Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > DEVRİMCİ TEORİ > Kapitalizm ve Mekan


SOL RADYO
Sol Radyo
Get the Flash Player to see this player.

BS Militanlarına Karşı Kürt Savaşçıları Ön Saflarda Yazımızı Okumak İçin Tıklayın

Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi
odessa
Cevaplar
6
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
2362
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Bookmark and Share LinkBack Seçenekler Stil
Alt 12 Mart 2011, 14:09   #1
 
Gramsci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 09 Kasım 2008
Üye No: 14646
Mesajlar: 977
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
4 Mesajına 4 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 Gramsci is on a distinguished road
Standart odessa

ODESSA – EYLÜL 07’

Bir kentin teslim alınışı




Odessa. Karadeniz’in incisi, Ukrayna’nın, eski Sovyet ve Çarlık Rusyası dönemlerinin en özel ve renkli kentlerinden biri. Olağanüstü çok-kültürlü ve zengin etnik yapısıyla Karadeniz’in en kuzey batı ucunda konumlanan büyük bir liman kenti. Halen Karadeniz’in en büyük limanına ev sahipliği yapan Odessa (Ukraynacası tek s ile: Odesa), görenlerde her zaman için hayranlık ve imrenme uyandıran farklı havasıyla Rus kültürel Rönesansı 19. yüzyılın en karakteristik ve seçkin niteliklerini bünyesinde en uyumlu şekilde barındıran ender kentlerin başında geliyor. Eski Grekçeden türeme bir isim olan Odessa’nın Ukrayna’da ve yakın çevrede halen akıllara getirdiği ilk imge, zamanının Yahudi kenti olmasının ve limanıyla özdeş yapısının yanı sıra, yüzden fazla etnik unsurun ve milletin barış içinde yaşamasının en nadide örneklerinden birini gururla temsil ediyor olmasıdır elbette.

Sovyet Uygarlığı süresince az çok mutlu ve huzurlu bir dönem yaşayan Odessa için 90’lı yılların gelmesi ile çanlar artık farklı çalmaya başladı. Diğer sayısız Sovyet kenti gibi 91’in de her açıdan yeni bir milat olduğu Odessa için bu tarihten sonra sosyal, ekonomik, kültürel ve diğer alanlarda çok ciddi ve etkileri halen sarsıcı şekilde süren art arda büyük toplumsal kırılmalar yaşandı. Siyasi, sivil ve askeri denetim ve kontrolün bir anda kaybolması sonucu kent, her türden sahipsizliğin ve denetimsizliğin kucağına itildi. Çok değil, yalnızca birkaç yıl içinde Odessa, her anlamda adeta bir yol geçen hanına döndü ve bu haliyle bir liman ve dışa açılan kent olma konumunun da etkisiyle kara paranın, mafyanın, sahtekarlığın, kaçakçılığın, fuhuş ve kadın ticareti ve piyasasının önde gelen kentlerinden biri haline geldi, getirildi.

Bugün, 89-91 sürecinin üzerinden uzun yıllar geçti. Bu süre zarfı insanlık tarihi ve kolektif belleği açısından çok da uzun sayılabilecek bir zaman dilimine tekabül etmese de, yine de o günden bugüne süregelen değişim ve dönüşümün baş döndürücü hızı ve ivmesi düşünüldüğünde, her halükarda köprünün altından çok suların aktığını kabul etmek gerekiyor. Günümüzde, yani 2007 senesinde kenti ziyaret eden kişi, artık o uzak geçmişe ciddi bir sünger çekildiğini kabul edip, “yeni dönemin” tipik, belirgin özelliklerini okumaya başlıyor. Geçmişten ve timsalindeki tüm olumlu değer, birikim ve kazanımlardan kurtulma çabasına, onun tüm sembol ve simgelerinin yerlerinden kazınırcasına sökülüp atılması ve sonu, akıbeti düşünülmeden sarılınan bir yitik gelecek çabası eşlik ediyor Odessa’da.

2.5 sene sonra tekrar Odessa’dayım. Önceki gelişimde, aradan geçen zamanda nelerin değiştiğini ayırt edemeyecek kadar az süre kalmıştım. Şimdiki sefer ise görece uzun süreliğine gelmiş olmamın heyecanı ile trenimden iniyorum. 3 günlük yorucu ve maceralı bir seyahatin ardından nihayet Odessa’nın meşhur, tarihi tren garındayım. Arkadaşım Oleg beni karşılayan isim oluyor. İlk adımında kulağıma çalınan eskilerden nostaljik şarkıların garın vazgeçilmezlerinden olduğunu anımsamadan edemiyorum. Ayaküstü bir pazarlık sonrası kendimizi attığımız bir sivil taksi çok geçmeden, dört haftamı geçireceğim evin önünde bizi bırakıyor. Yer: Odessa’nın en merkezi ve tanınmış sokağı Deribasovskaya’nın en sonu. Önümde dev limanın girişi, hemen arkasında Karadeniz tüm ışıltısı ve çekiciliği ile parlıyor. Yukarım şehrin merkezi lüks kısmı, hemen iki adım aşağımdan itibaren ise Şevşenko Parkına doğru bu sefer de kentin yoksul ve sefil manzaraları başlıyor. Buradaki dairemin bu dikatomik ve antagonistik konumu, önümüzdeki günlerdeki gözlemlerim için de temel motif olmayı sürdürecek.

Çok geçmeden kendimi eylül başının bu sıcak günlerinin etkisiyle dolup taşan cadde ve sokakların karmaşasına bırakıyorum. Sanki soğuk Slav ülkelerinin vazgeçilmesi misali, soğuk hava olunca kimsenin kalmadığı sokak ve caddeler, hava ısınır ısınmaz adeta dolup dolup taşıyor. Yaz sonu insan buraya gelirken beraberinde getirdiği olumlu ve her şeye rağmen umut dolu havanın yerini çok zaman geçmeden kasvetli bir umutsuzluk ve karamsarlık havası almakta gecikmiyor. Ne var ki, Odessa’da günler geçmeden bunun için yeterli sayıda gözlem yapmak için de çok zorlanmıyor insan. Bu yazının çerçevesini de bu yüzden bütün güzellik ve seçkin niteliklerine karşın Odessa’yı teslim alan mafyatik – kapitalist diktatörlüğün şehir ve insanı üstünde yarattığı her türden tahribat ve bunun sosyal-kültürel-ekonomik ve mimari izdüşümleri teşkil ediyor.




1. Seçkin bir mimari gelenekten neo-faşist mimariye




1.1. Odessa’nın gerçek ve tarihi mimarisi


Post Sovyet dönemini de geride bırakmasından sonra bugünün Odessa’sında insanın ilk dikkatini çeken görünümlerden birisi kuşkusuz, kentin 18. yüzyıl sonunda temeli atılan ve 19. yüzyıl boyunca gelişip serpilen mimari ve estetik kimliğinin deformasyona uğratılması ve bütünlüğünün bozulması oluyor. Karadeniz’in İncisi demeyi hak eden bu güzel kentin tarihi ve doğal mimari kimliğinin kendine has tipik nitelikleri bulunuyor. Odessa’nın kent merkezi ve çevresinin yer altını bir uçtan diğer uca defalarca kat eden devasa uzunluk ve hacimde yer altı tünelleri varlığını koruyor. Hem bunun temel itkisiyle hem de 19. asrın temel mimari formasyonuna uygun biçimde kent merkezi, katları üçü dördü geçmeyecek yükseklikte; renk, estetik ve stil bakımından birbirlerini uyumlu bir harmonide bütünleyip tamamlayan nitelikte sanatsal bina, yapı ve pasajlarla donatılmış. Parlak kesme taşlarla kaplı sokak ve caddelerin birbirlerini sıklıkla dik ve simetrik kestiği tarihi kent merkezi bu haliyle, 19. asrın kentsoylu mimari ve kent planlaması anlayışını oldukça güçlü ve net bir biçimde temsil ediyor.

