Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SİYASET > Ölümsüzler

Ölümsüzler Önderlerimizin hayatları, anıları ve onlarla ilgili herşey


SOL RADYO
Sol Radyo
Get the Flash Player to see this player.

BS Militanlarına Karşı Kürt Savaşçıları Ön Saflarda Yazımızı Okumak İçin Tıklayın

Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi 'Devrimci Yol Şehitleri'' Ölümsüz Yoldaşlarımızı Tanıyalım !
Cevaplar
7
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
15581
Önceki Konu
önceki Konu
Ağaç Şeklinde Aç1Beğeni
  • 1 gönderen **
Cevapla
 
Bookmark and Share LinkBack Seçenekler Stil
Alt 27 Temmuz 2007, 13:52   #1
 
** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
**
Üyeliği durduruldu
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 15 Temmuz 2007
Üye No: 97
Bulunduğu yer: İzmir
Mesajlar: 637
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
3 Mesajına 3 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 ** is on a distinguished road
Standart 'Devrimci Yol Şehitleri'' Ölümsüz Yoldaşlarımızı Tanıyalım !

''DEVRİMCİ YOL ŞEHİTLERİ''









not: ölümsüzlerimizi alfabetik sıraya göre yayınlıyoruz

Abdullah GÜLBUDAK
(1945 - 15 Mayıs 1983)




Fatsa Tepecik Köyü'nde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokulu Fatsa'da, liseyi Samsun'da okudu. Yüksek öğrenimini ise İstanbul'da yaptı.

Kızı Senem Gülbudak anlatıyor:

"... Babam, bütün köy çocukları gibi çocukluğunu köyde geçirmiş. Küçük yaşta öksüz kaldığı için onu büyükannesi ve büyükbabası büyütmüş. Çocukluğu çok çetin ve zorlu geçmiş. Gençliği de öyle, Yüksekokul yıllarında, toplumsal muhalefetin yükselişi, bu yükselişin odağında öğrenci gençlik hareketinin bulunuşu onu devrimci mücadele içine çekmiş. Babam tüm devrimciler gibi halkını ve bu yolda verilen mücadeleyi yürekten seven, bizlere düşünceleri ve yaşamıyla örnek olan hir rehberdi. İnsan sevgisiyle doluydu yüreği. Özellikle çocukları çok severdi. Bunu her fırsatta kendi çocukları olarak bize de gösterirdi."

Abdullah Gülbudak, 1973-77 yılları arasında Fatsa'da tarih öğretmenliği yaptı ve Devrimci Öğretmen hareketi içinde sorumluluklar üstlendi. 1977 yılında tayin edildiği Giresun'un Bulancak İlçesi'nde de devrimci çalışmalarını sürdürdü. TÖB-DER Genel Merkez yönetimine seçilen Abdullah Gülbudak, Giresun'dan ayrılarak Ankara'ya yerleşti. TÖB-DER Genel Saymanlığı'na getirildi. TÖB-DER bünyesinde görev yaptığı dönemde, bir yandan da Ankara'nın Çerkeş, Nallıhan, Haymana, Kızılcahamam ve Polatlı ilçelerinde devrimci çalışmalara aktif olarak katıldı.

12 Eylül'den sonra 29 Aralık 1980 günü gözaltına alındı. DAL'da ağır işkencelere maruz kaldı.

Tutuklanarak Mamak Askeri Cezaevi'ne gönderildi. Hem Ankara Devrimci Yol davasında, hem de TÖB-DER davasında yargılandı. TÖB-DER davasından 8 yıl 4 ay ceza aldı.

Kızı Senem Gülbudak anlatıyor:

"Babam cezaevine düştüğünde ailemiz parçalanmıştı. Bu zor dönemde üzüntümü ve yalnızlığımı paylaşmada en büyük yardımı onun mektuplarında buluyordum. Yaşımın küçük olması ve üzerindeki bazı baskılardan dolayı onunla yeterli iletişim kuramıyorduk. Mamak'ta mektup yazma günleri sınırlıydı. İçinde bulunduğum durumu, duygularımı, sorunlarımı ona yeterince anlatamıyordum. Onunla birşok şeyi paylaşmaktan yoksun kaldık. Cezaevinden gönderdiği mektuplarında bir babanın söyleyeceği şeylerden çok, bir dost sıcaklığı, sevecenliği taşıyan şeyler yazardı. Kendine olan güvenine ve direncine hemen her mektubunda rastlamak mümkündü."

Abdullah Gülbudak, Mamak Cezaevi'nin ağır koşullarında sağlığını yitirdi. Devrimci Yol davasında yargılanırken, TÖB- DER davasından aldığı cezanın infazı için gönderildiği Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nde 15 Mayıs 1983 günü öldü. Cenazesi 19 Mayıs'ta toprağa veridi. Otopsi raporunda "kalp yetmezliği ve damar tıkanıklığı" nedeniyle öldüğü yazıyordu.












Abidin YILMAZ
(1962 - 1980)



Abidin Yılmaz, Tonya'da faşistlerce katledildi...
Abdurrahman ÇETİN
(1961 - 10 Ekim 1980)


1961 yılında Denizli, Kutlubey'de doğdu. Ailesinin yoksulluğu nedeniyle ilkokuldan sonra eğitimini sürdüremedi. 10 Ekim 1980'de Eşme'nin bir köyünde arkadaşlarıyla kaldığı ev polis ve jandarma tarafından kuşatılınca, çatışarak şehit düştü.
Bir arkadaşı anlatıyor:

"Abdurrahman, Kutlubey'de gelişen olaylar nedeniyle kısa sürede aranır duruma düştü.

En zor şartlar altında günlerce soğukta, açlığı susuzluğu düşünmeden mücadele etti. Kendini yenilemede ve geliştirmede azami gayret gösterdi. Ağır başlılığı ve bir devrimciye yakışır hoşgörüsüyle ailesinde de devrime inanç ve güven yaratmıştı.

Babası, Abdurrahman'ın ölümünden sonra doğan çocuğuna onun ismini verdi."
Abdülkadir ADANIR
(1954 - 7 Aralık 1977)




7 Aralık saat 19 sıralarında faşistlerin İstanbul Yıldız Mimarlık ve Mühendislik Akademisi'nde devrimci öğrencilere yaptıkları saldırı sırasında falçatayla öldürülen 3. sınıf öğrencisi Abdülkadir Adanur'un cenazesi polis tarafından arkadaşlarına verilmemesine karşın, Devrimci Gençlik, olayı ve faşizmi protesto eden bir gösteri düzenledi.

Faşistler, geçen yıllarda kitlenin tepkisi ve doğru devrimci önderlikteki mücadele Yıldız Mühendislik Akademisine girememekteydiler. Buna karşılık şimdi polisten ve idareden aldıkları destekle devrimcileri okuldan atmaya çalışmaktadırlar. Okul açıldığından bu yana, "merasim birliği" adı verilen ve faşist komandolardan oluşan polis kadrosu, sürekli devrimcilere saldırmaktadır. Okulun beş yüz metre yakınına dahi devrimciler yanaştırılmazken, silahlı faşistler okulun içinde rahatlıkla gezebilmektedir. Faşistlerin devrimcilere saldırısını doğrudan doğruya polis yönetmektedir. Tüm bu olumsuz şartlara rağmen devrimciler hergün sürekli okula gitmektedirler. Bir çok arkadaşımız bu süreçte yaralanmıştır. Faşistlerin saldırısından sonra devrimciler beşer onar karakollara götürülerek falakaya yatırılmış, işkence görmüşlerdir. Otuz kadar arkadaşımız doktordan onbeşer günlük rapor almıştır.

Ne var ki faşizmin tüm güçleriyle Yıldız'lı devrimciler üzerinde estirdiği bu baskı ve terör devrimcileri yıldırmamıştır. Faşistler sürekli okula gelmelerine rağmen kitle desteği kazanamamışlardır. Buna karşılık devrimciler okuldan yürüyüşe geçtiklerinde 1500-2000 kişi ile birlikte yürüyebilmektedirler. Devrimcilerin bu başarısı karşısında faşistler iyice azgınlaşmıştır. Falçata, bıçak, zincir, tabanca taşımadan okulda dolaşamaz olmuşlardır.

Abdülkadir Adanur arkadaş, faşistlerin okul içindeki bir saldırısında falçata ile katledilmiştir. Sıradan bir nefer olmasını bilen ve en kötü anlarda dahi okula gelmemezlik etmeyen Abdülkadir arkadaş öldürüldüğü zaman da yine en ön saflardaydı. Ölümü üzerine yapılan cenaze töreninde Beşiktaş'tan okula kadar yüründü. Devrimci sloganlar atarak okula gelen kortej, devrim andı içtikten sonra dağıldı.

ABDÜLKADİRLER ÖLMEZ

KAHROLSUN FAŞİZM, YAŞASIN MÜCADELEMİZ
Adem ÖZER
(1958 - 9 Aralık 1980)



1958 yılında Çorum'un İskilip İlçesi Kılıçdere Köyü'nde doğdu. Yoksul bir ailenin çocuğuydu. 1974'de henüz 16 yaşında iken bir kan davası olayı nedeniyle cezaevine girdi. Devrimci düşüncelerle ilk tanışması cezaevinde oldu. Ciddi bir eğitimi olmadığı halde bu süre boyunca, çok yoğun olarak okudu, tartıştı. Kendisini tanıyanları şaşırtacak bir gelişme gösterdi. Cezaevindeki devrimciler arasında, ideolojik-teorik konularda görüşleri özellikle dikkate alınan yetkin bir kimlik kazandı.

1979 başlarında Sivas Yarı Açık Cezaevi'ne sevkedildi. Tahliyesine az bir süre kaldığı halde firar etti, Çorum'a giderek devrimci harekete katıldı. 1979 Temmuz'unda katıldığı bir banka soygunu sırasında ağır yaralı olarak yakalandı ve Çorum Cezaevine konuldu. Buradan da firar etti, Amasya Suluova'ya giderek devrimci faaliyetlerini bu bölgede sürdürdü.

12 Eylül'den sonra kırsal kesimde oluşturulan silahlı direniş birlikleri içinde yer aldı. Adem Özer bölgede oluşturulan 3 gruptan birinin sorumluluğunu yürütmekteydi. 9 Aralık 1980 günü Havza - Ladik arasındaki kırsal kesimde jandarmayla çıkan silahlı çatışmada şehit oldu.

Adem Özer Aralık başında kendi grubundan bir arkadaşıyla birlikte bir sorunu tartışmak üzere Havza Ağırhasan bölgesindeki grubun kamp yerine geldi. Bir ihbar sonucunda 3 Aralık günü uğradıkları jandarma baskınından Bayram Lafçı'yı kaybederek çıktılar. Ancak bu ilk çatışmanın ardından bölgeye takviye birlikleri geldi. Havadan helikopterle, karadan motorize birliklerle takibe alındılar. Boğaziçi Mevkii'ne kadar ulaşan Adem Özer'in yeri helikopter tarafından tespit edildi ve çember içine alındı. Çatışma akşam saatlerine kadar sürdü ve Adem Özer bu çatışma sonunda şehit düştü.

Adem Özer'in gerçek kimliği bölgede bir kaç kişi dışında bilinmezdi. Halk onu "Ali Hoca" adıyla tanırdı. Şehit olduğunda üzerinden Mehmet Demirkıran adına düzenlenmiş sahte bir kimlik çıktı. Gerçek kimliği devlet güçlerince tespit edilemeyen Adem Özer kimsesizler mezarlığına gömüldü. Aylar sonra İskilip Savcısı, Adem Özer'in babasına resmini gösterdiğinde gerçek kimliği ortaya çıktı. Daha sonra Suluova'da doğan çocukların kimine Adem, kimine de Özer ismi verildi...
Adil BİLİR
(1943 - 23 Temmuz 1979)




BASKI-ZULÜM-TERÖR ŞAVŞAT HALKINI DEVRİMCİ YOLUNDAN DÖNDÜREMEZ

Şavşat'ta jandarmanın halkın üzerine ateş açması sonucu Şavşat Belediyesi zabıta memuru ve TÜM-DER Şavşat şubesi üyesi Adil BİLİR, Artvin Endüstri Meslek Lisesi Mezunu Alim KILIÇ, Arıca Köyü İlkokulu öğretmeni ve TÖB-DER Çatalzeytin Şubesi üyesi Eşref Koca, Kırşehir Endüstri Meslek Lisesi mezunu Atanur ŞAHİN ve TÖB-DER Şavşat Şube Başkanı Erdem Uzun'un annesi Saime Uzun katledildi.
M. Adil OLCAY
( ... - 16 Ekim 1979)




Faşist güçler Ankara'da iki yiğit devrimciyi öldürdüler. İncesu-Sivaslı mahallesinde faşistler 16 Ekim gecesi M.Adil Olcay arkadaşımızı pusu kurarak katlettiler. Daha sonra Adil Olcay arkadaşın katledilmesi ile ilgili olarak gösteri yapan halka bu kez de polis ateş açtı. Bu olay sırasında da Devrimci Yol'un yiğit bir militanı olan Necla Yalçın arkadaşımız yaralandı ve kaldırıldığı hastanede kurtarılamayarak 18 Ekim günü şehit düştü.

Faşist güçlerle halk güçleri arasında yoğun bir mücadelenin sürdürüldüğü Sivaslı mahallesinde sürekli darbeler yiyen faşistler halka yönelik saldırılarını artırdılar. İşte Adil OIcay bu saldırılar karşsında, bölge halkının can güvenliğini sağlama yolunda mücadele verirken, bu onurlu görevi başında kahpece öldürüldü. Adil yoldaşın öldürülmesini protesto amacıyla şehrin çeşitli yerlerinde korsan gösteriler düzenlendi. Devrimciler İncesu'da faşistlerin cezalandırılması ve yüreklerine korku salınması gerektiğinin bilinciyle İncesu'nun faşistlerin işgali altmdaki kesiminde göteriler düzenlediler. Faşistler kaçacak delik ararken, onların yerini güvenlik kuvvetleri alarak devrimcilerin üzerine ateş açtılar. Ama halkın kararlı direnişini durduramadılar. Polis otosu halk tarafından tahrip edildi, saldırı püskürtüldü. Bu arada Necla yoldaş polis kurşunlarıyla yaralandı. Necla Yalçın ertesi gün hastanede öldü. Necla ve Adil yoldaşlarımız Sivaslı halkının bağrına bastığı, sevdiği önderler ve yiğit devrimcilerdi.

Necla yoldaşın cenazesi Sivaslı halkının, devrimci arkadaşlarının katıldığı bir törenle Karşıyaka mezarlığında toprağa verildi. Mezarlıkta toplanan yüzlerce yoldaşı Necla'lar ölmez, Necla'yı savaşarak yaşatacağız, Halka kalkan faşist eller kırılır, sloganları atarak mücadelenin kaldığı yerden daha da yükseltilerek sürdürüleceğini belirten konuşmalar yaptılar. Daha sonra düzenli bir şekilde dağılındı. Aynı gün Akdere'de meydana gelen diğer olaylarda da halk düşmanı 3 faşistin öldürüldüğü öğrenildi.

NECLA'LAR ADİL'LER ÖLMEZ!

NECLA'LAR, ADİL'LER FAŞİZME KARŞI SAVAŞIMIZDA YAŞIYORLAR, YAŞATACAĞIZ!
Adil YILMAZ
(1952 - Ocak 1981)




1952 yılında doğdu. Ankara Emniyet Müdürlüğü 1. Şube ekiplerince 1981 yılının Ocak ayında gözaltına alındı. DAL'da işkenceyle sorgulandı.

Ankara Devrimci Yol davası sanıklarından İsmail Bağrıyanık anlatıyor:
"Şeker hastası olan Adil'e elektrik verdiklerinde fenalaştı. Durumu çok kötü olmasına rağmen hastaneye götürmediler, hücresine attılar. Ben yemek vermek için hücresini açtığımda cesediyle karşılaştım."

