandıran bir neferdi. Yaşamda her şeye hazırlıklı olması gerektiğini söyler, yaşamda insani olan her şeyi yadsımaz, kendisini buna göre konumlandırır ve bu nedenle hiçbir şey karşısında hazırlıksız yakalanmazdı. Yoldaş, hepimiz gibi insan olmanın koşullarını yerine getiren ve onun için devrimciliği, komünistliği seçen, bunun mücadelesini veren bir yoldaştı. Onun için devrim ordusunun bir sıra neferi olmak en büyük gurur ve mutluluk kaynağıydı.
Abuzer yoldaşın kahramanlığı, bir yıldız gibi önümüzü aydınlatıyor.
Ahmet Metin Koyuncu



Ahmet Metin Koyuncu
1959-22 Kasım 2000
Eskişehir'in Alpu ilçesine bağlı Kozan köyünde doğan Ahmet Yoldaş, 41 yıllık ömrünün üçte ikisini işçi sınıfının, halklarımızın ve dünya halklarının kurtuluş kavgasında güzelleştirerek ayrıldı aramızdan.
Ahmet yoldaş, devrimci mücadeleye katıldığı 70'li yılları, değişik örgütsel çalışmalar ve legal bir gençlik dergisinin yazı kurulu üyesi olarak geçirmiş, 12 Eylül faşist cuntası karşısında devrimci inanç, duygu ve kararlılığından hiçbir şey eksiltmemiştir. Faşist güçlere esir düşmesi ve sonra tiksintiyle bahsettiği tasfiyecilik sürecinde asla şoka girip demoralize olmamış, tam tersine kavgaya daha sıkı sarılmış, devrimci inancını ve proletaryanın davasına bağlılığını daha da pekiştirmiştir.
1986'da illegal bir merkezi yayın organının yazı kurulu üyesi olarak yer aldığı konferans sürecinde, düşmanın önünde diz çöken tasfiyecilerle, kolektif adına özeleştiri yapmayanlarla kopuşma yaşamış ve ayrılık sonrası ülkeye dönmeye, tüm varlığıyla özgürlük ve sosyalizm savaşımına atılmaya karar vermiştir.
Önce illegal bir dergi etrafında, sonrasında ise tüzüğe dayalı bir örgüt kurarak faaliyet sürdüren küçük bir grubu politik adanmışlıkla, devrim kararlılığıyla ve feda ruhuyla şekillendirdi. Aynı süreçte komünist gruplardan biriyle diyalog kurmuştu. Komünist dayanışma, paylaşım, komünistlerin devrimi örgütlemesi ve zafere önderlik etmesi gerektiği inancındaydı. Bu nedenle 1989'da resmen başlatılan komünistlerin birliği mücadelesine coşkuyla destek vermiş, Komünistlerin Birliği İçin Eşgüdüm Komitesi (KBEK) üyesi olarak görevler almıştır. Birlik Kongresinde MK'ya seçilen Ahmet yoldaş 1995 yazına kadar bu görevini sürdürmüştür.
Ahmet yoldaş, partinin İstanbul'da sergilediği politik atılıma, düşünce üreten, örgütleyen, parti organlarının önüne görevler koyan, inanç taşıyan nitelikli bir devrim işçisiydi. Erdal ve Hasan yoldaşlar için düzenlenen militan ve devrimci törenlerde, 1 Mayıs 95'in hazırlanıp gerçekleştirilmesi, Kayıplar Kampanyası'nın başlatılıp zenginleştirilmesinde, semtlerde faşist devlet kuvvetlerine karşı geliştirilen kararlı askeri duruşlarda onun katkıları unutulmazdır.
Ahmet yoldaş, 1996 başından sonraki süreçte parti üyesi olarak faaliyet yürüttü. Sultanbeyli ilçe baskınından, 96 ölüm Oruçları sürecindeki askeri vuruşlar ile sonraki dönemlerde bir dizi eylemde Kızıl Müfreze Komutanı olarak görev yaparken, aynı zamanda, politik mücadelenin ihtiyaçlarına cevap olabilmenin imkanlarını zorluyordu.
22 Kasım 2000'de, şehitlerimize bağlılığı ve yüreğini kalkan yaparak faşist devlet terörüne ve F tipi tecrit saldırısına karşı bombalar ve yıllardır taşıdığı silahıyla, sloganlar haykırarak polis karargahına yürüyen Ahmet Yoldaş, geride boyun eğmez bir komünistin, halka ve yoldaşlara bağlı bir militanın gerilla tarzı yaşam mirasını bırakmıştır. Bir partili ve sosyalizmin kahraman bir savaşçısı olan Ahmet Metin yoldaşın idealleri mutlaka zafere ulaştırılacaktır.

