![]() |
| |||||||
| Ölümsüzler Önderlerimizin hayatları, anıları ve onlarla ilgili herşey |
| |||
![]() |
| | | | Konu Araçları | Stil |
| | #1 (permalink) |
| İŞÇİ... | Kızıl Rosa Rosa Luxemburg'un hayatının geniş kapsamlı bir biyografiye konu olması uygun olurdu; J.P. Nettl'in iki ciltlik çalışması bu inanılmaz ve dramatik kariyerin hakkını vermek üzere hazırlanmış ilk titiz ve bilimsel denemedir. O, 1890'larda Polonya sosyalizminin gelişmesinde yer almış önemli bir figürdü; 1919'un Ocak ayında suikasta uğramadan önce yirmi yıl boyunca Alman Sosyal-Demokrat Partisi'nin ön sıralarında her türlü konu ve münakaşanın odak noktasıydı; İkinci Enternasyonal'in platformunda Lenin'e aynı zeminde eşlik etti; hâlâ gözden geçirilmesi gereken sayılı (en fazla yarım düzine kadar) Marksist iktisadi öğreti eleştirisinden birini yazdı; Almanya'daki solun Birinci Dün¬ya Savaşı'na karşı yaptığı itirazlardan en ikna edici ve etkileyici olan onunkiydi; Alman Komünist Partisi'nin kurulmasında yol gösterdi ama sonunda etkisiz kaldı. Onu tek bir ülke sahiplenemez; hiçbir parti -kuruluşunda görev aldığı Alman Komünist Partisi bile- onun anısına sınırsız derecede saygı göstermez; sosyalist yazarlar toplamı arasında Marx'a iktisadi teori konusunda meydan okumuş bir Marksist olarak konumu bir anomalidir. Yine de çağdaşları ve işçi arkadaşları üzerinde bıraktığı iz¬lenimin gücü evrensel olarak kanıtlanmıştır. Onun istisnai başarısı belki de duygusuz toplumsal düzenin haksız yere çektirdiği acılara duyduğu öfke ve merhametten oluşan azmini, -ki bu azim sosyalizmin mücadeleci öğretisinin arkasındaki temel güçtü bu düzenin içinde yetiştiği ve belki de sonunda yok olmasına sebep olacak koşulların soğukkanlı ve özenli bir entelektüel tahliliyle birleştirme kabiliyetinde yatıyordu. Rosa Luxemburg'un bakış açısındaki temel insancıllık onun gücünün kaynağıydı. Fakat başka bir açıdan zayıflığının kaynağı da olabilirdi. Ne de olsa Rosa Luxemburg erken yaşta devrimin gerekli ve meşru olduğuna yönelik entelektüel inanca erişip, kariyeri boyunca bu inanca uygun olarak hareket ettiyse de, eylem aşamasındaki her devrimin bir parçasıymış gibi gözüken merhametsizlik öğesini asla tam olarak içine sindiremedi. Ne olursa olsun, Alman devriminin başarısızlığının sebebinin, liderlerinin devrimi bastırmak isteyenlerden daha az merhametsiz olduğu iddiası tartışmaya açıktır. Rosa Luxemburg 1870'te Polonya'nın küçük bir kasaba¬sında orta sınıf bir Yahudi ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Hiçbir zaman fiziksel açıdan güçlü olmadı ve çocukluğunda kalçasından geçirdiği bir hastalık onu aksak bıraktı. Sahip olduğu vasıflar hızlı ve güçlü zekasının yanında güzel bir ses ve büyük dinleyici topluluklarını elinde tutup etkileyebilme kapasitesiydi. Öğrenimine, doğal olarak Rus-çayla, Varşova'da başladı ve devrimci faaliyetlere karıştığı ergenlik döneminin ardından, 18 yaşına geldiğinde eğitimine Zürih'teki üniversitede devam etmek üzere Polonya'dan kaçırıldı. Bundan sonraki on yıl boyunca sürgündeki genç bir enternasyonal devrimci olarak yaşamını sürdürdü. 1893'te Polonya Sosyalist Partisi'nin (PPS) ikiye ayrılmasında etkin bir rol oynadı - ki bu parti bir gün Pilsudski'nin faşist devleti için ideolojik bir platform sağlayacaktı ve zaten şimdiden Polonya'nın ulusal bağımsızlık iddiasını işçilerin uluslararası dayanışmasının önüne koyma sapkınlığından suçluydu. O, Polonya'nın ulusal birliğine duyduğu kayıtsızlıkla övünüp faaliyetlerini Rus Polonya'sıyla sınırlayan ve kendine "Polonya Krallığı Sosyal Demokrat Partisi" adını verip daha sonra Rusya'nın geleneksel Polonya nefretini göze alarak Rus Sosyal-Demokrat Partisi'ne bağlanan yeni partinin liderlerinden biriydi. Rosa Luxemburg aşırı Polonya milliyetçiliğine tepki göstererek köklü bir enternasyonalist olarak ve her türlü milliyetçi iddiayla savaşarak yoluna devam etti. Daha sonra Radek ve diğer önde gelen Bolşeviklerle aynı görüşü paylaşarak Lenin'le ulusların kendi kaderini tayin hakkı konusunda anlaşmazlığa düştü ve Rus devriminden sonra da Lenin'in Ukraynalı ayrılıkçılığa gösterdiği hoşgörüyü eleştirdi. Polonya, Çar'ın hükümdarlığı devam ettiği müddetçe devrimciler için verimsiz ve tehlikeli bir sahaydı; 1898'den sonra Rosa Luxemburg, sınır dışı edilme tehlikesinden sakınmak için bir Almanla resmî evlilik töreni gerçekleştirerek faaliyetlerine Almanya'da devam etti. Bu tam da Alman Sosyal-Demokrat Partisi'nin, "revizyonizm", yani Bernstein ve diğerlerinin işçilerin gayelerine devrim yerine reform yoluyla ve burjuva devletinin mekanizmasını bertaraf etmek yerine onu kullanarak daha etkili bir biçimde ulaşılacağını kabul ettikleri anlamına gelen, Marksizmin "revizyonu" kampanyasının yol açtığı anlaşmazlık yüzünden bölündüğü zamana denk geliyordu. Rosa tüm kalbi ve ruhuyla Marksizmi tamamen ve uzlaşmayla lekelenmeden savunmak adına kendini ortaya attı; proletaryanın amacına ulaşması için devrimden başka bir yol güdülemezdi. Burjuva demokrasisi asla sosyalizmin gerçekleşmesine yönelik bir alet olarak kullanılamazdı. Rosa Luxemburg'un ilk önemli kitabı, ilk olarak partinin yayın organında makaleler biçiminde yayımlanan Sosyal Reform ya da Devrim?, bu anlaşmazlığın bir sonucuydu. Bernstein'ın programı, "acı kapitalist okyanusunu içine şişeler dolusu sosyal reformist limonata dökerek tatlı bir sosyalist denizine dönüştürmekti". Jaures'nin Fransa'da-ki uzlaştırıcı taktiklerine ve ajortiori (daha güçlü sebepler¬le) Fransız sosyalistlerin burjuva hükümetlerine katılmasına da eşit derecede karşıydı. Savaştan önceki ve savaş sırasındaki yılların savaş karşıtı kışkırtmalarından önce bile geçmişi, "Kızıl Rosa" lakabını haklı kılmaya yeterdi. Devrimi