Adil Yılmaz'ın katledilmesiyle ilgili olarak yapılan resmi açıklama, "gözbağıyla kendini hücrede asarak intihar etti" şeklinde oldu...
Adnan ÖNK
( ... - 21 Ocak 1978)





Ülkemizin dört bir yanında artarak süren azgın, faşist saldırılarından bir örneğini de Aydın'da yaşadık. Adnan Önk arkadaşımız 21 Ocak 1978 günü pazar yerinde, yüzlerce kişinin gözleri önünde, bıçaklanarak katledildi.
Adnan ÖZYURT
(1958 - 12 Ekim 1978)




Adnan Özyurt arkadaşımız, 12 Ekim günü, Amasya'da faşistlerin bir saldırısı sonunda katledildi.
Adnan ŞAHİNGÖZ
( ... - 15 Aralık 1977)




Faşist saldırılar Yükseliş'teki mücadelemizi durduramayacak
24 ocak gecesi faşist saldırganlar Yükseliş (ADMM)'de dersten çıkan öğrencilerin üzerine patlayıcı madde attılar. Dokuzu ağır olmak üzere 26 öğrenci yaralandı. Bu durumu protesto etmek üzere ögrenciler saat 22.00 sıralarında, 1000 - 1500 kişilik bir kalabalıkla okuldan Kızılay Meydanına kadar yürüdüler. Trafiği kesen ögrenciler devrim andı içerek dagıldılar.

Ertesi sabah ADMMA'daki faşist saldırıyı kınamak üzere, Ankara Dev-Genç'in önderliğinde Hacettepe Üniversitesinde bir genel forum yapıldı. Kızılay yönünden gelen SİYO ve ADMMA öğrencileri, Kurtuluş yönünden gelen SBF ve Hukuk Fakültesi ögrencileri Sıhhiye yönünden gelen ODTÜ ögrencileri Hacettepe Üniversitesi öğrencileri ile birlikte Hacettepe Üniversitesinde toplanarak 6 - 7 bin kişilik bir kalabalık oluşturdular. Ankara Dev - Genç adına olayları kınayan konuşmalar yapıldı. Forumdan sonra yürüyüşe geçmek isteyen öğrencilere polisin engel olması üzerine dağılındı.

Aynı gün Maltepe bölgesinde olayları anlatan ve kınayan 8000 bildiri dağıtıldı. Çeşitli okullarda forumlar düzenlendi. Anıttepe Lisesi ve Akşam Ticaret Lisesi öğrencisi 1000 - 1500 kişilik bir kalabalık Lise - Der'in önderliğinde olayları kınayan bir gösteri yaptılar.



31 Ocak gecesi faşistlerin attığı bomba sonucu ağır yaralanan Hayrettin Akpınar arkadaş tedavi edildiği hastahanede şehit düştü.

Faşistler uzun süreden beri Yükseliş'te geniş kitlelerin katliamına yönelik, bombalı, silahlı saldırılara girişmişlerdi.. 15 Aralık'da devrimcilerin toplandığı Albayrak Kahvehanesi'nde saatli bomba patlamış, Mustafa Sarı ve Adnan Şahingöz şehit edilmiş, 54 yurtsever öğrenci yaralanmıştı. 29 Aralık'da okuldan dönen devrimcilerin bindiği taksilere otomatik silahlarla ateş açılmış taksi şoförü Rafet Temiz ölmüş, bir şoför ve dört öğrenci yaralanmıştı.

YİĞİT YÜKSELİŞ ÖĞRENCİLERİNİN MÜCADELESİ HEPİMİZE ÖRNEK OLSUN...
Ahmet ATO
(1960 - 8 Ağustos 1978)





DEVRİMCİ ARKADAŞIMlZ AHMET ATO KATLEDİLDİ

Bir süreden bu yana Gaziantep'in Kilis ilçesinde terör havası estiren faşistler, önce öğretmenler lokalini yaktılar. Bununla yetinmeyen faşistler bir çok defa devrimcilerin yolunu keserek saldırdılar. En son 8 Ağustos günü öğretmenler lokalinin bahçesinde oturmakta olan devrimci kardeşimiz Ahmet Ato'yu hunharca katlettiler.

Ahmet Ato arkadaş Kilis'te devrimci hareketin en yiğit en kararlı bir militanı olarak mücadele ediyordu. Onun bu kararlılığı faşistlerin yüreğine korku salmıştı. Bu nedenle Ahmet arkadaş faşistler için boy hedefı haline gelmişti. Faşistler onu pusu kurarak kalleşçe katlettiler.

Ahmet arkadaşın cenazesi devrimcilerin katılmasıyla el üzerinde mezarlığa kadar taşındı, toprağa verildikten sonra devrim andı içilerek dağınıldı.

Ahmet arkadaşın anısı mücadelemize önder olsun.

KAHROLSUN FAŞİZM, YAŞASIN MÜCADELEMİZ!
Ahmet AYTAÇ
( ... - 21 Haziran 1977)




Anıları Mücadelemize Önder Olsun

21 Haziran Salı günü İstanbul'da, Taksim kavşağında faşist komandolar, çoğunlukla Galatasaray Mimarlık Yüksek Okulu öğrencilerinin bulundugıı bir belediye otabüsünü yaylım ateşine tuttular. Devrimci kardeşimiz Ahmet AYTAÇ bu ateş sonucunda şehit oldu, 4 kişi de yaralandı. Belediye otobüsü Taksim Divan kavşağına geldiğinde trafik ışıklarının kırmızı yanması üzerine durmuştu. Bu sırada, bir otomobilin içindeki komandolar kanlı cinayetlerini sürdürmenin yeni bir fırsatını yakalamış oldular. Ve bir yiğit devrimci daha şehit edildi.

Yükselen halk muhalefetini kanla terörle geriletme çabasında olan faşizmin emellerinin gerçekleşemeyeceğini devrimciler kanları pahasına kanıtlıyor. Yüzlerce devrimcinin ölmesi, saflarda yılgınlık yaratmıyor. Tam tersi büyüyen bir çığ gibi anti faşist hareket gelişiyor ve saflar daha bir sıklaşıyor. Ahmet arkadaşın katledilmesinden sonra DEVRİMCİ GENÇLİK çeşitli okullarda boykotlar gündeme getirerek bu olayı protesto etti. 22 Haziran günü Ahmet Aytaç için Okmeydanı'ndan Cağaloğlu'na kadar süren bir yürüyüş yapıldı. Sabah 11'den öğleden sonraya dek devam eden yürüyüşten önce Ahmet'in öğrencisi olduğu GMYO'nda, ablası Gülender Aytaç'ın da katıldığı bir basın toplantısı yapıldı. Bu toplantıda faşizmi ve faşist cinayetleri teşhir eden konuşmalar yapıldı.

Polisin cenazeyi tehdit ve baskıyla gömdürdüğü açıklandı. Ahmet arkadaşın ablası polisin bu tutumunu şiddetle protesto etti. DEVRİMCİ GENÇLİK Genel Sekreteri Bülent Uluer de yaptığı açıklamada, "ölen arkadaşımızın kanı devrim yolunu aydınlatacaktır" dedi. Uluer kısaca şunları söyledi: "Her geçen gün bir kez daha anlaşılmaktadır ki, devrimcilerin mücadelesini hiç bir güç ve provokasyon önleyemeyecektir. Her ölen devrimcinin arkasından on'lar, yüzler, bin'ler yetişmektedir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi yurdumuzda da zafer işçi sınıfının olacaktır." Uluer daha sonra, suçüstü yakalanan katillerin bir an önce kamu oyuna duyurulmasını istedi.

Beş binden fazla devrimcinin katıldığı yürüyüş boyunca sık sık "AHMET'İN KATİLİ, OLİGARŞİ" şeklinde slogan atıldı. Yürüyüşte ağzı açık bir tabut omuzlar üzerinde taşındı. Tabut omuzlara alınmadan önce, polisin Ahmet Aytaç'ın cenazesini kaçırdığı ve bugüne kadar katledilen bütün devrimcilerin bu tabutta olduğu kabul edilerek yürüneceği belirtildi. Tabutun en önde taşındığı kortejde, tabutun hemen arkasında Ahmet arkadaşın büyük bir resmi ablası tarafından taşındı. Onun arkasında ise daha önce faşistlerce katledilen aynı okul öğrencilerinden Cezmi Yılmaz, Halit Pelitözü ve Çiğdem Yıldır'ın resimleri yer aldı. Yürüyüş boyunca "Katil Oligarşi, Mahir-Hüseyin-Ulaş Kurtuluşa Kadar Savaş, Tek Yol Devrim ve Kahrolsun Faşizm" sloganları atıldı. Bu sloganlara Ahmet'in ablası da katıldı ve büyük bir dirençle yürüdü. Ahmet'in katledildiği yere gelindiğinde saygı duruşunda bulunuldu. Devrimciler yürüyüş sırasında polisin engelleme girişimlerine büyük bir dirençle ve kararlılıkla karşı koydular ve polisin yürüyüşü dağıtma planını geçersiz kıldılar. Yürüyüş tamamlandıktan sonra devrim andı içildi ve yüreklerde acıyla ama dimdik bir mücadele azmiyle mücadeleye devam denildi...
Ahmet ÇETİN
(1951 - 16 Mart 1987)



1951 yılında Denizli'nin Buldan İlçesi'ne bağlı Derbent Köyü'nde doğdu. Yaşamının üçte birini cezaevlerinde geçirdi. 1975 yılında Denizli Cezaevi'nde başlayan mahkumluğu, sırasıyla Sinop, Burdur ve Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nde sürdü. 16 Mart 1987 günü, yıllardır süren cezaevi koşulları ve yetkililerin ihmali sonucu böbrek yetmezliğinden öldü.

Ahmet Çetin'in hastalığı 1981 yılında sevkedildiği Sinop Cezaevi'nde başladı. Tedavi olmak için gösterdiği tüm çabalar, çeşitli cezaevleri ve hastanelerin yetkililerinin ihmal, ilgisizlik ve kasıt duvarına çarptı.

Mektuplar anlatıyor:

Mehmet Tağal'dan Birnur Bilgiç'e:
"...Bacı, kendimden önce Ahmet arkadaşın durumunu kısaca bildireyim: Ahmet arkadaş, uzun süredir -bir buçuk senedir- başağrısı çekiyordu. Sürekli doktora şıkmasına rağmen, doktor, çeşitli ilaçlarla geçiştiriyordu. Ancak bundan yaklaşık iki ay önce sağ gözü görmez oldu; daha doğrusu bulanık görmeye başladı. Hastaneye gitti; orada, gözün arka kısmında, göz damarlarında çatlama olduğu ve sürekli kanama olduğu tanısı konmuş ve acil olarak Samsun Tıp Fakültesi Hastanesi'ne sevk edilmesi istenmiş. Ancak bugüne kadar gidemedi. Doğal olarak sürekli acı çekiyordu; ancak ilaçla acısını dindirebiliyordu. Zaten yazıtları, okuma işini ben yürütüyordum. Sonuç olarak senin yazıtını aldığımızın ertesi günü, yani dün aniden ağrısı şiddetlendi, gözü şişmeye başladı. Su an Sinop Devlet Hastanesi'nde yatıyor. Sanıyorum ameliyat gerekecek. Eğer öyle olursa Samsun'a sevkedilir sanıyorum. Su an ben de birşey bilemiyorum. ( ..) Sinop Cezaevi, 29.5.1986"

Mehmet Tağal'dan Birnur Bilgiç'e:
"...Ahmet arkadaş'tan biraz bilgi vereyim sana. Biliyorsun geçen yazdığımda Ahmet hastanedeydi. O zaman 4 gün yattı, geri geldi. Kendisini tekrar Samsun'a havale etmişlerdi. O ara bayram geldi çattı. Bayramdan sonra ayın 13'ünde Samsun'a götürdüler ama ne yazık ki, geceyarısı bir baktık geri geddi. Buradan direkt Samsun 19 Mayıs Üniversite Hastanesi'ne götürmüşler. Adamlar orada muayene etmiş, "Sende yüksek tansiyon var, git bunu düşürsünler öyle gel" demişler. Ne güzel konuşmuşlar değil mi? Dahası da var. 'Muayene olabilmen için kayıt olup dosya açtırman gerekiyor. Bunun için de dört yüz bin lira yatırman gerekiyor" demişler. Ahmet de mahkum olduğunu, bu kadar parayı nereden bulacağını sormuş. Tabii onlar da "Para yoksa bakım da yok!" demişler. Tabii sonuç olarak parayı vermiş, onlar da muayene etmişler ve "Sende yüksek tansiyon var, önce bunun düşürülmesi gerekir. Bunu da biz burda yapamayız. Seni Sinop'a göndereceğiz. Sonra geleceksin tekrar bakacağız. Gözlerin duman olmuş. Neden zamanında gelmedin?" vs. vs. ( ..) Bilmiyorlar ki üç aydır oraya gelmek için neler çektiğini. Ordan gelince o gece kaldı. Dün, yani ayın 14'ü, tekrar acil olarak hastaneye yatırdılar. Su an yatıyor. Umarım bu defa iyi olur.(...) Sinop Cezaevi, 26.6.1986"

Mehmet Erdal'dan Ahmet Çetin'e...
"Sevgili Ahmet Abi, Mehmet Tağal dostumun mektubunu aldım. Sağlığının ciddi surette bozulduğunu ve iki kez Samsun'a kaldırıldığını öğrendim. Bu durumdan dolayı üzgün ve sağlık durumunu merak etmekteyim.

Sevkinin de çıkabileceğini duydum. Bu olur da bu tarafa gelebilirsen, sağlık durumunla daha iyi ilgilenebilirdin. Orada isen oradan, sevke gidersen gittiğin yerden bana yaz. Ben hala buradayım. İyiyim. Geçmiş olsun diyorum. Bol sevgi ve selam yolluyorum. Herşey gönlünce olsun. Buca Cezaevi, 5.7.1986"

Ahmet Çetin'den Birnur Bilgiç'e...
"Selam, sevgili bacım, nesnel koşulların benim işin uygun olmamasından dolayı seninle çok istediğim halde yazıtlar aracılığıyla da olsa söyleşemedik. Daha önce de sana kısacık da olsa aktardığım gibi sayrılığım nedeniyle hastanedeydim. Ben oradayken Burdur'a emrimin çıkmış olduğunu öğrendim. Bir an önce sevk olurum düşüncesiyle tedaviyi yarıda kesip taburcu oldum. Ama bilemediğim nedenlerle şu ana kadar gidemedim. (..) Daha önceki yazıtında iktisat dergilerinin parasını ödeyip, adresime gönderilmesi için yayınevine yazdığını söylemiştin. Su ana kadar elime ulaşmadı. Gerçi Mehmet arkadaş sana göndernıe diye yazmış, ama ben yine de bilgin olsun diye belirteyim, yayınevine yazıp sana göndermesini söylersin. Ben Burdur'a gidince sizden isterim. Diğer bir konu da, köyden belli bir süredir sağlıklı bir haber alamıyorum. Bu konuda yardımına gereksinmem var. Durumları ve ekinlerin nasıl olduğunu merak ediyorum. (.) Sinop Cezaevi, 27. 7.1986"

Ahmet Çetin'den Birnur Bilgiç'e...
"... Senin de yazdığın gibi komşumuz ve dostum Muammer (Özdemir) uzun süredir hastaydı. Durumunu yakından izliyordum. Ölümcül hastalığı nedeniyle tahliye etmiçler. Doğal olarak çok sevindik. Yurt dıçına götürebilirlerse iyileşir diyorum.. (...) Sağlığım konusuna gelince... Bu hastalık nedeniyle sağ gözüm görnıez duruma geldi, sol gözümde beneklenme var. Onu, en azından şimdiki durumda tutabilmek için yoğun uğraş veriyorum... Burada zor olan şey perhiz. İlaçları düzenli bir şekilde kullanmaya çalışıyorum. Ama daha da önemlisinin direnç ve azim olduğunu biliyorum... Burdur'a gitme konusu da biraz yılan hikayesine döndü. Dört aydır götürmelerini bekliyoruz. ( ..) Not: Hipertansiyon konusunda bilgi edinmemi sağlayacak bir yayın bulursan gönder... Bu hastalığın tedavisinin olmadığı, yaşam boyu ilaçlara ve tedaviye bağımlı kalacağım söyleniyor, buna rağmen bir yolu olmalı diyorum. Sinop Cezaevi, 14.9.1986"