Özkan Tekin



Özkan Tekin
1979-10 Aralık 2000
Özkan Tekin yoldaş, işçi sınıfının içinden gelmiş ve 21 yaşında genç bir komünist olarak görev başındayken yoldaş fedakarlığıyla, kavga kuşağının uslanmaz bir yıldızı olmuştur.
10 Aralık 2000'de saat 03.00'da hücre saldırısının sertleştiği bir dönemde, hem hücre saldırısını püskürtmek ve hem de yine ölüm hücresi saldırısı için bedenini siper ederek 22 Kasım'da şehit düşen Ahmet Metin Koyuncu yoldaş anısına, Okmeydanı'ında yazılama faaliyeti yürütürken yoldaşlarıyla birlikte, devletin katliamcı, infazcı saldırısına maruz kalmıştır. Yoldaşımız, faşizme karşı kavgada militanca çatışarak ve yoldaşları için kendini feda ederek şehit düşmüştür. Özkan yoldaş, faşist devletin kolluk güçleri tarafından yargısız infaz edilerek katledilmiştir. Parti onu, MK kararıyla MLKP onur üyesi yapmıştır.
Özkan yoldaş, bir proleter olarak işçi sınıfının öncü partisinin çağrılarını rehber edinmiştir. O, her eylemden sonra, eylem yerinden ayrılan son kişi olurdu. Böylece yoldaşlarının güvenliğini almış ve güvenli bir şekilde eylemden çekilmiş olurlardı. Bu konuda iç disipline son derece önem verirdi. Yoldaş, Ulucanlar, Burdur ve Bergama cezaevlerine yapılan saldırıların daha büyük katliamların habercisi olduğunu ve devletin devrimcileri sınadığını söylüyor ve bu yüzden, buna karşı daha büyük ve güçlü eylemler yapılmasını öneriyordu. Özkan yoldaş 19 Aralık katliamında aramızda değildi ama bunu önceden görenlerden biriydi.
Özkan yoldaş, işçi sınıfının bağrından gelen ve komünist önderi Süleyman Yeter'in öğrencisi, silahlı çatışmada katledilen Kızıl Müfreze komutanı Ali Haydar Göçer'in ve dayısı Zeynel Yeşil yoldaşların ekolündendi. Kısacık yaşamına ve üç yıllık komünistlik hayatına çok şey sığdırmıştı.
Ey uslanmaz çocuk, sevdana, o büyük randevuya, kan ve ateş içinde bir kanlı şafakta varacağız. Hiçbir alçaklık, hain pusu, sınıf kinimiz karşısında hesapsız kalmadı, kalmayacak.
Seni unutmadık, unutmayacağız!

