Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > FELSEFE > Felsefi Akımlar

Felsefi Akımlar Felsefi akımların yer aldığı bölümümüz


SOL RADYO
Sol Radyo
Get the Flash Player to see this player.


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi
Marx Metodolojisi üzerine,
Cevaplar
0
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
2766
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Bookmark and Share LinkBack Seçenekler Stil
Alt 05 Eylül 2009, 18:54   #1
 
Gramsci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 09 Kasım 2008
Üye No: 14646
Mesajlar: 977
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
3 Mesajına 3 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 Gramsci is on a distinguished road
Standart Marx Metodolojisi üzerine,

MARX’IN METODOLOJİSİ
GİRİŞ

Kuşkusuz, Karl Marx, insanoğlunun düşünsel eylem yolculuğunun en önemli kilometre taşlarından birisi. Görüşleri ister savunulsun ister savunulmasın artık bir sosyal bilimci onun verdiği yanıtları kabul etmese bile, sorduğu sorulardan kaçamaz [1]. İşte Marx’ı anlamanın temelinde ise onun metodolojisi yani; bilime, bilgiye, bilgi üretim sürecine yönelik bakış açısı ve epistemolojik yöntemi yer alıyor.

Marx’ın metodolojisine geçmeden önce bu çalışmanın metodundan bahsetmek yerinde olacaktır. Çalışmada öncelikle Marx’ın metodolojisinin “ne olduğu” özellikle kavramlar bazında açıklanmaya çalışılacaktır. Daha sonra ise “ne olmadığı” Marx’ın metodolojisine eleştiriler bağlamında ele alınacaktır. Böylelikle popüler bir tabirle bir şeyin ne olduğunun açıklanmasının yanı sıra ne olmadığının da savunulması yöntemi izlenecektir. Kanımca, yöntemin bu ikinci kısmı çalışmanın özgünlüğü açısından özellikle önemli.


MARX’IN METODOLOJİSİ – GENEL KAVRAMLAR

Marx’ın metodolojisini anlamada ontoloji (varlık felsefesi) aslında önemli bir kalkış noktası. Marx’a göre, bizim dışımızda bir gerçeklik vardır. Üretmeye çalıştığımız bilgi bunun bilgisidir. Bilgi üretim süreci de bu gerçeklikle kurulan etkileşimdir. Yani felsefenin temel sorunu ve sorusu olan madde-bilinç (idea) ayrımı, bir diğer deyişle hangisinin apriori (önsel) olduğu, maddi yaşamı belirleyenin bilinç mi, bilinci belirleyenin maddi yaşam mı olduğu problematiği Marx’ın metodolojisini anlamada belirleyicidir.

Hemen belirtmek gerekir ki Marx’ın madde ve doğa tanımı durağan değil dinamiktir. İnsan, doğanın bir parçasıdır ve doğa ile insan etkileşim içerisindedir. Bu süreç değişen ve dönüşen bir süreçtir. Bilginin üretimi, etkileşim halinde olan insan ve doğanın ilişkisi uyarınca şekillenir. Marx’ta insanın yarattığı bir doğa vardır. Örneğin Marx, kültürü, doğanın yarattıklarına karşılık insanoğlunun yarattığı her şey olarak tanımlar. Yani Marx’ın metodolojisinde bizim dışımızda ve fakat etkileşim içerisinde olduğumuz gerçekliğin bilgisi söz konusudur ve bu bilgi de etkileşim sürecinde üretilir.

Marx’ın bilgi kuramını oluşmasında bir “diyalektik aşma” sürecinden bahsedebiliriz. Diyalektik aşma, yine Marksist bir yöntem olarak, mevcut bilgilerin ve bilgi birikiminin yeni bilgilerin oluşması noktasında, bu ikisi arasındaki etkileşimin niteliğine dairdir. Yani “yeni”nin oluşması inkara dayanmaz. Gelişimin yolu inkardan değil, halihazırda bulunanlarla etkileşimden geçer. Bu etkileşim süreci analiz ve eleştiriyle birlikte ilerleyen bir süreçtir. Marx da şüphesiz, bu anlamda Hegel ve Feuerbach ile etkileşim içerisine girmiştir.

