Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > KÜLTÜR & SANAT & BİLİM & EĞİTİM > Kültür

Kültür Diğer bölümlere uymayan konular


SOL RADYO
Sol Radyo
Get the Flash Player to see this player.

BS Militanlarına Karşı Kürt Savaşçıları Ön Saflarda Yazımızı Okumak İçin Tıklayın

Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi
Sol Etiketli Müzik
Cevaplar
14
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
6538
Önceki Konu
önceki Konu
Ağaç Şeklinde Aç1Beğeni
Cevapla
 
Bookmark and Share LinkBack Seçenekler Stil
Alt 30 Temmuz 2007, 17:08   #1
 
seyyah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 13 Temmuz 2007
Üye No: 6
Mesajlar: 555
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
1 Mesajına 3 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 seyyah is on a distinguished road
Standart Sol Etiketli Müzik

Bu güne kadar üzerinde ısrarla durduğumuz ve değişik boyutlarıyla ele alıp, irdelediğimiz bir konu oldu devrimci sanat ve devrimci sanatçılık. Sanatın değişik dallarında; şiirde, sinemada, müzikte, resimde ve tiyatroda, bir bütün olara edebiyatta, hem var olan ürünleri, eserleri ile birçok sanatçıyı değerlendirip, devrimci tarzda eleştiriye tabii tuttuk, hem de kendi somut üretimlerimiz ve pratiğimizle devrimci sanata ve devrimci sanatçılığa dair bir perspektif oluşturmaya çalıştık.

Geriye dönüp bakıldığında, bir zamanlar gündem olmuş, belli bir okuyucu ya da dinleyici kitlesine sahip olan, şair yazar ya da müzik gruplarının bu gün esemesinin dahi okunmadığını görüyoruz. Bir roman, bir şiir ya da, bir kasetle üstelik sol bir söylem kullandıkları halde, yalnızca bir atımlık barut olabilen bu sanatçıların yaşadığı sorun neydi? Kendilerine sorarsanız “İlerici”, “devrimci”ydiler… Öyleyse hayatın ve kavganın akışına neden ayak uyduramadılar? Kısırlaşmalarının, üretimsizliğin ya da giderek daha bir yozlaşmanın, içerikte ve biçimde gericileşmenin nedeni neydi? Neden yaratıcı olamadılar? Neden kalıcı, istikrarlı, sağlam bir çizgi oluşturamadılar? Asıl dertleri güncel olanı, piyasada “iş” yapanı ele almak, bu yolla daha çok satmak, daha çok para kazanmak mıydı? Eğer öyleyse, solculukları, devrimcilikleri sadece bir etiketten ibaret değil miydi?

Hemen her sanat dalı için bu benzer sorularla yeniden değerlendirilmeyi bekleyen pek çok sanatçı ve sanatsal ürün var. Yaşadığımız sürecin özgünlüklerini, Anadolu halklarının kurtuluş kavgasının geldiği boyutu, devrim ve karşı devrimin kalın çizgilerle ayrıştığı, saflaşmanın daha bir belirginleştiği bu aşamayı dikkate alan bir tartışmaya ihtiyaç olduğuna inanıyoruz. Doğru ve yanlış, dürüst ve sahte olan netleşmelidir.

Egemenler için “denizin tükendiği” bu aşamada, halkın kurtuluş kavgasını bu anlamda sahiplenenlerle, bu kavgada yaratılan değerleri mirasyedi gibi tüketen, sol etiketli asalakların net bir biçimde ayrıştırılması şarttır.

Bu yazı özelinde müzik gruplarını; sol bir etiketle bir dönem “iş” yapan ama bugün tükenen, üretemeyen, kısırlaşan müzik gruplarını ele alacağız. Ahmet Kaya, Zülfü Livaneli, Selda vb. için artık söylenecek söz yoktur. Ne hayatın ne de kavganın hızlı ve sarsıcı akışı karşısında sahtekârlık yapacak manevra alanları kalmamıştır. Gerçek yüzleri çoktan ortaya çıkmış durumdadır. Üretemeyen, “Nostalji” albümleriyle durumu idare etmeye çalışan bir haldedirler.

Asıl olarak üzerinde duracağımız, 1980’li yılların ortalarından itibaren giderek sayıları çoğalan, kimisi belli bir siyasi çevrenin sesi olmuş, ama zamanla az da olsa var olan devrimci duyarlılığını yitirmiş müzik gruplarıdır. Grup Yorum’un kurulduğu 1985’li yıllara denk düşen dönemde, çoğunluğu üniversite gençliği içinden çıkan bu gruplar, o döneme özgü coşkularını, heyecanlarını, duyarlılıklarını, halka ve sorunlarına yönelik hassasiyetlerini zamanla yitirdiler. Kimisi bir, kimisi iki kaset yaptı. Belki birkaç konser düzenlendi ama ne yazık ki devamını getiremedi. “Grup Merhaba”, “Bengi Türkü”, “Günola”, “Grup Çağrı”, “Çağdaş Türkü” gibi gruplar ne varlıklarını koruyabildiler, ne de kalıcı izler bırakabildiler. Yok oldular.
“Grup Baran”, ”Grup Merhaba”, “Çağdaş Türkü” ve bugün esemesi dahi okunmayan diğerlerinin ortak bir özelliği vardı: 12 Eylül Faşist cuntasının ezip geçtiği, yılmış, yıkılmış, yenilgi psikolojisine kapılıp, halka ve devrime olan inançlarını yitirmiş “eski” lerden oluşuyordu üyeleri. Eski TKP’li, eski TİP’li, eski DY’li, eski Kurtuluş’çu gibi… Nasıl ki örgütsel yapıları, faşist cuntanın fiziki ve ideolojik saldırıları sonrası yeni dünyalar keşfediyorsa, onlar da aynı seyri izlediler.

