Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SOSYALİZM OKULU > Kapitalizm ve Devlet


SOL RADYO
Sol Radyo
Get the Flash Player to see this player.


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi Kapitalist egemenlik sisteminin temel halkaları: Teknoloji
Cevaplar
0
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
1420
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Bookmark and Share LinkBack Seçenekler Stil
Alt 23 Kasım 2009, 16:47   #1
 
Denge Azadi Dersîm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 20 Ekim 2009
Üye No: 26428
Mesajlar: 326
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 Denge Azadi Dersîm is on a distinguished road
Standart Kapitalist egemenlik sisteminin temel halkaları: Teknoloji

Kapitalist egemenlik sisteminin temel halkaları: Teknoloji
Tarih:05.09.2007 (Wed) yazar Gönderdi.
Kapitalist “üretimin teknolojik tabanı, üretim ve emek organizasyonu, işgücü piyasası, işletme yönetimi, çalışma ilişkileri baştan sona yeniden düzenlenmektedir.” (Tülin Öngen, Küresel Kapitalizm ve Sermayenin Yeni Hegemonya Stratejileri, Petrol-İş 2003) Kapitalist üretim ilişkilerinin yeniden yapılandırılmasının temel güdüleri, toplumsal artıdeğer sömürüsünün genişletilmesi ve derinleştirilmesi ile toplumsal emek üzerindeki egemenlik ve denetimin güçlendirilmesidir. İşçi sınıfı üzerindeki sömürünün her düzeyde şiddetlendirilmesi, üretim ve emek süreçleri ile yaşam süreçleri üzerindeki baskı, tahakküm ve kontrolün yoğunlaşmasından bağımsız gerçekleşemez.

II- YENİ ÜRETİM TEKNOLOJİLERİ

Yeni üretim teknolojilerinin burjuvazinin egemenlik sistemindeki stratejik rolünü daha iyi kavrayabilmek için, önce, Marks'ın ortaya koyduğu, “makinanın kapitalistçe uygulanması”nın işçiler üzerindeki etkilerini kısaca hatırlayalım.

Konuya ilişkin bir Kapital okuması: "Islah olmuş hapishaneler"
Kapitalizmde makine, her şeyden önce göreli artıdeğer sömürüsünü artırmanın aracıdır. Ancak, bir ve aynı zamanda, sermayenin işçiyi, daha sıkı, nesnelleşmiş sıkı bir denetim ve disiplin altına sokma aracıdır. Makinelerin hızının artırılması, işçiye çalıştıracağı daha fazla makine verilmesi, makinelerin yapımının gittikçe geliştirilmesi, aynı zamanda, “bunlar olmadan kapitalistlerin işçiler üzerinde daha fazla baskı kurmasının olanaksızlığından” kaynaklanır. Kapitalist üretim sürecinde makineler ne kadar yetkinleşir, onların canlı bir eklentisi durumuna düşen işçiden bağımsız cansız mekanizmaların üretimdeki ağırlığı ne kadar artarsa, işçilerin üretim ve emek sürecindeki öznel inisiyatif ve dirençleri o kadar kırılır. İşçi, kendisinden binlerce kat daha güçlü ve hızlı makinelerle yarıştırılır: “Emek aracı, makine şeklini alır almaz, bizzat işçinin rakibi olur.” İşçi, makinelere ezdirilmekle de kalmaz, makinelerin bir eklentisi ve kölesi haline gelir. “Ama makine, işçinin karşısına... devamlı onu gereksiz hale getiren bir rakip gibi çıkmakla kalmaz. Aynı zamanda, o, işçiye düşman bir güçtür ve bunu, sermaye, hem bütün gücüyle ilan eder, hem de bundan yararlanır. O, grevleri, işçi sınıfının sermayenin tahakkümüne karşı bu devresel başkaldırmalarını ezmede en güçlü silahtır.” Otomatik makine “sermaye olarak ve sermaye olduğu için de kapitalistin kişiliğinde akıl ve iradeye sahip olması nedeniyle, işçinin (sömürü ve denetime karşı) gösterdiği direnmeyi en düşük ölçüye indirmek isteğiyle yüklüdür.”

Modern kapitalist fabrikanın işçiler üzerindeki en ağır prangalarından biri işte budur: Artık, “emek araçlarını kullanan işçi değildir, tersine işçiyi kullanan emek araçlarıdır. Ne var ki, bu tersine dönüş, ilk kez yalnız fabrika sisteminde teknik ve somut bir gerçeklik kazanır. Otomat haline dönüşen emek aracı, emek-sürecinde işçinin karşısına, canlı emek-gücüne egemen olan ve onu bitirip tüketen sermaye ve ölü emek şeklinde çıkar. Üretimin zihinsel güçlerinin el emeğinden ayrılması ve bu güçlerin, sermayenin emek üzerindeki kudreti haline dönüşmesi, ... en sonu, makine temeli üzerinde yükselen büyük sanayi tarafından tamamlanmıştır. Fabrika işçisi için önemsiz olan her bireyin özel hüneri, bilim, dev fizik güçler, ve fabrika mekanizmasında somutlaşan ve bu mekanizma ile birlikte 'patron'un kudretini oluşturan kitle emeği karşısında, küçücük bir miktar olarak yokolur gider.”

Kafa emeğinin kol emeğinden tam ayrışması, üretimin zihinsel güçlerinin (bilim, teknoloji vd.) üretkenlikte giderek daha baskın ve belirleyici hale gelmesi, kol emeğinin konumunu sermayenin kendi öz doğasından geliyor gibi görünen üretimin dev çaplı zihinsel güçleri karşısında zayıflatır. Aynı şekilde, üretim sürecinde de, tek tek işçilerin hüneri, makinelerin şart koştuğu dev çaplı kitle emeği içerisinde anonimleşerek erir, ve yine sermayeden geliyormuş gibi görünen bu kitle emeği karşısında önemsizleşir. Patron o zaman işçiye şöyle der: “Üretimi yapan, asıl benim kıymetli makinelerim. Senin yaptığın işin ise makinemdeki her hangi bir vida kadar kıymeti yok.” Makinelerin gücü, bu yüzden ilk elde, tek tek işçilerin bilincine, kendi güçsüzlükleri ve patronların karşı konulmaz güçleri olarak yansır.

Üretim ve emek sürecinde gereksinilen bilgi, deneyim, beceri ve fizik güç kullanımını da genişleyen ölçekte işçilerden kopartıp alan makine, “çok geçmeden, yaş ve cinsiyet farkı gözetmeksizin işçi ailelerinin bütün üyelerini doğrudan doğruya sermayenin egemenliği altına sokarak; ücretli işçi sayısını artırmanın bir aracı olup çıkar.” Yetişkin erkek işgücünün değerini düşürmenin, kadın, çocuk ve göçmenleri aşırı düşük ücretlerle üretim sürecine çekmenin aracıdır. Makine böylelikle, işçi ile kapitalist arasındaki çalışma ilişkilerinde bir 'devrim' yapar: “Şimdi kapitalist, çocukları ve reşit olmayan gençleri de satınalmaktadır. Daha önce işçi, serbest bir kimse olarak şeklen sahip bulunduğu kendi emek-gücünü satardı, şimdi ise karısını ve çocuğunu satmaktadır. Artık o bir köle tüccarı olmuştur.”

“Makinenin kapitalist biçimde kullanılması, bir yandan, işgününün alabildiğine uzatılması için yeni ve güçlü dürtüler sağlar ve, çalışma yöntemlerini olduğu kadar toplumsal çalışma organizmasının niteliğini de bu eğilime karşı koyan bütün engelleri yıkacak şekilde kökünden değiştirirken, öte yandan da, kapitaliste, kısmen işçi sınıfının daha önce elatamadığı yeni tabakalarına yaklaşma olanağını sağla*****, kısmen de yerlerini aldığı işçilerin açıkta kalmalarına yolaçarak, sermayenin diktasına boyuneğmeye zorunlu, bir fazla işçi nüfusu meydana getirir.”

Makine, emek üretkenliğini artırarak işçilerin tüketimine giren geçim mallarının da değerini düşürür. Makineyle hem işgücünün değeri düşürülmüş hem de göreli artıdeğer artırılmış olur: “Böylece işçinin kendisinin (işgücünün-bn) yeniden-üretim masrafları büyük ölçüde azaldığı gibi, aynı zamanda, tümüyle fabrikaya ve dolayısıyla kapitaliste olan bağımlılığı da tamamlanmış olur.”

Makinenin “üretici güçlerin gelişmesi ve, üretim araçlarında tasarruf sağlanması konularında yarattığı büyük dürtü, işçiye aynı sürede daha fazla emek harcama, emek-gücü geriliminde bir yükselme, işgününün her anını doldurma ya da, ancak kısaltılmış bir işgününün sınırları içersinde ulaşılabilecek ölçüde bir emek yoğunlaşmasına yolaçar.”