Marx’ın yönteminde temel bir kavram “diyalektik”tir. Diyalektik, kabaca, halihazırdaki her şeyin bir tez olduğunu ve bunların birer antitezi (karşıtı) olduğunu, bu iki karşıtın birbiriyle etkileşime girerek senteze varacağını ifade eder. Ortaya çıkan bu sentez de esasında bir tezdir ve süreç yine tez-antitez-sentez şeklinde ilerleyecektir. “Diyalektik, gerek Marx’ın gerek Hegel’in anlayışına göre, bugün bilgi teorisi ya da ‘gnoseoloji’ dediğimiz teoriyi kapsar ve konusunu aynı zamanda tarihsel açıdan, yani bilginin kökenini ve gelişimini, cehaletten bilgiye geçişi inceleyip genelleştirmek suretiyle ele alır.”[2] Diyalektik kavramının “Marksist gelenek içinde en yaygın anlamları, (a) bir metod, en çok da, epistemolojik diyalektiği örnekleyen bilimsel bir metod olarak; (b) tüm gerçekliğin bir bölümüne egemen olan yasalar veya ilkeler kümesi, ontolojik diyalektik olarak; (c) tarihin hareketi, ilişkisel diyalektik olarak kullanılmasında görülmektedir. Bu üç anlamın hepsi Marx’ta vardır.”[3] Marx’ın bilgi kuramında ve yönteminde yer alan diyalektik, Marx’a göre özünde eleştirici ve devrimcidir.[4] Gerçekten de bu nokta Marx’ın diyalektik yönteminin özellikle Hegelci yöntemden farklılığını anlama noktasında önemlidir. Marx kendi diyalektik yöntemi ile Hegelci yöntem arasındaki farkı şöyle anlatıyor: “ Benim diyalektik yöntemim, Hegelci yöntemden yalnızca farklı değil, onun tam karşıtıdır da. Hegel için insan beyninin yaşam süreci, yani düşünme süreci –Hegel bunu ‘Fikir’ adı altında bağımsız bir özneye dönüştürür.- gerçek dünyanın mimarı ve yaratıcısı olup, gerçek dünya yalnızca ‘fikir’in dışşal ve görüngüsel biçimidir. Benim için ise tersine fikir, maddi dünyanın insan aklında yansımasından ve düşünce biçimlerine dönüşmesinden başka bir şey değildir. Hegel’in elinde diyalektiğin mistisizmle bozulması, ayrıntılı ve bilinçli bir biçimde diyalektiğin genel işleyiş biçimini, ilk kez onun sunmuş olduğu gerçeğini örtemez. Hegel’de diyalektik baş aşağı duruyor. Mistik kabuk içerisindeki akla uygun özü bulmak istiyorsanız, onun yeniden ayakları, üzerine oturtulması gerekir.”[5]

Marx’ın bilgi kuramında ve metodolojisindeki diğer önemli bir kavram ise aslında şimdiye kadar adını vermeden bahsettiğimiz “materyalizm” kavramıdır. Ontolojide maddi yaşamı belirleyenin bilinç mi, bilinci belirleyenin maddi yaşam mı olduğu sorusu Antik Yunan’a kadar uzanır. Bu soruya kabaca önce madde , daha sonra bilinç (idea) ya da bilinci belirleyen maddi yaşamdır yanıtını veren ekol materyalizmdir. Marx da bir materyalist olarak bu soruya “İnsanların varlığını belirleyen şey, bilinçleri değildir; tam tersine onların bilincini belirleyen, toplumsal varlıklarıdır.”[6] şeklinde yanıt verir. Marx’a göre, bizim dışımızda bir maddi yaşam, bir gerçeklik vardır. Ancak bu gerçeklik durağan değildir ve diyalektik olarak ilerler. Bilgi üretim süreci de bu gerçeklikle kurulan etkileşimle meydana gelir.

“Fikirlerinin oluştuğu 1844-1845 yıllarından itibaren Marx, materyalistti; özellikle L. Feuerbach’ın etkisi altında kalmış olan Marx’ın gözünde, Feuerbach’ın tek zayıf noktası materyalizminin yeterince tutarlı, mantıki ve geniş kapsamlı olmamasıydı. Marx için, Feuerbach’ın ‘çığır açan’ tarihsel önemi, Hegel idealizmiyle bütün köprüleri atmış ve materyalizmin temel ilkesini koymuş olmasıydı.”[7] Ancak Marx, materyalizminin özellikle Feuerbach’ınkinden [8] farklı olduğunu sıkça dile getirir. Marx’a göre, “şimdiye kadarki tüm materyalizmin (Feuerbach’ınki dahil) başlıca kusuru, nesnenin, gerçekliğin, duyumluluğun; duyumsal insan faaliyeti, pratik olarak değil, öznel olarak değil; yalnızca nesne ya da sezgi biçiminde kavranmasıdır. Bunun içindir ki, etkin yön, soyut olarak, materyalizmin tersine –gerçek duyumsal faaliyeti bu biçimiyle doğal olarak tanımayan- idealizm tarafından geliştirilmiştir.” [9] Marx ve Engels’e göre, Feuerbach’ınki dahil “eski” materyalizmin başlıca eksiklerinden biri de eski materyalizmin ne tarihsel ne de diyalektik olmayışı hatta tersine anti-diyalektik anlamında metafizik oluşudur. [10] Bu noktada, Marx’ın metodolojisini anlamada önemli olan “diyalektik materyalizm” ve “tarihsel materyalizm” kavramlarından bahsetmek yerinde olacaktır.

