<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>Sosyalist Forum</title>
		<link>http://www.sosyalistforum.net/</link>
		<description>Sosyalistforum’un amacı; egemen burjuva kültürü parçalarken, onun yerine, yeni ve insana ait olanı; komünist kültürü bugünden kurmak ve yaşatmaktır.</description>
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Sun, 19 May 2013 05:09:35 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>http://www.sosyalistforum.net/images/misc/rss.jpg</url>
			<title>Sosyalist Forum</title>
			<link>http://www.sosyalistforum.net/</link>
		</image>
		<item>
			<title>Döner bıçağıyla saldırdılar</title>
			<link>http://www.sosyalistforum.net/politik-gundem/60122-doner-bicagiyla-saldirdilar.html</link>
			<pubDate>Sat, 18 May 2013 23:57:36 GMT</pubDate>
			<description>Galata Kulesine yakın Galip Dede Sokağındaki Güney Restaurant ve Öztürk Pide çalışanları gruplara saldırdı. Döner bıçağı ve taşlarla. 
 
Resim:...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Galata Kulesine yakın Galip Dede Sokağındaki Güney Restaurant ve Öztürk Pide çalışanları gruplara saldırdı. Döner bıçağı ve taşlarla.<br />
<br />
<img src="http://j1305.hizliresim.com/19/m/n6txz.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<img src="http://j1305.hizliresim.com/19/m/n6ty2.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.sosyalistforum.net/politik-gundem/">Politik Gündem</category>
			<dc:creator>sosyalistkultur</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.sosyalistforum.net/politik-gundem/60122-doner-bicagiyla-saldirdilar.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>ODTÜ’DE DEVRİM YÜRÜYÜŞÜ YAPILDI</title>
			<link>http://www.sosyalistforum.net/halk-cephesi/60121-odtu-de-devrim-yuruyusu-yapildi.html</link>
			<pubDate>Sat, 18 May 2013 21:26:57 GMT</pubDate>
			<description>*ODTÜ’DE DEVRİM YÜRÜYÜŞÜ YAPILDI* 
 
ODTÜ’de her yıl düzenlenen devrim yürüyüşü 9 Mayıs 2013 günü yapıldı. Yürüyüşe katılan her kurumun kendi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>ODTÜ’DE DEVRİM YÜRÜYÜŞÜ YAPILDI</b><br />
<br />
ODTÜ’de her yıl düzenlenen devrim yürüyüşü 9 Mayıs 2013 günü yapıldı. Yürüyüşe katılan her kurumun kendi pankartını açarak oluşturdukları kortejde Dev-Genç’liler,<b>“TUTSAK DEV-GENÇ’LİLERE ÖZGÜRLÜK! /DEV-GENÇ”</b> pankartının arkasında oluşturdukları kortejle yürüdüler.<br />
<br />
<img src="http://halkinsesi.tv/images/stories/haber/Mayis2013/ankara-genclik-devrimyuruyusu-20130518-k.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Yürüyüş Fizik Bölümü önünden başlayıp Devrim stadında sona erdi. Dev-Genç’liler stada girdiklerinde kitle coşkuyla alkışladı Dev-Genç’lileri. Yürüyüş boyunca <b>”YAŞASIN DEV-GENÇ YAŞASIN DEV-GENÇ’LİLER!”, “TUTSAK DEV-GENÇLİLER SERBEST BIRAKILSIN!”, “KOMPLOLARI BOŞA ÇIKARTACAĞIZ!”, ”MAHİR HÜSEYİNULAŞ KURTULUŞA KADAR SAVAŞ!”, ”KURTULUŞ KAVGADA ZAFER CEPHEDE!”, “MAHİRDEN DAYIYA SÜRÜYOR BU KAVGA!“</b> sloganları atıldı. Yürüyüş başlamadan önce Dev-Genç’liler belinde silahıyla okul içinde dolaşan bir sivil polisi yakaladılar. Yakaladıkları polisi döverek okuldan attılar. Ve <b>“KATİLLERDEN HESAP SORDUK SORACAĞIZ!”, “KATİL POLİS ÜNİVERSİTEDEN DEFOL!”, “KATİL POLİS HESAP VERECEK!”</b> sloganlarıyla durumu teşhir ettiler.<br />
<br />
<img src="http://halkinsesi.tv/plugins/content/plugin_sige/showthumb.php?img=/images/stories/HaberResim/2013/MAYIS/20130518-ankara-genclik-devrimyuruyusu/ankara-genclik-devrimyuruyusu-20130518-.jpg&amp;width=200&amp;height=200&amp;quality=80&amp;ratio=1" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<br />
<img src="http://halkinsesi.tv/plugins/content/plugin_sige/showthumb.php?img=/images/stories/HaberResim/2013/MAYIS/20130518-ankara-genclik-devrimyuruyusu/ankara-genclik-devrimyuruyusu-20130518-1.jpg&amp;width=200&amp;height=200&amp;quality=80&amp;ratio=1" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<img src="http://halkinsesi.tv/plugins/content/plugin_sige/showthumb.php?img=/images/stories/HaberResim/2013/MAYIS/20130518-ankara-genclik-devrimyuruyusu/ankara-genclik-devrimyuruyusu-20130518-2.jpg&amp;width=200&amp;height=200&amp;quality=80&amp;ratio=1" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<br />
<img src="http://halkinsesi.tv/plugins/content/plugin_sige/showthumb.php?img=/images/stories/HaberResim/2013/MAYIS/20130518-ankara-genclik-devrimyuruyusu/ankara-genclik-devrimyuruyusu-20130518-3.jpg&amp;width=200&amp;height=200&amp;quality=80&amp;ratio=1" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<br />
<br />
<b><font color="Red">halkinsesi.tv</font></b></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.sosyalistforum.net/halk-cephesi/">Halk Cephesi</category>
			<dc:creator>Kızıl Umut</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.sosyalistforum.net/halk-cephesi/60121-odtu-de-devrim-yuruyusu-yapildi.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İşkenceyle Müebbet Cezası Onaylandı</title>
			<link>http://www.sosyalistforum.net/mucadele-birligi-platformu/60120-iskenceyle-muebbet-cezasi-onaylandi.html</link>
			<pubDate>Sat, 18 May 2013 21:21:02 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[17 yıl önce tutuklanarak, haklarında "Anayasal düzeni yıkmaya kalkışmak" suçlamasıyla açılan davadan müebbet hapis cezası alan TKEP/L davası...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>17 yıl önce tutuklanarak, haklarında &quot;Anayasal düzeni yıkmaya kalkışmak&quot; suçlamasıyla açılan davadan müebbet hapis cezası alan TKEP/L davası tutsakları M.Reşat Güvenilir ve Ergül Çiçekler, dosyanın AİHM'den &quot;Adil yargılanmama&quot; nedeniyle dönmesinden dolayı 3 yıldır süren davanın karar duruşması yapıldı.<br />
<br />
 14 Mayıs günü Çağlayan Adliyesi 10. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada Leninist tutsaklar da duruşmaya gelerek son savunmalarını yaptılar. M.Reşat Güvenilir dosyayı hukuksal ve siyasal olarak değerlendirdi. Dosyanın hukuksal olarak hiçbir delile dayanmadığını söyleyen Güvenilir devamla savunmasında “Bizi anayasal sistemi yıkmaya teşebbüsten yargılıyorsunuz. Tarih boyunca hiçbir zaman anayasal diye bir sistem olmadı. Bugün Türkiye'nin sistemi, dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi kapitalist sistemdir. İşte biz komünistlerin yıkmak istediği sistem kapitalist sistemdir. Kapitalist sistem koşullarında anayasa, burjuva sınıfın egemenlik aygıtı olan burjuva devletin işleyişine dair bir belgedir. Bu belgeyi de belirleyen esas olarak toplumsal dokuda var olan sınıflar arası güç ilişkisidir.”<br />
<br />
 Leninist tutsak Reşat Güvenilir'in savunmasını &quot;Fabrikalar Tarlalar Siyasi İktidar Her Şey Emeğin Olacak&quot; ve &quot;Yaşasın Partimiz TKEP/Leninist&quot; sloganlarıyla bitirmesinin ardından salonda bulunanların savunmayı alkışlamaları mahkeme heyetini telaşlandırdı ve izleyicilerin duruşmanın geri kalan kısmını takip etmesine izin vermeyerek salona polis çağırması ortamı bir anda gerdi. <br />
<br />
Mahkeme heyeti daha salona polisler gelmeden duruşma salonunu öncelikle kendisi terk ederek telaşını açığa vurmuş oldu. Ardından aileler ve izleyiciler içerideyken tutsaklar da salondan çıkarıldılar. Avukatlar ve aileler mahkemenin bu tutumuna tepki göstererek salondan çıktılar. Verilen aranın ardından devam eden duruşmada Leninist Tutsaklara daha önce verilen müebbet cezası sabit görülerek AİHM'in verdiği tekrar yargılama kararı da reddedilmiş oldu.<br />
<br />
<a href="http://mucadelebirligi.com/index.php/haberler/guencel/534-iskenceyle-mueebbet-cezas-onayland.html" target="_blank">İşkenceyle Müebbet Cezası Onaylandı</a></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.sosyalistforum.net/mucadele-birligi-platformu/">Mücadele Birliği Platformu</category>
			<dc:creator>Andrey Urallı</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.sosyalistforum.net/mucadele-birligi-platformu/60120-iskenceyle-muebbet-cezasi-onaylandi.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yeni dönemde PKK’nin kimliği ve anlamı I</title>
			<link>http://www.sosyalistforum.net/politik-gundem/60119-yeni-donemde-pkk-nin-kimligi-ve-anlami-i.html</link>
			<pubDate>Sat, 18 May 2013 19:38:08 GMT</pubDate>
			<description>Abdullah ÖCALAN 
 
Şüphesiz önceki dönemlerden kopuş farklı bir kimlik anlamına gelmiyordu. Ama önceki dönemlerin bir kopyası da değildi....</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="Comic Sans MS"><font size="3">Abdullah ÖCALAN<br />
<br />
Şüphesiz önceki dönemlerden kopuş farklı bir kimlik anlamına gelmiyordu. Ama önceki dönemlerin bir kopyası da değildi. Yaşananbasit bir niceliksel gelişme olmayıp niteliksel gelişmeydi. Sadece kimlik olarak PKK’de değil, yenilenen Kürt toplumunda da yaşanan niteliksel bir dönüşümdü. Kaldı ki, ikisi arasındaki sıkı diyalektik gelişme sonucunda bu kimliksel dönüşümler yaşanmıştır. Dolayısıyla olgunluk döneminin varlığını kesinleştirmiş ve rüştünü ispatlamış PKK’sinin kimlik tanımını daha somut olarak yapmak ve bazı evrensel sonuçlar çıkarmak mümkün olmaktadır.<br />
<br />
a- Öncelikle genelde parti, özellikle PKK reel sosyalizmin eski ulus devletçi partisi değildir. Sosyalist partilerin bir bütün olarak devlet amaçlı inşa edilmemeleri gerektiğini ilkesel olarak kabul etmektedir. Sosyalizm modern devlet cihazıyla inşa edilemez. Devlet cihazı sosyalizmin doğasına aykırıdır. Kapitalist modernitenin ulus devleti, kapitalizmin azami kar kuralının temel yapıtaşlarındandır. Kapitalist kar sistemi ulus devletsiz gerçekleştirilemez. Ulus devletin olduğu her sistem kapitalist karın gerçekleştirilmesiyle bağlantılıdır. Reel sosyalizmde durum farklı değildir; hatta bürokratik kapitalizmin varlığı ulus devlete daha çok ihtiyaç gösterir. Reel sosyalizmin sosyalizm haline gelememesinde ulus devletçi yapısı belirleyici rol oynamıştır. Partiden devlete, devletten partiye<br />
<br />
yönelik her akış sosyalist demokrasinin inkarıyla sonuçlanır. Kuramda devletsiz toplum olarak düşünülen komünist topluma hiçbir aşamada ve hiçbir gerekçeyle devlet aracına başvurmadan geçiş, sosyalizmin özü ve biçimi gereğidir. Sosyalizm ancak liberalizmin ikiyüzlüce kullandığı ve aslında özünde çeliştiği demokrasiyi tüm boyutlarda yaşamasıyla gerçekleşebilir. Sosyalizm demokrasisiz düşünülemeyeceği gibi, demokrasi dışında bir yolla da asla inşa edilemez. Sosyalizm ancak en geniş katılımlı demokratik yaşamla inşa edilebilir.<br />
<br />
Dolayısıyla sosyalist partilerin birinci özelliği, demokrasinin bir protipi olarak inşa edilmiş olmalarıdır. Kendini demokratikleştirmeyen bir partinin toplumu demokratikleştirmesi düşünülemez. Demokrasi otoritesizlik değildir. Devlet otoritesinden farklı olarak, demokratik otorite siyasi toplum koşullarında mümkündür. Devlet siyasi toplumun yadsınması temelinde gerçekleşirken, demokrasinin gerçekleşmesi siyasi toplumun varlığını gerektirir. Siyasi toplum ise özgürlüğünü gerçekleştiren toplumdur. Siyaset olgusu toplumun kendi hayati çıkarları konusunda düşünce, karar ve eylem gücü kazanmasıdır. Siyasileşmeyen toplumların kendi kaderlerini tayin etmeleri mümkün olmadığı gibi, kendilerini demokratikleştirmeleri de gerçekleşemez. Siyaset, özgürlük ve demokrasi olguları arasında kopmaz bir bağlılık geçerlidir. Biri olmadan diğerleri olmaz. Bu durumda sosyalist partiler ancak demokratik,<br />
<br />
özgür siyasi toplumun bir protipi olarak kimlik kazanabilirler. Genelde iktidar, özelde devlet iktidarı modellerini kendilerine örnek alamazlar. İktidar ve devlet varlık olarak farklı olgular olmakla birlikte, esas olarak yoğunlaşmış güç ve sömürü tekelleridir. Toplumun işlerinin yönetilmesini sağlayan unsurları da taşımakla birlikte, bu unsurlar tali rol oynarlar. Belirleyici rol oynayan sömürü ve güç tekellerini meşrulaştırmakta kullanılırlar. Tüm bu gerekçeler sosyalist bir partinin neden iktidarcı ve devletçi amaçlar doğrultusunda inşa edilemeyeceğini yeterince kanıtlamaktadır. Yine neden demokratik olarak inşa edilmeleri dışında başka bir<br />
<br />
yolla kurulamayacağını da kanıtlamaktadır.<br />
<br />
b- Sosyalist partiler modern kuruluşlar olmakla birlikte, tarihsel olarak kapitalist moderniteye karşı alternatif modernite geliştirmekle<br />
<br />
yükümlüdürler. Modernite nötr bir kavram değildir; sınıfsal, siyasal ve ideolojik temelleri olan bir kavramdır. Hakim modernite kapitalist nitelikte olmakla birlikte, başka modernite tipleri de vardır. Demokratik modernite bunların başında gelmektedir. Moderniteler aralarında köklü, farklı dönüşümler bulunan toplumsal dönemleri ifade ederler. Her modernite döneminin ideolojik siyasi, ekonomik, teknik ve bilimsel yapısının kendisine göre özgünlükleri vardır. İlk, orta ve yakınçağların her biri kendine göre bir moderniteyi temsil eder. Ayrıca her modernitenin kendine göre hakim sınıfsal, teknik, ideolojik, siyasi ve ekonomik biçimleri vardır. Her biri bu hakim biçimlere göre karakterize olur. Çağımıza yani modern yaşam koşullarımıza başlangıcından itibaren kapitalist<br />
<br />
birikim tarzı damgasını vurmakla birlikte, bu çağ her şeyiyle kapitalizme mal edilemez. Eğer reel sosyalizm kapitalizmle sonuçlanmasaydı, kendisi de moderniteye damgasını vurabilirdi. Nitekim uzun bir dönem böyle algılandı. Sosyalist partiler belli başlı kapitalist modernite unsurlarını (kapitalist birikim tarzı, ulus devlet ve endüstriyalizm) aşmadan, onlarla mücadele etmeden moderniteye damgalarını vuramazlar. Reel sosyalizm kapitalist modernite unsurları ile mücadele etmediği, tersine bu unsurlara kılıf dikmekle meşgul olduğu için kapitalizmle sonuçlan mıştır. Sosyalist partiler ancak kendi modernite unsurlarını (demokratik ulus, ekolojik endüstri ve sosyalist pazar ekonomisi) geliştirmekle kapitalist moderniteyi aşıp kendi modernitelerine başat rol kazandırabilirler.<br />
<br />
PKK sadece ulus devletçiliği aşmakla yetinemez; ancak kendini demokratik modernite unsurlarının prototipi olarak inşa etmekle<br />
<br />
öncülük rolünü oynayabilir. Kürt toplumunun demokratik ulus olarak inşa edilmesi, PKK’nin yeni kimlik döneminin başta gelen görevidir. Bu görevini başarması öncelikle kendi sistemini kapitalist modernite unsurlarının alternatifi kılmasıyla mümkündür. Demokratik modernitenin prototipi olmakla kendisi olmak arasında önemli bir fark vardır. Demokratik modernitenin prototipi olmadan, kendisinin toplumsallaşması ve başatlık kazanması zordur. Zaten partiler bu zorluğu yenmek için vardır; bu zorluğu da ancak öncü bir çekirdek olmakla aştırabilirler. Modernitelerin unsurları arasında ideolojik, politik, ekonomik her alanda yoğun bir mücadele vardır. Hangi modernitenin başat rol oynayacağını aralarındaki mücadelenin sonucu belirler. Partiler bu mücadelelerin öncü<br />
<br />
güçleridir. Marksizmde mücadele ağırlıklı olarak ekonomizme indirgenmiş olduğu için sonuç vermedi. Çünkü modernitenin, hatta kapitalist modernitenin diğer tüm unsurlarını olduğu gibi yaşayarak komünizme gideceğini sandı. Sonucu belirleyen ise, kapitalizmin tüm unsurlarınca verilen modernite mücadelesi oldu. Demokratik moderniteye bu temel nedenle ihtiyaç vardır. Alternatifinin geliştirilmesi temelinde verilmedikçe, kapitalizme ve onu yaşatan tüm unsurlarına karşı mücadelenin başarılı olması mümkün değildir. Sadece kapitalizmin çözümlenmesi teorisiyle yetinmemek, demokratik modernite teorisi ve bu teorideki alternatif modernite unsurlarını aydınlatarak mücadele vermek ilk şarttır. O halde sosyalist partiler esas olarak kapitalizme karşı demokratik modernite<br />
<br />