Makine, işgününün uzatılması ve çalışma yoğunluğunun/temposunun artırılmasını kızıştırmakla kalmaz, kapitaliste emeğin süresinin yanında temposunun da ölçülmesi ve denetlenmesi olanağını sağlar. Marks bu açıdan, işçiler açısından kapitalist fabrikayı “ıslah olmuş hapishaneler” olarak tanımlayan Fourier'ye atıfta bulunur. Makinenin sermaye biçimi, işçiyi tekdüze hareketlere teknik bakımdan bağımlı hale getirmekle kalmaz, “fabrikada tam bir sistem halini alan bir kışla disiplini yaratarak denetim ve gözcülük işini ayrı bir uğraş haline getirir; ve böylece, çalışanları, işçiler ve gözcüler ya da sanayi ordusunun erleri ve çavuşları diye bölmüş olur.” Engels ise şöyle der: “Burjuvazinin proletaryayı bağladığı tutsaklık, hiçbir yerde fabrika sisteminden daha açıkça günışığına çıkmamıştır. Burada bütün özgürlükler hem yasada hem gerçekte sona erer.”

Marks'ın burjuvazinin elinde makinenin ve makineleşmede her ilerlemenin işçi sınıfına karşı nasıl güçlü bir silah; sömürüyle iç içe diktatörlüğünü yoğunlaştırma silahı olduğu yolundaki belirlemeleri, ilk bakışta çok acımasız görünebilir. Ne varki, kapitalist egemenlik sistemini temellerinden kavramayan hiçbir yaklaşım ondan devrimci çıkış yolunu da bulamaz. Emperyalist ve işbirlikçi tekelci burjuvazinin, günümüzde, yeni üretim teknolojilerini işçi sınıfının direncini kırmada bir üst düzeyde ve her zamankinden etkin bir silah olarak kullandığı günümüzde, bunu yok sa***** ya da üstünden atla***** bilinçli sınıf mücadelesi yürütmek mümkün değildir. Bunun için, kapitalist sömürü/egemenlik sisteminin her bir temel halkasının ve bütününün iç çelişkilerinin/içerdiği karşıt dinamiklerin somut olarak incelenmesi gerekir.

Kitle emeği ve kolektif emekçinin ortaya çıkışı

Marks, makinalaşmanın gelişim seyrini asla tek yanlı ele almaz: “Makinenin artı-değer üretimine uygulanması, içinde taşıdığı bir çelişkiyi de birlikte getiriyor: Belli bir sermaye miktarının yarattığı artı-değerin iki öğesinden biri olan artı-değer oranı, diğer oranın, yani işçi sayısının azaltılması dışında artırılamaz. Belli bir sanayi kolunda makinenin yaygın olarak kullanılmaya başlaması üzerine, makine ile üretilen metanın değeri, aynı türden bütün metaların değerlerinin yön verici değeri haline gelmesiyle bu çelişki ortaya çıkar; kapitalisti, bilincinde olmaksızın, işçilerin nispi sayısındaki azalmayı yalnız nispi artı-emekteki bir artışla değil, mutlak artı-emekteki bir artışla telafi edebilmek için işgününü alabildiğine uzatmaya sevkeden işte bu çelişkidir.”

İşte bu yüzden sermaye, üretimde göreli azalan sayıda işçiden, mutlak ve göreli artıdeğer çıkarımını alabildiğine artırmak durumundadır: Makine kendi başına alındığında çalışma saatlerini kısaltacağı halde, sermayenin hizmetinde bunu uzatmakta; kendi başına çalışmayı hafifleteceği halde, sermayenin elinde işin yoğunluğunu artırmakta; kendi başına insanın doğal zorunluluklardan özgürleşmesi olduğu halde, sermayenin elinde insanları bu kuvvetlerin kölesi haline getirmekte; kendi başına işçilerin refahını artıracağı halde, sermayenin elinde sefilleştirmekte; kendi başına insanların çok yönlü yetilerini geliştireceği halde, sermayenin elinde köreltmektedir.

“Demek oluyor ki, kapitalist üretim tarzının, işçiye karşı, bütünüyle emek araçlarına ve ürüne kazandırdığı bağımsız ve yabancılaşmış nitelik, makine aracılığı ile tam bir uzlaşmaz çelişki halini almaktadır.”

Marks, makine ve makine sistemlerinin, bir yandan tek tek işçilerin mesleki bilgi, beceri, vasıftan gelen “her türlü direnişini kırdığını” ortaya koyarken, sınıfın kolektif gücünü artırdığını da belirtir: “Oysa makineler, yalnızca birleşmiş emek ya da ortaklaşa emekle işletilir. Demek ki, burada, emek-sürecinin ortaklaşa niteliği, emek aracının kendisinin zorladığı teknik bir gerekliliktir.”

Makineler, üretimin her bir parçasını ve aşamasını birbiriyle içsel olarak bağlantılı, bütünsel bir süreç haline getirir. Aynı şekilde emek sürecini de, tek tek işçilerin bireysel yetenek ve çabalarına bağlı olmaktan sıyrılan, ancak birleşik ve ortaklaşa yürütülebilen, toplumsal bir emek süreci haline getirir. Makinalaşmadaki her gelişme, emeğin toplumsal niteliğini ve üretkenliğini de geliştirir. Diğer taraftan büyük çaplı makineli üretim, daha büyük sayıda işçileri biraraya getirir. Tek tek işçilerin üretimdeki hüneri önemsizleşirken, dev çaplı kitle emeği tarih sahnesine çıkar, ve üretim süreçleri ancak kitlelerin bileşik emeğiyle yürütülebilir hale gelir. “Manifaktürü nitelendiren uzmanlaşmış işçiler arasındaki kademeleşmenin yerini, otomatik fabrikada, makineyi kullananlar tarafından yapılan her türlü işin bir ve aynı düzeye indirilmesi ve eşitlenmesi eğilimi alır; parça-işçiler arasında yapay olarak yaratılmış olan farklılaşmaların yerine, yaş ve cinsiyet gibi doğal farklılıklar geçer.” Geniş kitlelerin üretim sürecine çekilmesi ve büyük fabrikalarda yoğunlaşması, yani bileşik kitle emeği ile birlikte, makinelerin her türlü işi aynı düzeye indirgemesi ve birbirine eşitlemesi eğilimi, tekelci aşamada daha da belirginleştiği gibi, işçi sınıfının kolektif bilinç, örgütlenme ve mücadelesini kolaylaştıran başlıca etkenler olmuştur. Yeni teknolojilerle de bu durum genel bir eğilim olarak sürmekle birlikte, işçi sınıfının heterojenleşmesi yönünde belirgin bir farklılaşma vardır.

Dahası: Sermaye olarak en pahalı ve gelişkin makine bile, canlı emekle ilişkisi koptuğu anda değerini yitiriverir. Çünkü kapitalizmde makine, çalışma süresini ve zahmetini azaltmak, toplumsal refahı artırmak aracı değil, tam tersine işçilerden soğurulan artıdeğeri artırmanın, ve rekabet içinde diğer patrondan da kar sızdırmanın aracıdır. Marks'ın kendi döneminin bir büyük fabrika patronunun sözlerinden aktardığı gibi: “Bir tarım işçisi küreğini elinden bıraktığı anda, bir süre için, onsekiz penilik bir sermayeyi yararsız duruma getirir. Oysa adamlarımızdan birisi fabrikadan ayrıldığı anda 100.000 sterlinlik bir sermayeyi yararsız kılar." Makineye yapılan büyük çaplı yatırımlar, kapitalistin işçilerinin çalışma süresi ve temposunu son sınırına kadar artırma güdüsünü verdiği gibi, aynı ilişkinin karşı kutbundan işçilerin “üretimden gelen gücünü” de artırır. Nitekim, büyük sanayi işçilerinin toplumsal ağırlığı ve mücadele gücü bu temelde de artmıştır.