Gün geçtikçe daha fazla yozlaşan, dejenere olan kültürel yapıları ve düşünme biçimleriyle, ilk çıkışta ele aldıkları konulara olan duyarlılıklarını bir süre sonra yitirdiler.

Hatta “Ezginin günlüğü” gibi,1980’li yılların ortalarında, 12 Eylül cuntasının yarattığı yoz kültüre alternatif olma arayışıyla ortaya çıkan gruplar bile, bir süre sonra ya dağılma noktasına geldiler, çalışmalarını durdurdular, ya da dağılıp yok oldular. Ya da ayakta kalabilmek için yeniden yapılandılar. İlk başlarda ağırlıkla gençliğin sahiplendiği bu gruplar, halk müziği çalgılarını, batı enstrümanlarıyla kaynaşabiliyor, çokseslilikte olumlu bir çizgide seyrediyorlardı. Nazım Hikmet, Ahmet Arif, Enver Gökçe gibi şairlerin şiirlerini besteliyor ya da geleneksel halk türkülerini yeniden düzenleyip söylüyorlardı. Duyarlıydılar, hümanisttiler, yaşananlara karşı tepkilerini bir biçimde dile getiriyorlardı. Ama yetmedi!..

1990’lı yıllarda yaşananlar, sosyalist sistemin yıkılışı ve revizyonizmin iflası sonrasında, var olan duyarlılıklarını tümden kaybettiler. Halkın değerlerine, yaşanan toplumsal sıkıntılara, sorunlara giderek yabancılaştılar. Ayrı bir dünyanın insanları oldular. Devrime, devrimciliğe, halka ve halkın değerlerine olan kısmi vurguları, bir süre sonra hiç yapmaz oldular şarkılarında. Saydığımız bu konular onlar için ya nostaljik sohbetlerin konusu ya da ele aldıklarında küfürle andıkları bir geçmiş… Az da olsa sahip oldukları değerleri terk ettiler, piyasanın aradığı tipte sanatçılar haline gelip, piyasanın istediği şarkıları yaptılar.
Örneğin Ezginin Günlüğü, tıpkı Yeni Türkü gibi, içerik olarak temeline bireyin dünyasının oturtulduğu, umutsuzluğun, karamsarlığın, bunalımlı ruh halinin ve boş vermişliğin erdem sayıldığı sözlerle kasetler yapmaya başladılar. “İstavrit” adlı kasetinde Ezginin Günlüğü; “Çık yollara şarkı söyle / Ne hale geldi dünya böyle / unut olanı ver elini oyna / Ceketini, bakışını, gülüşünü topla / geriye kalan acınası dünya” diyor, boş vermişliği, bireyciliği örgütlüyordu… Daha sonraki ürünlerinde de aynı biçimde bunalım, muğlaklık, karamsarlık hakim oldu… Ele aldıkları konularda öncelik; aşk, doğa, barış, çiçekler, insanlık, kuşlar vb. idi. Politika kaygıları olsa da, korkak, çekingen ve düzenin izin verdiği ölçüde yaptılar.

Bugün, hasbelkader varlığını devam ettiren “sol etiketli” bu grupların en önemli açmazları, her şeyden önce örgütsüz oluşlarıdır. Sözde devrimci, sözde solcu, ilerici olan ama örgütsüzlüğü her şeyin üzerinde gören ve bireyi yücelten bu gruplar, örgütlü yaşam ve mücadeleden her zaman korktular. Korktukları; devrim yolunda ödenmesi zorunlu bedellerdir. Bedel ödemeden hiçbir hakkın kazanılmayacağını, özgürlüğün bahşedilmeyeceğini bilmiyor olabilirler mi?

Sözde solcu ama devrimci bir ideolojiye sahip değil…

Sözde solcu ama örgütlü mücadeleden kaçıyor…

Mücadeleyi, halkın çektiği acıları, yaşanan baskı, işkence ve katliamları, kayıpları sadece izliyorlar… Sözde solcular ama sadece gözlemcilik yapıyor var olanı değiştirmeye kesinlikle yeltenmiyorlar.

“Müzikte slogana yer yok!” gibi teranelere sarılıyor, politika yapmaktan duydukları korkuyu, sözde sanatsal içerikli tartışmalarla perdelemeye çalışıyorlar.

Üstü kapalı ya da dolaylı anlatımlarla halkın sorunlarını ele alıyorlar ki alabilene aşk olsun. Yaşanılan süreçle ilgili olmayan tali yada marjinal kalmış bir konuyu, olay ya da olguyu işliyorlar. Arada okunan Pir Sultan türküsü ya da kürtçe okunan bir geleneksel türkü ile de zevahir kurtarılamaya çalışılıyor.
Onlara göre müzikte politik bir söyleme sahip olmak, gerçekleri yalın ve anlaşılır bir dille ifadelendirmek kabalık, dogmatiklik ve hatta slogancılık oluyor. Elbette ki yürekleri hayatın ve kavganın ortasında atmayanların, öfkeyi, kini, hesap sorma isteğini, adalet, eşitlik ve devrim özlemini anlamaları mümkün değildir.