teorisiyle aydınlanıp mücadele ederler. Sadece teorik mücadele ile yetinemezler. Bununla birlikte pratikleşme araçlarını, yani demokratik ulus olmak, ekolojik endüstriyel teknikler geliştirip uygulamak ve sosyalist pazar olgusunu geçerli kılmakla kapitalist modernite unsurlarına karşı başarılı olabilirler. PKK’nin yenilenmiş kimliğinde eskiden olduğu gibi kapitalist sömürü biçimine ilişkin kırıntı bilgiler değil, bir bütün olarak kapitalist modernitenin çözümlenmesine dayalı sağlam bir öngörü ve kendi demokratik modernite teorisinin yeni paradigması geçerlidir. Sadece kapitalist moderniteyi bütün unsurları ile çözümlemekle yetinmemekte; ona alternatif demokratik modernitenin tarihsel temelleriyle birlikte günümüze, şimdiye ilişkin kazanmak durumunda olduğu unsurları ve<br />
<br />
bu unsurların başarılı olması için program, strateji ve taktiklerini geliştirmekle yükümlü bir öncü güç olarak ortaya çıkmaktadır.<br />
<br />
 <br />
<br />
‘Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü’ kitabından alınmıştır.</font></font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.sosyalistforum.net/politik-gundem/">Politik Gündem</category>
			<dc:creator>Ape_PARTIZAN</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.sosyalistforum.net/politik-gundem/60119-yeni-donemde-pkk-nin-kimligi-ve-anlami-i.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Genel Ayaklanma Ve Geçici Devrim Hükümeti | MB</title>
			<link>http://www.sosyalistforum.net/sosyalizm/60118-genel-ayaklanma-ve-gecici-devrim-hukumeti-mb.html</link>
			<pubDate>Sat, 18 May 2013 17:08:30 GMT</pubDate>
			<description>*Genel Ayaklanma Ve Geçici Devrim Hükümeti 
* 
 
İnsan düşüncesini belirleyen nasıl ki toplumsal koşullarsa, yeni bir toplum düşüncesinin ortaya...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b><div align="center"><font size="4"><font color="Red">Genel Ayaklanma Ve Geçici Devrim Hükümeti</font></font></div></b><br />
<br />
İnsan düşüncesini belirleyen nasıl ki toplumsal koşullarsa, yeni bir toplum düşüncesinin ortaya çıkması için de yeni bir toplumun maddi ön koşullarının, maddi ilişkilerinin ortaya çıkması gerekir. Ancak bu maddi ön koşullar ve ilişkiler ortaya çıktıktan sonra, yeni bir topluma dair düşünceler de ortaya çıkabilir.<br />
 <br />
Bu yeni topluma dair düşünceler, önce bir insanın düşünceleri olarak doğmuş olsalar bile, yeni toplumun maddi ilişkilerinin ve koşullarının ortaya çıktığı, olgunlaştığı her yere hızla yayılırlar. Ekonomik ve toplumsal koşullar yeterince gelişmemişse, bu yeni düşünceler bir ütopya olarak kalırlar. Maddi koşullar ve ilişkiler her yönüyle yeterince gelişip güçlendikçe, bununla beraber yeni bir toplum düşüncesi de geniş kitleleri etkisi altına almaya, kitleler içinde yayılmaya başlar. Yeni bir toplum isteyen insanlar bunu gerçekleştirmek üzere mücadeleye atılırlar. Bu mücadelede önlerine çıkan hiçbir şey onları durduramaz, her türlü engeli aşar geçerler.<br />
<br />
 Yeni bir topluma dair düşünceler ve mücadelenin gelişimi, dünyanın her yerinde olduğu gibi bizde de böyle bir seyir izledi. Bu topraklarda sosyalizm mücadelesi, yaklaşık bir yüzyıl geçmişe kadar uzanıyor. Kapitalizmin henüz gelişmeye başladığı 20. yüzyılın başında bu topraklarda da sosyalizm, bir fikir olarak kendisine bir alan açtı. Bu fikirler kısa sürede İstanbul proletaryası saflarında yankısını buldu. Maddi ön koşulların, sosyalizmin üzerinde yükselebileceği maddi ilişkilerin ortaya çıkışı gerçekleşse de, bunun her yerde olgunlaşması uzun bir sürece yayıldı. Bu yıllar boyunca sosyalizm fikirleri daha çok aydınlar arasında, dar bir çevrede kaldı.<br />
<br />
 60'lı yıllarda Türkiye kapitalizmi işbirlikçi karakterde de olsa, tekelci kapitalizm evresine vardı. Bu da sosyalizm düşüncesinin daha geniş emekçi yığınlar içinde köklenip gelişmesinin maddi koşullarını yarattı. O günden bu yana da sosyalizm mücadelesi devrimci yöntemler ve devrimci araçlarla gelişiyor, önüne çıkan her türlü engeli aşarak yoluna devam ediyor. Sermaye bunun önüne geçebilmek için daha çok baskıya, faşist teröre, şiddete başvuruyor; ne yaparsa yapsın kitlelerin devrimci mücadelesini engelleyemiyor.<br />
<br />
 Kitlelerin mücadelesinde bugüne dek kendiliğinden na ağır bastı. Komünist parti olsun, diğer devrimci örgütler olsun kendiliğinden hareketin hızına ve yaygınlığına yetişemedi. Bugüne dek emekçi kitlelerin hareketi bazen şu bölgeyi ya da kenti, bazen de bu bölgeyi ya da kenti etkisi altına aldı, ama hep sınırlı kaldı. Ya bir sanayi bölgesiyle ya bir kentle, nadir de olsa bazen bir iş koluyla olsa sınırlı kaldı. Bu yüzden de burjuvazi ve faşist devleti bu tek tek patlamaları, yerel, sınırlı kalan hareketleri bastırmayı başardı.<br />
<br />
 Şimdi bu tek tek isyanların, dağınık hareketlerin içinde giderek güçlenen birleşme, mücadele birliğini örme eğilimi kendisini göstermeye başladı. İnternet, sosyal medya, telefon ve daha pek çok yoldan birbirleriyle hızla iletişim kuran emekçilerin bu eğilimi pratik eylemlerle de kendisini gösteriyor. Özelleştirme ve taşeronlaştırma sonucu pek çok işyerinde işten atılan işçiler bir araya geliyor, örgütleniyor, birlikte mücadeleye atılıyorlar. Sağlıkçılar, öğretmenler, büro emekçileri <acronym title="vBulletin">vb</acronym> pek çok işkolundaki kamu emekçileri arasında da aynı eğilim giderek güçlenip gelişiyor. Kürt halkının serhıldanlarında aynı şey yaşanıyor. <br />
<br />
Daha düne kadar tek tek, dağınık, birbirinden kopuk gerçekleşen bu eylemleri bastırmakta pek zorlanmayan kolluk güçleri, artık pek çok eylemde bunu başaramıyor, geri çekiliyor, “izin vermek” zorunda kalıyor. Daha birkaç yıl öncesine kadar Newrozlar, 1 Mayıs-Taksim yasaklıydı; şimdi emekçilerin mitingleri yasaklanıyor, hatta pek çok kentte ve bölgede basın açıklaması yapmak dahi yasaklandı, yasaklanıyor. Ama bu yasakları artık kimse dinlemiyor, kitleler kendi yollarını kendileri açıyor. Newrozlar, 1 Mayıs ve Taksim, Antakya'da savaşa karşı gelişen eylemler, 6 Mayıslar <acronym title="vBulletin">vb</acronym>.nin yanında Kürdistan'ın pek çok kentinde bunun örnekleri yaşanıyor.<br />
<br />
 Kitleler birleşmeleri, birlikte mücadele vermeleri gerektiğini kendi deneyimleriyle öğrendi, öğreniyor. Bugüne dek yaşadığı tek tek isyanlarda, çatışmalarda, sokak savaşlarında iç savaş müfredatını görüyor, devrimin eğitiminden geçiyorlar. Bu güne dek yaşananlar çok yönlü bir deneyim ve birikim sağladı.<br />
<br />
 Şimdi artık öncünün görevi, mücadelenin bundan sonraki adımını atabilmesi için kitlelere yardımcı olmak, doğru hedefleri göstermektir. Üretici güçleri ve kitleleri elinden kaçıran sermaye, bunları yeniden denetim altına almak amacıyla her türlü yol ve yönteme başvuruyor, kapsamlı saldırılar gerçekleştiriyor; saldırdıkça acizliği ve açmazı daha açık ortaya çıkıyor. Şimdi öncü, bu güne kadarki bu en elverişli koşulları değerlendirmeleri için emekçi kitleleri mücadelede cesaretlendirici, teşvik edici olmalı; faşist devletin dağılmasının nasıl bir zorunluluk olduğunu, kendi istedikleri yaşamı kurabilmeleri için devrimin zaferine kadar cüretle mücadeleyi geliştirmeleri gerektiğini anlatmalı, kavratmalıdır.<br />
<br />
 40 yılı aşkın bir süredir yaşanan uzun iç savaş yıllarında bir dönem devrimci mücadeleye atılan, sol sosyalist hareket içinde yer alan pek çok insan işçi sınıfının ve emekçi yığınların gücüne, enerjisine, devrime olan inancını yitirdi, safları terk etti. Özellikle 12 Eylül askeri faşist cunta döneminde ve 90'lı yıllarda bu tek tek kişileri de aşarak pek çok örgütün devrimden, devrimci mücadeleden vazgeçmesine vardı. Bir çok siyasi örgüt ve parti, politik çevirme hareketinin sonucunda sosyal-reformizm çizgisine oturdu. Sosyal-reformizmin etkisi altında kalan, bırakalım önderlik yapmayı, işlerin kızıştığı bu süreçte ne yapacağını dahi bilemiyor, kendiliğinden hareketin peşinden sürükleniyor. Leninist Parti tarafından marksizm-leninizmin devrimci kavranışıyla ve nesnel koşullara uygun olarak geliştirilip ortaya konan devrimci tezleri sağından solundan çekiştirip kendi reformist görüşlerine uydurmaya çalışıyorlar. Leninist Partinin kitleleri devrime, zafere çağıran temel sloganlarına karşı çıktıkları gibi, somut bir olgu olarak gözlerimizin önünde cereyan eden kitlelerin devrimci mücadelesinde en somut görevlerden biri olan Geçici Devrim Hükümeti denildiğindeyse, bir türlü bunu anlama basiretini gösteremiyorlar.<br />
<br />
 Gösteriler, sokak savaşları, isyanlar... Kendiliğinden hareketin eyleme çektiği milyonlar... Devrimin gelişimi, iç savaş ve bütün bir sürecin gelip dayandığı eşik: Genel Ayaklanma. Kendiliğinden hareket derken şurası da açık ki, bu hareketin içinde yer alan kitleler, uzun iç savaş sürecinde pek çok şeyi kendi deneyimleriyle yaşayarak öğrendiler. Bir kısmı daha önce örgütlü mücadelede yer almış, ya yorgun düşerek ya da içinde yer aldığı örgütün ideolojik-politik çizgisinin kendilerini devrime götürmeyeceğini görerek kenara çekilmiş pek çok insan da bu harekete dahildir. Ancak yine de Genel Ayaklanma derken, halk hareketi bir bütün olarak bu en üst aşamaya hazırdır, artık son adımdadır iddiasında bulunmuyoruz. Hareket pek çok yönden kendi içinde eksikler, yetmezlikler barındırıyor. Fakat halkların bu engellenemez duruma gelen coşkun akışının dalgaları, faşizmin kalelerinin surlarını dövmeye başladı. Bunu yaratan geniş kitlelere önderlik eden ileri unsurların örgütlü konumlanışları değil, ama tekelci burjuvazinin ve faşist devletin akılsızlığıdır. Sermaye, emekçi yığınların, ezilen ulus ve ulusal toplulukların her istemi, her girişimi karşısında devlet terörüne, baskıya, şiddete başvurdu; ekonomik ve politik terör her boyutuyla sürdü. Tekelci sermaye ve faşist devlet, bu uzun iç savaş boyunca işçi sınıfını, ezilen ulus ve ulusal toplulukları, emekçi yığınları, eşiğine gelip dayandıkları bu Genel Ayaklanmaya hazırlamak için elinden gelen her şeyi yaptı: Burjuvazi, sermaye kendi sonunu hazırladı, hazırlıyor.<br />
<br />
 Burada artık Geçici Devrim Hükümetine yaklaşım, öncünün devrime yaklaşımını, devrimin pratik olarak ele alınışını gösterecektir. Zira geniş halk kitlelerinin kendiliğinden de olsa genel bir ayaklanmanın eşiğine kadar geldiği bugünkü politik ortamda Geçici Devrim Hükümeti, burjuvaziden kopmuş, sistemden kopmuş, sermayeye dayalı bu üretim sistemine ve faşizme isyan etmiş geniş yığınların verdikleri bu dağınık mücadeleyi tek bir otorite altında toplamak için; kendiliğinden süregelen bu dağınık hareketin politik birliğini sağlamak için bir zorunluluktur. Bu örgütlenme, geniş kitlelerin hareketiyle kopmaz biçimde bağlı olmalı, her isyan yerinde, ayaklanmanın her adımında Geçici Devrim Hükümeti hem kendi otoritesini kabul ettirmeli hem de kitleler içinde köklenip, gelişip güçlenmelidir. Çünkü ayaklanma bir oyun olmadığı gibi, yığınların politik hedefleri ve politik birliği de artık oyalanıp ertelenemeyecek kadar aciliyet kazanmıştır.<br />
<br />
 Leninistlerin yıllardan beri büyük bir sabır ve inatla, sorumlu olarak yerine getirdikleri yavaş, göze batmayan örgütlenme ve politik eğitim faaliyetinin önemi asla küçümsenemez, inkar edilemez. Ancak bu faaliyet ne kadar önemliyse, geniş emekçi yığınların, proletaryanın gücüne güven de en az o kadar önemlidir. Muazzam tarihsel gelişmelerin öngünündeyiz. Artık, uzun yıllardan beri köşelerine çekilmiş sessizce olayları izlemekle yetinen yüzbinlerin, milyonların harekete geçmeye başlaması, bu sürecin en belirgin olgularından biridir. Üstelik bu, arkadan gelecek onmilyonların habercisi olarak, öncü gücü olarak harekete geçenlerdir. Tam da burada devrimin, devrim dönemlerinin ne kadar muazzam bir aydınlanma gerçekleştirdiği, örgütlenme ve eğitim gücüne sahip olduğu; emekçi yığınların, halkın büyük gücünün buradan geldiği görülmeli, bilinmeli.<br />
<br />
 Burada Leninistlerin görevleri, devrimin görevlerinin ne kadar önemli olduğunun bilinciyle davranarak, daima işçi sınıfının önünde olmak, geniş yığınların aydınlanma, politik eğitim ve örgütlenme süreçlerine doğrudan katılmak, kitlelerin ileri yürüyüşünde onları teşvik etmek, cesaretlendirmek, ön açıcı olmak ve onlara yardım etmektir. Emekçi yığınları “Bütün İktidar Emeğin Olacak” şiarıyla iktidarın fethine yönlendirmektir. Gerek kitleler açısından gerek Leninistler açısından bu yönde ileri doğru atılacak adımlarda, gerçekleştirilecek eylemlerde olumsuzluklar ve başarısızlıklar, sadece birer ders; devrimin ertelenemez görevlerinin nasıl yerine getirileceğini gösteren, devrimde zaferin nasıl kazanılacağını gösteren birer ders olacaktır.<br />
<br />
 Şimdi cüretle, cesaretle işe girişme zamanı.<br />
<br />
<b><a href="http://mucadelebirligi.com/index.php/makaleler/oezguer-gueven.html" target="_blank">ÖZGÜR GÜVEN</a></b></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.sosyalistforum.net/sosyalizm/">Sosyalizm</category>
			<dc:creator>Andrey Urallı</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.sosyalistforum.net/sosyalizm/60118-genel-ayaklanma-ve-gecici-devrim-hukumeti-mb.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İBO ve HAKİ Yoldaşlar !</title>
			<link>http://www.sosyalistforum.net/olumsuzler/60117-ibo-ve-haki-yoldaslar.html</link>
			<pubDate>Sat, 18 May 2013 16:48:37 GMT</pubDate>
			<description>Devrim toprağını kızıl kanıyla sulayıp bizleri yaratan yiğit komutanlarımızdan *İbrahim Kaypakkaya*, sana yoldaş diyebilmenin gururu bizlere yeter....</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="Comic Sans MS"><font size="3"><br />
<br />
Devrim toprağını kızıl kanıyla sulayıp bizleri yaratan yiğit komutanlarımızdan <b>İbrahim Kaypakkaya</b>, sana yoldaş diyebilmenin gururu bizlere yeter. Sen, üstümüze çökmüş bulunan devletten ummacılık halini yırtıp atan komutan, sen, bu melun devletin kuruluşunu bize sorgulatan militan. Sen, bu topraklardaki mevzuları, bir de benden dinleyin diyebilen cesur teorisyen. Adının yanına bir ad daha yazdım.<br />
<br />
Devrim toprağını dinamit kuyusuna çeviren sizlere minnettarız. Kürrei-i Arzı patlatacak devrimci şiddeti sizlerden devraldık.<br />
<br />
Biz, yılmadık, usanmadık. Büyüdük. Sayenizdedir. Kazanacağız. Sizin son sözünüz, döğüşerek ölmektir. Hesabını soracağız, billah ki biz bu savaşı kazanacağız.<br />
<br />
</font></font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.sosyalistforum.net/olumsuzler/">Ölümsüzler</category>
			<dc:creator>BORGA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.sosyalistforum.net/olumsuzler/60117-ibo-ve-haki-yoldaslar.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Partiler Bölümünden BDP kaldırılsın</title>
			<link>http://www.sosyalistforum.net/oneriler-ve-elestiriler/60116-partiler-bolumunden-bdp-kaldirilsin.html</link>
			<pubDate>Sat, 18 May 2013 16:26:47 GMT</pubDate>
			<description>*Evet başlıkta bellidir söylediklerim. bu forumda uzun uzun tartışıldı bahsettiğim partinin içindeki burjuva kökenli insanlar, şeriatçı vekiller vs...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>Evet başlıkta bellidir söylediklerim. bu forumda uzun uzun tartışıldı bahsettiğim partinin içindeki burjuva kökenli insanlar, şeriatçı vekiller vs vs. Şimdi bana uzun uzun politik açıklama yapmayın az buçuk neler denileceğini biliyorum. Hatta belki bu başlık üyeliğimin iptaline bile sebep olacak ama gene de açayım dedim. Çoğu kişi gibi bende bdpnin sosyalizmle ilgisinin olmadığını düşünüyorum. Bir kişi, bir parti, bir örgüt herneyse artık KÖH ile  ilgisi varsa eleştrilemez midir?</b></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.sosyalistforum.net/oneriler-ve-elestiriler/">Öneriler ve Eleştiriler</category>
			<dc:creator>Stalin92</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.sosyalistforum.net/oneriler-ve-elestiriler/60116-partiler-bolumunden-bdp-kaldirilsin.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[CİA'nin KORKUNÇ TÜRKİYE PLANİ!]]></title>
			<link>http://www.sosyalistforum.net/forum-coplugu/60115-cianin-korkunc-turkiye-plani.html</link>
			<pubDate>Sat, 18 May 2013 15:23:03 GMT</pubDate>
			<description>El Kaide militanları Türkiye’deki 
alevilere saldıracak ! 