uzlaşmaz şekilde savunması onu sendikalarla hararetli bir biçimde sorgulanan tartışmalara itti. Alman sendika lideri Legien'e "çocuksu olduğunu ve devrimin gerçek koşulları hakkında hiçbir fikri olmadığını" söyledi ve "sendikaların yalnızca barışçı büyüme ve gelişme koşulları altında başarılı olacağını savunan eski, romatizmalı İngiliz düşüncesini" reddetti. Zaten Marx'ın ve takipçilerinin sendikacılığa yönelik tutumunda her zaman bir belirsizlik havası olmuştur. Marx'a göre sendikalar "kapitalizm var olduğu sürece" gerekli ve hayatiydiler. Fakat öncelikli meşguliyetleri kapitalizm altındaki işçiler için olabilecek en iyi koşulları sağlamaktı ve bu da onları esas hedef ve amaç olan kapitalizmi lağvetmekten alıkoyma riskini taşıyordu. Sendikalar bu soruna işçiler ve işverenler arasında iktisadi bir mücade¬e muamelesi yapıp sorunun siyasi tarafını ihmal etme eğilimi içindeydiler: Lenin sık sık "sendikacılık" kelimesini İngilizce olarak küçümser bir edayla kullanıyordu. 1900'lü yılların başında sendikalar ile Sosyal-Demokrat Parti'nin öteden beri işçilerin bağlılığı için birbirlerine rakip oldukları Almanya'da bu çekişme iyice kızıştı. Tıpkı Lenin gibi Rosa Luxemburg için de parti, her zaman için öncelikliydi. 1906'da Kitle Grevi, Parti, Sendikalar başlığı altında kaleme aldığı ünlü bildirgesinde, kısmen 1905 Rus devriminin de etkisiyle genel grevi devrimci bir silah olarak savundu ve sendikaların grevi işverenlerine karşı sürdürdükleri iktisadi mücadelede bir silah olarak kullanmak üzere saklama arzusunu kınadı. Onun görüşüne göre Alman sendikaları revizyonizm sapması ile doldurulmuştu; bu zamanlarda yönelttiği acımasız tekdir ve suçlamalar ona sendika hiyerarşisinde köklü bir düşmanlık kazandırdı. İlk olarak 1913'te yayımlanan Sermaye Birikimi, Rosa Luxemburg'un "revizyonistlere" karşı devrim hedefini savunduğu uzun soluklu kampanyanın ağır sözlü saldırı bölümü olarak ele alınmalıdır. Bu bağlamın dışında keskinliği ve gayesi tam olarak takdir edilemez; her ne kadar İngilizce çevirisi mükemmel gözükse de önsözün, eserin tarihî arka planındaki gedikleri kapatabilecek, enternasyonal sosyalist harekete aşina biri yerine, eserin günümüz akademik iktisadi teorisiyle olan ilişkisini incelemeye girişen seçkin bir iktisatçıya emanet edilmesi belki de yazık olmuştur. Yazar eserini kaleme alırken kendisini ilgilendiren asıl konudan, yani kapitalist devletle anlaşma yoluna gitmek isteyen "revizyonistleri" yanlış çıkarmaktan ve kapitalizmin sonsuza dek hayatta kalabilme kapasitesine sahip olduğuna inanmaya meyleden yüreksizlerin güvenini tazelemekten hiç şaşmadı. Bu amaçla yola koyulan Rosa Luxemburg yalnızca Marx'ın kapitalizmin özgül tutarsızlıkları yüzünden yok olmaya mahkûm olduğu yolundaki hükmünü desteklemeye değil, görünüşe bakılırsa Marx'ın dikkatsizce gözden kaçırdığı bir açığı da kapamaya bakıyordu. Kapitalin ikinci cildi Marx'ın ölümünün ardından ustanın notları ve taslakları kullanılarak Engels tarafından yazılmıştı ve bazı konularda belirgin şekilde noksandı. Rosa Luxemburg'un iddiasına göre Marx, kapitalizmin ilerleyen birikim süreciyle neden sonsuza dek genişlemeyeceğini ve genişleme mümkün olduğu sürece neden bu yolda devam etmeyeceğini göstermekte kesinlikle başarısız olmuştu. Rosa bu cevapsız kalmış soruya bir yanıt bulduğuna inanıyordu: Kapitalizm ancak kapitalist olmayan -yani kolonyal- pazarlar bulabildiği sürece genişlemeye devam edebilirdi ve bu pazarlar zamanla tüketilip hepişgalci ve hep yayılan kapitalist düzen tara¬fından yutulduğunda kapitalizmin kendisi de önce düşüşe geçmeye, ardından büsbütün çökmeye mahkûmdu. Bazı Alman iktisatçılara göre Rosa Luxemburg'un argümanı yeterince ikna ediciydi, fakat belli ki Sermaye Birikimi, cazibesini iktisadi tahlilinden çok siyasi inancının parlayan ateşine ve emperyalizmi kınayışının kuvvetine ve pırıltısına borçluydu. Bundan birkaç yıl sonra Lenin'in Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması'nda geliştirdiği teorinin Rosa Luxemburg'un teorisine benzeyen tarafları vardı, fakat Lenin'in çoğunlukla Hilferding ve Hobson'dan türettiği bu teoriye göre kapitalizmin kolonyal ve yarı-kolonyal ülkelerde aradığı şey piyasadan çok kazançlı yatırım alanlarıydı. Fakat Marksistlerin gözünde Lenin'in Rosa Luxemburg'a kıyasla yalnızca Marx'ın tahlilini devam ettirip ona yetersiz muamelesi yapmamış olmak gibi bir avantajı vardı; üstelik Lenin asla kendini kaçınılmaz çöküş öğretisine adamamıştı. Çelişkili biçimde (iktisadi teorilerine karşı polemiğe girdiği Lenin ve Buharin dışında) daha sonraki Bolşevikler Sermaye Birihimi'ne yönelttikleri eleştirileri tam da bu noktada odaklamışlardı. Marksist öğretideki "kaçınılmazlık" öğesini vurgulayan, tarihî sürecin gelişmesinin öngördüğünden daha öteye ve daha hızlı bir biçimde ilerliyor gibi gözüken Bolşeviklere yönelttikleri suçlamaları desteklemeyi amaçlayan Menşevikler olmuştu. Rosa Luxemburg'un hayatının son yılında Bolşevizme yönelttiği eleştiriler onun Menşevik bağlantılarını kanıtlıyordu; Sermaye Birikimi onun Menşevizminin habercisiydi. Taşlar yerine oturuyordu. Bu sebeplerle, devrimci eylem için tutkulu bir müdafaa olarak yazılmış bir eser, daha sonraki Bolşevik literatür tarafından güya eylemsizliği mazur gösterdiği için kınanmıştı. Fakat Rosa Luxemburg'u sosyalist hareketteki dikkate değer mevkiine getiren ya da tüm bir Alman işçiler kuşağının onun ismine bu denli saygı göstermesini sağlayan, iktisadi teorileri değildi. Bunları savaşa, özellikle de 1914'teki savaşa hararetle karşı çıkışına borçluydu. Rosa Luxemburg sahneye çıkana kadar İkinci Enternasyonal ve onu oluşturan partiler ciddi bir şekilde savaş sorunuyla yüzleşmek durumunda