Makineleşme, kolektif/bileşik emekçi yasası ve sosyalizm

Marks, makineli büyük çaplı üretimin kapitalist biçimi ile bunun içinde yatan toplumsal niteliği arasındaki “mutlak çelişki”nin bir diğer kilit yönünü de şöyle ortaya koyar: “Büyük sanayi, niteliği gereği, bir yandan, emekte değişmeyi, görevde akıcılığı, işçide genel bir hareketliliği zorunlu kılarken, öte yandan da eski işbölümünü o katılaşmış özellik ve ayrıntılarıyla yeniden canlandırmıştır... Ama bir yandan şimdi işteki çeşitlilik, karşı konulmaz bir yasa şeklinde ve her yerde direnmeyle yüzyüze gelen doğal bir yasanın gözü kapalı yıkıcılığı ile kendisini gösterirken, öte yandan da, büyük sanayi, getirdiği felaketler aracılığı ile, üretimin temel yasası olarak, işin çeşitliliğinin kabul edilmesi zorunluluğunu ortaya ko*****, işçilerin, bu çeşitli işler için yatkın duruma gelmesini ve bu yeteneklerinin en geniş ölçüde gelişmesini sağlamıştır. Üretim tarzını, bu yasanın normal olarak işlemesine uydurmak, toplum için bir ölüm kalım meselesi oluyor. Büyük sanayi, gerçekte, toplumu, bütün yaşamı boyunca bir ve aynı işi yineleyerek güdükleşen ve böylece 'parça-insan' haline gelen bugünün parça-işçisinin yerini, çeşitli işlere yatkın, üretimdeki her hangi bir değişmeyi karşılamaya hazır ve yerine getirdiği çeşitli görevleri, kendi doğal ve sonradan kazanılmış yeteneklerine serbestçe uygulama alanı sağlayan bir şey olarak benimseyen tam anlamıyla gelişmiş bir bireyi koymayı, bir ölüm-kalım sorunu halinde zorlamaktadır.”

Marks, henüz kendi döneminde ortaya çıkan, işçi çocuklarına biraz teknoloji bilgisi ile üretim aletlerinin nasıl kullanıldığını öğreten “meslek teknik okulları”nı da, bu ölüm-kalım yasasının bir görüngüsü ve “bu devrimi gerçekleştirmeye doğru atılmış bir adım” olarak görür: “İşçi sınıfı iktidara geldiği zaman- ki bu kaçınılmaz bir şeydir- hem pratik, hem teknik-teorik eğitimin, işçi sınıfı okullarında layık oldukları yeri alacaklarına hiç kuşku yoktur. Eski tip işbölümünün ortadan kalkmasıyla sonuçlanacak olan böyle bir devrimci oluşumun, kapitalist üretim biçimi ve işçinin bu biçim içerisinde aldığı ekonomik statü ile taban tabana zıt olduğuna hiç kuşku yoktur. Ama belli bir üretim biçiminin içinde yatan uzlaşmaz çelişkilerin tarihsel gelişimi, bu üretim biçiminin çözülüp dağılarak yerine bir yenisinin kurulmasını sağlayan tek yoldur. 'Kunduracı çizmeden yukarı çıkma' sözü, el zanaatlarının bu doruğa ulaşmış bilgeliği, buharlı makineyle birlikte düpedüz saçma bir söz haline gelmiştir.”

Makineleşmenin kapitalist biçiminin ortaya çıkardığı bazı diğer çelişkiler

Makineleşmenin kapitalist biçimi, şu çelişkileri de ortaya çıkarır: Toplumsal emek üretkenliğindeki muazzam artışlar, artı-değer sömürüsü ile artı-değerin içinde yer aldığı ürünlerin kitlesini de muazzam artırır. Bu, “kapitalistler ile, kendilerine bağlı olanların (yöneticiler, rantiyeler, üst orta sınıf vd.-bn) tükettikleri maddeler bollaştığı için, toplumun bu katında da bir büyüme olur.” Toplumsal emek üretkenliğindeki büyük artışa karşın, işçilerin tüketimindeki kısıtlılık, büyüyen toplumsal üretimin artan bölümünü, lüks eşya üretimine kaydırır. İşçiler, beslenme, konut, sağlık gibi en temel yaşamsal ihtiyaçlarını bile karşılayamazken, burjuva ve üst orta sınıflar için süper lüks eşya ve fantezi mal ve hizmetlerin üretiminde ve tüketiminde patlama üstüne patlama yaşanır. Günümüzde burjuvazi ve üst orta sınıflar için lüks, israf ve fantazi üretim ve tüketim, her türlü sınırın ötesindedir.

En sonu, “büyük sanayinin olağanüstü üretkenliği, diğer bütün üretim alanlarında emek-gücünün daha geniş bir sömürüsüyle el ele vererek, işçi sınıfının büyük bir kesiminin üretken olmayan bir biçimde çalıştırılmasına ve böylece eskiden ev işlerini yapan kölelerin şimdi de, erkek ve kadın hizmetçi, uşak vb. gibi adlar altında bir hizmetkarlar sınıfı olarak tekrar ortaya çıkmasına izin vermiş olur.” Marks, kendi döneminde büyük sanayi kapitalizminin en geliştiği İngiltere'de, üretken sanayi işçilerinin sayısını 1.5 milyon kişi, üretken olmayan ev hizmeti işçilerinin sayısını 1.2 milyon kişi olarak veriyor. Bu “şişmiş” burjuva ve üst orta sınıfların lüks, sefahat ve israfının da ötesinde, yine günümüze ışık tutan bir tarihsel eğilime işaret eder: Artı-değer üretme teknolojileri ne kadar ilerlerse, işçi sayısındaki büyük artışa karşın, üretken (artı-değer üreten) işçilerin oranı o kadar azalırken, doğrudan üretken olmayan (artı-değer üretmeyen) işçilerin oranı o kadar artar. Günümüzde finans, ticaret, bir dizi hizmet sektörlerindeki muazzam şişme, kapitalizmin onulmaz çelişkisinin, üretkenliği ne kadar yükseltmek zorundaysa, kar oranlarının o kadar düşme eğilimi göstermesinin bir diğer önemli ifadesidir.

Yeni teknolojilerin sınıf savaşımındaki güncel ve stratejik önemi

Marks'ın makinenin kapitalistçe uygulanması ve kapitalist büyük sanayiyi açımlaması bunlardan ibaret değil kuşkusuz. Ancak bu kadarı bile, günümüzdeki yeni üretim teknolojilerinin kapitalist egemenlik sisteminin en kilit halkalarından biri olarak yeri ve mücadeledeki stratejik önemine güçlü bir ön kavrayış sağlamaktadır. Günümüzde yeni üretim, iletişim, ulaşım teknolojilerinin kapitalist biçimi, hem burjuvazinin elinde işçi sınıfını sömürmek, zincire vurmak ve gözünü bağlamak için her zamankinden güçlü ve etkin olarak kullandığı en etkili silahlarından biridir, hem de “kapitalizmin alternatifsizliği”, “neoliberalizmin zorunluluğu” gibi (kitlelerde olduğu gibi solda da geniş zemin bulan) burjuva propaganda ve bilincin önde gelen yapıtaşlarından biridir. Burjuvazi, yeni bilimsel-teknolojik gelişmeleri, bugün işçi sınıfına rakip ve düşman, hatta onu “gereksizleştiren” bir güç olarak ilan etmekle kalmamakta, bu temelde işçi sınıfını “yok ve yük” saymakta; her şeyi, politikayı, bilimi, kültürü, sporu vd. dahi artı-değer üretim ve gerçekleştirme teknolojilerine indirgeyerek yabancılaştırıcılığını üst düzeye çıkarmakta, bir de üstüne bilim ve teknolojinin kapitalist biçiminin “herkesin yararına” olduğu skandal propagandasıyla, insan ve doğa cesetlerine parfüm sıkmaktadır.

Hal böyleyken, komünistlerin ve devrimcilerin, bırakalım, yeni teknolojilerin sınıf mücadelesindeki etkisini, işçi sınıfı hareketini geriletmede oynadığı rol kadar, ortaya çıkardığı yeni stratejik-taktik fırsat ve dinamikleri değerlendirmeyi, bu konuda güncel ve stratejik anti-kapitalist, devrimci sosyalist ajitasyon ve propagandadan bile imtina etmesini, anlamak imkansızdır. Emperyalist ve işbirlikçi burjuvaziye karşı, kendisini bu en güçlü ve sarsılmaz hissettiği alandan, teorik, siyasal, örgütsel, pratik, ajitasyonal-propagandif, çok yönlü ve etkin bir taarruz cephesi açılmadan sınıf mücadelesi yeni bir düzleme çıkarılamaz.

1- Kapitalist üretim tarzının karakteristiği ve yeni teknolojilerin bunu taşıdığı yeni boyut

Kolektif işçinin üretim araçlarını kullanarak insanlar için yararlı şeyler ürettiği “gerçek süreç” (somut üretim ve emek süreci), “kapitalist değerlenme sürecinde (soyut değer yani artı değer üretimi ve gerçekleştirme sürecinde) çok farklı şekilde görünür. Burada işçi üretim araçlarını değil, üretim araçları işçiyi kullanmaktadır.” “Kapitalist üretime özgü ve onun karakteristiği olan, canlı emek ile ölü emek arasındaki, değer ile değeri yaratan güç arasındaki ilişkinin bu tersine çevrilmiş, hatta çarpıtılmış” halinde özneler nesne, araçlar amaç haline gelir.