Neo-barok, Neo-klasik; Rönesans ve Jugend stilizasyonundaki yapıların her biri bunların bir ya da birkaçının uyumlu ve göze hoş görünen harmanizasyonuyla inşa edilmiş. Tıpki Petersburg’da olduğu gibi, burada da binalar arasındaki ahengi pekiştirmek üzere temel renklerin açık tonları yine oldukça isabetli ve yerinde kullanılmış. Viyana, Moskova veya Prag’ın heybetli ve emperyal başşehir mimari üslubunun fazla rastlanmadığı Odessa’da bunun yerine, bir çoğu kendine has tarzıyla öne çıkan ve cüsse ve heybetlerinden ziyade şirinlikleri ve olumlu eklektizmleriile kendilerini gösteren yapılara rastlanıyor. Doğal ve tarihsel halleriyle, kimi zaman yol genişliklerini kat be kat aşan kaldırımlar, Odessa’nın bu eşsiz ve seçin mimari kimliğini en sade ve uygun bir şekilde tamamlayan bir diğer kentsel öğe konumunda. Tüm bunlara, aşağı yukarı tüm caddeleri sağlı sollu boydan boya kat eden asırlık çınar ağaçlarının koca gölgeleri eklendiğinde, yemyeşil bir kent silueti kendiliğinden ortaya çıkıyor.


1.2. Faşizan mimari altında bir kentin talanı


90’lı yıllar süresince tüm Post-Sovyet coğrafyasını saran kanunsuzluk ve dizginsizlik ortamından yararlanarak akla hayale gelmeyecek çapta ve hızda kanunsuz ve haksız servet biriktiren oligarklar, 2000’li yıllara doğru rant getirili yatırımlara girmekte gecikmediler. Bunların en gözle görülür olanları, yeni varlıklı kesimin ve hayat tarzının ihtiyaçlarına yanıt veren nitelikte kiç, çirkin, arabesk binalar. Kimi zaman tarihi kent mimarisinin dahi tam ortasına oturtulacak kadar fütursuzca ve kanunsuzca yapılan mafya mimarisinin bu “nadide” örnekleri, Odessa’nın mimari anlamda ırzına geçiyor.

Greçevskaya Meydanındaki Afina Alışveriş Merkezi, onun karşısındaki oyuncakçı ve henüz inşa halinde olan çirkinlik abidesi bir başka bina; İstasyonun yakınında Privoz Pazarı’nınhemen etrafındaki karaktersiz apartmanlar, yine Greçevskaya Sokağı’ndan aşağı inerken köprü civarında insanı karşılayan çok katlı kişilik ve estetik yoksunu hacimli binalar yığını… En trajik olanı ise belki de, Şevşenko Parkının İstasyon tarafındaki girişinde insanın karşısına çıkan kaçak, ucube çok katlı apartmanlar yığını. Sahil üst görünüm kesimini kıyı paralelinde boydan boya kat eden yemyeşil rekreasyon ve park alanlarının resmen orta yerine, çok muhtemel onlarca ağacın kesilmesi pahasına oturtulan ve görende öncelikle mide bulantısı yaratan yeni zenginlerin ikametkahı bu binalar, kamusal kültürün ve kent zenginliklerinin bilinçli olarak ve göz göre göre yok edildiğinin en tipik örnekleri olarak boy gösteriyor.

Bu öne çıkan örnekler, toplam içinde sadece ve sadece bir avuç istisna teşkil ediyor. Kent merkezinde mevcut alan darlığı ve eski yoğun tarihi konut yapılaşmasının çok sayıda büyükçe binaya yer bırakmamasından dolayı, çarpık ve dengesiz gelişen yeni zengin konut alanları için büyük oranda kent merkezi dışı seçilmiş. Arkadiya rekreasyon bölgesine varmadan hemen önceki Zafer Obeliskini takip eden cadde boyunca sağ ve sol kolu boydan boya kaplayan gökdeleni aratmayan apartmanların, estetik ve mimari kaygıdan nasiplerini almamalarının yanı sıra, birbirleri ve çevreleri ile uyum endişesi de güdülmeden inşa edildikleri her hallerinden belli oluyor. Artık; eski, avlu düzenli, kendi içinde ve yakın çevresi ile ahenkli bir bütünlük içinde var olan, kolektif, dayanışmacı ve doğal insan ilişkilerini geliştirip, motive eden mimari ve konut örneklerinin yerini, her biri ayrı bir “Alkatraz” kalesini aratan, bin bir türlü koruma ve güvenlik önlemi ile adeta müdafaa edilen ve insanları birbirlerine yakınlaştırıp, kardeşleştirmek yerine, birbirlerinden ayırmaya, soyutlamaya ve uzaklaştırmaya yarayacak biçim, konum ve işlevdeki soğuk ve acımasız çirkin binalar almış durumda.

Merkezde rengarenk ve sanatsal üsluptaki tarihi binaların yanı başlarında mantar gibi biten yeni nesil binaların inşaatı, altlarında “Katakomb” denen yer altı tünellerinin varlığının oluşturduğu büyük potansiyel riske rağmen, kanun, hak-hukuk dinlemeyen mafya kılıklı güç sahipleri için elbetteki pekala rahatlıkla devam ettirilebiliyor. İnsanın üstüne üstüne gelen, acımasız ve insafsızcasına dengesiz, hacimli ve abartılı yeni nesil “mimari” rezaletine örnek teşkil eden binalar bu yönleri ile Neo-faşist mimari döneminin habercisi gibiler. Ne de olsa faşizm, sadece toplama kampları, gaz odaları ile doğrudan ve somut fiziksel işkence ve yok etme eylemi ile sınırlı olmak bir yana; insanı sınırsız ve pervasızca tahakküm altına alan, sosyo-psişik yapısını ezen, bağımsızlık ve onur gibi karakter özelliklerini yok etmeye programlı her türlü doğrudan veya dolaylı sosyal-kültürel veya diğer üst yapı kurumları kullanılmak suretiyle uygulanan sistematik ve amaçlı kolektif imha eyleminin ideolojisidir. Bu anlamda, mimariden müziğe, kent planlamasından, kitle iletişim araçlarının kullanılma biçimlerine kadar sayısız alanda faşizmin derin kokusunu Ukrayna’nın mafya-diktatörlüğünde hissetmek mümkün.

En ufak bir insani değer ve duygu gözetilmeden yapılan yeni nesil Neo-faşist beton bina yığınının kolektif insan duygu ve düşün dünyasında yaratacağı potansiyel kırılma ve deformasyon etkisi düşünüldüğünde faşizm kelimesinin bu barbarca harekatı nitelendirmek için ne kadar isabet olduğu daha iyi anlaşılabiliyor. Arabesk ve keyfi kullanılan mat renklere, enine ve boyuna dümdüz seyreden kaba cepheler ekleniyor. Yanı başında 3-4 katlı bina için oralı bile olmadan 8-10 veya daha çok katlı yapılmaya devam edilen Neo-faşizan rüzgarın kahramanları adeta bir kentin mimari birikimini tüketiyor.