“Toplumun ve doğanın, bu durumda objektif dünyanın evriminin en genel yasalarının bilimi olan, diyalektik materyalizm aynı zamanda bir mantık, düşünce yasalarının bilgisinin bir teorisidir. Diyalektiğin formüle ettiği, varlığın gelişmesinin en genel yasaları, aynı zamanda bilginin en genel yasalarıdır, onlar aracılığıyla düşünce gerçeği kavrar. Örneğin, zıtların birliği ve mücadelesi yasası, objektif dünyanın bir yasasıdır ve aynı zamanda, tamamen bu sebepten ötürü, bir bilgi yasası, bir diyalektik mantık yasasıdır…Objektif bilginin temel basamakları, olgunun ve özün ilişkileri, duyusal verilerin, algılamaların ve soyutlamaların ilişkileri, bunların bilgi sürecinde karşılıklı rolü, mantığın ve tarihselin ilişkisi, analiz ve sentez, tümdengelim ve tümevarım vs. Marx öncesi, maddeci felsefe, kendi metafizik niteliği dolayısıyla bu sorunlara bilimsel bir yanıt veremiyordu. Sadece, diyalektik materyalizmin uygulanması, bilgi teorisine, gerçekten bilimsel bir temel sağlayabilir.” [11] Gerçekten de Marx’ın metodolojisindeki diyalektik materyalizm, Marx’ın materyalizminin anlaşılmasında da aslında bir şifre kodudur. Marx’ın materyalist yöntemi diyalektik ile birleşerek indirgemecilikten kurtulur. Marksist Felsefe Sözlüğü’nde Roy Edgley bu durumu şöyle anlatıyor: “Materyalizm ile diyalektiğin bir araya gelmesi, her ikisini de dönüştürmektedir. Gereği gibi anlaşıldığında, diyalektik materyalizmin materyalizmi, geleneksel atası gibi indirgemeci değildir. Bu materyalizm fikirleri, onların nihai özdeşliğini belirterek maddeye indirgemez. Bu materyalizm, diyalektik bir biçimde, maddi olan ile ideal olanın farklı ve gerçekte birbirlerinin zıddı olduğunu, ama maddi olanın temel veya öncelikli olduğu bir birlik içinde var olduklarını kabul etmektedir.” [12]

Tarihsel materyalizm de Marx’ın metodunun, özellikle diyalektik materyalizminin ilkelerinin toplum yaşamının incelenmesine uygulanmasıdır. [13] “Tarihsel materyalizm, tüm toplumsal biçimlenmelere özgü özelliklerin, bunlar arasındaki bağlantıların kavranmasını sağlayan, ve bunların her birinin tahliline zorunlu uygulanışının her seferinde özgülleştirilmesi ve zenginleştirilmesi gereken nesnel olarak düşünülmüş bir felsefi kategoriler temelidir. Tarihsel materyalizm, felsefenin bütünleyici bir parçası, toplumsal pratiğin ve bilimin genel anlayışı, bilimsel sosyalizmin teorik temelidir.” [14] Marx’ın metodolojisindeki “tarihin maddeci kavranışı” onun yönteminin felsefi bütünlüğünü ifade ederken aynı zamanda bilime bakış açısını bu noktada tarih biliminin önemini de belirtir.

“Marx, bilimi, insanın doğa ve kendi yazgısı üzerindeki gücünü arttıran, ilerici, gizil ve edimsel bakımdan özgürleştirici bir güç olarak görür.” [15] Tarihin maddeci kavranışı ve diyalektik materyalizmden anlaşılacağı gibi Marx, tabiri caizse bilimleri, “fanus içerisinde”, “kendinden menkul” şeyler olarak algılamaz. Marx’a göre, bilimin oluşmasında insan doğa ilişkisinin diyalektik etkileşimi söz konusudur. Bilim, bağımsız bir gerçeklik değil bilakis toplumsal ve tarihi koşulların etkileşimsel süreçlerinin ürünüdür. Marx, sık sık bilimlerin ve yasaların niteliği anlamında “objektif” kavramını kullanır. Ancak bu objektif olma durumu Marx’ın bilimleri tarafsız olarak algıladığını göstermez. Marx, objektif kavramını bilimlerin, yasaların ve yasa benzeri düzenliliklerin “kesinliğini” belirtmek anlamında kullanır. Tarihin maddeci kavranışı içerisinde Marx, bilimi de toplumsal bir ürün olarak görür. Bu da zaten Marx’ın bilimleri tarafsız olarak değil bilakis belirli koşullanma ve etkileşimsel belirlenmelerin altında şekillenen süreçler olarak görmesi demektir. Örneğin, Marx, Avrupa’da 19. yüz yılın başlarında meydana gelen burjuva devrimlerinden bahsederken şöyle diyor: “Fransa ve İngiltere’de, burjuvazi, siyasal iktidarı ele geçirmişti. Bundan sonra sınıf savaşımı, pratik olduğu kadar teorik olarak da gitgide daha açık bir tehdit edici biçimler aldı. Bu bilimsel burjuva ekonomisinin ölüm çanını çalıyordu. Artık bundan sonra şu ya da bu teoremin doğru olmaması değil, ama sermayeye yararlı mı yoksa zararlı mı, gerekli mi yoksa gereksiz mi, siyasal bakımdan tehlikeli mi tehlikesiz mi olduğu söz konusuydu. Çıkar gözetmeyen araştırmaların yerini ücretli yumruklaşmalar, gerçek bilimsel araştırmaların yerini kara vicdanlı ve şeytanca mazur görmeler almıştı.” [16]

