Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SİYASET > Kadın Sorunu

Kadın Sorunu Kadın sorunu hakkında


SOL RADYO
Sol Radyo
Get the Flash Player to see this player.


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi 1980 sonrası Türkiye'de feminist hareket ve kürt kadın hareketi
Cevaplar
1
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
3567
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Bookmark and Share LinkBack Seçenekler Stil
Alt 29 Nisan 2010, 02:09   #1
 
Gramsci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 09 Kasım 2008
Üye No: 14646
Mesajlar: 977
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
3 Mesajına 3 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 Gramsci is on a distinguished road
Standart 1980 sonrası Türkiye'de feminist hareket ve kürt kadın hareketi


1980 SONRASI TÜRKİYE’DE FEMİNİST HAREKET VE KÜRT KADIN HAREKETİ


1961 Anayasası ile demokratik hak ve özgürlüklerin genişletilmesi toplumun bazı kesimlerinde büyük bir hareketlilik yaratmıştır. İşçiler ve gençler yeni örgütlenme özgürlüklerinden yararlanmış, haklarını genişletmeye çalışmışlar, sosyalist fikirler tartışılmaya başlanmıştır. Türkiye’nin yaşadığı önemli sosyo-ekonomik ve siyasal gelişmeler ışığında kadın sorununa yönelişte gelişmelerin yaşandığı bir dönemdir. Bu dönemde kadınlar temel olarak Kemalizm ve sosyalizm çerçevesinde hareket etmektedirler. Bu yıllarda sol kanatta kadın hareketi, devrimci yükselişin ve sosyalizmin bir türevi, bir alt hareketi gibiydi. “Devrim olunca bütün çelişkiler gibi kadın sorunu da çözülür” anlayışı hakimdi. Kadınlar birey olarak değil ancak anne, eş, bacı olarak konumlandırılıyorlardı. Sol içinde kadın sorunu diye bir sorun tek başına kabul edilmemekte, ciddiye alınması gereken teorik bir sorun olarak görülmemekte, feodal ilişkiler ve üretim ilişkileri ile bağlantılandırılmaktaydı.[1]
1970’lerde feminist hareket göreli olarak canlanmıştı. 1975 yılında İlerici Kadınlar Derneği (İKD) kuruldu. Bunu Demokratik Kadınlar Birliği, Emekçi Kadınlar Birliği, Devrimci Kadın Dernekleri izledi. Hepsi de sol örgütlenmelerin kadın kolları olarak faaliyette bulundular. [2] O dönemde Türkiye solu, ayrı bir kadın örgütlenmesine olumlu bakmadığından, kendi varlığını meşrulaştırmak için yoğun çaba harcadı. Bunu kadınların ezilmişliğinden hareketle değil, kadınları sınıf savaşına çekmenin önemini vurgulayarak yaptı. Bir burjuva hareketi olarak görülen feminizme karşı olduğunu sık sık yineledi. Amaç tek başına kadınların kurtuluşu değil, kadın-erkek el ele devrime doğru ilerlemekti. Türkiye Komünist Partisi’nin kadın kolu olarak görülen İlerici Kadınlar Derneği, tüzüğünde ve diğer tüm belgelerinde Türkiye’deki bütün kadınlar için geçerli birçok soruna parmak basmakla birlikte, kendini emekçi kadınların örgütü olarak tanımlayarak sınırlamıştı.[3]