Sözde solcudurlar ama radikal olmaktan, militan tavırlardan korkar ve çekinirler. Kendi kabuklarında yaşarlar. Halka yabancılaşmış, halka tepeden bakan bireyler durumundadırlar. En iyi yaptıkları, burjuva hümanizması ile olaylara yaklaşmaktır. Olayların özünü, sömürü ve zulmü ele almaz, hedef göstermeyen sözlerle, var olan duruma sadece gözyaşı dökerler. Kendi yaşamadıkları, hissetmedikleri acıların, yoklukların, baskı ve zorun dışarıdan edebiyatını yaparlar. Ama bu kendini giderek tüketen bir edebiyattır. Nitekim öyle de olmuş; taraf olmayı doğru devrimci bir ideoloji etrafında örgütlü olmayı reddettikleri için, bugün üretemez duruma düşmüşlerdir.

Suya sabuna dokunmayan, içerikte bireyi göklere çıkaran, biçimde ise popçulardan esinlendiği düzenlemelerle “değişik” ve “yeni” bir şeyler yakaladığını zanneden bu “sol etiketli” gruplar için artık yolun sonu da gelmiş durumdadır.

Disiplinsiz ve bohem yaşantıları, ahlaki-kültürel yozluk ve dejenerasyonları, uzlaşmacı, teslimiyetçi kafa yapıları ve yaşam biçimleriyle hem halkın hem de kurtuluş kavgasının uzağındadırlar. Halkın ve hayatın içinde değillerdir. Ne halkın direncinde, ne de sevdasında yer edinememişlerdir. İşçisi, memuru, gençliği, gecekondulusu ile hayatın hayatın her alanında halkla kucaklaşmayan ve bunu bir yaşam biçimi haline getiremeyen bu “sol etiketli” müzik grupları için gelinene aşamada tek çare, güncel olanı, rağbet edileni, piyasada “iş” yapanı tercih etmektedir.

Kafaları sadece kendi cepleri için çalışan tüccarlar durumuna gelmişlerdir. Halkın ve mücadelenin yarattığı değerlerine sahip çıkmamakta, asalak ve talancı zihniyetle yalnızca sömürüsünü yapmaktadır. Popülisttirler… Bu nedenle özünü savunmaz, bizzat kavgasını vermezler ama “iş” yapacağını, piyasada tercih edileceğini bildiklerinden “Sivas”ta yakılan aydınlar için türküler yakar ya da Mahir Çayan’ları, Deniz Gezmiş’leri, İbrahim Kaypakkaya’ları işleyen parçalar yaparlar.

İçeriğine bakmaksızın halk müziğinden herhangi bir türküyü kasetlerine alabiliyorlar. Kürtçe parçalara kasetlerinde yer verebiliyor, konserlerinde söyleyebiliyorlar. Ama yaptıkları sadece saydığımız tüm bu değerleri sömürmekten başka bir şey değildir. Aynı şeyi halk türküleri için de söyleyebiliriz. Burada da halk müziğine yoğunlaşan ilgiyi sömürüyorlar. Tek kelimeyle piyasacıdırlar, hepsi bu!

Coşkusuz söyleyişleriyle, ilerici, devrimci şairlerin şiirlerini de özünden uzaklaştıran, hatta özünü öldüren, bu sol etiketli müzik grupları, şimdilerde sadece “moda” olanla “iş” yapanla, piyasada rağbet edilenle uğraşıyor; yeri geliyor “Alevici”, yeri geliyor “yurtsever” olabiliyor, laf aramızda iyi de para kazanıyorlar.

Aslında, meselenin özü, bizzat hayatın içinde olunup olunmadığı sorunudur. Hayatın içinde olmak, halkın içinde olmak, onun haklı ve meşru kavgasının içinde olmak demektir. Hayatın içinde olmak, bir devrimci sanatçı için üretimin kaynağında olmak demektir.

İşte 1985’lerde Grup Yorum’un müzik faaliyetine başladığı dönemde ortaya çıkan ama bu gün esemesi dahi okunmayan “sol etiketli” müzik gruplarıyla Grup Yorum’un farkı buradadır. Önce “Grup Yorum”, daha sonra “Grup Ekin” ve “Özgürlük Türküsü”, kurulduktan bu güne dört duvar arasına hapsolmadılar. Halka soluk alıp verdiler. Acılarını, sevincini, coşkusunu, açlığını, yokluğunu, direnişini, kavgasını, öfkesini, kinini, hesap sorma isteğini paylaştılar.
Örgütlü mücadele içinde, örgütlü-militan bir sanatçı tipinin yaratıcısı oldular. Grevlerde, direnişlerde, gecekondu yıkımlarında, Zonguldak’ta, Paşabahçe’de, Gazi Ayaklanması’nda, Sibel Yalçın’ın cenazesini sahiplenmede, Nurtepe ve Okmeydanı’nda barikatlar ardında, hapishane direnişleriyle dayanışma eylemlerinde, evlatlarına sahip çıkan analarla omuz omuza oldular. Hayatın ve kavganın ortasında oldular hep. İşçilerden kamu emekçilerine, gençlikten yoksul gecekondu halkına, hapishanelerdeki devrimci tutsaklardan, ülkemizin dağlarındaki gerillalara, şehirde kırda savaşan halk kurtuluş savaşçılarına kadar hayatın her alanı hayat damarı oldu Grup Yorum için.

Grup Yorum, Grup Ekin ve diğer örgütlü sanatçılar, her şeyden önce devrimci, sonra sanatçı oldular. Her koşulda hiçbir fedakarlıktan kaçınmadan örgütlü mücadeleyi sürdürdüler. Halkın acılarını izleyen, gözlemleyen değil, bizzat halkın içinde yaşayan ve iliklerinde hisseden oldular. Bu nedenle şarkıları, türküleri, marşları hep sıcak, hep tanıdık geldi halka. Sade, yalın ve anlaşılır bir dille, lafı eveleyip gevelemeden, açıkça söylediler. Halkın diliyle konuşmayı ilke edindiler. Disiplinli, titiz ve araştırmacı oldular. Halkın tarihini, isyanlarla örülü geçmişini özenle ele aldılar. Anadolu halklarının kültürel mirası içerisinden hastalıklı ve geri unsurları, öğeleri ayıklama becerisini gösterdiler.