Marx’ın bilimi algılayışındaki bir diğer nokta da bilimleri bir bütün olarak ele almasıdır. Bunu anlamanın anahtarı Marx’ın materyalist felsefesidir. Marx, ontolojik olarak varlığın temelini madde olarak görür. Madde, gerçekliğin temelidir. Dolayısıyla Marx’a göre, insan ve doğa bir bütündür. Bu durum Marx’ın bilimleri de bir bütün olarak algılamasının nedenidir. Marx, 1844 El Yazmaları’nda şöyle diyor: “Tarihin kendisi doğa tarihinin, doğanın insan durumuna dönüşmesinin gerçek bir parçasıdır. Daha sonra, insan biliminin doğa bilimlerini kapsayacağı gibi, doğa bilimleri de insan bilimini kapsayacaktır: sadece tek bir bilim olacaktır.” [17] Gerçekten de Marx’ın bilim anlayışında tarih biliminin ayrı bir yeri vardır. [18] Marx şöyle der: “ Biz, yalnız bir tek bilim tanıyoruz, o da tarih bilimidir.” [19]

MARX’IN METODOLOJİSİNE ELEŞTİRİLER

1- POZİTİVİZM

Marx’ın metodolojisine yapılan eleştirilerin başında pozitivizm eleştirileri gelir. Bu bölümde öncelikle pozitivizm eleştirilerine üç ana başlık altında bazı temel kavramlar ekseninde yanıt verilmeye çalışılacaktır. Ardından pozitivizm eleştirilerine yol açan “yasa” kavramından bahsedilecek ve bu konudaki kişisel görüşümüz açıklanacaktır.

İDEALİZM MATERYALİZM AYRIMI

Pozitivizmin kurucu babalarından August Comte’a göre, gözlerimizin önünde meydana gelen olaylar ne ruh ne de madde ile açıklanabilir. Bilim, tarih boyunca idealizm materyalizm ayrımını boşuna tartışmıştır. Oysa bilim, bu iki bilinemezin her ikisine de sırt çevirerek üçüncü bir yoldan yürümeli, sadece gözleriyle görüp elleriyle tutabildiği olayları incelemekle yetinmelidir.

Hançerlioğlu, bu durumu Felsefe Sözlüğü’nde şöyle eleştirir: “Pozitivizm,…,felsefenin temel sorununa ne materyalizm ne de idealizmle karşılık verilemeyeceğini savunmakla üçüncü felsefeyi gerçekleştirmek iddiasındadır, felsefenin temel sorununu ortadan kaldırmakla bizzat felsefeyi inkar etmektedir.”

Oysa Marx’ın temel yöntemi; diyalektik, diyalektik materyalizm ve diyalektik materyalizmin ilkelerinin toplumsal alana aktarılması olarak kabaca belirtebileceğimiz tarihsel materyalizmdir. Marx, bizzat materyalist ekoldendir ve hatta materyalist ekolde yeni bir felsefe oluşturmak iddiasındadır.

AMPRİK YÖNTEM VE FELSEFE

Pozitivizm, bilim felsefesi içerisinde ampirik gelenekte yer alır. Pozitivizme göre, yalnızca duyularımızla algılayabildiklerimiz bilimin konusunu oluşturur. Yani pozitivizmde sadece ampirik yöntem kullanılır. Oysa, “Marksist bilgi kuramında, felsefe, tarih, çözümleme ve ampirik yöntem hep birlikte bir bütün oluşturur. Bilimsel bilgiye giden süreçte, bu sayılanların hepsinin yeri ve işlevi vardır.” [20] Bunun yanı sıra pozitivizm, belirli bir anda algılanabilen gerçekliğe mutlaklık tanır. Yani, pozitivizm, sadece o anda algılanabilen gerçeklikle sınırlıdır. Oysa, Marsizmde gerçekliğin algılanabilen kısmının dışında henüz algılanmayan kısmı da yönteme dahildir. Yani pozitivizm, kuramsal kurgulamayı reddeder, ancak Marksizmde kurguya ve kurgusal modellere yer vardır.[21] Örneğin, Marx her ne kadar komünizm aşamasıyla ilgili pek fazla betimleme yapmasa da komünist bir model kurgular.