kalmamışlardı. Fakat yüzyıl sona ererken uluslararası semalarda karanlık bulutlar belirmeye başlıyordu -Faşoda Olayı, Ispanya-Amerika savaşı, Güney Afrika savaşı gibi. Enternasyonal'in 1900 yılındaki Paris kongresinde Rosa Luxemburg'un sunduğu, militarizmi kınayan önerge belki de önemi çok anlaşılmadan, oybirliğiyle kabul edildi. Bu, "parlamentonun sosyalist üyelerini" "askerî ya da bahri amaçlar veya kolonyal seferlere yönelik" bütçelere karşı oy kullanmak durumunda bırakan ilk önergeydi. O zamanlar temel olarak Fransızlara yöneltilmişti ve hatta kendisini sevk eden de Millerand'ın burjuva hükümetine girmesinin yol açtığı güncel skandal olmuştu. Fakat Sosyal-Demokrat partilerin, ülkelerinin dövüştükleri savaşlarla ilgili tavırlarını er ya da geç belirlemek durumunda kalacakları artık iyice belli olmuştu. Bu tavrın olumlu olabileceğine inanmak Rosa Luxem-burg ile birlikte tutarlı ve samimi pek çok Marksiste zor geliyordu. Fakat 1907'ye gelinip İkinci Enternasyonal Stuttgart kongresini düzenlediğinde ve Avrupa'daki savaş teorik bir olasılık olmaktan çıktığında sorunun yol açacağı sıkıntılar iyice belli olmaya başladı. Rosa Luxemburg'un vekili olduğu "Polonya Krallığı Sosyal Demokrat Partisi", o zamanlar Bolşeviklerle Menşevikler arasında kısa süreli bir birleşme ve ateşkes dönemi yaşayan Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi'ne bağlıydı. Rus partisinin Stuttgart kongresindeki delegasyonu Lenin, Martov ve Rosa Luxemburg'dan oluşuyordu - bu da sıra dışı bir durumdu. Görünüşe bakılırsa Lenin ve Martov, Rosa Luxemburg'un kendisini ilgilendiren bir konuda dizginleri ele almasına izin vermişlerdi; ondan tam desteklerini de esirgemediler. Emektar Alman lider Bebel'in büro adına sunduğu militarizme karşı mücadele önergesi her zamanki gibi savaş bütçelerine karşı oy kullanma çağrısını içeriyordu fakat bunun dışında ilgi çekici olmaktan uzaktı. Rusya delegasyonunu temsilen Rosa Luxemburg'un sunduğu düzelti Almanların mahcup karşı çıkışlarının ardından kongrenin hafiflettiği haliyle kabul edildi ve böylelikle Enternasyonal'in geçerli doktrini haline geldi. Bu önergeye göre sosyal-demokratlar yalnızca olabilecek her şekilde savaşı önlemekle yükümlü değillerdi; savaş yine de çıkarsa, "savaşın sebep olduğu iktisadi ve siyasi bunalımdan faydalanıp" kapitalist düzenin bertaraf edilmesi için -iç savaş çağrısında bulunmak dışında- ellerinden gelen her şeyi yapmak durumundaydılar. Bu esaslı önerge İkinci Enternasyonal'in birbiri ardına gelen bütün kongrelerinde, 1914'e dek tekrar tekrar onaylandı. Rosa Luxemburg platformda ve parti yayınlarında aktif bir kampanya yürütmeye devam etti, ta ki 1914'ün başlarında itaatsizliğe teşvik suçuyla bir yıl boyunca hapse mahkûm oluncaya kadar. Dünyanın işçilerinin savaşa karşı direnmek üzere İkinci Enternasyonal bayrağı altında birleşmiş oldukları bu görüntünün ardındaki gerçek çok daha farklıydı. Tekdüzeleşmiş iktisadi gelişmeler ve fırsatlar dünyasında ulusal farklılıklar, Komünist Manifesto'nun da öngördüğü şekilde giderek ortadan kaybolabilirdi. Fakat gelişmenin çokça eşitsiz olup ayrıcalıkların eşitsizce dağıtıldığı bir dünyada farklı ülkelerin işçilerinin tavırlarında ayrılıklar olması kaçınıl¬mazdı. 20. yüzyılın ilk on yılı boyunca gelişmiş ülkelerde, özellikle Büyük Britanya ve Almanya'da, işçiler nispeten yüksek yaşam standartlarına ve ulusal hükümette tanınmış bir yere ulaştıkları için ulusal bağlılıklar, sınıf bağlılığına ağır basıyordu. Batı Avrupa ülkelerindeki işçi liderlerinin militarizm ve savaş karşıtı söylemleri giderek, açıkça ya da ima yoluyla, ulusal müdafaa hakkını muhafaza etme eğilimi gösteriyordu ve bu da Marx'ın herhangi bir savaşta kazan¬ması sosyalist amaca yardım edecekmiş gibi gözüken tara¬fın desteklenmesi kriterine bir dönüş değil, burjuva liberal¬lerin agresif ve defansif savaşlar arasında oluşturduğu ve Marx'ın her daim alay ettiği ayrım çizgisinin sessiz bir ka-bullenişiydi. Yalnızca işçilerin en az avantaja sahip oldukla¬rı geri kalmış Rusya'da ulusal hükümete bağlılık çağrıları sosyal-demokrat hareketi delip geçememişti; Duma'nın sos¬yal demokrat üyeleri -her ne kadar biraz çekinceyle olsa da- ulusal savaş bütçesine karşı oy kullandılar. Lenin yerin¬de bir gözlemle, Rus işçilerinin "şovenizm" ve "oportünizm’e karşı dirençli olmasını "bizdeki ayrıcalıklı işçi ve çalışanlar tabakasının çok zayıf olmasına" bağlamıştı. 1914'te savaşın patlak vermesi Alman sosyalist hareketin-deki 'şovenizm' öğesini tamamen ortaya çıkardı - bu öğeyi oraya yerleştiren Lassalle olmuştu ve Marksist doktrine gösterilen sözde bağlılık bunu ortadan kaldırmaya yetme¬mişti. Reichstag'taki Sosyal-Demokrat grubun büyük ço¬ğunluğu parti ilkelerini bırakmaya ve Emperyal Hükümetin talep ettiği savaş kredilerinin lehine oy kullanmaya karar verdi. Almanlar ve kıtanın her yanındaki sosyalistler için 4 Ağustos 1914, savaşırı çıkış tarihi değil (savaş Rusya'da üç gündür devam ediyordu), Alman Sosyal-Demokrat Parti-si'nin ulusal amaç için toplanmasının, enternasyonal sosya¬lizm inancına ihanet etmesinin tarihiydi. Bu, Rosa Luxem-burg'un kariyerinin son ve en hayati evresinin de başlangıç noktası oldu. Savaşa genel olarak karşı çıkışına özel bir misyon yüklendi ve her ne kadar savaş yıllarının çoğunu hapse girip çıkarak geçirse de savaş karşıtı kampanyanın sesi ve sembolü haline geldi. 1916'da Junius imzasıyla ya¬yımladığı (ve bazen "Junius Broşürü" adıyla anılan) broşü¬rü Sosyal Demokrasinin Bunalımı, 1914 ile 1918 yılları ara¬sında Almanya'dan çıkan en heyecan verici ve etkileyici sa¬vaş suçlamasıydı. 