Türkiye’yi istikrarsız hale getirip 
parçalamak adına Alevileri hedef 
alınacak ve...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>El Kaide militanları Türkiye’deki<br />
alevilere saldıracak !<br />
Türkiye’yi istikrarsız hale getirip<br />
parçalamak adına Alevileri hedef<br />
alınacak ve katliamlar yapılacak.<br />
Birkaç gün önce canlı Ulusal Kanal<br />
yayınında açıklama yapan Şam<br />
Stratejik Araştırmalar Merkezi<br />
Başkanı Dr. Bessam Ebu Abdullah,<br />
Erdoğan’ın batı çıkarları için<br />
Türkiyede bir “mezhep savaşı”<br />
çıkarmak istediğini, bu amacın<br />
gerçekleşmesi için de Antakya ve<br />
Ankara havaalanlarından binlerce<br />
teröristin, silahın ve patlayıcının<br />
Türkiye’ye giriş yaptığını<br />
söylemişti.<br />
İran’ın daveti üzerine Tahran’da<br />
düzenlenen Suriye Konferansı’na<br />
katılan Şener’de , Dr. Bessam Ebu<br />
Abdullah’ın açıklamalarıyla örtüşen<br />
istihbaratları açıkladı: Türkiye’yi<br />
parçalama ve istikrarsızlaştırma<br />
adına El Kaide militanları, Aleviere<br />
saldıracak!..<br />
Abdüllatif Şener şu ifadeleri<br />
kullandı: Görüştüğüm kişi, El-<br />
Kaide’nin ABD’nin bölgeyi yeniden<br />
dizayn etmek, Türkiye’yi istikrarsız<br />
hale getirip parçalamak adına<br />
Alevileri hedef alacağını ve<br />
katliamlara başlayacağını söyledi.<br />
Abdüllatif Şener’den dehşet veren<br />
açıklama<br />
Tahran’daki Suriye Konferansı’na<br />
katılan Şener, aldığı istihbaratları<br />
açıkladı: Türkiye’yi parçalama<br />
adına El Kaide militanları, Alevilere<br />
saldıracak!..<br />
Abdüllatif Şener şu ifadeleri<br />
kullandı: Görüştüğüm kişi, El-<br />
Kaide’nin ABD’nin bölgeyi yeniden<br />
dizayn etmek, Türkiye’yi istikrarsız<br />
hale getirip parçalamak adına<br />
Alevileri hedef alacağını ve<br />
katliamlara başlayacağını söyledi.<br />
Abdüllatif Şener’den dehşet veren<br />
açıklama<br />
Tahran’daki Suriye Konferansı’na<br />
katılan Şener, aldığı istihbaratları<br />
açıkladı: Türkiye’yi parçalama adına<br />
El Kaide militanları, Alevileri<br />
katledecek.<br />
İran’ın daveti üzerine 18 Kasım’da<br />
Tahran’da düzenlenen Suriye<br />
konferansına katılan eski Türkiye<br />
Partisi Genel Başkanı Abdüllatif<br />
Şener, dehşete düşüren<br />
açıklamalarda bulundu. Suriyelilerin<br />
geleceğine Suriyeliler’in karar<br />
vermesi gerektiğini söyleyen<br />
Şener, “Türkiye’nin muhalefetin<br />
yanında yer alması uluslararası güç<br />
odaklarının taşeronluğunu<br />
üstlenmekten başka hiçbir anlami ifade etmiyor” dedi.<br />
Tahran’da kaldığı otelde El-Kaide<br />
konusunda uzman İranlı yetkili ile<br />
görüştüğünü söyleyen Şener, “El-<br />
Kaide ile ilgili bilgi istedim. Çünkü<br />
onlar bu konuda tecrübeli.<br />
Türkiye’den El-Kaide’ye katılmak<br />
üzere gidenler İran üzerinden<br />
ulaşıyor. El-Kaide ile ilgili son<br />
duyumları onların uzmanlarından<br />
dinledim. Hatta 6-7 kişi ile<br />
birlikteydik. Görüştüğüm kişi, El-<br />
Kaide’nin ABD’nin bölgeyi yeniden<br />
dizayn etmek, Türkiye’yi istikrarsız<br />
hale getirip parçalamak adına<br />
Alevileri hedef alacağını ve<br />
katliamlara başlayacağını söyledi”<br />
dedi.<br />
Ankara taşeron<br />
Suriye’yi karıştıranların dışarıdan<br />
gelen silahlı kişiler olduğunu,<br />
ülkede istikrar için bu grupların<br />
ülkeyi terk etmeleri gerektiğini<br />
vurgulayan Şener, Türkiye’nin<br />
destek verdiği muhaliflerin meşru<br />
olmadıklarını savundu. Şener,<br />
şöyle devam etti: “Suriye’deki<br />
muhalefetin insan hakları ihlalleri<br />
ayyuka çıkmış. Çocukları<br />
katlediyor, türbelere bomba<br />
atıyorlar. Öylesine çok yabancının<br />
Suriye’de kan gövdeyi götürecek<br />
bir eylemi başlattığı bir ortamda<br />
halk nazarında içerideki Suriyeli<br />
muhalifler de yara alıyor. Yabancı<br />
işgalcilerle işbirlikçi konumuna<br />
düşen Suriye muhalefeti ortaya<br />
çıkmış vaziyette. Uluslararası<br />
senaryolar ortaya konularak<br />
muhalefet yapısıyla Suriye’de iyi<br />
şeyler olsun amaçlamıyor. Sadece<br />
uluslararası küresel güçlerin<br />
Suriye’yi karıştırmak ve Suriye<br />
üzerinde kendi emellerini<br />
gerçekleştirmekten başka hiçbir<br />
niyetleri yok.”<br />
3 bin Türk militan<br />
Bu arada, Tahran’daki toplantıda<br />
konuşulanlar özetle şöyle:<br />
“CIA kontrolündeki 10 kişilik El-<br />
Kaide militanları Suriye’de sivil<br />
halka akıl almaz işkenceler yaptı.<br />
Bu militanların içinde 3 bin<br />
Türk’ün bulunduğu delillerle ortaya<br />
konuldu. Toplantıdaki bütün<br />
konuşmacılar Suriye’de akan kanda<br />
asıl sorumluluğun Başbakan Tayyip<br />
Erdoğan ve Türkiye olduğunu<br />
vurguladı..</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.sosyalistforum.net/forum-coplugu/">Forum Çöplüğü</category>
			<dc:creator>Komünist Militan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.sosyalistforum.net/forum-coplugu/60115-cianin-korkunc-turkiye-plani.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hayatta Kalmak: Duyusal Yoksunluk, İşkence ve Parmaklıkların Ardında Direniş</title>
			<link>http://www.sosyalistforum.net/makaleler/60114-hayatta-kalmak-duyusal-yoksunluk-iskence-ve-parmakliklarin-ardinda-direnis.html</link>
			<pubDate>Sat, 18 May 2013 15:14:55 GMT</pubDate>
			<description>Resim: http://www.itusozluk.com/image/raf_106148.jpg  
 
 
*Çeviri: Cansu Başak (Fabrika Çeviri Kolektifi)* 
 
1972’de, RAF’ın tüm kurucu kuşağı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><img src="http://www.itusozluk.com/image/raf_106148.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div><br />
<br />
<font color="Red"><b>Çeviri: Cansu Başak (Fabrika Çeviri Kolektifi)</b></font><br />
<br />
<font face="Book Antiqua"><font size="2">1972’de, RAF’ın tüm kurucu kuşağı pratikte parmaklıklar ardındaydı. Yine de halen ikinci ve üçüncü bir kuşak devam ediyordu… Neden? Çünkü en başta tutukluluk koşulları ve devletin yarattığı terör nedeniyle.<br />
<br />
<br />
Dieter Kunzelmann K.1 Komünü eski üyesi[1]<br />
Batı Alman Devleti, RAF’ın ideolojik önderliğini esir alarak, en sonunda “Stammheim Modeli” olarak anılan kontrgerilla projesinin ikinci unsurunu hayata geçirdi. Gerillanın sadece hapsedilmesi yetersizdi. Yakalananlar, sadece birer militan olarak değil anti-emperyalist direnişin sözcüleri olarak da etkisiz hale getiriliyorlardı. Hatta mümkünse, insan olarak yıkılıp kontrgerilla projesinin temsilcileri olarak yeniden kuruluyorlardı. Düşük bir ihtimalle bu mümkün olmadıysa, imha edilmeleri gerekirdi.<br />
<br />
Devletin bu projeye yönelik silahları eksiksizdi; mahkûmların birbirlerinden ve dış dünyadan tecridi.<br />
<br />
Tecridin önemi, henüz 7 Haziran 1972’de, istihbarat operasyonlarının koordinasyonundan sorumlu SPD (Alman Sosyal Demokrat Partisi) bakanı Horst Ehmke tarafından açıkça ifade edilmiştir. Bundestag’ta (Alman Parlamentosu) yaptığı konuşmada “Hepimiz….. bu ülkedeki tüm diğer radikal görüşlülerden izole etmek için [RAF ile] dayanışmayı tamamen koparmakla ilgileniyoruz. “En önemli görev budur.” [2] demişti.<br />
<br />
Mahkumlar tüm ülkeye dağıtılmıştı.[3] Hepsi devletin hedefinde olduğu halde, elebaşı olduğu düşünülen 5 kişiye saldırmak için özel eziyetler uygulanıyordu: Andreas Baader, Ulrike Meinhof, Gudrun Ensslin, Holger Meins ve Jan-Carl Raspe.<br />
<br />
Andreas Baader yakalandığı gün olan 1 Haziran 1972’den 11 Kasım 1974’e kadar tamamen tecrit altında tutuldu. Bu süre boyunca, başka mahkum görmedi.<br />
<br />
Holger Meins, 11 Nisan 1973’ten itibaren Wittlich cezaevinde üzerindeki, altındaki solunda ve sağındaki tüm hücrelerin boş bırakıldığı salt tecrit koşullarında kaldı. Hücresi her gün aranıyordu, kilise hizmetleri dahil tüm grup faaliyetlerinden mahrum edilmişti [4] ve hücresinden çıkarıldığında zincirleniyordu.<br />
<br />
Ulrike Meinhof Köln-Ossendorf cezaevinde[5], daha önce Astrid Proll’un tutulduğu “ölü bölüm” adlı kısma koyulmuştu. Kadınların ayrı kaldığından emin olmak için, Proll’u erkekler bölümüne transfer ettiler.<br />
<br />
“Ölü bölüm” sadece tecrit değil, aynı zamanda duyusal yoksunluk işkencesi kanalıyla sinir bozukluğunu tetikleme amacı taşıyordu. Özel ses geçirmez bir hücre, parlak beyaza boyanmış duvarlar ve dar aralıklarla bölümlendirilmiş tek bir pencereden oluşmuştu, bu sayede gökyüzü bile net görülemiyordu. Hücre 24 saat boyunca tek bir çıplak neon ışıkla aydınlatılıyordu. Mahkumun duvarlara fotoğraf, poster ya da herhangi bir şey asması yasaktı. Bölümdeki diğer hücreler boş tutuluyordu, diğer mahkumlar cezaevi boyunca –örneğin egzersiz yapılan avluya– nakledilirken dolambaçlı bir rota izlemeye mecburdular. Bu sayede sesleri bile duyulamıyordu. İnsanla tek asgari iletişim yemek verilirken söz konusuydu; bunun dışında mahkum, hiç bir değişimin olmadığı bir dünyada 1 gün/24 saat geçiriyordu.<br />
<br />
Kanada ve ABD’deki doktorlar 1950’lerin sonundan bu yana duyusal yoksunluk üzerine çalışmaktadır. Araştırma hattı Federal Almanya Cumhuriyeti’nde Hamburg Eppendorf Üniversite Hastanesi çalışanı Dr. Jan Gross tarafından sürdürülmüştür. Gross tarafından yürütülen çalışmalar duyusal yoksunluğun, korkudan panik ataklara varan ve konsantrasyon eksikliği, algılama problemleri (halüsinasyonlar dahil), yoğun açlık, göğüs ağrıları, dengesizlik (disekilibriyum), uyku bozukluğu, titreme hatta havaleye doğru ilerleyen tedirginlik hissine sürekli şekilde yol açtığını gösterdi. [6]<br />
<br />
(Nasıl ki tecrit alanındaki araştırmalar Federal Almanya Cumhuriyeti ile sınırlı değilse, ABD’deki çoğu mahkumun bugün de net bir şekilde amaçlı bir işkence biçimi olarak farklı tecrit biçimlerine maruz kaldığı hatırlanmalıdır.)[7]<br />
<br />
Astrid Proll ölü bölümde iki dönem tutuldu; Kasım 1971 ila Ocak 1972 arası ve Nisan 1972 ila Haziran 1972 arasında. Bu deneyimini daha sonra şu şekilde tanımlayacaktır:<br />
<br />
…Tek mahkumun ben olduğum, boş bir bölüme, ölü bir bölüme götürüldüm. Ulrike Meinhof daha sonra buraya “Sessiz Bölüm” demiş. Kendi ürettiklerim dışında hiçbir ses duyamayışım şok edici bir deneyimdi. Hiçbir şey. Mutlak sessizlik. Uyarılma evrelerinden geçtim, görsel ve sesli halüsinasyonlar gözümün önünden gitmiyordu. Aşırı konsantrasyon bozukluğu ve zafiyet atakları oldu. Bunun ne kadar sürdüğü hakkında hiç bir fikrim yoktu. Delirdiğimi düşünerek çok korktum.[8]<br />
<br />
Dört buçuk aylık bu işkenceden sonra, Proll’un bedensel ve zihinsel sağlığı oldukça hasar gördü, öyle ki güçlükle yürüyebiliyordu. Eylül 1973’te duruşmaya getirildiğinde, yargıç bir kalp uzmanı tarafından muayene edilmesine hükmetti. Uzman Rusya’dan gelen eski bir savaş tutsağıydı; durumunun Sibirya’da tutulan mahkumları hatırlattığı şeklinde ifade verdi.[9] Devlet, Black Forest’da bir sanatoryumda kalması için Proll’u salmak zorunda kaldı. Burada bir yıl kalarak, İngiltere’ye doğru yol almak üzere kaçtı.<br />
<br />
Yıllar sonra anımsadığında bile, yaşadığı işkencenin korkusu geçmemişti, 1978’de şöyle yazdı:<br />
<br />
2½ yıllık tutukluluk sırasında, Köln-Ossendorf’un Ölü Bölümünde 4½ ay tamamen izole edildim. Altı yıl sonra, bugün bile bundan dolayı tamamen iyileşemedim. Beyaza boyanmış odalarda duramıyorum çünkü bana hücremi hatırlatıyor. Ölü sessizliği beni korkutabiliyor, bana izole hücredeki sessizliği hatırlatıyor. Karanlık, sanki hayatım elimden alınmış gibi, beni oldukça depresif yapıyor. Yalnızlık, bende kalabalıkta olduğu kadar korkmama neden oluyor. Bugün bile, ara sıra hareket edemediğim hissine kapılıyorum.[10]<br />
<br />
Ulrike Meinhof, 15 Haziran 1972’de yakalanmasını takiben 237 gün ve Aralık 1973 ile Şubat 1975’te kısa dönem bu koşullarda tutuldu. İşkencesinden sekiz ay sonra, şunları kaleme aldı:<br />
<br />
Sonunda kendimi bundan kurtarmam gerektiğinin farkına vardım, benim kendi adıma, bu korkunç şeylerin beni etkilemeye devam etmesine izin vermeye hakkım yoktu, bundan kurtulmak için mücadele etmek benim görevimdi. Hangi araçlarla olursa olsun cezaevinde yapılabilecek ne varsa: duvarları kirletmek, polisle yumruklaşmak, teçhizatlara hasar vermek, açlık grevi. En azından beni tutuklamalarını sağlamak istiyordum, çünkü o zaman bir şey duyabilirsiniz; gevezelik yapan bir radyonuz yok, sadece okumak için incil, belki şilte ve pencere yok, <acronym title="vBulletin">vb</acronym>. , ama bu hiçbir şey duymamaktan farklı türde bir işkence. Ve açık ki bu benim için bir rahatlama olurdu…[11]<br />
<br />
Tüm bunlara rağmen sağlıklı kalabildi.<br />
<br />
Devlet bu gibi ciddi bir tecrit vasıtasıyla Meinhof’u yok etmede başarısız olunca, doğrudan ve tıbbi olarak beynine saldırmaya başladı. Beynindeki bir damar şişkinliğini gidermek için 1962’de geçirdiği operasyonu baz alan Federal Savcı Peter Zeis, politik tutumunun bazı nörolojik problemlerden kaynaklanabileceğini öne sürdü.<br />
<br />
Zeis, 18 Nisan 1973 tarihli bir mektupta, Homburg-Saar’s Üniversitesi Adli Tıp ve Psikiyatri Enstitüsü sağ-kanat[12] direktörü Dr. Hermann Witter’e hangi müdahalelerin ispat edilmesi gerektiğini sordu. 10 Mayıs tarihli bir mektupta Witter, bir tanı koyabilmek için hem x-ray hem de sintigrafinin (radyoizotopların enjeksiyonuyla yapılan, rutin ve normalde zararsız bir tanısal test) gerekli olabileceğini yazdı. 13 Temmuz’da Federal Yüce Divan Yargıcı Knoblich, Meinhof’un isteği dışında olsa bile, direnirse kısıtlayıcı cihazlar ya da anestezi kullanarak, devletin bu testleri yürütebileceğine hükmetti. [13] Witter ve Başsavcı arasındaki yazışma, mahkumun veya yakınlarının isteğinden bağımsız, nörocerrahiyi zorunlu kılmak için uygun bir tanının kullanılacağını gösteriyor.[14]<br />
<br />
Bunların tümü, Meinhof’u patolojik bir vaka haline getirerek RAF’ı gözden düşürmeye yönelik şeffaf bir girişimdi: o dönem “Bu çok utanç verici olurdu” diyordu Zeis, “tüm insanların deli bir kadının peşinden gittiği ortaya çıksaydı.”[15]<br />
<br />
Hükümet sadece birçok doktoru harekete geçiren, mahkum destekçisi Red Aid (Kızıl Yardım) grubunun düzenlediği mitingler vasıtasıyla planından vazgeçmesi için zorlanıyordu. [16] Göreceğimiz üzere, devletin daima RAF’ın ana teorisyeni olarak tanımlanmış bir kadına saldırarak ya da itibarını zedeleyerek bir propaganda zaferi elde etme arayışı devam edecekti.<br />
<br />
Devlet, iç tecrit başta olmak üzere tutsakların dış dünyayla bağlantısını kesmek için elinden geleni yaptı. Tutsaklar, avukat ve aile üyelerinin ziyaretleriyle sınırlandırılmıştı. Aile üyelerinin ziyareti, tüm diyalogları kaydeden iki kamu güvenlik personeli tarafından denetleniyordu ve duruşmalarda sunulabilecek içerikler bazen bir psikolog tarafından da analiz ediliyordu. Politik mektuplar, kitaplar ve paketler düzenli olarak alıkoyuluyordu.<br />
<br />