BİLİMİN İŞLEVSELLİĞİ VE PRAKSİS

Defalarca belirttiğimiz gibi pozitivizmde sadece, duyularımızla algılayabildiğimiz olguların olduğu gibi nesnel bir biçimde ortaya konması söz konusudur. Pozitivizm bu yöntemi sosyal bilimler için uygularken tıpkı doğa bilimlerinde olduğu gibi sosyal bilimcilerin yansız olmalarını zorunlu görür. Bu yansızlık var olanın objektif biçimde ortaya konması şeklinde hareket ederek bilimin sorun çözme aracı olarak (özellikle sosyal bilimlerin) görülmemesini beraberinde getirir. Yani pozitivizme göre, bilim sorun çözme aracı değildir, sadece var olanı objektif bir biçimde ortaya koyar.

Oysa, Marx’ta teori ve pratiğin birlikteliği yani “praksis” söz konusudur. Marx, praksis kavramını 1844 El Yazmaları ve diğer eserlerinde birden fazla anlamda kullanıyor. [22] Ancak, genel anlamıyla praksis, hareketin ve eylemin dışında bir gerçeklik olamayacağını, bilme ile yapmanın birliğini ifade eden bir kavram. Yani, Marx’ın yönteminde eylem alanı dışlanmış bir alan olarak tarif edilmez, hatta teorini pratikle eşanlılığı söz konusudur. Adeta teori, pratikle sınanır. Oysa pozitivizmde böyle bir sorun yoktur. Pozitivizm, eylem alanıyla ilgilenmez, sadece duyularımızla algılayabildiğimiz nesnel gerçeği ortaya koyar. Pozitivizme göre zaten bilim de sorun çözme aracı değildir.

POZİTİVİZMDE VE MARX’TA YASA KAVRAMI

Pozitivizmde, doğa bilimlerinin kesinliğine yönelik bir öykünme söz konusudur. Pozitivistler, sosyal bilimlerde de doğa bilimlerinde olduğu gibi kesinliklerin ve bu kesinliklerin ifadesi olan yasaların ve yasa benzeri düzenliliklerin olması gerektiğini iddia eder. Benzer şekilde Marx’ta da toplumsal yasaların varlığından sıkça söz edilir. Ancak bu konuda da Marx’ın ifadelerinde kimi zaman aykırılıklar vardır. Örneğin Kapital’in 2. Almanca Baskısı’na Önsöz’de Marx, Kapital’in yöntemine ayrılmış bir makaleden (Bu makale St. Petersburg’da çıkan Avrupa Postası’nda yayınlanmış) uzunca bir alıntı yapıyor ve yazarın yöntemini “çarpıcı” bir biçimde ortaya ortaya koyduğunu ifade ediyor.[23] Söz konusu yazar makalesinde Marx’ın yasa anlayışını şöyle anlatıyor: “Eski iktisatçılar, ekonomi yasaları ile fizik ve kimya yasaları arasında ilişki kurdukları için, bu yasaların niteliklerini yanlış anlamışlardır. Olguların daha derinlemesine bir tahlili, toplumsal organizmaların kendi aralarında, bitkiler ya da hayvanlar kadar, temelden farklı olduğunu gösterir.” Dolayısıyla Marx’ta yasa kavramı kesinlikle vardır. Ancak bu yasa kavramı pozitivistlerin algıladıkları gibi doğa bilimlerindeki yasaların aynısı değildir.

Marx’ın yönteminde yasa kavramından bu denli çok bahsetmesinin nedenleri kanımsa iki temel neden bağlanabilir. Birincisi, o dönemde henüz tam anlamıyla (günümüzdeki gibi) sosyal bilimler-doğa bilimleri ayrımı gerçekleşmemiştir. Tabiri caizse, sosyal bilimler, bağımsızlığını henüz kazanmamıştır. İkinci olarak ise özellikle o dönemde komünist hareketin kendisini ispat etme ve bir güç haline geldiğini kanıtlama çabasından bahsedebiliriz. Yani kendini bir güç olarak kabul ettirme ve muhatap alınma noktasında bilimsellik dönemin anlayışına uygun bir şekilde bir meşruiyet aracı olarak kullanılmıştır.