2. Bir kentin adını kötüye çıkaran “ünü”




İnternette kabaca bir arama yapmanız bile size bugünün Odessa’nın “kötü ünü” hakkında yeterince genel izlenim vermeye yetecektir. Kadınları ve kızlarının dillere destan güzellikleri ve alımları elbette değil burada kastedilen. Kara para, kayıt dışı ekonomi, kaçakçılık; açık ve gizli her türden soygunun damgasını vurduğu gündelik hayatın kirli elini kadın bedenine de uzatmaması düşünülemezdi bu şehirde. Yaz gününün baş döndürücü sıcağı ve kalabalık sokakların karmaşası ortasında hissedilmesi kolay olmayan bu en “bereketli piyasa”nın gerçek potansiyelini görmek için kuşkusuz daha geç saatleri beklemek gerekiyor. Kent üstüne tatlı, ılık bir akşam çöküyor. Tarihi, işlemeli sokak lambalarının sarımtırak loş ışıklarının aydınlattığı bulvar ve caddelerde giderek daha az insan turlar oluyor. Saat dokuz ve ondan sonra Deribasovska ve etrafındaki sokaklardaki insan kitlesinin niteliğindeki değişme kişinin gözünden kaçmıyor.

Saatler akşamdan geceye doğru ilerlerken merkezdeki başta belli kafe, restoran ve barlarda olmak üzere paralı seks ve gecelik kadın pazarlığı için hummalı bir faaliyet dönüyor. Bu esnada, bu işin merkezi üslerinden birinde kazara oturacak olursanız, bir dolu masada, köşe bucak bir şeylerin döndüğünü anlamanız için fazla beklemeniz gerekmiyor. Öyle ki, Türklerin sahibi olduğu Turkuaz Kafe-Bar gibi yerlerde, o sırada sizden başka “normal” bir müşteri olmadığına ikna olmanız bile an meselesi.

Tarihi Opera Binası, Afina alışveriş Merkezi ve Voronzov’un heybetli heykelinin üçgenindeki alanda, belirli bir saatten sonra, albenili ve afişte afişte yürüyen her birkaç kadından biri için şüphelenmemek mümkün olmuyor. Çok normal gibi gözüken bir tanışma sonrası evinize gelen birinin bile başka bir yolun yolcusunu eve kadar anlamanız dahi olanaklı olmayabiliyor bu piyasada. Hem birinci derecede liman kenti olmasının, hem de en yakın komşu Rusya’ya kıyasla, birçok batılı ülke vatandaşının elini kolunu sallaya sallaya girip çıkabildiği bir ülkenin popüler bir kenti olmasının bilhassa etkisiyle yaz mevsiminde Odessa adeta turiste boğuluyor. Ne var ki bu turistler arasında erkeklerin hatırı sayılır oranda olması insanda haklı bir şüphe uyandırıyor. “Kadın sorunu” olan ve cinsler arasındaki ilişkilerin deforme olduğu gizli cinsel aç batı ve doğu toplumlarından gelen ve “gerçek kadın” kavramına yabancı aç erkek sürülerinin adeta saldırıp üzerine çullandığı Odessa, bu “bereketli” mevsimde müşterilerini fazlasıyla memnun ediyor mu bilinmez?!..

Açıktan icra edilen paralı seks piyasasının yanı sıra Odessa, en az diğer belli başlı Ukrayna ve Rus kentlerinde de olduğu gibi, meşhur evlilik ajansları ile de ünlü. Cinsel krizdeki, duygusal aç batılı erkeklerin bir genç kızla veya kadınla tanışmak için kimi zaman 100 dolardan daha fazla parayı gözden çıkarmaya iten bu piyasada doğaldır ki, “malı götüren” “Abazhan” erkek sürüsünden ziyade bu ajanslar oluyor. Buralarda çalışan ve gözü ve gönlünü zengin “batılı” sahte yaşamlar süsleyen kızlar, çoğu zaman acemi çapkın erkekleri pekala parmaklarında oynatmasını biliyor gibiler. Bir tarafta cinsel ve aşksal olarak büyüyememiş eril sürünün amaçları uğruna saçmaya hazır olduğu binlerce dolar, diğer yanda ise bu cebi şişkinlerden ne koparsam kardır diye bakan işlerinde profesyonel dişiler. Kimisinin tamamen profesyonel, kimisinin kafasına estiği ve denk geldiğince amatör yürüttüğü gecelik ve günübirlik beraberlikler, alan memnun satan memnun görüntüsü verse de; aslında ahlak kavramının apışarasına saklı olmadığı, cinsel ve aşksal olgunluk ve doymuşluktaki bir toplumdaki gerçek mental ve duygusal ahlak bozulmasının ve kirlenmesinin ulaştığı boyutu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.


3. Sokakları teslim alan yeni nesil dükkan ve gazino kirliliği




Sosyalist dönemdeki planlı, üretken ve istikrarlı bir ekonomiye sırtını dönen Ukrayna, aradan geçen yıllar süresince bunun bedellerini çok ağır ödedi. Bir ülkenin ekonomisinin ne halde olduğunu anlamanın çeşitli yollarından birisi de, tek tek kent merkezlerinin sokaklarını ve tüketim merkezlerini arşınlamaktan geçiyor. Odessa’nın gerek tarihi kent merkezinde olsun gerekse de Kotovskovo ve Tayirova yönündeki yoğun eski sosyal konut yerleşim bölgelerinde; işleyen, canlı ve dikkat çeken üretim birimlerine rastlamak artık kolay olmuyor. Belki de hemen hemen imkansız… Şehir merkezinden çevreye doğru giderken yol boyunca gözüken eski imalat üniteleri oldukça cansız ve ölü görünümleriyle; işlemeyen, aksayan, tükenen bir ekonominin canlı kanıtları niteliğindeler.

Üretim birimlerinin giderek gözden kaybolduğu; nicelik ve nitelik olarak ağırlıklarını kaybettikleri bir ekonomi modelinin ya da “modelsizliğinin” tipik örneği bir ülkenin vitrindeki kentlerinden birisi Odessa. İşlevsizleşen, eskiyen; sabote edilerek kapatılan fabrikalara, birbiri ardı sıra açılan yabancı meşeli mağaza ve alışveriş merkezleri eşlik ediyor. Her köşe başının giderayak her çeşit alışveriş merkezi, süper veya gros-marketle dolduğu Odessa’da marketlerin hemen hepsini sayıları bazen birkaçı bulan güvenlik görevlileri koruyor. Bazılarında ise çıkışta fiş kontrolü yapılması bile artık olağan sayılıyor. Sayısız market ve kitapçının girişinde çanta benzeri eşyaları bırakmak ise zorunlu kılınıyor. Odessa’nın kent merkezini kaplayan mağaza kirliliğine bakıldığında, öne çıkan sektörler hemen kendilerini belli ediyor. Kenti kasıp kavuran cep telefoncular, daha çok kadınlara hitap eden ayakkabı, deri mağazaları ve tabii ki kahve ve restoranlar.