Bütün baskılara, yasaklamalara, gözaltı, işkence ve tutuklamalara, cezalarla yıldırma girişimlerine rağmen inanç ve kararlılıklarından hiç bir şey kaybetmediler. Aksine inanç ve kararlılık, savaşma azmi aşıladılar kitlelere. Sınıf kinini, öfkeyi, hesap sorma ve adalet isteğini perçinlediler. Acıyı, yoksulluğu dramatize ettiler belki ama onlardan kurtuluş yolunu da gösterdiler. Yasaklara rağmen devrimci yaratıcılıkla, gözü peklik ve kararlılıkla, düşmana inat onbinlerle buluştular. Kimi zaman bir grevde direnişte fabrika önünde, kimi zaman bir gecekondu mahallesinde, kimi zaman bir mitingde, yürüyüşte ya da gençliğin bir forumunda boykot eylemlerindeydiler.

Panzerlerin, eli silahlı binlerce polisin gözleri önünde kararlı haykırışlarına devam ettiler hep… “Omuzdan tutun beni / halaya katın beni” dediler, “Günün sancısı var / şafağın çağrısı var / zaferin müjdesi var” dediler, “Cesaret, cesaret daha fazla cesaret / Kurtuluş mutlaka ellerimizde” dediler... Susmadılar hiç.

Grup Yorum ve Grup Ekin’in üretim süreçlerinin bütününde eserlerine devrimci bir bilinç yön vermiş, yaşanılan sürecin özgünlüklerini ve ihtiyaçlarını dikkate alan ürünler çıkarmışlardır ortaya. “sol etiketli” müzik grupları birer mirasyedi olarak devrimci değerleri çarçur eder ve sömürürken, onlar devrimci değerlerin ısrarlı savunucuları olmuşlardır. Sorun, diğerleri gibi salt devrimci yükselişin olduğu dönemlerde üst perdeden konuşma, çalma, söyleme sorunu değildir. En zor koşullarda dahi halka ve devrime kıskançlıkla sahip çıkma sorunudur. Bu da ancak doğru ve devrimci bir ideolojiye sahip olmakla mümkündür.
Grup Yorum, Grup Ekin, Özgürlük Türküsü ve diğer örgütlü sanatçılarımız doğru, devrimci ideolojileri, örgütlü yaşamları ve mücadele pratikleriyle devrimin müziğini yapmaktadırlar.
Sol etiketli gruplar, belki bir dönem devrimci değerlerden güç aldılar. Ama örgütsüz, disiplinsiz, elit halka yabancı ve yozlaşan yaşamlarla bu değerleri sıradanlaştırdılar. Ne kendilerine özgü bir sanat dilleri, nede estetik kaygıları oldu. İşledikleri konuları, kendilerine benzettiler ve topyekun değersizleştiler.
Türküden destana, marştan enstrümantale kadar bir çok değişik formu kullanabilen Grup Yorum, kendisine haz bir tarz yaratmış, kendisinden sonra gelenler için de bu anlamda somut bir örnek olmuştur.

Devrimci sançtılar olarak onlar, haklı ve meşru bir davanın savunucusu olduklarını da açıklıkla ortaya koymuşlardır. Silahlı mücadelenin ve devrimin meşruluğunu savunan ve bunu eserlerine konu yapan Grup Yorum, bir kez daha vurgulanmalıdır ki, devrimin müziğini yapmaktadır. “Cemo” adlı kasetinde; “Alnında yıldızlı bere / elinde mavzeriyle
çıkıp Dersim dağlarında / türkü söylemek var ya…” diyen Grup Yorum, bugün de
“Bilek var vuruşmaya / soluk var harcanmaya / cephe var savaşmaya / zafer yakında” demekte, çok açık bir biçimde Anadolu halklarına kurtuluşun yolunu göstermektedir.
“Ekmekten sevdaya” hayatı ve halkı ilgilendiren her konuyu ele almaktadır Grup Yorum. Ele almakta, çözümlemekte, açıkça hedef göstermektedir. Sözlerinde ağdalı, anlaşılmaz imgeler ya da belirsizlik yoktur. Yakınma, umutsuzluk, karamsarlık, sızlanma ya da bunalım yoktur.
“Hakkın ara sor da gel / çadırları kur da gel / düğün olsun grevler / davullara vur da gel” der ve başka da bir söze gerek bırakmaz Grup Yorum.

İçerikte olduğu gibi biçimde de giderek yetkinleşen ve ustalaşan Grup Yorum, batı enstrümanlarını kullanır, çok sesli düzenlemeler ve koral söyleyişi kullanır, ama tüm eserleri buram buram Anadolu kokmaktadır.

Sol etiketli müzik gruplarının sözde “ çağı yakalamak”, “çağdaş olmak” adına salt biçimde keşfettiği birtakım “yenilikler”, Grup Yorum için “yeni” olmamıştır hiçbir zaman “solculuk” bu da değil üstelik. Halkın sorunlarına, güncel gelişmelere duyarsız olanın çağı yakaladığı iddia edilebilir mi?