SONUÇ

Marx, pozitivist değildir. Tıpkı Engels gibi Marx da pozitivizm öncesi bir kuşağa dahildir.[24] Marx’ı pozitivist olarak nitelendirmek bu anlamda “anakronizm” yapmak olur. “Marksizmde, pozitivizmi çağrıştıran kimi vurgular olduğu öteden beri söylenmiştir. Ancak, bu sav doğrudan bir Marksizm-pozitivizm bağlantısıyla değil, Marx’ın (ve Engels’in) aşırı determinist bulunan öngörülerinden hareketle temellendirilmiştir.[25] Sonuç olarak Marx’ta pozitivistik eğilimler vardır denebilir. Bir başka görüşe göre, örneğin Gramsci ve Habermas’a göre Marx’ta örtük bir pozitivizm vardır.


2-DETERMİNİZM-EKONOMİZM

Bu iki kavram üzerinden Marx’ın yöntemine dair yapılan eleştiriler, aslında birbirine yakın noktalardan hareket ediyor. Dolayısıyla, birbiriyle bağlantılı olan bu eleştiriler yine birbirleriyle bağlantılı bu iki kavram üzerinden ele alınacaktır.

DETERMİNİZM

Tarihçi E.H. Carr’a göre, “determinizm, olmuş ya da olan her şeyin neden ya da nedenleri bulunduğu ve neden ya da nedenler değişik olmadıkça farklı (bir şeyin ) olamayacağı inancıdır.[26]

Bir çok yazar kimi Marx metinlerinde aşırı belirlenimciliğin bulunduğunu söyler. Bunun yanında da Marx’ın belirleme kavramını her zaman aynı anlama gelecek şekilde kullanmadığını eklerler. Ancak Carr’ın aktardığına göre aşırı determinist olduğu iddia edilen Marx, tarihte rastlantı olduğunu ifade ediyor: “Dünya tarihi içinde eğer rastlantıya yer olmasaydı, çok gizemli bir niteliği olurdu. Bu rastlantı doğal olarak, gelişmenin genel eğiliminin bir parçasıdır ve öteki rastlantı türlerince dengelenir. Fakat hızlanma ya da gecikme başlangıçta hareketin başında bulunan bireylerin ‘rastlantıya’ bağlı nitelikleri de içinde olmak üzere bu tür ‘rastlantısal ögelere’ bağlıdır.” [27]

Marx’ı determinist bulan George Iggers’a göre, Marx teorisinde tarihsel sürecin topyekun yönünün verili olduğunu kabul etmiş, ama bu sürecin alacağı somut biçimlerin siyasal eylemden etkileneceğini de söyleyerek bir özgürlük alanı bırakmıştı. Iggers bu konuda ilginç denebilecek bir görüş de belirtiyor. Iggers’a göre, Leninizm ve Leninist Parti Teorisi, Marx’ın “ Hiçbir toplumsal düzen, içinde yer alan bütün üretici güçler gelişmeden önce can vermez” şeklindeki sözünün aksini yapmıştır. Yani, Iggers’a göre, Marx’ın determinist tarihsel yasasını Lenin, bir iradecilik (volontarizm) ile değiştirmiştir. [28]

EKONOMİZM

Marx’ın yöntemine dair en çok yapılan eleştirlerden biri de ekonomizm eleştirisidir. Ekonomizm, altyapı-üstyapı ilişkisi bağlamında ekonomik altyapının mutlak belirleyiciliği altındaki siyaset, kültür, ideoloji ve sanat gibi unsurlardan oluşan üstyapıyı belirlemesi olarak ifade edilebilir. Diğer yandan da en ufak olayda dahi mutlak belirleyici ögenin ekonomi olduğu yolundaki saplantıdır.

Aslında, Marx’ın yönteminde iktisadi yapı, üretim ilişkileri, üretim tarzı gibi iktisadi değişkenler önemli belirleyicilerdir. Ancak Marx ve Engels’in özellikle altyapı-üstyapı ilişkileri bağlamında ekonomizmle zıt ifadelere rastlamak mümkündür. Örneğin: Marx, Kapital’in “Almanca Birinci Baskıya Önsöz”ünde şöyle diyor: “Aynı iktisadi temel, sayısız farklı deneyimsel durumlar, doğal çevre, ırksal ilişkiler, dışsal tarihsel etkiler vb. yüzünden sonsuz değişmeler ve nüanslar gösterir; bu değişmeler ve nüanslar, yalnızca, deneyimsel olarak verilen koşulların çözümlemesi ile anlaşılabilir.” [29]