2. 1980 Askeri Darbesi ve Feminizmin Yükselişi
Birçok ülkede feminist hareketin yükselmesi, genel olarak ülkede hareketlilik, başkaldırı dönemlerinde gerçekleşmiştir. Türkiye’de feminizmin doğuşu ise ülkede demokratik hakların askıya alındığı bir döneme rastlamaktadır. Bu da, Batı’da 1960 sonrası feminizminin etkisinin gecikmeli olarak Türkiye’ye yansımasından kaynaklanmaktadır.12 Eylül harekatı ile birlikte devletle toplum arasındaki tüm kurumlar ortadan kaldırılmıştı. Siyasal partiler, sendikalar, gönüllü kuruluşlar, dernekler, vb. köprü niteliğindeki kurumların tümüne son verilmişti. Türkiye’de feminizmin gündeme gelişi böyle bir siyasi ortamda oluştu. 1980’lerle birlikte Türkiye’de kadınlar açısından yeni bir dönem başladı. Toplumsal hareketlerin gelecek projelerinin geleneksel sağ ve sol içerisinden biçimlendiği uzunca bir dönemin ardından gelen zorunlu bir suskunluk aynı zamanda kimi gruplar açısından geçmişle ve geleneksel olanla hesaplaşmaya dönüştü. Bütünlüklü bir toplumsal kurtuluş projesine olan güvenin sarsılması farklı ortak çıkarlara sahip grupları gelecek için projeler üretmeye yöneltti.[4]
1980 askeri rejim, siyasal hayatta bir baskı dönemi yarattığı kadar bir boşluk da oluşturmuş, sağ ve sol güçlerin sindirilmesiyle ortaya çıkan boşluk, yeni parametrelerin belirlenmesini mümkün kılmıştır. Buna göre feminist hareket, sağdan ve soldan bağımsız olarak sesini duyurabilmiş ve farklı kesimlerden feministler de politikayı yeniden tanımlamaya çalışmışlardır.[5] Feminist hareketi devletten bağımsız, kendiliğinden, bağımsız küçük gruplar veya tek tek yazarlar, sanatçılar, gazeteciler oluşturuyordu. Çoğunlukla iş sahibi eğitim görmüş orta sınıf, kentli kadınların önderliğinde başlatılan hareket içinde kısa zamanda gençler etkin rol oynamışlardı. 1980’li yılların başından itibaren yeni bir oluşumu teşkil eden feminist kadınlar, birkaç yıl sonra kamusal platformda siyasal eylemlere yönelmiş ve seslerini duyurmaya başlamışlardır. Kadın konusu bir anda medyanın, kitapların, dergilerin, araştırmaların, televizyonun, sinemanın ve tiyatronun konusu olmaya başlamıştır. Değişik kesimlerin de kadın konusuna olan ilgisini hesaba kattığımızda, gerçekte 1980’li yıların Türkiye’de ’kadın onyılını’ teşkil ettiğini söyleyebiliriz [6]
Geliştirdikleri politikalarla feministler, karanlıkta kalan bazı konuları ve Türk toplumunda yer alan bazı değerleri kamuoyuna taşıyarak burada tartışmaya açmışlardır. Karanlıkta kalan ve arka sokaklarda yaşanan kürtaj, dayak, evlilik içi cinsel taciz, tecavüz, sarkıntılık, iffet, bekaret, flört, kadın cinselliği, aile içi şiddet, ailedeki eşitsiz işbölümü, aile yaşamındaki ast-üst ilişkisi, vb. konular feminist hareket içinde gündeme gelmiş ve kamuoyunun gündeminde geniş bir tartışma alanı bulmuştur. Yürüyüşler, dilekçe kampanyaları ve farklı yayınlarla seslerini duyuran feminist kadınlar, başta medya olmak üzere değişik kesimler arasında büyük yankı uyandırmıştır. Feminist hareketin, darbe sonrasında ilk demokratik muhalefet hareketolması demokratikleşme sürecinde hareketin fonksiyonunu tanımlamaktadır. Feminist hareket köktenci, demokrat, çoğulcu, katılımcı hatta bireyci bir hareketti. Gruplara, bireylere ve inisiyatiflerine güvenen ve saygı demokrasi, çoğulculuk gibi Türkiye’deki siyaset yapma üslubunu kökten değiştiren bir biçimde siyaset yaparak yol aldı.[7]
Türkiye’de feminist hareketin bağımsız ve etkili bir kimlik edinmesinde bir dönüm noktası olan 1980’lerin sosyo-politik vekültürel imkanları, feminizmi, demokratik kültürün yerleşip gelişmesinde farklı seslerin ve renklerin temsilciğini üstlenme noktasında önemli bir konuma getirmiştir. Bu anlamda, uluslararası sözleşmelerin de etkisi olmuştur. Türkiye tarafından 1985 senesinde imzalanan Kadına Karşı Hertürlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi(CEDAW) Türkiye’nin mevzuattaki sorunlarına kamuoyu ilgisini çekti. Sözleşme, imzalayan ülkelerin yasalardaki cinsiyet eşitliğinin yansımasını ve ayrımcılığın her şeklinin önlenmesini şart koşuyor. Medeni Kanun’un bir çok maddesinin bu ilkeleri çiğnemesi ışığında, Türkiye, Sözleşme’nin bazı maddelerine çekince koymak zorunda kaldı. Kadın ile erkeğe, boşanmada, mal sahipliği ve çalışma konularında eşit hak ve sorumluluklar verilmediği itiraf edilmiş oldu.[8]
Siyasi anlamda CEDAW, köklü değişimler yaratmasa da kadınların haklarını alma noktasında çağdaş uluslar arası standartların uygulanmasında etkili olmuştur. Uluslararası sözleşmelerin kabulü ile getirilen yenilik ve hakların, bu dönemin liberalizmin etsinde kaldığını söylemek mümkün.
******* devrimlerinin takipçisi kadınların da kadın mücadelesine çeşitli yönlerden katkısı oldu. 1989’da, bir grup *******çü aydın tarafından devrim yasalarını ve laik düzeni koruyup geliştirmek amacıyla Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) kuruldu. Derneğin Kurucuları arasında yer alan Prof. Dr. Türkan Saylan, eğitimde eşitliği sağlama çabalarıyla çeşitli kampanyalar yürüttü. Saylan, daha sonraki yıllarda da eğitimden yoksun kalan yoksul kız çocuklarına burs vererek eğitimli ve çağdaş kadını yaratma çabalarını sürdürdü.
1980’ler, Türkiye soluna ilgi duyan genç nüfusun büyük kısmı için “birey” in öneminin keşfedildiği yıllar oldu. “Ben neyi istiyorum? Neden sosyalist olmayı seçtim? Şimdiye değin yaşadığım ilişkiler tek ve mutlak doğrular mıdır? İnisiyatifimin ve yaratıcılığımın önemi nedir?...” Bu çerçevede, çevre baskısından kurtulmak için girişilmiş erken evlilikler çözüldü. Bütün bu iç hesaplaşmalar sürecinde şurası kesinlik kazandı. Türkiyeli genç solcu kadın artık siyasal kimliğini ‘bacı, eş, sevdalı’ imgesiyle tanımlamak istemiyordu. Yıllarını, emeğinin, hayatını verdiği sosyalist mücadelede stepne görevi görmekten, kuryelik, sekreterlik, silah taşıyıcılığı, yataklık, tutuklu eşliği, örgüt çaycılığı, dernek temizleyiciliğinden bezmişti artık. ‘Sınıf’ büyük hızla önem yitirirken, ‘cinsiyet’ giderek vurgu kazanmaya başlamıştı. İkinci kuşak feminizmin taşıyıcısı, büyük ölçüde bu örgüt yorgunu kadınlar olmuşlardır.[9]
1980’li yıllardaki kadın mücadelesinin ana hatlarını çizmeye çalıştım. 80’li yılların 90’lara devrildiği dönemlerde, kadınlar ne durumdaydı şimdi de ona bakalım:


90’lı yıllar
1990’lı yılların kadın hareketi ve bu hareketin kadına yönelik aile içi şiddetle mücadele amaçlı parçası açısından ikinci temel özelliği ‘kurumlaşma’dır. Şiddetle mücadele eden kadınlar ve kadın hareketi açısından ‘kurumlaşma’ sadece 1980’lerden devralınan ve 90’lar boyunca gündemde kalan bir özellik değil, aynı zamanda 90’lardan 2000’lere devredilen özelliklerden de biridir.
[10] Bu yıllarda ilk kurumsallaşma çabaları, kadına yönelik şiddetle mücadele temelinde ortaya çıkmaktadır. Feminist kadınlar, kadına yönelik şiddetle mücadeleyi sürekli olarak dillendirmiş, bu mücadeleyi bireysel ve toplu gündemlerinde tuttukları gibi, ülkenin gündeminde de tutmayı başarmışlardır. Bu konudaki süreklilik, kurumsallaşmayı sağlayan temel faktördür.
Diğer önemli faktör, kadınların bu mücadeleyi sürdürebilmek için kendi kurumlarını yaratma istekleri ve bu bağl
amda kadın danışma merkezleri ve sığınma evlerini kurma talepleridir. Kadınlar bu amaca ulaşmak için ikili bir kurumsallaşmaya gitmek zorunda kaldılar. İkili kurumsallaşma; bağımsız danışma merkezleri ve sığınaklar oluşturmak ve bunların kadın hareketinin elinde kalması için esnek yapılardan bu kurumların sahibi olan tüzel kişilikli yapılara dönüşmektir. Buradaki hedef, kadınlar tarafından kurulmuş, kadınlar tarafından ve kadın bakış açısıyla yürütülmekte olan bir kadın danışma merkezi ve sığınak oluşturmaktı.
[11]
Kadına yönelik şiddetle mücadelenin ilk ürünü 1990’da kurulan Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı oldu. Vakfın amacı, aile içi ya da aile dışında şiddete maruz kalan kadınların sığınabilecekleri evler açmak, işletmek, onlara bir meslek kazanmalarında ya da mesleklerini yapmalarında yardımcı olmaktır. Hukuki ve psikolojik danışmanlık hizmetleri de vermekteydi.[12] 1998 yılında Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı öncülüğünde kadına yönelik şiddetle mücadele organizasyonlarının ve kadın örgütlerinin haberleşmesi, bilgi aktarım ağı kurmaları amacıyla I. Kadın Sığınakları Kurultayı toplanmıştır. Kurultay, ortak politika ve stratejilerin oluşmasını sağlamış, ayrıca ortak eylem programı ve yeniden kendi gündemini oluşması bakımından da önemli bir etki yaratmıştır. III. ve IV. Kurultaylar gündemleri ve kararlarına değişiklik tekliflerini alarak, 4320 sayılı Aileyi Koruma Kanunu ve Medeni Kanun tasarılarının biçimlenmesi noktasında daönemli bir rol oynamıştır.
Kadına yönelik şiddetle mücadelede 1990’larda gerçekleştirilmiş önemli bir diğer kurumsallaşma
, Türkiye Barolar Birliği içinde gerçekleşen Kadın Hukuku Komisyonları ve bu komisyonların oluşturduğu bir tür çatı organizasyonu olan Türkiye Barolar Birliği Kadın Hukuku Komisyonu ‘un (TÜBAKKOM) ortaya çıkmasıdır. Bu kurumlaşma, kadınlara sağlanan hukuk danışmanlığı desteği yanında, özellikle 4320 sayılı Aileyi Koruma Kanunu’nun uygulanmasını kolaylaştırmakta önemli bir işlev görmüştür.
[13]
1990 yılında kurulan Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı feminist bilinçle oluşturulan bir diğer kurumdur. Feminist kadınların çalışmaları sonucunda kurulan kütüphane, kadınların geçmişini iyi tanımak, bu bilgileri bugünün araştırmacılarına derli toplu bir şekilde sunmak ve bugünün yazılı belgelerini gelecek kuşaklar için saklamak amacıyla İstanbul’da Büyükşehir Belediyesi’nin tahsis ettiği tarihi binada açıldı[14]
Demokratik yaşamla birlikte laiklik ilkesinin de korunması gereğine inanan bir kısım meslek kadınları da demokratik yaşam taleplerini, öncelikle Türkiye’de kadınlara kamu yaşamında tüm olanakları açık tutan kadın devrimlerinin kazanımlarını korumak isteyen Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Türk Kadın Hukukçular Derneği gibi sivil toplum kuruluşları aracılığıyla kamuoyuna duyurmuşlardır .[15]
Bu tür kurumsallaşmalar ile, 1990’da feminist hareket, kent merkezli hareket olmaktan çıkarak, temelde toplumsal cinsiyeti sorgulayan, yerel kadın sorunlarını da gündeme getiren birçok sivil toplum örgütlenmesiyle ülke geneline yayılmıştır. Bu atmosfer içinde Diyarbakır’da kurulan Kadın Merkezi (Ka-Mer), temel insan haklarını savunan ve bu hakların, özel yaşamlarında, kadınlar için de geçerli olması gerektiğine inanan, ırk, din, dil ve cins ayrımcılığına, her türlü şiddete, hiyerarşiye karşı olan, kadınlar arası dayanışma ve paylaşımı ilke edinen bir kadın kuruluşudur. 1997 yılında kurulan Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği(KA-DER) de kadın hareketi içinde kurumsallaşmayı göstermek açısından önemli bir örgüttür. Türkiye’de kadınların politikada ve karar verme mekanizmasında çok az oldukları gerçeği karşısında; kadınların seçimle ve atamayla gelinen tüm karar verme mekanizmalarında ve politikada biran önce etkili olması isteniyordu. Derneğin amacı; “siyasette kadın-erkek eşitliğini sağlamak, kadınların sesini ve düşüncelerini seçilmiş meclislere taşımak, bu yolla kadınların ve ülkenin kaderini değiştirmek” olarak ifade ediliyordu.[16]
1990’lardaki kurumsallaşmalarda feminist hareketin çalışmalarının yanı sıra birçok etme de vesile olmuştur. Türkiye’nin taraf olduğu uluslar arası sözleşmelerden doğan yükümlülükleri, 1995 yılında gerçekleştirilen IV. Dünya Kadın Konferansı başta olmak üzere 1990’ların ortalarında yapılan Birleşmiş Milletler Zirveler Zinciri ve 1990’ların sonlarından itibaren bu zirvelerde alınan kararlara ilişkin beş yıllık uygulamaların değerlendirildiği Birleşmiş Milletler Özel Oturumları, kamu kesiminde oluşan birikim, Türkiye’deki siyasal konjonktürün elverişliliği gibi çeşitli etkenlerin de kurumsallaşmaya katkıları olmuştur.[17] Özellikle kadına yönelik şiddete ve cinsiyetçi ayrımcılığa karşı kurumsallaşma, uluslar arası projelerin ölçütleriyle birlikte devamlılığı olan bir çözüm niteliğindedir.
1990’ların bir başka özelliği de 80’lerde feminist hareketin parçası olmamış kadınların, Kürt hareketi ve İslami hareketle ilişki içinde feminist talepler geliştirmeleri ve bu talepler etrafında örgütlenmeleriydi. Kürt kadınlar, hem milliyetçi ataerkliliğini hem de Türkiye’deki feminizmin ‘Türk’lüğünü sorguladılar. ‘Müslüman feministler’’ise, feminist hareketin seçkinci-tahakkümcü tavrına karşı çıkıp Müslüman kadınların inançlarıyla bir kadın olarak ezilmeyi reddedişleri arasında bir çelişki olmadığını göstermeye çalıştılar. Ülkenin politik gündeminde ‘bölücülük’ ve ‘irtica’ olarak kodlanan bu iki konu, kadınlar arasında da sert tartışmalara ve kopmalara neden oldu.[18]