1975’ten itibaren, “siyasi suçlarla” bağlantılı madde §129 kapsamında tutuklanan herkes  “24-Maddeli Program” (24-Point Program) adlı düzenleme doğrultusunda tutuldu. Bu durum, yeni kısıtlamalar eklemenin yanı sıra o zaman kadar eşit şekilde uygulanmamış koşulların bir çoğuna resmiyet kazandırdı. Program, diğer şeylerin yanında, mahkumların tüm ortak aktivitelerden dışlandığını açıkça belirtiyordu. Mahkumlar artık, her gün sadece 1 saatliğine avluya çıkabilirdi. Bir kurala önem vermezseler, personeli küçük düşürürseler ya da herhangi bir zarara neden olursalar bu da derhal kesiliyordu. Mahkumların hücrelerinde yirmi kitap tutmalarına müsaade edilmişti. Ziyaretler, otoriteler tarafından aklanmış insanlarla sınırlıydı ve en fazla 30 dakika sürebilirdi (standardı, ayda bu gibi iki ziyaret). “Terör faaliyeti” olarak adlandırılan aktiviteler ya da bunlara destek olan gruplar (ikincisi tüm devrimci örgütlerin dahil olduğu bir torbaydı), hapishane direnişleri veya açlık grevleri hakkında konuşmak engellenmişti. Tüm ziyaretçiler aranıyordu, buna avukatlar da dahildi.[17]<br />
<br />
Yıllarca bu koşullara maruz kalmış, her ikisi de 2 Haziran Hareketi tutsaklarından olan Till Meyer ve Andreas Vogel, bu tecrit koşulları üzerine şöyle yazmıştır:<br />
<br />
Tecrit bölümleri sayesinde, tecrit yılları uç noktalara taşındı ve imha süreci mükemmel hale getirildi: mekansal sınırlamanın ve toplam yalıtımın, (ulu orta her hücrede bulunan) kamera ve mikrofonlarla elektronik gözetlemenin mükemmelliği. Ve (psikoloji eğitimi alarak BKA eğitimi aracılığıyla hazırlanmış) özel polisler tarafından gözetim altında tutuluyorduk.[18]<br />
<br />
RAF tutsağı Helmut Pohl kendini benzer şekilde ifade etmektedir:<br />
<br />
Tecrit; dışarıda baskın olan, evvela bizi korsan silahlı mücadeleye sevk etmiş durumun, daha yoğunlaşmış bir versiyonunu temsil eder. Tecrit, pür durumu, onun çıplak gerçekliğini temsil eder. Bu duruma karşı mücadele yolu bulamayan kişi yok edilir, durum onu kontrol eder, o durumu değil.[19]<br />
<br />
Andreas Baader şu şekilde tanımlamıştır:<br />
<br />
Tecrit; mahkumları geçmişlerine, her şeyden önce geçmişleri dahil tüm toplumsal ilişkilere yabancılaştırmayı amaçlar…Mahkumu bilinçsiz yapar ya da onu öldürür. [20]<br />
<br />
RAF tutsaklarını muayene etmek üzere çağrılan Berlin Freie Üniversitesi Adli Psikiyatri Enstitüsü’nden Profesör Wilfried Rasch, tutuldukları tecrit koşullarına dair şunu söylemek durumunda kalmıştır:<br />
<br />
Yüksek güvenlikli bölüm tek kelimeyle işkencenin kalitesini gösteriyor, yani zorlu veya dayanılmaz koşullar vasıtasıyla mahkumlar üzerinde bir şey başarmak için özel tedbirler alma girişimi, daha özel ifade edilirse, bir değişim, bir ayrıştırma.[21]<br />
<br />
Bu izinli ziyaretler bile, mahkumların stres düzeyini artırmak için tasarlanmıştı. 2 Haziran Hareketi’ni desteklemekle suçlanan Eberhard Dreher kapalı ziyaret koşullarını şöyle tanımladı:<br />
<br />
Ekran sahte bir iletişimin yaratılmasına, buna paralel görsel temasın sınırlanmasına ve camların yansıtıcı özelliği nedeniyle iletişimin yabancı hale getirilmesine imkanı sağlar…Havasızlık ve özel akustik vasıtasıyla daha fazla acı yaratılır. Havalandırmanın yapısı bu problemi çözmektedir… Anlaşılabilmek için çok yüksek sesle konuşmak gerekir. Akvaryum benzeri kabin içerisinde kişinin kendi sesi, doğrudan kafasının içinde patlayan akustik tepelere dönüştürülür.[22]<br />
<br />
Dreher, avukatıyla bu şekilde yaptığı bir görüşmenin etkisini aşağıda daha ayrıntılı tanımlamıştır:<br />
<br />
Kırk dakika…sonra, şiddetli bir baş ağrısına tutuldum ve avukatımın rızasıyla, görüşmeyi kesmek zorunda kaldım. Başım ağrıyordu, havaya ihtiyacım vardı, yorgundum, hücremde huzur bulmak istiyordum.[23]<br />
<br />
1978’de Avrupa İnsan Hakları Komisyonu, cezaevi ve duruşma koşullarının Gudrun Ensslin, Jan-Carl Raspe ve Andreas Baader’in gelişen tüm “konsantrasyon sorunlarına, belirgin bitkinliğine, ifade veya telaffuz zorluklarına, azalan fiziksel ve zihinsel performansına, dengesizliğine, azalan doğaçlama ve iletişim kurma becerisine ve depresyonuna” katkıda bulunduğunu gözlemlemiştir.[24]<br />
<br />
Tecrit bölümünde tutsaklığın sonuçları korkunç olsa da, Ulrike Meinhof’un Köln-Ossendorf’ta yaşadığı işkencenin ürkütücü tanımında belirtildiği gibi duyusal yoksunlukla birleşen tecrit bundan çok daha yıkıcı olmuştur (bkz. Ulrike Meinhof in Dead Wing, sy. 271-73).<br />
<br />
Mahkumlar açısından tek umudun direniş olduğu daha en başında netleşti, bu nedenle tutsak edilmiş 40 RAF militanı ve diğer gerilla grupları 17 Haziran 1973’te açlık grevine başladılar. Talepleri bağımsız doktorlara erişim ve genel topluluğa transfer edilmekti.[25]<br />
<br />
İlk açlık grevi dört buçuk hafta sürdü ve ancak Başsavcı Ludwig Martin’in Meinhof’u ölü bölümden çıkaracağına söz vermesi üzerine sonlandırıldı. Bu asla tutulmayan bir sözdü ve dalavereden başka bir şey ifade etmedi.<br />
<br />
Buna rağmen açlık grevi yakın bir zaferle sonuçlanmasa da, radikal solun bir kesiminden gelen desteği ateşleyerek cezaevi koşullarını saran sessizlik duvarını yarıp geçmeyi başarmıştır. Bir bakıma belki bunu önceden tahmin etmek imkansızdı ama RAF’a yeni bir soluk kazandıran stratejinin başlangıcı olarak damgasını vurmuştur.<br />
<br />
Desteğin esas olarak Red Aid ağından gelmesi mahkumların gözünde tatmin edici olmayan bir durumdu. Çünkü Red Aid dayanışma gösterirken RAF’ın politikalarını eleştiriyordu. Dahası RAF tutsaklarına odaklanma, Red Aid içerisinde, özellikle Münih’te ihtilafa yol açmıştı. Otoriter rejim karşıtı tutsakların büyük bir kısmı Bavyera’da tutuluyordu ve Marksist Leninist RAF’ı savunmaya çok fazla enerji harcandığından ihmal edildiklerini hissediyorlardı.<br />
<br />
Bu nedenle Nisan 1973’teki ilk açlık grevini takiben, çeşitli avukatlar İşkence Karşıtı Komiteleri (Komitees gegen Folter) kurmak üzere RAF’ın en yakın kimi politik sempatizanlarıyla bir araya geldiler. Komiteler RAF’ın belirli anti-emperyalist politikalarını savunmanın yanı sıra ileride yürütülebilecek olan mahkumlara destek çalışmasını da devralmış oldu. Liberallerin çoğu bile silahlı mücadeleye katılanları tamamen reddetmeye henüz hazır değilken, bu politik yönelim legal sol için ağır bir yükümlülük değildir.[27]<br />
<br />
En çok öne çıkan üyelerden Hans-Christian Ströbele, Klaus Croissant, Otto Schily, Siegfried Haag ve Kurt Groenewold gibi bazı avukatlar Komitelerde öncü roller üstlendi. Groenewold Komiteleri kurmaya ön ayak olmuştu ve Hamburg merkez büroları ofisinden bir blok uzaktaydı.[28]<br />
<br />
Daha sonra fark edildiği gibi, Komiteleri kurma kararı tesadüfen ortaya çıktı. Otoriter rejim karşıtları ile diğerleri arasında süren gerilim sayesinde, Nisan 1974’te yapılan ulusal bir konferansta Maocu KPD/ML Red Aid’in yönetimini almayı başardı.  Bu bir K-grubun ağa girmek için yaptığı ikinci başarılı hamleydi: KPD/AO kendi saygınlığını büyütmek için çoktan rakip bir “kayıtlı Red Aid derneği” kurmuştu. RAF tutsakları KPD/ML ve KPD/AO’ya ara sıra sempati beslerken, politikalarına karşı kesinlikle muhaliftiler ve bu nedenle RAF’ın destek için Red Aid ağına bağımlı kalması bir dezavantaj olurdu.<br />
<br />
İşkence Karşıtı Komiteler Batı Berlin, Frankfurt, Hamburg, Kassel, Köln, Münih, Münster, Stuttgart, Tübingen ve Heidelberg’de kuruldu[29]. Sonuncusu özellikle eski SPK (Sosyalist Hastalar Kolektifi) üyeleri için bir mıknatıs oldu. [30] Bir çok ilerici entelektüeli arkasına alarak, halkın dikkatini mahkumların mücadelesine ve tutuldukları tahrip edici koşullara çekmek için çalıştı, bilgilendirici panolar kurdu, bildiriler çıkardı ve tartışmalar düzenledi.[31] Altmışlardaki savaş karşıtı hareketle bağları olan insanların, RAF’ın analizlerinin çoğunu paylaşan ve özellikle yakalanan militanların enternasyonal anti-emperyalist hareket bağlamında hareket eden politik tutsaklar olduğu için politik dayanışma göstermesi beklenen insanların desteğini kazanma umudu vardı.<br />
<br />
Komiteler, tutsakların politikalarını reddederek de olsa bir çok entelektüel ve ünlüden gelen desteği memnuniyetle karşılarken, genellikle militanların RAF çizgisine geçmesi bekleniyordu. Bazı katılımcılar bu konuda çekinceye sahipken, pek çoğunun da gerillanın politikalarını içtenlikle benimsediği eşit ölçüde netti. Devlet kesinlikle bu sürece katkıda bulundu; aktivistler sadece Batı Alman cezaevlerinin koşulları hakkında bilgi yayarken polis gözaltıları, baskınlar ve hatta bazı davalarda kriminal suçlamalarla karşılaştılar.[32]<br />
<br />
Sonraki yıllarda, tutsaklara destek çalışmasına katılmış çeşitli deneyimli kimselerden de yeraltına geçen oldu, hatta bazıları hukuk ekibinde yer almıştı. Devlet böylece RAF’ın avukatlarına tekrar saldırmak için zaman harcamış oldu. Kafkaesk davalar ve insanlık dışı cezaevi koşullarıyla artan dehşete rağmen hukuksal destek ekibinin çoğu gerillaya katılmadı. Geçmişe bakıldığında şu net ki Komitelerdeki çalışma, geleceğin şaşırtıcı sayıda gerillası için RAF’a katılımda bir geçiş aracı olmuştur.<br />
<br />
Tabi şu da eşit şekilde doğru; bu faaliyette aktif olan ezici çoğunluk gerillaya katılmadı. Bunlar İşkence Karşıtı Komitelerde faal kalırken, kendilerini daima şiddet içermeyen protestolarla ve genel eğitimlerle sınırlı tuttular.<br />
<br />
Çok geçmeden, bu gibi aleni bir eylem için ilk fırsat ellerine geçti. 8 Mayıs 1973’te, Nazi Almanyası mağlubiyetinin yıl dönümünde, Federal Cumhuriyet’te altmış tutsak ikinci bir açlık grevine başladı. Komiteler, avukatların katıldığı dayanışma amaçlı bir açlık grevi örgütlemek ve Karlsruhe’deki Federal Mahkeme önünde bir eylem düzenlemek için faaliyetlerine hız kazandırdı.[33]<br />
<br />
Komitelerin en etkileyici etkinliği 11 Mayıs’ta gerçekleşti; kamuoyunca tanınan çeşitli destekçilerin tecrit işkencesine karşı konuşma yaptığı bir tartışma düzenlendi. ig Metal sendikasında yetkili olan Heinz Brandt, tutsakların maruz kaldığı tecrit koşullarının, bir Nazi toplama kampında dört yıl boyunca çektiklerinden daha beter olduğunu söyledi :<br />
<br />
Duygusuz ve mantığa aykırı gelse de, katı ve radikal tecritle ilgili deneyimlerim benim dönemimden…….bir Nazi toplama kampından daha kötü olduğunu söylüyor…Kampta yine de insan yaşamının temelleri vardı, yani mahpus arkadaşlarımla iletişimim vardı… Sadece saldırganca, faşizan ve sadistlik düzeyinde kötü davranışları deneyimlemiyorduk, aynı zamanda tutsaklar arasında direnişin ve kolektif yaşamın olanakları da mevcuttu, yani bu sayede temel insani ihtiyaç karşılandı: toplumsal varoluş.[34]<br />
<br />
Hollandalı ruh bilimci Dr. Sjef Teuns tecrit ve duyusal yoksunluğu programlı işkence olarak tanımladı. Afrika’daki sömürge karşıtı özgürlük savaşçıları arasında çalışma yürütmüş Dr. Christian Sigrist, Batı Alman işkence sisteminin anti-emperyalist militanlara karşı dünya çapında yürütülen kontra stratejinin bir parçası olduğunu söyledi.<br />
<br />
Bu son nokta tutsaklar açısından kesinlikle ilk ikisi kadar önemlidir. RAF insan haklarıyla ilgili kampanyaları yararsızdan da öte, zararlı görüyordu; esasen bu gibi bir hayırseverliği temel ilkelerine bir saldırı olarak değerlendiriyorlardı. Red Aid, devleti tutsakların temel insan haklarını çiğnemekle suçlayan bildiriler hazırladığında, Baader buna şiddetle itiraz etti; “Yoldaşlarımız yarı ölü diye kendimizden daha başka bir şey olduğumuzu sanamazlar. Domuzların dünya çapında çarpıttığına benzer şekilde olguları çarpıtıyorlar: Şiddet bir tabu…”[35]<br />
<br />
Baader daha sonra aynı şekilde, savunma avukatı Otto Schily’yi bu konuda eleştirmeyi gerekli görmüştür:<br />
<br />
Biz Schily’nin dilekçesinde geliştirdiği işkenceyle ilgili argümanı kesinlikle onaylayamayız [...]Devlet, devrimci politikalara tepkisi gösterirken işkence dışında ne yapacağını bilmez ve bu şekilde davranarak kendini emperyalist bir devlet olarak ifşa eder. Yozlaşmış burjuva anti-faşizminin kızgınlığı sadece bunu maskeler. Sonuncusu zaten güçten düşmüştür, sosyal demokrasi tarafından ayartılmış ve revizyonizmin içine hapsedilmiştir, öyle ki kendisini artık anlamlı bir şekilde ifade edememektedir.[36]<br />
<br />
24 Mayıs 1973’te, ikinci açlık grevinin on dördüncü gününde, cezaevi yetkilileri bu gibi taktikleri yasaklayan iki gün önceki mahkeme kararına rağmen Baader’e su vermemeye başladılar. Bir doktor gözetimi altında kısa dönemli su yoksunluğu bile insan sağlığında ciddi hasara yol açabilir.[37] Gerçekten de, susuz ve kritik durumda (böbrekte ağrı, boğaz ağrısı ve görme güçlüğü) geçen bir kaç günden sonra, Baader açlık grevini bitirmeye zorlandı. Başarılarından açıkça memnun olan yetkililer, bir sonraki hedef olarak Bernhard Braun’a yöneldi ve onu “kuru hücre” adında bir hücreye koyma girişiminde bulundu. Ama avukatı buna müdahale etmeyi ve engellemeyi başardı.[38]<br />
<br />
Açlık grevi, 29 Haziran’a, Karlsruhe Bölge Mahkemesi iki mahkumun tecritten çıkarılmasına hükmedene kadar sürdü.[39] (Bununla ilgili rivayetler belirsiz olsa da, bu iki mahkumun eski SPK üyeleri Carmen Roll ve Siegfried Hausner olduğuna ilişkin bazı bulgular var.)[40]<br />
<br />
Bu iki mahkumun sağlık gerekçesiyle koşulları yumuşadıktan hemen sonra, başka bir RAF tutsağı tıbbi ihmal yoluyla pratik olarak ölüme mahkum edildi.<br />
<br />
Katharina Hammerschmidt 1971’de Fransa’ya kaçmıştı. Ancak Mayıs Taarruzu bir tutuklama dalgasıyla sonuçlanınca, gerilla için güvenli yer sağladığı gerekçesiyle kendisine verilen görece hafif ceza ile yüzleşmek için döndü. Gönüllü teslim olduğu gerçeğine rağmen, duruşmasını beklemek üzere Batı Berlin Kadınlar Cezaevi’nde mahkemeye çıkana kadar tutuldu.<br />
<br />
Ağustos 1973’te Hammerschmidt, bazı x-ray taramaları içeren rutin bir tıbbi muayeneden geçti. Göğsünde anormal bir büyüme olduğu ortaya çıktı, ancak cezaevi doktorları bunun iyi veya kötü huylu olup olmadığını değerlendirmeye yönelik hiçbir adım atmadı. Aslında, ona sonucu bile söylemediler.[41]<br />
<br />
Eylül’de Hammerschmidt, göğsünde ve boğazındaki yoğun ağrıdan şikayet etmeye başladı. Zorlukla nefes alıyordu ve yutkunmak acı veriyordu. Cezaevi doktorları semptomları devam ederse sonraki üç ay içinde tekrar x-ray taramasından geçebileceğini söylemekle yetindi.<br />
<br />
Ekim’de ağrısı o kadar şiddetliydi ki Hammerschmidt uyuyamıyordu. Sağlık çalışanı boğaz ağrısının “çok fazla bağırmaktan” kaynaklandığını söyledi. Tümör çıplak gözle görülebilecek büyüklüğe ulaşıp, durumu ağırlaştığında doktorlar sadece diüretik ilaçlar verdi.[42]<br />
<br />
Kasım’da avukatları nihayet cezaevi yetkililerini bağımsız bir hekim tarafından muayenesine izin vermek zorunda bırakan mahkemeye kararını çıkarmayı başardı. Bu uzman hemen, Hammerschmidt’in en kısa sürede takip testlerine ihtiyaç duyduğunu belirten bir dilekçe yazdı. Testler yapılmadı ve cezaevine geri gönderildi.<br />
<br />
İki hafta sonra, 28 Kasım’ı 29’una bağlayan gece, Hammerschmidt güçlükle nefes aldığı için boğulmak üzereydi. Doğrudan hastaneye götürüldü ve göğsünde bir çocuk kafası büyüklüğünde kanser tümörü olduğu saptandı. Sadece bir kaç hafta önce bunun mümkün olabileceği ifade edilse de, tümöre artık müdahale edilemeyeceği belirlendi.[43]<br />
<br />
Daha sonra bağımsız bir hekim, Hammerschmidt’in kanser olduğunun Ağustos’ta yapılan x-ray taramalarında açıkça görülmesi gerektiğine dikkat çekti ve görünen o ki altı farklı cezaevi doktorunun hiçbiri bir şeylerin ters gittiğini fark edememişti. Ya da sadece görmek istemediler: 131 doktor tarafından imzalanan bir kamu davası iddianamesinde, gerekli tıbbi tedaviden yoksun bırakıldığı çünkü tedavi için tüm diğer RAF tutsakları gibi o dönem maruz kaldığı tecrit koşullarının bitirilmesi gerektiği öne sürüldü.<br />