Ahmet Çetin'den Birnur Bilgiç'e:
"Merbaba! Sevgili bacım, sonuç olarak Burdur'dayım. Sana son olarak Sinop'tayken yazmıştım. (...) Burası geldiğim yerle oranlanmayacak düzeyde biçimsel yönden iyi yanları çok, ama biçimin dışında öz olarak genelde olduğu gibi aynı. Buradaki dostlar müşahadede, ayrı bir yerde kalıyorlar, doğal olarak görüşemiyoruz. Yemekler iyi. Yine sayrılığım nedeniyle perhiz yapıyorum, buraya geleli kilo bile aldığımı söyleyebilirim. Ziyaret konusunda da benim için kolaylık oldu. (.) Sinop'tan gönderdiğim yazıtta tansiyon hastalığını anlatan bir yayın bulabilirsen gönder demiştim, bu istemim hala geçerli. Bu hastalığı yenebilmem için önce onu tanımam gerektiğine inanıyorum... Burdur Cezaevi, 16.10.1986"

Ahmet Çetin'den:
"Selam! Kardeşim, buraya gelirken seninle görüşebilme olanağımın olacağına sanıyordum, bildiğin gibi bazı cezaevlerinde akraba olanlara bu hak tanınıyor. Fakat burada böyle bir olanak bildiğim kadarıyla yok. Geçenlerde revire gelmişsin, bayağı endişelendim. Umarım ciddi birşey değildir. Bu arada patik ve kep için çok teşekkür ederim. İkisi de çok iyi olmuş. Biliyor musun, Burdur'dayken yılbaşında göndermek için bir cüzdan yaptırmıştım. Buraya sevkim çıkınca koliyle göndermekten vazgeçip yanımda getirmiştim. Geçenlerde meydancıyla sizin oradaki nöbetçiye vermesi işin göndermiştim. Ne yazık ki, eline ulaşmamış. Buna çok üzüldüm. Arkadaş iyi olması için bir hayli uğraşmıştı. Sanırım onun için sana ulaşmadı! (...) Diğer yandan sayrılığımla ilgili son gelişmelere gelince... Henüz kayda değer birşey yok, geçen gün gidişimde tahlil için kan verdik, sonucunu almaya birgün sonra gel demelerine rağmen denilen günde gidemedik. Sanırım Pazartesi ya da Salı günü gönderirler. Ankara Kapalı Cezaevi, 12.1.1986"

Mehmet Erdal'dan:
"Sevgili Adaşım, (...) Bugün, mektubunu yeniden okurken bir kelimeyi gözden kaçırdığımı gördüm. Ahmet dostumuzla daha yakından ilgilenmek amacıyla Avukat göndermeni... Onun Ankara'ya sevkolduğunu, Antalya'dan buraya ve bizim koğuşa gelen Uğur'dan öğrendim. Sonra, ameliyat olacağını yazan ve okuyanı kahreden (yazdıkları çok haklı şeylerdi) bir mektubu geldi Uğur'a... Öleceğini hissettiğini yazmış. Olur mu adaşım? Sözde ( ....) yardım edecekti. Serde vefa borcu var be... Mapus arkadaşlığı, aynı çanağa kaşık sallama... şar be. Antalya'da Uğur'lar şok iyi davranmışlar.
Yanılmıyorsam ve yazdıklarından anlaşıldığı kadarıyla, ilgisizlik ve ekonomik yetersizlik sorunun temel kaynakları... Şu an her ikisi de gerekiyor. Bunun için ona yazman ve avukat yollaman ilaç gibi geldi. Bu işte, yapılacak şeyin bir kısmı bu idi. Ameliyatının özünü bilemiyorum ama, acilen böbrek ameliyatı olması gerektiğini sanıyorum. Öyle yazıyordu. Yaşaması işin bu mutlak gerekiyormuş. Başka akraba ve avukat tanıdıklara da yazıyoruz ama, ne gerekiyorsa, elinden gelen yardımı yap. Eğer gücünü aşıyorsa, bana çok acil bildir.

Bulup-buluşturup göndereceğiz. Yap işte, bir şeyler yap. .(...) Sinop onu yemiş bitirmiş. Sağlığını orada bırakmış. Ameliyat sonrası yine Burdur'a dönmesi yerine, Bakanlıkça Çanakkale, Antep veya tercihan memleketine yakın olduğu için, buraya sevkinin yapılması için avukatlar uğraşsın. Biz ona gözümüz gibi bakarız. Yemeyiz yediririz. Aklımız onda adaş... (...) Aydın E Tipi Cezaevi, 32.1.1987"

Ahmet Çetin'den Birnur Bilgiç'e:
"Telini aldım, iyi olmaya çalışıyorum ilaçla tedavi oluyorum selamlar. Ahmet Öetin, Ankara Numune Hastanesi 2.2.1987"

Mehmet Erdal'dan:
"Sevgili adaşım, dünden beri moralim nasıl bozuk bir bilsen. Önder'den bir telgraf aldık önce inanamadık. O ara Birnur'dan da gelmiş. O zaman biraz "Doğrudur" demeye başladık. Sana telgraf çekip doğrulatmak istedim. Vazgeçtim. Telgrafının geleceğini tahmin ediyorduk. Bugün geldi. Yine bugün, Muammer'in de öldüğünü duyduk. (....) Nasıl oldu? İyileşme belirtileri varken, neden ölüm birden oldu? Gözden kaçan birşey mi vardı? Hata bakımda mı?Bu iki dostumun ölüınü kadar başka çok az şey beni sarsmıştır. İkisinin durumlarının vehametini duyduğum andan itibaren içim yanıyordu. (...) Bizim bölgede, cezaevinin ilk örnekleriydi bu ölümler adaş. Nasıl ilgilenilir, hukuken ne yapılabilir, bilmiyorduk. Dönemin insanlarda yarattığı olumsuz erezyonların da sonucu olarak, olması gereken duyarlılığı zamanında gösteremedik. Ve bu ölümler bize o paha biçilmez deneyimleri kazandırdı. Ama iki ölü verdirerek. El yordamıyla yol aldık. Her konuda bu böyle olmuyor mu adaşım? ( ..) Birşey daha ekleyeceğim: Sen uzaktasın. Sanıyorum yakın ve hemşeri diye Önder'e de yazarız. Ahmet abinin mezarını güzelce yaptırmalı... Çocukları gurur duyacakları bir babaya sahip olduklarını bilmeliler. (...) Aydın E Tipi Cezaevi, 21.3.1987"

Arkadaşı Cevat anlatıyor:
"3.3.1987 günü Ankara Kapalı Cezaevi'nden Ankara Numune Hastanesi Mahkum Koğuşu'na yattım. Mahkum koğuşunda kaldığım 3 gün zarfında Ahmet Çetin'in hasta ve bitkin durumu devam ediyordu. Gittiğim ilk gün içinde Ahmet Çetin koma halinde olduğu işin konuşma fırsatı bulamadım.
İkinci gün kendine geldiğinde sevgiyle kucaklaştım. Kendisini, daha önce Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nde yattığı için tanıyordum.
Bana söylediği ilk söz, 20 gündür doktorların yanına gelmediği ve kendisinin ölüme terkedildiğiydi. Bizzat yanında yatan mahkum hastalar da, doktorların uzun süredir Ahmet Çetin'le ilgilenmediğini söylediler. (...)

Zaten Ahmet Çetin'in mahkum koğuşunda yatması başlı başına bir cinayettir. Ahmet Çetin zaten koma halindeydi ve vücudu devamlı olarak şişiyordu. Buna karşılık ölümle penşeleşen bu arkadaşa hiçbir tıbbi müdahale yapılmamasına bizzat ben de tanık oldum. (...) Ahmet Çetin'in dialize bağlanarak yaşaması sağlanabilirdi. Bilahere akraba ve dostlarından bulunacak bir böbrekle yaşaması zaten tıbben ınümkündü. Son gün, Ahmet Çetin mahkum koğuşunda bir hemşirenin nezaretinde ve koma halinde 4 saat kalmış.

Durumu iyice ağırlaşınca, Yüksek İhtisas'a kaldırılıyor; orada da müdahale etmiyorlar ve Hacettepe Hastanesi'ne sevk ediyorlar. Dializ uygulaması geciktiği işin Ahmet Çetin orada hayatını kaybediyor."

Bir arkadaşı anlatıyor:
'Denizli'de bodruma atıldığımızda laf lafı açmıştı. Sanırım Selim Martin'in öldürülmesinden hemen sonraydı. Ahmet Çetin bana, "Üzülme ölümün en şereflisi onunki... Keşke biz de onun gibi ölebilsek. Hasta yataklarda, trafik kazalarında ölmek de var. Böyle pisi pisine ölsek ne olacak halimiz" demişti. İstemediği şekilde öldü."
Ahmet ÇINAR
(1959 - Ekim 1979)




Sedat Fırat ve Ahmet Çınar; Ekim 1979'da, Eskişehir'de faşist katillerce pusuya düşürülerek katledildiler.

KAHROLSUN FAŞİZM, YAŞASIN MÜCADELEMİZ!
Ahmet ERİKLİ
( ... - 30 Ağustos 1977)





Anıları Mücadelemize Önder Olacak

Ahmet Erikli 30 Ağustos günü faşistlerin kahpe pusularında, Osman İnce adlı bir faşist tarafından katledildi. Ahmet arkadaş 20 yaşında idi. Kayseri'nin Develi ilçesinin Çaylıca Köyü'nde doğmuştu. Ahmet ortaokulu ve liseyi Edirne'de okudu. Erkek Sanat Okulu Lise kısmında iken devrimci mücadeleye atıldı.

Edirne Erkek Sanat Okulunun örgütlenmesinde aktif mücadelede en ön saflarda görev aldı. Verilen her görevi başarı ile yerine getiren, kararlı, dürüst, yaratıcı bir kişiliğe sahip olan bir devrimciydi. Son sınıfta iken devrimci çalışmalarından ötürü faşist idare tarafından okuldan sürüldü.

Devrimci mücadelesi sırasında aldığı görevlerden birisi de Devrimci Yol Dergisi'nin Edirne merkezinde dağıtımını yapmaktı. Faşistler tarafından katledilene kadar bu görevini de başarılı hir şekilde yerine getirdi.

1 Mayıs katliamı sırasında DEVRİMCİ GENÇLİK ve EYÖD saflarında kanlı saldırılara yiğitçe direnmiş ve en ön saflarda çatışmış, örnek bir militana yakışan bir şekilde davranmıştı. Devrimci mücadelesi sırasında da kendisini vuran faşistle bir çok defalar karşı karşıya gelmiş ve her defasında ona gereken dersi vermişti. Vurulmadan birkaç ay önce de katili Osman İnce adlı faşist yanında birkaç köpekle birlikte Ahmet'e silah çekmişti. Faşistler o zaman Ahmet'in gösterdiği kararlı direnişten korkmuşlar ve kaçmışlardı.

Olay günü sabahı aynı faşistlerle (Osman İnci, Mehmet İncesu, Ali Asker Porun, Hüseyin Akpınar ve Nazim Güven) yine karşılaştı. Aralarındaki kavgadan sonra Ahmet durumu karakola bildirdi. Karakoldan çıktıktan otuz dakika sorra Kaleiçi semtine kadar takip edildi. Kale içinde faşistlerin haince kurduğu tuzak sonucunda, Osman İnci'nin silahından çıkan kurşunlarla şehit oldu.

Faşist katil Osman İnci ve suç ortakları Mehmet İncesu, Ali Asker Porun, Hüseyin Akpınar, Nazım Güven görgü tanıkları tarafından polise gösterilmesine rağmen yakalanmamışlardır. Bu da yetmezmiş gibi Osman İnci'nin, Edirne sokaklarında polislerle gezmesi Edirne halkının gözünden kaçmamaktadır.

Katil Osman İnci, daha önce de silahlı saldırıdan aranıyordu. Suç ortaklarından Hüseyin Akpınar ve Mehmet İncesu yakalanmalarına rağmen yakalandıkları gün serbest bırakıldılar.

Ahmet Erikli'nin cenazesini almak için sabaha kadar hastane önünde bekleyen devrimciler, polisin cenazeyi kaçırmasına engel olarak cenazeyi aldılar. 1500-2000 civarındaki kitle "Ahmetler Ölmez", "Devrimciler Ölmez", "Tek Yol Devrim", "Kurtuluşa Kadar Savaş", "Faşizme Karşı Omuz Omuza" sloganlarıyla yürüyüşe geçti. Tören gerçek bir anti-faşist gösteriye dönüştürüldü.

Tören sırasında İGD'li revizyonistlerin attığı sloganlar devrimci sloganlar arasında eriyip gitti. Dahası var, bu revizyonistler Ahmet arkadaşın İGD üyesi olduğunu Politika gazetesinde yazdırdılar. O "Devrimci Yol" siyasetinin kararlı bir militanı idi. İnşaat amelesi bir babanın oğluydu. Gerek okuldayken, gerek okulu bıraktıktan sonra yoksul halkı için "Devrimci Yol" saflarında mücadele etti.

AHMET'LER ÖLMEZ.

ANISI MÜCADELEMİZE ÖNDER OLSUN!


Kaynak: DEVRİMCİ YOL Sayı 31 (Ekim 1979)

Ahmet Erikli ölümünün 2. yılında anıldı, 30 Ağustos 1977'de Edirne'de faşistlerce katledilen Ahmet Erikli düzenlenen çeşitli anti-faşist gösterilerle anıldı. Ahmet'in katledildiği Kaleiçi semtinde gerçekleştirilen korsan mitingle başlayan gösteriler, şehrin değişik semtlerinde sürdürüldü. İstanbul ve Kapıkule yolları trafiğe engellenirken; devrimcilerce Londra asfaltı, Belediye önü ve 7 ayrı yerde "Faşist katillerden Ahmet'in hesabı sorulacak" yazılı pankartlar asıldı. Ahmet'in devrimci mücadelesini anlatan duvar gazeteleri her yere asıldı. Faşist cinayet şebekelerinin üslendiği bir ev tahrip edildi.

Ahmet'in mezarı başında yapılan tören, içilen devrim andı ile son buldu. 30 Ağustos faşistlerin yüreğine korku salan bir gün oldu...
Ahmet GÜRLER
( ... - 15 Aralık 1980)



Fatsa'nın Aşağıtepe Köyü'nde doğdu. Orta halli, dört çocuklu bir ailenin tek erkek çocuğuydu. İlkokulu köyünde, ortaokul ve liseyi Fatsa'da okudu. Lise öğrencisiyken, bölgedeki anti-faşist örgütlenmenin öncülerindendi. Fatsa Halkevi'nin kuruluşunda önayak olan insanlardandı.

Bu dönemde, ailesinin ısrarıyla Hollanda'ya gitti. Kısa süre sonra yurda döndü ve devrimci çalışmalarını sürdürdü.

Ahmet Gürler çok iyi bir avcı olduğu gibi, iyi de bir dalgıçtı. Arkadaşları onun zıpkınla yakaladığı birkaç kiloluk kefallerle çektikleri ziyafetleri hala hatırlıyorlar...
1979 sonunda Samsun'daki çalışmalara katıldı. 12 Eylül'ü izleyen günlerde ise, kırsal alana geçti. 15 Aralık 1980'de, Kumru-Ericek Yaylası'ndaki kuşatmada helikopterden atılan bir bombayla şehit düştü.
Ahmet GÜZEL
( ... - 28 Eylül 1979)



Kaynak: DEVRİMCİ YOL Sayı 32 (1 Kasım 1979)

Devrimci kardeşimiz Ahmet Güzel 28 Eylül'de Konya'nın Ermenek ilçesinin Elmayurdu köyünde faşistler tarafından kahpece katledildi. MHP'li İhsan Kabadayı'nın kahvede seçim konuşması yaptığı sırada faşistlerin saldırısına uğrayan Ahmet Güzel'in cenazesi anti-faşist gösteriyle kaldırıldı. Ahmet'in okuduğu okul olan İvriz Öğretmen Lisesi'nde devrimcilerce forum düzenlendi. Forumda Ahmet'in mücadelesi anlatıldı. Mücadelenin süreceği ve halka kalkan ellerin mutlaka kırılacağı vurgulandı.