Kapitalist üretim ilişkileri işçilerin bilincine de böyle yansır, burjuva ideolojisini benimsemelerinin temelini bu oluşturur. Günümüzde bu şeyleşmiş ilişki ve bilinç, yeni teknolojiler ile insanlar arasındaki ilişkide had safhaya varmıştır. Kafa emeğini ve düşünme yeteneğini de ikame etmeye başlayan teknoloji amaç haline gelmekte, insanlar ise teknolojinin üretim ve uygulamasının aracı olmaya indirgenmektedir. Günümüzde, Türkiye'de de KOBİ'lere kadar yayılan bilgisayar temelli tasarım ve üretim teknolojileriyle, kafa emeğini de kapsayacak biçimde öznelerin nesneleştirilmesi, araçların amaçlaştırılması had safhaya varmıştır. Arçelik reklamında Robot Çelik-İşçi Rıza ilişkisindeki, nesne-özne, araç-amaç ilişkisindeki tersine dönüşün estetize edilerek kutsanması, bu kampanya ile Arçelik'in halk tarafından en sevilen ve beğenilen marka olmasından da kolayca görülebileceği gibi, insan-teknoloji ilişkisinde caniyane burjuva bilincin, kitleler içinde ne kadar yaygın ve derin olduğunu gösteren, en çarpıcı örnektir. Ancak günümüzde tekno-şeyleşmiş bilinç, yalnızca üretim süreçlerindeki kol emekçilerini büsbütün silikleştirmek ve pasifize etmekle kalmamakta, vasıflı kafa emekçilerini de teknoloji fetişizmi ve tapınmacılığı (teknolojiyi amaç, kendilerini onun kölesi haline getirme) ile sınıf bilincine sahip olmalarının en büyük engellerinden biri haline gelmektedir. Dahası, yeni teknolojilerin gündelik yaşama da sirayet etmesiyle, örneğin insanlar bilgisayar, internet, cep telefonu, i-pod vb kullanacağı yerde, bu teknolojik araçlar insanları kullanır ve güdümler hale gelmektedir. Yeni üretim ve gündelik yaşam teknolojilerinin kapitalistçe kullanım biçimi, hem işçi ve emekçilerin kendilerini güçsüz, anlamsız, değersiz, amaçsız hissetmelerine yol açmakta, hem de kapitalizmin (özellikle de yakın döneme kadar bir lokma-bir hırka felsefesi içinde kara kuru kapalı bir yaşamdan yeni yeni gözlerini açmaya başlayan geniş yığınlar açısından) kapitalizmin zehirli “cazibe”sini artırmakta, hatta onca yıkım ve sefaleti dahi “estetize ve rasyonalize edecek” bir rol oynayabilmektedir.

Günümüzde değişenin ne olduğunu anlamak için: “Üretkenlikteki bu gelişme, son çözümlemede, daima üretimde yer alan emeğin toplumsal karakterine, toplumdaki işbölümüne ve entelektüel, özellikle de doğa bilimlerindeki emeğin gelişimine bağlanabilir.” Günümüzde, toplumsal emek üretkenliğindeki büyük çaplı gelişmelerde, bilimsel-teknolojik araştırma-geliştirme ve üretime uygulanışı ile yeni üretim organizasyonları etkenleri, kesinkes temel ve her zamankinden fazla belirleyici hale gelmiştir. Artık yalnızca tek tek kol işçilerinin hüneri, belli bir fabrikadaki kitle emeği içinde eriyip önemsizleşmekle kalmamaktadır.

Birincisi, kafa emeğinin de dev çaplı toplumsallaşmasıyla (örneğin binlerce bilim insanı, çeşitli disiplinlerden mühendisler, teknisyenlerin yer aldığı dev çaplı ar-ge projeleri, sayısız ülkeden on binlerce uzmanın katılımıyla interaktif ortamda geliştirilen dev çaplı bilgisayar programları vb.) bilimsel-teknolojik ar-ge ve üretime uygulanmasında çalışan tek tek kafa emekçilerinin bilgi ve hünerleri de, bu bileşik emek içinde eriyip önemsizleşmektedir. (Bu gelişmeyi Türkiye'de bile görmek mümkündür: Vestel City'de tam 500 mühendis çalışmaktadır. Arçelik'in tüm fabrikalarındaki mühendis sayısı 1000'e yaklaşmaktadır. Bosch'un Türkiye'deki yalnızca 2 fabrikasında 400 mühendis çalışmaktadır.)

İkincisi, dev çaplı ve son derece karmaşıklaşan üretim süreçlerinin tek tek fabrikalardan taşması ve zaten yeni teknolojilerinin sağladığı olanaklarla üretimin parçalanması ve kademelendirilmesi nedeniyle, artık tek tek işyerlerindeki işçilerin kitle emeği de, bütünsel üretim sürecindeki bileşik emek içinde erimekte, önemsizleşmektedir. Başka deyişle, yalnızca bireysel kol işçilerinin emeği değil, yalnızca bireysel kafa işçisinin emeği de değil, tekil fabrika ve işyerlerindeki, giderek belli bir sektördeki işçilerin emeği de dev çaplı bileşik/kolektif emeğin içinde erimekte, kendi başına değil, ancak onun organik (veya değiştirilebilir) bir bileşeni olarak anlam taşımaktadır.

Burada artık sözkonusu olan tek tek işçiler, işyerleri, hatta sektörler ve giderek ülkeler değil, emeğin devleşen zihinsel üretici güçleri ve kitle emeğinin dünya çapında bileşik organizasyonu; kolektif işçi vardır. Gelişme bu doğrultudadır ve giderek hızlanmaktadır. Ve fakat! Kapitalist üretim ilişkileri altında kolektif somut emek dolaysız bir kaynaşma biçiminde değil, sermaye ve soyut emek/meta dolayımlıdır. Kol emeği ile üretimdeki rolü giderek ön plana çıkan kafa emeği arasındaki ilişkiler olsun, her biri büyük çaplı projelerin bir parçasının bir noktasında çalışan sayısız kafa emekçisi arasındaki ilişkiler olsun, toplumsal ihtiyaçlar ve somut emek temelinde dolaysız değil, teknolojiyi (kapitalizmde dolayısıyla farkında olmadan artıdeğer üretimini) amaç haline getirdikleri, sermaye dolayımlıdır. Başka deyişle tüm bu ilişkilere sermaye aracılık etmektedir. Bu yüzden sermaye bu aracılık sıfatıyla, emeğin bu dev çaplı bilimsel-teknolojik ve organizasyonel üretkenliğinin tüm meyvalarına el koymakla kalmaz, bu el koyuşu “meşru ve doğal” da göstermeyi başarır. Çünkü Marks'ın da ısrarla vurguladığı gibi: “Bilgi ve becerinin, toplumsal zekanın genel üretici güçlerinin birikimi, böylece, emeğe değil, sermayeye mal edilir ve bu yüzden sermayenin bir özniteliği olarak görünür.” “Emeğin toplumsal üretkenliğinin sermayenin maddi özniteliklerine aktarılması insanların kafalarına öyle sağlam kazınır ki makinelerin yararları, bilimin kullanımı, buluşlar vb. ister istemez bu yabancılaşmış biçimiyle algılanır; öyle ki tüm bunların sermayenin öznitelikleri olduğuna inanılır.” Günümüzde birincisi emeğin zihinsel üretici güçlerinin toplumsal emek üretkenliğindeki payı ve rolü çok daha ağırlıklı hale geldiği; ikincisi ise, üretim ve emeğin parçalanması ve kademelendirilmesi cevvaliyeti temelinde, sermayenin çeşitli işçi kesimleri ve emek formları arasındaki aracılık sıfatı daha da karmaşıklaştığı ve geliştiği için, bu “yanlış bilinç” (emeğin dev çaplı bilimsel-teknolojik üretkenlik artışlarının sermayenin doğasından gelen gizemli ve karşı konulmaz bir güç gibi görülmesi) işçi ve emekçilerin kafalarına, ne yazık ki, her zamankinden “daha sağlam biçimde kazınmaktadır.”

Bu yüzden, emeğin zihinsel üretici güçlerindeki (sermayeye mal olan ve sermayeden geliyor görünen) büyük gelişmeler karşısında, vasıfsız ve yarı-vasıflı kitle emeği okyanusu, işsizlik batağı ile iç içe, işgücü değerini kaybetmekle kalmaz, gücü kırılır, daha kötüsü, daha baştan kendilerini güçsüz, anlamsız, etkisiz, önemsiz, hiçleşmiş hissederler. Bu sermayenin günümüzde olağanüstü karmaşıklaşmış “böl ve yönet organizasyonu” içinde, işçinin işçiye (kol emeğinin kafa emeğine) ezdirildiği en vahşice biçimlerden biridir. (Onun ardından taşeronluk sistemi, cins ve ırk ayrımcılığı vd. gelir!) Fakat kafa emeği de bunun cezasını, geniş kesimlerinin yığınsal vasıfsızlaştırılma süreciyle, giderek vasıfsız emeğin koşullarına tabi olarak öder!