<br />
Bu Ocak 1974’teydi, yani hakim duruşmasını erteleyip çok hasta olduğunu ve klinikte tedavi için serbest bırakılması gerektiğine hükmetmeden önce. Bir çözümü olsaydı da, artık çok geçti: Katharina Hammerschmidt, sonraki bir buçuk yıl direndi ve sonunda 29 Haziran 1975’te, teslim olduğu günden üç yıl sonra, hastalığına direnemeyerek hayatını kaybetti.<br />
<br />
Çoğu gözlemci Hammerschmidt’in ölümünü “yargı yoluyla cinayet” olarak değerlendiriyor. Serbest bırakıldıktan sonra muayene eden bağımsız hekimler, cezaevi doktorlarının bulgularının “tıbbi olarak akıl almaz” ve “inanılmaz tıbbi eksikliklerin” kanıtı olduğunu deklare ettiler.[44] Bir mahkeme, adi bir şekilde ailesine 5000 Alman markı ödenmesine karar verdi ve cezaevi yönetiminin ölümünden kısmen sorumlu olduğunu kabul etti.[45]<br />
<br />
RAF ve destekçileri Katharina Hammerschmidt’in ölümünden Batı Alman cezaevi yetkililerini sorumlu tutu. Zaten ölümü, “yargı yoluyla cinayetin” ilk örneği değildi.<br />
<br />
13 Eylül 1974’te RAF öncülüğünde kırk tutsak, cezaevi koşullarına karşı üçüncü kolektif açlık grevini başlattı.[46] İşkence Karşıtı Komiteler eyleme geçerek, tutsaklara destek vermesi yönünde liberal organizasyon üzerinde basınç oluşturmak için Uluslararası Af’ın Hamburg ofisini işgal etti. (Özellikle, bu işgale katılanlardan bazıları bir kaç yıl içinde gerillaya katılmıştır)[47]<br />
<br />
Önceki açlık grevleri, sadece RAF tutsaklarının, diğer sosyal mahkumlarla iletişim kurabileceği koşullara, genel topluluğa entegrasyonunda başarısız olmadı. Sosyal tutsaklar da genellikle rahatsız edildi ya da transfer edilmeyle karşı karşıya kaldılar. Yeni Sol’un sosyal (adli) mahkumlar gibi marjinal grupları içermesi inkar edilemez şekilde yüksek itibar yarattığı halde, mahkumlar entegrasyon talebinin basitçe işe yaramayacağı sonucuna vardılar. Sonunda entegrasyondan vazgeçildi ve mücadele artık tecride karşı, politik tutsakların birleşmesine yönelik tanımlandı.<br />
<br />
İşkence Karşıtı Komitelerde aktif olan Karl-Heinz Dellwo’nun o zamanlar ifade ettiği gibi:<br />
<br />
Şu ana kadar açlık grevleri diğer mahkumlarla “eşit” koşullara erişmek amacıyla yürütüldü.<br />
<br />
Bunu uzun süredir eleştiriyordum.<br />
<br />
 Bunun kesinlikle işe yaramayacağını düşünüyordum. Herhangi biri her gün değiştirilen ya da çeşitli nedenlerle konuşamayan bir mahkumun yanına yerleştirilebilirdi. RAF tutsakları bu talebi değiştirerek bir araya gelme talebini seçtiklerinde memnun oldum. Bu durum, dışarısıyla örneğin sosyal devrimci olan Frankfurt Komitesi’yle [48] çatışma yarattı: Onlar tüm mahkumların hüsrana uğratılmış toplumsal asiler düşünüyordu. Ben bundan ciddi anlamda şüphe duyuyordum.[49]<br />
<br />
Bir araya gelmeye yönelik bu yeni talep, mahkumlar ve destekçileri açısından sonraki yirmi yıl boyunca üzerinde ortaklaşılan nokta olacaktı. Yıllar sonra, 2 Haziran Hareketi tutsağı Till Meyer ölü bölümdeyken şunları kaleme alarak amacı şu şekilde ifade etmiştir:<br />
<br />
Talebimiz, tüm tutsakların bir araya gelmesi talebi, domuzların bize önerdiklerinin tam karşıtı. Bir araya gelmek, her şey önce, hayatta kalmak, kolektif politik tutsaklık, politik kimlik, öz örgütlenme anlamına gelirken ölü bölüm imha anlamına gelmektedir.[50]<br />
<br />
Bir araya gelmenin pratik karşılığı, politik tutsakları sosyal olarak yaşabilecek derecede geniş, normalde en az on beş kişilik olması önerilen gruplar halinde bir araya getirmekti. İtalya ve Kuzey İrlanda gibi diğer Avrupa ülkelerindeki politik tutsaklar, kendi çabalarıyla bu gibi koşulları elde etmişlerdi ve bu da amaçlarının gerçekçi olduğunu ispat edebilirdi.<br />
<br />
Bu arada, bu tutum değişikliğinin üçüncü açlık grevi ile birlikte mahkumlar arasında oldukça genel bir ayrışmaya yol açtığına dikkat edilmelidir. Örneğin Horst Mahler sadece katılmayı reddetmedi, aynı zamanda silahlı mücadeleyi açıkça reddetme ve RAF ile yollarını ayırma fırsatını da elde etti. Bu tavrına gerekçe olarak entegrasyon talebinin terk edilmesine karşı çıkması öne sürülüyor. Oysa açık ki gerillanın geri kalanıyla o zamana kadar anlaşamadığı başka noktalar da olmuştu.<br />
<br />
Aslında Mahler, Red Aid e.V’ye (kayıtlı dernek) katılmıştı. Bu ağ 1970’te KPD/AO tarafından kuruldu. O bunu “rütbeleri kaldırma ve dayanışma ruhuyla RAF’ın sekter çizgisine yönelik bir eleştiriyi örgütleme” girişimi olarak açıklıyordu.[52] Mahler’in ortodoks Maoizm’e geçişi ona biraz destek kazandırdı. Aynı yılın Ekim ayında Red Aid e.v, Mahler’e özgürlük talebiyle VeRFAssungsschutz’a göre 5000 kişinin bir araya geldiği bir eylem örgütledi. [53] Buna rağmen Mahler’in RAF’la bağlantılı üçüncü davasının olduğu mahkemede hiçbir işe yaramadı. Baader’in 1970’teki hapishane firarıyla ilişkili suçlamalarla ikinci kez karşı karşıya kaldı. Gerilladan ayrılmasına rağmen, neticede on dört yıla mahkum edildi; aynı davalar nedeniyle yargılanan Ulrike Meinhof sekiz yıllık bir hüküm alırken, gerillaya karşı tanıklık eden Hans-Jürgen Bäcker beraat etti.[54]<br />
<br />
Diğer mahkumlar Mahler’in aleni ayrılığını açık bir yanıtı gerektirecek derecede önemli gördüler. 27 Eylül’de Monika Berberich, Mahler-Meinhof-Bäcker davasında eski yoldaşını resmi olarak ihraç eden bir açıklamada bulundu. Onu proleter harekete “egemen sınıf kibrini taşıma..” girişiminde bulunmuş “iğrenç, burjuva şoven” biri olmakla suçladı.<br />
<br />
Bu ayrılık ve bir araya gelme talebinin etrafındaki gerilim, aynı yıl Eylül ayında yayınlamış olan RAF’ın “Tutsak Edilen İşçilerin Politik Hakları için Geçici Mücadele Programı”nı açıklayabilir. Tecride karşı nasıl mücadele etmek gerektiğini açıklama girişimi, daha geniş bir radikal tutsak hareketiyle ilişkilendirilebilirdi. Geçici Program diğer mahkumlarla yan yana mücadele olasılığına açık kapı bırakıyordu. Bu strateji meyve vermeyecek gibi göründüğü halde, entegrasyondan uzak yeni yönelim nedeniyle mutsuz olan kişilerin hissettiği tatminsizliği hafifletebilirdi.<br />
<br />
Bu zorlu başlangıca rağmen RAF’ın üçüncü açlık grevi oldukça önemli bir olaydır. Daha önceki açlık grevlerinde hiç olmadığı kadar destek toplandı ve farklı sol kesimler açısından radikalleştiren bir deneyim olarak işlev gördü.<br />
<br />
Bununla birlikte en başında açlık grevindeki tutsaklara, özellikle çok az grev lafı geçen medyada, ilgi oldukça azdı. Ana dayanışma faaliyeti, üniversite gibi kamuya yönelik bilimsel faaliyet yürüten kurumlarla sınırlı kaldı. Batı Berlin Teknik Üniversitesi’ndeki öğrenciler, dayanışma amaçlı bir açlık grevi örgütledi [56]. Bu şehirdeki destekçiler tecridin, imhaya yönelik tutsaklığın ve  “temiz işkence”nin sonlanması talepleriyle bir Lutheran Kilisesi’ni işgal etti. Kilise yöneticisi ve bazı papazların desteğiyle karşılandılar.[57]<br />
<br />
Bir papazın eşi olan Undine Zühlke ve bölge papazı Cornelius Burghardt mahkumların Lutheran destekçileri arasında göze çarpan kişilerdi. Hem Zühlke hem de Burghardt, 4 Kasım’da kiliselerinde, mahkumların bir kaç avukatıyla yan yana konuşma yaptıkları ve tecrit işkencesine karşı çözümlerin öne sürüldüğü halka açık bir toplantı organize ettiler. Burghardt ayrıca “Hıristiyan geleneği”nden ötürü yaptığını açıklayarak 1971’de Meinhof’u sakladığını itiraf etti.[58] (Zühlke ve Burghardt’a, madde §129’dan hüküm verilecekti. Burghardt Meinhof’u sakladığı için Zühlke gizlice Meinhof’tan mektup taşıdığı için Kasım ayının başlarında ceza aldı.[59] Sonraki ay Lutheran Kilisesi Konseyi “Terörizme Karşı bir Beyan” yayınlayarak ve bu doğrultuda ismi belirtilmeyen bir papaza “tutum değiştirmesi” yönünde çağrı yaparak radikal kilise üyelerinin üzerine gitme girişiminde bulundu.[60])<br />
<br />
Aynı yılın Nisan ayında ana Red Aid ağını başarılı şekilde ele geçiren KPD/ML bir diğer önemli destek kaynağı olmuştur. KPD/ML RAF’ın politikalarına, özellikle Doğu Alman ve Sovyet revizyonistleriyle arasındaki ince çizgiyi gösteren politikasına karşı düşmanca tavrını sürdürdü. Devlet baskısına karşı çıkma temelinde, KPD/ML ve Red Aid ağı açlık grevi boyunca broşürler hazırlayarak ve eylemler düzenleyerek somut destek sundular.<br />
<br />
Grevin ilk ayında iki mahkum, Ronald Augustin ve Ali Jansen, günlerce susuz bırakıldı. [61] Jansen, 1970’te RAF üyeleri bir araba çalarken, polis tarafından yakalandığında polislere ateş etmek suretiyle iki defa cinayete teşebbüsten 1973’te 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 1971’de Amsterdam’da üyelerle görüştükten sonra RAF’a katılan Augustin, bu şehirde yaşayan bir grafik sanatçısıydı; 24 Haziran 1973’te Batı Almanya’ya girmeye teşebbüsten tutuklandı. Madde §129’un yanı sıra tutuklanmaya direnmek ve sahte belge taşımakla suçlandı.[62]<br />
<br />
Bu iki “kuru hücre” uygulaması, mahkumları ve destekçilerini telaşlandırdığı halde, grev sarsıntıya uğramadı ve sonuç olarak bu taktik tekrarlanmadı.[63] Bunun yerine devlet olayları yatışmış halde tutmanın yolunu aradı. Bu stratejinin bir parçası olarak, Ekim’in başlarında Federal Yüce Divan Yargıcı Theodor Prinzing, Holger Meins, Jan-Carl Raspe ve Andreas Baader’in zorla beslenmesi yönünde hüküm verdi. Bu kararın kapsamı, yakında diğer tutsakları da içerecek şekilde genişletilecekti.<br />
<br />
Zorla besleme, açlık grevlerini kırmak için hükümetler ve ceza makamları tarafından en az yirminci yüzyılın başından beri uygulanmaktadır. Bu karşı tedbir açlık grevcilerinin protestolarından dolayı artık ölmeyeceğini telkin ederken, sadece kazanılanı/kaybedileni azaltmak için uygulanmıyordu. Tüm zorlu işkence, dayanılmaz ağrılar çektirecek şekilde acı verici olması ve büyük ölçüde grevcileri sürdürme konusunda yıldırması için tasarlanmıştır. Holger Meins yöntemi şu şekilde tanımlamıştı:<br />
<br />
Neredeyse bir orta parmak kalınlığında, kırmızı bir mide hortumu (bir tüp değil)kullanılıyor…Hortum sokulduğunda oluşan en hafif iritasyon öğürmeye, mide bulantısına ve göğüs ile karın kaslarında krampa yol açıyor, tüm vücutta oldukça yoğun kasılmaların zincirleme reaksiyonunu tetikliyor, kişinin hortumu reddetmesine yol açıyor…<br />
<br />
Meins şu şekilde bağlıyor; “Hortum, koşullardan bağımsız, bir işkencedir.”[64]<br />
<br />
1980’de tutuklanmış bir RAF üyesi olan Adelheid Schulz zorla beslemenin etkilerini, saatlerce süren mide bulantısı, hızlı kalp atışı, acı ve yüksek ateşe benzer etkiler olarak tanımlıyor; “Bazıları ani ateş basması yaşarken bazıları da soğuktan donabiliyor.”[65]<br />
<br />
Margrit Schiller’ın kelimeleriyle: “Bir ay boyunca her gün zorla beslendim. Her seferinde tecavüz gibiydi. Her seferinde tamamen aşağılandığımı ve yok edildiğimi hissettim.”[66]<br />
<br />
Tutsaklar, zorla beslemenin işkenceden başka bir anlama gelmediği konusunda ısrar ettiler. Kısa süre sonra yaşanan olaylar, çoğu kişiyi haklı olduklarına ikna etti.<br />
<br />
9 Kasım Cuma günü, Holger Meins Wittlich hapishanesinde açlıktan öldü. Destekçiler ve avukatlar, zaten bu cezaevinin herhangi tıbbi bir fayda sağlayacak zorla besleme araçlarından yoksun olduğunu öne sürmüşlerdi. Buna rağmen politik figürleri korumakla (daha çok Amerikan gizli servisi gibi) ve devlet düşmanlarına karşı mücadele etmekle görevli bir BKA departmanı [67] olan Bonn Güvenlik Grubu Meins’ın başka bir yere transfer edilmesine engel oldu.<br />
<br />
Meins hayatının son iki haftasında, günlük sadece 400 ila 800 kalori aldı ve son dört gününde, günde 400 kaloriden fazla almadı.[68]<br />
<br />
Transferi hükmeden bir mahkeme kararına rağmen, Meins hiçbir zaman hastaneye yatırılmadı ve hastane doktoru kimseyi yerine vekil bırakmadan tatile çıktı.[69] Şok edici şekilde, Dr. Hutter ayrılmadan önce Meins ölürse cezalandırılmayacağını garantilemek için uğraştı.<br />
<br />
RAF’ın mahkeme tarafından atanmış avukatlarından biri olan Siegfried Haag, ölmeden hemen önce Meins’ın yanındaydı. Tutsak, artık yürüyemediği için bir sedye üzerinde getirilmek zorunda kaldı. Ziyaret iki saat sürdü, Haag “çünkü bunun son konuşması olduğunu anlamıştım ve o da bunu biliyordu.”[70] dedi.<br />
<br />
Gerillaya katılmaya yeltenen avukat, daha sonra “bu deneyimi tüm hayatım boyunca unutamayacağım. O zaman yoğun şekilde [bu duruma] müdahil olmuştum ve bir avukat olarak onu gerektiği şekilde savunamadığımı hissettim… [ne de] ölümünü engellemek için bir şey yapabildim.” [71] diyerek hatırlamıştır.<br />
<br />
Boyu 1.80 metrenin üstünde olan Meins’ın kilosu, öldüğünde 45 kg’den daha azdı. Bu durum, RAF ve destekçileri açısından devletin tutsaklara karşı güvenlik savaşında tek kelimeyle bir cinayettir.  Gerçekten de, açlık grevinden uzun süre önce Meins vasiyetinde şöyle yazmıştı, “Eğer cezaevinde ölürsem, bu bir cinayettir. Domuzlar ne derse desin…Katillerin yalanlarına inanmayın.”[72]<br />
<br />
Bir mahkumun öldüğü yayılınca, yüzlerce insan Batı Berlin’in sokaklarını ele geçirerek beş polisin hastanelik edildiği çatışmalara katıldı.[73] Meins’ın ölümü üzerine RAF’a katılmak için harekete geçen Stefan Wisniewski, o günü oldukça iyi hatırlıyor:<br />
<br />
Her şey açlık greviyle ilgiliydi. Uluslararası Af’tan Peder Albertz’e kadar herkesi harekete geçirmiştik, harekete geçmesi mümkün olan herkesi. Gençlik merkezindeki bir masanın (bir kürsü yoktu) üzerinde dikilerek konuşma yapıyordum.<br />
<br />
Aniden biri içeri girdi ve “Holger öldü” dedi. Gözlerimden yaşlar süzüldü, sadece ben ağlamıyordum. O ana kadar RAF’ı eleştirmiş bazı insanlar hemen molotof kokteylleri hazırladılar ve Ku’damm’a (Berlin’de ünlü bir bulvar-b.n.) doğru yönelmeye başladılar.[74]<br />
<br />
Ertesi gün 10 Kasım’da, 2 Haziran Hareketi Batı Berlin Yüce Divan başkanı Günter von Drenkmann’ı kaçırma girişiminde bulunarak, kendi tutsaklarla dayanışma eylemini düzenledi. Yargıç direndiğinde, ateş edilerek öldürüldü.<br />
<br />
2JM (2 Haziran Hareketi), bu eylemi tebliğinde şu şekilde açıkladı:<br />
<br />
Tutsakların açlık grevi başladığında şunu söyledik: sistemin imha stratejisi bir devrimcinin daha hayatını alırsa, bundan dolayı sistemi sorumlu tutacağız ve bunu hayatlarıyla  ödeyecekler.[75]<br />
<br />
Meins’in ölümü nedeniyle ortam zaten gergindi, bu eylem mücadeleyi yeni bir düzleme taşımış oldu. Radikal solu hareketlendirerek, devletle tanımlı olan ne varsa hepsini çileden çıkardı.<br />
<br />
Ülke çapında tüm savcılar ve yargıçlara yönelik güvenlik derhal arttırıldı.[76] Federal hükümet, katilleri için 50.000 Mark’lık bir ödül vaat ederken [78] CDU (Hıristiyan Demokrat Birlik) başkanı “Teröre ve Şiddete” karşı bir eylem çağrısında bulundu.[77] Bu esnada Meins’ın “politik fikirlerini nasıl kazandığını ve bunların arkasında yatan sorunları” yardımsever bir şekilde anlatan Beate Sturm medyada boy gösteriyordu; “O (Meins – b.n) her zaman bir otorite figürü olmak istemişti. Baader’in otoritesinden büyülendi, aynı zamanda otoritesi tarafından sindirilmişti, bu nedenle daima peşine takılıyordu.” Tüm bunlar, ana akım bir gazeteyi ölen gerillanın “belki de sadece kendi irrasyonelliği nedeniyle değil, aynı zamanda arkadaşlarının manipülasyonu sonucunda ölmüş olabileceği” fikrine sevk etti. [79]<br />
<br />