1914 yılının Aralık ayında Reichstag'taki Sosyal-Demok¬rat grubun tek bir üyesi, Kari Liebknecht, savaş bütçesine karşı çıkan ilk münferit oyu verdi, 1917'de yakalanıp tutuklanıncaya kadar çeşitli fırsatlarla da bu protesto jestini cesur bir şekilde tekrarladı. 1915'te Rosa Luxemburg, Kari Liebknecht ve sol-kanattan bir avuç aydın, ara sıra ve yasa¬dışı bir şekilde "Spartaküs Mektupları" adını verdikleri sa-vaş-karşıtı bildirileri çıkarmaya başladılar ve böylelikle grupları da Spartakusbund ismini aldı. Bu küçük kitapçıkla¬rın başarısı, savaşa karşı gizli direnişin, sonu gelmeyecek gibi görünen katliamla artan başarısını ortaya çıkardı. 1916 yılında Sosyal-Demokrat Parti içinde bir kopuş yaşandı ve savaşı sona erdirme programı doğrultusunda Bağımsız Sos¬yal-Demokrat Partisi kuruldu. Spartakusbund Bağımsız par¬tinin içinde yer alan bir gruptu. Fakat aralarındaki fark önemliydi: Spartakistler, tıpkı Lenin gibi, savaşı toplumsal devrim için bir gereç olarak kullanmak isteyen devrimci¬lerdi. Bağımsızların çoğu ise yalnızca savaşa muhalifti; kimi devrimci inançlarından ötürü, kimi pasifizmden yana oldu¬ğu için, kimi ise tamamıyla savaş yorgunluğundan: Büyük Britanya'daki Bağımsız İşçi Partisi'ne ilham veren çeşitli ruh hallerinin benzerleri. Savaş devam ettiği sürece Sparta-kistlerle Bağımsızlar arasındaki farklılıklar fazla bir şey ifa¬de etmese de, ateşkesten hemen sonra bu fark büyük önem kazandı. Kari Liebknecht 1918'in Ekim ayında, ateşkes müzakere¬leri başlayınca serbest bırakıldı. Rosa Luxemburg ise ateşke¬sin imzalandığı tarihe kadar tutuklu kaldı. Bu zamana gelin¬diğinde Almanya devrim havasına girmişti. Bütün büyük merkezlerde İşçi ve Asker Temsilcileri Sovyetleri ortaya çık¬tı; en yüksek otorite ise üç Sosyal-Demokrat ve üç Bağımsız Sosyal-Demokrattan oluşan Halk Komiserleri Konseyiydi. Almanya'daki proleter devrimi perçinleyip Rus devrimiyle işbirliği yapmak amacıyla bir Alman Komünist Partisi'nin yaratılması artık çözüm bekleyen bir sorun haline gelmişti. O ödün vermeyen ateşli halk savunucusu Liebknecht'in zihninde bu sorunla ilgili hiçbir şüphe yoktu. Görünüşe ba¬kılırsa Rosa Luxemburg tereddüt etmiş, Alman işçi kitleleri¬nin devrime hazır olup olmadığını tartmaya çalışmıştı. As¬lında o da devrim dalgasının etkisiyle hareket etti, yeni Al¬man Komünist Partisi'nin (ki isminden sonra gelen paran¬tez içine Spartakusbund başlığı konmuştu) program taslağı¬nı hazırladı ve 1918 yılının son gününde Berlin'deki kuru¬luş kongresinde başlıca konuşmacı olarak yer aldı. Bu zamana gelindiğinde başka güçler kendini gösterme¬ye başlamıştı. Ateşkesin ardından gelen ilk haftalardaki karmaşada düşman grupların silahlı adamları sürekli çar¬pışıp Berlin sokaklarındaki sert kavgalarda dövüşürken Sosyal-Demokrat liderler, Ordu kumandasının sözsüz -ve¬ya çok da sözsüz olmayan- desteğiyle giderek artan bir şe¬kilde otorite kuruyorlardı; programları düzeni yerine getir¬mek, Sovyetleri kırmak ve ulusal bir kongre için seçim ha¬zırlamaktı. Yılın sonuna gelindiğinde Bağımsızları Halk Komiserleri Konseyi'nden atmışlardı. Artık generallerle komiserler arasında kimin esas söz sahibi olduğu belli de¬ğildi. Yıl sonuna gelindiğinde sokak savaşları daha şiddetli ve yoğun bir hal aldı ve zamanla bu savaşların da karakteri değişti. Ordu ve polisin kendine güveni yerine gelmişti; in-isyatif artık devrimcilerin değil; onların elindeydi, yalnızca düzeni sağlamak için değil, düşmanlarını ezmek için de uğraşıyorlardı. Komünistler ise tek değil, ama ilk kurban¬lar arasındaydı. 15 Ocak 1919'da Rosa Luxemburg ve Kari Liebknecht tutuklanıp bundan birkaç saat sonra kendileri¬ni yakalayanlar tarafından vahşice öldürüldüler. Bugün pek çok ülkenin devrimcileri tarafından devrim şehitleri olarak anılıyorlar. Rosa Luxemburg'un ölümündeki trajedi yalnızca kişisel boyutuyla sınırlı değildi; aynı zamanda uğruna yaşadığı ideallerin de yenilgisi anlamına geliyordu. Onun Bolşevik devrimine yönelik tutumuyla ilgili çok anlaşmazlık çıkmış¬tır. Lenin'in sıkı bir şekilde düzenlenmiş ve katı disipline dayalı bir partide ısrar etmesi konusunda Bolşevikler ile Menşevikler arasında yaşanan görüş ayrılığı 1903 yılında Rus Sosyal-Demokrat Partisi'ni ikiye böldüğü zaman Le¬nin'in "aşırı-merkeziyetçiliğinin" demokratik değil bürok¬ratik olduğuna ve önlenemez bir şekilde parti liderliğinin mutlakiyetine doğru ilerlediğine işaret eden ayrıntılı ve dik¬katli saldırıyı kaleme alan isim Rosa Luxemburg oldu. Bol¬şevik ve Alman devrimleri arasında geçen bir yıl boyunca -bir "Kasımdan" diğerine- parmaklıkların arkasında kaldı; bu nedenle, Petrograd ile Moskova'daki olayları inceleme olanağı da kısıtlıydı. Fakat olanları şiddetli bir heyecan ve endişeyle izledi; Brest-Litovsk'tan bir süre sonra eleştirileri¬ni ve korkularını ifade eden bir makale kaleme aldı (bu ma¬kalenin düzeltildiğine ve hatta yayımlanmak amacıyla ya¬zıldığına dair hiçbir işaret yoktur). Bu makale kısaltılmış haliyle onun ölümünden sonra Alman partisinin liderliğine yükselip 1921'de parti ve Moskova'yla bağlarını koparan Paul Levi tarafından 1922 yılında yayımlandı. Bu yayının amacı Bolşevizmi itibardan düşürmekti; bundan beş yıl sonra eserin tamamı nihayet yayımlanabildiğinde etkisi bir nebze hafiflemişti. Yine de devrimci ve şehit Rosa Luxem-burg'un görkemli proleter devrimin kimi öğelerine karşı şiddetli bir hoşnutsuzluk gösterdiği gerçeği değişmemişti. Bu makale de Rosa Luxemburg'un diğer yazıları gibi ber¬raktı ve yürekten geliyordu, muhteşem bir hayal ile sefil gerçekler arasındaki rahatsız edici zıtlıktan esinlenen bir şi¬kâyetti. Luxemburg burada, Devrimi "yüzyıllık Avrupa ge¬lişmesinin" en yüksek ifadesi olarak över, Menşevikleri "tepkisel taktikleri" yüzünden eleştirir ve Bolşevikleri "ün¬lü bir sorun olan 'halkın çoğunluğunu kazanma' sorununu çözdükleri" için