Hüseyin Kayacı



Hüseyin Kayacı
1969-6 Mayıs 2001
Hüseyin Kayacı yoldaş 1969 yılında, Çorum'un Osmancık ilçesine bağlı Mehmet Dede Obluk köyünde doğdu. Maden işçisi olarak emekli olan babasına ve ailesine ekonomik olarak destek olmak için ortaokul üçte okulu bırakmış ve askere gidene kadar kahvecilik, simitçilik gibi değişik işlerde çalışmıştır.
Daha sonra İzmir'e giden Hüseyin yoldaş, bu şehre adapte olmak için uzun bir zaman geçirmiştir. Dört yıl içinde gemici olarak İspanya, İtalya, Beyrut, Cezayir, Slovenya, Bilboa ve İsrail'i görmüş, ateizmle tanışmış, devrimci sosyalist dergileri okurken örgütlü mücadeleyle tanışmıştır. Askerlik karşıtı antipropaganda çalışmaları ilk siyasal faaliyeti olmuştur. 1993 başlarında İzmir'de öncellerimizden biriyle organik ilişki kurmuş, kendi çabalarıyla okumuş araştırmış ve kendini geliştirmiştir.
1993-1995 arası görev ayrımı yapmaksızın, bütün yetenekleriyle kendini mücadeleye, işçi-emekçilere adamıştır. Kısa süreli bir ilişki kopukluğunda bile okuma, araştırma, parti yayınlarını düzenli takip etme, arşivleme çalışmalarını aksatmadan yürütmüştür. ‘96 Ölüm Orucu direnişinde, emekçi semtler, cezaevleri, tutsak yakınları, basın açıklamaları, çeşitli siyasi parti binası işgalleri, Ankara'daki tutsak yakınlarının yaptığı eylemler arasında Hüseyin yoldaşı görürüz.
1996'da yoğun operasyonlar nedeniyle önemli darbeler alan Menemen-Asarlık çalışmasında görevlendirildi. Tek bir gazetenin dahi ulaşmadığı bu bölgeye kısa sürede 30-40 gazetenin düzenli dağıtıldığı, dağınık ve sıradan olan ilişkileri, güven, ön açıcı/teşvik ediciliğiyle toparlamıştır. Susurluk sürecinde, Menemen'de ışık söndürme eylemlerini 400-500 kişilik sokak eylemlerine dönüştürmüştür.
1997 Mart'ından itibaren Aliağa Gemi Söküm Tesislerinde işçi olarak çalışmaya başlamış, işyerindeki sendikal çalışmaya katılmış ve bu çalışmaları nedeniyle 97 Ekim'inde MLKP'ye üye olmaktan tutuklanmış ve 12.5 yıl ceza almıştır.
Tutuklanma ve sorgu süreci yoldaş için yeni bir mücadele mevzisiydi. Tecavüz, cinsel taciz dahil düşmanın bütün alçakça uyguladığı yöntemleri, sınıf kini ve partili kimliğiyle püskürtür. Bergama cezaevine yapılan saldırı nedeni ile Buca cezaevine konulur. Hüseyin yoldaş sorgudan partimizin direniş geleneğini büyüterek çıkar. MLKP dava tutsaklarının 10 Aralık 2000 tarihinde süresiz açlık grevi olarak başlattığı ve 3 Ocak‘ta ölüm orucuna dönüştürdükleri direnişin birinci ekibinde tereddütsüzce yer alır.
2001 yılı 25 Nisan günü Yeşilyurt Devlet hastanesi'ne kaldırılır. Bilincini kaybeden yoldaşımız 6 Mayıs'ta yoğun bakım servisine alınıp, ayakları zincirlenerek zorla müdahale işkencesine maruz kalır. Aynı günün akşamı direnişinin 148. gününde devrim ve sosyalizm mücadelesi, bir komünist işçi önderini daha kaybetmiştir.
O, uğurlanırken tüm dostlarının, yoldaşlarının yanında kendisiyle saf tutmasını isterdi. MLKP dava tutsağı Hüseyin yoldaş, vasiyetinde yoldaşlarına "Beni Menemen Mezarlığına gömün. Çünkü burada devrim şehidi çok az" isteğinde bulunur. Hüseyin yoldaşın bu isteği, ailesi, yoldaşları, Asarlık ve Menemen'in yoksul emekçi halkının da sahiplenmesiyle, düşmanın bütün oyunlarına rağmen bir komüniste yaraşır şekilde yerine getirilmiştir.
Hüseyin yoldaş, düşmanla her girdiği çarpışmada alnının akıyla çıkmış, yeni çarpışmalar için kendini hızla yenileyip öne atılmayı bilmiştir. O mücadelemizde ve örgütlülüğe olan tutkumuzda bayraklaşarak yol göstermektedir.