Daha bugünden ölümsüz eserler yaratan Grup Yorum ve Grup Ekin’in devrimci yaratıcılığının ve üreticiliğinin sırrı, hayatın ve kurtuluş kavgasının içinde kanlarının son damlasına dek dövüşen ve destansı direnişler yaratarak ölümsüzleşenlerin soyundan; türkü söyler gibi dövüşen, ölürken de “erkekçe” türkü söyleyenlerin soyundan geliyor oluşlarıdır.
Şimdi son sözleri, Şilili ozan Viktor Jara söylesin. Çünkü bu sözler, baçından itibaren söylediklerimizin özü, özeti gibidir.” Sol etiketli” olan, ama özü itibariyle “cellâtların, paranın ve egemenlerin” değirmenine su taşıyanlarla, “yepyeni yarınlar için çarpışan halkın” sesi olanları bu sözler net olarak ifade ediyor:

“Türkü söyleme aşkımdan ya da sesimi dinletmek için değil bunca türkü söylemem. Benim namuslu gitarımın sesi dünyanın yüreğinden çıkar, kutsal su gibi şefkatli, bir güvercin gibi uçar… Benim gitarım okşar öleni ve yiğidi, Violetta Parra’nın dediği gibi o, pırıl pırıl ve bahar kokan bir işçidir! O cellâtların, paranın ve egemenliğin değil, yepyeni yarınlar için çarpışan halkımın gitarıdır… Çünkü her türkü kendi yürek ayışları gücünce anlamlıdır. Ve o türkü, ancak ölürken de erkekçe türkü söyleyenindir: Ben, pohpohlanmak yada turistler içlensin diye değil, bir uzun şerit gibi olan ülkem için söylüyorum, daracık ama sonsuza dek derin…”

www.grupyorum.net
__________________

seyyah isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02 Ağustos 2007, 00:39   #2
 
volky1413 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 29 Temmuz 2007
Üye No: 913
Bulunduğu yer: Gazi Mahallesi
Mesajlar: 17
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 volky1413 is on a distinguished road
Standart

selam yoldas yazı cok güzel ama bazı yerlerde bi eksiklik var.
Mesela orda bi yerde sanatçılar örgütlü mücadeleden kaçıyor gibisinden bir söz var, bencede örgütlü mücadeleden kaçılmalı, çünkü bu işi yapan herhangi bir örgütün elemanı değil, bizim içimizden olan bir sanatçı.
Sanatçı sanatını yapar, sanatını devrimciler için yapabilir ama özelliklede herhangi bir kurum için yapamaz, yaparsada kitlesi azalır, emim ki hiç bir sanatçı da bunu göze alamaz...

ben sana bir kaç örnek vereyim:

İlkay Akkaya Grup Yorum'dan ayrılacağı zaman Höc'lüler İlkay Akkaya'yı tartaklamışlardı.. sebebi de sen Grup Yorum'un elemanısın, neden örgütlenmiyorsun ve Grup Yorum'u terkediyorsun du!!!!

Metin Kahraman olayını zaten biliyorsunuzdur..

ve böyle davranışları hiç de olumlu karşılamıyorum, ben Grup Yorumun müzikleri sayesinde şu an devrimciyim, belki o olmasaydı ben şu an bir serseri olabilirdim. Ama ne yazık ki Geçtiğimiz Hafta Mehmet Akif Ersoy Piknik Alanında düzenlenen etkinliğe olan katılım çok azdı, sebebi de yukarda yazdığım...
__________________
Diren ki; Bedeli Ödenen Her Kavgada Güneşli, Güzel Günlere İnanan Çocukların Olsun...
volky1413 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02 Ağustos 2007, 01:50   #3
 
seyyah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 13 Temmuz 2007
Üye No: 6
Mesajlar: 555
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
1 Mesajına 3 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 seyyah is on a distinguished road
Standart

Alıntı:
volky1413 Nickli Üyeden Alıntı
selam yoldas yazı cok güzel ama bazı yerlerde bi eksiklik var.
Mesela orda bi yerde sanatçılar örgütlü mücadeleden kaçıyor gibisinden bir söz var, bencede örgütlü mücadeleden kaçılmalı, çünkü bu işi yapan herhangi bir örgütün elemanı değil, bizim içimizden olan bir sanatçı.
Sanatçı sanatını yapar, sanatını devrimciler için yapabilir ama özelliklede herhangi bir kurum için yapamaz, yaparsada kitlesi azalır, emim ki hiç bir sanatçı da bunu göze alamaz...

ben sana bir kaç örnek vereyim:

İlkay Akkaya Grup Yorum'dan ayrılacağı zaman Höc'lüler İlkay Akkaya'yı tartaklamışlardı.. sebebi de sen Grup Yorum'un elemanısın, neden örgütlenmiyorsun ve Grup Yorum'u terkediyorsun du!!!!

Metin Kahraman olayını zaten biliyorsunuzdur..

ve böyle davranışları hiç de olumlu karşılamıyorum, ben Grup Yorumun müzikleri sayesinde şu an devrimciyim, belki o olmasaydı ben şu an bir serseri olabilirdim. Ama ne yazık ki Geçtiğimiz Hafta Mehmet Akif Ersoy Piknik Alanında düzenlenen etkinliğe olan katılım çok azdı, sebebi de yukarda yazdığım...