Halkının halen önemli bir kesiminin geçim savaşı verdiği bir kentte görülebilecek en absürd ve çelişik manzara ne olabilir sorusuna verilebilecek en isabetli yanıt, sayıları yüzleri bulan gazino ve şans oyunu dükkanları olsa gerek. Dünyada başka hangi kentte adım başı, insanın gözünün alabildiği olur olmaz her noktada bu kadar irili ufaklı gazino ve şans oyunu kiosku olur mu diye kişi kendine sormadan edemiyor. Çoğu “Nevada” adı altında faaliyet gösteren bu kumar dükkanları çoğu kez en olmadık şekilde apartman giriş katlarını veya ön cephelerini kaçak olarak işgal etmek pahasına boy gösterebiliyor.




4. İllegal pazar dünyası




Yeryüzünün kaç yerinde bu denli geniş bir sokak pazarı ağı vardır diye sorulsa yanıt listesinin başlarına Odessa girecektir hiç kuşkusuz. Hem de tarihsel ve coğrafi olarak tipik bir “doğu” kenti olmamasına karşın. Kentin belirli noktalarına kurulan ve haftanın belli günleri ve yine sınırları az çok belli bir alanda varlık gösteren eski püskü-nostaljik eşya, kap-kaçak ve düşük kalite gıda pazarları ile yarı kapalı – yarı açık sabit pazarların dışında bir de başı sonu belli olmayacak biçimde bir sokağın kaldırım ve refuj alanlarında boylu boyunca uzanan ve akla gelebilecek hemen her tür eşyanın satıldığı illegal sokak pazarları, 90’larla başlayan “Pazar” ekonomisinin vazgeçilmezlerinden.

Sovyetler Birliği döneminde inşa edilen uzun, hacimli ve görkemli sosyal konutlar, genellikle aralarında inanılması güç genişlikte yol ve kaldırım alanı bırakılacak şekilde planlanmıştı. Genellikle şehrin periferisindeki sosyal konut alanlarında boy gösteren sokak pazarlarının doğrudan konumlandıkları yer ise doğrudan bu geniş kaldırım ve refuj alanları oluyor. Neredeyse hepsinin giriş katları konut amaçlı kullanılmalarına rağmen, kaçak dükkan ve pazarlar doğrudan önlerini kapatmak pahasına pekala oturtulabiliyor yerlerine.


5. Eğitim ve öğrenimdeki çürüme ve toptan çöküş




Odessa, Güney Ukrayna’nın en büyük öğrenci kenti olarak bünyesinde on binlerce öğrenciyi barındırıyor. 20’den fazla Yüksek Okul ve enstitünün bulunduğu Odessa’da, bunlar arasında en eski ve itibarlısı Meçnikov Üniversitesi. Avrupa üniversitelerinde görülmeye alışıldık yabancı öğrenci bolluğu kadar olmasa da, kente dünyanın çok farklı ülkelerinden sürüsüne bereket öğrenci var. Genelde yoksul güney ülkelerinden öğrencilerin tercih ediyor olmasının ise çok bariz bir nedeni mevcut; o da Odessa ve genel olarak Ukrayna’nın Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerine kıyasla halen ucuz olması ve bunun yanı sıra öğrenime kabul ve okuma şartlarının batıdaki denklerine nazaran oldukça kolay ve rahat olması. Türkiye’den örneğin bir talebenin, her hangi bir yüksek okul programına başlayabilmesi için lise diplomasını cebine koyması yeterli.

Ukrayna’daki genel yoksulluğun ve çarpık düzenin yüksek okulların genel donanımı ve altyapısının yeterliliğine ve kalitesine yansımaması düşünülemezdi. Zamanında Sovyetler Birliği bünyesinde dahi örnek gösterilen okullara sahip Odessa’da bugün eski tablonun yerinde adeta yeller esiyor. Eğitimde rüşvet ve para olgusunun ayyukta olduğu ülkelerin başında geliyor Ukrayna. Odessa’daki tabloya da ayak üstü konuştuğum yabancı öğrencilerin bizzat kendi deneyimlerinden vakıf oluyorum. Bir tanesi aynen şöyle söylüyor: “Burada sınıf ve ders geçmek çok kolay. Bastırıyorsun parayı, şöyle ya da böyle geçiyorsun. Bilhassa zengin, yabancı öğrencilerin bir kısmı bu durumu çok suistimal ediyorlar. Halbuki ben öyle yapmadım. Şöyle bir güzel şampanya, çikolatayı paket yaptırdım, daha güzel bir jest oldu!..” Fazla söze ne hacet… Sayısız öğrenci ise bu durumu fırsat bilip derslere bile devam etme gereği duymuyor. Eğitim dilini yabancı bir dilde yapacak olmasına karşın doğru dürüst Rusça bilmeden öğrenime başlayan o kadar çok öğrenci olduğuna canlı tanıkları ile yine burada öğreniyorum.



__________________
iyi bak ,görmeye çalış,düşün,tekrar bak...çünkü zorundasın...
Gramsci isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12 Mart 2011, 14:13   #2
 
Gramsci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 09 Kasım 2008
Üye No: 14646
Mesajlar: 977
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
4 Mesajına 4 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 Gramsci is on a distinguished road
Standart




6. Ben faşizmi orada gördüm!




Yazın son demleri. Arkadya bölgesindeki çoğu diskotek ya kapanmış veya kapanmak üzere. Bu ortamda, merkezin sayıları birkaçı bulan diskotek-klüplerinden biri olan Klub-Yo’ya yolumuz düşüyor. Oldukça büyük ve şaşalı bu mekanın içine adım atar atmaz yaş ortalaması oldukça genç bir insan seli karşılıyor bizi. Kızların, her zamanki gibi yine çoğunlukta olduğu bu ortamda, birbirinden güzel ve gösterişli kızlar yine ön saflarda gözükmekte gecikmiyorlar. İçeriyi keşfededururken, program başlamadan evvel önden anlamsız hareketleri ile dansçı bozması birkaç fırlama gencin gösterisi başlıyor. Az sonra ise esas program devreye giriyor. Müzik demeye dahi bin şahit isteyen gürültü patırtının başlamasıyla, yığınla gencin kendini sahneye atması bir oluyor.

Tarihi ve geleneğiyle bir kültür kenti olan Odessa’da, dünyaca ünlü Opera binasına sadece birkaç yüz metre uzaklıkta, yüzlerce çocuk ve gencin doldurduğu bir yer altı kulübünde çalan “müzik”i betimlemek için belki kelimeler yeterli olmayacaktır. Bir müziğe “müzik” demek için teknik açıdan gerekli asgari müzikalite-ritm-melodi gibi temel unsurlar ile içeriksel açıdan zaruri estetiksel ve insani niteliklerin en ufak birinden nasibini almamış Amerikanya patentli ses karmaşası Kulüp Yo’nun müzikal havasını belirleyen temel renk oluyor. Dişil estetiğin en ideal kriterlerince donatılan Slav bedenlerin, bu denli alçakça, asgari genel estetik ve güzellik kaidelerinden payını almamış ses kombinasyonuna ruhlarını teslim etmeleri, insanlık ve güzellik namına trajik bir manzara ortaya koyuyor. Bu, müzik ile faşizmin kesiştiği uç nokta olsa gerek…


7. Değiştirilen sokak isimleri, kaldırılan heykeller; unutulan bir geçmiş




Bir kentin geçmişiyle hesaplaşmayı aradan uzun yıllar geçmesine rağmen halen sürdürüyor olması gerçekten düşündürücü. Zamanının önde gelen Sovyet kentlerinden biri olan Odessa için geçmişin ideolojik-politik “yükü” ve “mirasından” kurtulmak yetmiyor olmalı ki, halen artık unutulmaya yüz tutsa ve bugün çoğunluk için artık fazla bir şey ifade etmese de geçmişin geride kalan son sembol ve simgeleri de var güçle göz önünden ve kolektif hafızadan silinmeye çalışılıyor. Aradan geçen uzun yıllara karşın bugüne kalan Sosyalizm çağını çağrıştıracak ne var ne yok ise artık gericilik ve yeni tarih yazıcılarının son ve nihai hedefi durumundalar. Çok değil, Odessa’nın belli başlı sokak ve cadde isimlerinde son rötuş yapılalı fazla olmamış. Güneşli bir günde bir bankta otururken yanınıza yanaşan yaşlı bir çiftin, Eski Sovyet Ordu Caddesi’nin yeni ismini sorması sizi bu bağlamda şaşırtmamalı. “Büyük geri sıçrama” tüm hızıyla sürüyor.