kutlar. O halde bu, Rosa'nın hayalini kur¬duğu "kitle" devrimi olmuştu. Fakat bu görüş (ne de olsa makale hapishanedeyken, neler olduğuna dair bilgilere ulaşma olanağı kısıtlıyken yazılmıştı) mantık dışı bir sonu¬ca ulaşmıştı. Bu gerçekten de kitlelerin devrimiyse, o halde neden Brest-Litovsk'ta emperyal Almanya'yla -toprak soru¬nu ve milli sorunlar konusunda- uzlaşılmıştı? Neden basın özgürlüğü kısıtlanmıştı? Neden diktatörlük ve şiddet hü¬küm sürüyordu? Bütün bunlar sorgulanmış ve Lenin'in po¬litikaları yetersiz bulunmuştu. Rosa Luxemburg'un yaptığı şey devrimci idealin ışığında devrimin uygulamalarını yargılamaktı. Bu, devrimci hedefe kendilerini adamış olanlar için faydalı bir alıştırmaydı fa¬kat devrime öteden beri karşı çıkanlar için çok büyük bir önemi yoktu. Nettl'in yerinde bir şekilde gözlemlediği üze¬re, 'Bolşevik devriminin dayanaklarının eleştirilmesinden memnun olanlar başka yerlere yönelseler daha iyi olur'. Fakat bu, propagandacılardan fazla şey beklemek olurdu. Bugün yazarının asla tamamlamadığı ve hatta yayımlamak üzere bile hazırlamadığı bu bölük pörçük makale en azın¬dan İngilizce konuşulan dünyada tamamladığı yazıların¬dan çok daha ünlüdür. İngilizce çevirisinin bir başka bas¬kısı yine propaganda amacıyla polemikçi bir önsöz de ek¬lenerek, bir Amerikan üniversitesinin yayınevi tarafından yayımlandı. Tabii bu tarz olaylar diğer tarafça eşitlenmiş, bir dereceye kadar da tahrik edilmiştir. Rosa Luxemburg, ölümünden sonra birkaç yıl boyunca Sovyetler Birliği'nde devrimci bir lider ve amacı uğruna şehit düşmüş biri, Lenin'in, her ne kadar bazı konularda yanlış yola sapmış olsa da, muteber bir muhalifi olarak onurlandırıldı. Fakat Stalinizm karma¬şası SSCB'nin üzerine çökmeye başlayıp Rosa'nın yazıları düşman propagandistlerce serbest bir şekilde kullanılınca, o da giderek sapkınlarla özdeşleştirilmeye, görüşleri Troç-kizm ve Menşevizme benzetilmeye başlandı. Sermaye Biri-fcimi'nin kapitalizmin sömürecek "kolonyal" bölgeleri kal¬mayınca önlenemez bir şekilde çökeceğini belirten iktisadi tahlili yalnızca gerçek Marksizmden bir sapma olarak de¬ğil, Menşevizmin "determinist" öğelerinin de onaylanması olarak itham edildi. Stalinizmin Rosa Luxemburg'a yönelik ağır suçlamalar da ortadan kalktı; hatırası, hataları da göz ardı edilmeksizin Doğu Avrupa ve Polonya'da, onurlandırı¬lıyor. Her iki tarafın da propagandaya bir son vermesini ümit edebilmek memnuniyet verici olurdu. Rosa'nın ismi¬nin ve yazılarının Soğuk Savaş mermisi olarak kullanılma¬sında uygunsuz bir taraf var. Rosa Luxemburg'un en yerinde eleştirileri iki noktaya yö¬nelmişti. Brest-Litovsk Antlaşması'nın kabul edilmesinin et¬kisi altında yazdığı için Rus Bolşevizmi ve Alman emperya¬lizmi arasında oluşabilecek bir ittifaktan korkuyordu; Le¬nin'in enternasyonal proletaryanın ve Alman devriminin menfaatlerini Rus devletinin menfaatleri için feda etmeye hazırlandığını düşünüyordu. O zamanki endişe haksız ve gerekçesizdi, fakat yine de Rosa Luxemburg'un daha sonra Rapallo'da ve en nihayetinde 1939'un Nazi-Sovyet paktında açığa çıkan eğilimler hakkında kayda değer bir öngörüde bulunduğu düşünülebilir. Diğer eleştirisi ise 1904'teki suç¬lamalarına bir dönüştü; Lenin sosyalizmin gerçek doğasıyla uyuşmayan katı disiplin ve şiddet yöntemleri dayatarak ço¬ğunluğun değil azınlığın diktatörlüğünü sağlamıştı. Rosa Luxemburg'un tavır aldığı en önemli nokta buydu. Fransız devriminin şiddet mirasından asla vazgeçmeyen Marx ve Engels'in aksine Rosa Luxemburg, sosyalist devri¬min ancak işçilerin ezici üstünlüğünün iradesiyle gerçekle¬şeceğine ve bu üstünlüğün şiddet yöntemlerini gereksiz kı¬lacağına inanıyordu. Onun insancıl ve idealist bakış açısı teoride savunduğu ve meşrulaştırdığı şiddetten çekiniyor¬du. Kendinden emin bir şekilde aradaki bu boşluğu kitlele¬re duyduğu fanatik ama hayalci, neredeyse anarşist inançla kapatıyordu. "Kitle grevi" onun sözleriyle siyasi bir genel-çare haline gelmişti. Eylem örgütten daha önemliydi. Ço¬ğunluğun iradesinin ifadesi olarak kitle eylemi, diktatörlü¬ğün zıddıydı, fakat liberal ya da burjuva demokrasiyle de bir benzerliği yoktu. Rosa, aralarındaki farkın Rusya'nın dışında pek de anla¬şılmadığı Rus Bolşevikleri ile Menşevikler arasında asla res¬mî bir seçim yapmak durumunda kalmamıştı. Yaradılış ge¬reği kesinlikle Bolşeviklere ve devrimci eylem öğretisine ya¬kın duruyordu. Fakat idealizminin, Lenin'in sıkı parti di¬siplini ile eğitimli ve seçkin devrimci liderlere yönelik ta¬lepleriyle çabucak çelişeceğini görmek zor değil. İnancının özü, açıkça ve kısaca Alman Komünist Partisi için taslağını hazırladığı programda görülebilir: Sosyalist toplumun özünde, büyük çalışanlar kitlesinin sı¬kı kontrol altına alınmış bir kitle olmayı bırakıp, siyasi ve iktisadi yaşamın tamamında bilinçli özgür iradesiyle yaşa¬yıp onu idare etmesi gerçeği yatar. Proleter devrimin amaçlan için şiddete ihtiyacı yoktur, cinayetten nefret eder ve tiksinir... Bir azınlığın dünyaya kendi idealine göre şekil vermesine yönelik ümitsiz teşeb¬büsü değil, milyonlarca insandan oluşan büyük kitlelerin tarihin görevini tamamlamak, tarihi zorunluluğu gerçekliğe dönüştürmek uğruna eylemde bulunmasıdır. Bu soylu ideallerdeki hayalciliğin ne kadarının 1918-19 yıllarının Almanya'sında bulunduğunu gösteren, Rosa Luxemburg'un genç Komünist Parti'nin bu idealleri resmî program maddesi olarak benimsemesinden iki hafta sonra gerçekleşen cinayeti oldu. Luxemburg ve Liebknecht'i öl¬düren asker ve polis memurları -sırf onlar da değil, birden fazla partiye mensup, Komünist liderlerin kanına susamış fanatikler- görevlerinin nihai icrasını Hitler'in Almanya'sında bulan canilerin habercisi olmuşlardı.