Dostum ben sanatçıların örgütlü mücadelede yer almasından yanayım çünkü sanatçılar halk tarafından örnek alınan kişilerdir sanatçılar örgütsüzlüğü savunursa halkı örgütlemenin çok zor olduğunu düşünüyorum.Lenin'in sanatçıların örgütlülüğüyle ilgili bir sözü:"proletaryanın genel davasının bir parçası haline gelmeli, bütün proletaryanın politik olarak bilinçli bütün öncüleri tarafından harekete geçirilen o tek ve büyük Sosyal-Demokrat mekanizmanın 'küçük bir çarkı ve vidası' olmalıdır."
Hem örgütlülükten yana olmayıp;

'Küçük Vida' Olmayı
Reddedip 'Ben Ben'
Diyeni Sahiplenmek,
Örgütsüzlüğü Yüceltmektir

diyenlerinin sonlarının neresi olduğunu gördük.(örnek:Hilmi Yarayıcı Chp'nin düzenlediği konserde yer alması.Buna bir başka örnekte Zülfü Livaneli de verilebilir.)
Grup Yorum'un 22 yıllık "Bir Kar Makinası" olmasının nedeni de örgütlü mücadelede yer almalarından olabilir mi?Ne dersin?

Evet sanatçı sanatı yapar ama sanatımı yaptım ben görevimi yerime getirdim demekte kolaycılığa kaçmaz mı?
Grup Yorum sosyalistler için müziği yapıyor zaten bütün devrimci örgüt ve partilerden geniş bir dinleyici kitlesine sahip olmasıda bunu gösteriyor.

"Metin Kahraman olayını zaten biliyorsunuzdur" evet biliyoruz Metin Kahramanın nasıl biri olduğunuda biliyoruz bilmeyen arkadaşlar burdan ulaşabilir:

http://www.yuruyus.com/www/news.php?h_newsid=520

http://www.yuruyus.com/www/news.php?h_newsid=521

Halk sofrası pikniğine katılım yaklaşık 2500 civarı kişiydi.(Kaynak:www.grupyorum.net)
O pikniği düzenleyen Grup Yorum değildi yani onun politik görüşüyle katılımın bi alakası yok bence.
__________________

seyyah isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02 Ağustos 2007, 10:39   #4
 
volky1413 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 29 Temmuz 2007
Üye No: 913
Bulunduğu yer: Gazi Mahallesi
Mesajlar: 17
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 volky1413 is on a distinguished road
Standart

Alıntı:
seyyah Nickli Üyeden Alıntı
Dostum ben sanatçıların örgütlü mücadelede yer almasından yanayım çünkü sanatçılar halk tarafından örnek alınan kişilerdir sanatçılar örgütsüzlüğü savunursa halkı örgütlemenin çok zor olduğunu düşünüyorum.Lenin'in sanatçıların örgütlülüğüyle ilgili bir sözü:"proletaryanın genel davasının bir parçası haline gelmeli, bütün proletaryanın politik olarak bilinçli bütün öncüleri tarafından harekete geçirilen o tek ve büyük Sosyal-Demokrat mekanizmanın 'küçük bir çarkı ve vidası' olmalıdır."
Hem örgütlülükten yana olmayıp;

'Küçük Vida' Olmayı
Reddedip 'Ben Ben'
Diyeni Sahiplenmek,
Örgütsüzlüğü Yüceltmektir

diyenlerinin sonlarının neresi olduğunu gördük.(örnek:Hilmi Yarayıcı Chp'nin düzenlediği konserde yer alması.Buna bir başka örnekte Zülfü Livaneli de verilebilir.)
Grup Yorum'un 22 yıllık "Bir Kar Makinası" olmasının nedeni de örgütlü mücadelede yer almalarından olabilir mi?Ne dersin?

Evet sanatçı sanatı yapar ama sanatımı yaptım ben görevimi yerime getirdim demekte kolaycılığa kaçmaz mı?
Grup Yorum sosyalistler için müziği yapıyor zaten bütün devrimci örgüt ve partilerden geniş bir dinleyici kitlesine sahip olmasıda bunu gösteriyor.

"Metin Kahraman olayını zaten biliyorsunuzdur" evet biliyoruz Metin Kahramanın nasıl biri olduğunuda biliyoruz bilmeyen arkadaşlar burdan ulaşabilir:

http://www.yuruyus.com/www/news.php?h_newsid=520

http://www.yuruyus.com/www/news.php?h_newsid=521

Halk sofrası pikniğine katılım yaklaşık 2500 civarı kişiydi.(Kaynak:www.grupyorum.net)
O pikniği düzenleyen Grup Yorum değildi yani onun politik görüşüyle katılımın bi alakası yok bence.


Verdiğin örnek sadece Grup Yorum ve elemanlarıyla kısıtlı kalmış, evet Metin Kahraman sonuna kadar haksızdı, ama sonuç olarak onun da br kitlesi var ve onun da sevenleri var, sence ... kurumun böyle birşey yapması ... kuruma (+) değer mi olarak döndü yoksa (-) değer olarak mı?

Grup Munzur'u bilirsin, Partizan ve Dhp sempatizanıdır ve benimde çok sevdiğim bir gruptur, sence Grup Munzur'un Grup Yorum'dan daha çok sevilmesinin nedeni nedir?

Grup Yorum'un bir çok elemanı gruptan ayrıldı diye tartaklandı ... kurum tarafından... Efkan şeşen, İlkay Akkaya Hilmi Yarayıcı...

Şart olan sanatçının örgütlü olması değil, sanatçının müziğindeki ışıltının nereyi aydınlattığıdır...
__________________
Diren ki; Bedeli Ödenen Her Kavgada Güneşli, Güzel Günlere İnanan Çocukların Olsun...
volky1413 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02 Ağustos 2007, 21:40   #5
 
seyyah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 13 Temmuz 2007
Üye No: 6
Mesajlar: 555
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
1 Mesajına 3 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 seyyah is on a distinguished road
Standart

Alıntı:
volky1413 Nickli Üyeden Alıntı
Verdiğin örnek sadece Grup Yorum ve elemanlarıyla kısıtlı kalmış, evet Metin Kahraman sonuna kadar haksızdı, ama sonuç olarak onun da br kitlesi var ve onun da sevenleri var, sence ... kurumun böyle birşey yapması ... kuruma (+) değer mi olarak döndü yoksa (-) değer olarak mı?