Merkez İstasyon yakınlarında, bugün mini bir lunaparkın kurulduğu eski Komsomol Binasının önüne geliyoruz. Binanın ön cephesinden 10-15 metre ötede çalı çırpı ile kaplanmış kare şeklinde genişçe bir platform duruyor. Rehberim sevgili Oleg’e buranın ne olduğunu soruyorum. Daha birkaç hafta önce kentin son Lenin heykelinin de az çok olaylı bir şekilde buradan kaldırıldığını anlatıyor. Komünist Parti öncülüğünde yapılan protesto gösterisine rağmen öncekilerde olduğu gibi bir gece yarısı geliyorlar ve … Bu heykeli Komsomol Lenin Parkı’nda görmeye gidiyoruz. Bu sefer Svetlana bize eşlik ediyor. Parka girdikten sonraki uzun yolu kat ettikten sonra gözükmeye başlıyor. Sanki heykeli yapılmak için var olmuş bir adamın sürgündeki anıtı tüm heybetiyle önümüzde duruyor. Heykelin etrafında düşünceli haliyle turlayan yaşlı bir kadınla ayak üstü sohbete giriyoruz: “Sizin için ne ifade ediyordu?” “O liderdir, öncüdür” diyerek özlü bir ifadeyle yanıtlıyor. “İnsan umutsuz yaşayamaz, elbette gelecekten ümitliyim!…”

Adını dünyaca ünlü merdivenlerine veren ve kentle adeta özdeşleşmiş Potemkin denizcilerinin merdivenlerin hemen arkasındaki meşhur heykeli artık yok. Onun yerine ise şu sıralar Rus Çariçe Yekaterina’nın heykeli yeniden dikiliyor. Yeni anıt açılmadan evvel üzeri Ukrayna bayrakları ile kaplanmış. Görünen o ki, yapılan bu tür eylemler ulusal bir ruhla maskelenince, gelecek tepkilerin daha rahat göğüsleneceği öngörülüyor.




8. Yan ekonomi: emlak piyasası ve sokak pazarları




SB sonrası yaşam standardı hızla düşen; maaşı ve sabit geliri ile yaşaması olanaksız hale getirilmiş yüz binlerce insanın uzun zamandır ayakta kalmak için tek çaresi yan ekonomik faaliyetler içine girmek olmuş. Bunların en önde gelenleri ise; konutların bir kısmının veya gerekirse tamamının kiraya verilmesi ile elde avuçta kalan ne var ne yoksa sokak pazarlarında satılması. Konutların önemli bir bölümü 90’larda içinde oturanlara karşılıksız olarak satıldığı için, o günden bugüne bunlardan tasarruf yapmak artık ev sahiplerine kalmış durumda. Odessa gibi turistik bir şehirde de bu potansiyeli fark edenler evlerinin bazen bir kısmını bazense tümünü kiraya veriyorlar.

Odessa’nın neredeyse her köşe bucağını işgal etmiş olan sokak pazarlarında satılmadık şey bulmak zor. Genelde elden çıkarılan eşyaların ulu orta sergilendiği bu spontane pazarlarda, yoksul ve muhtaç insanlar ellerinde avuçlarında ne var ne yoksa tez elden satmak için her gün aynı noktada bekleşiyorlar. “7. kilometre pazarı” olarak bilinen kent dışındaki konteynır pazarını ziyaret edenler ise muhtemelen görüp görecekleri en büyük pazara şahit olacaklardır. Dağ taş adeta konteynırdan dönme pazar dükkanları…


9. Bir kent, yol taşlarını satıyor: 1. Asfalt dönemi




Odessa’nın harikulade mimari ve kentsel estetiğini bütünleyen en önemli öğelerden birisi de, tarihi kent merkezinin neredeyse tüm cadde ve sokaklarını kaplayan eski kesme parlak taşlar. Hem tarihi hem de maddi değeri olduğu bilinen bu taşlar, şehre apayrı bir estetik güzellik vermelerinin yanı sıra, kentin tarihi ve kimliksel değerini arttıran da öğe konumundalar. Kent üzerine alacakaranlık çökmesi ve süslü sokak lambalarının sarımtırak ışıklarının cadde ve sokaklar üzerine yansımasıyla birlikte Odessa’nın tarihi yol taşlarının büyüleyici güzelliği ortaya çıkıyor. Kesme taşlar üstünde kırılan ışık kümeleri, dalga dalga etrafa yayılarak kent içinde bambaşka bir ışıksal aura yaratıyorlar. İnsanın şehre bakarken duyduğu bütünsel göz zevkinde önemli bir boşluğu dolduran kesme taşlar, onları tamamlayan geniş kaldırımlarla ayrı bir ahenk teşkil ediyor.

Odessa’da bir süreden beri yol kenarlarında, kaldırım ve sokaklarda hararetli bir faaliyet göze çarpıyor. Eski taşlar yerlerinden bir bir sökülmek suretiyle yerlerine niteliksiz bayağı asfalt atılıyor ve kentin tarihi sokak ve caddelerin taşla özdeş kimliğinin yerini hızla asfalt almaya başlıyor. Burada tanıdığım arkadaşım Oleg bu konuyla ilgili insanın kanını donduran öyküler anlatıyor. Dediğine göre, yerlerinden sökülen yol taşları her nedense ortadan yok oluyor ve kaldırıldıkları söylenen yerlerde dahi bir türlü görülemiyorlar. Kent yönetimi bu konuda işin kolayını bulmuş ve bu taşları el altından İtalya, Yunanistan gibi ülkelerdeki özel şahıslara veya kurumlara satmaya başlamış. Bir kentin taşından toprağına kadar peşkeş çekilme öyküsünün ulaştığı son aşama bu olsa gerek. Bir kentin kimliğinin temel “taşları” üç kuruşluk çıkarlar uğruna pazarlanabiliyor.




10. Kamusal kültür ölüyor, kapalı meta-dolayımlı alan yeniden doğuyor!




Bir kentte, semtte veya somut bir mekandaki insan ilişkilerinin niteliği ve boyutu o yerin kamusal kültürü hakkında size yeterince fikir vermeye yeter. İnsanların dışarıya veya kendi aralarında ne denli açık veya kapalı; ne derece danışıksız, doğal ve içten davranıp davranmadıkları hepten, yaşadıkları yerin kamusal-sosyal kültürüne bağlı olarak şekilleniyor. Sosyalist dönem, son zamanlarına doğru tüm hata ve eksiklerine karşın, eski Sovyet coğrafyasında dünyanın en gelişkin kamusal-sosyal kültürünü yaratabilmişti. İnsanlar; sokak, park, bahçe, bulvar gibi kamusal alanlarda tanışıp, kaynaşıp sosyalleşiyorlar; meta ilişkisine bağlı kapalı yapay “sosyallik” mekanlarına bu anlamda ihtiyaç duymuyorlardı. Eğitimsel, sportif, kültürel ve eğlencesel olarak hep kolektif bir gelenek içinde yetişmeye alışkın bireyler için tek tek toplum fertleri ile ve genel olarak toplumla kamusal iletişim kurmak hayatın sıradan ve alışıldık bir faaliyeti durumundaydı.