__________________ Bir yanımı öldüremezsiniz, O'da sattığım emektir. -----------------------------------------------------------------------------------------------O'na ihtiyacınız var sizin ve tüm insanlığın. Sosyalistforum ; “Komünizm Kültürü ve Devrimci Dayanışma Platformu'dur, herhangi bir örgüt ya da partiyle bağı yoktur. Eşitlik, özgürlük, ortaklık, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya ortak değerlerimiz,yurdumuz ise bütün cihandır. Bu yüzden şoven, ırkçı, milliyetçi, militarist, dogmatik, cinsiyetçi ifadelere forumumuzda yer yoktur. Burjuvazinin “kutsalları”, burada geçersizdir. |
| | |
| che_1955 Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 14 Kisi: |
| | #2 (permalink) |
| Aktif Üye Üyelik tarihi: Jan 2008
Üye No: 5056
Bulunduğu yer: 27 - 34
Mesajlar: 1,043 Tesekkür: 309
587 Mesajina 1,447 Tesekkür Aldi
| DÖNEMİNDEKİ ÖNEMLİ OLAYLAR (1871-1919) 1862 Polonya'nın Rusya'ya karşı başarısız ayaklanması. 1862 Bismarck, Prusya parlamentosunda çoğunluğun karşı koymasına rağmen ordunun gücünün artırılmasını kabul ettirir. 1878 Bismarck'ın sosyalist karşıtı yasası yürürlüğe girer. 1884 Alman İmparatoru I. Wilhelm, Varşova'yı resmen ziyaret eder. 1884 Rosa Luxemburg (on üç yaşında) ilk politik şiirini yazar ve I. Wilhelm'i Bismarck'ın politikasına karşı uyarır. 1889 İsviçre'de Sosyal Demokrat Parti kurulur. 1889 Rosa Luxemburg İsviçre'ye kaçar. 1890'dan itibaren Almanya'da 400 binin üzerinde işçinin katılımıyla 3750 grev gerçekleşir. 1898 Rosa Luxemburg Berlin'e gelir. 1900 Berlin'de ilk atlı araba sefere çıkar. 1906 SPD (Alman Sosyal Demokrat Partisi) Berlin'de ilk parti okulunuaçar. Rosa Luxemburg 1907'de bu okula doçent olur. 1912 Alman sosyal demokratları 110 koltukla parlamentodaki en büyük grubu oluşturur. 1912 Almanya'da yaklaşık 30.000 milyoner bulunmaktadır (en zenginleri II. Wilhelm ve Berta Krupp'tur). 1912 Clara Zetkin Basel'deki uluslararası sosyalistler kongresindedostu ve dava arkadaşı Rosa Luxemburg'u barışın etkin olarakkorunmasına çağırır. 1918 Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, Almanya'da doğrudan 730 milyaraltın mark ve dolaylı olarak da 610 milyar altın mark kadar savaşharcaması yapıldığı açıklanır. "İNSAN, İKİ UCUNDAN YANAN BİR MUM GİBİ OLMALI." "Doğru yaşam"; ne zaman başlar ki bu? "Kaçırılır" mı, yoksa yanından geçip gidilir mi? Varşova'da yetişen Rosa Luxemburg, daha genç bir kızken sabahları bazengizlice yatağından süzülür (babasından önce kalkması kesinlikleyasaktır), kentin çatılarının üzerinden uzaklara bakar. Otuz üç yaşında gençlik yıllarını anımsadığı bir mektubunda şöyle der:"O zamanlar yaşamın, gerçek yaşamın orada çatıların arkasında bir yerdeolduğuna inanırdım. O zamandan beri hep peşinden gittim, ama o hep bazıçatıların arkasında saklanıp durdu. Sonuçta her şey benimle oynananhayasızca bir oyundu ve gerçek yaşam tam orada, yaşadığımız evdekaldı." Genç Rosa, İkinci Varşova Kız Lisesi öğrencisidir. Okul ona kolaygelir. Fakat karnesinde de belirtildiği gibi "otoriteye karşı muhaliftavrı" yüzünden öğretmenlerle sorunu vardır. Öğrenci Rosa Luxemburg'un neye karşı muhalefet yaptığını anlamak için,o yıllardaki koşulları bilmek gerekir: Polonya bağımsız bir devletdeğildir. 1815 Viyana konferansında parçalanmış, batı vilayetleriPrusya'ya, güneydoğusu Avusturya'ya, Rosa'nın yaşadığı orta Polonya iledoğu ve -Litvanya'yla birlikte- kuzeydoğu Polonya Rusya'ya verilmiştir. Rosa Luxemburg'un gittiği okulda dersler Rusçadır, Lehçe değil.Öğrenciler aralarında sadece Rusça konuşabilir. Bu yasağa uymayanlaröğretmenler tarafından müdüriyete bildirilir. Rosa Luxemburg'un karşıkoyduğu tek baskı bu değildir. Yahudi olduğunu da hazmetmesi, bu yüzdençarın keyfi idaresi ve mutlak bürokrasisine diğer kullarından dahafazla boyun eğmesi gerekir. Rosa'nın aslında yüksek okula gidebilmesi bile inanılmaz bir şanstır.Tüm lise sınıflarında en genç, en küçük ve en çalışkan öğrenci olurhep. 1884'te on üç yaşındayken, Alman İmparatoru I. Wilhelm Varşova'yaresmi ziyarete gelir. Bu nedenle bir şiir yazar Rosa. Genç kızın kendidüşüncelerini söylemeye nasıl cesaret ettiğini gösteren tipik birşiirdir bu: Nihayet göreceğiz seni Batı'nın gücü. Belki ben bile izleyeceğim Saksonya bahçelerinde dolaşan seni Sakın Saray'a geleceğimi sanma Aklıma bile getirmem aslında Sizin gibilere saygılarımı kanıtlamayı Bilmek isterdim yoksa Neler konuşulur ortamınızda Senli benli konuşuyorsundur çarla Politikadan hiç anlamam ya, fazla uzatmayayım, ama Sevgili Wilhelm sende sakın unutma: Söyle kurnaz Bismarck soysuzuna Barışın ırzına geçmeye bilenmesin Ey Batı'nın İmparatoru Bunu Avrupa için yapasın. Bu dizeleri yazdığında politikadan hiç anlamıyor olabilirdi, ama buhali fazla sürmeyecekti. Daha okuldayken gizli bir eğitim kuruluşunaüye olur ve burada henüz çok küçük olan ilk Polonya işçi partisininamaçlarını öğrenir. Okulunu 1887'de birincilikle bitirir, ama daha öncebelirtilen muhalif tutumu yüzünden okulunun en yüksek ödülü olan altınmadalya kendisine verilmez. Rosa on altı yaşında bir oyunbozandır. Hayatı boyunca da öyle kalır.Yıllar sonra, politik durumuna göre, ya ondan "Kızıl Rosa" diye nefretedilecek, ya da "Devrimin Kartalı" diye sevilecektir. "Irzına geçilmiş,kirletilmiş, kanda yuvarlanan, pislik akan; işte burjuva toplumun halibu," gibi ifadelerin yanı sıra, şu tür cümleleri de vardır:"... Bu dünya tarihinin girdabına yanlışlıkla kapıldığıma, aslında kazçobanı olmak üzere doğmuş biri olduğuma inanacak birini bulmam lazım."Henüz baba evinde oturmakta ve çar ile Rus hükümetini can düşmanları vezalimler olarak gören yasadışı devrimciler grubunda aktif olarakçalışmaktadır. 