Tuncay Yıldırım



Tuncay Yıldırım
1971-21 Mart 2002
Partimiz saflarında örgütlü bir komünist olan Tuncay yoldaş, neferliği ve önderliği yalın ve ustaca kaynaştırmayı başarmış bir devrimci. 13 yıl kesintisiz bir kavga yürüten Tuncay yoldaş, gençlik içinde, işçi ve emekçiler arasında, işkencehanelerde ve zindanlarda komünist iradeyi, komünist aklı ve komünist eylemi temsil etti ve bir Newroz günü aramızdan ayrıldı.
1971 yılında Çanakkale'nin Bayramiç ilçesinde doğan Tun­cay Yıldırım üniversite öncesi öğrenimini Çanakkale ve Balı­kesir'de tamamladı. Başarılarla dolu ilk-orta ve lise öğrenimin­den sonra 1989 yılında Uludağ Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği bölümünü kazandı. Burada devrimci düşüncelerle tanışan Tuncay Yıldırım, dördüncü sınıf­ta okuldan ayrıldı. Bursa'da bir süre fabrikalarda çalışan Tun­cay için artık profesyonel dev­rimcilik yılları da başlamıştı. Sessiz, kibar, yalın bir genç adamdı.
Tuncay yoldaş Bursa'da öğrenciler, işçiler ve emekçiler arasında yürüttüğü çalışmalar içinde devrimciliğini derinleştirdi. Sıcak ve güven veren kişiliği ve eylemiyle yeni görevler üstlendi ve kendini hep yeni görevlere hazırladı. Nitekim, Birlik Devrimi sonrası yeni görevlendirildiği Eskişehir iline tereddütsüzce koştu. 1996'da çalışmalar gerektirince bu kez İstanbul'a gitti. Buradaki çalışmalara dört elle sarılan Tuncay Yoldaş, Anadolu yakasında faaliyet yürütmesine rağmen tüm İstanbul'da ayak basmadık yer bırakmadı.
1997 yılının Ekim ayında Adana'da gözaltına alınan Tuncay Yıldırım, tutuklanarak cezaevi­ne kondu. Sırasıyla Adana Kürk­çüler, Antep, İskenderun, Kon­ya, Burdur, Bergama ve Buca cezaevlerinde kaldı. 19 Aralık katliamını İzmir Buca Cezaevi'nde karşılayan Tuncay Yıldırım daha sonra İzmir Kırıklar F Tipi Cezaevi'ne kondu. Devletin F tipi hücre saldırısına karşı başla­tılan ölüm orucu direnişinin 6. ekibinde yer aldı. 29 Temmuz 2001 tarihinde başlattığı eyle­mini kaldırıldığı İzmir Yeşilyurt Devlet Hastanesi'nde de de­vam ettirdi. Direnişinin 201. gü­nü olan 14 Şubat 2002'de tahliye edildi ve eylemini İzmir'deki direniş evine taşıdı.
Tuncay Yıldırım direnişinin 236. günü, 21 Mart 2002'de Kürt halkının bayramı olan bir Nevroz gününde şehit düştü. Alnı kızıl bantlı 88 karanfilimizle birlikte halaya durdu, sınıf savaşımı bakımından bir yeniden diriliş ateşi oldu. Ölüm orucunu sürdürürken tahliye olan Tuncay Yıldırım, direnişini dışarıda da sürdürerek kırılan iradelere bir kararlılık mesajı verdi. O, partinin ayağa kalkışının bir sembolü olarak tarihe geçti.
Partimiz O'nu 3. Kongresi'yle yanıtlayıp selamladı. Artık söz pratiğin. Tuncay'a ve tüm şehitlerimize eylemiyle bağlı bir güç ve sınıflar savaşında gerçek bir ağırlık haline gelmek acılarımızı dindirmenin yegane yoludur. ‘71 devrimci atılımında başlayıp bir newroz günü ufka varan o güzel insan, o yiğit ömür sonsuza değin yaşayacaktır. Parti kurucu üyesi Tuncay Yıldırım'ın yeniden alevlendirdiği mücadele ateşi, partinin çoğalan ve çelikleşen gelişimine ışık saçıyor