Kürt kadın hareketinin oluşumu ve mücadelesi
Feministlerin ilgi alanı, dayak, tecavüz, doğurganlık, ücret eşitliği gibi sadece dar anlamda tanımlanmış kimi ‘’kadın sorunlarıyla’’ sınırlı değildir. Feministler, eşitsizliğin, baskının ve sömürünün her çeşidinin yeryüzünden silinmesi, ulusal ve uluslararası adil bir toplumsal ve iktisadi düzenin kurulması için mücadele eder. Tüm sorunlar kadınların da sorunlarıysa, nükleer savaş, iki ülke arasındaki savaş, etnik ve toplumsal çatışmalar, siyaset, iktisat ve kalkınma politikaları, insan hakları ve bireysel özgürlükler ya da çevre sorunları gibi her konuda kadınlar bir görüşe sahip olmalıdır. Örneğin Srilanka’da kadınlar, etnik sorunlara karşı siyasal çözümler üretmek için var gücüyle çalışıyor. Pakistanda kadınlar İslam adına kendilerine ve topluma dayatılmaya çalışılan, çağdışı, kadınlara karşı yasalara, yılmadan, cesaretle karşı çıkıyor. Pakistanlı kadınlar bu tutumlarıyla sıkıyönetime ve İslami köktenciliğe de kafa yormakta. Nepal’de kadınlar demokrasi mücadelesinde etkin bir rol oynamakta, Hindistan’da kadınlar, çevre sorunundan toplumsal şiddete kadar bir dizi sorunla boğuşuyor.
[19] Bhasin ve Khan’ın dikkat çektiği diğer ülkelerdeki kadınlar gibi, Türkiye’deki kadınlar da farklı sorunlarla mücadele ediyor. Kentli kadın, eşit ücret ve özgürce sokağa çıkma hakkı için mücadele ederken, Güneydoğu bölgesindeki kadın, aşiret geleneklerinin olanca ağırlığı ile eziliyor. Feodalizm ve dinin etkisi ile ortaya çıkan gericilikle mücadele eden Kürt kadını, bir yandan da kimlik mücadelesi veriyor. Kapitalist üretim ilişkilerinin yaygınlaşmasının geleneksel yapıda yol açtığı çözülmeye rağmen de, Kürt toplumunda geleneksel ataerki ve kadınlar üzerindeki kontrol mekanizmaları önemli ölçüde korunmuş bulunuyordu. Bu durum, kadınların geleneksel kadın mekânları olan evlerinden çıkmalarının, sokaklara, meydanlara, hatta dağlara, geleneksel olarak erkeklerin faaliyet alanı olan politik alanlara, girmelerinin nasıl mümkün olduğu, hangi mekanizmaların işlediği sorularını akla getiriyor.
Kürt kadını hangi ortamda, kendi varlığının farkına vardı? Onu özgürlük arayışına iten, tahakküme başkaldırmasına neden olan koşullar neydi?