Medya 9 Kasım öncesinde direnişi açıkça görmezden gelirken, bu ölümün mahkumlara kazandırdığı yaygın sempatinin altını oymak üzere bu girişimle dezenformasyonun parçası oldu. Örneğin Meins’a diğer mahkumlarla iletişim kurmasının teklif edildiği ancak onun “kendini suçlu görmediği” gerekçesiyle bunu reddettiği iddia edildi.[80] Bu iddia, önceki iki açlık grevi talebinin kesinlikle böyle bir entegrasyon olduğu hesaba katıldığında saçmadır. Öte yandan birlik stratejileri ve sosyal (adli) mahkumlarla eşitlik hususlarını kullanarak sol arasında ayrışma yaratmaya yönelik zekice bir hamle olduğu düşünülebilir.<br />
<br />
Bu sırada, mahkumları desteklemeye yönelik faaliyet ve eylemlerde bir artış söz konusuydu. Hamburg’un dışında bir başka yargıcın, Geert Ziegler’in evinin dışına (zararsız şekilde) bir bomba atıldı [81]. Üniversite şehri Göttingen’de sekiz yangın bombası patlatıldı.[82] Birkaç gün içinde protestolar Federal Cumhuriyet çapında kentlere yayıldı. Frankfurt ve Mannheim’da, adliye sarayının camları kırıldığında KPD/ML herkesin hislerini dile getiren bildiriler dağıtıyordu: “Holger Meins Katledildi.”[83] Batı Berlin’de 11 Kasım tarihli bir Red Aid eylemi şehir yetkilileri tarafından engelledi, ancak bu yasak Meins’ın ölümünden sorumlu olanların cezalandırılmasını ve tüm politik tutsakların serbest bırakılmasını isteyen yaklaşık bin kişiyi sokakları işgal etmekten alıkoyamadı. Polis coplarına ve gaz bombalarına karşı taşlarla ve şişelerle çatıştılar. Otuz iki kişi tutuklandı.[84]<br />
<br />
Federal Alman Cumhuriyeti’nin şehirlerinde bir deri bir kemik kalmış Meins’ın devasa resimleri taşınırken, birden fazla gözlemciye toplama kampının kurbanları anımsatıldı. [85] Radikal soldan bazılarına göre, “faşist gidişat”tan daha fazlası söz konusuydu, gerçekte kelimenin tam anlamıyla “imha” idi, öyle ki gittikçe daha fazla insan tutsakların maruz kaldıklarını görüyordu.<br />
<br />
13 Kasım’da Frankfurt Üniversitesi’nde, birkaç bin insanın açlık grevine destek için toplandığı tarihi bir buluşma yaşandı. RAF’ı destekleyen, Revolutionärer Kampf (Devrimci Mücadele), Häuserrat (Konut Meclisi) ve Sozialistische Hochschulinitiative (Sosyalist Öğrenci Girişimi) gibi bir dizi sponti (APO ve 68 hareketinin halefi olan 70 ve 80’lerde kurulmuş sol gruplar) örgütün ve yanı sıra Red Aid ve İşkence Karşıtı Komiteler gibi sadece RAF’a değil Drenkmann’ın öldürülmesine de açıkça destek veren örgütlerin imzaladığı bir bildiri dağıtıldı:<br />
<br />
Kızıl Ordu Fraksiyonu, kendini baskı ve sömürüye karşı mücadeleye adamış silahlı politik bir gruptur. Vietnam, Güney Amerika ve Güney Afrika’da milyonlarca insanın büyük toprak ağalarına, fabrika sahiplerine ve onların ordularına karşı mücadele ettiği bir dönemde Federal Almanya Cumhuriyeti’ndeki egemen sınıftan hesap sormaya ve kendilerini emperyalizme karşı yürütülen bu mücadeleye entegre etmeye karar verdiler…<br />
<br />
RAF’ın halefi olan bir örgüt Holger Meins’ın ölümünü bir işaret olarak kavrar. Üzüntü ve nefretlerinin kontrolünü devraldılar ve Berlin Yüce Divan Yargıcı Drenkmann’a ateş ettiler.  Hiçbir işkence ve tutsaklık tehdidi onları yıldıramaz.[86]<br />
<br />
Sokakta mücadele ettiği günleri henüz arkasında bırakmamış ve Devrimci Mücadele sponti örgütünün öncü üyelerinden biri olan Daniel Cohn-Bendit, Drenkmann’ın öldürülmesiyle ilgili şunları söylemiştir:<br />
<br />
Taktik olarak doğru olup olmadığı tartışmaya açıktır. Her halükarda bunu tartışacağız. Ancak, eylemlerinin ardındaki nedeni açıklamak için kullanmak isterlerse, gazetelerimizi ve dergilerimizi Berlinli yoldaşların kullanımına sunacağız. Aramıza mesafe koymayacağız.<br />
<br />
“Kızıl Danny” bu eylemin solu ayrıştırmak şöyle dursun, egemen sınıfın Almanya’da bile silahlanmaya hazır gruplar olduğunu fark etmesini sağladığını öne sürdü.[87] (Öte yandan Hennrich Böll, “Ben Kızıl Ordu Fraksiyonu’nun temel konseptinin anlamsız olduğunu düşünüyorum” diyerek Cohn-Bendit’i sorumsuzca konuşmakla suçladı.)[88]<br />
<br />
Çoğu kişi Frankfurt’takiler gibi kararlı bir pozisyon almazken, hızla tırmanan gerginlik liberal örgütleri de konuşmaya zorladı. PEN’in merkezi, polis ve cezaevi personelinin uyguladığı şiddeti ele alan bir forum düzenledi. Uluslararası AF Meins’ın ölümünü çevreleyen olayların, cezaevlerindeki işkencenin ve RAF tutsaklarının tutulduğu koşulların araştırılmasını talep etti.[89] Bu sırada Gruppe 47’nin yazarları Ernst Bloch, Erich Fried ve Martin Walser gibi bazı seçkin yazarlar cezaevi koşullarını protesto eden bir tebliğe imza attılar.[90]<br />
<br />
Bir hafta sonra Meins’ın Mannheim’daki cenaze törenine, aralarında Rudi Dutschke’nin de bulunduğu beş bin kişi katıldı. Eski APO lideri, Meins’ın tabutu indirildiği sırada, mezarın üzerinde ayakta dururken yumruğu havada, ağlayarak, “Holger, mücadele devam ediyor!” demiştir.<br />
<br />
Devlet, bu esnada, olayları takip etmeye çalışmakla meşguldü. Drenkmann’ın öldürülmesinin hemen ardından, on bir Länder’in (Almanya’nın Eyaletleri) İçişleri Bakanı, büyüyen isyanı kontrol altına almanın yollarını tartışmak üzere Bonn’da acil bir toplantıya çağırıldı.[91] 13 Kasım’da Federal Adalet Bakanı Hans-Jochen Vogel(SPD), on yedi kişi hakkında yasal işlem başlatıldığını ve otuz beş kişinin araştırmalar yürütülürken tutuklu yargılanacağını duyurdu. Ayrıca kaygı verici olarak, yedi avukatın bir suç örgütünü destekledikleri gerekçesiyle soruşturulacağını ekledi[92]. Hemen ardından, Meins’ın ölümünü kasti bir cinayet olarak tanımlayan beyanları nedeniyle dava avukatları Croissant, Schily, Groenewold ve Haag’a yönelik suçlamalar öne sürüldü.<br />
<br />
Ancak asıl baskı henüz ortaya çıkmamıştı.<br />
<br />
26 Kasım’da devlet harekete geçti, polis ve sınır polisi birimleri yeni kontrol noktaları kurdu ve ülke çapında şafak öncesi baskınlar gerçekleştirdi.[94] Düzinelerce sol kanat yayınevi, kitapevi, avukatlık firması ve aktivistlerin evleri arandı. Çoğu mağdurun, gerilla ile herhangi bir bağı olduğundan ciddi olarak şüphelenilmiyordu. Mesela Frankfurt polisi, hedeflerinde “kira grevleri örgütleyen veya genel konut problemleri gibi farklı türden sorunlara yol açan” sakinler olduğunu itiraf etti.[98] Neticede, bir kısmının madde §129 gereğince bir “suç örgütünü” desteklemekten suçlandığı yaklaşık kırk kişi tutuklandı.[96]<br />
<br />
Aktion Winterreise (Operasyon Kış Yolculuğu) adlı çabalarına rağmen, polis tek bir gerillayı bile yakalayamadı. Baskınlar buna rağmen, yeni İçişleri Bakanı Werner Maihofer’a [98]; polisin radyo vericileri, patlayıcılar, kimyasallar, narkotikler, silahlar ve askeri mühimmat ele geçirdiği ve buna ilaveten adam kaçırma ve hapishaneden firar iddialarıyla kamuoyunu sarsma fırsatı verdi.[99]<br />
<br />
Bu baskının gerçek hedefleri aslında sempatizanlar ve destekçilerdi. Kış Yolcuğunun amacı, kamuoyunu yeni bir baskıcı yasama dönemine hazırlarken büyüyen hareketi de alt etmekti. Klaus Croissant, bir savunma avukatı olarak daha sonra şöyle yazmıştır:<br />
<br />
Başsavcının kendi ifadesiyle, eylem “sempatizan” olarak adlandırdıklarını hedef almıştı:  yani tutsak ailelerini, avukatları, Red Aid üyelerini, tecrit işkencesine, beyin yıkamaya ve  tevkif ile imhaya alenen karşı duran yazarları.<br />
<br />
Bu polis operasyonu (police action) vasıtasıyla, özel yasanın Noel’den hemen önce, on beş gün içinde çıkması için kamuoyu yaratılmış oldu.[100]<br />
<br />
RAF’ın hukuk ekibi açısından her şeyden önemlisi şuydu; artık savunma avukatları mahkumlar arasında ve yanı sıra mahkumlarla dışarıdaki “faal gerillalar” arasında mesaj taşımak üzere yasadışı bir iletişim ağı kurmakla itham ediliyordu. Devlet, kapsamlı bir “terörist komplo” imajı sunmak için Kış Yolculuğu ve bir dizi hücre baskınından elde ettiği kanıtlarla, mektup içerikleriyle ve medyada maniple edilmiş ele geçirilen belgelerle destekliyordu.<br />
<br />
Croissant şu fikrinde yalnız değildi; bu baskının asıl amacı duruşmaları yaklaşırken elebaşı olduğu öne sürülen kalan dört kişiyi (Holger Meins artık bir ölüydü) etkin bir savunmadan mahrum bırakmaktı. Bu önemli bir meseleydi, zanlılar bir süre RAF saldırılarının sorumluluğunu reddetmediler. Avukatları tutuldukları tecrit koşullarının onları hakim karşısına çıkamayacak hale getirdiğini gösteren inandırıcı kanıtlar sıraladı. SPD milletvekili Fritz-Joachim Gnädinger daha sonra Bundestag’da şunları söyleyecekti:<br />
<br />
Konuya vakıf olan herkes açısından şu net ki, yürürlükteki prosedürde değişiklik olmasaydı, Stammheim’daki Baader-Meinhof teröristlerinin duruşması daha ciddi zorluklara takılacaktı.  Tahliye etmek zorunda bile kalınabilirdi. Geçen yıl yapılan yasa değişikliği sayesinde….davanın devamı mümkün hale geldi. Ben, bundan dolayı, tüm eleştirmenlerin Stammheim’daki dava bir hüküm olmaksızın tahliye ile sonuçlanmak zorunda kalsaydı, yurttaşlarımızın yasa ve düzen anlayışında ne gibi talihsiz sonuçlara yol açabileceğini bir anlığına değerlendirmelerini istiyorum.<br />
<br />
Gerçekten de, bu Kış Yolculuğu baskınları halkı yeni yasaların engeline, mevcut yasalarda “rötuşlara” ve savunma avukatlarına yönelik kısıtlamalara hazırladı. Devlet bunlar aracılığıyla, mahkumlar hasta veya müdafaasız olsa bile, hatta şahsi katılımları olmadan Stammheim cezaevindeki gelecek duruşmanın devam edebileceği koşulu büyük ölçüde sağladı.<br />
<br />
Kış Yolculuğunun radikal sol üzerinde son ve tartışmalı bir etkisi daha oldu: kısa süre sonra birkaç önemli aktivist Şiddet Karşıtı Komitelerden ayrıldı.[102] Bu bir geri çekilme olarak yorumlanabilse de; meselenin özü çok daha karmaşıktı. Yasal destek sağlamak üzere bir araya gelenlerin çoğu, artık fikrini değiştirmişti.<br />
<br />
Tutsakların da telkiniyle, kendi başlarına silahlanmak ve RAF’ı canlandırmak üzere yeraltına geçmeye karar verdiler.<br />
<br />
 <br />
<br />
Aşağıdaki dipnotlar doğrudan The Red Army Faction, A Documentary History, Volume 1:Projectiles for the People kaynağından alındığı için bazı referansların henüz internetten erişilemeyen bir kitabın bibliyografisine başvurmayı gerektirebileceğini lütfen göz önünde bulundurun.</font></font><br />
<br />
<div align="center">------------------------------------------</div><br />
<b>[1]Baader Meinhof:In Love With Terror.<br />
<br />
[2]7 Haziran 1972 tarihli Bundestag beyanı Texte des prisonniers de la “fraction armée rouge” et dernières lettres d’Ulrike Meinhof, Taslak Versiyon, Cahiers Libres 337 (Paris: François Maspero) kaynağından alıntılanmıştır.<br />
<br />
[3]Örneğin, Andreas Baader Schwalmstadt’ta (Düsseldorf), Gudrun Ensslin Essen’de, Holger Meins Wittlich’de (Köln), Irmgard Möller Rastatt’da (Baden), Gerhard Müller Hamburg’da, Jan-Carl Raspe Köln’de ve Horst Mahler Moabit’de (Batı Berlin) kalıyordu. (Aust, 231.)<br />
<br />
[4]RAF üyelerinin kilise hizmetlerine katılma arzusu Meinhof, Ensslin ve Meins gençliklerinde dindar kimseler olsa bile herhangi dini bir gerekçeden ötürü değildi. Aksine bu hizmetler, diğer mahkumlarla ve birbirleriyle görüşebilecekleri nadir alanlardan biriydi.<br />
<br />
[5]Almanya’da kullanılan formülasyonda önce şehir adı daha sonra cezaevi adı ekleniyor. Yani Köln-Ossendorf, Köln şehrindeki Ossendorf cezaevini belirtiyor.<br />
<br />
[6]Sjef Teuns, “La Torture par Privation Sensorielle,” in à propos du procès Baader-Meinhof, Fraction Armée Rouge : de la torture dans les prisons de la RFA, Klaus Croissant (ed.) (Paris : Christian Bourgeois Éditeur, 1975), 65-66.<br />
<br />
[7] Committee to End the Marion Lockdown, “The People’s Tribunal to Expose the Crimes of the Control Units”; Dr. Mutulu Shakur et al., “Genocide Waged Against the Black Nation Through Behavior Modification/Orchestrated by Counterinsurgency and Low-Intensity WaRFAre in the U.S. Penal System.” Her ikisi de Matt Meyer tarafından yeniden basıldı, ed. Let Freedom Ring: A Collection of Documents from the Movements to Free U.S. Political Prisoners (Montreal/Oakland: Kersplebedeb-pm Press, 2008.) Ayrıca: Russell Maroon Shoatz, Death by Regulation: Pennsylvania Control Unit Abuses (Montreal: Kersplebedeb 2008).<br />
<br />
[8] Proll, 11.<br />
<br />
[9] A.g.e., 12.<br />
<br />
[10] Astrid Proll’un arkadaşları, Astrid Proll: The Case Against Her Extradition (Londra: 1978), 8. Kendi istihbarat ajanlarının keşif raporu sayesinde, devletin gerçekleşmediğini zaten bildiği bir kaza nedeniyle, polise ateş etme suretiyle cinayete teşebbüsten suçlandığı da hatırlanmaya değerdir. Cf 60.<br />
<br />
[11] Aust, 246.<br />
<br />
[12] Vaktiyle Nazi rejimiyle ilişkisi olan Witter, Soykırım kurbanlarına savaş tazminatı ödenmesine açıkça muhalefet etmişti.<br />
<br />
[13]Commission internationale d’enquête sur la mort d’Ulrike Meinhof. La Mort d’Ulrike Meinhof: Rapport de la Commission international d’enquête (Paris: Librairie François Maspero, 1979), 78-79.<br />
<br />
[14] The Red Army Faction, A Documentary History, Volume 1: Projectiles for the People; bkz. Le Monde Diplomatique röportajı, sy. 410-412.<br />
<br />
[15] War on the War Makers, 27, bölüm: “Political Internment in the FRG,”<br />
<br />
[16] Komitees gegen Folter, 131, 133.<br />
<br />
[17]“24-Punkt-Haftstatut.” lhttp://www.nadir.org/nadir/archiv/PolitischeStroemungen/Stadtguerilla+RAF/RAF/brd+RAF/053.html.<br />
<br />
[18] Bewegung 2. Juni (2 Haziran Hareketi), Der Blues: Gesammelte Texte der Bewgung 2. Juni, Vol. 2, Federal Almanya Cumhuriyeti’nde illegal basıldı, n.d. (1982?), 680.<br />
<br />
[19] Stammheim davasında Helmut Pohl’un Tanıklığı, 29 Temmuz 1976.<br />
<br />
[20] Bakker Schut (ed.), Das Info: brief von gefangen aus der RAF aus der discussion 1973-1977 (Neue Malik Verlag, Plambeck &amp; Neuss, 1987), 218.<br />
<br />
[21] Bewegung 2. Juni (2 Haziran Hareketi), Der Blues: Gesammelte Texte der Bewgung 2. Juni, Vol. 1, Federal Almanya Cumhuriyeti’nde illegal basıldı, n.d. (1982?), 341.<br />
<br />
[22] A.g.e., 320.<br />
<br />
[23] A.g.e., 321.<br />
<br />
[24] Avrupa İnsan Hakları Komisyonu, Kararlar ve Raporlar 14, Strasbourg, Haziran 1979, 96-97.<br />
<br />
[25]Rote Armee Fraktion, 181.<br />
<br />
[26]Vague, 50.<br />
<br />
[27]Dellwo, 95.<br />
<br />
[28] A.g.e., 93-94.<br />
<br />
[29] Komitees gegen Folter, 97.<br />
<br />
[30]Dellwo, 94.<br />
<br />
[31] Komitees gegen Folter, 97-98.<br />
<br />
[32] Örneğin, 1975’te iki aktivist madde §129 gereğince sadece tecrit koşulları hakkında bilgi içeren broşür dağıttıkları için sırayla altı ve dokuz aya mahkum edildiler. Yüce Divanın kararı, böylesi bir kovuşturmanın amacını ortaya koymuştur: “Zanlılar kendilerini tek tek kişilerle konuşmayla sınırlandırmamış ama çok sayıda insanla, özellikle bu şekilde kolayca etkilenebilecek olan gençlerle iletişim kurmayı amaçlayan bildiriler vasıtasıyla konuşmuştur…Potansiyel suçlularca taklit edilme olasılığı göz ardı edilemez. Zanlılara verilen hükmün büyük ölçüde bilinmeyecek olması önemli değil; önemli olan bundan haberdar olan kişiler üzerinde kaçınılmaz surette etkili olacak olmasıdır.” (Cobler, 114-115)<br />
<br />
[33] Komitees gegen Folter, 86-87.<br />
<br />
[34]Varon, 218.<br />
<br />
[35] Aust, 242.<br />
<br />