Ne zaman ki Sosyalist dönem sona erdi ve yerine faşist-mafya kapitalizmi Ukrayna’da tesis edilmeye başlandı, işte o noktadan itibaren insanlar arasında hemen fark edemedikleri suni, şeffaf duvarlar yükselmeye, doğal-danışıksız, insani davranış ve hareket geleneği ve kalıpları sarsılmaya başladı. Bu durumu besleyen ve kuvvetlendiren önemli bir öğe olarak meta ilişkisinde tanımlı kapalı mekanlar öne çıktı. Amerikanya ve Avrupa’daki hemcinslerinden kopya edilerek inşa edilen alışveriş merkezi, bar, Klüp, dev süper market, fast food şubeleri gibi yerler giderayak önemli sayıda Odessa’lıyı doğal sosyal ortamlarından kopartarak, meta-para ilişkisine bağımlı bu türden kapalı ortamlara hapsetmeye başladı. Bugün de güzelim parklar, bulvarlar, cadde ve sahil şeritleri yavaş yavaş tenhalaşarak yerlerini meta ilişkileri temelinde yükselen mekanlara terk ediyorlar. Bir kentin sosyal-kamusal kültürü böylece derinden sönümlenip, sona ermeye yüz tutuyor.


11. Karşıt-cinsler arası ilişkiler deforme oluyor




Sosyalizm koşullarının sağladığı ve kurumsallaştırdığı kolektif yaşama ve davranma toplumsal koşulları sayesinde karşıt cinsler arasındaki nesnel ilişki zemininin en ideal ve özgür olduğu yerlerin başında geliyordu eski Sovyet coğrafyası. Kapitalist-bireyci, atomize batı toplumlarından veya dini, sosyal, geleneksel baskı ve paranoyaların renk verdiği bir kısım doğu toplumlarından çok farklı olarak doğu ve batının kültürel ve sosyal olarak hem ortasında hem de uzağında bir model olarak Sosyalizm şartlarında bambaşka bir aşksal ilişki zemini yeşerip, yaygınlık kazanabildi. Karşıt cins bireylerin, meta dolayımlı her hangi bir kapalı-açık, soyut veya somut aracıya gereksinim duymadan sonuna kadar özgür ve rahat birbirleriyle tanışıp, ilişki kurabildikleri bu sosyal modelde; beden kültürü, cinsel kimlikleri ve duygusal karakterleri olgunlaşmış genç bireylerin ergin yaşama katılma süreçleri haliyle daha sağlıklı ve kayıtsız bir halde gerçekleşiyordu.

Ukrayna’daki Neo-faşist kapitalist restorasyon süreciyle birlikte eskinin şekil verdiği tüm sosyal olgular gibi kadın-erkek nesnel ilişki zemini de bozulup, kirlenmeye yüz tuttu. Doğal, danışıksız, özgür ve kayıtsız sosyal davranış normlarının yerini; peşin hükümlü, oyuncu, stratejist, diplomatik, tipik Batı Avrupalı karşıt-cins davranış kalıpları almaya başladı. Edebiyat, sanat ve kültürün renklendirip boyutlandırdığı aşksal iletişim ve derinliğin yerini şimdilerde, Odessa’da da görüldüğü üzere; cep telefonlarıyla oynama, kafe-barlarda poz kesme, aşağılık ve adi gürültü patırtı eşliğinde coşma, disko-klüp tarzında suni eğlence mekanlarına tıkılıp sahte kimlikler edinme nöbetleri almış durumda.

Dişi ve eril davranış ve donanım normlarının tarihsel olarak normal, olması gerektiği gibi olduğu Odessa’da, Batı Avrupa’nın çarpık-sapık rüzgarının etkisiyle gençlerin cinsi-temelli kıyafet normları da deforme oluyor. Fiili cinsiyetsizlik kültürünün kıyafetleri niteliğinde olan düz lastik ayakkabılar, düşük belli biçimsiz blue-jean’ler, salaş, bol bluzlar burada da giderek karşıt-cins ilişki sistematiğini dolaylı olarak deforme eden bir etmen olarak blue çağına giren genç adaylarının güdüsel yasalarını belirliyor. Dikta Amerikana ve Batı Avrupa gençliğini esir almış dizi-movie-video klip kültürü (kültürsüzlüğü)nün bu türden cinsel hareket ve donanım kalıplarını belirlediği malum.




12. Siyasal kültür yerine pop aromalı bayrak-flama havalı neo-siyaset




Sovyet devrinin sonlarına doğru başlayan politik teslimiyet ve pasifizasyon ortamının artçı etkileri Ukrayna’da zamanla bir pop siyaset yaratmış durumda. Fikirsel ve ideolojik olarak kendini yetiştirmiş ve belirli ilkeler temelinde siyasal hayata katılan genç bireyler artık sahneden çekiliyor. Yerlerini ise, doğru dürüst, olgun politize bir dünya algısından mahrum, entelektüel ve eğitsel durumu içler acısı olan lümpen bireyler alıyor. Çoğu para karşılığında kiralanan ve ellerine birer uzun sopalı bayrak, flama ve üzerlerine de uğruna hizmet ettikleri partinin kıyafeti geçirilen sözde politik gençler, bir neslin ortalama siyasal seviyesini en net şekilde yansıtan canlı modeller konumundalar.

Bu sene Odessa’nın eylül ayı ise bu açıdan tam bir laboratuar işlevi görüyor. Ay sonunda yapılacak genel seçimlerin heyecanı kenti birkaç hafta önceden sarmış durumda. Her taraf afiş, bayrak ve propaganda ilanı ile dolmuş durumda. Siyasal miting gösterileri için ise son haftayı beklemek gerekiyor. Ilık bir cumartesi günü Primorskiy Bulvarın Başında Yuşçenko’nun turuncuları, Grekçevskaya Meydanında ise Yanukoviç’in mavileri yerlerini alıyor. Biz Mavilerin olduğu alandayız. O da nesi: Bir dolu süper lüks araba ve cip eşliğinde bir anda Yanukoviç alana adımını atıyor. Konuşması 15 dakika ancak sürüyor. Bitmesiyle sayısı bini bulmayan kitle dağılıyor. Her şey bir tiyatro gibi…


13. Merkez ihya oluyor, periferi çöküyor, spekülasyon artıyor!




Odessa’nın her daim ikili, dikatomik sosyal ve şehirsel yapısı hayatın her alanına damgasını vuruyor. Tarihi kent merkezi ile bunun dışındaki geniş periferi ve halkın çok büyük bir kısmının yaşadığı sosyal konut alanları arasında her alanda yaşanan çok bariz uçurum fark edilmeyecek gibi değil. Kent merkezi, sürekli yeni yatırım, onarım ve yenileme çalışmalarıyla yeniden ve yeniden ihya edilirken, kenar mahalle ve taşra kesimleri ise giderek kendi kaderlerine bırakılmış halde adeta yıpranıp, çürüyorlar. Tarihi şehir merkezi’nde her daim bir hafriyat ve restorasyon çalışması mevcut. Uzun yıllardan sonra eylülün sonlarına doğru tekrar açılacak olan Opera binası bu faaliyetin odağını oluşturuyor. Kaldırım taşları değiştiriliyor, yeni asfaltlar dökülüyor, binalar sıvanıp boyanıyor, sokaklar yıkanıp temizleniyor, vs. vs. Her şey, buraya gelip üç kuruş bırakacak ve kentin tanıtımına katkıda bulunacağına inanılan turist kitlesi için yapılıyor.