Kadınların politik olarak etkinleşmelerinde rol oynayan etkenlerden en önemlisi, 12 Eylül Askeri Darbesi sonrasında, aile üyelerinin maruz kaldıkları hak ihlalleri ve gündelik hayatı etkileyen şiddet olgusu oluşturuyordu. Diyarbakır 12 Eylül sonrasında en fazla gözaltı ve tutuklamaların yaşandığı kentlerden biriydi. Bu dönemde, Kürt kadınları, kendilerini kamusal alanda görünür kılacak şekilde yer aldılar. Cezaevinde yaşanan insan hakları ihlallerinin kamuoyuna duyurulmasında ‘acılı ana’ imgesi önemli bir rol oynadı. Söz konusu dönemde çok sayıda kadın ‘Kürt Kadın’ kimliğiyle sokak gösterilerine, mitinglere katıldı, çeşitli yasal partilere aktif katılım gösterdi, kitlesel gözaltı ve tutuklamalar yaşadı. [20]
Faili meçhul siyasi cinayetlerin ve kayıpların ürkütücü bir boyut kazandığı 1990’lı yıllarda da Kürt kadınlarının ‘anne’ kimliği ile kamusal alanda etkinliklerde bulunduklarına tanık olduk. Her Cumartesi günü İstanbul’da Galatasaray Lisesi önünde toplanan kadınlar, ‘Cumartesi Anneleri’ ya da ‘kayıp anneleri’ adıyla kamusal bir imaj yarattılar. ‘Anne’ imajı en son olarak
1999 yılında silahların susmasının ardından ‘barış anneleri’ grubunun oluşmasında işlev gördü. Bu kadınlar, başta çocukları olmak üzere aile fertlerinin gözaltına alınması, tutuklanması, dağa gitmesi ya da öldürülmesi sonucunda, ‘annelik’ politik bir kimliğe dönüşmüştü.[21]
1980 sonrası Kürt hareketinin ideolojik ve politik metinlerinde kadın sorunu ve çözümüne zaman içinde giderek artan bir şekilde önem verildiği görülüyor. Parti programında sadece demokratik devrimin ortadan kaldırmakla yükümlü olduğu kurumlar arasında ‘kadının kölece bağımlılığı’ şeklinde değinilen ve 1980’li yılların başlarında daha çok Marksist yaklaşımın tekrarı niteliğinde işlenen ‘kadın sorunu’ 1986 yılından itibaren hareket içerisinde üzerinde en fazla konuşulan, yazılan ve tartışılan konu haline gelmiştir. Nitekim gelişmeler de bu yönde olmuştur. 1988’den itibaren gerçekleştirilen halk gösterilerinde kadınlar yer aldılar. 1988-1992 yılları arasında yoğun halk gösterilerinin yaşandığı süreç, kamuoyunun ilgisinin harekete yönelmesine yol açtı. Başlangıçta sağlamakta güçlük çekilen kamuoyu ilgisi ve toplumsal destek, önemli ölçüde kadınların seferber edilmesiyle sağlanabildi. 1991 yılında Irak’ın kuzeyinde bir buçuk milyona yakın Kürt mültecinin İran ve Türkiye’ye gelmelerine yol açan gelişmelerin yarattığı duygusal atmosferin de etkisiyle hareketin ‘dağ kadrosu’ genişledi. 1990-1992 yılları arasında büyük bölümü kentlerden ve üniversitelerden olmak üzere örgüte yoğun bir katılım oldu. Bu süreç içinde hareketin dağdaki ve kentlerdeki cinsiyet kompozisyonu değişti. Üniversitelerden, kentlerin varoşlarından ve kırsal alandan çok sayıda genç kadının da katılımı sonucu, 1993 yılında örgütün ‘dağ kadrosu’nun üçte birini kadınlar oluşturuyordu.[22]
Kadınların özgürlük arayışında örgütün perspektifi de önemli rol oynadı. Örgüt, ileriki yıllarda, 2000 ’li yıllarda, da kadın mücadelesinin önemine ve toplumsal rolüne kararlarında ve yayınlarında yer verdi. ‘Artık ulus veya sınıf çelişkisi yerine tarihin ilk ve en derin sömürüsü olan, dolayısıyla tüm çelişkileri içerisinde barındıran cins çelişkisi öne çıkmaktadır. Bu açıdan 21. yüzyıl tüm insanlık sorunlarının, bu çelişki etrafında gelişecek mücadelelerle çözüleceği, sosyal devrimlerin yükseleceği bir yüzyıl olacaktır. Kadın özgürlük mücadelesi, demokratik uygarlığın şekillenmesinde en dengeleyici ve eşitlikçi rolü bu temelde oynayacaktır.[23]
Feodalizmin baskısı altında olan Kürt kadınını sokağa ve dağa çıkmasında Abdullah Öcalan’ın büyük rolü oldu. Kadın sorunu ve mücadelesi üzerine olan fikirleri ile Kürt kadınını etkisi altına alan Öcalan, ‘Bir Halkı Savunmak’ adlı yapıtında, kadının kendi örgütlenmesini yaratması gerektiğini belirtiyor. Öcalan, kadın sorununu ve feminizme ilişkin eleştirilerini ise şöyle ifade ediyor:
“Feminizm yetersiz de olsa, kadınlık gerçeğini son çeyrek yüzyılda oldukça görünür kılmıştır. Kaosta her olgunun değişme şansı yüksek bir aydınlanmayla daha da arttığı için, özgürlük lehine atılacak adımlar niteliksel sıçramalara yol açabilir. Güncel krizden kadın özgürlüğü büyük kazanarak çıkabilir. Kadın özgürlüğü, olgu tanımlanmasına uygun olarak kapsam bulmak durumundadır. Genel toplumsal özgürlük ve eşitlik kadın için de direkt özgürlük ve eşitlik olmayabilir. Özgün çaba ve örgütlülük esastır. Yine, genel demokratikleşme hareketi kadın için olanaklar açabilir. Fakat kendiliğinden demokrasi getirmez. Kadının bizzat kendi demokratik amaç, örgüt ve çabasını sergilemesi gerekir. Kadına içerilmiş bulunan köleliği karşılayacak bir özgürlük tanımına öncelikle ihtiyaç vardır. Kapitalist sistemin muazzam vizyon geliştirme ve sanallığı gerçeğin yerine koyma gücü o denli gelişmiştir ki kadını en çok alçaltan bir etkinliği (örneğin pornografi) bile özgürlükle eşleştirebilir. Feministlerin çabalarında bir çok önemli öğe varsa da hala Batı merkezli demokrasilerin ufkunu aşmaktan uzaktır. Temelinde kapitalizmin oluşturduğu yaşam biçimini değil aşma, tam kavranmasını bile sağladığı söylenemez”
[24]
Öcalan bir başka yapıtında kadın mücadelesinin önemini şu cümleleriyle dile getiriyor: “Özgür kadın çalışması, gerekli olduğu kadar en hassas çalışmadır. Özgür kadının cevabı tüm çalışma alanlarında yetkin verilmelidir. Kadının kendi cevabı olmadan, özgür yaşamın gerçekleşmesi mümkün değildir. Güçlü ve başarıya giden devrimci bir pratiğe sahip olmadan, hiçbir duygunun değeri olmaz ve bu mümkün değildir” [25]
1980 sonrası Kürt hareketinin belirleyici özelliklerinden biri, Kürt kadınların 1980’lerin sonlarından itibaren kamusal alanda giderek artan ve süreklilik kazanan hareketlilikleri oldu. Bu kadınlar kimi zaman tutuklu yakınları, kayıp yakınları ya da barış anneleri olarak annelik rollerini toplumsallaştırdıkları ve politik bir içerik kazandırdıkları etkinlikle kamusal alana çıktılar. Kimi zaman kitle gösterilerinde otantik Kürt kimliğinin ve taleplerinin gösterenleri ya da Leyla Zana örneğinde olduğu gibi, ‘’modern politikacı kadınlar’’ olarak, kimi zaman da askeri üniformaları ile ‘’gerilla kadınlar’’ olarak kamusal alanda görünürlülük kazandılar. ‘Ana’, ‘eylemci’; ‘savaşçı’ ya da ‘politikacı’ kadın kimliğine dair farklı kadın portreleri, bazen biri bazen diğeri ön plana çıkmakla birlikte kamusal alanın süreklileşen kadın imgelerini oluşturdu. Bu Kürtlerin siyasal geleneğinde görülmeyen bir durumdu.[26]
Kürt siyasetinin temsilini yapan bu partilerin kadın profili de 2000’li yıllarda değişti. Genç veya orta yaşlı, eğitimli kadınların katılımı arttı. Hareketin cinsiyet eşitlikçi söyleminin de etkisiyle, ‘’ana –bacı’’ kimliğiyle destek rolü yerine özne konumunu talep eden kadınların sayısı arttı. Daha fazla temsil için kota uygulamasında ısrar eden kadınlar, bu yöndeki mücadelelerinde başarı sağladılar. Kadın belediye başkanları ile dikkatleri üzerine çeken Demokratik Toplum Partisi (DTP), 2007 genel seçimlerinde 8 kadın milletvekili ile Meclis’teki yerini aldı.