Ali Bugün



Ali Bugün
1956-13 Haziran 2004
13 Haziran 2004'de Partimiz MLKP yiğit bir militanını, neferini ve üyesini, Ali Bugün yoldaşı, Kürt ve Türk halkları komünist bir savaşçısını kaybetti. O, 48 yıllık yaşamının, 33 yılını devrime adamış, 14 yılı cezaevlerinde geçmiş, 24 yılı hiçbir resmi kimlik olmadan geçirmiş, kendini devrim ve sosyalizm davasına adamış, inançları uğruna birçok bedeller ödemiş, işkencelerden, zindanlardan geçmiş ama hiçbir zaman yılmamış olan enternasyonalist devrimci bir kişilikti.
Ali yoldaş militanlığını, daha 1980'lerde Çorum direnişinde barikatlarda savaşarak göstermişti. Boyun eğmezliğini, 12 Eylül askeri faşist darbesinden sonra devrimci mücadelenin gerilediği dönemlerde, o dönem saflarında mücadele yürüttüğü örgütte en üst düzeyde yönetici görevler ve komutanlıklar üstlenerek göstermiştir. Faşist diktatörlüğe karşı yürüttüğü örgütlü mücadelede düşmana esir düşmüş ve bir kısmı hücrelerde olmak üzere toplam 7 yıl İstanbul-Metris, Ankara-Mamak zindanlarında kalmıştır. Ardından Ortadoğu'da devrimci mücadelesine devam etti. Devrim ve sosyalizm kavgasının her yerde bedelleri olduğu bilinciyle toplam 7 yıl Suriye zindanlarında yattı, bunun uzunca bir kısmını dış dünyadan tecrit koşullarında geçirdi.
Ali yoldaş zindanlarda da boş durmadı. Dünyadaki, ülkemizdeki ve de Ortadoğu'daki gelişmeleri yakından takip etti, araştırdı, sonuçlar çıkarmaya çalıştı. Ortadoğu halklarının ve özellikle Filistin halkının mücadelesini sürekli yüreğinde hissetti ve bu nedenle altı dil öğrendi. Filistin halkının yaşadığı acıları, umutları, direnişleri anlatan "Kudüs Toprağı" romanının Türkçe'ye kazandırılmasında, Filistin İntifada'sını çok yönlü analiz eden ve önemli bir kaynak kitabı olan "İntifada Gerçeği" kitabının yazılmasında Ali yoldaşın emekleri vardır. Parti kendisiyle Suriye zindanlarında ilişki kurup, yayınlarını kendisine ulaştırdıktan sonra, o artık partinin gelişimini yakından takip eden, yorumlayan ve gözlemlerini partiye ileten örnek bir partili olmuştu. Suriye gericiliğinin zindanlarında uzun yıllar kayıplık olgusu yaşamış olan Ali yoldaş, içerden kendilerinin yürüttüğü kıyasıya mücadele, dışardan partinin çabalarıyla birleşince Suriye gericiliği kayıplık olgusuna son vermek ve onları göstermelik DGM‘lerine çıkarmak zorunda kalmıştı.
Ali yoldaş, Ağustos 2003'de özgürlüğüne kavuştuğunda Parti'yi Ortadoğu'ya taşımak için yoğun bir çaba içine girdi. Partinin uluslararası yayınlarını Arapça'ya çevirerek, Ortadoğu'daki örgütlere taşıdı. Toplam 14 yıllık tutsaklık onun iradesini sarsamamış, tersine kararlılığını bilemişti. Ancak ne yazık ki, ağır tutsaklık koşullarında yakalandığı hastalık artık vücudunu sarmış ve yaşamında etkili olmaya başlamıştı. O ana kadar kendisi hastalığını hiç önemsemediği gibi kimseye de hissettirmemiş ve hastalığı ağırlaşırken bile, partimizin uluslararası ilişkilerde görevli bir militanı olarak, Latin Amerika, Asya devrimlerine yönelik ilgisi ve üstlendiği Enternasyonal Büro görevi bilinciyle çalışmalarını yürütmüştür.
Ali yoldaşımız, tedavi amacıyla geldiği Hollanda'da 13 Haziran 2004'de yaşama veda ederken, geriye kavga dolu örnek bir yaşam bıraktı. O, Hitler faşizmine karşı savaşırken yaşamını yitirmiş antifaşistlerin ve komünistlerin anıtının yanı başına gömüldü. Onun da değerler kattığı, harcını yoğurduğu partimiz, devrim ve sosyalizm kavgasında ateş altında yürüyüşünü bugün daha da güçlü sürdürmektedir. Onun ve diğer şehitlerimizin idealleri mutlaka gerçekleşecek, partimizin kızıl bayrağı Türkiye ve Kuzey Kürdistan'ın dört bir tarafında mutlaka dalgalanacaktır. Partinle gurur duydun. Partin de seninle gurur duyuyor.
Ente Fi Nidaluna. (Sen mücadelemizdesin.)