Yatırımlar büyük ölçekte merkeze aktıkça, turistlerin sıcak Euro ve dolarları buralarda süzüldükçe ve paranın, yatırımın kokusu alındıkça elbette ki fiyatlar alabildiğince yükseliyor, spekülasyon ve rant hız tanımıyor. Böylelikle, fiyatlar konusunda adeta her gelen gün geçeni aratıyor. İnanılması güç bir şekilde bilhassa Odessa’nın merkezindeki fiyat endeksi tıpatıp Batı Avrupa’ya ayarlı. Keza bazen aştığı dahi söylenebilir. Alelade bir ufak pet su şişesi bile 1 dolara yakın fiyatıyla cep yakıyor. Marketlerdeki yiyecek içecek, mağazalardaki kıyafet ve eşya fiyatları neredeyse Batı Avrupa kentleri seviyesinde. Kiralar ise can parası. Sıradan, oldukça anti-hijyenik ve kutu gibi bir daireyi bile 400 dolardan aşağı bulmak neredeyse olanaksız. Her şey ama her şeyin fiyatı son 5-10 yıl zarfında defalarca katlanarak artmış. Ne var ki, ortalama bir Odessalının gelir seviyesi ve harcama gücü dikkate alındığında, Batı Avrupa’ya kıyasla söz konusu fiyatlar fiilen 10-15 katı daha fazla. Bu da, tüm bu fiyat yükseltmelerin ve bu fiyakalı spekülasyon piyasasının yabancıya endeksli olduğunu kanıtlamaya yetiyor.




SONUÇ




Bir yabancının gözüyle bir ülkeyi değerlendirme şekli elbette ki, kişinin nereden baktığı, hangi karşılaştırma ve ölçme kriterleri ile oraya yaklaştığıyla doğrudan ilintilidir. Sözgelimi, teknik aklın egemen olduğu Almanlar başta olmak üzere günümüz batı Avrupalıların çoğunda olduğu üzere, kişi bir ülkeye ve önde gelen kentine bütünüyle kendi çıkarları, salt somut bir zamanda orada bulunmasına vesile olan amaçlar paralelinde de bakabilir. Bir kente, sadece turistik haz almak ya da eğitsel, ticari veya sosyal herhangi bir somut çıkarı etrafında da bakabilir. Veyahut da, o kenti sadece ona yansıyan görünümü ve kısmı üzerinden yorumlama yoluna da gidebilir. Ve hatta, o kentle ilgili tüm sosyal, ekonomik, kültürel veri ve gerçekler tüm çıplaklığıyla önüne serilmiş olsa bile, tüm bunların bilgisine erişebilme olanağındayken dahi, yine de bunların sadece ve sadece verisel, istatistiksel tarafıyla ilgilenmeyi tercih edebilir. Her tür insani gerçek, olay ve olgu artık onun için büyük oranda, eve döndüğünde hazırlayacağı projeye, ödeve veya sözde teze kaynakça teşkil etmekten öte bir değere sahip değildir. Çünkü son tahlilde onun için aslolan kendisine, var olan gerçeği daha iyi ve derinden nasıl kavrarım ve bu süreçte kendim de o gerçeğin bir parçası nasıl olabilirim ki onu daha net anlamlandırabileyim sorusunu sormaktan çok; gerçeği, kafasında somut ya da hayali bir şekilde var olan ön kabulleri, önyargı veya peşin hükümleri bir daha onaylatma çabasına alet etmekten ibarettir. Odessa’yı istila eden Batı Avrupa kültürünün özü budur.


OKAY DEPREM ,WORLD PRESS DEN ALINTIDIR ,OKAY AKTİF BİR ENTELLEKTÜEL ŞU AN ODESSADA İKAMET ETMEKTE,

SOSYALİZMDEN KAPİTALİZME GEÇERKEN MEKANIN VE YAŞAMIN DÖNÜŞÜMÜNE AKICI BİR DİLLE DEĞİNEN YAZI,

SAYGILAR,

__________________
iyi bak ,görmeye çalış,düşün,tekrar bak...çünkü zorundasın...
Gramsci isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 25 Mart 2011, 13:11   #3
 
eritrosit - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 30 Ekim 2010
Üye No: 32409
Mesajlar: 26
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 eritrosit is on a distinguished road
Standart

hepsi çok dikkate değer gözlemler ama şu müzik konusunda bu kadar katı olmasanız ya
eritrosit isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 25 Mart 2011, 17:53   #4
 
Gramsci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 09 Kasım 2008
Üye No: 14646
Mesajlar: 977
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
4 Mesajına 4 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 Gramsci is on a distinguished road
Standart

Alıntı:
eritrosit Nickli Üyeden Alıntı
hepsi çok dikkate değer gözlemler ama şu müzik konusunda bu kadar katı olmasanız ya
değerli katılımcı,müziğin bütün içinde yani hayatın içinde nerede olduğu sömürü ilişkilerinden ne kadar bağımsız olduğunu uzadı uzadıya tartışmadan,

önümüzde müzik adına iki türlü tuzak olduğunu belirtmek isterim,

bunlardan ilki müzikaliteden yoksun amacı "bireyin tüketimini" arttırmak olan
teknik ritimli tekno disko vs müzik türleri ,dikkat ederseniz müziğin türünden ziyade dağıtım kanalları ile(mtv ,kral tv)onumuze sürülen muzıkler dikkat edin,genelde ınsanı aptallaştıran, tek duze,rıtımler uzerıne oturan klişe sözler,

Örnek 1)Kötü müzik ölçütü ,arka fonda dım tıs dım tıs ritimi devam ederken şarkıcının sesi ile müzik yapması ,iniş çıkışları sesi ile vermeye çalışması,tüm pop piyasası arka planı bunun örnekleri ile dolu,

Örnek 2)Şarkı sözlerindeki insan zekasını aşağılayan hileler sözgelimi "sana taktığım yıl geçen seneydi.yıl=sene değilmiydi ?

Örnek 3)Kötü müziğin üzerini örten adına karizma denen soytarılık sanatı,
"cool" olma adı altında ,insanların konuşa konuşa anlaştığı bir evrende,
gerçeküstü iletişim biçimi denemeleri (poz kesmeler),iki dakikaya kıyamet kopuyor bakışları,hayvanlarında kendi konuşma ve iletişim biçimleri olduğunu kabul edersek ,karizma sahiplerinede koklaşma opsiyonu kalıyor sadece...