3. 3. Kürt Kadın Hareketinin yayınları
Kürt kadınlarının bilinç oluşturmasında ve örgütlenmesinde yayın organları önemli rol oynadı. Kimi zaman ‘sakıncalı’ bulunup toplatılan, kimi zaman ekonomik sıkıntılar nedeni ile kapatılma ile karşı karşıya kalan yayınlardan öne çıkanlar şunlar:


‘Yaşamda Özgür Kadın Dergisi’
Yaşamda Özgür Kadın Dergisi ilk olarak 1998 yılının Ocak ayında yayınlanmıştır. 26 sayı boyunca bu adla yayınını sürdüren derginin her sayısına istisnasız toplatma kararı çıkarılmıştır. Hakkında onlarca dava açılmış olan dergi, nihayet 2000 yılında bu davaların sonuçlanmasıyla birlikte kapatılmıştır. Dergi ekibi pes etmemiş, bu kez Özgür Kadının Sesi adlı yeni bir dergi çıkarmaya başlamıştır. Dergi ekibinden Gülşen Bozan, dergiyi çıkardıklarında Kürt erkeklerden aldıkları tepkileri şöyle anlatmaktadır: “Tahmin edebileceğiniz gibi, erkeklerden doğrudan tepkiler geldi dergi konusunda; ‘Kürtlerin dergileri, gazeteleri, televizyonları var. Partiler, Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM), Dicle Kadın Kültür Merkezi vb. birçok örgütlenme mevcut. Ne gerek var kadın dergisine?’ dendi. Tartışmalar 4-5 yıl sürdü, çok zorlanarak geldik bu noktaya.
[27]