Hasan Arslan



Hasan Arslan
1952-25 Ocak 2006
Hasan Arslan yoldaş, yakalandığı kanser illetinden dolayı yaşama gözlerini yumduğunda tarih 25 Ocak 2006'yı gösteriyordu. Yaşamı boyunca devrimci onuru koruyan, yükseklerde tutan Hasan yoldaş, sınırsız, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya için yürütülen amansız kavgada bize ışık tutuyor.
1952 yılında Elbistan'ın Tapkıran köyünde yoksul Kürt emekçisi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Hasan yoldaş, Minehöyük köyünde büyüdü. İlkokulu köyünde, ortaokulu Türkoğlu'nda okuyan yoldaş Osmaniye'de liseye başladı, ancak olanaksızlıklar nedeniyle tamamlayamadı. Uzun yıllar değişik yerlerde ve çok farklı işlerde çalışan Hasan yoldaşın yaşamı büyük yoksulluklar ve acılar içerisinde geçti. Yaşamın zorlukları Hasan yoldaşa müthiş bir emekçi direngenliği kazandırdı. O, faşist rejime ve kapitalist sömürü düzenine karşı derin soylu sınıf kinini de buradan alıyordu.
Yaşam koşullarıyla olan mücadelesi ve ezilmişliği ile genç yaşlarda, ‘70'li yılların ilk yarısında devrimci mücadele saflarına katıldı ve sınıf düşmanına karşı derin bir kine sahip oldu. 1980 faşist askeri darbesi sonrası defalarca gözaltına alınan, yoğun işkencelerden geçen Hasan yoldaş, iki yıla yakın bir tutsaklık süreci yaşadı.
O, birlik öncesinde ve partili dönemde hep örgütlü kimliğiyle mücadele saflarındaydı. 1991'de İsviçre'ye politik sürgün olarak yerleşen Hasan yoldaş, Avrupa'daki 15 yıllık yaşamı boyunca devrimci çalışmada değişik görev ve sorumluluklar üstlendi, ama özellikle de Özgür Tutsaklarla Dayanışma Komitesi'nin İsviçre bölümünde aktif bir üye olarak görev yaptı. O, kelimenin tek anlamıyla özgürlük tutsaklarıyla dayanışma çalışmasının örnek bir militanıydı.
İsviçre'deki parti çalışmalarımızın sağlam bir tuğlası olan Hasan yoldaş, Avrupa'nın çürütücü, yozlaştırıcı ortamından etkilenmeyen, mütevazı bir devrimci kişilik olarak çevresine örnek oldu. O, kapitalizmin bütün kir ve pisliklerine karşı temiz devrimciliğin simgesi olarak kalmayı başardı.
Hasan yoldaş, kanser illetiyle mücadele ederken, 2005'in Haziran ayında, Merkez Komitesinin özel kararıyla doğrudan MLKP üyesi yapılarak onurlandırıldı. Bunu çoktan hak eden Hasan yoldaş, ölüm döşeğinde parti üyeliğini öğrendiğinde, büyük bir mutlulukla "desene yeniden doğdum" diyerek bir kez daha partili yaşamla ne denli bütünleştiğini gösterdi.
Hasan yoldaş gelecek özgür, sömürüsüz ve sınıfsız bir dünyanın, sosyalizmin ve komünizmin yılmaz savaşçısı olarak ölümsüzleşenler kervanında yer alarak tarihteki yerini altın harflerle yazdı. O, kapitalist barbarlığa karşı ilerici insanlığın enternasyonalist devrimci kavgasında hep yaşayacaktır.
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı


“Hukuk, iktidarın fahişesidir”
Şu Anki Zaman: 15:18.


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.1