AHMETLER ÖLMEZ!

KAHROLSUN FAŞİZM, YAŞASIN MÜCADELEMİZ!
Ahmet KILIÇ
(1961 - 31 Mayıs 1981)



1961 yılında Espiye'de doğdu. Espiye'deki Devrimci Gençlik mücadelesi içinde yetişti. Espiye'nin faşist işgalden kurtarılması mücadelesinde aktif olarak yer aldı. Liseyi bitirince İstanbul'a gitti. Bir yandan siyasal çalışma içinde yer alırken, bir yandan da geçimini sağlamak için işportacılık yaptı.

12 Eylül'den sonra Espiye hattındaki direniş grubu içinde yer aldı. 31 Mayıs 1981'de 6 arkadaşıyla, askeri birliklerle girdikleri Kozköy'deki çatışmada yaralı olarak tutsak düştü. İlçe merkezine götürülürken yol boyunca işkenceye maruz kaldı. Hastanede tedavisi engellendi ve ölüme terkedildi...
Ahmet ÖZASLAN
(1948 - 8 Kasım 1979)



Kaynak: DEVRİMCİ YOL Sayı 33 (3 Aralık 1979)

Ahmet Özaslan, 8 Kasım 1979 günü Nevşehir'de faşist katiller tarafından katledildi. Ahmet yoldaş, yurtsever bir memur olarak Ürgüp'te anti-faşist mücadelede yerini almıştı.

Cenaze törenine binin üzerinde bir halk kitlesi katıldı. "Halka kalkan faşist eller kırılır", "Ahmet'in katili faşist MHP ve ÜGD'', '"Kahrolsun faşizm, Yaşasın mücadelemiz" sloganlarıyla toprağa verilen Ahmet yoldaş devrimci mücadelemizde yaşayacaktır...
Ahmet ÖZDEMİR
( ... - 1980)



Kaynak: DEVRİMCİ YOL Sayı 37 (Ağustos 1980)

Ahmet Özdemir, Fatsa'daki operasyon sırasında resmi faşistlerce pusuda katledildi.
Ahmet PEHLİVAN
(1953 - Haziran 1984)



1953'de Artvin'de doğdu. 12 Mart döneminin ardından ODTÜ'de gelişen gençlik mücadelesi içinde öne çıkan, giderek Ankara çapında süren mücadelenin önderlerinden olan Ahmet Pehlivan, AYÖD (Ankara Yüksek Öğrenim Derneği) Yönetim Kurulu üyesi idi. Bir dönem ODTÜ-ÖTK (Öğrenci Temsilciler Konseyi) Yürütme Kurulu üyeliği de yapan Ahmet Pehlivan, gençlik örgütlenmesinden bölge çalışmalarına geçmiş, Amşin'de, Samsun'da ve Karadeniz'in birçok bölgesinde örgütlenme faaliyetleri yürütmüştü.

Arkadaşı Sedat Göçmen anlatıyor:
"Ahmet, son derece mütevazi bir arkadaştı. Eğitici ve örgütçü yanları çok gelişmişti; birlikte çalıştığı insanlar Ahmet'i müthiş severlerdi.

Ahmet'le ilgili ilginç bir olay hatırlıyorum...

Yanılmıyorsam Samsun'da silah yakalatmıştı. Üstelik önceden tecil edilmiş 10-11 aylık bir cezası daha vardı. Şimdi de bir o kadar alsa iki yıla yakın içerde kalacaktı. Çok canım sıkılmıştı. Ama anladık ki, sahte kimlikle yakalanmış. Şimdi tam olarak hatırlayamıyorum. Artvin nüfusuna kayıtlı Hüseyin Gümüş falan gibi bir isme düzenlenmiş bir kimlik. Hemen atlayıp Artvin'e gittim... Niyetim, mahkeme tarafından Nüfus Müdürlüğü'ne "Böyle biri var mı?" diye yazı yazıldığında olumlu bir cevap gönderilmesini sağlamak... Araştırdık, soruşturduk, nitekim bu isimde birinin olduğunu tespit ettik. Gerçi yine 7 ay yattı ama diğer türlü, durum ortaya çıksa bir yığın soruna yol açacaktı.

Ahmet, cezaevi çıkışı Orta Anadolu'da çalışmaya başladı. 12 Eylül geldiğinde de bu bölgede faaliyet gösteriyordu."

Arkadaşı Basri anlatıyor:
" 12 Eylül'ün ilk günleriydi... Ankara'dan ayrılıp İç Anadolu'ya gitmemi isteyen arkadaşa bir müddet direndiysem de, sonradan hazırlıklarımı yapıp yola şıktım. Orada, ODTÜ yıllarından bu yana tanıdığım Ahmet Pehlivan'la karşılaşacağımı nereden bilebilirdim? Ahmet Pehlivan benim devrimci olmamda en çok etkisi olan insanlardan biriydi. Beni karşıladıktan sonra 3-4 gün birlikte kaldık ve her zamanki sabrıyla, uzun uzun durumumuzu, bölgeyi, yapacağımız işleri anlattı. Sonraki günlerde farkettim ki, yöredeki her evde çocuğundan yaşlısına herkes Ahmet Pehlivan'ı dilinden düşürmüyor. 'Sedat Hoca' şöyle yaptı, 'Sedat Hoca' bunu dedi... "Kaldığı evlerde çamaşırını, bulaşığını kendi yıkar, ayrıca ev sahibinin sorunlarına ortak olurdu.

1981 Mayıs'ında Ankara'ya gitti. Hareketin uğradığı dağınıklığı aşmak için onlarca insanla görüştü, konuştu. Kendi durumu da çok kritik olduğu halde, öncelikle bir çok arkadaşın yurt dışına gönderilmesini sağladı. En son kendi yola çıkmıştı. Kızılay'da vedalaşırken sarılmış, mutlaka geri döneceğini söylemişti. Zaten sözünü de tuttu. Bulgaristan sınırında, pasaportundan şüphelenip Ahmet'i gözaltına alan Bulgar polisi, "deveştei olduğu halde niçin ülkesini terkettiğini"sormuş. Ahmet de, "Dimitrov, niye terkettiyse, ben de onun için terkediyorum" demiş.

Bir tek arkadaşıyla buluşmak ve onu Ankara'ya getirmek işin Erzurum'a gittiğini hatırlıyorum. Üstelik ağır kış koşullarında, Doğu Ekspresi ile yola çıkmıştı. Kendisine taksitle lacivert bir takım elbise almış, kravat takmıştı. 30 saatlik yolculuktan sonra, arkadaşıyla buluşamayıp geri döndüğünde bile moralinde en küçük bir bozulma olmamış, yüzündeki gülümseme kaybolmamıştı.

82-83'ün zor koşullarında, Karadeniz yöresinden bir itirafçının 80 sayfalık ifadesini okuduğunda bile hoşgörüsünü elden bırakmamış, sadece acıdığını söylemişti. "Bu insanlara kızmamak gerektiğini, içinde bulundukları koşulları bilmediğimizi" söyleyip bizi sakinleştirmeye çalışırdı.

Kırgerillası oluşturulan dönemde, tekrar yurtdışına çıkmasını isteyenlere yazdığı mektupta, "kesinlikle arkadaşlarını yalnız bırakamayacağını" belirtmişti. Son ana kadar da bu tavrını sürdürdü."

Darbe sonrası, Devrimci Yol hareketinin ağır darbeler yediği dönemin ardından, Ankara ve İstanbul'da hareketin dışarda kalmış insanlarıyla ilişki kurmaya çalıştıysa da yeterli sonuç alamadı; bunun üzerine sahte pasaportla yurtdışına çıktı. Almanya'ya karayoluyla gitmeyi düşünüyordu, ama Bulgar polisi, pasaportunun sahte olduğunu anladı ve Bulgaristan'da gözaltına alındı. Olaya Almanya'dan müdahale edilmesi üzerine Bulgaristan'dan geçişine izin verildi. Bir süre Almanya'da kaldıktan sonra, bir grup arkadaşıyla birlikte Filistin'e geçti. Buradaki kamplarda askeri eğitimin yanısıra o sürecin önemli köşetaşlarından sayılan; devrimci hareketin toparlanması, Cunta'ya karşı mücadele, Türkiye, dünya, sosyalizm, demokrasi konulu tartışmalar içinde yer aldı. Bu tartışmalar sonucunda belirlenen politikalar doğrultusunda arkadaşlarıyla birlikte Türkiye'ye girerek Karadeniz'den Malatya'ya uzanan kırsal alanda gerilla mücadelesi oluşturmaya çalıştı. O dönemde gerçekleşen direnişin önderlerinden biriydi.

Bir arkadaşı anlatıyor:
"Ahmet Pehlivan, bir çok olumlu özelliği bir arada taşıyan bir insandı. Geleceğe olan umudunu hiç kaybetmemişti. Bütün enerjisini, yaşamını harekete adamıştı. Son derece mütevaziydi; kendinden bahsetmekten hoşlanmazdı. Evli olduğunu bile çok kimse bilmezdi. Bir dönem yurtdışına çıkmış olmaktan hep üzüntü duyardı, kalıp ne pahasına olursa olsun mücadele etmek gerektiğini düşünürdü. Herkes ona "Hoca" derdi. En büyük zevki balık tutmaktı. Dağda iken küçük derelerde, ırmaklarda, sulara girer çıkar, hele birkaş kişiyi de heveslendirip suya soktuysa, saatlerce bağırış-çağırış içinde balık tutmaya uğraşırlardı. Tuttuğu balıkları özenle temizler, kızartırdı, sonra oturulup hep birlikte yenirdi. En önemli ilkesi, hiç bir koşulda teslim olmamaktı. Nitekim olmadı da.."

1984 Haziranı'nda Tokat-Sivas sınırında bir dağ köyünde Ayhan Gökvelioğluyla birlikte öldürüldü. Operasyon güçleri köye geldiğinde arkadaşları ile toplantı halindeydiler.

Sarıldıkları evden çatışarak çıktılar. Önce Ahmet Pehlivan şehit düştü, bir süre sonra da Ayhan Gökvelioğlu... Diğerleri; ölenlerin silahlarını da alarak kuşatmadan kurtuldular.
Ahmet SAKİN
( ... - 15 Aralık 1980)



Ünye'nin Meydan Köyü'nde doğdu. Ailesi yoksuldu. Ankara ve İstanbul'da inşaat işçiliği yaparak ailenin geçimine katıldı. 1978 başlarında devrimci çalışmalara katıldı. 1980'de, Ünye köylerindeki örgütlenme çalışmalarına katıldı. Aynı yıl Mayıs ayında gözaltına alınıp işkence gördü. Serbest kaldıktan sonra, gördüğü işkencelerin ağır bir izi olduğunu, kalp hastalığına yakalandığını öğrendi. Hastalığına karşın, ağır görevler üstlenmekten kaçınmadı. Kumru-Ericek yaylasındaki çatışmada yara almadı ve çemberi yarmayı başardı. Takip altındayken arkadaşlarından koptu ve kalp krizi geçirdi. İlacını çatışma sırasında düşürmüştü. Krizi atlatamadı. Kış geçip buzlar çözülünce, bir çoban tarafından ağacın birine yaslanıp kalmış gövdesi bulundu.

Kumru-Ericek Yaylası'nda katledilen Sebahattin Demir, Ahmet Gürler, Ayhan Eskici ve Ahmet Sakin bir zaman sonra arkadaşları Erdoğan Aslan ve Ahmet Özdemir'in dizelerinde türkü oldular...

"Karadeniz, Karadeniz
Fırtınalar içindeyiz,
Dört karanfil verdik sana
Her biri bir engin deniz...

Dağlarda kır çiçekleri,
Sevgi dolu yürekleri,
Doğdu ülkemin üstüne
Güneşten sıcak gözleri.. "
Ahmet SAVAŞ
( ... - 26 Haziran 1980)



Kaynak: DEVRİMCİ YOL Sayı 37 (Ağustos 1980)

Erdem Turan, Ahmet Savaş, İsmail Şahin kardeşlerimiz Adana Kapalı Cezaevi'nde 26 Haziran'da katledildiler.
Ahmet Şerif SATILMIŞ
( ... - 4 Nisan 1978)



Kaynak: DEVRİMCİ YOL Sayı 17 (1 Mayıs 1978)

MALATYA HALKI BİR DEVRİMCİ ŞEHİT DAHA VERDİ

Malatya Meslek Yüksek Okulu öğrencisi AHMET ŞERİF SATILMIŞ 4 Nisan 1978 sabahı okul çevresinde faşistlerin kurduğu pusuda kahpece katledildi. Ahmet aynı gün Arapgir'de toprağa verildi. Hastanede toplanan 5 bine yakın kişiyle anti-faşist sloganlarla şehrin çıkışına kadar yüründü. Burada devrim andı içilmesinden sonra hazırlanan arabalara binilerek bin kişilik bir kitleyle konvoy halinde Arapgir'e hareket edildi. Arapgir'e yarım saatlik mesafede Arapgir devrimci gençleri ve halkı, konvoyu "Ahmetler Ölmez", "Tek Yol Devrim", "Kahrolsun Faşizm", "Mahir Hüseyin Ulaş, Kurtuluşa Kadar Savaş", "Ahmet'in Katili Oligarşi", "İktidarda Bir Avuç Zorba: Oligarşi" sloganları ve pankartlarla karşıladılar. Bu sloganlarla Arapgir'in içine kadar yüründü. Arapgir'deki devrimci demokratik örgütler (Halkevi, TÖB-DER, TÜM-DER) olayı ve faşizmi protesto eden bir bildiri dağıttılar. Bu arada karanlık çökmüş, saat 21:00 olmuştu. Çarşıda yapılan konuşmadan sonra devrim andı içildi. Ve mezarlığa gidilerek Ahmet toprağa verildi.



Malatya halkı devrimcilerle bütünleşerek dökülen kanların hesabını soracak, faşist yuvaları dağıtacak, faşist elleri kıracaktır. Devrimci arkadaşları Ahmet'in anısını mücadelelerinde yaşatacaklardır.

AHMET'LER ÖLMEZ

KAHROLSUN FAŞİZM

TEK YOL DEVRİM
Ahmet TURAN
(1954 - Haziran 1979)



Kaynak: DEVRİMCİ YOL Sayı 29 (13 Temmuz 1979)

Piyagotepe Katliamı Unutulmayacak, Halka Kalkan Faşist Eller Kırılacak!..
Ahmet UZUN
(1956 - 16 Ocak 1981)



1957 yılında Rize'de doğdu. Rize'de Devrimci Yol hareketinin ilk militanlarındandı. 12 Eylül öncesinde Pazar ilçesi kırsal kesiminde yürütülen örgütlenme çalışmalarının sorumluluğunu üstlenmişti. Bölgedeki çay üreticilerinin örgütlenmesinde, fabrika işgallerinde önemli rol oynadı.

12 Eylül'den sonra, Rize bölgesinde yapılan değerlendirme toplantılarına katıldı, toplantıda, kırsal kesimde silahlı direniş birlikleri oluşturma kararı alındı. Bu amaçla, biri Rize merkezin üstünde Gündoğdu bölgesiyle Kalkandere arasında, diğeri ise Pazar, Ardeşen ve Fındıklı ilçeleri üstündeki kırsal alanda hareket edecek iki grup oluşturuldu. Ahmet Uzun, Pazar dağlarında oluşturulacak silahlı direniş grubunun askeri ve siyasi sorumluluğunu üstlendi. 12 Eylül'ün ilk günlerinde devlet güçlerinin kırsal kesimde fazla bir denetimleri olmadığı için bu gruplar kısmen rahatça faaliyet yürüttüler. Ancak 1981 kışıyla birlikte kırsal kesime yönelik operasyonlar yoğunlaştı. Bunun üzerine Pazar dağlarında faaliyet gösteren Ahmet Uzun'un sorumluluğundaki grup Çamlıhemşin bölgesine çekilme kararı aldı ve kararlaştırılan bölgeye çekildiler.