‘’Roza’’ ve ‘’Jujin’’ dergileri
‘Roza’ ve ‘’Jujin’’ Kürt kadın hareketinde yer alan kadınların çıkardığı önemli yayınlar arasındadır. Roza, Türkçe’de gündoğumu anlamına gelir. Jujin ise ‘’Juji’’ ile ‘’jin’’ kelimelerinin birleştirilmesinden oluşmuştur. Juji kirpi, jin ise kadın demektir. Jin kelimesinin bir diğer karşılığı da yaşamdır. Dolayısıyla Jujin sözcüğü, kirpi kadın ile yaşamın iç içe geçtiği bir kelime oyunu ile oluşturulmuş bir isimdir.

Dergiler yarı Kürtçe, yarı Türkçe çıkarılmıştır. Bu dergilerde teorik bilgilerden ziyade kadınların yaşadıkları, gözlemleri, duygu ve düşünceleri aktarılmıştır. Bu dergiler dışında Kürt kadın hareketi başka dergiler de çıkarmıştır. Bunlardan bazıları Jiyan (1991), Ji Bo Rizgariya Jinan (1993) ve Sena (1994) isimli dergilerdir.

KAYNAKÇA

Abdullah Öcalan, Bir Halkı Savunmak, Çetin Yayınları, 2004
Abdullah Öcalan, Sosyal Devrim ve Yeni Yaşam, Çetin Yayınları, 2005
Andree Michel, Feminizm, (Çev. Şirin Tekeli), İletişim Yayınları, İstanbul.1993
Andrew Heywood, “Feminizm”, Siyasi İdeolojiler,( Çev.: Ş. Akın), Adres yayınları, Ankara, 2007
Aksu Bora-Asena Günal, 90’larda Türkiye’de Feminizm, İletişim Yayınları, 2002
Amargi Dergisi, 2008
Bell Hooks, Feminizm Herkes İçindir, Çitlembik Yayınları, İstanbul, 2002,
Fatmagül Berktay, Tarihin Cinsiyeti, Metis Yayınları
Fatmagül Berktay, “Türk Solu’nun Kadına Bakışı: Değişen Bir Şey Var Mı?” 80’ler Türkiye’sinde Kadın Bakış Açısından Kadınlar, (Hzl.: Ş. Tekeli) İletişim Yayınları, İstanbul
Handan Çağlayan, ‘Analar, Yoldaşlar ve Tanrıçalar-Kürt Hareketinde Kadınlar ve Kadın Kimliğinin Oluşumu,İletişim Yayınları, 2007
Helena Hırata, Françoise Laborie, Helene Le Doare, Daniele Senotier (Der.), Çev.Gülnur Acar Savran, Eleştirel Feminizm Sözlüğü, Kanat Kitap, 2009,
İsmail Beşikçi, Doğu’da Değişim ve Yapısal Sorunlar, Doğan Yayınları, 1969
Joachin Müller, Marx, Engels, Lenin Kadın ve Aile, Sol Yayınları, 1992
Josephine Donovan, Feminist Teori, (Çev.: A. Bora, M. A. Gevrek ve F. Sayılan,)İletişim Yayınları, İstanbul.1997
Kamla Bhasin, Ataerkil Sistem ‘’Erkeklerin Dünyasında yaşamak’’, Kadınlarla Dayanışma Vakfı Yayınları, Kadav Yayınları, 2003 İstanbul
Kamla Bhasin–Nighat Said Khan, Feminizm üzerine bazı sorular, Kadınlarla Dayanışma Vakfı Yayınları, Kadav Yayınları, 2003 İstanbul
Kongra-Gel- Kürdistan Halk Kongresi Demokratik Kuruluş Belgeleri, Çetin yayınları 2003
kurtuluscephesi.org
Lale Yalçın Heckman, Kürtlerde Aşiret ve Akrabalık İlişkileri, İletişim Yayınları 2002
Leyla Kırkpınar, Türkiyede Toplumsal Değişme Sürecinde Kadın, , 75 yılda kadınlar ve Erkekler, Tarih Vakfı Yayınları, 1998
Nazan Moroğlu, Kadınlarımızla Birlikte 10 Yıl, Kurtiş Matbaacılık, İstanbul, 1999
Nermin Abadan Unat, 75 yılda kadınlar ve Erkekler, Tarih Vakfı Yayınları, 1998
Ömer Çaha, Sivil Kadın, Türkiye’de Sivil Toplum ve Kadın, (Çev.: E. Özensel) Vadi Yayınları, Ankara,1996
Pınar İlkkaracan, Türkiye’nin Doğu Bölgelerinde Kadın Cinselliği Bağlamının İncelenmesi, Der. İletişim Yayınları, 2003
Serpil Çakır, Osmanlı Kadın Hareketi, Metis Yayınları, 1996
Sibel Özbudun, Türkiye’de Kadın Olmak, Yazın yayınları, 1993
Şirin Tekeli, Kadınlar ve Siyasal Toplumsal Hayat, Birikim Yayınları
Şirin Tekeli, “1980’lerde Türkiye’de Kadınların Kurtuluşu Hareketinin Gelişmesi”, Birikim Yayınları, 1989Şirin Tekeli, “Birinci ve İkinci Dalga Feminist Hareketlerin Karşılaştırmalı İncelemesi Üzerine Bir Deneme”, 75 Yılda Kadınlar ve Erkekler
Temel Demirer, Sibel Özbudun, Yücel Demirer, Kadın Yazıları, Ütopya Yayınları, 2000
Toplumsal Tarih dergisi, Temmuz 2004, sayı 127
İNCELENECEK KAYNAKLAR
Nükhet Sirman / Kadınların Milliyeti