İkincil ana tuzak Adorno nun en iyi şekilde açıkladığı üzere,

-kültürün endüstri haline geldiği bu zamanda ""sanat eseri""adı altında kar yapma amacı güden çalışmaların artmış olması ,

Örnek 1-)Jazz konserleri,bankaların jazz konserlerine sponsor olması,jazın özgürlüğün ,özgür insanın,entel magandalığın olmazsa olmazı haline getirilmesi,

Örnek 2)Kültür endüstrisine hizmet eden sözgelimi ADA müzik gibi şirketlerin,naif gözüken ve fakat eninde sonunda piyasaya teslim olan gidişatları,,
__________________
iyi bak ,görmeye çalış,düşün,tekrar bak...çünkü zorundasın...
Gramsci isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04 Nisan 2011, 05:39   #5
 
eritrosit - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 30 Ekim 2010
Üye No: 32409
Mesajlar: 26
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 eritrosit is on a distinguished road
Standart

Alıntı:
Gramsci Nickli Üyeden Alıntı
değerli katılımcı,müziğin bütün içinde yani hayatın içinde nerede olduğu sömürü ilişkilerinden ne kadar bağımsız olduğunu uzadı uzadıya tartışmadan,

önümüzde müzik adına iki türlü tuzak olduğunu belirtmek isterim,

bunlardan ilki müzikaliteden yoksun amacı "bireyin tüketimini" arttırmak olan
teknik ritimli tekno disko vs müzik türleri ,dikkat ederseniz müziğin türünden ziyade dağıtım kanalları ile(mtv ,kral tv)onumuze sürülen muzıkler dikkat edin,genelde ınsanı aptallaştıran, tek duze,rıtımler uzerıne oturan klişe sözler,

Örnek 1)Kötü müzik ölçütü ,arka fonda dım tıs dım tıs ritimi devam ederken şarkıcının sesi ile müzik yapması ,iniş çıkışları sesi ile vermeye çalışması,tüm pop piyasası arka planı bunun örnekleri ile dolu,

Örnek 2)Şarkı sözlerindeki insan zekasını aşağılayan hileler sözgelimi "sana taktığım yıl geçen seneydi.yıl=sene değilmiydi ?

Örnek 3)Kötü müziğin üzerini örten adına karizma denen soytarılık sanatı,
"cool" olma adı altında ,insanların konuşa konuşa anlaştığı bir evrende,
gerçeküstü iletişim biçimi denemeleri (poz kesmeler),iki dakikaya kıyamet kopuyor bakışları,hayvanlarında kendi konuşma ve iletişim biçimleri olduğunu kabul edersek ,karizma sahiplerinede koklaşma opsiyonu kalıyor sadece...

İkincil ana tuzak Adorno nun en iyi şekilde açıkladığı üzere,

-kültürün endüstri haline geldiği bu zamanda ""sanat eseri""adı altında kar yapma amacı güden çalışmaların artmış olması ,

Örnek 1-)Jazz konserleri,bankaların jazz konserlerine sponsor olması,jazın özgürlüğün ,özgür insanın,entel magandalığın olmazsa olmazı haline getirilmesi,

Örnek 2)Kültür endüstrisine hizmet eden sözgelimi ADA müzik gibi şirketlerin,naif gözüken ve fakat eninde sonunda piyasaya teslim olan gidişatları,,
cool olma, saçma sapan klipler vesaire... işin pazarlama ve görsel boyutları, o farklı bir durum ama iş müziğe sözlere ..vs gelince işte sanatın tanımını yapmaya kalkıştığımız zaman bunun sonu da gelmeyebilir, neyin iyi müzik neyin kötü müzik olduğu veya neyin sanat olduğunu neyin olmadığını ölçecek bir sanatmetre olmadığını belirtmek isterim, tamamen göreceli bir konu olması kafamı karıştırıyor aslında.
eritrosit isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06 Nisan 2011, 12:26   #6
 
Gramsci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 09 Kasım 2008
Üye No: 14646
Mesajlar: 977
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
4 Mesajına 4 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 Gramsci is on a distinguished road
Standart

sayın katılımcı,

sanatmetre yok demişsin ,keşke olmasa ama maalesef dönem sabancıların koçların ve bankaların sanata el attığı dönem,sermaye desteği olmadan sanat gelişemiyor en azından toplumsallaşamıyor,

klasilk ornek olarak ""medıcıler gibi ortacag avrupasında onların leonardolara michalengolalara verdıgı destek olmasa idi"" ile baslayan cümleler ile burjuvazinin sanata ettiği şefahat kutsanmaktadır,

burjuvazi sanata yaptığı yatırım ile,hem insani özgürlük alanı olma iddiasındakı sanatın sınırlarını çizmekte,hem kendine karşı durabilecek kitleleri bölebilmekte (kimlik olarak sanatçı olmak ve ilerisine gitmemek)
dir,

dolayısıyla sanatmetre maalasef var gibi gözüküyor,sadece teknik açıdan iyi bir şeyler üretmenin yeterli olmadığı bir süreç bu,

onun dışında konumuz sanat değil ama ilginç bir akım olarak ""gerçekliğin üzerini örten onu karmaşıklaştıran bir olgu olarak sanata karşı olan primitivizm de "" sanatın her türlüsüne karşı ,,,

saygılar
__________________
iyi bak ,görmeye çalış,düşün,tekrar bak...çünkü zorundasın...
Gramsci isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06 Nisan 2011, 12:39   #7
 
Gramsci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 09 Kasım 2008
Üye No: 14646
Mesajlar: 977
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
4 Mesajına 4 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 Gramsci is on a distinguished road
Standart

Hemen bir ekleme yapayım kentsel değişimdeki bu örnek her şehirde farklı şekillerde yaşanıyor bunların binlerce örneği mevcut,binlerce tez yazıldı çalışma yapıldı ,ve fakat enteresan olan şey ise ""aynileşmeye""doğru bir gidişatın varlığı,mimari açıdan aynileşmeye başlayan bir dünya,

aslında forum yetkililerinin"mekan" ile ilgili bir bölüm oluşturmaya başlamaları faydalı olur kanaatindeyim,

Mekan nasıl olmalıdır?

Mekan içinde bulunduğumuz fikir dünyasını ve kültürü nasıl etkiliyor?

Mekan değişimi insanı ne derece dönüştürebilir?

Mekana bağlı siyaset yapan oluşumların belirli bir profili varmıdır?

Yukarda Odessa örneği gayet net bir biçimde mekanın ,yapının ,çevrenin değişimi ile insan değişimi arasındaki orantıyı özetliyor,

Kimimiz gecekondularda kimimiz sitelerde kimimiz köylerinde kasabalarında
kimisi merkezde kimisi çevrede ,bazısı kerpiç evinde bazısı mermer konakta,
yaşıyor acaba süreçte kapitalizm var olan çevreyi nasıl değiştirmiş insanlar buna nasıl uyum sağlamış?

AVM (alış veriş merkezleri)ler türemekte anadolu topraklarında ,istanbulu ankarayı geçtim,peki buna nasıl uyum sağlıyor anadolu insanı ,nasıl dönüşüyor yaşam bu yerler sayesinde?

eminim yüzlerce hikaye vardır,eminim bizlerde içindeyiz bu hikayelerin,,,
ve fakat mesele hikayelerdeki doğru ve yanlışların ifşa edilmesidir,eğer yanlışlara yanlış diyemezsek bir gün norm olurlar normal olurlar ve o gün sanki orada bulunmamız normalmiş hissiyatına kapılıveririz,

bu arada mekan kavramı geniş bir kavramdır,

saygılar,
__________________
iyi bak ,görmeye çalış,düşün,tekrar bak...çünkü zorundasın...
Gramsci isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı


“Hukuk, iktidarın fahişesidir”
Şu Anki Zaman: 05:23.


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.1