Bir yayla evinde barınan gruptan bir kaç kişi yakınlardaki bir köye yiyecek almaya gittiklerinde, dönüşte Pazar dağlarından beri operasyonu yürüten askeri birlikler tarafından görüldüler. Takip sonucu yerleri tespit edilen direniş grubuyla askeri birlikler arasında büyük bir çatışma çıktı. İki gün süren takip ve çatışmanın sonunda Ahmet Uzun yaralı olmak üzere grubun tüm üyeleri tutsak düştükten sonra Rize'ye götürüldüler.

Ahmet Uzun bölgede en çok tanınan devrimcilerden biri olduğundan özellikle ağır işkenceye maruz kaldı ve bu işkenceler sonucunda 16 Ocak 1981 günü gözaltında şehit düştü. İşkenceciler, önce "hap içerek intihar etti" şeklinde uydurma bir rapor düzenlettiler. Oğlunun kişiliğini bilen babası bu iddiaya inanmadı ve ikinci bir otopsi konusunda savcılığa ısrar etti. Bunun üzerine yapılan otopside ölüm nedeni, "beyninde 5 cm. boyunda yarık, kaburgalarında kırık ve kalp yetmezliğı" biçiminde tespit edildi. Gerek babasının, gerekse Ahmet Uzun'a işkence yapıldığına tanık olan arkadaşlarının başvurularına rağmen işkenceciler hakkında herhangi bir cezai işlem yapılmadı.
Ahmet YÜKSEL
(1961 - 27 Ekim 1980)



1961 yılında Antalya'nın Gazipaşa İlçesi'ne bağlı Çamlıca Köyü'nde doğdu. Yoksul bir çiftçi ailesinin ilk çocuğu olan Ahmet, ilk ve orta öğrenimini Gazipaşa'da tamamladı. Lise yıllarında okuldaki devrimci örgütlenmede yer aldı. Okul bittikten sonra politik mücadelesini mahallelerde sürdürdü. 12 Eylül sonrasında ise direnişi kırlarda sürdürme kararıyla bir grup arkadaşıyla birlikte Toroslar'a çekildi.

27 Ekim 1980'de Görüş Köyü yakınlarında yaralı yakalandı ve katledildi.

Bir arkadaşı anlatıyor:
"Cuntayı izleyen günlerde, Ahmet'in de içinde bulunduğu bir grup arkadaşla birlikte Kızıldağ eteklerinde ilişkimiz olan yayla köylerine çekildik. Kısa bir sürede cuntanın saldırıları nedeniyle bölgede barınamaz hale gelince aramızda yeni bir durum değerlendirmesi yapıp Güney'deki ilçelere dağılma kararı aldık.

Ahmet ile ben Anamur'a gidecektik. 26 Ekim akşamı yola çıktık. Gece boyunca Kızıldağ'ın eteklerinden Güney'e doğru inerek şafak sökerken Görüş Köyü'nün batısındaki Yaylalar mevkiine ulaştık. Burada hava kararıncaya kadar beklemek üzere terkedilmiş kömür ocaklarının yakınlarında bir yerde mola verdik.

Gazipağa'dan Toroslara doğru kıvrıla kıvrıla yükselen bir köy yolunun 50-60 metre kadar uzağında, araziye oldukça yakın bir tepeciğin yamacındaydık. Araziye uzanmış, bir yandan sohbet ediyor, bir yandan da 5-6 kilometrelik bir derinliğe kadar görüş ağımızda kalan yolu gözlüyorduk.

Sanırım öğle sularıydı, bir kamyonun yokuş yukarı çıktığını farkettik. Dürbünle kamyonu seçmeye çalışırken kasanın tıka basa yolcu dolu olduğunu farkettik. Kuşkulanılması gerekli bir durum diye düşündükse de, tümünün sivil giysili olması bizi rahatlattı. Yörede köyler arası yolcu taşımacılığı kamyonlarla yapıldığı için bunlar da evlerine giden köylüler olmalıydı.

Kamyondakiler sivil giydirilmiş askerlermiş, bir ihbar üzerine bizi yakalamaya geliyorlarmış. Kamyon tam hizamıza gelip durunca yanıldığımızı anladık. Artık çok geçti. Askerler çoktan üzerimize kurşun yağdırmaya başlamıştı. Yamaçtan aşağıya düşe kalka kaçarken arada bir de dönüp seri atışlar yaparak peşimizden gelmelerini engellemeye çalışıyorduk.

Aşağı yukarı yarım saat böyle geçtiyse de, onları atlatmayı başaramadık. Bütün mermilerimiz tükendiğinde, gözümüze ilişen bir kulübeye girip saklanmaya karar verdik. Ne var ki, kulübeye girdiğimiz görülmüş olmalı ki, az sonra kulübeyi taramaya başladılar. Çaremiz kalmamıştı, teslim olacaktık.

Kulübeden "Teslim oluyoruz" diye bağırarak çıktığımızda, askerlerden biri "Komutanım işte Ahmet bu!" diye bağırmaya bağladı. Uzman çavuş Hurşit, öne doğru çıkarak bir şarjör dolusu mermiyi üzerimize boşaltınca; ben bacağımdan, Ahmet de kasığından yaralanmıştı. Hemen orada üzerimize çullandılar, döve döve kamyona sürüklediler. Dayak faslı kamyonda da devam etti.

Gazipaşa'ya tekme tokat dipçik darbeleriyle saatlerce süren bir yolculuktan sonra varabildik. Belli ki kan kaybından ölmemizi istiyorlardı. Normalde bir saati bulmayan yolu dört saatte almıştık.

Gazipaşa'ya vardığımızda ikimiz de baygın haldeydik. Gene de bizi hastaneye götürmediler, doğruca karakola alıp işkenceye devam ettiler. Neden sonra hastaneye kaldırıldığında Ahmet yaşamıyordu. Otopsi raporunda yazıldığı gibi, 'ölümcül bir yarası olmadığı halde, kan kaybından' ölmüştü.

Ahmet militanlığının yanısıra neşeli, dost canlısı tavırlarıyla da kendisini çok sevdirmiş bir arkadaşımızdı. Şakacılığını hiçbir zaman elden bırakmaz, en zor anlarda bile çevresine neşe saçmaktan geri durmazdı. Onun yaşam dolu, cıvıl cıvıl kişiliğine ölümü yakıştırmak, benim için gerçekten zor oldu."
Alaattin AYDEMİR
(1942 - 6 Temmuz 1979)



Kaynak: DEVRİMCİ YOL Sayı 29 (13 Temmuz 1979)

Faşist saldırganlar 6 Temmuz'da Devrimci Avukat Alattin AYDEMİR'i evine giderken pusu kurarak katlettiler. Espiye'de faşizme karşı mücadelede yılmadan, fedakarlıkla görev alan yiğit kardeşimizin anısı mücadelemizde yaşayacak.
Alaattin BÖLÜKBAŞ
(1957 - 20 Ekim 1980)



1957 yılında Çamaş'ın Çavuşbaşı Köyü'nde doğdu. Ailesi onu, ismini kısaltarak 'Ali' diye çağırırdı. Ölümünden sonra doğan yeğenine de 'Alaattin' ismi verildi ve ona da aile içinde 'Küçük Ali' dendi.. Alaattin Bölükbaş, ilk ve ortaokulu köyünde, liseyi İstanbul'da okudu. Devrimci düşüncelerle İstanbul'da Eyüp Lisesi'nde okuduğu yıllarda tanıştı. Liseyi bitirdikten sonra bir süre inşaatlarda işçilik yaptı.1979 yılında köyüne döndü.

Bir arkadaşı anlatıyor:
"Alaattin İstanbul'dan köye döndüğünde, köyde her tarafta faşistlerin yazı ve afişleri vardı. Alaattin birkaç arkadaşıyla birlihte, güpegündüz afişleri yırttı, yazıları sildi. Faşistlerin çoğıı Alaattin'i çocııkluğundan tanırlardı ve eski arkadaşlarıydı. Müdahale etmek istedilerse de Alaattin çok sert tepki gösterdi. Bunun üzerine oradan uzaklaştılar. Zaten, hemen o gece Alaattin ve birkaç samimi arkadaşı bütün köyü devrimci yazılarla doldurdular.''

Alaattin Bölükbaş, üniversite sınavları için kısa bir süre İstanbul'a gidip döndükten sonra bütün enerjisini ve zamanını Çamaş'taki devrimci mücadelenin geliştirilmesine ayırdı.1979'da, örgütlemesine kendisinin de aktif olarak katıldığı Fındık Mitingi'nin ardından faşistlerin dövülmesi olayına karıştığı gerekçesiyle gözaltına alındı, kısa süre sonra serbest bırakıldı. Aynı yılın Kasım ayında, bu kez bir faşistin öldürülmesi olayı nedeniyle gözaltına alındıysa da yine serbest bırakıldı. Öyle ki artık Çamaş ve civarında gelişen her olayın ardından Alaattin Bölükbaş aranır olmuştu.1980 başlarında, Çamaş'ta tefecilik yapan Lütfü Sade'ye borçlanmış bir köylünün borçlarını arkadaşlarıyla birlikte "silince", tefecinin şikayeti üzerine hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkarıldı ve bir süre Çamaş dışında çeşitli bölgelerde faaliyet göstermek durumunda kaldı. Bu dönemde bile Çamaş'ta olan kimi olaylar nedeniyle, Alaattin Bölükbaş aranıyordu. Arandığı dönemde sık sık evine baskınlar yapıldı ve ailesine eziyet edildi.

2 Temmuz 1980'de, bölgedeki devrimci mücadelenin önder isimlerinden Şehittin Tırıç'ın öldüıülmesinin ardından Çamaş yöresinin sonzmluluğunu Alaattin Bölükbaş üstlendi.

Alaattin Bölükbaş,12 Eylül'ün ardından kırsal kesimde silahlı direniş hareketinin örgütlenmesi çalışmalarına katıldı. Kış hazırlıklarının başladığı günlerde, bazı işlerini tamamlamak için bir arkadaşıyla birlikte köydeki evlerine geldi. Tarih 20 Ekim 1980'di. Eve gelişini gören faşistler tarafından Çamaş'taki askeri birliğe ihbar edildi. Faşistlerin kılavuzluğunda köye gelen askeri birlik, önce Alaattin Bölükbaş'ın amcasının evini bastı, ardından köyden çıkabileceği yollara pusu kurdu. Bir grup asker, Alaattin Bölükbaş'ın evine gelerek, evi dışardan yaylım ateşine tuttu.

Olayın bir tanığı anlatıyor:
"Askerler eve ateş açınca, Alaattin ve arkadaşı evden dışarı fırlayarak koşmaya başladılar. Ateş devam edince Alaattin kendini bir hendeğe attı. Diğeri koşmaya devam etti ve şans eseri yara almadan menzil dışına çıkıp kurtuldu. Ateş bir ara kesilince Alaattin hendekten fırlayıp tekrar koşmaya başladı 500 metre gitmişti ki, bu defa başka bir grup asker önünü kesti:"

Askerler tarafından önü kesilen Alaattin Bölükbaş, askerlere, "Ben, halkım için mücadele eden bir devrimciyim; sizler de halk çocuklarısınız. Silahımı boşaltıyorum; ateş etmeyeceğim. Bırakın geçeyim" dedi. Bunun üzerine şaşıran askerlerle Alaattin Bölükbaş arasında bir süre karşılıklı sessiz bekleyiş oldu. O esnada askerlere komuta eden Asteğmen Refik ve kılavuzluk yapan, asker elbisesi giydirilmiş faşistler geldiler. Asteğmen Refik, silahını Alaattin Bölükbaş'a doğrultarak "Alaattin Bölükbaş sen misin?" diye sordu. "Benim, ne olacak?" cevabı üzerine silahını ateşledi ve Alaattin Bölükbaş'ı sol bacağının üst kısmından vurdu. Yere düşen Alaattin Bölükbaş slogan atmaya başladı. Bu vaziyette bir saatten fazla bir süre yerde yaralı olarak bekletildi. Alaattin Bölükbaş, Ordu Valisi Reşat Akkaya'ya suikast girişiminde bulunan grubun içinde olduğundan, bölgede yaşayanların iddiasına göre hakkında gizli bir "vur emri" çıkarılmıştı. Nitekim Asteğmen tarafından bu şekilde vurulup, yaralı olarak bekletilmesinin nedeni buydu.

Olayın bir tanığı anlatıyor:
"Sonra köyden birini çağırıp Alaattin'i sırtına yüklediler ve köye taşıttılar. Alaattin çok uzun boyluydu. Ayakları yere sürtünce bu defa Çavuşbaşı Belediye Başkanı'nı getirtip ayaklarından tutturdular. Bu ara Alaattin sürekli slogan atmaya çalışıyordu; ama sonra sesi kısıldı ve tamamen sustu. Belli ki ölmüştü. Ölüsünü evinin önüne getirdiler. Anası cenazenin askerler tarafından götürülmesine izin vermedi. Doktoru otopsi için köye getirdiler; otopsisi evde yapıldı. Alaattin'in anası askerlere beddua edince, askerlerden biri "Ana, onu biz öldürmedik, öldüreni de, öldürteni de siz iyi bilirsiniz" demiş."

Alaattin Bölükbaş'ın katledildiği 20 Ekim'i 21 Ekim'e bağlayan gece bölgedeki devrimciler Çavuşbaşı'na geldiler. Ertesi sabah yapılan cenaze törenine ellerinde silahlarıyla katıldılar. Törenin ardından Alaattin Bölükbaş köyünde toprağa verildi.
** isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 27 Temmuz 2007, 13:59   #2
 
** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
**
Üyeliği durduruldu
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 15 Temmuz 2007
Üye No: 97
Bulunduğu yer: İzmir
Mesajlar: 637
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
3 Mesajına 3 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 ** is on a distinguished road
Standart

Alaattin DEMİRCİ
(1957 - Ekim 1981)



1957 yılında Hopa'nın Kemalpaşa nahiyesi, Karaosmaniye Köyü'nde yoksul bir ailenin beşinci çocuğu olarak dünyaya geldi. İlkokulu köyünde, ortaokulu ise bir akrabasının yanında Hopa'da okudu. Lise eğitimi için Rize'ye Erkek Sanat Lisesi'ne gitti. Devrimci mücadeleye de burada katıldı.

Liseden sonra yaşamının tümünü Devrimci Harekete verdi. Rize'nin, Trabzon'un birçok bölgesinde faaliyet gösterdi.12 Eylül'den sonra üstlendiği bir görevi yerine getirmek için geldiği Hopa'da yakalandı. İşkencede kendisinden hiçbir bilgi alamadılar ve Artvin Gözetimevi'ne gönderdiler. Buradan yanlışlıkla salıverildi; devlet güçleri bir kaç saat sonra yanlışı farkettiler ama Alaattin Demirci'yi tekrar yakalamaları mümkün olmadı.

Alaattin Demirci cezaevinden salınır salınmaz Sultanselim Dağları'ndaki direniş grubuna katıldı. Sonrasında bu grubun kırsal kesimde yürüttüğü faaliyetler içinde yer aldı.

Arkadaşı Şerafettin Çelik anlatıyor:
"Dağda birlikte olduğumuz dönemde grup içinde en şakacı arkadaşımız Alaattin'di. Özellikle sığınakta geçen sıkıntılı günlerde Alaattin ne yapar eder bizleri eğlendirecek birşeyler yapardı. Çoğunlukla Kikiloz'a takılırdı. Hatta bazen, 'Kikiloz' çileden çıkar eline geçirdiği eşyaları Alaattin'e fırlatır, birbirlerine girerlerdi.

Hayal kurmayı severdi. Bir gece yürüyüşü sırasında, ben, Alaattin ve Hoca Osmaniye Köyü'nün arkasındaki tepeye gelmiştik. Ay vardı. Karşıda Kemalpaşa'nın ışıkları görünüyordu. Alaattin:

- "Hoca, şürada oturup birer sigara yakalım, hem de manzarayı seyrederiz" dedi.

Üçümüz oturduk. Alaattin, Kemalpaşa'dan köylere doğru uzanan ovadaki üç tepeyi gösterip 'devrimden sonra' bu tepeleri düzleyeceğini, tarıma açacağını söyledi. Bana ne yapacağımı sordu; ben,

- "Hele bir devrimi yapalım da nasıl olsa yapacak bir şey buluruz" dedim. Sonra aynı soruyu Hoca'ya sordu.