Engels, 21 eylül 1890 tarihli Bloch’a mektupta ekonominin belirleyiciliği üzerine şöyle diyor: “gençlerin bazen gereğinden fazla ekonomik alana ağırlılık vermelerinin sorumluluğu Marx’a ve bana ait. Ekonominin belirleyiciliği ilkesini inkar eden düşmanlarımıza karşı bu meselenin altını çizmemiz gerekmişti ve o zaman, yer ve fırsat bulamamıştık.” Bir başka yazışmada Engels şöyle diyor: “Tarihsel maddeciliğe göre, tarihi belirleyen son öge son kertede gerçek yaşamın yeniden üretimidir. Ne Marx, ne de ben bunun ötesinde bir şey söylemedik. O halde biri çıkıp da ekonomik ögenin tek belirleyici olduğunu söylerse, bunu saçma, soyut ve anlamsız bir cümle haline getirmiş olur. Ekonomik durum temeldir ama üstyapının çeşitli ögelerinin de tarihsel çatışmaların gelişiminde etkisi vardır ve bir çok durumda da bu çatışmalrın biçimlerin belirlemekte önemli yerleri vardır.” Marx da, Louıs Bonaparte’ın 18. Brumaire’inde, siyasal bir olay olan 3. Napolyon’un seçilmesi ve iktidarı ele geçirmesi olayını ekonomi dışı nedenlere bağlamış, zamanın Fransız köylülüğünün psikolojik koşullanmasına ve Napolyon efsanesinin bir ideolojiye dönüşüp, canlılığını koruduğuna yormuştur. [30]

Tüm bu açıklamalar göstermektedir ki gerçekten de Marx’ın yönteminde her ne kadar aşırı belirlenimci ögelere rastlansa da ekonomizm-determinizm ilişkisinde mutlak bir belirlenmedense koşullanmadan, üstbelirlemeden (Althusser) veya uzun vadede ve son kertede bir belirleyicilikten söz etmek daha doğru olacaktır.

3- İNDİRGEMECİLİK

Marx’ın yöntemine dair yapılan eleştirilerin bir kısmı da indirgemecilik başlığı altında toplanabilir. Bu eleştiriye göre, Marx’ın yöntemi karmaşık olayları yanlış bir şekilde basitleştirmektedir.

Öncelikle indirgeme ve indirgemecilik arasında bir ayrımın yapılması zorunludur. İndirgeme, bir çözümleme yöntemidir ve başlangıçtır. Oysa indirgemecilik bu durumun süreklileşmesi ve geliştirilememesidir.[31] Sorunu bu kez de model ve genelleme ekseninde ele alalım. Model Peter Burke’ün belirttiği gibi, gerçekliği anlamak amacıyla onu basitleştiren düşünsel bir yapıdır. [32] Modeller bir yanıyla genellemeleri de içerirler. Marx’a yönelik yapılan indirgemecilik eleştirilerinden biri de tarihi ve toplumları, ilkel komünal-köleci-feodal-kapitalist-sosyalist-komünist şeklinde genellemesidir. Oysa Carr’a göre, “genellemenin tarihe yabancı olduğunu söylemek saçmadır; tarih genellemelerle beslenir. [33] Tarihçi Peter Burke’e göre, çoğu tarihçi ne yaptığını bilmeden genelleme yapıp model kullanır. Yine Burke’e göre, yukarıdaki örneğe dönecek olursak “kabile-köleci-feodal-kapitalist-sosyalist şeması besbelli ki doğrusal değildir. Bununla birlikte Marx’ın kendisi bu şemayı yalnızca Avrupa tarihi için geçerli saymıştı. Hindistan’ın hatta Rusya’nın batının yolunu izleyeceğini ummamış, ama onların hangi yollardan gitmelerini beklediğini de açıklamamıştı.” [34]
DİPNOTLAR

[1] Bu değerlendirmeyi Peter Burke’den ödünç aldık. Peter Burke bunu Foucault için söylüyor ( BURKE Peter, Tarih ve Toplumsal Kuram, Çev: Mete Tunçay, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2003, s.148 ), ancak aynı şekilde bu değerlendirmenin Marx’a da uyarlanabileceğini düşünüyoruz.

[2] LENİN V. İ., Karl Marx ve Doktrini, Çev: Şiar Yalçın, Bilim ve Sosyalizm Yayınları, Ankara, 1990, s.18

[3] Marksist Düşünce Sözlüğü, Yayın Yönetmeni: Tom Bottomore, İletişim Yayınları, İstanbul, 2001, s.146

[4] MARX Karl, Das Kapital, Cilt: 1, Almanca İkinci Baskıya Önsöz, Çev: Alaattin Bilgi, Sol Yayınları, Ankara,1993, s.29

[5] a.g.e. s. 28

[6] MARX Karl, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı, Önsöz, Çev: Sevim Belli, Sol Yayınları, Ankara, s.23

[7] LENİN V. İ., Karl Marx ve Doktrini, Çev: Şiar Yalçın, Bilim ve Sosyalizm Yayınları, Ankara, 1990, s.14