2- Yeni teknolojiler ve işçi sınıfının iç kutuplaşması

Yeni teknolojilerin işçi sınıfı üzerindeki en ağır etkilerinden biri, onu kendi içinde, artıdeğerin en yüksek olduğu kilit tasarım, üretim, organizasyon alanlarında konumlandırılmış “çekirdek işgücü” ile, tamamen güvencesiz ve işsizlikle iç içe çalışan vasıfsız “çevre işgücü” biçiminde kutuplaştırmasıdır. Günümüzde, görece yüksek ücretler ve bağlama mekanizmalarıyla çekirdek işçilerin önemli bir bölümünün işçi olduklarının pek farkında olmamaları, bir nevi “işçi aristokrasisi” özelliği göstermeleri, işçi sınıfı hareketinin önde gelen sorunlarından biridir. Çünkü taşeron, geçici vd. işçiler örgütlendiklerinde, direnişe geçtiklerinde bile, üretimin en kilit ve artıdeğer üretiminin en yüksek olduğu halkaları üzerinde etkileri zayıf kalmaktadır. Yeni teknolojiler, eski türden yüksek ve yarı vasıflı işleri geniş çaplı tasfiye ederken, klasik anlamıyla bireysel bilgi-beceri biçimiyle değilse bile, yeni türden vasıflı bir işgücü ortaya çıkarmaktadır. Tasarım, program ve analiz, üretim ve bakımda yeni teknoloji destekleri, teşhis ve yönlendirme, mikroelektroniğin bakım ve test işlemleri, elektrik, makine mühendisliği, belirleme ve sistem analistliği, artan enfermasyon ve iletişim akışının şirketlerde kullanılabilir olmasını sağlayan yönetici uzmanlar, organizasyon uzmanları gibi işler bunlar arasındadır. Yeni teknolojilerle birlikte bilgiye dayalı yönetici, organizatör, uzman ve teknik kadroların önemi büyük ölçüde artmaktadır.

Buna karşılık, yeni teknolojiler vasıflı işçi yerine bilgisayarlı kontrolü getirmiş, üretimde parçaları bütünleme işini kolaylaştırıp, uyumlu işlemlere dönüştürerek vasıflı işgücü gereksinimini azaltmıştır. Makine operatörü tarafından müdahale edilmesi gereken birçok sanayi işlemleri otomatik kontrol sistemi tarafından yerine getirilmektedir. Mikroelektroniğin programlanabilme özelliği kullanılarak vasıflı işçilerin çoğu için programlar oluşturulmakta ve geniş biçimde uygulanmaktadır. Mikroelektronik teknolojilerin güvenirliliklerinin fazla, bakımlarının kolay olması bakım onarım hizmetlerinde vasıf düzeyini düşürmektedir. Büro, işlemleri, muhasebecilik, bankacılık, bilgisayar operatörlüğü gibi işlerde vasıflı işler yeni teknolojiler tarafından yerine getirildiklerinden bu alanlarda nitelikli işgücüne gereksinim azalmaktadır. Yarı-vasıflı işler erimektedir. (Petrol-İş araştırması) Tüm bunlar, işçi sınıfının önceki dönemde belkemiğini oluşturan yarı-vasıflı işçilerin geriletilmesi ve çözülmesinde, üretim ve emek süreci üzerinde kontrolün pekiştirilmesinde, sermayenin elinde güçlü bir silah olarak kullanılmıştır.

Yeni teknolojinin gerektirdiği niteliklere sahip olmayan geniş işçi kitleleri ise işsizlik ile asgari ücret ve altında işlerde geçici, taşeron, kısmi zamanlı ve tamamen güvencesiz koşullarda çalışmak zorunda bırakılmaktadır. Bu durumdan en fazla vasıfsız işlerde çalışan kadınlar, gençler, çocuklar, yaşlılar ve azınlıklar etkilenmektedirler. Türkiye'de de geleneksel küçük meta üretimi ve ticaretinin yıkımından ve giderek emek yoğun sektörlerden açığa çıkan dev çaplı vasıfsız, eğitimsiz işçi kitlesi, bu kesimin saflarını doldurmaktadır. İşçi sınıfının üst “çekirdek” kesimi ile geniş güvencesiz tabanı hem birbirinin gücünü kırmakta kullanılmakta, hem de kendi içlerinde vahşi bir rekabete sürülmektedir.

Diğer taraftan Marks'ın ışık tuttuğu “ölüm kalım yasası” günümüzde çok daha belirgin biçimde açığa çıkmaktadır. Sermaye bir yandan kar oranlarının düşme eğilimine karşı toplumsal emek üretkenliğini toplamda artırabilmek için, kafa emeği ile kol emeğini, tasarım ile uygulamayı, eğitim ile üretimi birbirine daha bir yakınlaştırmak, iç içe geçirmek, daha ileri bir sentezini gerçekleştirmek için çırpınmaktadır. Örneğin, işçinin yaptığı işlerin sayısının artması, yatay iş entegrasyonu (işin genişlemesi), işçinin değişik nitelik taşıyan işler yapması, yürütme işlevine planlama, organizasyon ve denetim de eklemek suretiyle alt düzeyde karar alma yetkisinin verilmesi (işin zenginleştirilmesi) ... Örneğin, yalın üretime özgü eşzamanlı mühendislik, tam zamanında üretim, toplam kalite kontrolü, sürekli geliştirme, ekip çalışması, üretim zincirinin bütünleştirilmesi ve işbirliği gibi yeni organizasyon biçimleri ile çalışma sistemleri değişiklikler geçirmektedir. Esneklik ve verimliliğin birlikte gerçekleştirilmeye çalışıldığı bu modellerde işletmede yatay örgütlenme ve “hiyerarşik düzey sayısının en aza indirilmesi”, birimler arasında çok yönlü bağlantıların kurulması gibi düzenlemeler yer almaktadır. Ayrıca grup çalışmaları önem kazanmıştır. Nitelikli işçilerden oluşan gruplarda iş tanımları gruplar esas alınarak yapılmaktadır. Grup üyelerinin yatay işbölümü ve görev alanları geniş olup, dikey işbölümüne göre farklı işlerde çalıştırılması (iş rotasyonu) söz konusudur. Grup kalite denetimi de dahil işten bütün olarak sorumlu olmaktadır... Örneğin, istihdam öncesi eğitim ile istihdamın talep ettiği vasıflar arasında çatışmayı ortadan kaldırmak amacı ile mesleki ve teknik eğitim programlarının endüstri ve teknoloji dikkate alınarak içeriğinin belirlenmesi, endüstri ve teknoloji sürekli değiştiği için endüstri ile işbirliği yapılarak eğitim programlarının sürekli yenilenmesi, bilim ve teknoloji ağırlıklı eğitim yapılması, eğitim ile üretimin iç içe geçirilmesi... (age)

Bağımlı Türkiye burjuvazisinin de benzer yönelimleri, bu doğrultuda kanırta kanırta yol alma çabası belirgindir. Yeni TÜSİAD-AKP programında teknolojide ve eğitimde yeniden yapılanma, ar-ge belirlemeleriyle, bu çizgiler giderek daha da belirginleşmiştir. Günümüz kapitalizminin bu iç yönsemesi, gerçekte, Marks'ın ölüm kalım yasası dediği, üretim, emek ve bilginin tam kolektifleşmesi yasasının kendi yolunu giderek hızlanan ve güçlenen biçimde, “karşı konulmaz bir doğa yasasının yıkıcılığı ve felaketleriyle” nasıl açtığını, kesinkes ortaya koyar. Bu içsel eğilim, bilimsel sosyalizmin ön koşullarını da görülmemiş bir düzeyde geliştirdiği gibi, kapitalizmi yıkarak sosyalizmin önünü açacak toplumsal gücün, kolektif emekçi hareketinin stratejik dinamiklerinin de nasıl gelişmekte olduğunu ortaya koymaktadır.

Kuşkusuz bu düz bir çizgide olmayacaktır. Her eğilim, karşıt eğilimle birlikte ve iç içe varolur. Kapitalizmin “kolektif/bileşik emek/emekçi ilkesini tanımak zorunda kalması” ve bu doğrultuda attığı her adım, yaptığı her yeni uygulama, yalnızca ve yalnızca, toplumsal artıdeğer sömürüsünü genişletmek ve derinleştirmek içindir ve asla bunun sınırları dışına çıkmaz. Kapitalizmin bu çabası, işçilerin çok yönlü yetilerini geliştirmek ve onları tam gelişmiş bireyler haline getirmek için değil, tam tersine, posalarını çıkarmak, soğurulmadık tek bir bedensel ve zihinsel enerji damlası bırakmamak içindir. Bu yüzden kapitalizm bir yandan bu doğrultuda en “devrimci” adımları atmak zorunda kalırken, “öte yandan, eski işbölümünü o katılaşmış biçimi ve ayrıntılarıyla yeniden canlandırmaktan geri kalmaz.” Karşıtların birliği ve savaşımı: Bu iki karşıt eğilim iç içedir, hem birbirlerini genişleyen temelde yeniden canlandırırlar/üretirler, hem de dıştalarlar/engellerler. Konumuz olan kafa emeği/kol emeği ayrımı açısından da böyledir. Kapitalizm bir yandan bu ikisini birleştirmek için olağanüstü bir çaba harcıyor, diğer yandan da ikisi arasındaki ayrım ve kutuplaşmayı eskisinden de derin ve uçurumlaşmış biçimde yeniden canlandırıyor. Ancak bunun günümüzde işçi sınıfı hareketini yeni ve daha yüksek bir düzlemde örgütlemenin temel sorunlarından biri olduğu gibi, kapitalizmin de temel kriz dinamiklerinden biri olduğunu kavramak gerekir.