- "Ben senin mezarına çiçek getireceğim" diye cevapladı Hoca'. Alaattin bir kaç saniye durdu, sonra o kendine özgü Hemşin şivesiyle,

- "Dinine yanduğum, sanki sen yaşayacaksun!' dedi. Hep beraber kahkahayı koyverdik."

Alaattin Demirci, 1981 Ekim'inde Osmaniye Köyü yakınlarında düştüğü bir pusuda katledildi.

Yaralı yakalanan arkadaşı Şerafettin Çelik anlatıyor:
"Olaydan birgün önce Alaattin'le birlikte Kemalpaşa'ya inip birkaç yere uğramıştık. Uğradığımız yerlerden birinde bir arkadaş "Bulunduğunuz bölge tespit edildi. Seyyar bir ekip bir aydır sizin peşinizde. Sizin burda işiniz ne?" dedi. Hemen dağa dönüp arkadaşlarla durumu değerlendirdik. O güne kadar barınmakta olduğumuz yerüstü sığınağında kalmanın artık tehlikeli olacağı, bu nedenle, daha önce yapımına başlanmış yeraltı sığınağını derhal bitirip oraya yerleşmemiz gerektiği düşüncesine vardık ve hemen harekete geçtik. Bir kişiyi orada bırakıp yeraltı sığınağını tamamlamaya gittik. Yağmur altında epey bir zaman çalıştık.

Saat 12 olduğunda yağmur şiddetlendi; yerüstü sığınağına geri dönmek, için yola koyulduk. Ben en önde gidiyordum, Alaattin biraz arkamdan geliyordu. Diğer arkadaşlar da 20-25 metre arkadaydılar. Patika yola gelmiştik ki, silahlar patladı. Dönüp baktığımda Alaattin'in hemen yakınımda siper alıp ateş ettiğini gördüm. Elimi silahıma atmak istedim, kıpırdatamadım.
Vurulmuştum, yere yıkıldım. O anda Alaattin'in hızla yanımdan geçtiğini gördüm. "Tamam kurtuldu" diye düşündüm, yanılmışım. Benden 7-8 metre ötede silahı göğsünde öylece yatıyordu. Yüzünde belli belirsiz bir gülümseme vardı. Bunu samimiyetle söylüyorum, çok net gördüm. Çünkü son bir kez yüzünü görmek istemiştim."

Alaattin MURTAZA
(1961 - 31 Mayıs 1981)



1961 yılında Tirebolu'da doğdu. Tirebolu'nun yoğun siyasal pratiği içinde yetişti.

Tirebolu'da bir devrimcinin katledilmesi, iki devrimcinin de yaralanması olayının faillerinden MHP'li Emin Türker'in öldürülmesi olayı nedeniyle tutuklandı. Firar ederek kırsal kesimdeki mücadeleye katıldı. Köy kökenliydi. Kırsal kesim çalışmalarında son derece etkili ve yararlı görevler üstlenmişti. 12 Eylül sonrası Espiye hattındaki direniş grubunda yer alıyordu.

31 Mayıs 1981'de Kozköy'de 6 arkadaşıyla birlikte şehit oldu.

Alaybey YILMAZ
(1956 - 24 Haziran 1982)



1956 yılında Karabük'de doğdu. Lise yıllarında Devrimci Hareket'e katıldı. Karabük'te anti-faşist mücadelenin önde gelen isimlerindendi. Liseden sonra Karabük'te kaldı. Sonraki dönemde Kastamonu'da devrimci mücadele içinde yer aldı.

12 Eylül'den sonra tutuklandı. Kastamonu, Karabük ve Ankara'da sorgulandı, ağır işkencelere maruz kaldı. Aynı ağır şartlar Mamak Cezaevi'nde tutuklu kaldığı dönemde de sürdü. Kemik kanserine yakalanmış olması nedeniyle mahkeme salıverilmesine karar verdi; tahliyesinin ardından 24 Haziran 1982'de yaşamını yitirdi.

Alaybey'in ardından ilk sözdür:
Sen öldün artık işitilmiyor
Yüreklerimize işleyen o
Karadenizli kahkahan
Özgürlüğün anası gözlerin
Ses vermiyor dağlardan
Bütün şiirler yarım şimdi
Bir tek dostun bile voltaya çıkmadı
Ranzan günlerden beri bomboş
Sohbetlerde adın geçiyor onurumuzda.
Sen öldün, tel örgüye serip battaniyeni
Üç gün boyunca güneşte tuttuk.
Yaralı bir serçe
Uçtu, döndü, kanat çırptı,
Gelip kondu üstüne, ağladık
Son sözdür:
Sen öldün şafak söktü
Filizlendi taç duvarlarda
Omuzumuzda taşıdığımız ne varsa
İhanet de ortada şimdi
Başkaldırı da...

Ali AKSU
( ... - 21 Nisan 1977)



Kaynak: DEVRİMCİ YOL 2 (15 Mayıs 1977)

Ali AKSU, 21 Nisan günü faşist katillerce pusuya düşürülerek katledildi...

M. Ali ARUN
( ... - 12 Haziran 1980)



Kaynak: DEVRİMCİ YOL Sayı 37 (Ağustos 1980)

M. Ali Arun, İsmail Baytok, Ali İhsan Tan ve Mustafa Uslu kardeşlerimiz 12 Haziran'da İzmir İnciraltı Yurdu'nda sıkıyönetim güçlerince katledildi.

Ali AYVAZ
( ... - Ekim 1978)



Kaynak: DEVRİMCİ YOL Sayı 24 (30 Kasım 1978)

Denizli Dev-Genç'in yiğit neferi Ali Ayvaz kardeşimiz, Denizli'de faşistlerce katledildi...

Ali BAKIR
( ... - 12 Mayıs 1978)



Kaynak: DEVRİMCİ YOL Sayı 18 (22 Mayıs 1978)

12 Mayıs akşamı Ankara'nın ünlü YIBA Çarşısı'nda çıkan ve bütün bir gece süren yangın sonunda halktan 44 kişi yanarak can verdi. Bunların arasında, Çarşı'nın altıncı katında yer alan Erkek Meslek Lisesinde öğrenim gören 3 Devrimci Yol taraftarı da vardı: Ali Bakır, Bünyamin Ulusoy, Rıza Yılmazçoban arkadaşlarımız YIBA yangınında yaşamlarını yitirdiler.

Emekçi halkımız kendilerini yaşamın her alanında ve anında ölüme terkeden bu sömürü ve zulüm düzenini bir gün mutlaka yıkacaktır. Düzenin katlettiği arkadaşlarımızın anısı mücadelemize önder olacaktır.

Ali BİLİNMEZ
( ... - 24 Eylül 1978)



Kaynak: DEVRİMCİ YOL Sayı 23 (24 Ekim 1978)

24 Eylül günü, Malatya'da yurtsever arkadaşımız Ali Bilinmez, faşist katillerce

Ali CANPOLAT
( ... - 3 Haziran 1977)



Kaynak: DEVRİMCİ YOL Sayı 4 (24 Ekim 1977)

AYÖD SORUMLUSU ALİ CANPOLAT'I FAŞİSTLER PUSUDA VURDULAR....

DEVRİMCİ-GENCLİK militanı Ali Canpolat, 3 Haziran günü, Ankara'nın Dışkapı semtinde faşist katiller tarafından kahpece vuruldu. Dışkapı'daki bir banka şubesinden kredi parasını almaya gelen devrimci kardeşimize, faşistler bir taksiden yaylım ateşi açtılar. Ziraat Fakültesi'nde faşistlere karşı verilen mücadelede en ön safta dövüşen Canpolat'ı faşistler baş hedef seçmişlerdi. Kahpece kurdukları pusuyla kardeşimizi katletmeyi başardılar.

Ali Canpolat, 1959 yılında Tunceli Pülümür'de doğdu. Kürt halkının fedakar bir evladıydı. Babası, Almanya'da gurbette çalışan binlerce proleterden birisidir. Ali, faşistler tarafından vurulduğunda Ziraat Fakültesi 3. sınıf öğrencisiydi. Halkının bilinçlenmesi uğruna mücadele veren Canpolat, fakülteye girdikten sonra da faşist işgalin kırılması yolunda en aktif bir şekilde görev aldı.

Gerek okul içinde gerek hayatın diğer alanlarında verilen anti-faşist mücadelede O her zaman kararlı bir sekilde en ön saflardaydı. Faşistlere karşı ilk darbeyi indiren her zaman Canpolat olurdu. Ziraat Fakültesi'ne toplu bir şekilde giden arkadaşlarına büyük güven verirdi. Faşistlerin de çok yakından tanıdığı ve böylece onların baş hedefi olmuş bir militandı. Canpolat, başarılı bir şekilde ve fedakarca içinde yer aldığı Devrimci Gençlik Hareketinin Ziraat Fakültesi'ndeki AYÖD birim sorumlusu idi.

Ali Canpolat, ideolojik konularda kendisini her geçen gün yetkinleştiren ve kendini aşan bir arkadaşımızdı. Sol içindeki oportünist ve revizyonist çizgilere karşı verilen ideolojik mücadelede de Devrimci Yol siyasetinin kararlı savunucusu oldu. Ziraat Fakültesi'nde devrimci ideolojinin etkinlik kazanmasında çaba gösterdi.

Ziraat'lı devrimcilerin okula devam edemedikleri dönemde, Dışkapı ve Yenidoğan halkının örgütlenmesinde, bilinçlenmesinde çalıştı.

Onun, faşistlerin üzerine yürüyen kararlı cesur adımları devrimci mücadelemize ışık tutacaktır. Kanı yerde kalmayacaktır.

Faşist katillerden er geç hesap sorulacaktır. Kaatillerin, Ziraat Fakültesi yanındaki Yıldırım Beyazıt yurduna sığındıkları bilinmektedir. Katillerin listesi polisin ve savcının elinde bulunmasına rağmen, bu hunhar cinayet, "faili meçhul" olarak gösterilmek istenmektedir. Emniyetteki sorguları sırasında, olayın tanıklarına katillerin resimleri yerine devrimcilerin ve polislerin resimleri gösterilerek olay ört bas edilmek istenmiştir. Geçtiğimiz aylarda, Ziraat Fakültesi'nde faşistler tarafından katledilen devrimci Aynur Sertbudak'ı vuranlarla bu katillerin ilişkileri olduğu bildirilmektedir.

Ali Canpolat'ın cenazesi Karşıyaka Mezarlığı'ndan alındıktan sonra, devrimciler tarafından otobüsle, memleketi olan Tunceli'nin Kırmızı Köprü Köyü'ne götürüldü. Mezarı başında bir anma düzenlendi. H.K. v.s. yanlısı revizyonistler törende de çirkin yüzlerini gösterdiler. Devrimciler, onların sahtekarlıklarına müdahale aderek törenin arkadaşımızın mücadelesine layık şekilde sürmesini sağladılar. Mezar başında devrim andı içildikten sonra halk ve devrimciler O'nun mücadele azmini yaşatma kararlığı içinde dağıldılar.



Kaynak: DEVRİMCİ YOL Sayı 19 (20 Haziran 1978)

Ali Canpolat Yoldaş Anıldı

Ali Canpolat, 3 Haziran 1977 günü Ankara'da Yıldırım Beyazıt Yurdu'nda üslenen faşist katiller tarafından katledilmişti. Ali yoldaş, yaşamı boyunca anti-faşist saflarda Türkiye halklarının kurtuluş mücdelesinde fedakar, kararlı ve yiğit bir mücadele sürdürmüştü.

Ölümünün 1. yıldönümünde Ankara'da bir forum düzenlenerek anılan Ali arkadaş ile ilgili olarak yine Ankara ve Tunceli'de geniş bir afişleme ve yazılama yapıldı. Tunceli'nin Kırmızıköprü köyünde bulunan mezarı da Devrimci Yol tarafından yaptırıldı. Mezar yapımına Ali arkadaşın babası ile Tunceli ve Pülümür'de bulunan devrimciler katıldılar. Mezar yapımı sırasında ve daha önce PDA'cıların köy halkı ile kurduğu feodal bağlar ile devrimciler aleyhine yaptığı karalamalar boşa çıkartılmaya çalışıldı. PDA'cı hainler bu sahtekarlıklarını anma töreni sırasında da sürdünneye çalıştılar. Mezar bitiminden sonra Devrimci Yol önderliğinde yapılan törende Devrimci Yol'dan ve Pülümür Kadınlar Derneği'nden konuşan birer arkadaşımız Ali Canpolat'ın devrimci mücadelesini anlattılar. Bugün emekçi halklarımız üzerindeki saldırıların asıl kaynağının MİT, kontrgerilla ve tüm faşist güçler olduğunu vurguladılar ve oportünizmin çirkin yüzünü teşhir ettiler.

Ali Canpolat'ın katilleri bugün yetkililer tarafından bilinmesine rağmen tutuklanmamaktadırlar. Bu faşist katiller ve Aynur Sertbudak'ın katilleri Yıldırım Beyazıt Yurdu'nda barınmaktadırlar. Bugün iktidarda bulunan "halkçı" CHP de bu katilleri bilmesine rağmen birşey yapmamakta, faşist işgal altındaki Yddınm Beyazıt yurdunu kapatmamaktadır. Bu faşist katillerin elebaşları Faruk Ağın, Vakkas Korkmaz, Ali Sinan Bozkurt, Sinan Küçük ve Erol Dok olup bunlar Ziraat Fakültesinde "öğrenci" kimliği ile rahatça gezmekte ve yeni saldırılara katılmaktadırlar.

ALİ'NİN KATİLİ OLİGARŞİ

FAŞİST KATİLLER BULUNSUN, HESAP SORULSUN

KAHROLSUN FAŞİZM, YAŞASIN MÜCADELEMİZ



Kaynak: DEVRİMCİ YOL Sayı 29 (13 Temmuz 1979)

ALİ CANPOLAT'IN ANISI MÜCADELEMİZDE YAŞIYOR

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nde anti-faşist mücadelenin ön saflarında kavga veren Ali Yoldaş ölümünün 2. yıldönümünde (3 Haziran) Ankara'nın çeşitli yerlerine asılan pankartlar, afişler, yazılamalar, dağıtılan bildiriler ve Dışkapı pazarında yakılan ateş ve yapılan konuşmalarla anıldı.

Mahir'lerin, Nizam'ların, Canpolat'ların Devrimci Yol'unda gidenler, onların anısını façizme karşı savaşarak yaşatıyorlar.

KAHROLSUN FAŞİZM,
YAŞASIN MÜCADELEMİZ


Ali ERKILIÇ
( ... - 14 Ekim 1978)



Kaynak: DEVRİMCİ YOL Sayı 23 (24 Ekim 1978)

Ali Erkılıç arkadaş 14.10.1978 günü İstanbul Kartal-Maltepe'de faşist katillerce katledildi. Galatasaray Mühendislik Mimarlık Yüksek Okulu öğrencisi olan Ali Erkılıç yoldaş Devrimci Yol'un yiğit bir militanıydı...

Ali Fuat OKAN
( ... - 1 Mayıs 1976)



Kaynak: DEVRİMCİ YOL Sayı 2 (15 Mayıs 1977)

Ali Fuat OKAN yoldaşımız "Kurtuluşa Kadar Savaş" şiarını Devrimci Yol'a kanıyla yazanlardan biri idi. O'nu bundan bir yıl önce 1 Mayıs günü kaybettik. SBF-DER Yönetim Kurulu Üyesi olan kardeşimiz, faşistlerin kurduğu hain bir tuzaktan açılan yaylım ateşi sonucu İstanbul'da Niğde Yurdundan çıkarken şehit düştü. Devrimci Gençlik Hareketi onun ölümüyle çok şey kaybetti. Ve O'nun ölümünden bir kez daha öğrendi, nasıl ölesiye savaşılacağını...

Ali GÜVERCİN
( ... - Haziran 1978)



Kaynak: DEVRİMCİ YOL Sayı 20 (31 Temmuz 78)

Adana Ticaret Lisesi'nde verilen anti-faşist mücadelenin örnek militanlarından olan Ali Güvercin arkadaş faşist katiller tarafından katledildi.