[8] Feuerbach’ın bir materyalist olduğu halde, materyalizmin adına karşı çıktığı da iddia edilmektedir. Örn: STALİN Jozef, Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm, Çev: Zeynep Seyhan, Bilim ve Sosyal Yayınları, Ankara, 1989, s.12

[9] MARX Karl, ENGELS Friedrich, Alman İdeolojisi (Feuerbach), Çev: Sevim Belli, Sol Yayınları, Ankara, 1999, s.21

[10] LENİN V. İ., Karl Marx ve Doktrini, Çev: Şiar Yalçın, Bilim ve Sosyalizm Yayınları, Ankara, 1990, s.16

[11] ROSENTHAL M., Kapital’de Diyalektiğin Sorunları, Çev: Yurdaer Erşan, Yücel Yayınları, İstanbul, 1977, s. 16-17

[12] Marksist Düşünce Sözlüğü, Yayın Yönetmeni: Tom Bottomore, İletişim Yayınları, İstanbul, 2001, s.154

[13] STALİN Jozef, Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm, Çev: Zeynep Seyhan, Bilim ve Sosyalizm Yayınları, Ankara, 1989, s.11

[14] MARX Karl, ENGELS Friedrich, Alman İdeolojisi (Feuerbach) içinde “Sunuş”, Jacques Milhau, Çev: Sevim Belli, Sol Yayınları, Ankara, 1999, s.16

[15] Marksist Düşünce Sözlüğü, Yayın Yönetmeni: Tom Bottomore, İletişim Yayınları, İstanbul, 2001, s.86

[16] MARX Karl, Das Kapital, Cilt: 1, Almanca İkinci Baskıya Önsöz,Çev: Alaattin Bilgi, Sol Yayınları, Ankara,1993, s.23

[17] MARX Karl, 1844 El Yazmaları, Çev: Kenan Somer, Sol Yayınları, Ankara, 1993, s.181

[18] Örneğin “Althusser’e göre, Marx’ın çalışmaları bilgi dünyasında yeni bir kıtanın keşfedilmesi anlamında özgün bir bilim yaratmıştır: Tarih bilimi” DEMİR Ömer, Bilim Felsefesi, Vadi Yayınları, Ankara, 2000, s.103; Yine aynı şekilde: ÇELİK Sezgin, Frankfurt Okulu, Anı Yayıncılık, Ankara, 2000, s.238-239

[19] MARX Karl, ENGELS Friedrich, Alman İdeolojisi (Feuerbach), Çev: Sevim Belli, Sol Yayınları, Ankara, 1999, s.38

[20] ÇULHAOĞLU Metin, Binyılın Eşiğinde Marksizm ve Türkiye Solu, YGS Yayınları, 2002, İstanbul, s.132

[21] a.g.e., s.132-133

[22] Marksist Düşünce Sözlüğü, Yayın Yönetmeni: Tom Bottomore, İletişim Yayınları, İstanbul, 2001, s.468

[23] MARX Karl, Das Kapital, Cilt: 1, Almanca İkinci Baskıya Önsöz,Çev: Alaattin Bilgi, Sol Yayınları, Ankara,1993, s.26-27-28

[24] Marksist Düşünce Sözlüğü, Yayın Yönetmeni: Tom Bottomore, İletişim Yayınları, İstanbul, 2001, s.203

[25] ÇULHAOĞLU Metin, Binyılın Eşiğinde Marksizm ve Türkiye Solu, YGS Yayınları, 2002, İstanbul, s.130

[26] CARR Edward Hallet, Tarih Nedir?, Çev: Misket Gizem Gürtürk, İletişim Yayınları, İstanbul, 1996, s.110

[27] a.g.e., s.119

[28] IGGERS George, Yirminci Yüzyılda Tarih Yazımı, Çev: Gül Çağalı Güven, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2003, s. 82

[29] ÇULHAOĞLU Metin aktarıyor, Binyılın Eşiğinde Marksizm ve Türkiye Solu, YGS Yayınları, 2002, İstanbul, s.119

[30] VERGİN Nur aktarıyor, Siyasetin Sosyolojisi, Bağlam Yayınları, İstanbul, 2003, s.73

[31] ÇULHAOĞLU Metin aktarıyor, Binyılın Eşiğinde Marksizm ve Türkiye Solu, YGS Yayınları, 2002, İstanbul, s.137

[32] BURKE Peter, Tarih ve Toplumsal Kuram, Çev: Mete Tunçay, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2003, s.26

[33] CARR Edward Hallet, Tarih Nedir?, Çev: Misket Gizem Gürtürk, İletişim Yayınları, İstanbul, 1996, s.77

[34] BURKE Peter, Tarih ve Toplumsal Kuram, Çev: Mete Tunçay, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2003, s.139






Gramsci isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı


“Hukuk, iktidarın fahişesidir”
Şu Anki Zaman: 00:56.


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.1