Grup Munzur'u bilirsin, Partizan ve Dhp sempatizanıdır ve benimde çok sevdiğim bir gruptur, sence Grup Munzur'un Grup Yorum'dan daha çok sevilmesinin nedeni nedir?

Grup Yorum'un bir çok elemanı gruptan ayrıldı diye tartaklandı ... kurum tarafından... Efkan şeşen, İlkay Akkaya Hilmi Yarayıcı...

Şart olan sanatçının örgütlü olması değil, sanatçının müziğindeki ışıltının nereyi aydınlattığıdır...

Tamam ben anladım sorunu.Sorun Grup Yorum'un örgütlü filan olması değil sorun Grup Yorum'un Parti-Cephe sempatizanı olması.Grup Yorum'da partizan ya da başka bir örgüt sempatizanı olsaydı onuda çok severdin dimi?
Grup Munzur'un mu Grup Yorum'un mu daha çok sevildiği konusuna girmicem böyle bir konuyu tartışmayı kendime yakıştıramıyorum.İkisininde devrimci müziğe büyük katkıları olmuştur.

Şu tartaklanma meselesini kanıtlarmısın çünkü o saydığın isimler Grup Yorum 20. yıl konserinde konuk olan sanatçılardır.Tartaklanma gibi olaylar olsa onların orda ne işi var dimi?(En azından ben kendim için söyleyim beni tartaklayan birisinin yanında ben yer almam.)

Sanatçının örgütlenmesi şarttır.Devrimcilerin her yerde örgütlenmesi şarttır.
Hele halk kitlesini örgütleme sıkıntısı yaşandığı bu dönemde sanatçıların örgütlü olması daha bir önem taşıyor.
__________________

seyyah isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 03 Ağustos 2007, 02:02   #6
 
volky1413 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 29 Temmuz 2007
Üye No: 913
Bulunduğu yer: Gazi Mahallesi
Mesajlar: 17
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 volky1413 is on a distinguished road
Standart

Alıntı:
seyyah Nickli Üyeden Alıntı
Tamam ben anladım sorunu.Sorun Grup Yorum'un örgütlü filan olması değil sorun Grup Yorum'un Parti-Cephe sempatizanı olması.Grup Yorum'da partizan ya da başka bir örgüt sempatizanı olsaydı onuda çok severdin dimi?
Grup Munzur'un mu Grup Yorum'un mu daha çok sevildiği konusuna girmicem böyle bir konuyu tartışmayı kendime yakıştıramıyorum.İkisininde devrimci müziğe büyük katkıları olmuştur.

Şu tartaklanma meselesini kanıtlarmısın çünkü o saydığın isimler Grup Yorum 20. yıl konserinde konuk olan sanatçılardır.Tartaklanma gibi olaylar olsa onların orda ne işi var dimi?(En azından ben kendim için söyleyim beni tartaklayan birisinin yanında ben yer almam.)

Sanatçının örgütlenmesi şarttır.Devrimcilerin her yerde örgütlenmesi şarttır.
Hele halk kitlesini örgütleme sıkıntısı yaşandığı bu dönemde sanatçıların örgütlü olması daha bir önem taşıyor.


Evet sorunu anlamışsın ama kendince, yani ben burda ne Partizan ne de Dhp sempatizanlığı yapıyorum, evet gerçektende örgütlü olduğum partiyi söylemek gerekirse ben Esp'liyim...

Sorun Grup Yorum'un örgütlü olup olmamasıda değil, Grup Yorum gibi bir prtostest devrimci müzik yapan kitlenin çevresindeki insanlar, onların Metin Kahraman'ı dövemeye ne hakları var, onların İlkay Akkaya gibi bir sanatçıyı tartaklamaya ne hakları var... Kanıt istiyorsun ama sana malesef dicem, tanık olduğum herşeyi resme yada videoya dökemiyorum malesef, bu sadece senin insafına kalmış, yani ister inanırsın ister inanmazsın...

Ben ısrarla sanatçıların örgütlü değil de devrim ve devrimciler adına müzik yapması gerektiğini söylüyorum
__________________
Diren ki; Bedeli Ödenen Her Kavgada Güneşli, Güzel Günlere İnanan Çocukların Olsun...
volky1413 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 03 Ağustos 2007, 02:54   #7
 
che_1955 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
İŞÇİ...
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 13 Temmuz 2007
Üye No: 4
Mesajlar: 6.987
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 2.370
874 Mesajına 2.768 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 100 che_1955 isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
Standart

Yoldaşlar bu tartışma için sizlere teşekkür ediyorum.

Ancak benimde sizlere söyleyeceğim birşeyi umarım kabul edersiniz. Devrimci Sanatçının asli görüşü (Fraksiyonu) Sanatı için önemli olmamalı,İlkay akkaya'nın gurup yorumdan ayrılması vs.. Olaylar bizi bağlamıyor.Biliyorizki bu insanlar küçükburjuvadır ve içinde bulundukları dünya,onlara bu tip sancıları zorunlu kılıyor.

Ne yapayacağız? Bizler bir zamanlar ruhi SU'yu izlemek için Ankara ve İstanbula ucuz olduğu için trenle gittiğimiz gibi,bu sanatçılarımızıda yanlız bırakmayacağız. İster bir devrimci örgütü temsil etsin,isterse sadece Sosyalistim desin.