Ali Güvercin arkadaşın cenazesi Adana'da yapılan bir törenden sonra Kadirli'de toprağa verildi...

Ali İhsan ÖZER
(1952 - 30 Aralık 1980)



1952'de Malatya'da doğdu. Ankara Eczacılık Fakültesi'nde askeri öğrenci olarak öğrenimini sürdürürken, politik faaliyetleri nedeniyle disiplin kurulu kararıyla okulla ilişkisi kesilince bölge çalışmalarına katıldı. Beşevler bölgesindeki faşist işgalin kırılması mücadelesinde aktif rol oynadı.

1975 sonlarına doğru Demir Çelik fabrikasında sendikal ve siyasal çalışmalar yürütmek üzere İskenderun'a gitti. O dönemde devrimci hareketin bu bölgedeki örgütsel ve siyasal faaliyeti henüz çok yeni ve cılızdı. İsdemir'deki zayıf Maden-İş örgütlenmesinin karşısında Çelik-İş bünyesinde örgütlenen faşistlerin etkinliği ve saldırıları sürüyordu. İlerici ve demokrat işçiler, sendika temsilcileri faşistlerce dövülüyor, kimi bıçaklanıyor ve işyerinde baskı ve terör estiriliyordu. Bunların ardından tazminatsız işten atılmalar ve atılanların yerine faşist ve gerici militanların işe alınmalarıyla birlikte tüm tesislerde MHP egemenliği hızla güçleniyordu. İşyerlerine Cumhuriyet gazetesi bile giremez olmuştu.

Ali İhsan Özer, 1976'da İsdemir'de işe başladı. İlk yaptığı iş, yanında Cumhuriyet Gazetesi taşımaktı. Daha sonra da fabrikadaki demokrat ve ilerici insanlarla ilişkileri geliştirip çekirdek bir yapı örgütleyerek fabrikadaki DİSK ve Maden-İş örgütlülüğü bünyesinde siyasal çalışmalarını yoğunlaştırdı ve burada devrimci bir çevre oluşturdu. Bu arada işçilerin oturduğu gecekondu bölgelerinde, Payas, Dörtyol, Osmaniye ve İskerıderun'da da örgütlenme çalışmalarına katıldı, bu yörelerdeki devrimci mücadelenin gelişmesine aktif katkıda bulundu.

Bir arkadaşı anlatıyor:
"Büyük küçük demeden her türlü işi yapan Ali İhsan'la İstanbul'daki 1 Mayıs 1977 (Kanlı 1 Mayıs) mitingine bir grup arkadaşla birlikte katılmıştık. "Senin iri yarı cüssen olmasaydı, 1 Mayıs'ta öldürülmüş olurduk" diye takıldığımız Ali İhsan, o iriyarı gövdesinin altında ince bir ruh taşırdı. Öyle doğal ve özveriliydi ki... Özellikle insan ilişkilerinde, dert dinlemesinde ve insanların dertlerini dinleyip paylaşarak çözümler üretmesindeki farklılığı onu mahallelerde, gençlik ve iççiler arasında öne çıkarırdı."

Ali İhsan Özer, 1980'e kadar İskenderun'da kaldı, harekete yeni pek çok kadronun kazanılmasında önemli katkıları oldu. 12 Eylül'den kısa bir süre önce Gaziantep'e gönderildi.

30 Aralık 1980 günü Ali İhsan Özer ve Veysel Güney kaldıkları evde polis ve asker tarafından kuşatıldıklarında direnmeyi seçtiler. Çıkan çatışmada Ali İhsan Özer şehit oldu.

Bir arkadaşından Ali İhsan Özer'e:
İskenderun'dan Antep'e bir yel eser
Ilgıt ılgıt türküsünü söyleyerek insanlığın
Ve serpmek için tohumlarını özgürlüğün
Durulur yel, durulur zaman
Düşer canımız, düşer Ali İhsan'ımız Gözlerimiz yanar, kor olur
Dökülmesin göz lerimizden yaşlar
Dökülmesin!
Öfkeye dönüşsün
Silahlarımızdan kan kusan mermiye
Dağdeviren yumruğumuza
Gözlerin Ali İhsan gözlerin
Açık gitmesin.
Dostların var geride silahını alacak
Seni katledenlerden hesap soracak
Ant olsun!
Canımız, Ali İhsan Özer'imiz

Ali İhsan TAN
( ... - 12 Haziran 1980)



Kaynak: DEVRİMCİ YOL Sayı 37 (Ağustos 1980)

M. Ali Arun, İsmail Baytok, Ali İhsan Tan ve Mustafa Uslu kardeşlerimiz 12 Haziran'da İzmir İnciraltı Yurdu'nda sıkıyönetim güçlerince katledildi.

Ali İŞÇİ
(1953 - Şubat 1985)



1953'de Hekimhan'ın Güzelyurt nahiyesinde orta halli bir çiftçi ailesinin ikinci çocuğu olarak doğdu. İlkokulu Güzelyurt'ta bitirdikten sonra ortaokulu Hekimhan'da okudu. Daha sonra evlendi ve çeşitli ara işlerde çalıştıktan sonra Hekimhan Bilfer Maden Şirketi'ne işçi olarak girdi. Maden ocağında kendini eğitip devrimci düşünceleri benimseyeceği bir dönem geçirdi. Özellikle 1977'de Yeraltı Maden-İş'in önderliğinde gerçekleştirilen direnişte ön safta yer aldı. İşyerinde sevilen ve sayılan biri olması nedeniyle sendikanın kitlesinin hizla artmasına önayak oldu.

Büyük ölçüde mevsimlik çalışan işçiler köyleriyle iktisadi ve toplumsal ilişkilerini koruduğundan, işçilerin örgütlenmesinin civar köylerin örgütlenmesiyle paralel yüzümesi zorunluydu. Ali İşçi bu nedenle siyasal çalışmalarını yavaş yavaş köylere kaydırdı.

1978'e gelindiğinde Ali İşçi, Hekimhan bölgesindeki devrimci mücadelenin önde gelen kadrolarından biri olmuştu. Bir müddet sonra Hekimhan'da bir faşistin öldürülmesi nedeniyle aranır hale düşen Ali İşçi, bundan böyle dar ilişkiler içinde mücadelesini sürdürdü. Oralı olması nedeniyle bölge halkıyla kolayca ilişki kurabilen Ali İşçi, silaha çok düşkündü. Silah tamirlerini kolayca yapabilir, hemen her durumda neşeli kahkahalar atmayı severdi.

12 Eylül sonrası bölgede sürdürülmeye çalışılan gerilla ınücadelesinin bir unsuru olan Ali İşçi, Şubat 1985'de, İstanbul'da başlayan bir operasyonda polisin elinden kurtulan bir devrimcinin düşürdüğü kimliğin sahibini aramak üzere Hekimhan'ın Başak Köyü'ne baskın düzenleyen polisle karşılaştı. Evde aslında tesadüfen bulunuyordu ve evin sahipleriyle koyu bir sohbete dalmıştı. Aniden içeri giren polis, silahını Ali İşçi'ye doğrultup teslim olmasını söyledi. Ali İşçi'nin otomatik silahı duvara dayalı olduğundan uzanma şansı yoktu, ancak üzerinde bir başka silah daha vardı. Hemen kararını verdi. Teslim olmuş gibi yaparak ellerini havaya kaldırdı ve ayağa kalkarken belindeki silahı çekerek ateşe başladı. Polis de aynı anda tetiği çekti. İkisi de birbirini vurdu ve birkaç saniye içinde olup biten çatışma sonunda ikisi de öldü.

Ali öldüğünde 33 yaşındaydı. Arkasında iki kız çocuğu bıraktı.

Ali KARAKAŞ
( ... - Haziran 1978)



Kaynak: DEVRİMCİ İŞÇİ Sayı 48

Yaklaşık 2 ay önce trafik kazasında kaybettiğimiz Ali Karakaş arkadaşımızı anıyoruz...

Ali KARAKAŞ
( ... - Haziran 1978)



Kaynak: DEVRİMCİ İŞÇİ Sayı 48

Yaklaşık 2 ay önce trafik kazasında kaybettiğimiz Ali Karakaş arkadaşımızı anıyoruz...

Ali Rıza İRET
( ... - 1980)



Kaynak: DEVRİMCİ YOL Sayı 37 (Ağustos 1980)

Polis memuru Ali Rıza İRET yoldaşımız, Batman'da faşist polislerce katledildi.

Ali TOPAL
(1949 - 28 Ağustos 1978)



Kaynak: DEVRİMCİ YOL Sayı 22 (20 Eylül 1978)

Devrimci Yol'umuz yiğit bir savaşçısını daha anti-faşist kavganın sıcağında yitirdi. Tirebolu'da verilen anti-faşist kavganın en önünde yürüyen devrimci, öğretmen arkadaşımız Ali TOPAL, 28 Ağustos günü faşist katillerin kurdukları hain bir pusuda katledildi.

Ali Türk



Kastamonu'da faşistlerce katledildi.

Alim KILIÇ
(1960 - 23 Temmuz 1979)



Kaynak: DEVRİMCİ YOL Sayı 30 (3 Eylül 1979)

BASKI-ZULÜM-TERÖR ŞAVŞAT HALKINI DEVRİMCİ YOLUNDAN DÖNDÜREMEZ

Şavşat'ta jandarmanın halkın üzerine ateş açması sonucu Şavşat Belediyesi zabıta memuru ve TÜM-DER Şavşat şubesi üyesi Adil BİLİR, Artvin Endüstri Meslek Lisesi Mezunu Alim KILIÇ, Arıca Köyü İlkokulu öğretmeni ve TÖB-DER Çatalzeytin Şubesi üyesi Eşref Koca, Kırşehir Endüstri Meslek Lisesi mezunu Atanur ŞAHİN ve TÖB-DER Şavşat Şube Başkanı Erdem Uzun'un annesi Saime Uzun katledildi.

Arif TURANLI
(1962 - 11 Haziran 1981)



1962 yılında Artvin'in Borçka İlçesi'ne bağlı Aralık Köyü'nde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokul ve liseyi Borçka'da okudu.

Borçka Ticaret Lisesi'nde okuduğu yıllarda Borçka'da faşistlere karşı yürütülen mücadele içinde aktif olarak yer aldı. Lise ikinci sınıfta iken silah yakalattı ve cezaevine girdi. Çıktıktan sonra bu kez, MHP'lilere yönelik bir eylem nedeniyle aranmaya başladı. 1980'de Borçka'dan ayrılarak Ardanuç'un kırsal kesimindeki mücadeleye katıldı. Özellikle Zegerya Köyü'ndeki örgütlenmede büyük rol oynadı ve köy halkı tarafından benimsendi. Nitekim 12 Eylül'den sonra köye yapılan bir operasyonda bütün köy meydan dayağına çekildiği halde, köyde sakladıkları Arif Turanlı'yı askerlere teslim etmediler. Arif Turanlı 11 Haziran 1981'de Borçka'nın Sülüklü Köyü yakınlarında pusuya düşürüldü; çatışarak şehit düştü...

Bahar sonunda Şavşat ve Ardanuç'un kırsal kesiminde binlerce askerle yürütülen operasyonlar sıklaşınca Arif Turanlı'nın da içinde bulunduğu devrimci grup, Borçka'nın dağlık kesimlerine geçme kararı verdi. Bir haftalık bir yürüyüşün sonunda gitmeyi tasarladıkları bölgeye yaklaşmışlardı; ancak, faşistlerin etkili olduğu bir köyün yakınından geçerlerken faşistler tarafından farkedildiler. Hatta Arif Turanlı'yı tanıyan faşistler onlara saldırmaya çalıştılarsa da, devrimcilerin silahlı olduklarını farkedince kaçtılar ve durumu ihbar ettiler. Bunun üzerine askeri birlikler bölgenin bütün geçiş noktalarına pusu kurdular. 11 Haziran gecesi Arif Turanlı ve arkadaşları bu pusulardan birine düştüler. Açılan ateşe karşılık verdilerse de Arif Turanlı orada vuruldu.

Çatışmada bir asker yaralanmıştı. Askerler Arif Turanlı'nın cesedini sonradan kurşun yağmuruna tuttular. Yüzü parçalanmıştı, vücudu tanınmayacak haldeydi.

Asım KESER
(1958 - 31 Mayıs 1981)



1958 yılında Artvin'in Ardanuç İlçesi'nde doğdu. Devrimci harekete ilk kez Artvin'de katıldı. Giresun Eğitim Enstitüsü'ne gelmesiyle birlikte buradaki anti-faşist mücadelenin örgütleyicilerinden oldu. Giresun Merkez'deki mahallelerde direniş komitelerinin örgütlenmesinde sorumluluk aldı. Ayrıca Giresun'un, faşistlerin etkin, devrimcilerin görece zayıf olduğu ilçelerinde (Görele, Eynesil) anti-faşist mücadelenin örgütlenmesinde sorumluluklar aldı. Polis otosunun taranmasına adı karışınca Asım Keser de kırsal kesimdeki örgütlenmeye geçti.

12 Eylül sonrasında Espiye-Tirebolu-Keşap direniş grubunda yer aldı.

31 Mayıs 1981 sabahı Kozköy yakınlarıdaki ormanlık arazide şehit düşen 7 devrimciden biri de Asım Keser'di...

Asil ÖZSERTTAŞ
( ... - 1980)



Kaynak: DEVRİMCİ YOL Sayı 37 (Ağustos 1980)

Asil Özserttaş, İzmir Tepecik'te resmi faşistlerle girdiği çatışmada yaralandıktan sonra şehit düştü

Atanur ŞAHİN
(1960 - 23 Temmuz 1979)



Kaynak: DEVRİMCİ YOL Sayı 30 (3 Eylül 1979)

BASKI-ZULÜM-TERÖR ŞAVŞAT HALKINI DEVRİMCİ YOLUNDAN DÖNDÜREMEZ

Şavşat'ta jandarmanın halkın üzerine ateş açması sonucu Şavşat Belediyesi zabıta memuru ve TÜM-DER Şavşat şubesi üyesi Adil BİLİR, Artvin Endüstri Meslek Lisesi Mezunu Alim KILIÇ, Arıca Köyü İlkokulu öğretmeni ve TÖB-DER Çatalzeytin Şubesi üyesi Eşref Koca, Kırşehir Endüstri Meslek Lisesi mezunu Atanur ŞAHİN ve TÖB-DER Şavşat Şube Başkanı Erdem Uzun'un annesi Saime Uzun katledildi.

Aydın EFETÜRK
( ... - 1978)



Kaynak: DEVRİMCİ YOL Sayı 18 (22 Mayıs 1978)

FAŞİST KATİLLER AYDIN EFETÜRK ARKADAŞI KAHPECE KATLETTİLER

Yıllardır faşistlerin işgali altında bulunan Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi'nde devrimci öğrenciler uzun süren kararlı bir mücadele sonunda faşist işgali kırmayı başardılar. Devrimci öğrencilerin mücadelesini engelleyemeyen faşist katiller, Fen Fakültesi'nde verilen mücadelenin önde gelen militanlarından Kimya Bölümü öğrencisi, arkadaşımız AYDIN EFETÜRK'ü evinin önünde kahpece katlettiler.

Aydın EROL
(1956 - 23 Ekim 1987)



Aydın Erol, 23 Ekim 1987'de yurtdışında yaşamını yitirdi.

Ayhan ALAN
(1963 - 7 Ocak 1981)



6 Mayıs 1963 tarihinde Kayseri'nin Pınarbaşı İlçesi'nde doğdu. İlkokulu burada okudu. Devrimci harekete Mersin'de lise eğitimi sırasında katıldı. Kısa sürede öne çıktı ve Dumlupınar Lisesi sorumlusu oldu. Lise ikinci sınıfta iken mahalle ve okulda faşist işgallerin kırılmasına karşı verilen mücadele sırasında tutuklandı. Mersin Cezaevi'nde 4 ay tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldı.