Şirin Tekeli / 80’lerde Türkiye’de kadınların kurtuluşu hareketinin gelişmesi

Nilüfer Timis-Meltem Ağduk Gevrek/ 1980’ler Türkiye’sinde Feminist Hareket –Ankara Çevresi

Sylvia Walby / Kadın ve Ulus

Nira Yuval-Danis / Cinsiyet ve Milletin Kavramsallaştırılması

Handan Çağlayan / Berivan’ın Suskusu: Kürt Kadınları açısından ifade özgürlüğü

Nükhet Sirman / Akrabalık, Siyaset ve Sevgi: Sömürge-Sonrası Koşullarda Namus- Türkiye Örneği

Özlem Aslan / Kaçınılmaz Ölümün girdabında annelik. Türkiye’de annelik politikası ve barış anneleri

Pazartesi Dergisi sayıları

Amargi Dergisi

Roza Dergisi

Newaya Jin

Hewiya Jin Dergisi

Özgür Gündem Kadın ekleri

Hamit Bozarslan / Türkiye’de Kürt Sol Hareketi

[1] Şirin Tekeli, “Birinci ve İkinci Dalga Feminist Hareketlerin Karşılaştırmalı
İncelemesi Üzerine Bir Deneme”, 75 Yılda Kadınlar ve Erkekler,1998,s. 340

30. Fatmagül Berktay, “Türk Solu’nun Kadına Bakışı: Değişen Bir Şey Var Mı?” 80’ler Türkiye’sinde Kadın Bakış Açısından Kadınlar, Hzl.: Ş. Tekeli, İletişim Yayınları, İstanbul, s. 313- 326.





[3] 75 yılda kadınlar ve Erkekler, Tarih Vakfı Yayınları, 1998, s. 353


[4] Aksu Bora-Asena Günal, 90’larda Türkiye’de Feminizm, İletişim Yayınları,2002, s, 13


* http://www.kurtuluscephesi.com/kurcep1/8mart.html


[6] Çaha, Bir Kez Daha Sivil Toplum Üzerine, Sivil Toplum, 2003, s. 267


[7] Tekeli, “1980’lerde Türkiye’de Kadınların Kurtuluşu Hareketinin Gelişmesi”, 1989, Birikim, S.3, s. 34- 41.


[8] Tekeli, Yeni Kadın Harekenin Yükseliş ve Değişimi,1986, s. 12

[9] Sibel Özbudun, Türkiye’de Kadın Olmak, Yazın yayınları, 1993,sf. 59

[10] Aksu Bora-Asena Günal, 90’larda Türkiye’de Feminizm, İletişim Yayınları,2002, s.48

[11] a.g.e.

[12] 75 yılda kadınlar ve Erkekler, Tarih Vakfı Yayınları, 1998, s. 353


[13] 90’lardaTürkiye’de Feminizm, 2002


[14] Nazan Moroğlu, Kadınlarımızla Birlikte 10 Yıl, Kurtiş Matbaacılık, İstanbul, 1999, s.13


[15] Nermin Abadan Unat, 75 yılda kadınlar ve Erkekler, Tarih Vakfı Yayınları, 1998, s. 291

[16] 75 yılda kadınlar ve Erkekler, Tarih Vakfı Yayınları, 1998,s. 359

[17]90’larda Türkiye’de Feminizm, 59.

[18] a.g.e, s.8, 2002

[19] Kamla Bhasin–Nighat Said Khan, Feminizm üzerine bazı sorular, Kadınlarla Dayanışma Vakfı Yayınları, Kadav Yayınları, 2003 İstanbul, s.19


[20] Çağlayan, 2007, s.19


[21] Çağlayan, 2007.sf.228

[22] a.g.e.

[23] Kongra-Gel- Kürdistan Halk Kongresi Demokratik Kuruluş Belgeleri, Çetin yayınları, 2003, sf. 169


[24] Abdullah Öcalan, Bir Halkı Savunmak, Çetin Yayınları, 2004, s. 132


[25] Öcalan, Sosyal Devrim ve Yeni Yaşam, Çetin Yayınları,2005, s. 305


* Temel Demirer, Sibel Özbudun, Yücel Demirer, Kadın Yazıları, Ütopya Yayınları, 2000,

[27] Amargi Dergisi, 208

Not:Çalışma Bana ait olmamakla birlikte kadın konusu üzerine çalışan bir arkadaşımıza aittir.
__________________
iyi bak ,görmeye çalış,düşün,tekrar bak...çünkü zorundasın...
Gramsci isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11 Ocak 2012, 23:44   #2
 
yulka - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 11 Ocak 2012
Üye No: 41333
Mesajlar: 1
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 yulka is on a distinguished road
Standart

teşekkürler, güzel bir inceleme. makalenin yazarı kimdir acaba, tezim için yararlanmayı düşünüyorum da.
yulka isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı


“Hukuk, iktidarın fahişesidir”
Şu Anki Zaman: 03:18.


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.1