Türkiye'de ise işçi sınıfının iç kutuplaşması çok daha şiddetli ve derindir. TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu'nu bile “ikili bir ekonomik yapı oluştu, buna çözüm bulamazsak başımız çok ağrıyacak” gibisinden hop oturup hop kaldıracak kadar derindir. Bağımlı Türkiye kapitalizmi, var gücüyle, göreli daha ileri bir teknoloji tabanına, buna uygun eğitim ve işgücü yapısına, arge yatırımlarına, tekno-KOBİ havuzuna vb. geçiş yapmaya çalışmaktadır. Diğer yanda ise, yalnızca geleneksel küçük üretim ve ticaret alanından değil, geleneksel emek yoğun sektörlerin yıkım ve daralmasından açığa çıkan, dev çaplı bir vasıfsız, eğitimsiz, az çok vasıflı olanların da yeni teknoloji tabanlı sektörlere geçiş yapmaları çok zor olacak bir işçi kitlesi ortaya çıkmış ve çığ gibi büyümektedir. Bunlar içinde özellikle de orta yaşlı olanlar içinde işsizlik, tüm kesimlerden hızlı artmaktadır. İşbirlikçi burjuvazi, “geleneksel sektörlerdeki işgücünün yeni sektörlere geçiş yapabilmesi için yeniden eğitilmelerini sağlamak gerek” diye ağız ucuyla söylese de, burjuvazinin “niteliği gereği”, bunun için gerekli büyük çaplı bir toplumsal seferberlik, organizasyon ve harcamalar için parmağını bile kıpırdatmayacağı, cebinden bir kuruş bile çıkarmayacağı kesindir. Gelişmenin tarihsel-stratejik yönü işgücünün ilki doğrultusunda dönüşümü olmakla birlikte, kısa ve orta vadede bu kritik durumun üzerinden atlanıp geçilemez. Çünkü bu durum, kaçınılmaz olarak ilerici veya gerici toplumsal sarsıntılara gebedir. İşçi sınıfının “iki yakasını bir araya getiren” bir önderlik geliştirmek zorunludur, yoksa önümüzdeki süreçte, işçi sınıfının içindeki kutuplaşma, daha derin, tahrip edici ve bölücü biçimler alabilecektir.

Bunun kadar vahimi, devrimci ve sol hareketin sınıf içindeki bu kutuplaşmanın pek bilincinde olmaması ve bunu giderecek politikalar üretmek yerine, derinleştirecek tarzda hareket etmesidir. Devrimci hareket, geleneksel ve ağırlıklı olarak, kırdan yakın dönemlerde göç etmiş ara sınıf kesimleri ile işçi sınıfının vasıfsız kesimleri içinde örgütlendiği gibi, kadro bileşimi de ağırlıklı olarak bu özellikleri göstermekte ve buna uyarlanmakta, bu kesimlerin ruh hali, duygu-düşünce, davranış tarzı ile yoğrulmaktadır. Bağımlı Türkiye kapitalizminin ister istemez, teknoloji tabanı ve işgücü formasyonunda bir değişikliğe yönelmiş olmasına karşın, devrimci harekette stratejik bilinç yoksunluğu temel bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Aynı şekilde, tıpkı geleneksel işçi-emekçi kesimlerinin, görece daha ileri teknoloji tabanlı ve organizasyon biçimli işyerlerine, sektör ve bölgelere geçiş yapmakta zorlanması gibi, bu kesimlere göre şekillenmiş devrimcilerde de bu temel bir tıkanma noktası olarak ortaya çıkmaktadır. Çünkü, bu “geçiş”, yalnızca yeniden-eğitim sorunu olmanın ötesinde, bakış açısını, önderlik, örgütlenme ve çalışma tarzını da köklü biçimde değiştirmeyi gerektirir.

3- Yeni teknolojiler ve sanayi ve hizmet sektörlerinin dönüşümü

Yeni teknolojiler işçi sınıfının bileşiminde de, kadın ve çocuk emeğinin yaygınlaşmasının ötesinde önemli değişikliklerin zeminini yaratmaktadır. Emeğin toplumsal üretkenliğinin yükselişi, beyaz yakalıların mavi yakalılara göre sayısal ve oransal artışını hızlandırdığı gibi, beyaz yakalıların (bilimsel-teknolojik ve organizasyonel) üretkenlik artışındaki rolü ve önemi de artmaktadır. Yalnızca ar-ge uzmanları ve mühendisler değil, eskiden “idari personel” olarak bilinen her türlü kafa-büro emeği işi de, doğrudan veya dolaylı olarak daha fazla üretime, üretkenlik artırıcı süreçlere çekilmektedir.

Yeni teknolojiler, en kapsamlı değişikliğe kuşkusuz büyük modern sanayilerde yol açmaktadır. Fakat bu sektörlerde dev çaplı sermaye yoğunluğu ve katılaşmışlığı, yeni teknolojilerin etkin kullanılabilmesinin tasarım, üretim ve organizasyon-işbölümü-yönetim süreçlerinde çok temel değişiklikleri gerektirmesi gibi nedenlerle, sermaye yoğun sektörlerde yeni teknolojilerin yaygınlaşması görece daha yavaş ve sancılı olmakta, daha uzun zamana yayılmaktadır. Yalnızca büyük sermaye yoğunlukları değil, işçilerin ve daha ziyade de yöneticilerin yeni teknoloji ve organizasyon biçimlere uyum sağlaması zor olduğu gibi, genellikle kuşak değişimini gerektirmektedir. Burada, kapitalizmde bilimsel-teknolojik üretkenliğin en hızlı geliştiği günümüzde bile, bunun sorunsuz ve çelişkisiz olmadığını, kapitalizmin iç engellerinden kaynaklanan frenleme ve durgunlaşma eğilimiyle iç içe geliştiğini görürüz. Kapitalizmde ölü emeğin canlı emek üzerindeki egemenlik ve prangasının farklı bir açıdan ortaya çıkmasıdır bu: Geçmişin (mevcut sermaye birikimi ve ilişkilerinin) bugün (canlı emek ve düşünce tarzına varıncaya kadar) üzerindeki egemenliği ve gelecek açılımlarını da şu veya bu ölçüde sınırlaması, yavaşlatması. Kapitalizmde teknolojik gelişme her zamankinden hızlı olmakla birlikte, bugün üzerinde geçmişin değil geleceğin, gelecek tasarımının ve yeni ortaya çıkan toplumsal ihtiyaçların egemen olduğu bir toplum ancak sosyalizmde mümkündür.

Yeni teknolojilerin büyük sanayi işçileri üzerindeki önemli etkileri arasında, büyük fabrikalarda işçi yoğunluğu ve sayısında azalma, genel vasıfsızlaştırma eğilimi, iş yoğunluğunun artması, üretimin çeşitli aşamalarının ve destek halkalarının parçalanması ve (iç-dış) taşeronlaştırması, işçiler ve emek süreçleri üzerindeki bilgisayarlı denetim ve baskının artması; aynı işletme içindeki farklı bölüm, atelye ve hatta işçiler arasında “performans ve verimliliğin” karşılaştırılabilir hale gelmesi yoluyla işçileri birbirine yabancılaştırma ve denetlettirme ile rekabeti kızıştırma ... sayılabilir. Bunlar kadar önemlisi, yeni teknolojilerin standart ve ardışık iş akış süreçleri yerine, daha çok yönlü, karmaşık ve farklı düzeylerde iş biçimlerini ortaya çıkarması nedeniyle, aynı işletme içinde ve (doğrudan veya dolaylı olarak bağlantılı) dışında çok farklı istihdam/emek grup ve düzeylerinin kullanılmasına olanak tanıması, işçileri çok yönlü olarak parçalaması ve kademelendirmesidir.