Ağabeyi Turan Alan anlatıyor:
"Ben üniversiteyi kazanınca İstanbul'a gitmiştim. Devrimci Yol, Devrimci-Sol ayrılığının gündeme geldiği yıl, sömestr tatilinde Mersin'e gelmiştim. Dönüşümde Ayhan'ı bir Devrimci Yol militanı olarak buldum. Kerıdisi ile uzun uzun bu ayrılık meselesini tartıştık. İstanbul'daki arkadaşlarımın çoğu Devrimci-Sol'a geçmişlerdi. Buna rağmen ben İstanbul'a bir Devrimci Yolcu olarak döndüm. Bunda Ayhan'ın büyük etkisi oldu."

Ayhan Alan cezaevi günlerinin ardından Mersin'deki bölge çalışmalarında etkin görevler üstlendi. Sırasıyla 23 Evler, Osmaniye, Alsancak ve Demirtaş mahallelerinde sorumluluk yaptı. Daha 12 Eylül öncesinde hakkında arama kararı çıkarılmıştı.

Ağabeyi Turan Alan anlatıyor:
"12 Eylül darbesinden bir kaç gün önce yine beraberdik, darbe olabileceğini konuşup, kendisinin ne düşündüğünü sorduğumda, Mersin'de kalmak istediğini ve direnişin içinde bulunmayı düşündüğünü söyledi."

12 Eylül'den sonra Tarsus'taki silahlı direniş birliklerinde yer aldı. Mustafa Özenç ve bir grup arkadaşıyla Tarsus'a bağlı Karabucak Ormanı'nda üslendiler.

6 Ocak 1981 günü Mustafa Özenç ile birlikte bir jandarma operasyonunun içine düştüler. Yaralı yakalanan Ayhan Alan kaldırıldığı Tarsus Devlet Hastanesi'nde 7 Ocak günü şehit oldu.

Bir arkadaşı anlatıyor:
"Karabucak Ormanı'nda bir yandan bölge tanınmaya bir yandan da yeni politikalar geliştirilmeye çalışılıyordu. Böylece yeni eylemler için planlar hazırlanıyordu. O gün arkadaşların Tarsus'a gidiş gelişlerini farkeden orman bekçisi Hayri Şimşek'in ihbarı üzerine Tarsus Jandarma Timi bir operasyon düzenliyor.

Bu sırada motosikletle arkadaşların yanına dönmekte olan Ayhan Alan ve ve Mustafa Özenç de tam bu operasyonun içine düşüyorlar. Çatışmada motosikleti kullanan Ayhan yaralı yakalandı, ilk anda çatışma yerinden kaçmayı başaran Mustafa Özenç ise daha sonra ele geçti.

Yaralı yakalanıp polis otosuna bindirilerek bir süre arabayla dolaştırılan Ayhan'ın kurşun yaralarına kalem sokularak arkadaşlarının yerini söylemesi istenir. İşkence Tarsus Devlet Hastanesi'nde de sürer. O sırada önemli olan Ayhan'ın yaşayıp yaşamaması değil, istenilen bilgileri vermesidir. Ayhan orada, hastanede şehit düştü."

Babası Hasret Alan anlatıyor:
"Cezaevinden çıktığında, evden ayrılacağını söyleyince bir anlam verememiştim. Bu sırada 12 Eylül darbesi oldu. Bir müddet sonra arananlara ait duvar afişlerinde resminin olduğunu ve vur emri çıkarıldığını öğrendim.

Bir ara bizi görmeye geldiğinde teslim olmasını söyledim. Fakat o üzerindeki silahı çıkartıp önüme koyarken bedeninin çeşitli yerlerindeki işkence izlerini gösterip "Beni vur ama, o itlere teslim etme" dediğinde ne kadar kararlı olduğunu anlamıştım. Sonra gitti. Artık haber yoktu.

Ondan 7 Ocak günü polisin evimize gelmesine kadar haber alamadık. Polisi karşımda görünce bir şeyler olduğunu anladım. Polis, Ayhan'ın yaralandığını ve hastanede olduğunu söyledi. Bu arada evde, eşim ve çocuklarım da vardı. Polis bizi hastaneye götürmeyi teklif etti, biz karşı komşunun arabasıyla gitmeyi uygun bulduk. Hastanede olağanüstü güvenlik önlemleri vardı.

Önce hastaneye ben girdim. Ayhan'ı görünce beynimden vurulmuşa döndüm. Ayhan'ın bütün el ve ayakları delik deşikti. İki ayak baldırı parçalanmış vaziyette yüzü bembeyaz yatıyordu. O anda elini tuttum ama fenalaşıp yere düştüm. Beni diğer oğullarım dışarı çıkartıp kanepeye oturttu. Bu arada Ayhan o vaziyette yatarken dahi etrafındaki bir çok emniyet görevlisinin otomatik silahları ona yönelikti, ona dehşetli bakışlar fırlatıyorlardı.

Ben dışarıda kanepede otururken askeri komutan bana yaklaşıp 'Baba, bunun için üzülünür mü? O bir vatan haini, bize ve askerlere neler yaptığını biliyor musun?" diye bağırarak tokat ve yumruk karışımı vurmaya başladı.

İçerde Ayhan'ın yanında da oğullarım vardı. Turan bir şişe kan verdi, diğer oğlumdan almadılar. Saat ona doğru dışarı çıktılar. Benim eve gitmem gerektiğini, meraklanacak bir şey olmadığını, kendilerinin Ayhan'ın yanında kalacaklarını söylediler. Ben eve döndüm. Sabaha karşı 3-4 sularında onlar da geldi. Kapıyı açınca ilk sözleri 'Kurtuldu!' oldu. Ayhan'ı kaybetmiştik."

Ağabeyi Turan Alan anlatıyor:
"Ayhan'ın belden aşağısı kurşun yaralarıyla doluydu. Her iki diz kapağından kurşun yarası almıştı. Bu kurşun yaralarının nerede ise simetrik olması dikkatimi çekmişti. Sanki yakın mesafeden özellikle ateş edilmişti.

Teni buz gibiydi. Bir şişe kan verdim, fakat damar bulamadıkları için kanı veremediler. Kolunu kesip damar çıkarttılar fakat damarı gördüğümde herşeyin bittiğini anladım. Damarı, bembeyaz ince bir boru gibiydi. Nefes alışverişi zorlaşıyordu. Birkaç dakika sonra da tamamen hareketsiz kaldı."

Babası Hasret Alan anlatıyor:
"Sabah erkenden hastaneye gittik. Otopsi için savcı, doktor ve emniyet görevlisi vardı. Otopsi yapılırken o kadar ısrar etmeme rağmen beni içeri almadılar. İçerde fazla kalmadılar, otopsi raporunu da bize vermediler. Sadece ölüm sebebinin sol çene kemiği kırığı ve sağ uylukta yaralanma olduğunu belirttiler. Saat 18.30 civarındaki çatışmadan sonra, yaralı yakalanan Ayhan'a, konuşturmak için dört saat kadar polis otosunda gezdirilerek, yaralarına demir çubuk sokularak işkence yapıldığını, hastaneye gece yarısına doğru götürüldüğünü öğrendik.

Otopsiden sonra cenazeyi bize vermediler. Derhal emniyet gözetiminde defnetmemizi istiyorlardı. Direterek 5-10 dakika sonra cenazeyi ön ve arkada polis otoları eşliğinde eve götürebildik. Kısa sürede evden ayrıldık, mezarlığa geldik. Halen yüzündeki gülümseme kaybolmamıştı. Mezarlığın etrafı da emniyetçe denetim altına alınmıştı.

Definden sonra oğullarımla birlikte arkadaşlarının arabasına binerek mezarlıktan ayrılıyorduk ki, emniyet yolumuzu kesti ve ifade için şubeye gitmemiz gerektiği söylendi. Çocukların da hepsini nezarete attılar, bir süre sonra çocuklarımın arkadaşları serbest bırakıldı. Bana da, "Sen git, senin çocuklarının ifadelerini alınca bırakırız" dediler. Ben gidersem, onları bırakmayacaklarını biliyordum. O yüzden gitmeyi kabul etmedim. Tam o sırada televizyonda akşam haberlerini veriyordu... Huzurkent Karabucak Ormanı'nda çatışma olduğunu, bu çatışmada Ayhan Alan'ın ölü olarak ele geçirildiğini ve beş kişinin de gözaltına alındığını söylüyordu. Söylediği beş kişi ise, ben, oğullarım ve arkadaşlarıydı.

Geceye doğru ifadelerimiz alındı ve serbest bırakıldık. Eve döndüğümüzde tüm eş-dost evdeydi. Halen olanlara inananamıyor, kabul edemiyordum. Ben bir babaydım.

O günden sonra günlerce evimiz, ve ailece bizler göz hapsinde tutulduk. Bütün bunlar olurken emniyet görevlileri hepsi benim gözümde birer canavar olmuşlardı.

Bu olaydan sonra uzun süre ne yaptığımı bilmeden şuursuzca dolaşıp durdum. Zamanla bir takım şeyleri daha iyi kavradım ve bunların yalnız benim başıma değil, bir çok ailenin de başına geldiğini anladım.

Ama hiç başım eğik gezmedim. Oğlumun yaptıklarından dolayı bir eziklik hissetmedim. Bütün inanmış insanların, babaların, anaların oğlu ve kardeşiydi. Benim durumumda olan herkesin bu gerçeklere ve yaşamlara sahip çıkmasını, yazılmamış olanların, bilinmeyenlerin yazılıp söylenmesini istiyorum."

Ayhan ESKİCİ
( ... - 15 Aralık 1980)



Fatsa'nın, Yukarı Ardıç Köyü'nde doğdu. Yoksul bir ailenin dört erkek çocuğundan ikincisiydi. Babası genç yaşta ölünce, abisi ile birlikte ailesinin sorumluluğunu üstlendi. Ankara ve İstanbul'da inşaat işçiliği yaptı. 1979 ortalarında Fatsa'ya döndü ve seyyar satıcılık yapmaya başladı.

1979 sonlarından başlayarak devrimci çalışmalara katıldı. Gerek kitle çalışmalarındaki becerisiyle, gerekse askerliğini komando olarak yapmış olmasının verdiği yatkınlıkla askeri faaliyetlerde öne çıktı. Nokta Operasyonu sırasında, adı arananlar listesindeydi. Birçok çatışmadan ve pusudan kurtulmayı başardı. 15 Aralık 1980'de Kumru-Ericek Yaylası'nda kuşatmaya alınan grubun içindeydi. Çatışma sırasında bulunduğu evden çıkarak yakınlardaki bir dere yatağına ulaşmayı başardı.

Ancak yaralanmıştı. Çatışmayı burada sürdürdü ve askerler arasındaki faşist muhbirlerden ikisini vurdu; bunlardan Emin Tartı ölürken, Yunus Erdek yaralandı, kan kaybından baygın düşünce tutsak düştü. Helikopterle götürülürken, yolda şehit oldu.

Ayhan GÖKVELİOĞLU
(1956 - Haziran 1984)



1956 yılında Tokat'da doğdu. Devrimci harekete Sivas'da katıldı. Devlet Demiryolları'nda işçiydi. Sevilen bir işçi önderi olmasının yanısıra Sivas İşçiler Derneği'nin de aktif bir üyesiydi.

Bir faşistin yaralanmasıyla sonuçlanan bir çatışmanın ardından, 1978'de tutuklandı. Bir yıl cezaevinde kaldı. Çıktıktan sonra mücadeleyi sürdürdü. Tekrar tutuklandı, 12 Eylül'derı hemen sonra serbest bırakıldı. Daha sonra, Sivas ve çevresinde yürütülmekte olan 'Anayasaya Hayır' kampanyasında aktif olarak çalıştı. O sıralarda peşpeşe yakalanmalar yaşanıyordu. Ayhan da aranır duruma düşünce, kırdaki çalışmalara katıldı. Hareketin ağır darbe almış olmasına rağmen Sivas, Tokat, Yozgat bölgelerinde bir yandan dağılan ilişkileri toparlamaya çalışırken bir yandan da Cunta'ya karşı eylemci bir mücadele çizgisini sürdürdü. Bölgenin direniş önderlerindendi.

Bir grup arkadaşıyla birlikte Filistin'deki kamplara katılıp eğitim gördü. Belirlenen politikalar doğrultusunda gerilla mücadelesi oluşturmak için Türkiye'ye döndü.

Bir arkadaşı anlatıyor:
"Ayhan Gökvelioğlu, orta boylu, güçlü kuvvetli biriydi. Dağ yaşamı onu hiç zorlamadı. Zaten hiç bir zorluktan da kaçmazdı. Müthiş bir "sığınak yapıcısı"ydı. Çalıştığı köylerde şok sıcak ve sağlam ilişkiler kurardı. Bu tür ilişkiler kurmaya yatkın bir kişiliği vardı. Karadeniz- Malatya hattında kurulacak gerilla birlikleri ve örgütlenmelerle ilgili önemli sorumluluklar üstlenmişti."

1984 yılı Haziran ayında Tokat-Sivas sınırında bir dağ köyünde askeri birliklerle çıkan bir çatışmada, Ayhan kuşatmayı yarıp çıkmış olmasına rağmen, vurulan Ahmet Pehlivan'ı kurtarmak için geri döndü ve o da vuruldu. Ahmet Pehlivan'la birlikte şehit düştü.
efes63 bunu beğendi.
** isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 27 Temmuz 2007, 15:45   #3
 
Denzo9 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyeliği durduruldu
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 14 Temmuz 2007
Üye No: 21
Mesajlar: 383
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 Denzo9 is on a distinguished road
Standart

Devrimci YOL Mucadelemizle Buyuyor!
Sagol arkadasim, tum devrim sehitleri ölumsuzdur!
Denzo9 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 28 Temmuz 2007, 01:34   #4
 
Dev-Yol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyeliği durduruldu
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 15 Temmuz 2007
Üye No: 108
Mesajlar: 7
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 Dev-Yol is on a distinguished road
Standart

İnadına devrimci yolcuyuz ...
Dev-Yol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12 Ağustos 2007, 13:37   #5
 
yagmur_3fidan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 31 Temmuz 2007
Üye No: 1011
Mesajlar: 21
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 yagmur_3fidan is on a distinguished road
yagmur_3fidan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Devrİm Şehİtlerİ ÖlÜmsÜzdÜr!
YaŞasin Sosyalİzm!
Kahrolsun Emperyalİzm...
__________________
Che GuEvErAa, DENİZ GEZMİŞ , YUSUF ASLAN , MAHİR ÇAYAN , ERDAL EREN , İBRAHİM KAYPAKKAYA ...


DeVrİmM ŞeHiTlErİi ÖlÜmSüZdÜr!


AKIN VAR AKIN
GÜNEŞ E AKIN
GÜNEŞİ ZAPTEDECEĞİZ
GÜNEŞİN ZAPTI YAKIN!!
yagmur_3fidan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 29 Eylül 2007, 20:54   #6
 
ALİKILIÇ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 29 Eylül 2007
Üye No: 3020
Mesajlar: 13
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 ALİKILIÇ is on a distinguished road
Standart

yaşasın onurlu mücadelemiz
yaşasın devrimci yol
kahrolsun faşizm
ALİKILIÇ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 29 Eylül 2014, 01:07   #7
 
efes63 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 29 Eylül 2014
Üye No: 51197
Mesajlar: 1
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 efes63 is on a distinguished road
Standart

Resimler görüntülenemiyor. Nedeni ne olabilir?
efes63 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 30 Eylül 2014, 01:51   #8
 
devyolcu68 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 29 Eylül 2014
Üye No: 51200
Mesajlar: 4
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
1 Mesaja Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 0 devyolcu68 is on a distinguished road
Standart

Yoldaş böyle bir paylaşımda bulunduğun için öncelikle teşekkür ederim.
Devrimci Yol bu halkın aydınlık yüzüdür.
Devrimci Yol , Fatsadır , Tariştir ,Çeltektir..
Devrimci Yol, isimsiz onlarca önderin omuzlarında büyümüş bir harekettir.
Bu bırakılan önemli mirası Devrimci Hareket sürdürmeye çalışıyor. Reformistlere inat Devrimci Yol hiç bir zaman bitmedi ve bitmeyecek !
devyolcu68 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı


“Hukuk, iktidarın fahişesidir”
Şu Anki Zaman: 14:18.


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.1