1889'da Rosa Luxemburg Polonya'yı terk etmek zorunda kalır. Devrimcigruplar içindeki faaliyeti polis tarafından ortaya çıkartılmıştır.Hapis cezası veya Sibirya'ya sürgünle tehdit edilmektedir. Rosa tümbunları göze alır, ama yoldaşları ona yurtdışında öğrenim görmeyi,harekete oradan hizmet etmeyi tavsiye ederler. On sekizini doldurmadanbir at arabasında samanların altına saklanarak Almanya-Polonyasınırından kaçırılır. Kendisinin "gerçek yaşam" dediği şey mi başlamaktadır? Rosa Zürih'egider, orada iktisat ve kamu hukuku tahsili yapar ve öğretmeni JuliusWolf'un kanısına göre, "Polonya'nın sınai gelişmesi hakkında isabetlibir çalışma" ile doktor unvanını elde eder. Rosa Luxemburg inanmış birMarksisttir, fakat Marksist öğretiye kuşkulu bakar. Eleştirmeden kabuledeceği hiçbir şey yoktur zaten. Alışılmışın dışında düşünür ve cevabıhiçbir sistemde bulunmayan sorular sorar. İsviçre'de de Polonya işçi hareketi ile sürekli ilişki halindedir.Burada bir Polonya sosyalist dergisi çıkarır ve "Polonya KrallığıSosyal Demokrasi Partisi"nin kurucularından olur. Bu partininprogramında Polonyalı sosyalistlerin Alman İmparatorluğu, Avusturya veRusya'nın sosyalist partilerinde çalışmaları ilkesi vardır. "Partininkurulmasıyla Rosa devrimci kariyerine kesin adımını atmıştır," diyeyazar Frederik Hetmann, Rosa Luxemburg biyografisinde. "Ve genç kadın olağanüstü bir çabaylasonraki yıllarda bu yolda yürümeyi sürdürür. Bu andan itibarenparolası: 'Ünlü olmak, etkinlik kazanmak, sosyalizmin doğru yöndeilerlemesi için kuramsal ve pratik bilgi toplamak, görüşlerini pratikteuygulayabileceği güçlü bir pozisyona gelmek...'tir. Sosyalist kadın veerkek yoldaşlar arasında da bunun bir kadın için kabul edilir bir yololmadığı çok kez hatırlatılır Rosa'ya. Kendisinin de bu göreve karşıisyan ettiği, çok zor bulduğu, burjuva mutluluğunu özlediği anlarolacaktır." Evet bu gibi pek de nadir olmayan anları vardır. Rosa duygularınısaklamaz, "Şiddetle mutlu olmayı istediğim ve günbegün bir miktarmutluluğu körükörüne kaprisimle değiş tokuş etmeye hazır olduğumdoğru... Sanki ruhumun her yanında çürükler vardı. Bunu nasılalgıladığımı sana hemen açıklayayım. Dün akşam yatağa girdiğimde,yabancı bir evde, yabancı bir kentin ortasında kendimi çok bitkinhissettim. Ruhumun ta derinliklerindeki bir yerde düşündüm de; böyle bir maceralıhayatın yerine İsviçre'nin herhangi bir yerinde seninle ikimiz baş başasakin ve güvenli bir yaşam sürsek ve birlikte gençliğin tadınıçıkararak birbirimizi neşelendirsek, acaba daha mutlu olmaz mıydım?"Sıcaklık ve saklanma özlemi yukarıdaki alıntıda görüldüğü gibi, partiyoldaşı Leo Jogiches'e yazdığında devreye girmektedir. Yani bu adam,onun için, birlikte mücadele verdiği bir adamdan daha fazla şeylerifade etmektedir. Onu sevmektedir. Bu arada Rosa, tanıştıkları Zürih kentini terk etmiştir. Politikeylemin en çok başarıya ulaşacağı yerde etkin olmayı doğru bulur. Bu da1898'de seçmenlerin %27'sinin oyunu kazanan Alman Sosyal DemokratPartisi'dir. Rosa Luxemburg Berlin'de tüm gücüyle Alman sosyal demokrathareketi için çalışmaya başlar. Dresden ve Leipzig parti gazetelerininsürekli çalışanı olurken, Leo Jogiches Zürih'te kalır. "Her iki ucu da yanan bir mum gibi olmalı" en çok sevdiği sözdür. İçinekapalı, özgüvensizlikten yakınan Jogiches, böyle bir kadın için uygunolmadığını hissetmiş olabilir. Rosa'nın sevgili "Dziodziu"suna yazdığımektuplardan bu ilişkinin nasıl bozulduğu acı bir şekilde açıkça belliolmaktadır. Tüm yazılarının taslaklarını onunla birlikte gözden geçirenRosa, arkadaşı tarafından durmadan şiddetle eleştirilmekte vedüzeltilmektedir. Rosa'nın başarısını kıskandığı bellidir. Rosa başının çaresine bakmayıçoktan öğrenmişken, o hâlâ akıl hocalığı ve 'her şeyi ben bilirim'tarzında ısrar eder. Derken Rosa duygularını dışa vurarak onuafallatır; ondan bir çocuk istemektedir: "Küçük, küçücük bir bebeğesahip olamayacak mıyım ben? Hiç mi? Allah aşkına bırak yaşamayabaşlayalım. Sevgili Dziodziu, ne olur yaşamaya başlayalım!" İşte yine gençlik rüyasındaki "gerçek yaşam" ortaya çıkmıştır... Hâlâ kendisini bu yaşamdan uzakta mı hissetmektedir? Uzun zamandır sevilen, dinleyicileri büyüleyen ve partisinin birçoktaraftar ve oy kazanmasına yardımcı olan bir hatip ve gazeteci olarakuğraş veren Rosa, Alman İmparatorluğu'nun hemen hemen her yöresindeSosyal Demokrat Parti için halkı harekete geçirmeye yönelik gezileryapar. 1903'te Alman Parlamentosu seçim kampanyası sırasında yaptığı birkonuşmada şöyle seslenir: "Alman işçilerinin yaşamlarının garantialtında ve iyi olduğundan söz eden adamın gerçeklerden hiç haberi yok." "Adam" dediği Alman İmparatoru II. Wilhelm'dir. Rosa, Majestelerine nekadar az saygı duyduğunu daha on üç yaşındayken yazdığı şiirindekanıtlamıştır zaten. Bu kez, yirmi yıl sonra, Majestelerine hakarettenüç aylık hapis cezasına çarptırılır. Rosa bu kararı soğukkanlılıklakarşılar. Saksonya Kralı Albert öldüğünde genel bir af çıkar. Fakatcumhuriyetçi Rosa, dünyadaki hiçbir kral tarafından kendisine bir şeyhediye edilsin istemez! "Konuk edildiği hücresini" bir an önce terketmesi için zorlanır adeta... Rosa Luxemburg hapishanelerden çaresiz, nefret etmeyi öğrenecektirdaha. Fakat doğru olduğuna inandığı hiçbir şeyden en kötü şartlardabile asla vazgeçmeyecektir. Onun için "Kutsal İnekler" diye bir şeyyoktur. Kendi safındaki otoritelere bile saldırır. Parti içindeki bazıkişiler onun "kavgacı, isterik ve hükmetme düşkünü bir kadın" olduğunahükmetmiştir. Frederik Hetmann, Rosa L. adlı kitabında, onun kendikampında bile neden nefretle karşılandığını çok güzel