[36] İşkenceye dair Andreas Baader, The Red Army Faction, A Documentary History, Volume 1: Projectiles for the People’da basıldı; sayfa 319-323.<br />
<br />
[37]Klaus Croissant, “La justice et la torture par l’isolement,” Croissant, 120-121.<br />
<br />
[38] A.g.e., 120.<br />
<br />
[39]Rote Armee Fraktion, 181.<br />
<br />
[40] Hausner 1972’de bomba yapımından tutuklandı ve bir ıslahevinde üç yıla mahkum edildi; 1974&#8242;te cezaevinden çıktığında diğer eski SPK üyeleriyle iletişime geçti ve RAF ile yeraltına geri döndü.<br />
<br />
[41]“Des medecins portent plainte,” Croissant, 104-107.<br />
<br />
[42]Soligruppe Christian S., “Der Spiegel, 1975, baader/meinhof Müdes Auge,” <a href="http://www36.websamba.com/Soligruppe/data/spiegel1975.htm;" target="_blank">Jabry - Free Web Hosting, ASP, 1Gbyte Space for your WebSite, NO Ads, FTP</a> “Les democraties face à la violence” la Lanterne Noire 5 (Aralık1975).<br />
<br />
[43]Viktor Kleinkrieg, “Les combattantes anti-impérialistes face à la torture,” Croissant, 47.<br />
<br />
[44] A.g.e.<br />
<br />
[45] Peters Butz, RAF Terrorismus in Deutschland (Stuttgart: Deutsche Verlags Anstalt, 1991), 454, “Katharina Hammerschmidt,”<br />
<a href="http://de.wikipedia.org/wiki/Katharina_Hammerschmidt" target="_blank">Katharina Hammerschmidt</a> kaynağından alıntılandı.<br />
<br />
[46] The Red Army Faction, A Documentary History, Volume 1 Projectiles for the People, sayfa 274-78’de bulunan deklerasyondan alınmıştır. Ulrike Meinhof mahkemede ifade verme fırsatını grevi duyurmak için kullanmıştır. Bkz. Ulrike Meinhof Regarding the Liberation of Andreas Baader, The Red Army Faction, A Documentary History, Volume 1: Projectiles for the People, sayfa 370.<br />
<br />
[47] Örneğin: Susanne Albrecht, Karl-Heinz Dellwo, Lutz Taufer, Günter Sonnenberg, Christian Klar ve Knut Folkerts. (Becker, 340-341)<br />
<br />
[48] 1970’ler boyunca Frankfurt, sosyal mahkumlardan bu şekilde ayrışmayı eleştiren spontilerin kalesi idi.<br />
<br />
[49] Karl-Heinz Dellwo, Das Projektil sind wir (Hamburg: Nautilus, 2007), 98-99.<br />
<br />
[50] Bewegung 2. Juni (2 Haziran Hareketi), Der Blues: Gesammelte Texte der Bewgung 2. Juni, Vol. 2, 684.<br />
<br />
[51] Otto Billig, “The Lawyer Terrorist and his Comrades,” Political Psychology 6, no. 1 (Mart 1985): 35.<br />
<br />
[52] Rote Hilfe e.v. “Zwischen RAF-Solidarität und „linker Caritas“ – Teil 1 / 1 / 2007 / Die Rote Hilfe Zeitung / Publikationen / Rote Hilfe e.V. – Rote Hilfe e.V.,” <a href="http://www.rote-hilfe.de/publikationen/die_rote_hilfe_zeitung/2007/1/zwischen_RAF_solidaritaet_und_linker_caritas_teil_1" target="_blank">http://www.rote-hilfe.de/publikation...caritas_teil_1</a>.<br />
<br />
[53] A.g.e.<br />
<br />
[54]European Stars and Stripes, “Meinhof: Female German Guerrilla Leader gets 8-year term for role in murder plot,” 30 Kasım 1974.<br />
<br />
[55] Horst Mahler’in İhracı, bkz. The Red Army Faction, A Documentary History, Volume 1: Projectiles for the People, sayfa 288-91.<br />
<br />
[56] Peter Jochen Winters, “Unklarheit über die Rolle der verhafteten Pfarrersfrau,” Frankfurter Allgemeine Zeitung, 23 Kasım 1974.<br />
<br />
[57] Peter Jochen Winters, “Die Verquickung in Machenschaften der Meinhof-Bande began mit einer Kirschenbetzung,” Frankfurter Allgemeine Zeitung, 25 Kasım 1974.<br />
<br />
[58] Winters “Unklarheit über die Rolle der verhafteten Pfarrersfrau.”<br />
<br />
[59]Frankfurter Allgemeine Zeitung, “Verdacht der Unterstützung von Terroristen beunruhigt die Berliner evangelische Kirche,” 12 Kasım 1974. Muhtemelen cezaevi koşulları hakkında olan, söz konusu mektup, gerçekte asla ulaştırılamadı, cesaretini kaybeden Zühlke mektubu Burghardt’a iletmek yerine imha etti. Drenkmann eylemini takiben, polis onun ölümüyle ilgili olduğu öne sürülen bir mektubun kuryesi olmakla suçladığında, yok etmiş olması işe yaramadı ve böyle bir şey olmadığını kanıtlamak üzere söz konusu mektubu tekrar yazamadı.<br />
<br />
[60]Frankfurter Allgemeine Zeitung, “Erklärung der Kirche gegen Terorismus,” 29 Kasım, 1974.<br />
<br />
[61] Komitees gegen Folter, 28, 30.<br />
<br />
[62] Altı yıla mahkum edildi ve Stammeheim davasında “tanıklık yapmayı reddettiği için altı aylık ceza” (Beugehaft) daha verildi. Sonunda serbest bırakıldı ve 1980&#8242;de Hollanda’ya iade edildi.<br />
<br />
[63] Kısmen de olsa, bu gibi önlemler uygulanırsa RAF tutsaklarının suyun da kullanılmadığı bir açlık grevine gitme tehdidi, susuz bırakma yöntemi konusunda isteksizliğin nedeni olabilir. Bkz. Ulrike Meinhof Regarding the Liberation of Andreas Baader, The Red Army Faction, A Documentary History, Volume 1: Projectiles for the People, sayfa 370.<br />
<br />
[64]Holger Meins’ın Zorla Besleme Raporu, bkz. The Red Army Faction, A Documentary History, Volume 1: Projectiles for the People, sayfa 392-95.<br />
<br />
[65]Von der Zwangernährung zur “Koma-Losung,” Batı Almanya, Eylül 1985, 25.<br />
<br />
[66]Baader Meinhof: In Love With Terror.<br />
<br />
[67] Cobler, 52. Tecridin biçok boyutu cezaevi idarecilerine Bonn Güvenlik Grubu tarafında “önerilmişti”. Örneğin, bkz Aust, 245-246.<br />
<br />
[68] Pieter Bakker Schut, Stammheim (Kiel: Neuer Malik Verlag, 1986), 119.<br />
<br />
[69] Aust, 265.<br />
<br />
[70] A.g.e., 264.<br />
<br />
[71] Varon, 231.<br />
<br />
[72] Aust, 265.<br />
<br />
[73]Frankfurter Allgemeine Zeitung, “Beshuldigungen nach dem Tod von Holger Meins,” 10 Kasım 1974.<br />
<br />
[74] Stefan Wisniewski, We were so terribly consistent… A Conversation About the History of the Red Army Faction (Montreal: Kersplebedeb, 2008), 7-8.<br />
<br />
[75] in bewegung bleiben “Wer Gewalt sät,”<br />
<a href="http://www.bewegung.in/mate_saehen.html" target="_blank">http://www.bewegung.in/mate_saehen.html</a>.<br />
<br />
[76]Frankfurter Allgemeine Zeitung, “Verstärkte Sicherheitsmaßnahmen im gesamtem Bundesgebeit,” 12 Kasım 1974.<br />
<br />
[77]Frankfurter Allgemeine Zeitung, “Berliner cdu ruft zu einer Demonstration,” 16 Kasım 1974.<br />
<br />
[78]Frankfurter Allgemeine Zeitung, “Empörung nach den tödlichen Schüsssen von Berlin,” 12 Kasım 1974.<br />
<br />
[79] Jürgen Busch, “Die letzte Waffe des Anarchisten,” Frankfurter Allgemeine Zeitung, 11 Kasım 1974.<br />
<br />
[80]Frankfurter Allgemeine Zeitung, “Die Vollzuganstalt Wittlich,” 10 Kasım 1974.<br />
<br />
[81] Deutsche Presse Agentur, “Wieder Anschlag auf einen Richter,” Frankfurter Allgemeine Zeitung, 21 Kasım 1974.<br />
<br />
[82]Time Magazine [online], “Guerrillas on Trial,” 9 Kasım 1974.<br />
<br />
[83] United Press International, “Gunmen kill German judge,” Hagerstown Morning Herald, 11 Kasım 1974. Söz konusu makale basitçe “Komünist Partiye” atıfta bulunuyor. Öte yandan olayla bağlantısı olan, muhafazakar Alman Komünist Partisi (DKP) değil, açlık grevine desteği örgütleyen tek grup olma farkıyla kendi ortaya koymuş KPD/ML idi.<br />
<br />
[84] A.g.e.; Frankfurter Allgemeine Zeitung, “Zweihundert Studenten der Freien Universität im Hungerstriek Demonstrationen und Krawalle in Berlin,” 13 Kasım 1974.<br />
<br />
[85] Salvator Scalzo, Steffi de Jong, and Joost van den Akker, Terror, Myth and Victims: The Historical Interpretation of the Brigate Rosse and the Rote Armee Fraktion, 26 18 Ekim2007.<br />
<br />
[86] Jürgen Busch, “Viele Gruppen—viele führende Leute” Frankfurter Allgemeine Zeitung, 14 Kasım 1974. Bu deklarasyonda, sadece gazetecilerin değil aynı zamanda devrimci solun da 72’deki tutuklamalarla RAF’ın bitirildiğini nasıl varsaydığı görülebilir. “Duruma vakıf” olanlar açısından bile 2 Haziran Hareketi ile RAF arasındaki ilişki net değildi.<br />
<br />
[87] A.g.e.<br />
<br />
[88]Frankfurter Allgemeine Zeitung, “Todesfälle eingeplant?” 14 Kasım 1974.<br />
<br />
[89]Busch, “Die letzte Waffe des Anarchisten.”<br />
<br />
[90]Frankfurter Allgemeine Zeitung, “Beshuldigungen nach dem Tod von Holger Meins.”<br />
<br />
[91] Associated Press, “Bonn fears more violence,” Syracuse Post-Standard, 12 Kasım 1974.<br />
<br />
[92]Frankfurter Allgemeine Zeitung, “Maihofer: ‘Brutale Strategie’ der Baader-Meinhof-Bande,” 14 Kasım 1974.<br />
<br />
[93]European Stars and Stripes, “German terrorist is hospitalized,” 14 Kasım 1974.<br />
<br />
[94] Associated Press, “West German police round up anarchist groups,” Greeley Tribune, 27 Kasım 1974.<br />
<br />
[95] Cobler, 141.<br />
<br />
[96] Associated Press, “West German police round up anarchist groups.”<br />
<br />
[97] Meselenin sinir bozucu yanı, tutuklamaların kesin sayısı, tüm suçlamaların doğası veya yargılananların gerçek sayısı üzerinde uzlaşan herhangi iki kaynağın olmamasıdır.<br />
<br />
[98] Yılın ilk dönemlerinde Willy Brandt, Helmut Schmidt’in yerine Başbakan, Hans-Dietrich Gensher, Werner Maihofer yerine İçişleri Bakanı olduktan sonra bir kabine değişikliğinde. (Genscher Dışişleri Bakanı oldu.)<br />
<br />
[99] “Meinhof,” European Stars and Stripes, 30 Kasım 1974.<br />
<br />
[100]Klaus Croissant, “Le procès de Stuttgart,” Croissant, 16-17.<br />
<br />
[101] Cobler, 206.<br />
<br />
[102] Komiteler bir buçuk yıl sonra kendilerini feshetti.</b></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.sosyalistforum.net/makaleler/">Makaleler</category>
			<dc:creator>Deniz55</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.sosyalistforum.net/makaleler/60114-hayatta-kalmak-duyusal-yoksunluk-iskence-ve-parmakliklarin-ardinda-direnis.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>“Mahallenin delisi”ni tutukladılar!</title>
			<link>http://www.sosyalistforum.net/politik-gundem/60113-mahallenin-delisi-ni-tutukladilar.html</link>
			<pubDate>Sat, 18 May 2013 11:55:07 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Yalan, çarpıtma, baskı ve terör... 
18.05.2013 - 12:08  Gündem 
 
Reyhanlı'daki patlamanın ardından çalışmalarına devam eden Türk sermaye devleti,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Yalan, çarpıtma, baskı ve terör...<br />
18.05.2013 - 12:08  Gündem<br />
<br />
Reyhanlı'daki patlamanın ardından çalışmalarına devam eden Türk sermaye devleti, yalan ve çarpıtmalar ile gerçekleri karartmaya, yetmediği yerde de devreye soktuğu baskı ve terör ile hesap soranları susturmaya çalışıyor.<br />
<br />
Antakya'nın Reyhanlı ilçesinde yaşanan patlamanın sorumluluğunu üzerinden atmak için çabalayan Türk sermaye devleti, hergün yeni haberler servis ediyor. Katliamın faillerinin bulunduğu, sorumluların yargılanacağı, ihmali olan devlet görevlilerinin cezalandırıldığı gibi haberlerle, patlamının hemen ardından kendisine yönelen öfke ve tepkiyi savuşturmaya, hiç değilse yumuşatmaya çalışıyor. Yalan ve çarpıtmalarına rağmen kendisini teşhir eden toplumsal muhalefet güçlerineyse azgınca saldırıyor.<br />
<br />
 <br />
<br />
3 kişi daha tutuklandı<br />
<br />
Saldırının ardından failleri bulduğunu iddia eden devlet, ardı ardına gözaltılara başladı. İddiaya göre, patlamada payı olan herkes gözaltına alındı. İlk etapta gözaltına alınan 8 kişiden 4'ü tutuklandı. Ardından gözaltına alınan 3 kişi de tutuklanarak cezaevine gönderildi.<br />
<br />
İçişleri Bakanı Muammer Güler'e göre, saldırının asıl sorumlusu halen Suriye'de. Güler, Vatan gazetesinden Murat Çelik'e verdiği röportajda, sözkonusunun kişinin saldırıları Suriye'den yönlendirdiğini, Türkiye'ye hiç geçmediğini, yakalanması için çalışmalarını sürdüklerini iddia ediyor.<br />
<br />
Ancak, birkaç gün önce yapıldığı anlaşılan röportajdan yansıyanlar, Güler'in söylediklerinin gerçekle olan bağını ortaya koyuyor. Örneğin, istihbarat ile polis arasında bir sorun olmadığını, patlamalarda bir ihmal sorunu olmadığını ve dolayısıyla yetkili hiç kimsenin görevinden alınması gibi bir durumun sözkonusu olmadığını söylüyor. Hatırlanacağı gibi, Güler bu röportajı verdikten kısa bir süre sonra, Reyhanlı'daki polis müdürü görevinden alınmıştı. Anlaşılan Güler, polis müdürünün görevden alınması öncesi verdiği röportajda bu durumu gizlemeye çalışmış. Fakat röportajın bugün yayınlanması, Güler'in foyasını da meydan çıkardı.<br />
<br />
 <br />
<br />
“Mahallenin delisi”ni tutukladılar!<br />
<br />
Güler'in bu röportajının basına yansıdığı gün, dikkat çekici bir iddia daha gündeme geldi. Yurt gazetesinin haberine göre, saldırının sorumlusu olduğu iddia edilen kişi, mahalleli tarafından zeka geriliğinden mustarip bir kişi olarak biliniyor.<br />
<br />
Hatay Valisi Celalettin Lekesiz dün yaptığı açıklamada, patlamaları organize ettiği ileri sürülen üç kişiden Mehmet G.’nin Hatay’da yakalandığını açıkladı. Patlamada kullanılan araçların üzerine kayıtlı olduğu iddia edilen Mehmet G. önceki gece Hatay’ın Harbiye beldesinde gözaltına alındı. Mehmet G.’nin Reyhanlı saldırısının planlayıcısı olduğu ve patlamada kullanılan araçları satın aldığı iddia ediliyor. Patlamaya yardım eden üç kişinin ise arandığı açıklandı.<br />
<br />
Harbiye İlçesi Yukarı Harbiye Mahallesi’nde oturan Mehmet G’nin yakın çevresiyle görüşen gazete, mahalledekilerin, Mehmet G.’nin zeka geriliğinden mustarip olduğunu, deli dolu saldırgan ve kontrolsüz bir kişi olduğunu söylediklerini yazdı.<br />
<br />
Habere göre, sokak çeteleri tarafından zaman zaman kullanılan Mehmet G.’nin böyle bir patlamayı organize edecek akli yeterlilikte olmadığını belirten mahalleliler, “Emniyet, Alevi mahallelerinden suçlu üretebilmek için çaba sarf ediyor. İlgisiz insanları örgüt haline dönüştürerek cihatçıların katliamını bizlere yıkmak istiyorlar. Yakalananlar, başka suçlara bulaşmış olabilir, ama asla böyle bir katliamı yapamazlar, yapmazlar” diyor.<br />
<br />
 <br />
<br />
Baskı ve terör devrede<br />
<br />
İlerici-sol güçler, tüm yalan ve çarpıtma çabalarına rağmen, patlamının asıl sorumlusunun dinci-gerici AKP ve onun emperyalist savaş “hevesi” olduğunu haykırmaya devam ediyorlar. Saldırıdaki sorumluluğunu karartmaya çalışan AKP ise devreye soktuğu polis terörü ile alanlarda yükselen sesi boğmaya çalışıyor. Bir dizi yerde, Reyhanlı'daki saldırıların arkasında dinci-gerici AKP'nin olduğu belirtilen eylemlere yönelik dizginsiz polis terörü hayata geçirildi. Çok sayıda kişi saldırılar sonucu gözaltına alındı. Üniversiteler savaş alanına döndü. Bir çok kişi de polis saldırısı nedeniyle yaralandı.<br />
<br />
Polis terörü sürecek olsa da, dinci partinin kendini aklama çabalarına karşı mücadele devam edecek.<br />
<br />
<a href="http://www.kizilbayrak.net/ana-sayfa/guendem/haber/yalan-carpitma-baski-ve-teroer/" target="_blank">KIZIL BAYRAK: Yalan, çarpıtma, baskı ve terör...</a></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.sosyalistforum.net/politik-gundem/">Politik Gündem</category>
			<dc:creator>ekim_arat</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.sosyalistforum.net/politik-gundem/60113-mahallenin-delisi-ni-tutukladilar.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>BBC Çocuklar İçin Evrim Belgeseli - 12 Bölüm</title>
			<link>http://www.sosyalistforum.net/bilim/60112-bbc-cocuklar-icin-evrim-belgeseli-12-bolum.html</link>
			<pubDate>Sat, 18 May 2013 11:10:09 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Türkçe Altyazı için GarajımdakiEjder ve Sakallı İspinoz'a sonsuz teşekkürler .. 