Kısa dönemde ise, yeni teknolojilerden en fazla ve hızlı etkilenen ise “hizmet sektörü” ve bu alanda çalışan işçilerdir. Hizmet sektörünün temel dalları, Dağıtım hizmetleri; ulaşım, haberleşme, toptan ticaret ve perakende ticaret, piyasa araştırması, Finans; bankacılık, sigortacılık, danışmanlık, hukuk, emlak, Sosyal hizmetler; sağlık, eğitim, posta, belediye ve hükümet hizmetleri, Kişisel hizmetler; ev hizmetleri, gıda hizmetleri, spor, onarım, turizm, eğlence hizmetleri olarak tanımlanmaktadır. Hizmet sektörü yakın zamanlara kadar, sermaye yoğunluğu ve “verimliliği” düşük, gerektirdiği işgücü vasıf düzeyi ve dolayısıyla ücretleri genellikle yüksek bir alandı. Bu yüzden bilgisayar başta olmak üzere yeni teknolojilerin en fazla etkilediği, hatta baştan aşağıya, köklü biçimde yeniden yapılandırdığı alan oldu. Yeni teknolojiler ile birlikte, hizmet sektöründeki işler geniş çaplı bir vasıfsızlaşmaya uğradı, kişisel beceriye bağlı olmaktan büyük ölçüde çıkarak, daha karmaşık işbölümü ve nesnelleşmiş emek ve kontrol süreçlerine tabi hale geldi. Yeni teknolojilerin açtığı yoldan hizmet sektörü kendi içinde olağanüstü bir çeşitlilik ve genişleme sağladı, sermayeye büyük çaplı yeni birikim ve yoğunlaşma alanları açıldığı gibi, düzensiz çalışma biçimleri ile birlikte vasıfsız, yarı vasıflı işçiler bu alanda muazzam hızlı bir artış göstermektedir.

Yeni teknolojilerle, hizmetler sektörü, bir yandan sanayiden kopup başlıbaşına kilit bir sermaye birikim alanı haline gelirken, diğer yandan da bir üst düzeyde sanayi ile kaynaşmakta; bir bütün olarak sermayenin genişleyen yeniden üretimi, bu sektörler arasında daha ileri bir iç içe geçiş ve bütünleşme ile ancak mümkün olmaktadır. Buradaki en önemli gelişmelerden biri de şudur: Üretimdeki kol emeğinden sonra tasarım-geliştirme ve kafa emeğinin de bireysel bilgi ve beceriye bağlı olmaktan çıkıp, ileri düzeyde toplumsallaşması gibi, şimdi de, hizmet sektörleri temelinde, sermayenin dolaşım sürecindeki emek de (üretilmiş artıdeğeri gerçekleştirmek için gerekli olan emek: nakliyat, iletişim, toptan ve parekende ticaret, hiper market zincirleri, her türden ve yeni pazarlama teknikleri, tüketici hizmetleri, tüketici kredileri, tanıtım, reklam, toplumsal kültürel sponsorluk faaliyetleri, imaj, marka, çok yönlü piyasa araştırmaları ve her türlü sosyal, kültürel, psikolojik alanın bu temelde kullanılması vd.) ileri düzeyde (kendi içinde karmaşıklaşan bir işbölümüyle) toplumsallaşmaktadır. Bunun nedeni yeni teknolojilerle emeğin toplumsal üretkenliğinin büyük çaplı artması ve dolayısıyla aşırı üretim krizinin kronikleşmesi ve derinleşmesi, artıdeğerin gerçekleştirilmesinin (ve bunun için durmaksızın yeni pazarlama tekniklerinin geliştirilmesi) üretilmesi kadar büyük bir önem kazanmasıdır.

Ancak ürünlerin satışı için gerekli emek de dev çaplı karmaşıklaşmak ve toplumsallaşmakla kalmamaktadır. Sermaye tıpkı emeğin toplumsal üretkenliğini artırmada temel tıkanma noktalarından biri olan tasarım ile üretim arasındaki eşitsiz gelişme ve çelişkiyi aşma çabasında olduğu gibi, temel kriz dinamiklerinden biri olan tasarım-üretim ile tüketim arasındaki eşitsiz gelişme ve çelişkiyi aşma çabasındadır (her biri, gerçekte soyut emek ile somut emek, değişim değeri ile kullanım değeri arasındaki çelişkinin ortaya çıkış biçimleridir.) Sermaye, bu yüzden, eski tarz; önce tasarım sonra üretim daha sonra pazarlama biçimindeki düz çizgisel ve ardışık genişleyen yeniden üretim süreci yerine, bu halkaların her birini birbirine geçişli ve iç içe organize eden yeni bir düzleme geçiş yapmaya çalışmakta, örneğin binlerce anketör, sosyolog, psikolog vb.nin çalıştığı sosyal-kültürel-psikolojik “tüketici” dinamikleri araştırmalarını başlıbaşına bir tasarım-üretim girdisi haline getirmeye çalışmaktadır, vb. Bu ise, tasarım ve üretim sürecinde çalışanların daha ileri bileşik emeği (yatay işbölümü platformları vd.) nin ötesinde, sermayenin yeniden üretim süreci ile dolaşım sürecinde çalışanların daha ileri bileşik emeğinin (piyasa araştırma, tasarım, reklam uzmanlarının, imaj mühendislerin birlikte çalışması vd.) de ötesinde, giderek tasarım-üretimde çalışanlar ile “tüketicilerin” birleşik emeğini gerektirmektedir. Gerçi “müşteri odaklı üretim” kavramından görüleceği gibi, kapitalistlerin kendi aralarındaki üretim ilişkilerinde, giderek siparişe göre üretim öne çıkmakta, bilinmeyen bir pazara üretmekten kaynaklanan kapitalist üretim-piyasa anarşisinden, daha planlı ve üretici ile tüketicinin daha geçişli ve entegre hale geldiği daha yüksek bir üretim tarzına geçişin dinamikleri ve zorunluluğu burada da daha belirgin biçimde görünmektedir (tabii bu durum, kapitalizmde belirsizlik ve anarşiyi büsbütün artırdığıyla kalmaktadır!) Burada da, ar-ge ve tasarım, üretim, eğitimden sonra, gerçekleştirme emeğinin de hem kendi içinde nasıl toplumsallaştığını, hem de diğerleriyle nasıl geçişli, iç içe ve tümleşik hale gelmesiyle, kolektif/bileşik emek/emekçi yasasının kendi yolunu nasıl açtığını apaçık görmek mümkündür. Gelişme, yalnızca üretim sürecindeki değil dolaşım (ki buna finans ve diğer “hizmet” dalları da dahil edilebilir) sürecindeki emeği, bir bütün olarak her tür emek formunu ve alanını kapsayacak biçimde tam ve dolaysız toplumsallaşmış, kolektif emek/emekçiye doğrudur. Bu tarihsel eğilim, aynı zamanda, toplumsal ve teknik işbölümünün ve dolayısıyla değer yasasının geniş çaplı sönümlendirilebilmesinin, olanaklarının nasıl geliştiğini de ortaya koymaktadır. Tabii sermaye, burada da, bir yandan emeğin toplumsal üretkenliğini/sömürüsünü artırarak iç çelişkilerini/krizini aşabilmek için muazzam bir çaba harcarken, diğer yandan tüm bu emek formları ve alanları arasındaki ilişkiler sermaye ve kar dolayımlı olduğundan, bunlar arasındaki işbölümü ve eşitsiz gelişmeyi, dolayısıyla iç çelişkilerini durmaksızın ve giderek şiddetlenecek biçimde yeniden ürettiği, kendi önüne çıkardığıyla kalmaktadır.

4- Yeni teknolojiler ve işçi sınıfının parçalanması ve katmanlaştırılması

Yeni üretim, iletişim, ulaşım teknolojilerinin de önemli bir etkide bulunduğu, işçi sınıfının parçalanması, dağılganlaşması, “karakter aşınması”, daha heterojen ve katmanlı hale gelmesi, işçi sınıfı hareketinin önündeki en temel sorunlardan biridir. Bu, işçi sınıfının geleceği açısından en fazla tartışılan olmakla birlikte, en eksik ve yüzeysel biçimde ele alınan bir konu olagelmiştir. Bu konuyu, dizimizin bir sonraki bölümünde daha kapsamlı ve ayrıntılı biçimde ele alacağız.

5- Yeni teknolojiler ve işçi-kontrol sistemleri

“Son teknolojik gelişmeler emek yoğun makineleşme dönemini geride bırakarak sermaye yoğun makineleşme sistemleri dönemini başlatmıştır. Makine sistemleri bir üretim sürecinde birbirini tamamlayan makinaların organik olarak birleşmesini ifade etmekte, bu sistemde üretimde enformasyon akışı, eşgüdüm ve işbölümü en üst düzeyde bilimsel yöntemlerle yapılmaktadır." (Petrol-İş araştırması).