açıklar. "Onun çoğunlukla kırıcı, haşin davranmasının, buna zorlanmasındankaynaklandığını göz önünde bulundurmak gerekir: Sürekli olarak edindiğitecrübeler; kadın olarak erkek yoldaşlarının çoğundan daha keskin, dahakapsamlı, daha açık ve daha geniş düşünen birinin, asıl bu nedenledışlandığını göstermiştir. Bir kadın olarak, bir kadından beklenmeyecekilgi ve etkinlik alanına sahip olması nedeniyle." Hetmann için Rosa Luxemburg "kadın özgürlüğü"nün bir simgesidir. "RosaLuxemburg'un tüm isteklerini ve ana düşüncesini formüle edebilecek tekbir kelime varsa, o da 'Özgürleşme'dir. Doğal olarak onun bu tavrınıbugünkünden çok daha radikal olarak anlamak gerek. Onun anlayışına görekadının özgürlüğü dinamittir. O sadece partisini dar görüşlülükten;sadece kadını aşağılanmışlığından kurtarmak istemez: Önce insanlıkkendisini insanlıktan çıkma tehlikesinden kurtarmalıdır. Marksistkuramdaki yabancılaşmanın, yani insan doğasındaki sapma ve dönüşümüngiderilmesi kavramı herhalde aşağı yukarı böyle tercüme edilebilir." 19()5'te ilk Rus devriminin patlak vermesinden sonra Rosa Luxemburgizinsiz olarak Varşova'ya gider ve 1906'da tutuklanır. Kefaletkarşılığı serbest bırakılarak Almanya'ya geri döner. 1907 Mayıs'ındaRus sosyal demokratlarının Londra'daki 5. parti toplantısında SPD'yitemsil eder. Aynı yıl SPD'nin Berlin'deki Merkez Parti okulunda doçent olur. Bugörevinden onun iki büyük kuramsal eseri çıkar ortaya: Ulusal EkonomiyeGiriş ve Sermaye Birikimi. Her ikisi de "enfes bir anlatımla"yazılmıştır. Rosa Luxemburg artık radikal solun mükemmel bir kuramcısıolmuştur. Hiçbir otoritenin hatasız olmayacağına inanan bir kadın,değişimin durmaması için eleştiri ve kuşkuculuğun gerekliliğine inananbir mücadele insanı olarak şunları yazar: "Marks'ın dünya görüşü gibi, onun temel yapıtı da her zaman geçerli venihai gerçeklerin ifadesi olan bir İncil değildir; aksine gerçeği bulmasavaşında ve araştırmalarında, ileriye dönük zihinsel çalışmalarıesinlendiren tükenmez bir kaynaktır." 1900'de Paris'teki II. Enternasyonal'de kehanet ettiği gibi, hümanistve savaş aleyhtarı Rosa'ya göre kapitalist düzenin yıkılışı, dünyapolitikasında ortaya çıkacak krizler sayesinde olacaktır. Fakat dünyasavaşının patlak vermesi korkunç bir darbe olur. Karl Liebknecht ile birlikte savaş aleyhtarlarını SPD bünyesindetoplamaya ve örgütlemeye çalışır; önce "Enternasyonal Grup"ta, sonra da"Spartakus Derneği"nde. Fakat daha 18 Şubat 1915'te evinde tutuklanır.Prusya Krallığı Kadınlar Hapishanesi'nin 219 no'lu hücresinde Berlin'deSosyal Demokrasi'nin Bunalımı adlı kitabını hazırlar. Bu kitap dahasonra Junius Broşürleri başlığıyla tanınacaktır. Rosa'nın kız arkadaşı ve sekreteri Mathilda Jacob bu yapıtıhapishaneden dışarı kaçırmıştır. Sürekli olarak girdiği çeşitlihapishanelerden yazdığı mektupların çoğu da Mathilda Jacob'ahitabendir. Sık sık kınanan "Kanlı Rosa" tablosuna hiç mi hiçyakışmayacak mektuplardır bunlar. Mektup kâğıdına güvercin tüyüyapıştırır ve "renklerinde bol güneş ışığı olan yabani hindibayı"anlatır. Hapishane avlusuna leylak fidesi diker ve dışarıda ilk kuşötüşünü duyduğunda "Sizi hasretle kucaklarım..." diye not düşer.Mektuplarının hemen hepsi böyle bitmektedir. 1918 Kasım'ında hapishane kapıları Rosa Luxemburg için bir dahakapanmamak üzere açılır. Artık kendisine yaklaşık iki ay daha; tamhesap edilecek olursa; altmış yedi günlük "yaşam" kalmıştır. Sonmektuplarından birinde belirttiğine göre bu günleri "Karışıklık, saatbaşı tehlike, telaş ve koşturmaca" içinde geçirir. Berlin'de 1917 Nisan'ında USPD tarafından kurulan Kızıl Bayrak adlıgazetede çalışmaya devam eder. 29-31 Aralık 1918'de Alman KomünistPartisi kurulur. Rosa Luxemburg bu birleşime katılarak parlamenterçözümü savunursa da başarılı olamaz. O, yeni partinin "Sosyalist Parti"adı altında millet meclisi seçimlerine katılmasını tercih etmektedir. 15 Ocak 1919'da Rosa Luxemburg Karl Liebknecht ile birliktetutuklanarak Berlin'deki Eden Oteli'ne getirilir, sövülür, dövülür veöyle kötü muamele edilir ki, oda hizmetçilerinden biri ağlayarak,"Zavallı kadına nasıl vurduklarını, nasıl kötü muamele ettiklerini hiçunutamayacağım!" diye bağırır. 1919'un 15 Ocak'ını 16 Ocak'a bağlayan gece, Rosa Luxemburgİmparatorluk subay ve askerleri tarafından öldürülür. Son sözleri,"Ateş etmeyin!" olmuştur. Cesedi aylar sonra Berlin Hayvanat Bahçesi'nin bir kanalında bulunur.Bundan 55 yıl sonra, 15 Ocak 1974'te Federal Almanya UlaştırmaBakanlığı Rosa Luxemburg anısına özel posta pulu çıkarır. Artık üstünde onun resmi olan bir posta pulu vardır. Ve buna karşıçıkan, hem de kızan bir toplum kesimi de yok değildir. Tüm benliği ilesavaş karşıtı olan bu kadın için yapılan yorumlardan biri şöyledir:"Şimdi de aşırı solcu, eski tüfek kızıl karıların ve göçmenlerinresmini koyuyorlar bu değerli pulların üzerine." |
| | |
| | #3 (permalink) |
| Aktif Üye | çok önemli bir kadın yoldaşlarımızdan ve önderlerimizden,teoriye katmış olduğu sayısız güzel eseri var.ancak bir türlü kendi kitaplarımı bitiripte ona geçemedim tam bitti diyorum yeni yeni teorik kitaplar geliyor,önüme paylaşım çok güzel olmuş yoldaşlar sağ olun.birgün rosa'yada vakit ayıracağımdan emin olabilirsiniz. |
| | |
![]() |
| Heberi Paylaş |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Kızıl Kanatlı Rosa | SosyalistForum | Marksist Yazarlar | 0 | 01-10-2010 04:58 |
| Rosa Luxemburg | SosyalistForum | Sosyalizm / Çeşitli Kitaplar - Yazılar | 0 | 01-10-2010 03:46 |
| Rosa Lüksemburg | KIZILYıldız | Ölümsüzler | 7 | 11-01-2010 18:35 |
| Kızıl Rosa Hakkında | SosyalistForum | Yönetimden Duyurular | 0 | 10-08-2008 19:21 |