Sevgilerimle..
che_1955 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
che_1955 Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Adalıİnsan (20 Mayıs 2014)
Alt 04 Ağustos 2007, 13:06   #8
 
seyyah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 13 Temmuz 2007
Üye No: 6
Mesajlar: 555
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
1 Mesajına 3 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 seyyah is on a distinguished road
Standart

Alıntı:
volky1413 Nickli Üyeden Alıntı
Evet sorunu anlamışsın ama kendince, yani ben burda ne Partizan ne de Dhp sempatizanlığı yapıyorum, evet gerçektende örgütlü olduğum partiyi söylemek gerekirse ben Esp'liyim...

Sorun Grup Yorum'un örgütlü olup olmamasıda değil, Grup Yorum gibi bir prtostest devrimci müzik yapan kitlenin çevresindeki insanlar,
Öncelikle ben sana partizan sempatizanlığı yapıyorsun demedim yazımı dikkatli okursan orda partizan ve bir başka örgüt yazıyor.

Dostum sorunu yanlış anlamamışım kendin söylemişsin bak sorun Yorum'un örgütlü olmaması değil sorun Grup Yorum'un çevresindeki insanlar (Parti-Cepheliler) demişsin.


Metin Kahraman olayı artık temcit pilavına döndü.Grup Yorum'u kötülemek isteyen herkes bunu önümüze getiriyor ama bunu söylerken kendisinin sosyalist olduğunu kapitalizme karşı olduğunu unutuyor. Kapitalizmin batağına düşmüş,emek hırsızı,iftiracı,olan kapitalizmin getirdiği bireyciliği,parayı savunan birisine uygulanan şiddeti benden kınamamı bekleme.Bizler kolektivizmi,paylaşımı savunan kişileriz bizim bu değerlerimize saldırarak rant sağlayan kişiyle iyi ilişkilerde bulunmamızı da bekleme.

Grup Yorum bütün devrimciler için müziğini yapıyor.Öle olmasa dünyada İnti İllimani'yle birlikte protest müziğin en önemli temsilci olarak gösterilmezdi.
Hem sadece kendi örgütü için müzik yapsa:
"Cemo" dağdaki bütün gerillarımızın sesi,
"Direnişçilerin cevabı" direnişçilerimizin sesi,
"Uğurlama" yüreğine devrim aşkı düşenin sesi olamazdı dimi?

Grup Yorum bütün devrimciler için bir değerdir.Kendisine sosyalist diyen birisi Grup Yorum'u sahiplenmelidir.Neden mi sahiplenmeli?

*İlk mesajında yazmıştın bu düşünceyle tanışman Grup Yorum sayesinde olmuştu.O olmasaydı belkide şuan serseriydim demiştin aynı şeyler benim içinde geçerli hatta aynı şeyler binler içinde geçerli.

*Grup Yorum, bu yolda çok ağır bedel ödeyen bir gruptur.Bütün üyeleri işkencelerden geçirilmiş,müzikleri yaptırılmamış,hapishanelerin havasını koklamış kişilerdir.

*Grup Yorum, 12 Eylül karanlığında birçok örgüt susarken,devrimci mücadelemizde sesimiz olmuştur.

*Grup Yorum, kapitalizmin getirdiği bireyselliğe, çıkarcılığa karşı kollektivizmi,paylaşımı savunmuştur.

*Grup Yorum, 22 yıllık bir emektir.

*Grup Yorum,dünyandaki çoğu protest müzik yapan grupların imrendiği bir değerdir.

*Grup Yorum,çoğu aydınımızın yaptığı gibi örgütsüzlük değil -yine söylüyorum örgütlenmesi sıkıntısı yaşandığı bir dönemdeyiz- örgütlülüktür.

*Grup Yorum,dağdaki gerillanın,ölüm oruçlarında,çatışmalarda direnen halkımızın sesidir.

*Grup Yorum,bir grup olmakla beraber sosyalizm okuludur.
__________________

seyyah isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 21 Kasım 2012, 03:58   #9
 
Mahsus Mahal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 31 Ekim 2012
Üye No: 43904
Mesajlar: 71
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 Mahsus Mahal is on a distinguished road
Standart

Grup Munzur Grup Yorum'dan daha çok dinleniyor diyen arkadaş sanırım ironi yapmak istedi.Grup yorum Türkiye'de protest müziğin en önemli temsilcisidir.Bir markadır,okuldur. Müzikleri çok kalitelidir. Hatta apolitik veya oportinist davransalar çok daha ünlü olurlar,medyada gündeme gelirlerdi.
Ülkücü,kemalist vb. arkadaşlarımın Grup Yorum dinlediğine defalarca tanık oldum.Son Bakırköy konserinde alanda 250.000 kişi vardı (hava şartları da kötüydü) Bu da onların etkinliği açısından bir fikir verir sanırım.
Mahsus Mahal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 24 Mayıs 2013, 15:32   #10
 
UmudunElçisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 16 Şubat 2013
Üye No: 45245
Mesajlar: 131
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 1
2 Mesajına 2 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 UmudunElçisi is on a distinguished road
Standart

Bu arada İlkay Akkaya ile ilgili benim duyduğum (ne kadar doğrudur tartışılır) Gözaltındayken Polis komiseri bir şarkı isteği yapıyor. Ve İlkay Akkaya'da bu şarkı komisere gelsin havasıyla istek olan parçayı söylüyor. Ne kadar doğrudur tartışılır tabii
__________________



Kurtuluş Kavga'da Zafer CEPHE'DE!
UmudunElçisi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı


“Hukuk, iktidarın fahişesidir”
Şu Anki Zaman: 10:53.


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.1