Yeni teknolojilerin ayırdedici yanı şunlardır: Üretim sürecindeki “ara” bağlantı ve işlerin (montaj, malzeme taşıma vd.) insanlar tarafından kurulan tek tek mekanizasyondan, giderek bütününün bağlantılı ve etkileşimli bilgisayarlı otomatik makine sistemleri tarafından yapılmasına geçilmektedir. Üretim sürecinin kontrolü de insandan bilgisayar donanımlı makinelere geçmektedir. Üretim teknolojilerinin kapitalistçe kullanımında, böylece, insanların makineleri kullanması yerine makinelerin insanları kullanmasıyla birlikte, insanların makineleri kontrol etmesi yerine makinelerin insanları ve emek süreçlerini kontrol etmesine geçilmektedir. İşçi işi başından ayrıldığında “alarm veren”, işçinin diyelim ki bir çalışma saatinin kaç saniyesinde emek-değer yaratmadan geçirdiğini hesaplayan, bilgisayar başında çalışan kafa emekçileri açısından bile üretkenliği ölçen ve rapor eden bilgisayar programları vardır! Bunlar bilgisayarlı otomasyon ve üretim süreçlerine içsel hale gelen emek-kontol sistemleridir.

Bir de, büyük işyerlerinden KOBİ'lere, okullara, oradan gündelik yaşamın tamamına yayılan bilgisayarlı-elektronik gözetim ve kontrol sistemleri vardır. Türkiye'de faaliyet yürüten, işyerlerine “personel kontrol sistemleri” kuran sayısız şirketten biri olan Barkodes şirketinin internet sitesindeki tanıtımından aktarıyoruz: “Personel Devam Kontrol Sistemleri: Personel kimlik kartlarının, giriş-çıkış anında kart okuyucu cihazlara tanıtılması ile personel hareketlerinin takip edilmesi ve işletmenin çalışma prensiplerine göre puantaj hesaplarının yapılmasına, aynı zamanda giriş-çıkış güvenliğinin sağlanmasına olanak tanıyan sistemlerdir.” Böylece işçilerin bölümler arası iletişimi bile engellenmekte ya da takibe alınmakta, işçinin işyerindeki hareketi de puanlamaya bağlanmaktadır. “Geçiş kontrol sistemleri: Personelinizin çalışma zamanını nasıl kontrol ediyorsunuz? Çalışan personeliniz saat kaçta işe gelip kaçta ayrılıyor, hangi kapılardan geçiş yapıyor, ziyaretçi kontrolü yapabiliyor musunuz, hangi saatlerde ne kadar çalışıyor, personelinizin ne kadar efektif çalıştığını kontrol edebiliyor musunuz? Geçiş kontrol sistemi, tüm bunları kayıt altına alan ve bu kayıtlardan rapor düzenleyen bir sistemdir.” Şirket, bunun orta boy işyerlerine daha uygun bir sistem olduğunu da ekliyor. “Yemekhane kontrol sistemi: Çalışan personeliniz kaçta yemekhaneye gelip kaçta çıkıyor, yemek fişlerini kendisi mi kullanıyor, öğünlerde tek bir yemek mi yiyor, yemekhane dışında yemek yiyor mu, personelizin yemek hesabı ve maliyetini takip edebiliyor musunuz?” Bir diğer personel kontrol sistemleri şirketi, Perkotek, repertuarına “bekçi devriye tur kontrol sistemleri”, “evrak takip ve kontrol sistemleri” ve “WC sınırlandırma sistemleri”ni eklemiş. Sitesinden aynen aktarıyoruz: “İşyerlerinde patronların ve yöneticilerin hedefi personelini maksimum performansla çalıştırması ve azami verim almasıdır... Giriş-çıkışlar bir biçimde kayıt altına alınabilir, peki ya personelin içerde, özellikle de WC'de geçirdiği zaman?” Şirket, 100 kişinin çalıştığı bir işyerinde, çalışanlar günde 20 dakika tuvalette “kaytarırlarsa”, patrondan ayda 733 (emek-zaman) saati “çalmış” olacaklarını “ikna edici” biçimde gösteriyor, bir de bunun parasal hesabını yaparak, “WC kontrol sistemleri” ile patrona, ayda 2 milyar tl'yi daha işçilerden kurtarmayı (çıkarmayı) vaat ediyor! Eğer hala kusmadıysanız, bir diğer personel kontrol sistemleri şirketi, Anlaş Otomasyon'dan bir örnek verelim. Bu şirket, işi daha da boyutlandırıp, patron ve şeflerin hiç müdahelesine gerek bırakmayacak şekilde, personelin yılda, ayda, haftada, günde çalışmadığı (işe gelmediği, geç geldiği, tuvalette vb. geçirdiği) süreleri hesaplayıp otomatik olarak bordroya geçirerek ücretten düşecek, belli bir sınırı aştığında ise mesela “çalışanın SSK hakedişini iptal edecek” bilgisayarlı kontrol sistemlerini patronlara pazarlıyor! Kameralı gözetim sistemlerinden ise hiç bahsetmiyoruz. Burada da asıl sorun, işyerlerinde işçilerin denetim ve takibinin daha sıkı biçimler almasından çok, işçilerin kapitalist otorite ve tahakkümü içselleştirmeye, otokontrole zorlanması, işyerindeki işçi arkadaşlarıyla konuşmaya bile çekinir hale gelmesidir.(Gündelik yaşamda da hızla yaygınlaştırılan ve derinleştirilen teknolojik gözetleme ve kontrol sorununu, siyasal egemenlik biçimlerindeki dönüşüm bölümünde ayrıca ele alacağız.)

6- Yeni teknolojiler ve kafa emeği üzerindeki etkileri

Yeni teknolojilerin ve bilgisayarın kapitalistçe kullanımının, yaygınlaştırdığı ve yığınsallaştırdığı aşırı yoğun zihin emeği üzerinde, hem deforme ve tahrip edici hem de (beden emeğininkinden beter) köleleştirici bir etkisine değinmeden geçmeyelim. Belli bir kesitteki en ağır bedensel yorgunluk bile birkaç haftalık dinlenmeyle azalır. Tabii yılların birikimli fizik yorgunluğu, sürekli psikolojik gerilim içinde çalışma ile birlikte, giderilemeyecek bedensel-psikolojik tahribata, hatta son yıllarda, artık Japonya'yla sınırlı kalmadan bir çok ülkede ve Türkiye'de de yaygınlaşan karoshiye, işbaşında küt diye ölümlere yol açmaktadır. Fakat en azından beden işçileri, işdışında ve gündelik yaşamında işteki tekdüze hareketlerini yapmaya devam etmez. Zihin emeğinin aşırı yoğunlaştırılmasından kaynaklanan zihin yorgunluğunun giderilmesi (aşırı yoğun çalışan zihinsel emeğin yeniden üretimi) ise daha zordur. Zihinleri aşırı sömürülen çoğu kafa işçisinin, iş dışı zamanlarında, sanılanın aksine birşeyler okumaya, az buçuk ciddi konular üzerine konuşmaya, kafa yormaya bile tahammül edemez hale gelmesi, son derece yüzeyselleşmesi ve kendini sürüklenmeye bırakmasının önemli bir nedeni budur. İkincisi, zihin emeğinin, bilgisayara ve hep belli bir işe/konuya odaklandığında, onu takıntı hale getirmesi, beynin “otomatiğe bağlanarak” iş dışında bile hep onu düşünmesi gibi bir özelliği vardır. (Tanıdığımız, bilgisayar başında çalışan bir çok kafa işçisinden, işyerinde uğraştıkları sorunları, işdışında da kafalarından atamadıkları gibi, gece rüyalarında bile bununla boğuştuklarını dinledik. Rüyaları bile sermayeye köleleşebiliyor!) Bu yüzden özellikle genç kafa işçileri (bunun yarattığı zihinsel-psikolojik tahribatı deneyimleyinceye kadar) açısından iş-işdışı zaman ayrımı da büyük ölçüde ortadan kalkmakta, işdışı zamanlarında bile sömürü-bağımlılık içselleştirilerek kendiliğinden yeniden üretilmektedir. Burada da kafa işçisi bilgisayarı kullanacağına, bilgisayarın kapitalist biçimi bir eklentisi/kölesi haline getirdiği kafa işçisini kullanmakta, onun işdışı zaman ve yaşamını, hatta rüyalarını bile kontrol altına almaktadır! Üçüncüsü, günde 8-10 saat ya da fazlası bilgisayar başında/sanal ortamda çalışmak, makine kodları ve sembolleri ile düşünmek ve buna uyarlanmak, gerçek yaşam ve ilişkilere yabancılaştırıcı/uyumsuzlaştırıcı, asosyalleştirici, ultra teknisistleştirici, ciddi psikolojik sorunlara yol açıcı bir etkide bulunmaktadır.
Ufuk Çizgisi
Denge Azadi Dersîm isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı


“Hukuk, iktidarın fahişesidir”
Şu Anki Zaman: 07:41.


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.1