 
Bölüm 1 : Xl_yPUjfZ2E 
 
Bölüm 2 : ynTgcn-xt9o 
 
Bölüm 3 :...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Türkçe Altyazı için GarajımdakiEjder ve Sakallı İspinoz'a sonsuz teşekkürler ..<br />
<br />
Bölüm 1 : <object width="705" height="550"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/Xl_yPUjfZ2E"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/Xl_yPUjfZ2E" type="application/x-shockwave-flash" width="725" height="550"></embed></object><br />
<br />
Bölüm 2 : <object width="705" height="550"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/ynTgcn-xt9o"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/ynTgcn-xt9o" type="application/x-shockwave-flash" width="725" height="550"></embed></object><br />
<br />
Bölüm 3 : <object width="705" height="550"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/CKolKkGhENY"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/CKolKkGhENY" type="application/x-shockwave-flash" width="725" height="550"></embed></object><br />
<br />
Bölüm 4 : <object width="705" height="550"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/EdYA-fa_VeE"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/EdYA-fa_VeE" type="application/x-shockwave-flash" width="725" height="550"></embed></object><br />
<br />
Bölüm 5 : <object width="705" height="550"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/DPDTkuBbPwY"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/DPDTkuBbPwY" type="application/x-shockwave-flash" width="725" height="550"></embed></object><br />
<br />
Bölüm 6 : <object width="705" height="550"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/uSQMdzhr52s"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/uSQMdzhr52s" type="application/x-shockwave-flash" width="725" height="550"></embed></object><br />
<br />
Bölüm 7 : <object width="705" height="550"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/sIhRyJGYWYI"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/sIhRyJGYWYI" type="application/x-shockwave-flash" width="725" height="550"></embed></object><br />
<br />
Bölüm 8 : <object width="705" height="550"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/TG3GgzekYoI"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/TG3GgzekYoI" type="application/x-shockwave-flash" width="725" height="550"></embed></object><br />
<br />
Bölüm 9 : <object width="705" height="550"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/OlSdVzwJpeQ"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/OlSdVzwJpeQ" type="application/x-shockwave-flash" width="725" height="550"></embed></object><br />
<br />
Bölüm 10 : <object width="705" height="550"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/y1Udjj2jlbE"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/y1Udjj2jlbE" type="application/x-shockwave-flash" width="725" height="550"></embed></object><br />
<br />
Bölüm 11 : <object width="705" height="550"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/m7IIadE1WRY"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/m7IIadE1WRY" type="application/x-shockwave-flash" width="725" height="550"></embed></object><br />
<br />
Bölüm 12 : <object width="705" height="550"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/owT5xjEY63k"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/owT5xjEY63k" type="application/x-shockwave-flash" width="725" height="550"></embed></object></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.sosyalistforum.net/bilim/">Bilim</category>
			<dc:creator>BöyleBuyurduZerdüşt</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.sosyalistforum.net/bilim/60112-bbc-cocuklar-icin-evrim-belgeseli-12-bolum.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çapraz ateş altında bozkırlara kıvılcım olan bir destan:İbrahim Kaypakkaya'ya]]></title>
			<link>http://www.sosyalistforum.net/olumsuzler/60111-capraz-ates-altinda-bozkirlara-kivilcim-olan-bir-destan-ibrahim-kaypakkayaya.html</link>
			<pubDate>Sat, 18 May 2013 11:09:18 GMT</pubDate>
			<description>Resim: http://1.bp.blogspot.com/-cQ2H_coH7Ss/UIWHZvEk5cI/AAAAAAAALus/f4TJgV7Kd14/s1600/iboo.jpg  
 
*İçimi yakıyor on sekizi bu ayın 
Bıçak gibi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img src="http://1.bp.blogspot.com/-cQ2H_coH7Ss/UIWHZvEk5cI/AAAAAAAALus/f4TJgV7Kd14/s1600/iboo.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<b><font color="Red">İ</font>çimi yakıyor on sekizi bu ayın<br />
<font color="red">B</font>ıçak gibi kesiyor Mayıs’ın çok renkli günlerini orta yerinden isyan <br />
<font color="red">R</font>et türküleri yakılır gibi sanki yeni sabahı karşılayan <br />
<font color="red">A</font>yaklanma ezgileri ışıyor içten içe <br />
<font color="red">H</font>er yerde <br />
<font color="red">İ </font>şlerken yüreğime kocaman sevdan <br />
<font color="red">M</font>uştu gibi kazınıyor içime kopuk ayakların <br />
<br />
<font color="red">K</font>orkulu düşleri oldun yiğitçe ölerek birilerinin <br />
<font color="red">A</font>rtık yoksun gerçi <br />
<font color="red">Y</font>etiyor ama elsiz ayaksız da olsa korku salmaya hâlâ yüreğin <br />
<font color="red">P</font>uşt kapanı kuranları korkutmaya <br />
<font color="red">A</font>şka yazıldı adın ya senin <br />
<font color="red">K</font>ararlı kanamalara gerdin ya göğsünü <br />
<font color="red">K</font>üçücük çocukların yüreğinde bile misafirsin şimdi <br />
<font color="red">A</font>ltmış kere aydınlık atıyorsun saniyede <br />
<font color="Red">Y</font>ansıyorsun güneşin her deviniminde <br />
<font color="red">A</font>şka attığın ölümsüz imza gibi ölümünle </b><br />
<br />
<a href="http://www.gaziantephaberler.com/iboya--selah-ozakin-yazdi-haberi-26930.html#.UZddvKIXsbw.twitter" target="_blank">Akrostij:Selah-Özakın</a><br />
<br />
<br />
<object width="705" height="550"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/x3R_vYAlPjA"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/x3R_vYAlPjA" type="application/x-shockwave-flash" width="725" height="550"></embed></object></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.sosyalistforum.net/olumsuzler/">Ölümsüzler</category>
			<dc:creator>Yakov Pavlov</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.sosyalistforum.net/olumsuzler/60111-capraz-ates-altinda-bozkirlara-kivilcim-olan-bir-destan-ibrahim-kaypakkayaya.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>25 Mayıs Cumartesi 19.00 Taksim yasağına karşı yürüyoruz</title>
			<link>http://www.sosyalistforum.net/politik-gundem/60110-25-mayis-cumartesi-1900-taksim-yasagina-karsi-yuruyoruz.html</link>
			<pubDate>Sat, 18 May 2013 10:58:42 GMT</pubDate>
			<description>*Herkesi davet ediyoruz! 
BASKILARINIZ YASAKLARINIZ SÖKMEYECEK! 
TAKSİM YASAĞINI TANIMIYORUZ! 
TAKSİM YASAĞINI TANIMAYAN HERKESİ EYLEME DAVET...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>Herkesi davet ediyoruz!<br />
BASKILARINIZ YASAKLARINIZ SÖKMEYECEK!<br />
TAKSİM YASAĞINI TANIMIYORUZ!<br />
TAKSİM YASAĞINI TANIMAYAN HERKESİ EYLEME DAVET EDİYORUZ!<br />
Tarih:  25 Mayıs 2013<br />
Saat:   19:00<br />
Toplanma Yeri: İstiklal Caddesi Atlas Pasajı Önü</b><br />
<br />
Çağrıda  İmzası Bulunan Kurumlar:<br />
Alınteri, Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu, Devrimci Hareket, Devrimci İşçi Hareketi, Emek ve Özgürlük Cephesi, Halk Cephesi, Kaldıraç, Kazova İşçileri, Mücadele Birliği<br />
<br />
<a href="http://www.halkinsesitv.com" target="_blank">www.halkinsesi.tv</a></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.sosyalistforum.net/politik-gundem/">Politik Gündem</category>
			<dc:creator>Ansaneri Jova</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.sosyalistforum.net/politik-gundem/60110-25-mayis-cumartesi-1900-taksim-yasagina-karsi-yuruyoruz.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çipras'ın 'Leninizm]]></title>
			<link>http://www.sosyalistforum.net/politik-gundem/60109-ciprasin-leninizm.html</link>
			<pubDate>Sat, 18 May 2013 10:14:44 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Yunanistan'da 'solcu' Çipras'ın 'Leninizm'i ve patronların sevinci 
 
Yunanistan'da seçimlerden ikinci parti olarak çıkan "solcu" SYRİZA'nın lideri,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Yunanistan'da 'solcu' Çipras'ın 'Leninizm'i ve patronların sevinci<br />
<br />
Yunanistan'da seçimlerden ikinci parti olarak çıkan &quot;solcu&quot; SYRİZA'nın lideri, Yunan Girişimciler Federasyonu’nun toplantısında Lenin'i çarpıtarak patronlara destek verirken, &quot;girişimciler&quot; de Marx'ı hatırlayarak karşılık verdi. Odysseas Roussos'un soL Gazetesi'ndeki yazısını paylaşıyoruz.<br />
<br />
“Karşıtlarından olsa dahi öğrenmek bir insan için iyi olduğundan, size Lenin’in yıkılmış olan ülkesinin yeniden kurulması hakkında söylediği o çok iyi bilinen cümlesini hatırlatmak istiyorum: Sosyalizm eşittir Sovyet iktidarı artı elektri&#64257; kasyon. Bu cümle, elbette geçmiş bir zamana atıfta bulunmaktadır. Bu günün tarihsel koşullarını göz önünde tutarak biraz da gelişigüzel diyebiliriz ki: Gelişmişlik eşittir demokrasi artı yatırımlar. Özgürlükler, sosyal haklar, eşit ücret, işçilerin katılımı. Artı girişimcilik, yenilikler, kaynak ve sektördeki işgücü yatırımının ülkeyi ve ekonomiyi ileriye götürecek şekilde planlanması.” Sol kanat “SYRİZA”nın lideri, Yunan Girişimciler Federasyonu’nun (Hellenic Federation of Enterprises) (SEB) toplantısının baş konuklarından birisi olarak bunları söyledi.<br />
<br />
Lenin bir sanayiciler toplantısında SYRİZA’ nın lideri tarafından sanayiciler için, üstlenmek istediği kapitalizm idare önlemleri için provokatif bir şekilde uyarlandı.<br />
<br />
Elbette ki gerçekte de büyük Ekim Devrimi’yle yükselen proleterya devletinin sosyalist ekonomisinin gelişimi, Sovyet iktidarına ve elektri&#64257;kasyona dayanmak durumundaydı, Örneğin; Çarist Rusya gibi o zamanın geri kalmış ekonomisinde yeterli enerji kaynağının korunması. Üretim araçlarının kamulaştırılması, toplumsal ve ekonomik düzeyde harika şeyler başarabilmeleri ve kapitalistleri üretimin dışına çıkarabilmeleri için işçilere ekonominin anahtarlarını verdi.<br />
<br />
Şimdiyse burjuvazinin samimi bir koruyucusu olarak SYRİZA, kendi düşünceleri doğrultusunda bize Lenin’i “öğretmeye” kalkıyor; Leninist teorinin çağdaş mesajının sağlıklı kapitalizm olduğunu söyleyerek! Burjuvazinin kendisi dahi, Lenin’i bu şekilde çarpıtmaya cesaret edemezdi…<br />
<br />
Çipras, sadece oportünistlerin soysuzluklarını doğrulamakla kalmıyor, aynı zamanda insanların bilinçlerindeki bizim bildiğimiz sosyalizmin (kendilerine göre “modası geçmiş”olan) değerini kaybettirmek ve sosyalizmi yönetiminde yer almak için kapitalislerin ayaklarına kapandıkları burjuva egemenliğinin ihtiyaçlarına göre uyarlamak konusundaki çabalarında ne kadar insafsız olduklarını gösteriyor.<br />
<br />
Çipras’ın Lenin alıntısını, Marx(!) hatırlatması yaparak Yunan sanayicilerinin Başkanı pasladı. “Marx’ın söylediği gibi (çok ünlü bir deyişini yorumlayarak söylüyorum) bizler sadece ülkenin içinde bulunduğu durumu yorumlayacak &#64257;lozo&#64258;ar değiliz. Biz onu değiştirmeliyiz, yeniden kurmalıyız (…) Marx’ın kendisi her zaman üretimin, ve özellikle sanayinin, ‘insanlığın en önemli gücünün’ ifadesi olduğuna inanırdı. Yunan Girişimciler Federasyonu (SEB) olarak, onunla kesinlikle aynı &#64257;kirdeyiz.”<br />
<br />
Marx elbette SEB gibi kapitalist parazitlerin, üretim araçlarının mülkiyetini ve egemenliğini onlardan alacak toplumsal bir devrim yoluyla tarihin çöplüğüne yollanması gerektiğini söylerdi. Aynı zamanda dünyayı değiştirecek olanın köhneyenler, kapitalistler değil, yeninin, işçilerin ve toplumun her kesiminden mütte&#64257;klerinin olduğunu söylerdi. Tabii ki SEB, bununla hiç de aynı &#64257; kirde değil. Bu sebepten kapitalizmin yöneticisi olan ve toplantılarında diğer burjuva partileri gibi ağırladıkları SYRİZA’ya güveniyorlar.<br />
<br />
Bir halk deyişindeki gibi, “onların huyu suyu bir”… SYRİZA Başkanı’nın sınıf uzlaşmasının elçisi olarak büyük sermayenin kongresinde boy gösterip, “toplumsal uyuşma ve istikrar, gerçekten ekonominin oksijeni. Bu konudaki yetersizlik, diğer tüm faktörlerden daha fazla, üretim dinamiğinin raydan çıkmasının sebebidir” diyerek gösterdiği gibi… Böylece sınıf mücadelesinin ortadan kaldırılması ihtiyacının “destekçilerinden” bir diğeri de ortaya çıktı. “Sol”, asansörün devlet yönetiminin bodrum katına yönelen düğmesine basıyor.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.sosyalistforum.net/politik-gundem/">Politik Gündem</category>
			<dc:creator>ekim_arat</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.sosyalistforum.net/politik-gundem/60109-ciprasin-leninizm.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Dağlarda hepinize savaşacak bir mevzi hazırlayacağız. Sizleri bekliyoruz.</title>
			<link>http://www.sosyalistforum.net/olumsuzler/60108-daglarda-hepinize-savasacak-bir-mevzi-hazirlayacagiz-sizleri-bekliyoruz.html</link>
			<pubDate>Sat, 18 May 2013 07:51:23 GMT</pubDate>
			<description>Resim: http://proleter.net/wp-content/uploads/2013/05/Barbara-Anna-Kirstler.jpg  
 
1955 yılında İsviçre’nin Zürih kentinde doğdu. Kısa bir okul...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img src="http://proleter.net/wp-content/uploads/2013/05/Barbara-Anna-Kirstler.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
1955 yılında İsviçre’nin Zürih kentinde doğdu. Kısa bir okul döneminden sonra, çalışmaya başladı. 16 yaşından itibaren siyasete ilgi duymaya başladı. Barbara yaşına rağmen hem çalışıyor, hem de araştırıp, okuyordu. İsviçre’de yürütülen anti-faşist anti-emperyalist mücadelenin ön saflarındaydı.<br />
<br />
Uzun yıllar, İsviçre’de komünist partinin yaratılması için mücadele etti. Komünist Partinin yaratılması mücadelesinde çekirdek olarak ortaya çıkan KGI (Komite Gegen İsalation) içinde yer aldı. Barbara bir taraftan KGI içide faaliyetlerini sürdürürken, bir taraftan da UKH (Uluslararası Komünist Hareket)nın durumunu araştırmaya başladı.<br />
<br />
1988’de TKP/ML taraftarlarıyla yakın ilişki içine girdi. Bu süreç sonucunda 1989’da bu hareketle örgütsel ilişkiye geçti. Avrupa alanı onu tatmin etmiyor, Türkiye’ye gelmek istiyordu. Nihayet bu dileği gerçekleşti ve İstanbula geldi. İstanbul’da bir süre sonra yakalandı. İşkencehanelerde tavrı netti. <br />
<br />
Mahkemelerde şöyle diyordu “Beni siz değil, enternasyonal proletarya yargılar.” 8 aydan sonra cezaevinden çıktı ve bir süre sonra asıl isteğine, kırlara kavuştu.<br />
1993 yılının Ocak ayı sonlarında TC güçlerinin attığı bir pusuya yoldaşlarıyla düştü. 3 gün süren çatışma sonucunda gerilla pusuyu yarmayı başarmıştı. <br />
<br />
Ancak yörede doğa koşulları oldukça ağırdı. Gerillaların üç günden beri sürdükleri çatışmada oldukça bitkin ve yorgun düşmüşlerdi. Aralarında yaralı olanlar da vardı. Bulundukları alanda köylere ulaşma hemen hemen imkansızdı. Gerilalar, uzun bir uğraştan sonra üslerine ulaşmalarına rağmen, yaralı olan gerillalara yardımcı olmak, mevcut imkânlar dahilinde yeterli olmadı. Barbara ve 5 savaşçı ölümsüzlüğe ulaştılar.<br />
<br />
<a href="http://proleter.net/barbara-anna-kirstler/" target="_blank">Barbara Anna Kirstler</a></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.sosyalistforum.net/olumsuzler/">Ölümsüzler</category>
			<dc:creator>proleter.net</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.sosyalistforum.net/olumsuzler/60108-daglarda-hepinize-savasacak-bir-mevzi-hazirlayacagiz-sizleri-bekliyoruz.html</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
